Prof. Dr. Davut Özbağ danışmanlığındaki tezler

10 tez · İnönü University

DoktoraAçık ErişimTR

Kolorektal kanserli hastalarda anatomik lokalizasyona bağlı olarak klinik ve patolojik bulguların incelenmesi

Amaç: Kolorektal kanser tanısı almış ve operasyon geçirmiş hastaların tümörlerinin anatomik lokalizasyonunu sağ kolon ve sol kolon olmak üzere tasnif edip klinik ve patolojik özelliklerini de değerlendirerek bu bulguların sağ kalım sürelerini ve hastalığın prognozunu nasıl etkilediğini belirlemeyi amaçladık. Materyal ve Metot: Çalışmamızda 19.06.2009 ile 15.08.2019 tarihleri arasında İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi Genel Cerrahi polikliniğine başvurmuş ve kolorektal kanser tanısı alarak opere edilmiş 521 hastanın dosyaları retrospektif olarak incelendi. Hastaların yaş, cinsiyet, genetik yatkınlık, tümörün evresi, cerrahi sınırlara (distal ve proksimal) uzaklığı, boyutu, lenf nodu sayısı, metastaz yapan organlar, kolon makroskopik özellikleri, kemoterapi ve sağ kalım gibi verileri karşılaştırıldı. Bulgular: Hastaların % 42.6 kadın ve % 57.4 erkekti. Tüm hastaların yaş ortalaması 59.79; kadınların yaş ortalaması 60.39±1.023, erkek hastaların yaş ortalaması ise 59.35±1.800'dü. Kolorektal kanserin en fazla olduğu anatomik bölgeler rectum, colon sigmoideum ve caecum'du. Hastaların % 40.5 sağ kolon yerleşimli tümöre sahipken % 59.5 sol kolon yerleşimli tümöre sahipti. Bu hastalarda distal cerrahi sınır (p=0.002), proximal cerrahi sınır (p=0.001), tümör boyutu (p=0.001) ve çıkarılan lenf nodu sayısı (p=0.002) verileri değerlendirildiğinde aralarında anlamlı farklar vardı. Sağ kolondaki ortalama sağ kalım 71.499±3.589 ay, sol kolonda ise 71.121±2.953 ay olarak bulundu. En uzun sağ kalım colon ascendens'te 76.856±6.117 ay iken en kısa sağ kalım flexura coli dextra'da 57.399±4.671 ay olarak hesaplandı. Sonuç: Kolorektal kanserde tümörün anatomik lokalizasyonunun hastalığın bulguları, seyri, tedavi seçenekleri ve sağ kalım durumu gibi klinik farkları belirlemede önemli bir yere sahip olabileceğini düşünmekteyiz.

Anatomik özelliklerKanser hastalarıKolorektal neoplazmlar+2
Sevda Canbay Durmaz
İnönü University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
DoktoraAçık ErişimTR

Nazal septum deviasyonuyla yüz asimetrisinin gelişimi arasındaki ilişkinin yaşa bağlı olarak antropometrik ölçümlerle değerlendirilmesi

Amaç: Septum Deviasyonu (SD) sonucu gelişen yüz asimetrisinin yaşa, cinsiyete, etkilenme derecesine, etkilenme alanına bağlı değişimi ile SD'nin vücut somatotipine ve kraniofasiyal morfolojiye etkisinin belirlenmesi amaçlandı. Materyal ve Metot: Tıp Fakültesi Anatomi Anabilim Dalı ile Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi KBB polikliniğinde gerçekleştirilen çalışmaya 9-13 yaş grubunda 27 kişi, 14-18 yaş grubunda 44 kişi, 19-23 yaş grubunda 44 kişi, kontrol grubunda 56 kişi olmak üzere 171 gönüllü (90 erkek, 81 kadın) katıldı. Katılımcılardan 11 fotometrik (fotoğraflarından), 16 antropometrik (vücutlarından) toplam 27 ölçüm alındı. İstatistiksel analizlerde, ikili karşılaştırmalarda Mann-Whitney U testi, Bağımlı-bağımsız örneklerde t testi, Wilcoxon testi, asimetrilerin değerlendirmelerinde ki kare testleri ve ROC analizi uygulandı. Bulgular: SD, yüz asimetrisi oluşumunu etkilemektedir fakat sağlıklı insanlardaki asimetri oranlarına göre istatistiksel olarak anlamlı değildir (p˃0.05). Fotometrik ölçümlerde yüzün 1/3 orta kısmının horizontal uzanan parametrelerinde asimetriler belirlendi. Parametrelerin yüz asimetrisini belirleme etkisine göre sıralaması Alare-Zygion, Alare-Subnasale, Cheilion-Gonion, Exocanthion-Cheilion, Midsagittal plan-Zygion, Zygion-Cheilion, Zygion-Gonion, Subalare-Cheilion, Glabella-Exocanthion'dir. SD derecesinin, asimetri oluşturmada sadece 14-18 yaşları arasında (ergenlik döneminde) etkili olduğu, tüm SD hastalarında ise asimetri gelişiminin, istatistiksel olarak yaş ve cinsiyete bağlı olmadığı belirlendi (p˃0.05). Yüzün üst ve alt 1/3'ü ile kranial antropometrik ölçümlerinde, kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı fark yoktur (p˃0.05). Çalışmamızda SD'li hastalarda, SD'li asimetrik hastalarda ve kontrol grubunda; kadınlarda endomorf, erkeklerde mezomorf somatotipinin baskın olduğunu, SD'nin somatotipi etkilemediğini ve somatotipin yaş ile değişmediği belirlendi. Sonuç: Sağlıklı insanlarda da yüz asimetrileri olduğundan asimetri çözümünün sadece SD'yi gidermekte olmayacağını, SD'de yüz asimetrisinin gelişimi yaş ve cinsiyetten etkilenmediğinden sadece asimetri için erken yaşlarda cerrahinin planlanmaması gerektiğini düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Kraniyofasiyal antropometri, Nazal Septum Deviasyonu, Somatotip, Yüz asimetrisi

AntropometriBurunBurun deformiteleri+4
Muhammed Furkan Arpacı
İnönü University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Menopoz öncesi ve menopoz sonrası dönemlerdeki gonartrozlu hastalarda konservatif fizik tedavi yöntemleri öncesi ve sonrası propriosepsiyon, denge ve ağrı değişiminin değerlendirilmesi

Amaç: Menopoz öncesi ve menopoz sonrası dönemlerdeki gonartroz hastalarına uygulanan fizik tedavi yöntemlerinin ağrı, denge ve propriosepsiyon duyusuna olan etkisini değerlendirerek farklı yaş gruplarındaki hastaların tedaviye yanıtlarını karşılaştırmaktır.. Materyal ve Metot: İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Anatomi Anabilim Dalı ile Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi FTR ünitesinde gerçekleştirilen çalışmaya menopoz öncesi dönemde olan 40-44 yaş grubu 27, 45-49 yaş grubu 30, menopoz sonrası dönemde olan 50-54 yaş grubu 26, 55-59 yaş grubu 27 gonartrozlu kadın hasta katıldı. Gönüllülere antropometrik ölçümler yapılarak, egzersiz ve elektroterapi uygulandı. Tedavi öncesi ve sonrası VAS, OLST, WOMAC ve propriosepsiyon ölçümleri yapılarak ağrı, denge, fonksiyonel yeterlilik ve yaşam kaliteleri değerlendirildi. İstatistik analizlerde Pearson ki-kare testi, Wilcoxon testi, Bağımlı örneklem t testi, Kruskal Wallis testi ve Tek Yönlü Varyans analizi testi. Çoklu karşılaştırmalarda Tukey testi ve Conover testi kullanıldı. Bulgular: Menopoz öncesi ve sonrası yaş gruplarındaki hastalarda tedavi sonrası ölçülen tüm değişkenler, tedavi öncesine göre istatistiksel açıdan anlamlıdır. Yaş grupları arasındaki değişkenlerin, VAS, OLST, WOMAC skorlarında yaşa bağlı istatistiksel olarak anlamlı fark vardır. Yaş grupları arasındaki propriosepsiyon değerlerinde ve somatotipin yaş grupları ile ilişkisinde istatistiksel olarak anlamlı fark yoktur. Sonuç: Menopoz öncesi ve menopoz sonrasındaki tüm yaş gruplarında uygulanan egzersiz ve elektroterapi tedavisi; ağrının azalmasında, denge, propriosepsiyon ve yaşam kalitesinin arttırılmasında özellikle erken yaşlarda etkili bir tedavi protokolüdür. Anahtar Kelimeler: Gonartroz, Osteoartrit, Propriosepsiyon, Konservatif Fizik Tedavi, Menopoz, Somatotip

AğrıDengeEklem hastalıkları+5
Cumali Erdem
İnönü University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
DoktoraAçık ErişimTR

Rotator manşet yırtığı olan hastaların somatotiplerinin ve antropometrik ölçümlerinin değerlendirilmesi

Rotator Manşet Yırtığı Olan Hastaların Somatotiplerinin ve Antropometrik Ölçümlerinin Değerlendirilmesi Amaç: Bu çalışmada somatotipin rotator manşet yırtığı ile ilişkisini gözlemleyeceğimizi ve fizyoterapi sonrası ağrı ve normal eklem hareketi bakımından etkisini görebileceğimizi düşündük. Materyal ve Metot: Çalışmamıza 2020–2021 yıllarında Tekirdağ Devlet Hastanesinde RMY tanılı 84 hasta dahil edildi. Hastaların 43'ü kadın, 41'i erkekti. Katılımcılar yaş ve cinsiyete göre gruplandırılarak değerlendirildi. Hastaların ağrı için VAS, omuz fonksyonu için WORC, SPADI ve Quick Dash skorları ve NEH değerleri ölçüldü. İlgili antropometrik ölçümler yapıldı. Somatotip için Heath-Carter yöntemi kullanıldı. Bulgular: Hastaların 64'ü (%76) endomorfik-mezomorf somatotipteydi. 14 hasta (%17) mezomorf-endomorf, 4 hasta (%5) mezomorfik-endomorf, 1 hasta (%1) dengeli mezomorf ve 1 hasta (%1) ektomorfik-endomorf somatotipti. Erkeklerde 32 hasta (%78) endomorfik-mezomorf, 8 hasta (%19.5) mezomorf-endomorf ve 1 (%2.5) hasta ise dengeli-mezomorf somatotipti. Kadınlarda 32 hasta (%74.4) endomorfik-mezomorf, 6 hasta (%13.9) mezomorf-endomorf, 4 hasta (% 9.3) mezomorfik-endomorf ve 1 hasta (%2.3) ektomorfik-endomorf somatotipti. 45 yaşından küçük olanların %71.4'ü ve 45-55 yaşında olanların %50'si parsiyel yırtıkken 56-65 yaşında olanların %80'i ve 65 yaşında büyük olanların %76.5'i tam kat yırtık olarak elde edildi. Sonuçlar: RMY hastalarının cinsiyet farketmeksizin somatotiplerinin mezomorfik ağırlıklı vücut tipine sahip olduklarını gözlemledik. Mezomorfik vücut tipine sahip bireyler, farklı vücut tipine sahip bireylerden daha fazla RMY olma ihtimaline sahiptirler. Çalışmamıza göre RMY'nin cinsiyete göre prevalansının değişmediğini düşünüyoruz. Anahtar Kelimeler: Rotator manşet yırtığı, somatotip, antropometri

AntropometriRotator manşetSomatotipler
Fatih Çavuş
İnönü University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kronik sinüzit ve septum deviasyonu olan hastalardaki sefalometrik değişimlerin bilgisayarlı tomografi ile değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışma Kronik sinüzitli (KS), septum deviasyonlu (SD) hasta bireylerin ve kontrol grubu (KG) olarak kullanılacak sağlıklı bireylerin sefalometrik ölçümlerinin nasıl değişim gösterdiğinin Bilgisayarlı Tomografi (BT) ölçümleri ile belirlenmesi amaçlanmıştır. Materyal ve Metot: Çalışma İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Anatomi Anabilim Dalı ve Turgut Özal Tıp Merkezi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Radyoloji Anabilim Dalı'nda gerçekleştirildi. Çalışmamız 20-51 yaş arasında değişen toplam 153 (77 kadın, 76 erkek) hastadan alınmış paranasal BT görüntüleri kullanılarak retrospektif olarak değerlendirildi. Çalışmaya dâhil edilen her BT görüntüsünde toplam 15 sefalometrik parametre değerlendirildi. Verilerin normal dağılıma uygunluğu Kolmogorov Smirnov testi ile incelendi. KS, SD ve KG'ndaki hastaların aynı yaş gruplarını karşılaştırmak için verilere Kruskall Wallis H testi uygulandı. Aynı grup içindeki hastaların karşılaştırılması için verilere Mann Whitney U testi uygulandı. Bulgular: Erkek ve kadın hastaları karşılaştırdığımızda analiz sonuçlarına göre KS'ligrupta,Sna-EgT Snp-EgT, Sna-H, Snp-H, SMVÇ-R, MSM; SD' ligrupta,Sna-Snp, Sna-EgT, Snp-EgT, Sna-H, Snp-H, SMH-R, SMH-L SMVÇ-R, SMTÇ-L, SMVÇ-Lve KG iseSna-EgT, Snp-EgT, Sna-H, Snp-H parametrelerinde anlamlı fark olduğu belirlendi (p<0.05). KS, SD ve KG' ndaki 20-35 ve 36-51 Yaş arası erkekleri 3'lü karşılaştırdığımızda MPA-R, SMH-L, SMTÇ-L,SMVÇ-L, MPA-R parametrelerinde anlamlı fark bulundu(p<0.05). KS, SD ve KG' ndaki 20-35 ve 36-51 yaş arası kadınları 3'lü karşılaştırdığımızda ise SMVÇ-L parametresinde anlamlı fark bulundu (p<0.05). Sonuç: Sefalometrik analizlerimiz sonucu belirli parametrelerin KS ve SD hastalıklarında anatomik yapılar ile ilgili değerlendirmelerde uzmanlara kolaylık sağlayabileceğini düşünmekteyiz. Anahtar kelimeler: Kronik sinüzit, septum deviasyonu, sefalometri, bilgisayarlı tomografi

Nazal septumSefalometriSinüzit+1
Merve Aslanöz
İnönü University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Diyabet, hipertansiyon ve obezite tanısı alan hastalarda total beyin hacmi ve lateral ventrikül hacminin manyetik rezonans görüntüler ile otomatik beyin volumetri sisteminde karşılaştırılması

Amaç: Bu çalışmayı diyabet, hipertansiyon ve obezite tanısı konmuş bireyler ile sağlıklı bireyler karşılaştırıldığında beyin ve lateral ventrikül hacimlerinde nasıl bir değişiklik meydana geldiğini araştırmak amacıyla planladık. Materyal Metot: Retrospektif olarak yapılan çalışmada 111 (56 kadın, 55 erkek) bireyin Manyetik Rezonans Görüntüleri kullanıldı. Çalışmaya 30 diyabet, 30 hipertansiyon, 20 obezite ve 31 sağlıklı birey dahil edildi. Hacim ölçümleri VolBrain yöntemi ile yapıldı. Analizlerde IBM SPSS Statistics 26.0 programı kullanıldı. Bulgular: Tanıya göre ayrılan bireyler cinsiyetler açısından karşılaştırıldığında diyabet ve hipertansiyon grubunda erkek grubunda kadınlara göre beyin, beyaz cevher ve gri cevher hacminde; obezite ve sağlıklı grubunda ise sadece beyin hacminde yine erkek grubunda kadınlara göre istatistiksel açıdan pozitif yönde bir anlamlılık belirlenmiştir. Hacim değişikliğinin sebebinin sadece hastalık kaynaklı mı yoksa cinsiyetler arası bir farklılığa bağlı olup olmadığını anlamak için yapılan karşılaştırmada ise erkeklerde beyin hacmi, beyaz cevher ve gri cevher hacminde kadınlara göre pozitif yönde istatistiksel açıdan anlamlılık tespit edilmiştir. Sonuç: Diyabet, hipertansiyon ve obezite grubunda yer alan hastaların total beyin, lateral ventriküller, beyaz ve gri cevher gibi yapılarında hacimsel olarak meydana gelen değişiklikleri sağlıklı gruptaki bireyler ile karşılaştırarak literatüre katkıda bulunabileceğimizi düşünmekteyiz.

BeyinDiabetes mellitusHipertansiyon+3
Damla Bilge
İnönü University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

Serebral palsi'li hastaların farklı klinik tiplerinde thorax deformitelerinin incelenmesi

Amaç: Birden fazla sistemi etkileyebilen SP'nin farklı klinik tiplerinde cinsiyete göre toraks deformitelerini incelemeyi, fonksiyonellik düzeylerini belirlemeyi ve antropometrik ölçümler açısından sağlıklı bireylerle aralarındaki farklılıkları ortaya koymayı amaçladık. Materyal ve Metot: Çalışmamız 6-12 yaş aralığındaki 154 (91 erkek, 63 kadın) SP hastası ve 40 (20 erkek, 20 kadın) sağlıklı bireyle yapılmıştır. Hastalardan demografik bilgiler, SP klinik tipi, sekonder bulgular, solunum tipi ve sayısı, toraks deformite durumu, antropometrik ölçümler ve bağımsızlık düzeylerine ait bilgiler alınmıştır. Antropometrik ölçümler için mezura ve kumpas kullanılmıştır. Bulgular: SP'nin klinik dağılımına baktığımızda en fazla spastik tip görülmekte olup kadınlarda %50.79 ve erkeklerde %67.03 oranındadır. Spastik tip hastalarda ise kadınlarda en fazla quadriplejik ve erkeklerde hemiplejik tip tutulum görülmüştür. Hastalığa en çok mental retardasyon olmak üzere sekonder problemler eşlik etmektedir. Hastaların ortalama solunum sayıları sağlıklı bireylere göre düşük ve en çok kombine solunum tipi görülmüştür. Toraks deformitelerine bakıldığında göğüs ön duvarında en fazla PE (%9.52 kadın ve %16.48 erkek) deformitesi görülürken spinal deformitelerde skolyoz (%26.98 kadın ve %21.98 erkek) görülmüştür. Hastalar en fazla GMFCS seviye II'de yer alırken ambulasyon düzeyine göre en fazla Grup 1'de yer almaktadır. Torakal deformiteler Grup 2'deki hastalarda daha çok görülmüştür. Hastaların antropometrik ölçümleri sağlıklı bireylere göre düşük çıkmıştır. Grup 1, Grup 2 ve sağlıklı gruplar arasında da antropometrik ölçümler açısından anlamlı bir fark bulunmuştur. Sonuç: Çalışmamız bize SP'li hastalarda solunumun, antropometrik ölçümlerin, kas-iskelet sisteminin ve fonksiyonellik düzeylerinin SP'den etkilendiğini göstermiştir. Bu nedenle uzmanların düzenli antropometrik ve solunum ölçümleriyle hastaları takip etmelerinin oluşabilecek problemlerin önüne geçmelerinde ve tedavi programının belirlenmesinde yardımcı olacağını düşünmekteyiz. Anahtar kelimeler: Antropometri, GMFCS, Serebral Palsi, solunum, toraks deformitesi.

AntropometriSerebral palsiSolunum+2
Selma Solgun
İnönü University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

18 yaş üzeri sağlıklı bireylerde aşil tendonunun ultrasound görüntüleme yöntemi ile morfometrik özelliklerinin incelenmesi

Amaç: Bizim bu çalışmadaki amacımız; 1-Daha önce herhangi bir ortopedik cerrahi geçirmemiş, ayak bileği bölgesini ilgilendiren fraktür, deformite, anomalisi olmayan, herhangi bir sistemik rahatsızlığı bulunmayan 18 yaş üzeri sağlıklı bireylerde USG ile aşil tendon boyutlarının normal değerlerini ortaya koymak, 2-Yaş, cinsiyet, kilo, boy, sağ ayak-sol ayak, sigara içen-içmeyen, spor yapan-yapmayan değişkenlerine bağlı olarak aşil tendon boyutlarındaki olası değişiklikleri göstermek, 3-Bu sonuçların antropometrik ölçümlerle ilişkisini göstermektir. Materyal ve Metot: Öncelikle gönüllülerin yaş, cinsiyet, sigara, dominant ayak ve spor yapıp yapmama durumlarını kaydettik. Daha sonra boy, kilo, VKİ, göbek çevresi, basen çevresi, alt taraf uzunluğu, uyluk çevresi, alt bacak uzunluğu, diz çevresi, sural çevre, ayak bileği çevresi, ayak uzunluğu ve ayak genişliği ölçümlerini aldık. Ardından USG ile aşil tendonunun kalınlık, genişlik, alan ve uzunluk ölçümlerini aldık. Bulgular: Erkeklerin aşil tendon genişlik, kalınlık, alan ve uzunluk ortalamaları bayanların bu parametre ortalamalarından istatistiksel olarak daha yüksek bulundu. Sağ tarafın ortalama tendon genişlikleri, kalınlıkları, alanları ve uzunlukları ile sol tarafın ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamadı. Spor yapanlar ve yapmayanlar arasında aşil tendon boyutları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptandı. Sigara içen ve içmeyenler arasında aşil tendon boyutları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptandı. 18-29 yaş aralığındaki gönüllülerin aşil tendon boyutları diğer yaş guruplarından düşük bulundu. Antropometrik ölçümlerden kilo ve VKİ ile tendon boyutları arasında pozitif yönlü orta bir korelasyon tespit edildi. Sonuç: Bulgularımız yaşadığımız bu yöre için bir veri tabanı oluşturacaktır. Yaş, cinsiyet, spor, sağ-sol ayak ve sigara kullanımı ile ilgili elde ettiğimiz değişim bulgularının kliniğe katkıda bulunacağını düşünüyoruz.

AntropometriAşil tendonuMorfometri+3
Mustafa Canbolat
İnönü University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2014
10
DoktoraAçık ErişimTR

Mallampati skoru ile farklı somatotiplerin antropometrik ölçümleri arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Amaç: Modifiye Mallampati skoru (MMS) ile farklı somatotiplerin mallampati skoruna etki eden antropometrik ölçümleri arasındaki ilişkisini değerlendirmeyi amaçladık. Materyal ve metot: Amerikan Anesteziyoloji Topluluğu (ASA) fiziksel sınıflamasına göre grup 1-2 olan, elektif şartlarda genel anestezi altında ameliyat edilecek, 18-70 yaş arası 155 erkek 155 kadın hasta çalışmaya dahil edildi. Hastaların demografik verileri ve MMS kaydedildi. Tiromental mesafe (TMM), sternomental mesafe (SMM), hyomental mesafe (HMM) ölçümleri, horizontal mandibula uzunluğu (HMU), üst dudak ısırma testi (ÜDIT), boyun ekstansiyonu ölçümü, boyun çevresi ölçümü, biakromial mesafe ölçümü ve toraks antropometrik ölçümleri kaydedildi. 'Heath ve Carter' metoduna göre somatotipleri belirlemek için antropometrik ölçümler alındı. Somatotipler "Somatotype for Windows 1.2.6 Trial Version" programı ile belirlendi. Verilerin istatistiksel analizi SPSS 22.0 paket programında yapıldı. Bulgular: Erkek ve kadınlarda beş farklı somatotip karakteri tespit edildi. Cinsiyetler arasında demografik veriler açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmadı (p≥0.05). Beş farklı somatotip karakterindeki erkeklerde yaş, vücut kitle indeksi (VKİ), MMS, boyun çevresi ölçümü, boyun ekstansiyon ölçümü, TMM, SMM, HMM, biakromial mesafe ölçümü ve toraks derinliği ölçümlerinde, kadın somatotip gruplarında erkeklerdekine ek olarak toraks genişliği ölçümünde de istatistiksel olarak anlamlı farklılık olduğu tespit edildi (p<0.05). Sonuç: Bu çalışma ile MMS ve antropometrik ölçümler ile birlikte kullanılacak somatotip karakteri analizinin preoperatif değerlendirmede istatistiksel olarak anlamlı bir yeri olabileceği ortaya konuldu. Anahtar Kelimeler: Antropometri, Modifiye Mallampati Skoru, Somatotip, Zor Entübasyon

AntropometriEntübasyonEntübasyon-intratrakeal+2
Şeyma Toy
İnönü University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
DoktoraAçık ErişimTR

Ratlarda bleomisin ile oluşturulan akciğer fibrozisinded vitamini takviyesi ve yüzme egzersizinin antiinflamatuar ve antifibrotik etkisi

Amaç: Bu çalışma ile deneysel pulmoner fibrozis'de; D vitamini takviyesi ile fibrozis oluşumu ve gelişen inflamasyonu azaltmak hedeflenmektedir. Materyal ve Metot: Çalışmada 69 adet wistar albino rat kullanıldı. Bu ratlar, rastgele olacak şekilde toplam 10 gruba ayrıldı. Çalışmada deneysel pulmoner fibrozisi oluşturmak için, 2,5mg/kg BLM tek doz intratracheal olarak uygulandı. D vitamini 200 IU ve 100 IU olarak zeytinyağı içerisinde 6 hafta boyunca ratlara oral yoldan (gavaj) verildi. Ratlara, modifiye bir tank içerisinde, uygun sıcaklıkta (31±1 °C) her gün yüzme egzersizi yaptırıldı. BLM uygulamasından 28 gün sonra ratlar sakrifiye edildi. Ratlardan kan, BAL (bronkoalveolar lavaj) ve patoloji örnekleri alındı. Bulgular: BLM uygulanan grupta, serum TGF- β değerinde kontrol grubuna göre anlamlı artış vardı (p<0,0011). BLM gurubuna göre, BLM+D vit200IU(5µg)+yüzme grubunun serum TGF- β değerindeki azalma istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0,0011). Fibrozis skorlamasında dağılımsal farklılık istatistiksel olarak anlamlı olup, BLM grubu en yüksek fibrozis skoruna sahipti. BLM grubuna göre, BLM+D vit200IU(5µg)+yüzme grubunda, şiddetli makrofaj daha az görülmüştür. Sonuç: Deneysel olarak oluşturduğumuz pulmoner fibrozis modelinde, uyguladığımız D vitamini ve yüzme egzersizi bulgularına göre, pulmoner fibrozis'de gerileme ve enflamasyonda azalma kaydettik. Bu çalışmanın klinikte uygulanması sonrasında, İPF'li bireylerde de araştırmamız paralelinde prognoza ve yaşam kalitesine olumlu katkı sağlayacağını düşünmekteyiz.

BleomisinPulmoner fibroz
Esin Geçkil Koskoca
İnönü University
2024
00

Diğer danışmanlar