Prof. Dr. Dilek Aygin danışmanlığındaki tezler
12 tez · Sakarya University
Girişimsel radyolojide hasta güvenliği kontrol listesinin geliştirilmesi ve hemşire görüşlerinin değerlendirilmesi
GİRİŞ VE AMAÇ: Girişimsel radyoloji, minimal invaziv yöntemlerle çoğu durumda cerrahiye alternatif olarak tanı ve tedavi olanağı sunarken; radyasyon maruziyeti, girişimsel komplikasyonlar ve ekip içi iletişim eksiklikleri gibi çeşitli hasta ve çalışan güvenliği riskleri barındırır. Güvenliği sağlamaya yönelik, standart kontrol listeleri önemli bir araçtır. Bu çalışmanın amacı, hasta ve çalışan güvenliğini artırmayı hedefleyen, girişimsel radyolojide hasta güvenliği kontrol listesinin geliştirilmesi ve uygulanabilirliğinin değerlendirilmesidir. GEREÇ VE YÖNTEM: Bu çalışma, tanımlayıcı ve gözlemsel niteliktedir. Literatür taraması, mevcut uluslararası kontrol listeleri ve uzman görüşleri doğrultusunda tasarlanan kontrol listesi, 100 girişimsel radyoloji vakası üzerinden gözlemlenerek değerlendirildi; elde edilen bulgularla revize edildi. Nihai liste, bir girişimsel radyoloji ünitesinde çalışan 20 hemşireye tanıtıldı ve anket yolu ile hemşirelerin görüşleri alındı. Veriler frekans ve yüzde analizleriyle değerlendirildi. BULGULAR: Hastaların yaş ortalaması 61,15±15,42, %51'i erkek ve girişimsel radyolojide vasküler girişim amacıyla işlem yapılanların oranı %82'dir. Hemşirelerin yaş ortalaması ise 30,35±6,82 olup, girişimsel radyoloji ünitesinde çalışma süreleri ortalama 2,92±2,06 yıldır. Gözlemler sonucunda, işlem öncesi aşamada antikoagülan/antiagregan ilaç kullanımı, alerji öyküsü gibi adımların sık sorgulandığı; ancak rıza alınması, gebelik durumu gibi bazı adımların sistematik olarak sorgulanmadığı görüldü. İşlem sırası ve sonrası adımların ise çoğunlukla teyit edilmediği ya da kayıtlar üzerinden kontrollerin gerçekleştirildiği gözlemlendi. Görüşleri değerlendirilen hemşirelerin çoğu, kontrol listesini hasta güvenliği açısından etkili, içerik olarak yeterli ve kapsamlı buldu; ayrıca ekip içi iletişimi güçlendirdiğini ve farkındalık oluşturduğunu ifade etti. SONUÇ: Geliştirilen kontrol listesi, girişimsel radyolojide hasta ve çalışan güvenliğini destekleyen, hasta güvenliğine yönelik uygulamaları standartlaştıran ve klinik süreçleri güçlendiren, uygulanabilir bir araç olarak değerlendirildi. Anahtar Sözcükler: Girişimsel radyoloji, hasta güvenliği, radyasyon güvenliği, kontrol listesi, hemşirelik
İnguinal herni ameliyatı geçiren hastalarda ağrı ve yaşam kalitesinin değerlendirilmesi
GİRİŞ VE AMAÇ: İnguinal herni onarımı sonrası gelişen postoperatif ağrı, yaşam kalitesini olumsuz etkileyen ve günlük yaşam aktivitelerini kısıtlayan önemli bir komplikasyondur. Hemşirelik bakımında verilen eğitimin ve destekleyici girişimlerin, ağrının azaltılmasında ve iyileşmenin desteklenmesinde etkisi vardır. Çalışmanın amacı inguinal herni ameliyatı olacak hastalara ameliyat öncesinde ve taburculukta verilen eğitimin ağrı ve yaşam kalitesine etkisini değerlendirmektir. GEREÇ VE YÖNTEM: Bu nicel araştırma, deneme öncesi deneysel desende tek grup ön test-son test modeliyle, tanımlayıcı ve kesitsel tipte olacak şekilde 56 hasta ile gerçekleştirildi. Veriler, literatür ve rehberlere dayalı formlar olan "Hasta Bilgi Formu", "Visual Analog Skala (VAS)-Ağrı" ve "SF-12 Yaşam Kalitesi Ölçeği" ile toplandı. Veriler IBM SPSS Statistics 26 programına aktarıldı ve çeşitli istatistiksel testlerle analizler yapıldı. Anlamlılık için p<0,05 kabul edildi. BULGULAR: Zamana bağlı VAS ağrı puanı değişimleri anlamlı bulundu (p<0,05). Ameliyat öncesi 2,07±1,09, ameliyat sonrası 0. gün 7,89±0,76, ameliyat sonrası 1. gün 3,68±0,69 ve ameliyat sonrası 1. ay ağrı puanı ortalaması 0,98±0,80 olarak belirlendi. Zamana göre SF-12 Yaşam Kalitesi puanları incelendiğinde; sosyal fonksiyon puanı bakımından anlamlı bir değişim bulunmamakta (p>0,05) iken fiziksel fonksiyon, fiziksel ve emosyonel rol kısıtlılığı, mental sağlık, enerji, ağrı, sağlığın genel algılanması alt boyut puanları bakımından anlamlı bir değişim bulundu (p<0,05). SONUÇ: Ameliyat sonrası etkili ağrı yönetimi ve hemşirelik eğitiminin yaşam kalitesini olumlu etkilediği görüldü. Ameliyattan bir ay sonra hastaların ağrı düzeylerinde anlamlı bir azalma gözlendi ve yaşam kalitelerinde iyileşme kaydedildi. Elde edilen bulgular, ameliyat öncesi ve ameliyat sonrası hemşirelik eğitiminin önemini ve bu uygulamaların desteklenmesi gerektiğini göstermektedir. Anahtar Sözcükler: İnguinal herni, ağrı, yaşam kalitesi, hemşirelik bakımı, ameliyat sonrası
Ortopedi ameliyatlarında yabancı cisim unutulma riskinin belirlenmesi
GİRİŞ VE AMAÇ: Ameliyathanede hasta güvenliğinin sağlanması ve sürdürülmesi çok önemlidir. Bu çalışma, ortopedi ameliyatı olan hastalarda yabancı cisim unutulma riskinin belirlenmesi amacıyla gerçekleştirildi. GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışma etik kurul onayı alındıktan sonra 01.07.2024 02.03.2025 tarihleri arasında, ortopedi ameliyatı geçiren 81 hastayla gerçekleştirildi. Veriler "Ameliyat malzeme Takip ve Sayım", "Sosyodemografik ve Klinik Özellikleri Formu" ve "Ameliyathanede Yabancı Cisim Unutulması Risk Tanılama Ölçeği" (YCURTÖ) ile toplandı. Standart sapma, z puanı, ortalama, frekans dağılımı, yüzde, Kolmogorov-Smirnov normallik, Kruskal Wallis H, Bonferroni ve Mann Whitney U testleriyle analiz edildi. BULGULAR: Ortopedi ameliyatı olan (N=81) hastanın yaş ortalaması 65,86±11,18, BKİ ortalaması 31,43±6,50, %85,2'si kadındı ve hastaların tamamının ağrı şikâyetiyle servise yattığı belirlendi. Çalışmaya katılan hastaların %74,1'ünün (n=60) Gonartroz tanısıyla ameliyat olduğu, hastaların %63'nün (n=51) total diz protezi ameliyatı olduğu görüldü. Yabancı cisim unutulması risk tanılama ölçeğinin güvenirlilik değeri 0,655 olarak bulunup güvenilir olduğu tespit edildi. 0,05'in altında olan p değeri anlamlı kabul edildi. Ölçek ortalama puanı 10,33±1,48 hastaların %96,32'ünün (n=78) riskli grupta olduğu belirlendi. İstatistiksel olarak anlamdı düzeyde yaş arttıkça, hastanede kalış süresi uzadıkça, ameliyat süresi, cerrahide kullanılan malzeme sayısı ve cerrahi alet sayısı ve cerrahi kesi uzunluğu arttıkça "YCURTÖ" toplam puanının da yükseldiği, dolayısıyla yabancı cisim unutulma riskinin arttığı görüldü (p<0,05). SONUÇ: Hastaların çoğunun yabancı cisim unutulması açısından riskli grupta olduğu saptandı. Ameliyat öncesi ve sırasında gerekli önlemlerin alınmasının bu riski azaltabileceği öngörülmektedir.
6-12 yaş grubu okul çağı çocuklarında farklı terapötik oyun metotlarının ameliyat öncesi ve sonrası anksiyeteye ve akut semptomlara etkisinin değerlendirilmesi
GİRİŞ VE AMAÇ: Bu çalışma, 6–12 yaş grubu çocuklarda farklı terapötik oyun yöntemlerinin ameliyat öncesi ve sonrası dönemde anksiyete ve akut semptomlara etkisini değerlendirmek amacıyla yapıldı. GEREÇ VE YÖNTEM: Randomize kontrollü deneysel olarak tasarlanan araştırma, etik kurul onayı alındıktan sonra çocuk cerrahisi kliniğinde yürütüldü. Çalışmaya katılan çocuklar ve ebeveynlerinden bilgilendirilmiş onam alındı. Ebeveynlere "Çocuk ve Aileyi Tanıtıcı Veri Formu" ve "Spielberger Durumluk Anksiyete Ölçeği" uygulanmıştır. Çocuklara ise "Çocuk Korku Ölçeği", "Çocuklar için Durumluk Kaygı Envanteri" ve "Çocuklar için Duygusal Görünüm Ölçeği" uygulandı. Deney grubundaki çocuklara parmak kukla oyunu, sanal gerçeklik gözlüğü veya akıllı telefon oyunu etkinlikleri gerçekleştirildi. Sonrasında yaşam bulguları ve ek ölçümler için "Vizüel Analog Skala", "BARF Bulantı Ölçeği" ve "Edmonton Semptom Tanılama Ölçeği" kullanıldı. Ayrıca ebeveynlerin değerlendirmeleri için "PedsQL Sağlık Bakımı Ebeveyn Memnuniyet Ölçeği" uygulandı. BULGULAR: Grupların demografik verileri benzerdi (p>0,05). Ameliyat sonrası dönemde çocuklarda korku, anksiyete, ağrı, bulantı ve diğer semptom puanları deney gruplarında kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde düşük saptandı (p<0,05). Özellikle sanal gerçeklik ve parmak kukla oyunu gruplarında anksiyete ve korku puanlarında istikrarlı azalma gözlendi. Fizyolojik parametrelerden ağrı, nabız ve kan basıncı değerleri de deney gruplarında daha düşük bulundu. Oksijen satürasyonu bakımından ise fark saptanmadı (p>0,05). Ebeveynlerin PedsQL memnuniyet puanları deney gruplarında kontrol grubuna göre anlamlı derecede yüksek bulundu (p<0,05). SONUÇ: Terapötik oyun yöntemleri, özellikle sanal gerçeklik ve parmak kukla oyunu, pediatrik cerrahi süreçte çocukların anksiyete ve akut semptomlarını azaltmada etkili olup, ebeveyn memnuniyetini artırmaktadır. Anahtar Kelimeler: Çocuk cerrahisi, terapötik oyun, cerrahi, sanal gerçeklik, anksiyete
Yoğun bakım ünitelerinde nütrisyonel beslenme ve basınç yarası arasındaki ilişkinin incelenmesi
GİRİŞ VE AMAÇ: Yoğun bakım ünitesinde tedavi gören hastalarda beslenme birçok yönden önemlidir. Beslenme sorunu veya yetersizliği olan hastalarda immün sistem fonksiyonlarında yetersizlik, yara iyileşmesinde gecikme ve kas gücünde azalma, basınç ülseri görülme sıklığının artması gibi çeşitli fizyolojik ve psikolojik sorunlar ortaya çıkabilmektedir. Bu çalışma, yoğun bakımda yatan hastaların beslenme durumları ile basınç yaralanmaları arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla planlandı. GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışma yoğun bakımda tedavi görmekte olan ve 10 gün boyunca takip edilen 101 hasta ile gerçekleştirildi. Veri toplamada "Yara Tanılama ve İzlem Formu" ve "Hasta Takip ve Beslenme Durumu İzlem Formu" kullanıldı. Hastaların SOFA (Ardışık Organ Yetmezliği Değerlendirme Skoru) ve Braden (Basınç Ülseri Risk Tanılama Formu) skorları hesaplandı. Verilerin analizinde SPSS 22 (Statistical Package for the Social Sciences) paket programı kullanıldı. Kategorik değişkenler için frekans dağılımı ve yüzde dağılımlar, sayısal değişkenler için tanımlayıcı istatistikler kullanıldı. Ayrıca non-parametrik analizlerden olan Mann-Whitney U testi, iki faktörlü ki-kare analizi kullanıldı. BULGULAR: Önerilen enerji gereksinimi ortalama 1822,90±516,56 kcal, önerilen beslenme ürün miktarı (saatlik) ise 93,40±166,05 ml olarak hesaplandı. Bu bulgular ile hastaların önerilen beslenme hedefine ulaşma başarısı %21 olarak belirlendi. Yoğun bakımda takip edilen hastaların %6,9'unda basınç yarası oluştu. Basınç yarası oluşumu ile beslenme yolu arasında anlamlı ilişki bulundu (p<0,05). Yara oluşumu olanların çoğunluğu %71,4 ile parenteral yol ile beslenirken, yara oluşumu olmayanların çoğunluğu %72,5 ile enteral yolla beslenmekteydi. SONUÇ: Yoğun bakımdaki hastalarda nütrisyon desteğinin önemli olduğu, basınç yarası oluşumu ile nütrisyon arasında ilişki bulunduğu, özellikle enteral beslenmenin tercih edilmesi gerektiği sonucuna varıldı. Anahtar Sözcükler: Nütrisyon, basınç yarası, enteral beslenme, paranteral beslenme, beslenme hedefi.
Ameliyathane çalışanlarının cerrahi duman ve radyasyon güvenliği hakkında farkındalığının belirlenmesi ve bilgi düzeylerinin incelenmesi
GİRİŞ VE AMAÇ: Bu araştırma, ameliyathane çalışanlarının maruz kaldığı cerrahi duman ve radyasyondan kaynaklı sağlık sorunlarının belirlenmesi; çalışanların bu konulardaki bilgi düzeylerinin ve farkındalıklarının incelenmesi amacıyla yapıldı. GEREÇ VE YÖNTEM: Tanımlayıcı özellikteki bu çalışma, Mart-Temmuz 2021 tarihleri arasında Ankara bulunan iki farklı hastanenin ameliyathane birimlerinde çalışan 202 personel ile gerçekleştirildi. Veriler, "Birey Tanılama Formu", "Cerrahi Duman Bilgi Formu", "Radyasyon Güvenliği Bilgi Formu" ve "Radyasyon Güvenliği Çalışan Farkındalığı Formu" ile yüz yüze görüşme tekniği ile toplandı. Araştırma kapsamında verilerin analizinde, frekans ve yüzde dağılımlar ile birlikte iki faktörlü ki-kare analizi yapıldı. Ki-kare analizinde bazı değişkenlere ait gözlenen frekansın beşten küçük olduğu durumlarda Monte Carlo p değeri kullanıldı. Analizler SPSS 22 (Statistical Package for the Social Sciences) programında yapıldı. BULGULAR: Çalışmadaki 202 ameliyathane çalışanının; %61,4'ünün kadın, yaş ortalaması 36,92±7,61, %32,2'si lisans mezunu ve %38,6'sının ebe/hemşire/sağlık memuru olduğu belirlendi. Katılımcıların %75,2'sinin cerrahi dumana, %80,2'sinin radyasyona bağlı semptomlar yaşadıkları ve cerrahi dumana bağlı en sık; boğazda yanma ve baş ağrısı/baş dönmesi yaşandığı saptandı. Ameliyathanelerdeki duman tahliye cihazlarının el-göz koordinasyonunu zayıflatması nedeniyle sık kullanılmadığı bulundu. Ameliyathane çalışanlarının eğitim düzeyi ile yüksek filtrasyon etkili maske (p<0,05) ve tiroit koruyucu kullanımı (p<0,01) arasında anlamlı ilişki bulundu. Yardımcı personellerin "kurşun önlük muhafazası, aralıklı görüntüleme ve dozimetre" konularında bilgi düzeylerinin düşük olduğu görüldü. SONUÇ: Ameliyathane personelinin çoğunun cerrahi duman ve radyasyon güvenliği konularında eğitim ihiyaçlarının olduğu, risklere karşı alınan tedbirlerin yeterli düzeyde olmadığı ve ortamdaki risklerin çalışanlarda çeşitli semptomlara yol açtığı görüldü.
Kolorektal cerrahi sonrası hastalara uygulanan aromaterapi masajının erken dönem semptom kontrolüne etkisinin değerlendirilmesi
GİRİŞ VE AMAÇ: Bu çalışmada, kolorektal kanser cerrahisi sonrası hastalara uygulanan aromaterapi masajının erken dönem semptom kontrolüne etkisinin değerlendirilmesi amaçlandı. GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışma ön test-son test tasarımlı randomize kontrollü çalışma olarak Nisan 2021-Mart 2023 tarihleri arasında yürütüldü. Çalışmada iki deney bir kontrol grubu incelendi (n=90). Masaj uygulamaları postoperatif ilk üç gün ayak bölgesine yapıldı. Verilerin toplanmasında Hasta Tanıtım Formu, Görsel Analog Skala-Ağrı, Görsel Analog Skala-Yorgunluk, Richards-Campbell Uyku Ölçeği, Durumluk Kaygı Ölçeği, Ameliyat Sonrası Bulantı-Kusma Etki Ölçeği kullanıldı. Verilerin analizi parametrik yöntemler ile yapıldı. BULGULAR: Çalışmada ele alınan hastaların 46 (%51,1)'sının tanısı kolon kanseri, 50 (%55,6)'si erkekti. Ameliyat sonrası ağrı üç grupta da zamana göre anlamlı farklılık gösterirken; anlık etkinin aromaterapi grubunda daha fazla olduğu görüldü. Yorgunluk bakımından masaj gruplarında anlamlı farklılık görülmedi. Kaygı düzeyleri bakımından masaj gruplarında anlık ve uzun dönem etkide anlamlı farklılık belirlendi. Bulantı-kusma düzeyleri üç grupta da zamana göre anlamlı düşüş gösterdi. Uyku kalitesi puanları ameliyat sonrası ikinci gün kontrol grubuna göre masaj gruplarında daha yüksekti. SONUÇ: Ameliyat sonrası kaygıyı azaltmada kısa ve uzun dönem etki bakımından iki masaj türünün de etkili olduğu; ameliyat sonrası ağrıda ise anlık etkinin aromaterapi masajı grubunda daha yüksek olduğu; masaj uygulamalarının yorgunluk ve bulantı-kusma düzeyleri üzerinde anlamlı bir etkisinin olmadığı belirlendi. Ameliyat sonrası ikinci gün masaj gruplarında uyku kalitesinin daha yüksek olduğu görüldü.
Yoğun bakımda perkütan trakeotomi açılan hastaların erken dönem komplikasyonlarının değerlendirilmesi
GİRİŞ VE AMAÇ: Trakeotomi, perkütan tekniklerin gelişmesi ile birlikte yoğun bakım ünitelerinde yaygın şekilde uygulanmaya başlanmıştır. Yaygınlaşan bu uygulamada erken dönem komplikasyonların tanımlanması ve yönetilmesinde yoğun bakım hemşiresi aktif rol almaktadır. Dolayısıyla bu çalışmanın amacı önceden eğitim verilerek bilgileri güncellenen hemşirelerin bakım verdiği yoğun bakımda perkütan trakeotomi uygulanan hastaların erken dönem komplikasyonlarını değerlendirmektir. GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışma, yoğun bakımda çalışan 54 hemşire ve perkütan trakeotomi açılan 32 hasta ile gerçekleştirildi. Veri toplamada araştırmacılar tarafından literatüre ve kılavuzlara göre geliştirilen; "Hemşire Bilgi Formu", "Hasta Bilgi Formu", "Trakeotomi Bakımı Anket Formu", "Hasta İzlem Formu", "Erken Dönem Komplikasyon İzlem Formu" kullanıldı. Kategorik değişkenler için frekans dağılımı, sayısal değişkenler için tanımlayıcı istatistikler kullanıldı. Ayrıca non-parametrik analizlerden yararlanıldı. Kategorik değişkenlerin karşılaştırılmasında Pearson ki-kare testi ve Fisher exact testi kullanıldı. İstatistiksel analiz SPSS v.21 programında yapıldı. BULGULAR: Katılımcı hemşirelerin trakeotomi bakımına yönelik bilgi puan ortalaması ön testte 13,83±2,55 iken anlamlı bir farkla son testte 16,61±1,61'dir. Ön test ve son test puan ortalamaları arasında anlamlı bir fark olduğu görüldü (p<0,05). Hastaların (n=32) ise %6,3'ünde minör kanama, %3,1'inde majör kanama, %3,1'inde stoma enfeksiyonu saptandı. SONUÇ: Yoğun bakım hemşirelerinin trakeostomi bakımına yönelik bilgi düzeyleri orta seviyedeydi ve eğitim sonrası bilgi düzeylerinin arttığı görüldü. Erken dönem komplikasyon görülme sıklığı literatürle uyumlu olarak düşük bulundu. Bakım kalitesinin artması için hemşirelerin düzenli olarak eğitim almaları önemlidir.
Yoğun bakım hemşirelerinin kritik hastalarda enteral ve parenteral beslenme desteği konusundaki uygulamalarının ve bilgi düzeylerinin değerlendirilmesi
GİRİŞ VE AMAÇ: Kritik hastalarda beslenmenin sürdürülmesinde yoğun bakım hemşirenin rolü çok önemlidir. Bu çalışmanın amacı yoğun bakım hemşirelerinin kritik hastalarda enteral ve parenteral beslenme desteği konusundaki uygulamalarının ve bilgi düzeylerinin değerlendirilmesidir. GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışma 193 hemşire ile gerçekleştirildi. Anket formu kanıta dayalı rehberlerden yararlanılarak hazırlandı. Çalışma verileri değerlendirilirken kategorik değişkenler için frekans dağılımı, sayısal değişkenler için tanımlayıcı istatistikler verildi. İki grup arasındaki fark olup olmadığı bağımsız örneklem t testi, ikiden fazla grup arasında fark olup olmadığı tek yönlü varyans analizi yapılarak test edildi. Varyans homojenliği için Levene testine, ardından farklılığın hangi grup ya da gruplardan kaynaklandığı "çoklu karşılaştırma testi" ile kontrol edildi. BULGULAR: Yoğun bakım hemşirelerinin enteral bilgi puanı 67,81±8,90, parenteral bilgi puanı 70,12±8,97 olduğu görüldü. Hemşirelerin tanıtıcı ve mesleki özellikleri ile enteral bilgi puanı arasında; YBÜ türü yönünden anlamlı derecede bir fark bulundu (p<0,05). Diğer parametreler açısından fark bulunmadı (p>0,05). Hemşirelerin tanıtıcı ve mesleki özellikleri parenteral bilgi puanı arasında; yaş, cinsiyet, medeni durum, hemşirelikte toplam hizmet süresi, yoğun bakım ünitesinde toplam çalışma süresi, enteral ve parenteral beslenme konusunda yeterli bilgiye sahip olduğunu düşünme puanı arasında parenteral bilgi puanı yönünden anlamlı derecede fark bulundu (p<0,05). Diğer parametreler açısından fark bulunmadı (p>0,05). SONUÇ: Araştırma sonuçları yoğun bakım hemşirelerinin güncel literatür ve rehberler eşliğinde, bilgilerinin güncellenmesine, hizmet içi eğitimlerin planlanmasına, akademik bilimsel toplantılara, kurs, seminer, kongre vb. katılımlarının sağlanmasına gereksinimi olduğunu göstermektedir. Anahtar Sözcükler: Enteral Beslenme, Kritik Hasta, Malnütrisyon, Parenteral Beslenme, Yoğun Bakım Hemşireliği
Meme kanseri tedavisini tamamlamış bireylerde fiziksel aktivite mobil uygulamasının geliştirilmesi
GİRİŞ VE AMAÇ: Meme kanserli bireylerde fiziksel aktiviteyi ölçmek ve fiziksel aktivite davranışlarını teşvik etmek için mobil sağlık teknolojileri giderek daha fazla kullanılmaktadır. Fiziksel aktivitenin meme kanseri tedavisinden sağ kalan bireylerdeki faydalarına karşın, bireylerin çoğu yeterince aktif değildir. Araştırmanın amacı meme kanseri tedavisini tamamlamış bireylerin fiziksel aktivitelerini geliştirmeleri için bir mobil fiziksel aktivite uygulaması geliştirmektir. GEREÇ VE YÖNTEM: Mobil uygulama geliştirmeyi amaçlayan bu araştırma Aralık 2023-Kasım 2024 tarihleri arasında yürütüldü. Etik kurul onayı alındıktan sonra, geliştirilecek fiziksel aktivite uygulamasının özelliklerinin belirlenmesi amacıyla meme kanseri tedavisini tamamlamış 10 bireyle ön görüşme gerçekleştirildi. Verilerin toplanmasında Ön Görüşme Formu ve Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi-Kısa Form kullanıldı. Ardından flutter teknolojisi kullanılarak bir fiziksel aktivite uygulaması geliştirildi. BULGULAR: Ön görüşmeye katılan bireylerin %60'ının fiziksel aktivite düzeyi "inaktif"tir ve bireylerin yarısı "şu anda herhangi bir egzersiz aktivitesi yapmadığını" bildirdi. Katılımcıların %50'si mobil ve internet teknolojisine "çok ilgili" olduklarını bildirmesine karşın, sadece %20'si fiziksel aktiviteyi desteklemek için cep telefonu uygulaması kullandığını belirtti. Bu bağlamda geliştirdiğimiz uygulama, profil bilgilerinin girilmesi ve düzenlenmesi, fiziksel aktivite süresi, harcanan kalori ve adım sayısı bilgilerinin görüntülenmesi, fiziksel aktivite günlerinin eklenmesi ya da düzenlenmesi gibi özelliklere sahiptir. SONUÇ: Meme kanseri tedavisini tamamlamış bireylerin fiziksel aktivite düzeylerinin yetersiz olduğu tespit edildi. Bu bağlamda uygulamanın, meme kanseri tedavisini tamamlamış bireylerde fiziksel aktivite düzeylerini artırması ve fiziksel ve psikososyal sağlık ile genel yaşam kalitesi gibi sağlıkla ilgili sonuçları iyileştirmesi beklenmektedir. Anahtar Kelimeler: Meme kanseri, hayatta kalanlar, fiziksel aktivite, mobil uygulamalar, hemşirelik bakımı
Hematolojik kanserli hastaların cerrahi deneyimleri, kemoterapiye bağlı yaşadıkları semptomlara yönelik bireysel uygulamaları ve anksiyete düzeylerinin belirlenmesi
GİRİŞ VE AMAÇ: Kanser türlerinden biri olan hematolojik kanserler kemik iliği gibi kan oluşturan dokularda veya bağışıklık sistemini oluşturan hücrelerde başlayan kanserlerdir. Çalışmada hematolojik kanserli hastaların cerrahi deneyimleri, anksiyete düzeyleri ve yaşadıkları semptomlara yönelik bireysel uygulamalarının belirlenmesi amaçlandı. GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışma bir hematoloji kliniğinde takip edilen 74 hastayla yüz yüze görüşme yöntemiyle yapıldı. Kemoterapiden önce hastalara "Hasta bilgi formu" ve "Beck Anksiyete Ölçeği", kemoterapi sonrasında da "Hastaların Semptomlarına Yönelik Uygulamalarını İçeren Soru Formu" uygulandı. Verilerin analizinde SPSS 25.0 (Statistical Package for the Social Sciences) paket programı kullanıldı. Kategorik değişkenler için frekans dağılımı, sayısal değişkenler için tanımlayıcı istatistikler kullanıldı. Ayrıca "bağımsız örneklem t testi, tek yönlü varyans analizi, Levene testi, Bonferroni, Tamhane's T2 testi, ki kare testi, pearson korelasyon analizi"nden yararlanıldı. Anlamlılık için p<0,05 kabul edildi. BULGULAR: Katılımcıların yaş ortalaması 63,76±15,10 iken %47,3'ü kadın, %47,3'ünün tıbbi tanısı lenfoma, %67,6'sı ameliyat olmuş ve %32'si eğitim aldığını belirtmiştir. Beck Anksiyete Ölçek puanı ortalaması 11,36±7,99 olup hafif düzey anksiyete olarak değerlendirildi. Eğitim durumu ve çalışma durumu ile ameliyat sonrası eğitim alma durumu; cinsiyet ile saç dökülmesi; çalışma durumu ile iştahsızlık; ölçek puanı ile çalışma durumu ve COVİD-19'un kemoterapiyi etkileme durumu arasında anlamlı farklılık olduğu görüldü (p<0,05). COVİD-19 pandemi sürecinde kemoterapi alma endişesi puanı ile kemoterapi sürecinde en çok endişelendiren durum arasında da anlamlı farklılık bulundu (p<0,05). SONUÇ: Hematolojik kanserli hastaların cerrahi süreçlerde bilgilendirme düzeylerinin düşük olduğu; kemoterapiye bağlı olarak olumsuz bir uygulamalarının olmadığı; anksiyete seviyelerinin hafif düzeyde olduğu ve pandemi sürecinin anksiyete üzerinde etkili olduğu saptandı. Anahtar Sözcükler: Anksiyete, bireysel uygulama, cerrahi deneyim, hematolojik kanser, kemoterapi.
Farelerde oluşturulan tam kalınlıklı yarada ipek proteini, propolis, sığla yağı ve hemostatik bir ürünün yara iyileşmesi üzerindeki etkinliğinin karşılaştırılması
Giriş ve Amaç: Tarih boyunca insanlar, yaraları tedavi etmek için bitki yaprakları, kökleri, bitkilerden elde edilen sıvılar ve hayvansal ürünler gibi birçok doğal materyali kullanmışlardır. Literatür incelendiğinde araştırmacıların son yıllarda yara tedavisi için yeni ve alternatif yöntemler üzerinde çalıştıkları görülmektedir. Bu araştırmada; yara tedavisi için kullanım potansiyeli bulunan sığla yağı, propolis, ipek proteini ve Ankaferd'in deneysel eksizyonel yara modelinde, yara iyileşmesi üzerindeki etkilerinin incelenmesi amaçlandı. Gereç ve yöntem: Çalışmaya 36 adet Balb/c cinsi fare dahil edildi ve eşit olarak dört gruba ayrıldı. Anestezi altında punch biyopsi aleti ile farelerin sırt derilerinde iki adet dairesel eksizyonel yara oluşturuldu. 1. gruptaki farelerin yaralarına topikal olarak sığla yağı, 2. gruptaki farelere propolis, 3. gruptaki farelere ipek proteini ve 4. gruptaki farelere Ankaferd ile günlük olarak pansuman yapıldı. Yara oluşturulmasının 7. ve 14. gününde farelerin yaralarından doku örnekleri alındı ve immünohistolojkimyasal incelemeler yapıldı. 14. gün takip edilen yarararın boyutu günlük olarak ölçüldü ve foroğraflandı. Deney sonunda tüm farelerden venöz kan örnekleri alınarak iyileşme parametreleri (IGF, EGF, Kİ-67, IL-6 ve hidroksiprolin) biyokimyasal olarak incelendi. Bulgular: İpek proteini ve sığla yağı uygulanan yaraların, diğer gruplara göre daha hızlı iyileşme gösterdiği bulundu. İmmünhistokimyasal incelemelerde gruplar arasında istatistiksel fark yoktu. Ankaferd grubunda inflamatuar süreç bulguları daha belirgin olduğu saptandı. Sonuç: Araştırma sonuçlarına dayanarak; propolis, sığla yağı, ipek proteini ve Ankaferd'in yara iyileşmesinde farklı parametreler üzerinde olumlu etkileri olduğu, genelde anlamda reepitelizasyon, anjiyogenez, kollajen üretimi ve yeniden yapılanma süreçlerini destekledikleri ve yara iyileşmesini hızlandırdıkları bulundu. Anahtar kelimeler: ankaferd, deneysel model, hemşirelik bakımı, ipek proteini, propolis, sığla yağı, yara iyileşmesi