Theses supervised by Prof. Dr. Bilal Sambur
13 theses · Ankara Yıldırım Beyazıt University
Terror management and pro-social values: Does mortality salience facilitate forgiving only in-group transgressors?
The main goal of the current research was to examine the existential motivations that underlie forgiveness and punishment in the intergroup context. The personal importance of self-transcendence and self-enhancement values and the Social Dominance Orientation (SDO) were also investigated for their potential contributions to the moral judgment process. The results of 2 (Condition: Mortality Salience, Control) x 2 (Group Affiliation of the Transgressor: Out-Group, In-Group) MANCOVA and follow-up two ANCOVAs demonstrated a main effect of group affiliation of the transgressor. Participants were less forgiving towards and harsher in sentencing the in-group offender (M.H., a Turkish citizen) than the out-group offender (M. H., with a Syrian origin). Contrary to the expectations, mortality salience did not result in the heightened tolerance for the wrongful in-grouper. Higher scores on the self-enhancement values predicted lower levels of forgiveness. Additionally, penalty toughness was negatively predicted by the self-transcendence value, and positively by the self-enhancement value. The findings were discussed for their contributions to the related literature.
Dünya Bankası ve İslam Kalkınma Bankası'nın yoksullukla mücadele politikaları: 2002 sonrası Türkiye örneği
Yoksulluk, bugünkü en önemli sosyo-ekonomik problemlerinden biridir. Uluslar zengin veya fakir olsa dahi yoksulluk herzaman güncel kalmaya devam etmektedir. Başlangıçta yoksulluğun azaltılması uluslararası ekonomik kuruluşlar için öncelik olmamasına rağmen, uyguladıkları politikalara yapılan yoğun eleştiriler nedeniyle, bu kuruluşların zamanla önemli öncelikleri arasında yer almaya başlamıştır. Bu çalışmada, Dünya Bankası ve İslam Kalkınma Bankası küresel yoksullukla mücadele politikaları, yaklaşımları, stratejileri, etkinliği ve bunların nasıl değiştiği 2002 sonrası Türkiye bağlamında ele alınmış ve değerlendirilmiştir. Bunun için ilk önce yoksulluğun çeşitli tanımları ve ölçüm yöntemleri üzerinde durulmuştur. Ardından yoksulluk konulu raporlar incelenmiştir. Bunu takiben dünyada yoksulluğun boyutları gelir ve gelir dışı göstergeler ile araştırılmıştır. Yoksullukla mücadelede kalıcı bir çözüm için, bu sorunla mücadelede etkili politikaları içeren uluslararası işbirliğine ihtiyaç vardır. Uluslararası ekonomik kuruluşlar arasında bu işbirliği ve koordinasyonu sağlayabilecek en önemli kuruluşlar İslam Kalkınma Bankası ve Dünya Bankası'dır. Ancak, küresel yoksullukla mücadelede Dünya Bankası'nın öne çıkan çabaları tek başına yeterli değildir. Bu konuda yoksullukla doğrudan ilgili olan, İslam Kalkınma Bankası gibi kuruluşlar da Dünya Bankası'yla yoksulluk konusunda koordineli çalışmalar yapmalıdır. Bunun yanında, ulusal hükümetler de yoksulluğu önlemeyi gündemlerinin en başına koymalı ve kapsamlı yoksulluğu azaltma politikaları belirleyerek kararlılıkla uygulamaya çalışmalıdır.
Kamu yararına faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşu çalışanlarının gönüllülük motivasyon eğilimleri: TDV ve Türk Kızılay örneği
Bu çalışmanın konusu toplum yararına faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarında (STK) çalışanların gönüllülük motivasyonu ve gönüllülük motivasyonunu etkileyen faktörlerdir. Bu bağlamda çalışmanın amacı, toplum yararına çalışan, insani yardım faaliyetlerinde bulunan profesyonel veya gönüllü olarak hizmet veren kişilerin gönüllü olma eğilimleri artırmak, motivasyonlarını yükseltmek ve kamusal veya bireysel anlamda akademik bir farkındalık oluşturarak mevcut yapının tespitini yapmaktır. Bu çalışmada STK çalışanlarının gönüllülük motivasyon düzeyleri ve motivasyonlarını etkileyen etmenler tespit edildiğinden, elde edilen bilgiler hem daha sonra yapılacak benzer nitelikteki akademik çalışmalar için veri sunacak, hem de gönüllülük motivasyonlarını artırmaya yönelik çalışma yapacak uygulayıcılar için gönüllü motivasyonuna etki eden faktörler hakkında bilgi verecektir Tez çalışmasında, örnek olarak seçilen dernek ve vakıf çalışanlarının gönüllülük eğilimleri 51 sorudan oluşan ankete verilen cevaplar ile bu kurumlarda çalışan orta ve üst düzey yöneticilerle yapılan 9 sorudan oluşan gönüllülük motivasyon mülakat sorularının deşifre edilerek elde edilen bulguların değerlendirilmesi altında incelenmiştir. Araştırmanın sonucu; Türk Kızılay ve Türkiye Diyanet Vakfı çalışanları arasında gönüllülük motivasyon eğilimlerinde genel olarak bir farklılık bulunmadığı hem vakıf hem de dernek çalışanlarının gönüllülük motivasyonların yüksek ve birbirine yakın olduğu ancak alt faktörlerine göre değerlendirildiğinde ise birbirlerinde farklı motivasyonlara sahip oldukları tespit edilmiştir. Dernek çalışanlarının gönüllüğünü artıran faktörler kariyer ve fırsat, problem çözme ve takdir edilme iken vakıf çalışanlarının, gelişim ve katkı sunma, merhamet, toplumsal ilgi, empati ve acıma duygularının gönüllü olma nedenleri arasında daha ön planda olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Madde bağımlılığı ile mücadelede sivil toplum kuruluşları
Madde bağımlılığı ile mücadelede başarıya ulaşmak için mücadelenin bütüncül bir yaklaşımla sürdürülmesi gerekmektedir. Mücadele süreci koruyucu ve önleyici hizmetler, tedavi ve rehabilitasyon süreçlerinin ardından kişinin uyuşturucu maddeyi tekrar kullanmasının önlenmesi ve toplumsal hayata sosyal uyumunun tekrar sağlanmasını kapsamaktadır. Bu mücadelenin başarıya ulaşması için kamu kurum ve kuruluşlarıyla birlikte toplumun her kesiminin sürece dâhil olması gerekmektedir. Bu çalışma madde bağımlılığı ile mücadelede önemli bir aktör olan sivil toplum kuruluşlarının analizini yapıp, madde bağımlılığı ile mücadele yöntemlerini, bu kuruluşların madde bağımlılığı ile mücadelede kendine has yöntem ve örnek uygulamalarını görme, sivil toplum kuruluşlarının başarılarını, eksikliklerini, karşılaştıkları sorunları belirleyip, bu alanda sistemsel ve bireysel değerlendirme yapmak amacıyla yapılmıştır. Çalışmada nitel araştırma yöntemlerinden istifade edilmiş, bağımlılıkla mücadele alanında faaliyet gösteren 8 sivil toplum kuruluşunun temsilcisi ile derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Madde bağımlılığı ile mücadelede kamu kurumları, yerel yönetimler ve sivil toplum kuruluşlarının beraber hazırlayacakları ve birlikte yürütecekleri ortak projeler ile başarı daha ileri boyuta taşınabilir.
Positive prevention theory: The investigation of parenting styles as a predictor of optimisim
The aim of this study is to investigate the relationship between percieved parenting styles and optimism levels among university students. This study has been conducted with 513 university students from five different universities in Turkey. The results of the research demonstrate that the authouritative/democratic parenting style is a positive predictor of optimism while authoritarian parenting style is a negative predictor of optimism. Protective parenting style is found not to be a predictor of optimism. In addition, the results reveal that male students percieve their parents as more authoritarian and protective and the girl students are found to be more optimist than male students. Furthermore, the mother education level is found not to be a predictor of optimism, however the secondary school graduate father's children are found to be more optimist than university graduate /post-graduate father's children. The current study aims to make a contribution to the future research on parenting styles and optimism levels in Turkey. Keywords: Parenting styles, optimism, university students.
Feminist sivil toplum kuruluşlarının sosyal politika algısı
Dünyanın hala en önemli sorunlarından biri feminist kuramın bir söylemi olarak ataerkil yapının kadınların yaşam alanlarına, varlığına ve bütünlüğüne yaptığı kuşatmadır. Türkiye'de özellikle cumhuriyetin ilanı ile kadınların kazandığı haklar ve eşitlikçi söylemler gibi olumlu gelişmelerin yanı sıra toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve doğrusal sekülerleşmenin yaşanmamasından kaynaklı uyumsuzluk yaşanmaktadır. Her geçen gün kadınların hak temelli mücadeleleri siyasal, ekonomik ve hukuksal alanda devam etmektedir. Kadınlar fiilen var olamadıkları eşitlikçi haklar düzenine erkin rıza gösterdiği ve çizdiği alan kadar girebilmiştir. Sosyal politika alanı da kadınların bu hak arama mücadelesinin yarattığı insan hakları paralelinde gelişme göstermiştir. Birtakım hassas ya da özel gruplar için özel birtakım çalışmalar geliştirilmesi toplumsal alanda eşitliği ana merkeze alan sosyal politika disiplini kadınlara yönelik farklı yöntemler geliştirmiştir. Bu çalışmada Türkiye'de kadın hakları odağında aktif çalışan feminist sivil toplum kuruluşlarının (STK) sosyal politika algısı üzerine derinlemesine inceleme yapılarak nitel araştırma metodu uygulanmıştır. Araştırmada sivil toplum kuruluşlarının gerek yönetimsel gerekse sahadaki çalışmalarının, sosyal politikaların gelişmesinde ve kadın hak mücadelesinde hangi noktada olduğu hakkında bilgi edinme amacı ile yarı yapılandırılmış görüşme formu ile veri toplanmış ve toplanan verilerin içerik analizi yapılmıştır. Araştırmada elde edilen bulgular, Kadına Yönelik Sosyal Politikaların Yardım Odaklı Olması, Değişim ve Dönüşümün Tetikleyici Gücü Kadın, Kadına Yönelik Şiddetin Ana Akımlaşması, Her Alanda Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği, Kadın Odaklı Farkındalık, Kamuoyu Oluşturma Gücü ve Feminist Sivil Toplum Örgütleri ve Devlet İlişkisi başlıkları altında sunulmuştur. Anahtar kelimeler: sosyal politika, feminist sivil toplum kuruluşları, kadın hareketi.
COVID-19 pandemi sürecinde yaşlı politikası ve yaşlılar üzerindeki etkileri: Ankara ili Keçiören örneği
Covid-19 virüsünün ortaya çıkması ve Dünya Sağlık Örgütü tarafından pandemi ilanı ile birlikte tüm dünya sağlık alanında büyük bir problemle karşılaşmıştır. Covid-19 sağlık alanında ortaya çıkmasına karşın sosyal, kültürel, politik, ekonomik, eğitim, ulaşım gibi birçok alanda etkisini göstermiş ve hayatın olağan akışını etkilemiştir. Yaşlı bireyler ise Covid-19 virüsünün ölümcül etkisi bakımından dezavantajlı grup olarak öne çıkmıştır. Pandemi ile mücadele kapsamında otorite tarafından alınan kararlar sonucu yaşlılara yönelik uygulanan yaşlı politikalarının, yaşlılar üzerindeki etkileri hakkında araştırma bu konunun amacını oluşturmaktadır. Bu çalışmada pandemi politikalarından etkilenen yaşlı grup üzerinde derinlemesine inceleme yapılarak nitel araştırma metodu uygulanmıştır. Araştırmada pandemi sürecinde yaşlı politikası ve yaşlılar üzerinde etkilerinin anlaşılabilmesi amacı ile yarı yapılandırılmış görüşme formu ile veri toplanmış ve toplanan verilerin içerik analizi yapılmıştır. Araştırmada elde edilen bulgular, Sosyopsikolojik Etki, Sokağa Çıkma Kısıtlaması, Evde Hayat, Sosyokültürel Etki, Dijital Entegrasyon, Ekonomik Etki, Kısıtlamalar ve Ayrımcılık ve Pandemiye Farklı Bakış başlıkları altında sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Pandemi, Yaşlı, Yaşlı Politikası
Prejudice and its relation to the self-esteem of Yemeni university students in Turkey
The current study aims to examine the relationship between prejudice and self-esteem among Yemeni university students in Turkey. The differences on prejudice and self-esteem were also examined by gender, age, city of living, educational level, scholarship, academic specialization and academic achievement. The current study was conducted with 308 Yemeni university students studying in nine different Turkish cities. The prejudice scale and Rosenberg self-esteem scale were used to collect the data of study. Results have found that prejudice was negatively correlated with self-esteem. Prejudice is a major factor and has sub-factors, all of which are closely related. Moreover, it was found that there were significant differences on prejudice attributed to gender, age and scholarship, while the other variables did not show any differences on prejudice. There are also significant differences on self-esteem by gender and department of students, but the rest of the variables did not show significant differences on self-esteem. The findings of the study were discussed with the relevant literature.
Türkiye Cumhuriyeti devleti vatandaşlarının geçici koruma statüsündeki Suriyelilere yönelik prososyal davranışları ile dinî tutumları arasındaki ilişki: Ankara/Altındağ örneği
Araştırmamız, 2011 yılında Suriye'de başlayan iç savaş sebebiyle ülkelerini terk ederek Türkiye'nin Ankara/Altındağ ilçesine gelen Suriyeli göçmenlere bu ilçede yaşayan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının dini motivasyonla yaptıkları prososyal davranışları konu almaktadır. Çalışmamız nicel bir araştırma olmakla birlikte "Kuramsal Çerçeve" bölümünde literatür incelemesine dayalı anlama, anlamlandırma, karşılaştırma, ilişkilendirme, analiz, yorumlama ve değerlendirme yöntem ve teknikleri kullanılmıştır. Bu çalışmada Ankara/Altındağ ilçesinde ikamet eden Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının yine bu bölgedeki Suriyeli göçmenlere dindarlık etkisiyle prososyal davranışta bulunmayı destekleyip desteklemedikleri, destekliyorlarsa bunun nasıl ve hangi ölçülerde olduğu tespit eedilmeye çalışıldı. Tez çalışmamız Giriş ve Sonuç bölümleri dâhil beş bölümden oluşmaktadır. "Kuramsal Çerçeve" başlıklı ikinci bölümde Suriyelilerin iç savaş sebebiyle Türkiye'ye gerçekleştirdikleri zorunlu göç; uluslararası koruma kavramı ve Türkiye'deki Suriyelilerin statüsü; Ankara/Altındağ sınırları içindeki Suriyeliler olgusu incelendi. Ayrıca prososyal davranış olarak yardım etme kavramı ve bununla ilgili sınıflandırma, yaklaşım ve etkili faktörler ele alındı. Üçüncü olarak dinlerin yardım etmeye bakışı ve dindarlık ile yardım etme arasındaki ilişki çeşitli açılardan incelendi. "Dini Motivasyonla Suriyelilere Prososyal Davranış Anketi" ifadelerinde değişkenler bazında farklılık olup olmadığını test etmek için "İki Değişken İçin Ki-Kare Testi" kullanıldı. "Bulgular ve Yorumlar" başlıklı dördüncü bölümde, katılımcılara uygulanan 20 maddelik anket ifadelerine 5'li likert çerçevesinde sağlanan katılım düzeyleri, kişisel bilgi formunda belirtilen yedi değişkene göre analiz edildi, yorumlandı ve değerlendirildi. Araştırmamızın bulgularından, Ankara/Altındağ ilçesinde yaşayan yerel halkın Suriyeli göçmenlere prosoyal davranış konusunda büyük ölçüde olumlu yaklaştıkları, onlara her türlü prososyal desteği sağlamaya istekli oldukları anlaşılmaktadır. Her değişken içindeki grupların ifadelere genellikle yüksek veya orta düzeyde, bazı grupların ise daha düşük seviyede destek verdikleri görüldü. Suriyeli kadın ve çocukların istismar edilmemesi için onları korumayı dini bir görev kabul etme; Suriyelilere bir haksızlık yapıldığında rahatsız olma; çalışan Suriyelilere hak ettikleri ücretin ödenmesini dini bir görev sayma; ihtiyaç sahiplerine yardımı teşvik eden ayet ve hadislerden etkilenerek Suriyelilere hayırda bulunmaya yönelme; Suriyelileri ötekileştirmenin din ile bağdaşmadığını düşünme, en yüksek katılım alan maddelerdir. "Ülkemize sığınmış Suriyelileri yük olarak görmüyorum." ve "Suriyelileri seviyorum." maddelerine verilen düşük katılım, bu bölgedeki Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarında Suriyeli göçmenlere karşı bir antipati oluştuğunu ima etmektedir.
Göç olgusuna teorik bir bakış
Bireyin veya toplulukların, coğrafik anlamda yer değiştirme eylemi göç olarak tanımlanmaktadır. Göç olgusunun yüzyıllardan beri süregelmiş varlığı içerisinde yer değiştirme eylemlerini görmek mümkündür. Ancak yer değiştirme hareketini kabul etmekle beraber, göç olgusunun geçen zaman içerisinde gelişip farklı anlamlar, farklı nitelikler kazandığı ve çeşitli kavramlar ürettiği aşikârdır. Toplumsal yapıdaki değişimin göstergelerinden biri göçtür. Ekonomik, sosyal ve siyasal sebep ve sonuçları olan göç, ülke içi ve ülkeler arasında meydana gelen bir olgudur. Çalışmanın konusu, ülke içinde ortaya çıkan iç göçlerin ekonomik nedenlerini teorik olarak belirlemektir. Sosyo-ekonomik düzeyi düşük olan ailelerin geçindiremeyecek kadar çocuk sahibi olmaları hızlı nüfus artışına bağlı olarak göçe neden olmaktadır. Tarımın büyük ölçüde makineleşmesi, toprak sahiplerinin insan gücüne olan ihtiyacını azaltmıştır. Sanayileşme, devletin yanlış politikalarından ve kaçınılmaz doğal nedenlerden dolayı özellikle belirli metropollerin bazı bölge ve şehirlere göre orantısız bir şekilde daha fazla gelişmesine neden olmuştur. Ekonomik, sosyal, kültürel gibi faktörlerin etkisiyle gerçekleşen göç olgusu, yarattığı sonuçlar neticesinde göç veren ve göç alan merkezleri etkilemektedir. Bu etkileşim neticesinde göç kavramı varlığını sürdürmüş ve neticede her ülkede var olan bir olgu haline gelmiştir. Türkiye'de 1950'li yıllardan sonra yoğun olarak içgöç hareketi yaşanmış ve zaman içerisinde çeşitli süreçlerden geçmiştir. Günümüzde de içgöç hareketi Türkiye'de varlığını yoğun olarak sürdüren bir kavramdır. Bu çalışma sonucunda göç ile bir çok çalışma yapılabilir. Göç edenlerin kültürel değişimleri ile kültürel erozyon algıları ile ilişki incelenebilir.
Göç olgusuna teorik bir bakış
Bireyin veya toplulukların, coğrafik anlamda yer değiştirme eylemi göç olarak tanımlanmaktadır. Göç olgusunun yüzyıllardan beri süregelmiş varlığı içerisinde yer değiştirme eylemlerini görmek mümkündür. Ancak yer değiştirme hareketini kabul etmekle beraber, göç olgusunun geçen zaman içerisinde gelişip farklı anlamlar, farklı nitelikler kazandığı ve çeşitli kavramlar ürettiği aşikârdır. Toplumsal yapıdaki değişimin göstergelerinden biri göçtür. Ekonomik, sosyal ve siyasal sebep ve sonuçları olan göç, ülke içi ve ülkeler arasında meydana gelen bir olgudur. Çalışmanın konusu, ülke içinde ortaya çıkan iç göçlerin ekonomik nedenlerini teorik olarak belirlemektir. Sosyo-ekonomik düzeyi düşük olan ailelerin geçindiremeyecek kadar çocuk sahibi olmaları hızlı nüfus artışına bağlı olarak göçe neden olmaktadır. Tarımın büyük ölçüde makineleşmesi, toprak sahiplerinin insan gücüne olan ihtiyacını azaltmıştır. Sanayileşme, devletin yanlış politikalarından ve kaçınılmaz doğal nedenlerden dolayı özellikle belirli metropollerin bazı bölge ve şehirlere göre orantısız bir şekilde daha fazla gelişmesine neden olmuştur. Ekonomik, sosyal, kültürel gibi faktörlerin etkisiyle gerçekleşen göç olgusu, yarattığı sonuçlar neticesinde göç veren ve göç alan merkezleri etkilemektedir. Bu etkileşim neticesinde göç kavramı varlığını sürdürmüş ve neticede her ülkede var olan bir olgu haline gelmiştir. Türkiye'de 1950'li yıllardan sonra yoğun olarak içgöç hareketi yaşanmış ve zaman içerisinde çeşitli süreçlerden geçmiştir. Günümüzde de içgöç hareketi Türkiye'de varlığını yoğun olarak sürdüren bir kavramdır. Bu çalışma sonucunda göç ile bir çok çalışma yapılabilir. Göç edenlerin kültürel değişimleri ile kültürel erozyon algıları ile ilişki incelenebilir.
Göç olgusuna teorik bir bakış
Bireyin veya toplulukların, coğrafik anlamda yer değiştirme eylemi göç olarak tanımlanmaktadır. Göç olgusunun yüzyıllardan beri süregelmiş varlığı içerisinde yer değiştirme eylemlerini görmek mümkündür. Ancak yer değiştirme hareketini kabul etmekle beraber, göç olgusunun geçen zaman içerisinde gelişip farklı anlamlar, farklı nitelikler kazandığı ve çeşitli kavramlar ürettiği aşikârdır. Toplumsal yapıdaki değişimin göstergelerinden biri göçtür. Ekonomik, sosyal ve siyasal sebep ve sonuçları olan göç, ülke içi ve ülkeler arasında meydana gelen bir olgudur. Çalışmanın konusu, ülke içinde ortaya çıkan iç göçlerin ekonomik nedenlerini teorik olarak belirlemektir. Sosyo-ekonomik düzeyi düşük olan ailelerin geçindiremeyecek kadar çocuk sahibi olmaları hızlı nüfus artışına bağlı olarak göçe neden olmaktadır. Tarımın büyük ölçüde makineleşmesi, toprak sahiplerinin insan gücüne olan ihtiyacını azaltmıştır. Sanayileşme, devletin yanlış politikalarından ve kaçınılmaz doğal nedenlerden dolayı özellikle belirli metropollerin bazı bölge ve şehirlere göre orantısız bir şekilde daha fazla gelişmesine neden olmuştur. Ekonomik, sosyal, kültürel gibi faktörlerin etkisiyle gerçekleşen göç olgusu, yarattığı sonuçlar neticesinde göç veren ve göç alan merkezleri etkilemektedir. Bu etkileşim neticesinde göç kavramı varlığını sürdürmüş ve neticede her ülkede var olan bir olgu haline gelmiştir. Türkiye'de 1950'li yıllardan sonra yoğun olarak içgöç hareketi yaşanmış ve zaman içerisinde çeşitli süreçlerden geçmiştir. Günümüzde de içgöç hareketi Türkiye'de varlığını yoğun olarak sürdüren bir kavramdır. Bu çalışma sonucunda göç ile bir çok çalışma yapılabilir. Göç edenlerin kültürel değişimleri ile kültürel erozyon algıları ile ilişki incelenebilir.
Investigating the frequency, causes and results of school vandalism according to the views of secondary students and teachers
The aim of the current study was to explore the frequency, causes and results of school vandalism according to the views of secondary students and teachers. The study was conducted at three secondary schools in three different towns (Altındağ, Çankaya and Mamak) in Ankara as the location of school is thought to have influence on the frequency and causes of school vandalism. In the framework of the study, the views of 397 students and 59 teachers regarding the frequency, causes and results of school vandalism were taken via questionnaires developed by the researcher. The data were analyzed by using percentage and frequency tables and Cramer's V correlation (association) coefficient. The results indicated that male students are more likely to get involved in vandalistic acts. Moreover, as the grades of the students increase, the probability of committing school vandalism increases. The most frequently occurring type of vandalism was found to be "giving harm to desks and tables" while the least frequently occurring type of vandalism was "taking friends' or school's materials home without permission". It was also found out that students basically conduct vandalistic acts for seeking joy and fun. According to students and teachers, school vandalism causes the other students to aspire to behave like vandals. It was also found out that school location showed a significant association with the frequency of some vandalistic acts and several causes of school vandalism. The findings of the study were discussed with the relevant literature. Keywords: Vandalism, school vandalism