Theses supervised by Prof. Dr. Erdal Yılmaz

17 theses · Fırat University, Ondokuz Mayıs University

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocuk kardiyoloji kliniğinde akut romatizmal ateş tanısı ile takip edilen hastaların kilinik, laboratuvar özellikleri, rekürrens durumları ve ek hastalık durumlarının değerlendirilmesi

Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Kardiyoloji Kliniği'nde Ocak 2012–Aralık 2019 tarihleri arasında akut romatizmal ateş tanısı ile takip edilen 95 hastanın verileri, retrospektif olarak hasta kayıtları incelenerek değerlendirilmiştir. Çalışmamıza belirtilen tarihler arasında başvuran ve akut romatizmal ateş tanısı alan 43'ü (%45,3) kız ve 52'si (%54.7) erkek 95 hasta dahil edildi. Hastaların yaşları 2,9 yıl ile 16,11 yıl arasında değişmekte olup, ortalaması 11,4 ± 2,74 yıl saptandı. Olgular yaş gruplarına göre 0-5, 5-9, 9-15 ve >15 yaş olarak gruplandırıldı. Gruplandırmada en büyük grup 69 hasta sayısı ile 9-15 yaş arası olup, tüm olguların %72,6 'sını oluşturmaktaydı. Hastalarımızın başvuru mevsimlerine bakıldığında ise, hastalığın kış (%34,8) ve ilkbahar (%29,5) mevsiminde daha fazla görüldüğü tespit edildi. Hastalığın aylara göre dağılımı incelendiğinde olguların en sık Aralık (%22,1) ve Kasım (%14,7) aylarında başvurduğu saptanmıştır. Hastaların hastaneye başvuru şikayetleri incelendiğinde en sık eklem şikayetleri ile başvurdukları görüldü. Eklem şikayetleri hastaların 77'sinde (%81,1) ilk başvuru yakınmasıydı. Hastalar majör jones kriterlerine göre değerlendirildiklerinde %82,1'inde kardit, %72,6'sında artrit (% 47,3'ünde poliartrit, % 11,6'sında monoartrit, %13,7'sinde poliartralji) ,% 10,5'inde kore, % 2,1'inde eritema marginatum saptandığı görüldü. Subkutan nodül saptanan hastaya rastlanmadı. Minör jones kriterlerinden, ateş % 64,2, EKG'de PR mesafesinde uzama % 20, monoartralji %5,3, akut faz reaktanı olarak CRP %89,5 hastada yüksek (≥3 mg/dL) saptanırken, sedimentasyon %75,8 hastada yüksek (≥30 mm/h) bulunmuştur. CRP değerleri 0 ile 207 arasında değişmekte olup, ortalaması 52,7 ± 59.32, sedimentasyon değerleri 1-121 arasında değişmekte olup, ortalaması 55.69± 29,6 saptanmıştır. Hastalar majör jones kriterlerinin bir arada görülme durumlarına göre değerlendirildiğinde ise en çok kardit-artrit kombinasyonu 52 (%54,7) hastada görülmüştür. Kardit saptanan hastaların ekokardiyografi bulgularında kapak tutulumlarına bakıldığında %91 oranında mitral kapak, %32 oranında ise aort kapak tutulumu gözlenmiştir. Majör jones kriterleri ile yaş ve cinsiyet arasında sadece kore açısından anlamlı ilişki saptanmıştır (p=0,003; p< 0,05). Yaş grupları arasında minör bulguların görülme oranları değerlendirildiğinde ise monoartraljinin 0-5 yaş grubunda görülme oranı diğerlerinden anlamlı bir şekilde yüksek bulunmuştur (p=0,22; p< 0,05). Hastalarımızın 3'ünde rekürrens saptanmış olup rekürrens görülen hastaların tamamında artrit- kardit birlikteliği gözlenmiştir. Çalışmamızda akut romatizmal ateş tanısı alan hastalarda en sık majör bulgu olarak kardit görülmüştür. En sık minör bulgu olarak ise akut faz reaktanı pozitifliği saptanmıştır. Majör kriter kombinasyonları değerlendirildiğinde en sık artrit- kardit kombinasyonu görülmüştür. Kapak tutulum sıklığına bakıldığında en sık mitral kapak tutulumu saptanmıştır. Majör kriterlerden kore kız cinsiyette anlamlı olarak daha fazla görülmüştür. Minör kriterlerden ise monoartraljinin 0-5 yaş aralığında anlamlı olarak daha sık görüldüğü saptanmıştır.

ArtritKalp kapak hastalıklarıKardiyoloji+3
Hatice Nur Genç
Fırat University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çölyak hastalarında kardiyak patolojiler

Çölyak hastalığı (ÇH), genetik olarak yatkın bireylerde buğday, arpa, çavdar gibi tahıl ürünlerinde bulunan glütene karşı duyarlılık sonucu gelişen, bağırsak mukozasında inflamatuar değişikliklere neden olan, glütensiz diyetle klinik düzelme gösteren otoimmün ve ailesel özellikli bir hastalıktır. Çölyak hastalığında kardiyovasküler komplikasyonlar morbidite ve mortalitenin nedenlerinden biri olarak bilinmektedir. Çölyak hastalığı olan bireylerde kardiyomiyopati, miyokardit, aritmiler ve erken ateroskleroz gibi belirli kardiyovasküler hastalıkların, hastalığı olmayan bireylere göre daha yaygın görüldüğü ve subklinik kardiyovasküler sistem tutulumunun miyokardit ve dilate kardiyomyopatiden daha sık izlendiği görülmüştür. Çalışmamızda çocuklarda ÇH'nin kardiyovasküler sistem üzerindeki etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmamıza hasta grubu olarak Fırat Üniversitesi Hastanesi Çocuk Gastroenteroloji Polikliniğinde takipli ek kronik hastalığı olmayan çölyak hastaları, kontrol grubu olarak da Çocuk Kardiyoloji Polikliniğine masum üfürüm veya spor raporu için başvurmuş, ÇH ve ek kronik hastalığı olmayan yapılan fizik muayene ve ekokardiyografide (EKO) kardiyak patoloji saptanmayan hastalar dahil edildi. Tüm çocukların demografik, laboratuvar, elektrokardiyografi (EKG) ve EKO verileri kaydedildi. Çölyak hastaları ve kontrol grubunun demografik, laboratuvar, EKG ve EKO verileri karşılaştırıldı. Çalışmaya 55 çölyak hastası ve 52 kontrol grubu olmak üzere toplam 107 olgu dahil edildi. Hasta grubun yaşları 11(2-18) yıl, kontrol grubun yaşları 15(2-17) yıl idi. Hastaların tamamı endoskopi sonrası yapılan patolojik inceleme ile tanı almış olup ortalama takip süresi 3,7±2,9 yıldı. Çalışmamızda ÇH olan çocuklarda kontrol grubuna göre PR aralığı daha kısa, kalp hızı, diyastolik kan basıncı (DKB), PR dispersiyonu, QT dispersiyonu, QTc dispersiyonu ve P aks daha yüksek bulundu. Yine hasta grupta B12 vitamininin daha yüksek, D vitamininin ise daha düşük olduğu tespit edildi. Kontrol grubu EKO sonuçları normalken hasta grupta bir hastada mitral yetmezlik, bir hastada triküspit yetmezliği, bir hastada ince patent ductus arteriozus ve dört hastada mitral valve prolapsusu tespit edildi. Ayrıca hasta grupta diyastol sonu sol ventrikül çapı (LVIDd), sistol sonu sol ventrikül çapı (LVIDs), endsistolik volüm (ESV), enddiyastolik volüm (EDV) ve stroke volüm (SV) kontrol grubuna göre daha düşük bulundu. Diyete uyumlu grupta ise uyumsuz gruba göre DKB, düşük dansiteli lipoprotein (LDL) ve P aks'ın daha düşük olduğu tespit edildi. Çölyak hastalığı olan çocuklarda sağlıklı çocuklara göre kardiyovasküler patolojiler ve subklinik bulgular daha fazla görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Aritmi, çölyak hastalığı, EKG, kardiyovasküler tutulum

Aritmi-kardiyakElektrokardiyografiKalp hastalıkları+4
Çiğdem Gürsoy
Fırat University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sistemik lupus eritematozuslu hastalarda kalp fonksiyonlarının değerlendirilmesi

Sistemik lupus eritematozus (SLE) cilt, böbrekler, akciğerler, eklemler, sinir sistemi, seröz membranlar ve diğer organ ve dokuları etkileyebilen, sebebi bilinmeyen kronik inflamatuvar bir hastalıktır. SLE'li çocuklarda en sık görülen kardiyak problem perikardittir. Perikardit dışında miyokardit, kapak hastalıkları ve koroner arter hastalığı gelişebilir. Kardiyak anomaliler genelde klinik bulgu vermezler. Subklinik vakaların tespit edilenden daha yüksek oranda olduğu düşünülmektedir. Sistolik ve diyastolik bozuklukları genellikle birlikte görülmelerine rağmen, sistolik ve diyastolik ölçümleri birleştiren çok az doppler ekokardiyografik değişken vardır. Son zamanlarda sistolik ve diyastolik perfomansı birleştiren yeni bir doppler ekokardiyografik indeks üzerinde durulmuştur. Bu indeks ilk defa Tei ve ark. tarafından kullanılmış, sol ventrikülün sistolik ve diyastolik fonksiyonları noninvaziv olarak tahmin edilmeye çalışılmıştır. Miyokard performans indeksi, izovolümetrik kontraksiyon zamanı ve izovolümetrik relaksasyon zamanı toplamının ejeksiyon zamanına oranı olarak tanımlanmıştır. Çalışmamızın amacı sistemik lupus eritematozuslu çocuk hastaların kardiyak fonksiyonlarını değerlendirilip, asemptomatik oldukları dönemdeki erken fonksiyon bozuklarının saptanmasıdır. Bu çalışmaya 2015-2018 yılları arasında Fırat Üniversitesi Hastanesi Çocuk Romatoloji Polikliniğine başvuran 20 tane sistemik lupus eritematozusu olan çocuk dahil edilmiştir. Kontrol grubu olarak Çocuk Kardiyoloji Polikliniğine başvuran 36 tane sağlıklı çocuk alınmıştır. Hasta grupta 5 erkek hasta, 15 kız hasta bulunurken kontrol gurubu 13 erkek 23 kız hastadan oluşmaktadır. Kontrol grubu ile SLE'li grup arasında demografik özellikler olan boy, kilo, vücut kütle indeksi arasında anlamlı bir fark yoktu. Hasta grupta 5 adet SLE nefriti, 1 adet hemolitik anemi ve 1 adet hipertansiyonun eşlik ettiği sol ventrikül hipertrofisi bulundu. Yapılan konvansiyonel ekokardiyografideki gruplar arasında ejeksiyon fraksiyonu değeri arasında anlamlı fark yokken (p>0,05), kardiyak doku Doppler ile bakılan miyokard performans indeksi SLE'li grupta anlamlı olarak artmıştı (p<0,05). Bu artışın hastalığın getirmiş olduğu inflamatuvar yükün miyokard üzerinde oluşturduğu hasara bağlı olabileceği düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: Sistemik lupus eritematozus, doku Doppler inceleme, erken kardiyak fonksiyon bozukluğu

EkokardiyografiKalp fonksiyon testleriKalp hastalıkları+3
Hatice Ayşe Özdemir
Fırat University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocuk kardiyoloji polikliniğine bayılma ve çarpıntı semptomları ile başvuran hastaların ritim holter sonuçlarının değerlendirilmesi

Önemli kardiyak disritmilerin en yaygın semptomu çarpıntıdır. Senkop ise geçici serebral hipoperfüzyona bağlı oluşan ani bilinç ve postüral tonus kaybı olarak tanımlanır. Bu çalışmada çocuk kardiyoloji polikliniğine bayılma ve çarpıntı semptomları ile başvuran hastaların ritim holter sonuçlarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Bu çalışmaya çarpıntı yakınması ile başvuran 485 olgu ve senkop yakınması ile başvuran 129 olgu dahil edilmiştir. Hastaların HM ölçümleri retrospektif olarak incelenmiştir. Çarpıntısı olan hastalarda en sık supraventriküler ekstrasistol (SVE), daha sonra gezici atriyal pacemaker ve ventriküler ekstrasistol (VES) tespit edilmiştir. Senkop yakınması bulunan hastalarda da sırasıyla SVE, gezici atriyal pacemaker ve VES tespit edilmiştir. Gezici atriyal pacemaker tespit edilen hastaların en fazla 10-14 yaş grubunda olduğu görülmüştür (p<0,001). VES tespit edilen hastaların en fazla 10-14 yaş grubunda olduğu görülmüştür (p=0,034). 1. derece atriyoventriküler (AV) blok tespit edilen hastaların en fazla 15-18 yaş grubunda olduğu görülmüştür (p<0,001). Mitral valv prolapsusu (MVP)'nun kızlarda görülme sıklığı istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksektir (p=0,014). Senkop şikayeti ile gelen hastalarda 1. derece AV blokun kızlarda görülme oranı istatistiksel açıdan anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (p=0,018). Sonuç olarak çarpıntı ve senkop başvurularında en sık SVE saptanmıştır. Hem gezici atriyal pacemaker hem de VES en sık 10-14 yaş grubunda, 1. derece AV blok ise en sık 15-18 yaş grubunda görülmüştür. Çarpıntı şikayeti ile gelenlerde MVP ve senkop şikayeti ile gelenlerde ise 1. derece AV blok kızlarda erkeklerden anlamlı şekilde yüksek görülmüştür.

Aritmi-kardiyakElektrokardiyografi-ambülatuarKardiyoloji+2
Ahmet Hamdi Erkal
Fırat University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Antiepileptik ilaç tedavisinin kemik metabolizması üzerine etkilerinin vitamin D reseptör geni ile ilişkisi

ÖZET Epilepsi, çocukluk çağında sık görülen paroksismal nörolojik bir bozukluktur. Antiepileptik ilaçların kemik metabolizması üzerine yan etkileri bilinmektedir. D vitamini, kemik metabolizmasının düzenleyicisi olup, etkisini vitamin D reseptörü (VDR) aracılığı ile gerçekleştirir. VDR gen ekspresyonundaki değişikliklerin, kemik metabolizmasını düzenleyen genetik faktörlerden biri olduğu düşünülmektedir. Bu çalışmanın amacı, uzun süre antiepileptik ilaç tedavisi alan epilepsili çocuklarda kemik mineralizasyonundaki değişiklikleri ve vitamin D reseptör gen polimorfizmi ile ilişkisini değerlendirmek, oluşabilecek bozukluklara karşı erken önlem alınmasını sağlamaktır. Çalışmaya en az 2 yıldır antiepileptik tedavi alan 3-18 yaş arası 75 hasta ile 50 sağlıklı kontrol grubu alınmıştır. Vitamin D reseptörü BsmI polimorfizminin tespiti için Real-Time PCR metodu kullanılmıştır. Hasta ve kontrol grubu arasında ortalama vitamin D düzeyleri açısından anlamlı farklılık bulunmamıştır. Antiepileptik ilaç grupları arasında ortalama vitamin D düzeyi açısından anlamlı farklılık bulunmamıştır. BsmI polimorfizmi genotipleri ve allel sıklıkları açısından gruplar arasında, anlamlı farklılık bulunmamıştır. Daha geniş hasta grupları ile yapılacak gelecek çalışmalar, antiepileptik tedavi alan hastalarda genlerin katkısını ve tedavinin yan etkilerini önleyici ve/veya tedavi edici müdahaleleri anlamamızı sağlayacaktır. Anahtar Kelimeler: antiepileptik ilaç, vitamin D, VDR gen polimorfizmi.

AntikonvülsanlarGen ifadesiGenler+3
Özlem Özcanlı Çay
Fırat University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Konjenital kalp hastalığı şüphesiyle başvuran çocuk ve ergenlerin ebeveynlerinin anksiyete ve depresyon düzeylerinin karşılaştırılması

Konjenital kalp hastalığı kardiyovasküler sistemde doğum anında ve sonrasında tanımlanabilen, doğumdan itibaren varolan yapısal veya fonksiyonel anomalileri içerir. Kalpteki yapısal bir kusur konjenital kalp defekti, konjenital kalp anomalisi veya kardiyovasküler malformasyon olarak adlandırılabilmektedir. Konjenital kalp hastalığı kronik bir hastalıktır ve tanısı koyulan çocuklarda fiziksel aktivite ve yaşam standartlarını etkiler. Konjenital kalp hastalığının etkisi sadece çocuklar ile sınırlı değildir, belirli bir dereceye kadar bütün aileyi etkilemektedir. Çocukların fiziksel aktivite kısıtlılıkları ve sosyal damgalanma çocuk için olduğu kadar aile için de çok önemli sorunlar yaratmaktadır. Ailede bir hastalık veya aile bireyleri ile ilgili bir belirsizlik olduğunda bütün aile etkilenir. Bir çocukta kronik hastalık şüphesinin olması kısa dönemde ebeveyn ve diğer aile üyeleri üzerinde ruhsal ve psikososyal risklerin ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Bu çalışmanın amacı konjenital kalp hastalığı şüphesi bulunan çocukların annelerinin psikolojik profilleri (depresyon ve anksiyete) üzerinde bu durumun nasıl etki ettiğini göstermektir. Çalışmamıza konjenital kalp hastalığı şüphesiyle yönlendirilen çocukların anneleri (n=103) edildi. Konjenital kalp hastalığı değerlendirmesi öncesi bilgilendirilmeyen grup çalışma grubu (n=50) olarak belirlenirken, konjenital kalp hastalığı açısından bilgilendirilen grup kontrol grubu (n=53) olarak alındı. Çalışma ve kontrol gruplarına depresyon için Beck Depresyon Envanteri, anksiyeteyi değerlendirmek için Beck Anksiyete Envanteri, endişe düzeyini değerlendirmek içinde State-Trait Anksiyete Envanteri uygulandı. Sonuçlar psikiyatri uzmanı tarafından değerlendirildi. Beck depresyon puan ortalaması çalışma grubunda 13,26±8,04; kontrol grubunda ise 12,11±7,94 olarak bulundu. Çalışma grubunda puan ortalaması kontrol grubuna göre yüksek olmakla birlikte depresyon bakımından istatistiksel anlamlı farklılık saptanmadı (p>0.05). Annelerin durumluluk anksiyete seviyelerinin değerlendirilmesinde kullanılan STAI 1 ortalama puanı çalışma grubunda 42,08±8,85 kontrol grubunda 42,64±9,99 olarak bulundu, iki grup arasında durumluluk anksiyetesi açısından istatistiksel anlamlı farklılık saptanmadı (p>0,05). Süreklilik anksiyetesini değerlendiren STAI 2 testinde ise ortalama puan çalışma grubunda 42,24±7,64 kontrol grubunda 46,13±7,68 olup, iki grup arasında süreklilik anksiyetesi bakımından istatistiksel anlamlı farklılık saptanmadı (p>0,05). Beck anksiyete puan ortalaması çalışma grubunda 17,88±8,80 kontrol grubunda 13,28±10,69 olarak bulundu ve iki grup arasında anksiyete bakımından istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptandı (p<0.05). Sonuç olarak kronik hastalık şüphesi aile üyelerinin ruh sağlığını tehdit eden, ailelerin yaşam kalitesinde azalmaya ve psikolojik profillerinde bozulmaya neden olan bir durumdur. Kronik bir hastalığın şüphesi durumunda fizik muayenenin ve aileye bilgilendirmenin dikkatli bir şekilde yapılmasına özen gösterilmelidir. Anahtar Kelimeler: Konjenital Kalp Hastalığı, anne, depresyon, anksiyete

AnksiyeteAnnelerDepresyon+4
Fevzi Demir
Fırat University
2017
00
Medical Sub-SpecialtyOpen AccessTR

Çocukluk çağı epilepsilerinde kalp hızı değişkenliği

Kalp hızı değişkenliği (KHD), kalbin otonomik fonksiyon durumunu değerlendirmede kullanılan noninvaziv bir yöntemdir. Epilepsi hastalarında azalmış KHD, epilepsi ile ilişkili ölümlerin en yaygın nedeni olan ani beklenmeyen ölümün (SUDEP) patofizyolojisinde majör rol oynayabilir. Bu prospektif çalışmanın amacı, epilepsili çocuklarda kalp hızı değişkenliğini değerlendirmekdi. Yaş ortalamaları 9.15 ± 4.60 yıl olan 61 epileptik çocuk ve yaş ortalamaları 9.78 ± 4.05 yıl olan 53 sağlıklı çocuk, çalışmaya dahil edildi. Çalışmadaki tüm olgular, KHD için 24 saatlik Holter görüntüleme, elektrokardiyografi (EKG) ve ekokardiyografi (EKO) ile değerlendirildi. Kontrol grubu ile karşılaştırıldığında epilepsi hasta grubunda, EKG ve EKO parametrelerinde kısalma fraksiyonu dışında anlamlı farklılık saptanmadı. Hasta grubunda, zaman bağımlı (SDNN, SDNN index, SDANN, RMSSD, and pNN50) ve frekans bağımlı (LF, HF, VLF) parametrelerin tamamında anlamlı bir azalma saptandı. Patolojik EEG'li hastalarda, SDNN, SDNN index, SDANN index, LF ve VLF değerlerinde normal EEG'li hastalar ile karşılaştırıldığında anlamlı bir baskılanma tespit edildi. Monoterapi rejimi uygulanan hastalar ile karşılaştırıldığında politerapi rejim uygulanan hastalarda, SDNN, SDNN index, SDANN index, RMSSD, LF, HF ve VLF değerlerinde anlamlı bir azalma vardı. Refrakter epilepsili hastalarda SDNN ve SDANN index, iyi kontrollü epilepsili hastaların değerleri ile karşılaştırıldığında anlamlı olarak baskılanmıştı. Bu çalışmanın verileri, epilepsi hastalarında baskılanmış KHD'nin politerapi, refrakter epilepsi ve patolojik EEG ile ilişkili olduğunu göstermiştir. Azalmış parasempatik tonüs ile ilişkili olan bu artmış sempatik aktivite, epilepsili çocuklarda ventriküler taşiaritmilerin gelişiminde anahtar bir rol oynayabilir ve epilepsili çocuklarda SUDEP'in altında yatan mekanizmayı açıklayabilir. Noninvaziv bir yöntem olan KHD, politerapi rejimi uygulanan refrakter epilepsili hastalarda olası fatal kardiyak aritmi riskini değerlendirmek için kullanılabilir.

Aritmi-kardiyakKalpKalp hızı+2
Muhammed Karabulut
Fırat University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sigara dumanına maruz kalan çocuklarda vitamin A, vitamin C, vitamin E ve total antioksidan kapasitenin karşılaştırılması

Sigara içilmesi, hem gelişmiş ülkelerde hem de gelişmekte olan ülkelerde önemli bir sağlık sorunudur. Sigara dünyada en yaygın görülen madde bağımlılığıdır ve önlenebilir olması nedeniyle önemlidir.Bu çalışmanın amaçları; Sigara dumanına maruz kalan çocuklarda bazı serum antioksidan vitamin düzeylerinin (vitamin A, vitamin C, vitamin E) ve total antioksidan kapasite (TAK) düzeylerini değerlendirmek, annenin sigara içmesinin çocuklardaki antioksidan vitamin düzeyleri ve TAK arasındaki olası ilişkiyi saptamaktır.Çalışmaya annesi sigara içen yaş ortalaması 62.2 ay olan 100 çocuk alındı. Kontrol grubundaki 100 çocuğun yaş ortalaması 62.2 ay idi.Vitamin A düzeyleri sigara dumanına maruz kalan olgularda 0.66 ±0.1 mg/L kontrol grubu olgularda 0.83 ±0.1 mg/L bulunmuş olup vaka grubunda vitamin A seviyesinin düşük olması istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0.05). Vitamin E düzeyleri sigara dumanına maruz kalan olgularda 11.13 ±3.13 mg/L kontrol grubu olgularda 16.34 ±3.0 mg/L bulunmuş olup vaka grubunda vitamin E seviyesinin düşük olması istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0.05). Vitamin C düzeyleri sigara dumanına maruz kalan olgularda 10.57 ±2.7 mg/L kontrol grubu olgularda 14.85 ±2.5 mg/L bulunmuş olup vaka grubunda vitamin C seviyesinin düşük olması istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0.05). Total antioksidan kapasite düzeyleri sigara dumanına maruz kalan olgularda 0.95 ±0.4 mM kontrol grubu olgularda 1.36 ±0.4 mM bulunmuş olup vaka grubunda TAK seviyesinin düşük olması istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0.05).Sonuç olarak, sigara dumanına maruz kalan çocukların vitamin A, vitamin C, vitamin E, total antioksidan kapasite düzeylerinin, sigara dumanına maruz kalmayan gruba göre düşük olduğu görüldü. Çocuklarda sigara dumanına maruz kalma; antioksidan vitamin düzeyleri düşmesi, total antioksidan kapasitenin düşmesine yol açabileceği düşünüldü. Elde ettiğimiz sonuçların pasif sigara içiciliği konusu ile ilgili yeni çalışmalara ışık tutacağı kanaatindeyiz.Anahtar Kelimeler: Sigara, vitamin A, vitamin C, vitamin E, total antioksidan kapasite

AntioksidanlarAskorbik asitSigara dumanı kirliliği+3
Mehmet Bulut
Fırat University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

1 ay - 18 yaş arası malnütrisyonlu hastalarda kardiyak fonksiyonların değerlendirilmesi

ÖZETMalnütrisyonlu çocuklarda vücudun değişik kompozisyonlarındaki kayıpların yol açtığı hipotansiyon, kardiyak aritmi, miyokardiyopati, kalp yetmezliği ve ani ölüm gibi kardiyak anomaliler görülmektedir. Bu çalışmanın amacı aynı yaştaki malnütrisyonlu çocukların oluşturduğu grupla sağlıklı kontrol grubunun elektrokardiyografik, ekokardiyografik, biyokimyasal parametrelerini karşılaştırmaktır.Çalışma grubumuz 47 malnütrisyonlu çocuk (27 kız ve 20 erkek) ile 44 sağlıklı kontrol (25 kız ve 19 erkek) hastasından oluşmaktaydı. Tüm malnütrisyonlu ve sağlıklı çocuklar elektrokardiyografik, ekokardiyografik ve biyokimyasal değerlendirmeye alındı.Malnütrisyonlu 47 çocuğun ve sağlıklı 44 çocuğun yaş ortalaması sırasıyla 69,4 ve 68,9 aydı. Malnütrisyonlu çocuklar kontrol grubuna göre sol ventriküler kitle (LVM) ölçümlerinde anlamlı düşüklük göstermekteydi (42,3±24,5 gr vs 53,4±23,9 gr, p<0,05). Bununla beraber sol ventrikül kitle indeksi (LVMİ) malnütrisyonlu hastalar ve kontrol grubu arasında farklılık göstermemekteydi (60,7±13,3 vs 61,9±12,1, p>0,05). Bu bulgu malnütrisyonda LVM'deki kaybın vücuttaki kayıpla orantılı olduğunu göstermektedir. Kardiyak output ağır malnütrisyonlu grupta kontrol grubuna göre düşük bulundu (1,7±1,3 vs 3.1±1,1 L/min, p<0,05), ancak kardiyak indeks hasta ve kontrol grubu arasında anlamlı farklılık göstermemekteydi (2,6±1,1 vs 3,1±1,1 p>0,05). Malnütrisyonlu hastalarda sol ventrikül (LV) sistolik fonksiyonlarında anlamlı bozulma vardı. Sistolik fonksiyon göstergeleri olan ejeksiyon fraksiyonu (EF) ve kısalma oranı (FS) hasta grupta kontrol grubuna göre düşüktü (EF: 66,2±5,3 vs 69,2±4,07 p<0,05; FS: 35,4±4,2 vs 37,9±3,4, p<0,05). Sistolik ve diyastolik fonksiyonların beraber göstergesi olan miyokardiyal performans indeksi (MPİ) de hasta grupta kontrol grubuna göre anlamlı olarak düşüktü (0,45±0,09 vs 0,36±0,05 p<0,01). Kardiyak fonksiyonlardaki bu bozulmalar malnütrisyonun şiddeti ve süresiyle ilişkiliydi. Troponin düzeyleri hiçbir hastada yüksek değildi.Düzeltilmiş QT dispersiyonu (QTcD) ve QTD düzeyleri malnütrisyonlu hastalarda kontrol grubuna göre anlamlı olarak yüksekti (QTcD: 47,9±16,8 vs 32,9±10,6, p<0,001; QTD: 21,5±9,2 vs 28,2±9,2, p<0,01) ve artış malnütrisyonun süresi ve şiddetiyle ilişkiliydi. Bununla birlikte hiçbir hastamızda kompleks ventriküler aritmi bulunamadı.Sonuç olarak malnütrisyonlu hastalarda onların beslenme durumuyla ilişkili olarak önemli elektrokardiyografik ve ekokardiyografik anormallikler bulundu. Bu hastaların yönetiminde kardiyak değerlendirme ve erken beslenme tedavisi planlanmalıdır.Anahtar kelimeler: Malnütrisyon, Çocuk, Kardiyak fonksiyonlar

Beslenme bozukluklarıEkokardiyografiElektrokardiyografi+3
Osman Akdeniz
Fırat University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Down sendromlu hastalarda leptin ve adiponektin gen polimorfizmi ve ekspresyonları arasındaki ilişkinin araştırılması

ÖZET Down sendromu (DS) en sık kromozomal hastalıktır. Bu sendromun meydana gelmesi için 21.kromozom üzerindeki genlerin polimorfizm ve ekspresyonlarının gerekliliği, fenotipik etki yaratmayan ekspresyonlarının varlığı, kromozom üzerinde kaç genin sendromla ilişkili olduğu ve hangilerinin ekspresyonunda artış olduğu konusunda çeşitli tartışmalar bulunmaktadır. Obezite prevelansı DS'lu hastalarda daha yüksek olarak bildirilmektedir. Obezite genlerinin taranmasında önemli bir yöntem genomik taramalardır. Leptinin (LEP) başlıca görevi iştahı azaltarak obezite gelişmesini engellemektir. Adinopektin (ADİPOQ) obezlerde daha düşük düzeydedir. Çalışmamız obeziteye yatkın olan DS'lu çocuklarda leptin, adiponektin gen polimorfizm ve gen ekspresyonları arasındaki ilişkiyi araştırmak, LEP, LEPR ve ADİPOQ genlerinin polimorfizm veya ekspresyonunun obezitede etkili bir faktör olup olmadığını belirlemek amacıyla yapıldı. Hastaların demografik verileri, antropometrik ölçümleri, laboratuar değerleri ve ekokardiografi (EKO) raporlarına ait bilgiler kaydedildi. DS hastalarının tümünde LEP, LEPR ve ADİPOQ genlerinin belirlediğimiz polimorfizmleri ve LEP, ADİPOQ genlerinin mRNA ekspresyon düzeyleri değerlendirildi. Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı'nda izlenen 30 DS tanılı çocuk ile kontrol grubu olarak kronik hastalığı olmayan 30 sağlıklı çocuk çalışmaya dâhil edildi. Çalışmamızda DS'lu çocuklarda LEP geni -2548G/A, LEPR geni Gln223Arg, ADİPOQ 276G>T gen polimorfizminin obezite ile bağlantısı araştırılmış ve arada bir ilişki saptanmamıştır. ADİPOQ45T>G gen polimorfizm ile obezite arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Down sendromlu çocuklarda leptin geni mRNA ekspresyonunun obezite ile ilgili bağlantısı araştırılmış ve anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Bu sonuçta genel olarak trizomik genlerde mRNA düzeyinde artmış ekspresyon varlığını desteklemiştir. Ancak ileriki çalışmalarda insülin düzeylerinin de bakılarak leptin gen mRNA eksprenyonu çalışılması yararlı sonuçlar verecektir. Down sendrom'lu çocuklarda, obezitede etkili olabilecek genetik faktörlerin araştırılması bu önemli sorununun aydınlatılmasını sağlayacaktır. Bunun içinde Down sendrom'lu popülasyonda genetik varyasyonların saptanması, bu fenotipik özelliklerin genetik mekanizmalarının aydınlatılmasına ihtiyaç olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Down sendromu, obezite, LEP geni, LEPR geni, ADİPOQ geni

AdiponektinDown sendromuGen ifadesi+4
Şefika Toga
Fırat University
2014
10
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Febril konvülziyonu olan çocuk hastaların ailelerindeki anksiyetenin derecesinin belirlenmesi

ÖZET Febril konvülziyon yalnız hasta bireyi etkilememekte, bir birim olan ailenin de etkilenmesine neden olmaktadır. Febril nöbet geçiren çocukların ailelerinde ciddi anksiyete ve korku oluşmaktadır. Febril konvülziyon sonrasında ailelerde oluşan bu anksiyete, kişinin sosyoekonomik düzeyi, eğitim durumu ve yaşı ile açıklanmaya çalışılmaktadır. Ailelerde febril konvülziyon sonrası gelişen anksiyete ile ilgili çok az sayıda çalışma yapılmıştır. Bizim çalışmamız, febril konvülziyonu olan hasta çocukların ailelerindeki anksiyetenin derecesinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışmamız, 6 ay ve 5 yaş aralığında febril nöbete sahip 100 hasta çocuk ailesi ve aynı yaş grubuna sahip ateşli hastalık geçirmiş 100 kontrol grubu çocuk hasta ailesinde yapılmıştır. Hasta ve kontrol grubuna, durumluluk anksiyete göstergesi olan ve 20 sorudan oluşan Stai Tx 1 ve süreklilik durum anksiyetesini gösteren 20 sorudan oluşan Stai Tx 2 soruları soruldu. Hastalardaki anksiyete derecesi, Stai testleri puanına göre hafif, orta ve ağır derece olarak belirlendi. Oluşan anksiyete derecesinin mali durum, eğitim düzeyi ve okuma düzeyleri ile ilişkisi belirlendi. Yüz hastanın 98'inde orta ve ağır derece durumluluk anksiyetesi saptandı ve 78 hastada ise süreklilik anksiyetesi saptandı (p<0.05). Durumluluk anksiyete puanı ortalaması 66.76±7.71, süreklilik anksiyete ortalaması 46.90±8.53 olarak saptandı. Anksiyeteye sahip kişilere bakıldığında, mali durumu orta olan ailelerde, ağır derece durumluluk anksiyetesi kontrol grubuna oranla istatistiksel olarak anlamlı saptandı. Çalışmayan kişilerde ağır derece durumluluk anksiyetesi istatistiksel olarak daha fazla görüldü (p<0.05). Yine üniversite mezunu olanlarda anksiyete derecesi, üniversite mezunu olmayanlara oranla istatistiksel olarak daha düşük saptandı. Bu çalışma, febril konvülziyona sahip hasta çocukların ailelerinde orta ve ağır derecede anksiyete geliştiğini göstermiş, anksiyete derecesinin ise çalışmayan, mali durumu orta olan ve üniversite mezunu olmayanlarda ise daha ciddi olduğunu göstermiştir. Ailelere hastalık hakkında yeterli bilgilendirme yapılması ve ailelerdeki bu anksiyetenin tedavisinin yapılması gerektiği sonucuna varılmıştır. Anahtar kelimeler: Febril konvülziyon, ailelerde anksiyete, Stai Tx form

AileAnksiyeteNöbetler+4
Mehmet Bağatarhan
Fırat University
2014
10
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Epilepsi hastalığı olan çocukların annelerinde depresyon ve anksiyete

ÖZET Epilepsi, doğuştan veya sonradan edinilmiş bozukluklardan kaynaklanan santral sinir sistemi işlevsizliğinin neden olduğu, tekrarlayan nöbetlerle seyreden, çocukluk ve ergenlik döneminde en yaygın görülen kronik nörolojik hastalıktır. Nöbetler hastalığın temel belirtisidir. Epilepsi kronik bir hastalıktır ve tanısı koyulan çocuklarda kognitif fonksiyonlar ile davranışsal fonksiyonları etkiler. Epilepsinin etkisi sadece nöbet geçiren çocuklar ile sınırlı değildir, belirli bir dereceye kadar bütün aileyi etkilemektedir. Nöbetlerin başlaması ile ilgili tahmin edilemeyen zamanlama, akademik başarının oluşamaması, sosyal damgalanma çocuk için olduğu kadar aile için de çok önemli sorunlar yaratmaktadır. Ailede bir hastalık veya aile bireyleri ile ilgili bir belirsizlik olduğunda bütün aile etkilenir. Bir çocuğa kronik hastalık tanısı konması uzun dönemde ebeveyn ve diğer aile üyeleri üzerinde ruhsal ve psikososyal risklerin ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Bu çalışmanın amacı epilepsinin, epilepsili çocukların annelerinin psikolojik profilleri (depresyon ve anksiyete) üzerinde nasıl etki ettiğini göstermektir. Çalışmamıza epilepsi tanısı ile takipli hastaların anneleri ( n=100) ve sağlıklı kontrol grubu (n=100) olan toplam 200 olgu dahil edildi. Epilepsi tanısı ile takipli hastaların annelerine ve sağlıklı kontrol grubuna depresyon için Beck Depresyon Envanteri, anksiyeteyi değerlendirmek için State-Trait Anksiyete Envanteri ve Beck Anksiyete Envanteri uygulandı. Sonuçlar psikiyatri uzmanı tarafından değerlendirildi. Beck depresyon puan ortalaması çalışma grubunda 15,04±11,08; kontrol grubunda ise 13,90±10,77 olarak bulundu. Çalışma grubunda puan ortalaması kontrol grubuna göre yüksek olmakla birlikte depresyon bakımından istatistiksel anlamlı farklılık saptanmadı (p>0.05). Beck anksiyete puan ortalaması çalışma grubunda 12,61±10,50, kontrol grubunda 8,17±5,36 olarak bulundu ve iki grup arasında anksiyete bakımından istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptandı (p<0.05). Annelerin durumluluk anksiyete seviyelerinin değerlendirilmesinde kullanılan STAI 1 ortalama puanı çalışma grubunda 42,89±7,95, kontrol grubunda 41,20±7,35 olarak bulundu, iki grup arasında durumluluk anksiyetesi açısından istatistiksel anlamlı farklılık saptanmadı (p>0,05). Süreklilik anksiyetesini değerlendiren STAI 2 testinde ise ortalama puan çalışma grubunda 50,05±6,93, kontrol grubunda 46,86±6,37 olup, iki grup arasında süreklilik anksiyetesi bakımından istatistiksel anlamlı farklılık saptandı (p<0,05). Sonuç olarak epilepsi aile üyelerinin ruh sağlığını tehdit eden, ailelerin yaşam kalitesinde azalmaya ve psikolojik profillerinde bozulmaya neden olan kronik bir hastalıktır ve ailelerin psikolojik destek almaları konusunda farkındalık yaratılması gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Epilepsi, anne, depresyon, anksiyete

AnksiyeteAnnelerDepresyon+3
Ayşe Akıncı
Fırat University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Soldan sağa şantlı konjenital kalp hastalarının izleminde NT-pro BNP düzeylerinin değerlendirilmesi

Brain natriüretik peptid, diüretik, natriüretik, vazodilatatör etkileri olan, volüm ve basınç yüküne cevap olarak ventrikülden salgılanan bir hormondur. Bu çalışmanın amacı, soldan sağa şantlı konjenital kalp hastalığı olan hastaların izleminde NT-proBNP düzeylerini değerlendirmek ve soldan sağa şantın azalması veya artması ile ilişkisini saptamaktır.Çalışmaya ventriküler septal defekt ve sekundum atrial septal defekt tanısı olan 40 hasta ve masum üfürümü olan 20 çocuk alındı. Hastaların yaşları 15 gün-16 yaş arasındaydı, diğer sistemlere ait kronik hastalıkları yoktu. Başvurularında ve altı ay sonraki kontrollerinde kardiyolojik değerlendirmeleri yapıldı ve NT-proBNP için kan örnekleri alındı.Atrial septal defekt grubunda ilk ölçülen ortalama defekt çapı 5.84±1.03 mm, altı ay sonraki 3.86±1.03 mm bulundu. Ventriküler septal defekt grubunda ilk ölçülen defekt çapı 4.04±0.56 mm, altı ay sonraki 3.20±0.73 mm bulundu. Atrial septal defekt grubunda ortalama NT-proBNP düzeyi 180.36±11.14 pg/ml, ventriküler septal defekt grubunda 160.19±8.01 pg/ml, kontrol grubunda 102.04±8.23 pg/ml bulundu. Atrial septal defekt ve kontrol grubu ilk ölçülen NT-proBNP düzeyleri karşılaştırıldığında gruplar arasında istatistiksel anlamlı fark bulundu (p<0.05). Ventriküler septal defekt ve kontrol grubu NT-proBNP düzeyleri karşılaştırıldığında iki grup arasında istatistiksel anlamlı farklılık saptandı (p<0.05). Atrial septal defekt ve Ventriküler septal defekt grubunun ilk ölçülen NT-proBNP düzeyleri arasında istatistiksel anlamlı fark saptanmadı (p>0.05). Atrial septal defekt ve Ventriküler septal defekt grubunda altı ay izlemden sonra alınan NT-proBNP değerleri sırasıyla 101.78±12.18 ve 147.84±16.03 pg/ml bulundu. Her iki grubun ikinci ölçülen NT-proBNP düzeyleri arasında istatistiksel anlamlı fark bulundu (p<0.05).Sonuç olarak, soldan sağa şantlı konjenital kalp hastalığı olan çocuklarda NT-proBNP düzeyinin kontrollere göre yüksek olduğu, EKO ile değerlendirilen defekt çapındaki küçülme oranı ile paralel olarak azaldığı görüldü.Anahtar kelimeler: NT-proBNP, ASD, VSD

Kalp defektleri-konjenitalKalp hastalıklarıKalp septum defektleri-atrial+3
Hatice Altuğ Demirol
Fırat University
2010
10
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Konjenital kalp hastalıkları ve homosistein metabolizması

Homosistein metabolizmasında vitamin B12, folat, vitamin B6 kofaktör olarak görev almaktadır. Bu çalışmanın amacı konjenital kalp hastalığı (KKH) bulunan çocuk hastalarda ve annelerinde homosistein, vitamin B12, folat ve vitamin B6'nın konsantrasyonlarını belirlemek ve doğumsal kalp hastalıklarıyla ilişkisini saptamaktır.Çalışmaya konjenital kalp hastalığı tespit edilen yaş ortalaması 3,6 ay olan 50 çocuk ile bu çocukların yaş ortalaması 30,4 yıl olan anneleri alındı. Kontrol grubundaki 50 çocuğun yaş ortalaması 4,4 ay, annelerin yaş ortalaması 29,1 yıldı.Homosistein düzeyleri KKH'ı olan olgularda 12,1±2,76 mmol/L, kontrol grubu olgularda 7,21±2,40 mmol/L bulunmuş olup çalışma grubunda homosistein seviyesinin yüksek olması istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0,05). Vitamin B12 düzeyleri KKH'ı olan olgularda 375,1±236,3 pg/mL, kontrol grubu olgularda 474,3±270,7 pg/mL bulunmuş olup çalışma grubunda vitamin B12 seviyesinin düşük olması istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0,05). Folat düzeyleri KKH'ı olan olgularda 13,2±4,55 ng/mL, kontrol grubu olgularda 12,5±4,21 ng/ml bulunmuş olup gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olmadığı görülmüştür (p>0,05). Vitamin B6 düzeyleri KKH'ı olan olgularda 12,02±3,75 ng/ml, kontrol grubu olgularda 10,42±3,64 ng/ml bulunmuş olup gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olmadığı görülmüştür (p>0,05).Homosistein düzeyleri KKH'ı olan olguların annelerinde 14,9±2,35 mmol/l, kontrol grubu olgularda 12,4±3,04 mmol/l bulunmuş olup çalışma grubunda homosistein seviyesinin yüksek olması istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0,05). Vitamin B12 düzeyleri KKH'ı olan olguların annelerinde 234,8±91,6 pg/ml, kontrol grubu olgularda 299,5±146,1 pg/ml bulunmuş olup çalışma grubunda vitamin B12 seviyesinin düşük olması istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0,05). Folat düzeyleri KKH'ı olan olguların annelerinde 5,88±3,46 ng/ml kontrol grubu olgularda 7,96±3,87 ng/ml bulunmuş olup çalışma grubunda folat seviyesinin düşük olması istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0,05). Vitamin B6 düzeyleri KKH'ı olan olguların annelerinde 11,1±3,41 µg/l, kontrol grubu olgularda 11,4±3,13 µg/l bulunmuş olup gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olmadığı görülmüştür (p>0,05).Sonuç olarak, konjenital kalp hastalığı olan çocukların annelerinde homosistein düzeyinin yüksek, vitamin B12 ve folat düzeyinin düşük olduğu görüldü. Maternal hiperhomosisteineminin doğumsal kalp hastalığı riskinde artışa yol açabileceği düşünüldü.Anahtar kelimeler: Homosistein, vitamin B12, folat, vitamin B6, konjenital kalp hastalığı

FolatHomosisteinKalp defektleri-konjenital+4
Leziz Gözcü
Fırat University
2011
10
Master'sOpen AccessTR

İndirgenmiş nakit akışı yöntemi ile şirket değerleme: Borsa İstanbul'da işlem gören bir turizm işletmesinde uygulama

Yatırımcıların artması, şirket birleşmeleri veya satın almaları, hisse senedi işlemleri, şirket performansının belirlenmesi gibi nedenlerle şirket değerlemesinin önemi her geçen gün artmaktadır. Şirketlerin veya bir varlığın değerlemesinde çeşitli yöntemler kullanılmaktadır. İndirgenmiş Nakit Akışı (İNA) yöntemi en yaygın olarak kullanılan yöntemlerdendir. Bu çalışmanın amacı, şirket değerleme yöntemlerinin gösterilmesi ve bu değerleme yöntemlerinden İNA yöntemi ile Türkiye'deki bir turizm şirketinin değerlemesine ilişkin uygulamayı göstermektir. Bu amaçla şirket ve değerleme kavramları açıklandıktan sonra şirket değerleme yöntemleri ayrıntılı olarak açıklanmış ve Türkiye'deki bir turizm şirketinin İNA yöntemi ile değerlemesinin yapıldığı uygulamaya yer verilmiştir. Çalışmada değerlemesi yapılan şirket, Fethiye ilçesinde faaliyet göstermekte olan Borsa İstanbul'da kayıtlı bir turizm şirketi olup XYZ Turizm Yatırımları A.Ş. olarak adlandırılmıştır. XYZ Turizm Yatırımları şirketinin 2018-2022 yıllarına ait mali tablo verilerinden yararlanılarak şirket değerlemesi yapılmıştır. İndirgenmiş nakit akımları yöntemi ile elde edilen şirket değerlemesine ilişkin sonuçlar, örnek şirketin Borsa İstanbul'daki fiyatı ile kıyaslanmıştır. Sonuç olarak değerleme çalışması yapılan firmanın hesaplanan değeriyle piyasa değeri arasında anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir.

Firma değerlemesiSerbest nakit akımları yöntemiTürk turizmi+2
Gülşah Taflan
Ondokuz Mayıs University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Epilepsi tanılı hastalarında EKG parametreleri ve ritim bozukluğu

ÖZET Bu çalışmada; epilepsi hastalarında aritmi riskini göstermek için belirteç olarak EKG parametlerini kullanarak nöbet sonrası parametrelerdeki değişimi belirleyerek oluşabilecek komplikasyonlara karşı önlemlerin gösterilmesi amaçlandı. Çalışmaya Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Nöroloji Polikliniği'nde epilepsi tanısıyla takip edilen ya da yeni tanı alan hastalardan nöbet ile acil servise başvuran 46 hasta ve Çocuk Kardiyoloji Polikliniğine üfürüm nedeniyle başvurup, yapılan incelemelerinde kardiyak patoloji saptanmayan hasta grupla benzer yaş ve cinsiyete sahip 57 kontrol grubu dahil edildi. Hastaların yaşı, cinsiyeti, vücut ağırlığı, kalp tepe atımı, kan basıncı, nöbet tipi, nöbet sıklığı, ek hastalık, yapılan tetkik ve görüntüleme bulguları kaydedildi. Hastalara başvuru esnasında, iktal dönemde ve interiktal dönemde olmak üzere iki kez elektrokardiyografik (EKG) inceleme yapıldı. Hastaların EKG parametreleri hesaplandı. Hasta grubundakilerin %44.4'ü (n = 20) erkek, %55.6'sı (n = 25) kız, kontrol grubundakilerin %47.4'ü (n = 27) erkek, %52.6'sı (n = 30) kız idi. Hasta grubunun yaş ortalaması 7.73±5.52, kontrol grubunun yaş ortalaması 9.21±5.87 idi. Yapılan çalışmada hasta ve kontrol grubu arasında hasta grubunda TP-emin uzama, TP-e dispersiyonda uzama, TP-e/QTC de uzama tespit edilmiştir (p<0,05). Afebril konvülsiyon tipinde hasta grubunda kontrol grubuna göre Tpe-max ve Tpe-dispers kontrol grubuna göre uzamış olarak tespit edildi (p<0,05). Ayda birden fazla nöbet geçirenlerde interiktal ve iktal dönemde QTc-maxda kontrol grubuna göre uzama tespit edilmiştir (p<0,05). Hasta grubunda tekli ilaç kullanan ve çoklu ilaç kullananlar arasında ölçülen parametrelerde tekli ilaç kullanan hastalarda Tpe-max değeri kontrol grubuna göre yüksek tespit edilmiştir (p<0,05). Nöbet ile başvuran hastalarda aritmi için önemli belirteçlerden biri olan TP-e dispersiyonda uzama, TP-e/QTC de uzama tespit edilmiştir. Tekli ilaç kullananlar ile çoklu ilaç kullanlar arasında parametreler arasında belirgin farklılık tespit edilmemiştir. Aritminin önemli parametrelerinden olan QTc dipersiyonunda farklılık tespit edilmemiştir. Anahtar Kelimeler: Aritmi, EKG parametreleri, antiepileptik ilaçlar, QT dispersiyonu, TP-e/QTC, TP-e dispersiyonu

Bünyamin Dağ
Fırat University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Nöbet ile başvuran hastalar üzerinde kardiyak enzim değerlerinin ve tanıdaki etkinliklerinin araştırılması

Epilepsi en sık görülen nörolojik bozukluklardan biridir. Çocuk hastalarda bu nöbetler senkop, febril konvülziyon ve status epileptikus şeklinde ortaya çıkabilir. Bu hastalarda rutin biyokimyasal belirteçler, elektroensefalogram ve nöbet izlemi yapılmasına ek olarak kardiyak enzimlerin nöbet oluşum mekanizmasındaki önemi, takip ve tedavideki önemini vurgulamak amacıyla nöbet geçiren çocuklarda kardiyak enzimleri araştırdık. Çalışmamızda 2019 Ağustos ayı ile 2021 Ağustos ayı arasında Fırat Üniversitesi Pediatrik Acil servisine başvurup nöbet tanısıyla Nöroloji Bilim Dalı'nda takip edilen hastalar dâhil edildi. Nöbet tanılı hastalar nöbet türü ve sürelerine göre; status epileptikus, senkop ve konvülziyon olmak üzere 25'er kişilik 3 gruba ayrıldı. Hastaların ck, ckmb, troponin, hemogram, biyokimya, yaş, cinsiyet, daha önceki nöbet öyküsü, nöbet süresi, kraniyal görüntüleme bulguları retrospektif olarak araştırıldı. Nöbet başlangıcından itibaren 24 saat içinde ck, ckmb ve troponin değerleri görülen hastalar çalışmaya dahil edildi. KONVULSİYON grubunun %33.3'ünün, SENKOP grubunun %50'sinin ve STATUS grubunun %92'sinin ilk nöbet olmadığı görülmektedir. KONVULSİYON grubunun %58.3'ünün, SENKOP grubunun %41.7'sinin başvuru anındaki nöbet süresi 0-10 dk, STATUS grubunun ise 64'ünün >15 olduğu görülmektedir. KONVULSİYON grubunun %50'sinin, SENKOP grubunun %79.2'sinin görüntüleme bulgusu özellik yok, STATUS grubunun ise 68'inin özellik var olduğu görülmektedir. KONVULSİYON grubunun %45.8'inin, SENKOP grubunun %95.8'inin ve STATUS grubunun %56'sının troponin seviyesinin 0 olduğu görülmektedir. Status ve konvülsiyon hastalarının troponin değeri senkop hastalarına kıyasla daha yüksek olması nöbet geçirdiği süre ile doğru orantılı olabilir. Status hastalarının %44'ünde, konvülsiyon hastalarının %54,2 sinde troponin değeri 0'dan yüksek çıkması nöbetlerin troponin değeri ile korele olabileceğini göstermiştir. SE ve konvülsiyon hastalarının nöbet oluşum mekanizması içerisinde kardiyojenik faktörlerin etkili olabileceğini düşündürmüştür.

Gözde Şanlı
Fırat University
2024
00

Other supervisors