Theses supervised by Prof. Dr. Erkan Pehlivan
24 theses · İnönü University
Elazığ Eğitim ve Araştırma Hastanesi Endokrinoloji Polikliniğine başvuran TİP 11 diabetli hastaların HBA1C düzeyleri ve ilişkili faktörler
Tip II diyabet giderek yaygınlaşan bir hastalıktır. Hastalığın kanda HbA1c düzeyinin kontrol edilmesi ile izlenmesi çok önemlidir. Bu araştırma, Elazığ Eğitim ve Araştırma Hastanesi Endokrinoloji Polikliniğine başvuran II diyabetli hastaların sosyodemografik, metabolik ve fiziksel aktivite özellikleri ile HbA1c düzeyleri arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yapılmıştır.2011 Yılı Şubat ?Mayıs Ayları boyunca 4 ay süreyle hastane polikliniğine başvuran ve ayaktan tedavi gören yetişkin tip II diyabetli tüm hastalar araştırma kapsamına alınmıştır. Bu süre içerisinde polikliniğe başvuran 500 hastaya anket uygulanmış ve metabolik kontrol düzeylerini değerlendirmek için açlık kan şekeri, HbA1c, HDL kolesterol, kan basıncı değerleri ve beden kitle indeksi(BKİ),bel çevresi, kalça çevresi ölçümleri alınmıştır.Çalışmaya katılan hastaların %58'i (290 kişi) kadın, % 42'si (210 kişi) erkektir. Katılımcıların yaş ortalaması 54,78±12,07 yıldır. Katılımcıların % 40.0'ı ilkokulu bitirmemiş veya okur-yazar değildir. Erkeklerin beden kitle indeksi ortalaması 27,83±4,58 kg/m2, kadınların beden kitle indeksi ortalaması 31,35±6,40 kg/m2 olarak bulunmuştur. Araştırmaya katılan hastaların açlık kan şekeri ortalaması 204,23±95,16, bu ortalama erkeklerde 201,67±91,85, kadınlarda 206,08 ±97,59 mg/dl' olarak elde edilmiştir. HDL kolesterol düzeyi erkeklerde 42,61 ± 11,56 mg/dl, kadınlarda ise 47,31±12,07 mg/dl olarak bulunmuştur. Hastaların %65.4'ü anti-diyabetik ilaç, %34.6'si ise insülin kullanmaktadır. Hastaların % 59'u 1-3 ay arasında kan HbA1c düzeylerini kontrol ettirdiklerini ifade etmişlerdir.Araştırmaya katılan erkeklerin HbA1c ortalaması 9,09±2,36, kadınların HbA1c ortalaması 9,12±2,57 mg/dl'dir. Erkeklerin % 23,8'i, kadınların ise % 23,4'ü HbA1c hedef sınır olan 6,5-7 mg/dl değere ulaşabilmişlerdir. Bu çalışmada insülin kullananların HbA1c ortalaması 10,2±2,5, antidiyabetik ilaç kullananların ise 8,5 ±2,3 olarak farklı bulunmuştur. Fiziksel aktivite yönünden inaktiflerde HbA1c ortalaması 9,4±2,5, orta düzeyde aktivite bulunanlarda 8,4±2,3, yüksek düzeyde aktivitede bulunanlarda ise 8,8±2,5 olarak anlamlı derecede ilişkili bulunmuştur. BKİ 29,9 kg/m2 olanların HbA1c ortalaması 9,5±2,5 BMI 30 ve üzeri olanların HbA1c ortalaması 8,6±2,3 mg/dl olarak elde edilmiş ve BKİ ile HbA1c arasında anlamlı ters bir ilişki bulunmuştur. Aynı ters ilişki bel çevresi ile HbA1c düzeyleri arasında da bulunmuştur. Bel çevresi ?88 ve altı olanların HbA1c ortalaması 9,8 ±2,7, 89-101 arasında olanların 9,2±2,3 ve bel çevresi ?102 ve üzerine olanların ise HbA1c ortalaması 8,7±2,5 mg/dl olarak elde edilmiştir.Sonuç olarak hastaların kan HbA1c düzeyleri ideal düzeyde değildir. Araştırma bulguları ışığında hastaların besin alımı ve fiziksel aktivite ile ağırlık kontrolünün sağlanması, düzenli aralıklarla HbA1c düzeyi ve diğer bulguları takip etmeleri konusunda eğitimlerinin sürekli yapılması gerektiği önerilebilir.
Üniversite öğrencilerinde hemoglobin A1c taraması ve olası yeme bozukluğu sıklığı
Türkiye'de obezite ve diyabet en önemli halk sağlığı sorunlarındandır. Bu sorunların temelinde erişkin öncesi dönemlerin rolü büyüktür. Bu sebeple çocuklarda ve gençlerde kanda hemoglobin A1c (HbA1c) değerlerinin ve olası yeme bozukluğu sıklığının saptanması önemlidir. Bu çalışma üniversite öğrencilerinin kanda HbA1c değerleri ile vücut analiz ölçütleri ve yeme tutumları ilişkisini saptamak amacıyla yapılmıştır. Araştırma kesitsel tipte analitik bir araştırmadır. 2013 yılı Mayıs-Temmuz aylarında Gaziantep Üniversitesinde öğrenim gören 428 öğrenci araştırma kapsamına alınmıştır. HbA1c değeri parmak ucu kanda NycoCard-Reader II cihazı ile ölçülmüştür. Yeme Tutum Testi (YTT-40) ile olası yeme bozukluğu sıklığı saptanmıştır. Tanita BF350 ile vücut analizleri yapılmıştır. Yaş ortalaması 21,87±2,02 yıl olan öğrencilerin %50,5'i erkek, %49,5'i kadındır. Öğrencilerin %72,4'ü öğün atlamakta, %8,4'ü diyet yapmaktadır. Öğrencilerin %72'sinin vücut kütle indeksi (VKİ) değeri normal (?18,5 - <25,0) aralıktadır. Boy uzunluğu ortalaması 171,0±8,9 cm, vücut ağırlığı ortalaması 65,9±13,1 kg idi. VKİ ortalaması erkeklerde (23,5±3,3) ve kadınlarda (21,3±2,8) anlamlı farklılık gösterdi, aynı zamanda vücut yağ oranı ortalaması da erkeklerde (%14,8±5,5) ve kadınlarda (%23,0±6,8) anlamlı farklılık gösterdi (p<0,001). HbA1c ortalaması erkekler (%5,26±0,55) ve kadınlarda (%5,20±0,47) benzerlik gösterdi (p=0,189). Öğrencilerin %6,8'inin HbA1c değeri ?%6,0 idi. %9,1'inin YTT puanı ?30 idi. YTT puanları ile HbA1c değerleri arasında düşük ama anlamlı bir korelasyon vardı (r=0,096; p=0,047). VKİ ile HbA1c değerleri arasında pozitif yönde düşük ama anlamlı bir ilişki bulundu (r=0,226; p=0,001). Bu araştırmada, diyabet gelişme riski taşıyanlar %6,8'dir. Olası yeme bozukluğu sıklığı %9,1'dir. Erken tanıda değerli olması sebebiyle üniversite sağlık servislerinin bu takipleri yapmaları önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Üniversite öğrencileri, HbA1c, Tarama, Yeme Tutum Testi
Turgut Özal Tıp Merkezi çalışanlarında iş stresi ve beslenme ile ilişkisi
Amaç: Yeme davranışını içsel, sosyal ve çevresel birçok faktör etkilemektedir. Bu etkileşim birçok hastalığın oluşmasına zemin hazırlamaktadır. Bu çalışmada iş stres düzeyi ile yeme tutum ve davranışları arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Materyal ve Metot: Bu çalışma, Turgut Özal Tıp Merkezi'nde çalışan 135 hemşire ve 97 sağlık teknikeri üzerinde yürütülmüştür. Sağlık çalışanlarının sosyo-demografik özellikleri, beslenme alışkanlıkları, iş stres düzeyleri hakkındaki bilgileri Üç Faktörlü Beslenme Anketi ve İş Stres Düzeyi Ölçeği ile elde edilmiştir. İstatiksel analizlerde normallik dağılım testleri, ANOVA, Kruskal-Wallis ve iki ortalama arasındaki farkın anlamlılık testleri kullanılmıştır. Anlamlılık değeri olan p, p<0.05 olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Katılımcıların %66.4'ünü kadınlar oluşturmaktadır. Dahili biriminde çalışanlar en büyük yüzdeye sahiptir. Bireylerin yaklaşık olarak 3/2'si sigara kullanmamaktadır. Kronik rahatsızlığı olmayanlar (%84.1) çoğunluktadır. Katılımcıların %57.8'inin evli olduğu saptanmıştır. Bireylerin sosyo-demografik özellikleri ile beslenme puan ortalamaları arasında anlamlı bir farklılaşma bulunamamıştır. Katılımcıların sosyo-demografik özellikleri ile stres puan ortalamaları arasında anlamlı bir farklılaşma tespit edilememiştir. Sadece mesleki kıdemin, KY alışkanlığı ile arasında anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır. Cinsiyet değişkeni ile DY yeme arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Cinsiyet, sigara kullanım durumu ve kronik hastalığa sahip olma durumu ile bilinçli olarak yemek yemeyi kısıtlama arasında anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir. Cinsiyetle açlığa duyarlılık arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Sonuç: Bireyler yemek tüketimlerinde otokontrollerini sağlamak için; duygusal yoğunluk yaşadığı zamanlarda farklı uğraşlar edinmeli ve kendilerine dengeli, besleyici ve tatmin edici tabaklar hazırlamalıdırlar. Sigara tüketimi, kronik hastalık varlığı gibi beslenmeyi doğrudan etkileyen değişkenler için bireyler bilinçlendirilmeli, yeterli ve dengeli beslenmenin önemi anlatılmalıdır. Anahtar Kelimeler: Beslenme durumu, iş stresi, obezite, yeme davranışı.
Turgut Özal Tıp Merkezi'nde çalışan hemşirelerin stres düzeylerinin mesleki tükenmişliğe etkisi
Amaç: Bu araştırma Turgut Özal Tıp Merkezi'nde çalışan hemşirelerin stres düzeylerinin mesleki tükenmişliğe etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Materyal ve Metot: Kesitsel ve analitik tipte yürütülen bu araştırma Mart 2020- Ağustos 2020 tarihleri arasında İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi'nde çalışan 242 hemşire üzerinde yapılmıştır. Araştırma verilerinin toplanmasında ''Hemşire Tanıtım Formu'', ''Hemşire Stres Tanılama Formu'' ve '' Maslach Tükenmişlik Ölçeği'' kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde yüzdelik, kolerasyon, MannyWhitneytesti, ve Kruskall Wallis testi kullanılmıştır. Yanılmapayı olarak p<0.05 seçilmiştir. Bulgular: Araştırmaya katılanların %72.3'nün kadın, %27.7'nin erkek olduğu, %61.2'nin evli, %38.8'nin bekâr olduğu belirlenmiştir. Araştırmaya katılanların stres düzeylerinin yüksek olduğu belirlenmiş olup Hemşire Stres puan ortalaması 107.40±30.45'dir. Hemşirelerin Maslach Tükenmişlik puan ortalaması 55.48±11.89 olduğu tespit edilmiştir. Hemşirelerin stres düzeyleri ile mesleki tükenmişlik arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir (p=0.000). Sonuç: Yapılan araştırmada Turgut Özal Tıp Merkezi'nde çalışan hemşirelerin stres ve tükenmişlik düzeylerinin yüksek olduğu belirlenmiştir. Stres düzeyleri arttıkça mesleki tükenmişliğinin de arttığı tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Hemşire, Stres, Mesleki Tükenmişlik
Turgut Özal Tıp Merkezi ameliyathane ve labaratuvar çalışanlarında 2017 yılındaki hepatit B sero-prevelansı ve etkileyen faktörler
Amaç: Hepatit B virüsü (HBV) insan sağlığını tehdit eden önemli bir sağlık sorunudur. Sağlık çalışanlarında kan ve kan ürünleriyle bulaşan HBV ile enfekte olma riski genel topluma göre daha yüksektir. Bu çalışmada Malatya İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi (TÖTM) ameliyathane ve laboratuvar çalışanlarındaki HBV sero-prevelansını (HBsAg ve Anti-HBs) ve bu prevelansı etkileyen faktörleri incelemeyi amaçladık. Materyal ve Metot: TÖTM'de ameliyathane ve laboratuvarda çalışan 180 sağlık çalışanının 2017 yılı içerisindeki HBsAg ve Anti-HBs sonuçları kaydedildi. Hazırlanan bilgi formundaki sorulara ait cevaplar (cinsiyet, öğrenim durumu, medeni durumu, meslek, çalıştığı yer, doğduğu yer, çalıştığı süre, ailede HBV seropozitifliği, kan transfüzyonu) burada çalışanlarla yüz yüze görüşülerek elde edildi. İstatistiksel veriler ise SPSS 18 programı kullanılarak değerlendirildi. Bulgular: 180 adet sağlık personeli değerlendirildi. Bunlardan 81'i (%45) erkek ve 99'u (%55) kadın idi. Erkeklerde yaş ortalaması 34.5±7.8 iken, kadınlarda 35.3±6.5 idi. Çalışmaya katılan personelin 71'i (39.7%) hemşire, 57'si (31.8%) anestezi teknisyeni, 35'i (19.6%) ve 16'sı (8.9%) idari personeldi. Sadece 3 çalışanda HBsAg pozitif olduğundan çalışanların değişkenleri ile Anti-HBs pozitifliği (bağışıklık) arasında istatistiksel ilişki değerlendirildi. Sadece Anti-HBs pozitifliği (n=152, % 85.4) ile çalışılan yer arasında istatistiksel olarak anlamlı (p=0.048) bir ilişki saptandı. Sonuç: Çalışanlarda Anti-HBs pozitiflik oranı % 85.4 idi. HBs antikor pozitifliği ile çalışılan yer arasında istatistiksel anlamlı bir ilişki vardı. Bu da laboratuar çalışanlarında bağışıklık oranının daha yüksek olmasından kaynaklanıyordu. HBV için risk altında olan sağlık personelinin bu virüs açısından taranması ve HBV'ye karşı bağışık olmayanların aşılanması gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Bağışıklık, HBV, Sağlık çalışanı
Malatya ilinde göçmen sağlığı merkezlerine başvuran geçici koruma altındaki yetişkin Suriyelilerin akılcı ilaç kullanım bilgi düzeylerinin belirlenmesi ve ilişkili faktörler
Malatya İlinde Göçmen Sağlığı Merkezlerine Başvuran Geçici Koruma Altındaki Yetişkin Suriyelilerin Akılcı İlaç Kullanım Bilgi Düzeylerinin Belirlenmesi ve İlişkili Faktörler Amaç: Çalışmada, Suriye İç Savaşı sonucunda ülkemize gelip yaşamını sürdürmekte olan Suriye'li vatandaşların akıllı ilaç kullanımı ile ilgili olarak bilgi düzeylerini belirlemek ve etkileyen faktörleri incelemek amaçlanmaktadır. Materyal ve Metot: Çalışmaya Malatya ilindeki 4 Göçmen Sağlığı Merkezinde geçici koruma altında olan toplam 983 Suriyeli hasta dahil edilmiştir. Sosyo demografik özellikleri içeren anketle birlikte Akılcı İlaç Kullanımı Ölçeği ile veriler toplanmıştır. Ölçekten alınabilecek toplam puan değeri 42'dir. Ölçeğin kesim değeri 34 puan olarak belirlenmiştir. 35 ve üzeri puan alan hastalar akılcı ilaç kullanımı konusunda yeterli bilgiye sahip olarak değerlendirildi. Ölçeğin Cronbach'salpha katsayısı 0.789 dur. Bulgular: Araştırma kapsamına girenlerin 577'si (%58.7) kadın, 406'sı (%41.3) erkekti. Yaş ortalaması 33.4±12.6idi. Katılımcıların 929'u (%94.5)'ü okur yazar olup, %38.1'i lise mezunu idi. Çalışmaya katılan hastaların Türkiye'de kalış süresi 5.8±2 yıl, Malatya'da kalış süresi 5.2±2.1 yıl şeklindedir. Tüm katılımcıların yalnızca %23.1'i 35 ve üzerinde puan alabilmiştir. Hastaların puanları cinsiyete göre farklılık göstermez iken, yaş ile zayıf bir ilişki bulundu. Ayrıca eğitim durumu Türkiye'de yaşanılan yıl, medeni durum, Suriye'de düzenli çalışma hayatı, köy ve kasabada yaşıyor olmak akılcı ilaç kullanım puanları üzerinde etkili faktörler olduğu saptandı. Sonuç: Bu araştırma sonucunda katılımcıların akılcı ilaç kullanım bilgi düzeylerinin düşük olduğu saptanmıştır. Türkiye'de bu konuda yapılan diğer çalışmaların sonuçlarıyla karşılaştırıldığında, Türkiye'de yaşayan Suriyelilerin bu konudaki farkındalıkları Türk vatandaşlarınınkinden daha düşüktür. Anahtar Kelimeler: Aile Sağlığı Merkezi, Akılcı İlaç, Göç,Göçmen Sağlığı, Mülteci
Turgut Özal Tıp Merkezi Diyabet polikliniğine başvuran yetişkin hastaların sağlık okuryazarlığı düzeyi ve ilişkili faktörler
Amaç: Bu araştırma, Turgut Özal Tıp Merkezi Diyabet polikliniğine başvuran yetişkin hastaların sağlık okuryazarlığı düzeyi ve bu düzeyi etkileyen faktörleri incelemek amacı ile yapılmıştır. Materyal ve Metot: Tanımlayıcı ve kesitsel nitelikte olan bu çalışma 287 diyabet hastası ile yürütülmüştür. Veri toplama aracı olarak bireyin sosyo-demografik özelliklerini, hastalığı hakkındaki temel bilgileri elde etmeye ve değerlendirmeye yönelik olan bir anket ve hastaların sağlık okuryazarlığı düzeyini belirlemek üzere "Türkiye Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği-32 (TSOY-32)" kullanılmıştır. Çalışmada tanımlayıcı ve kategorik verilerde sayı ve yüzde değerleri, sürekli verilerde ise ortalama±standart sapma (Ort±SS) ve ve ortanca (min-max) değerleri ile gösterilmiştir. Verilerin normal dağılıma uygunluğu Kolmogorov-Smirnov testi ile değerlendirilmiştir. Normal dağılıma uygunluk göstermeyen verilerin analizinde ikili grupların karşılaştırılmasında Mann Whitney U-testi kullanılmıştır. İkiden fazla değişkenlerin karşılaştırılmasında Kruskal Wallis testi ve korealsyon için Spearman korelasyon testi yapılmıştır. Analizlerde istatistiksel anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Araştırmaya katılanların %51.2'si erkek, 48.8'i kadındır. Yaş ortalaması 53.8±13.4'tür. Katılımcıların %15.3'ü okuryazar değil, %47.4 ilköğretim mezunu, %22.3'ü lise ve %15'i üniversite mezunudur. Araştırmaya katılanların TSOY-32 indeks puan ortalaması 27.8±9.8 olup ölçek kategorisine göre %36.6'sının yetersiz, %32.8'inin sınırlı-sorunlu, %22.6'sının yeterli ve %8'inin mükemmel sağlık okuryazarlığı kategorisinde olduğu saptanmıştır. Sonuç: Araştırmada katılımcıların TSOY-32 indeks puanı ile cinsiyet, yaş, medeni durum, eğitim seviyesi, gelir durumu arasında anlamlı ilişki tespit edilmiştir. Diyabet hastalarında glisemik kontrolün bir göstergesi olan HbA1c düzeyi ile TSOY-32 indeks puanı arasında negatif yönlü anlamlı korelasyon vardır. Anahtar Kelimeler: Diyabet, sağlık okuryazarlığı, yetişkin
Bir eğitim araştırma hastanesi diyet polikliniğine zayıflamak amacı ile başvuran hastalarda obezite, yaşam kalitesi ve bazı biyokimyasal parametrelerle ilişkisi
Amaç: Çalışmamızın amacı: Elâzığ Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne zayıflamak amacıyla başvuran yetişkin hastaların obezite ve yaşam kalitesi düzeyleriyle, bazı biyokimyasal değerlerin ilişkisini incelemektir. Materyal Metot: Araştırmanın örneklemini; Eğitim ve Araştırma Hastanesi Diyetisyen Polikliniği'ne başvuran 416 hastaya yüz yüze görüşme yapılmıştır. Genel bilgileri sorgulayan anket formu uygulanmıştır. Bireylerin biyokimyasal parametreleri, hastane sonuçlarından elde edilmiştir. Obezite durumu, yaşam kalitesiyle biyokimyasal parametreler arasındaki ilişkiler analiz edilmiştir. Bulgular: Katılımcıların %91,8'i kadındı. Katılımcıların %77,0'ı 25-54 yaş grubundaydı, genel yaş ortalamasıysa 40.55±12,43'idi. Grubun %63,1'i ortaokul ve altında eğitim düzeyine sahipti ve %36,6'sı ise birinci derece obezdi. Fazla kilolu veya obezite durumlarıyla Kolesterol, HDL, LDL, D vitamini, B12 vitamini ve TSH değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (p<0,05). Cinsiyet ile HDL, Trigliserid, Bakır ve D vitamini değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark vardı(p<0,05). Eğitim durumuyla kolesterol, B12 vitamini ve TSH değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulundu(p<0,05). Beden kitle indeksi ile yaşam kalitesi ölçeğinin alt bileşeni olan ussal boyut arasında; eğitim durumuyla fiziksel alan boyutu arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulundu(p<0,05). Katılımcıların D vitamini ve trigliserid düzeyiyle fiziksel boyut arasında; Kolesterol, HDL ve trigliserid düzeyi ile ussal boyut arasında istatistiksel olarak negatif yönde ilişki saptandı.(p<0,05). Sonuç: Obezite ile Kolesterol, HDL, LDL, D vitamini, B12 vitamini ve TSH değerleri arasında anlamlı ilişki bulunmaktadır. Obez bireylerin cinsiyet, eğitim durumu, medeni durumu ile biyokimyasal bazı parametreler arasında anlamlı bir ilişki; vardır. obez bireylerde; eğitim düzeyiyle yaşam kalitesi arasında anlamlı farklılık bulunmaktadır. D vitamini, Kolesterol, HDL ve Trigliserid düzeyiyle yaşam kalitesi arasında negatif yönde ilişki saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Obezite, yaşam kalitesi, biyokimya, diyet
Malatya merkezinde bir semt polikliniğine başvuran hastaların sağlık okuryazarlık düzeyleri ve ilişkili faktörler
Amaç: Bu araştırma Malatya merkezinde semt polikliniğine başvuran hastaların sağlık okuryazarlığı düzeylerini tespit etmek amacıyla yapılmıştır. Materyal ve Metot: Malatya merkezinde semt polikliniğine başvuran hastaların sağlık okuryazarlığı düzeylerini tespit etmek amacıyla yapılan bu araştırma tanımlayıcı-kesitsel türde bir araştırmadır. Çalışmamızda veri toplama aracı olarak kullandığımız anket formları öncelikle kontrol edildi. Analizler için SPSS (Statistical Package Fort the Social Sciences version 22.0) kullanılmıştır. Çalışmamızdaki nicel değişkenler ortalama±standart sapma, ortanca ile minimum-maksimum, nitel değişkenler sayı ve yüzde ölçütleri ile sunulmuştur. Nicel veri içeren değişkenlere Kolmogorov Smirnov normallik testi uygulanarak normal dağılım göstermediği saptandı (p<0.05). Nicel verilerin değerlendirmesinde Mann Whitney U ve Kruskal Wallis varyans analizi kullanılmıştır. Nitel verilerin analizinde ise Ki-Kare testi gruplar arasında anlamlılığı belirlemek için kullanılmıştır. p<0,05 istatiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Araştırmaya katılanların Türkiye Sağlık Okuryazarlık Ölçeğinin indeks puan ortalaması 15,85±11,07'dir. Katılımcıların % 78,1'i Türkiye Sağlık Okuryazarlık Ölçeği kategorilerine göre yetersiz sağlık okuryazarlığı kategorisinde, % 14,0'ı sınırlı-sorunlu sağlık okuryazarlığı kategorisinde, %6,3'ü yeterli sağlık okuryazarlığı kategorisinde ve %1,6'sı ise mükemmel sağlık okuryazarlığı kategorisinde yer aldığı belirlenmiştir. Sonuç: Araştırmanın cinsiyet, medeni durumun, yaş, eğitim durumu, sağlık kuruluşuna başvurma durumu ile sağlık okuryazarlık düzeylerinde etkili olduğunu belirlemiş, kronik hastalık olma durumu, kalp hastalığı olma durumu ile sağlık okuryazarlık düzeylerinde etkili olmadığı belirlemiştir. Anahtar Kelimeler: Sağlık, Okuryazarlık, Sağlık Okuryazarlığı
Malatya Eğitim ve Eraştırma Hastanesi sağlık çalışanlarının fiziksel aktivite düzeyi, bel ağrısı ve yaşam kalitesi arasındaki ilişki
Amaç: Bu çalışmanın amacı, sağlık çalışanlarının bel ağrısı, yaşam kalitesi ve fiziksel aktivite düzeylerinin karşılaştırılması ve değişkenler aralarında bir ilişki bulunup bulunmadığının saptanmasıdır. Materyal ve Metot: Çalışmamıza onamı kendilerince uygun görülen Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi sağlık çalışanlarından, 1625 sağlık çalışanı katılmıştır. Veri toplama araçları olarak, sağlık çalışanlarının sosyo-demografik özelliklerine ilişkin anket formu, katılımcıların bel ağrısını değerlendirmek için Oswetry Bel Ağrısı Engellilik Anketi (OBAÖ), yaşam kalitelerinin değerlendirilmesi amacıyla SF–36 yaşam kalitesi ölçeği, bireylerin fiziksel aktivite düzeylerini belirlemek için Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi'nin kısa formu kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesi ve analizi, SPSS 22 programı ile yapılmıştır. Yanılma düzeyi olarak 0.05 seçilmiştir. Bulgular: Araştırmadan elde edilen bulgulara göre, katılımcıların %62.8'i kadın olup, %37.2'si erkektir. Katılımcıların %87.0'ı 30-50 yaş aralığında ve %3.6'sı ise 50 yaşın üstündedir. Katılımcıların %50.0'ında bel ağrısı hastanın yaşamında önemli bir problem oluşturmuyor, %31.2'sinde günlük yaşamını hafif derecede kısıtlıyor, %13.2'sinde ileri derecede kısıtlıyor, %4.2'sinde tamamen kısıtlamış ve %1.4'ünde yatağa bağımlı (ya da semptomlar abartılmış) olarak bulundu. Katılımcıların %20.2'si hiç spor yapmamaktadır, %54.1'i ara sıra yapmaktadır ve %25.7'si düzenli spor yapmaktadır. Erkeklerin fiziksel aktivite düzeyi kadınlarınkinden daha yüksek bulunmuştur. Yüksek öğrenimli çalışanların fiziksel aktivite düzeyi orta öğrenimlilere göre daha yüksektir. Kadınların bel ağrısı şiddeti ise erkek sağlık çalışanlarından daha fazla bulunmuştur. Sonuç: Vardiyalı çalışan grubun bel ağrısı düzeyi vardiyalı çalışmayan grubunkinden daha yüksektir. Eğitim düzeyi ve cinsiyetin bel ağrısı şiddeti ile ilişkili olduğu saptandı. Fiziksel aktivite düzeyi arttıkça, bel ağrısı azalmakta ve yaşam kalitesi artmaktadır. Anahtar Kelimeler: Bel ağrısı, fiziksel aktivite, yaşam kalitesi.
Turgut Özal Tıp Merkezi beslenme ve diyet polikliniğine başvuran yetişkin bireylerin beslenme durumları, yeme tutum ve davranışları ve etkileyen faktörler
Amaç: Turgut Özal Tıp Merkezi Beslenme ve Diyet Polikliniğine başvuran yetişkin bireylerin beslenme alışkanlıkları, yeme tutum ve davranışları ve etkileyen faktörleri yeme tutum testi ölçeği kullanarak araştırmaktadır. Materyal ve Metot: Turgut Özal Tıp Merkezi Beslenme ve Diyet Polikliniğine başvuran 222 kadın, 88 erkek yetişkin birey üzerinde yapılmıştır. Sosyodemografik özellikler, beslenme alışkanlıkları, antropometrik ölçümler ve Yeme Tutumu Testi (EAT-40) ölçeğini içeren anket soruları, bireylere yöneltilmiştir. Verilerin incelenmesinde SPSS-22 programı kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde yüzde, ortalama, standart sapma, mann whitney U testi, lojistik regresyon analizi, ki-kare testi ve post hoc bonferroni düzeltmeli ki-kare testi, kruskal wallis ve post hoc testi kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılan bireylerin %71.6'sı kadın, %28.4'ü erkektir ve bireylerin yaş ortalaması 36.3 ± 13.4 yıldır. Bireylerin %52.2'si obez, %24.8'i fazla kiloludur ve BKİ ortalaması 31.5±8.7'dir. Araştırmaya katılan bireylerin %58.7'si günde üç ana öğün tüketmektedir. Bireylerin %42.6'sı öğün atlamaktadır. Öğün atladığı saptanan bireylerin %16.1'inin sabah, %24.2'sinin öğle öğününü atladığı bulunmuştur. Hiç ara öğün tüketmeyenlerin oranı %23.9'dur. Katılımcılar ara öğünde %22.9'u kek- bisküvi, %38.4'ü sebze-meyve tükettiğini belirtmiştir. Cinsiyet, BKİ, diyet yapma, beden algısı, bireylerin yeme tutum davranışını etkilemektedir. Yaş, fiziksel aktivite, eğitim durumu, ekonomik durum, medeni durum, sigara kullanımı, hastalık görülme durumu ile yeme tutum davranışları arasında anlamlı ilişki bulunmamaktadır. Sonuç: Araştırmaya katılan bireylerin yeme bozukluğu oranı %25.2'dir. Yeme davranış bozukluğu obez bireylerde yüksek oranda görüldü. Bireylerde obezite ve yeme bozukluklarını etkileyen faktörlerin sorgulanması ve çözümler üretilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Beslenme, diyet, yeme tutum ve davranışı.
Akıllı telefon kullanımı ve nomofobinin uyku kalitesi ve gündüz uykululuk durumuna etkisinin incelenmesi: İnönü Üniversitesi örneği
Giriş ve Amaç: Akıllı telefon kullanım sıklığının artmasıyla bağımlılık ve telefondan mahrum kalma korkusu olan nomofobi kavramı gündeme gelmiştir. Bilinçsiz ve kontrolsüz kullanılan akıllı telefonlar, gençlerin uyku sorunları yaşamalarına sebebiyet vermektedir. Bu çalışmada; üniversite öğrencilerinde akıllı telefon bağımlılığı, nomofobi düzeyi, uyku kalitesi ve gündüz aşırı uykululuk durumlarını incelemek, akıllı telefon bağımlılığı ve nomofobi düzeyinin, uyku kalitesine ve gündüz aşırı uykululuk durumuna etkisi araştırmak amaçlanmıştır. Materyal ve Metot: Kesitsel nitelikte olan bu çalışma, Kasım–Aralık 2019 tarihleri arasında İnönü Üniversitesinde eğitim gören birinci sınıf ve son sınıf öğrencisi olan 390 kişiye uygulanmıştır. Araştırmada Pittssburgh Uyku Kalitesi İndeksi (PUKİ), Epworth Uykululuk Ölçeği (EUÖ), Nomofobi Ölçeği (NÖ), Akıllı Telefon Bağımlılık Ölçeği (ATBÖ) kullanılmıştır. Verilerin analizinde Ki-Kare, Student T, One Way ANOVA, Spearman Korelasyon, Binomial Lojistik Regresyon Analizi testleri kullanıldı. Yanılma düzeyi p=0,05 olarak seçilmiştir. Bulgular: Öğrencilerin akıllı telefon kullanım süresi 5,4±2,6 yıl, günlük internete girme süresi 4,3±2,6 saat, günlük uyku süresi 7,4±1,5 saat olarak bulunmuştur. Öğrenciler; Nomofobi Ölçeğinden 78,3±25,8, Akıllı Telefon Bağımlılık Ölçeğinden 90,3±29,7, Pittssburgh Uyku Kalitesi İndeksinden 7,2±2,8, Epworth Uykululuk Ölçeğinden 5,9±4,1 puan almışlardır. Öğrencilerin %54,4'ünde orta, %22,8'inde şiddetli nomofobik belirtiler gözlenmiştir. Grubun %83,6'sında kötü uyku kalitesi, %14,6'sında gündüz aşırı uykululuk hâli bulunmaktadır. Nomofobi Ölçeği puanı ile Akıllı Telefon Bağımlılık Ölçeği puanı arasında pozitif yönde, orta şiddette, anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Uyumadan önce akıllı telefon kullanım süresi 30 dakikanın altında olanlarda nomofobinin, akıllı telefon bağımlılığının ve gündüz aşırı uykululuk hâlinin daha düşük, uyku kalitesinin ise daha iyi olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Sonuç: Üniversite öğrencilerinde nomofobik belirtiler ve akıllı telefon bağımlılığı yüksek oranda görülmüştür. Öğrencilerin çoğunun uyku kalitesi kötüdür. Öğrencilerin bilinçli ve kontrollü akıllı telefon kullanımı ile sağlıklı uyku konusundaki farkındalıkları artırılmalıdır.
Koah'da hastalık evresi, solunum fonksiyon testleri, antropometrik ölçümler ve beslenme ile ilişkisi
Amaç: Bu çalışmanın amacı Malatya ilindeki bir grup KOAH'lı olguda malnütrisyon prevalansını ve beslenme durumunu tespit etmek, hastaların antropometrik ölçümlerini yapmak ve bu faktörler ile solunum fonksiyon testleri arasındaki ilişkiyi incelemektir. Materyal ve metot: Kesitsel tipte planlanan bu çalışma 2017 yılında Malatya ilinde, İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi, Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı KOAH polikliniğine ayaktan başvuran ve yine aynı süreçte yatarak tedavisi yapılmak amacıyla Göğüs Hastalıkları servisine yatışı yapılmış KOAH tanısı almış vakalar üstünde yapılmıştır. Çalışmada 105 hastaya ulaşılmıştır. Polikliniğe başvuran hastaların muayenesi yapıldıktan sonra SFT yapılmış, muayeneden sonra malnütrisyon değerlendirme soruları sorulmuş, daha sonra da hastaların antropometrik ölçümleri bioelektrik impedans yöntemi ile ölçülmüştür. Besin alımını değerlendirmek için üç günlük 24 saatlik hatırlama yöntemi kullanılarak besin kayıt formları verilmiştir. Verilerin analizinde SPSS 22 ve BeBİS programları kullanılmıştır. Verilerin analizinde Kruskal Wallis testi, Mann Whitney-U testi, Student T testi, One-Way ANOVA testi, Spearman Korelasyon testi ve Ki-Kare testi kulanılmıştır. Anlamlılık değeri p≤ 0.05 olarak alınmıştır. Bulgular: KOAH'lı olgularda malnütrisyon prevalansı %17 olarak bulunmuştur. BKİ grupları ve malnütrisyon durumları ile solunum fonksiyon testleri arasında anlamlı ilişki tespit edilmiştir. Malnütre hastaların ve BKİ'si düşük olguların SFT değerleri anlamlı olarak düşük bulunmuştur(p=0.001). Hastalık yılı arttıkça alevlenme sıklığının arttığı saptanmıştır(p=0.010). BKİ, GOLD evresi, malnütrisyon ile alevlenme arasında bir ilişki bulunamamıştır. mMRC skoru arttıkça malnütrisyon sıklığının arttığı bulunmuştur(p=0.002). Hastaların gövde bölgesi kas miktarı ve yağ dış doku miktarı ile solunum fonksiyon testleri arasında pozitif yönde anlamlı korelasyon saptanmıştır. Diyetteki protein miktarı ile kas kütlesi arasında pozitif yönde korelasyon bulunmuştur (p≤0.001, r=+0.997). Diyetteki Omega-6 ve Omega 3 oranları ile alevlenme arasında bir ilişki bulunamamıştır(p=1.000). Sonuç: KOAH hastalarında malnütrisyon önemli bir sorundur. Malnütre hastalar ile BKİ'si düşük olguların SFT değerleri anlamlı olarak düşük bulunmuştur. Proteini fazla diyet kas kitlesinin korunmasında önemlidir. Hastaların diyetinde protein içeriğinin artırılması ve fiziksel aktivite önerilebilir.
Elazığ İli bir kırsal bölgesinde yetişkinlerin sağlıkla ilgili televizyon programlarını izleme ve etkilenme durumlarının incelenmesi
Amaç: Bu araştırmanın amacı, Elazığ İli bir kırsal bölgesinde yaşayan yetişkinlerin televizyonda yayınlanan sağlık programlarını izleme ve etkilenme durumlarını saptamaktır. Materyal ve Metot: Bu araştırma kesitsel (Cross-sectional) tipte bir araştırmadır. Araştırmanın evrenini Elazığ İli Kovancılar ve Palu İlçesi ile kovancılar ilçesine bağlı köy ve beldeler oluşturmuştur. Araştırma, nüfusa orantılı küme örnekleme yöntemi ile seçilen 462 yetişkin üzerinde yapılmıştır. Araştırma verileri, katılımcıların sosyo demografik özellikleri ve sağlıkla ilgili televizyon programlarını izleme durumu içeren anket ile birlikte, izleme motivasyonlarını etkileyen faktörleri analiz etmek üzere geliştirilmiş bir ölçek aracılığı ile elde edilmiştir. Anket ve ölçek 15 eylül-15 aralık tarihleri arasında yüz yüze görüşme yapılarak uygulanmıştır. Araştırma verilerinin analizinde parametrik, non- parametrik testler ve faktör analizi uygulanmış ve araştırmada yanılma düzeyi P>0,05 seçilmiştir. Bulgular: Araştırma kapsamına giren 462 yetişkinin %29.4'ü erkek, %70.6'sı kadındır. Ortalama yaş 36,5 ±1,49'dur. Katılımcıların yarıdan çoğu (%61.3), ortaokul veya altında bir eğitime sahiptir. Erkeklerin %52.2'si kadınların ise %64.4'ü televizyonu izlediklerini ifade etmiştir. Katılımcıların %66.5'i televizyon programlarına güvendiklerini, %76.2'si televizyonlardaki sağlık programlarını gerekli gördüklerini, %46.9'u ise sağlık programlarının kırsal kesimdeki insanların sağlık sorunlarına yanıt verdiğini ve %60.2'si ise bu programların artırılmasını istediklerini belirtmiştir. Bu araştırmada sağlık iletişimi motivasyonlarının dört faktörden oluştuğu; (bilgilenme, zaman geçirme-alışkanlık, moral desteği-farkındalık ve kişisel fayda faktörü) ve bu faktörlerin toplam varyasyonun %57.252'ini kapsadığı saptanmıştır. Sonuç: Katılımcılar genel olarak sağlık programlarını izlemeyi gerekli görmekte ve çoğunluğu bu programları izleyerek olumlu yönde etkilendiklerini ifade etmektedirler. Televizyondaki sağlık programlarını izleme motivasyonları arasında kişisel sağlık bilgilerini geliştirmeye birincil derecede önem verildiği söylenebilir. Anahtar sözcükler: Sağlık Programları, Televizyon, Yetişkinler
Adıyaman İl merkezinde çiftçilerin güvenli pestisit kullanımı ile ilgili bilgi, tutum, uygulamaları ve eğitimin etkisi
Amaç: Bu araştırmada çiftçilerin pestisitin etkileri, vücuda giriş yolları, toksik semptomlar, koruyucu ekipmanlar ile ilgili bilgilerini değerlendirmenin yanı sıra pestisite yönelik tutum ve uygulamalarını saptamak, güvenli pestisit kullanımı hakkında verilen eğitim sonrasında eğitimin etkinliğini değerlendirmek amaçlanmıştır. Materyal ve Metot: İki aşamalı olarak gerçekleştirilen araştırmanın birinci aşamasında kesitsel bir araştırma yapılmıştır. Bu aşamada evrende 384 çiftçiye ulaşılmıştır. İkinci aşama pre-post test uygulamayı içeren kontrol desenli deneysel bir çalışmadır. Bu aşamada 80 çiftçi çalışmaya alınmıştır. Bulgular: Yaş ortalaması 51.16±1.26 olan çiftçilerin %54.6'sı ilkokul mezunudur. Çiftçiler ortalama 28.29±12.8 yıldır çiftçilik yapmaktadırlar. Çiftçilerin uygulama aşamasında eldiveni (%45.6'sı bazen) ve maskeyi (%46.6'sı bazen) yarıya yakının düzenli kullanmadıkları, botu (%73.4) ve koruyucu elbiseyi (%80.7) ise büyük oranda kullanmadıkları saptanmıştır. Deney grubunda yer alan çiftçilerin eğitim öncesine göre eğitim sonrası bilgi puanları ve uygulamalarında, kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde artış saptanmıştır (p<0.01). Sonuç: Çiftçilerin güvenli pestisit kullanımı konusunda yeterince bilgi sahibi olmalarına karşın, bu bilgileri doğrultusunda uygulamalar yapmadıkları saptanmıştır. Verilen eğitimle bilişsel ve uygulamalı davranışlarında anlamlı değişiklikler elde edilebilmektedir. Bu eğitimlerin sorumlu kurumlar tarafından sürekli yapılması önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Adıyaman, çiftçi, pestisit.
Malatya'da evde bakım verenlerin bakım yükü ile yaşam kaliteleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Amaç: Bu araştırma; Malatya İli Kamu Hastaneler Birliği'ne bağlı evde sağlık birimlerine kayıtlı, evde sağlık hizmeti alan hastaların genel özellikleri ve bakım gereksinimleri ile bu hastalara primer bakım verenlerin bakım yükü ve yaşam kalitesi düzeylerini saptamak ve bunlar üzerinde etkili olan faktörleri incelemek amacıyla yapılmıştır. Materyal ve Metot: Kesitsel olarak planlanan araştırmada herhangi bir örnekleme yöntemi kullanılmadı. 26 Mayıs – 26 Temmuz tarihleri arasında kayıtlı tüm hasta ve bakım verenlere ulaşılması hedeflendi. Araştırmanın örneklemini bu tarihler arasında evde sağlık birimlerine kayıtlı 383 hasta ve 383 bakım veren birey oluşturdu. Araştırmaya katılan hasta ve bakım verenlere Hasta ve Bakım Veren Tanıtım Formu, WHOQOL-BREF(TR) Yaşam Kalitesi Ölçeği ve Zarit Bakım Yükü Ölçeğinden oluşan veri toplama formu uygulandı. Veriler ANOVA, ilişkisiz t-testi, korelasyon analizleriyle değerlendirildi. Anova analizi sonucunda gruplar arasındaki anlamlı farklılığı tespit etmek için post hoc analizlerinden Tukey kullanıldı . p<0.05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi Bulgular: Araştırma kapsamındaki bakım verenlerin çoğunluğu kadın ve informal bakım verendi. Hastalar en fazla inme tanısıyla evde bakım hizmeti alıyorlardı. Bakım verenlerin bakım verme yükü ölçeği puan ortalamaları 42.82±16.29 olduğu tespit edildi. Kadın bakım verenlerin bakım verme yükü ölçeği puan ortalamaları erkek bakım verenlere göre daha yüksekti (p˂0.05). Aylık gelirle ilgili sorun yaşadıklarını ifade eden bakım verenlerin yaşam kalitesi puan ortalamaları, gelir sorunu olmayanlara göre daha düşüktü (p<0.05). Bu araştırmada bakım verenlerin bakım verme yükü ile yaşam kalitesi arasında negatif orta düzeyde bir ilişki olduğu tespit edildi (r=-0.312, p<0.001). Sonuç: Sonuç olarak bu araştırmanın bulgularına göre bakım verme yükü arttıkça bakım verenlerin yaşam kalitesinin azaldığı söylenebilir.
Malatya il merkezinde hepatit B sero-prevalansı ve etkileyen faktörler
Bu çalışmanın amacı Malatya İl merkezinde Hepatit B seroprevalansını belirlemek ve etkilemesi olası risk faktörlerini ortaya çıkarmaktır. Gereç ve Yöntem Bu çalışma toplum temelli bir sero-epidemiyolojik çalışmadır. Araştırmanın türü kesitseldir. Araştırmanın evreni Malatya il merkezinde yaşayan 400.248 kişidir. Tabakalı küme örnekleme yöntemiyle Malatya il merkezinden alt, orta ve üst sosyo ekonomik düzeyi temsil eden 192 haneden, her yaş grubundan, 352 kadın ve 294 erkek toplam 646 kişi araştırmanın örneklemini oluşturmaktadır. Şubat 2000 ve Nisan 2000 ayları arasında, araştırmacı tarafından geliştirilen anket formları yüzyüze anket yöntemiyle uygulanmış ve serum örnekleri toplanmıştır. Toplanan serumlar Turgut Özal Tıp Merkezi Mikrobiyoloji labaratuvarmda uniform mikro ELISA tekniğiyle ve Organon hazır kitleriyle HBsAg, anti-HBs, anti-HBc belirleyicileri yönünden analiz edilmiştir. Toplanan veriler SPSS 6.0 paket programıyla analiz edilmiştir. Önemlilik testlerinden x2 testleri uygulanmıştır. Bulgular HBsAg sero-pozitifliği %6.0, anti-HBc sero-pozitifliği %29.3, anti-HBs sero- pozitifliği %30.3'dür. Araştırmaya katılanlardan %65.0'ı HBV ile karşılaşmamış, %6.0'ı akut ya da kronik taşıyıcı, %20.4'ü HBV enfeksiyonunu geçirerek, %5.0'ı aşılanarak bağışıklık kazanmış, %3.6'sı tek basma anti-HBc pozitifliği olarak yorumlanmıştır. HBV ile karşılaşma durumu yaşla birlikte artış göstermektedir. Tüm yaş grupları arasında, istatistiksel olarak anlamlı fark vardır. HBsAg pozitifliği yönünden kadınlarla (%3.7), erkekler (%8.8) arasında istatistiksel olarak anlamlı fark varken (P=0.006), HBV ile karşılaşma durumu yönünden kadınlarla (%27.3), erkekler (%33.3) arasında fark yoktur. Ayrıca çekirdek aile tipinden olanlarla (%28.4),geniş aile tipinden olanlar(%29.6) arasında, yüksek sosyo-ekonemik düzeyle (%23.9), orta (%3 1.4) ve düşük (%30.5) sosyo-ekonomik düzey arasında, küpe için kulak deldirenlerle (%28.8), deldirmeyenler (%21.7) arasında, berberi sakal traşında jileti değiştirenlerle (%42.9), değiştirmeyenler (%39.6) arasında, kan transfuzyonu hikayesi olanlarla (%38.8) olmayanlar (%28.7) arasında, küretaj hikayesi olanlarla (%34.9), olmayanlar (%33.3) arasında, doğum yapanlarla (%46.4), yapmayanlar (%27.3) arasında,diş hekimleri aletlerini steril edenlerle (%32.3), etmeyenler (%34.8) arasında, kan nakli olanlarla (%41.0), olmayanlar arasında (%29.3), HBV ile karşılaşma yönünden anlamlı fark yoktur. Buna karşın tüm yaş grupları arasında (p=0.000), okuma yazma bilmeyenler ve yüksek okul mezunları ile diğer eğitim grupları arasında (p=0.006), çiftçi ve işçilerle diğer meslek grupları arasında (p=0.002), çok eşlilerle, tek eşliler arasında (p=0.005), kan kardeşi olanlarla, olmayanlar arasında (p=0.016), sünnet olanlarla, olmayanlar arasında (p=0.015), ameliyat olanlarla, olmayanlar arasında (p=0.008), gittikleri diş hekimleri eldiven kullananlarla, kullanmayanlar arasında (p=0.010), HBV ile karşılaşma yönünden anlamlı fark vardır. Sonuç Elde ettiğimiz veriler Malatya ilinin HBV enfeksiyonu açısmdan orta endemisite bölgesinde olduğunu göstermektedir. Bununla birlikte elde ettiğimiz bulgular HBV'nin bulaşma ve korunma yolları konusunda halk eğitimine ihtiyaç olduğunu göstermektedir.
Koronavirüs aşılamasının başlangıcından itibaren yoğun bakımda yatan, entübe olan ve vefat eden koronavirüs hastalarının aşılanma durumunun değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı COVID-19 hastalarında Koronavirüs aşısının yoğun bakımda yatan, entübe olan ve vefat eden Koronavirüs hastalarına etkisini araştırmaktır.Koronavirüse karşı aşılanmanın başlangıç tarihi olan 13.01.2021 tarihinden 13.01.2022 tarihine kadar geçen 1 yıllık süre içinde, bu hastanelerin COVID-19 yoğun bakım servislerinde tedavi gören 1.545 Koronavirüs hastası; yaş, cinsiyet, testlerinin pozitif çıktığının kaçıncı gününde yoğun bakıma yattıkları, kaçıncı gününde entübe oldukları ve kaçıncı gününde vefat ettikleri, yaptırılan Koronavirüs aşılarının dozları ve türleri açısından incelenmiştir. Hasta verilerine ulaşılırken Sağlık Bakanlığı'nın Halk Sağlığı Yönetim Sistemi (HSYS), AŞILA programı, E-Nabız verileri ile hastanelerin Hastane Bilgi Yönetim Sistemi otomasyon programlarından faydalanılmıştır. Tanımlayıcı istatistikler sayı ve yüzde olarak verilmiş; normal dağılıma uymayan veriler ortanca, minimum-maksimum verileri ile sunulmuştur. İstatistik anlamlılığı değerlendirmek için Mann-Withney U testi kullanılmıştır. Çalışmaya yoğun bakımda yatan ve verilerine ulaşılabilen 1.480 kişi alınmıştır. Katılımcıların yaş ortancası 69.0 (0.0-102.0) ve %54.0'i erkektir. Hastaların %45.2'si entübe edilmiş olup pozitiflik tarihinden itibaren entübasyon tarihi arasında geçen süre ortancası 8.0 (0.0-85.0) gündür. Hastaların %60.6'sı vefat etmiş olup pozitiflik tarihinden itibaren vefat tarihi arasında geçen süre ortancası 14.0 (0.0-99.0) gündür. Kadın katılımcıların yaş ortancası 72.0 (0.0-102.0) olup erkek katılımcıların yaş ortancasına göre daha yüksektir (p<0.001). Aşı verisine ulaşılabilen katılımcı sayısı 1.476'dır. Bu katılımcıların %35.6'sı hiç Koronavirüs aşısı yaptırmamıştır. %52.2'si 1.doz olarak Sinovac aşısı %12.2'si Biontech aşısı yaptırmıştır. Katılımcıların %45.6'sı 2. Doz olarak Sinovac, %10.3'ü Biontech yaptırmıştır. Katılımcıların %12.6'sı 3. Doz olarak Sinovac, %10.6'sı Biontech yaptırmıştır. Hastalarda entübe olma oranı 1. dozda Sinovac yaptıranlarda Biontech yaptıranlara ve aşısız olanlara göre, aşısız olanlarda Biontech yaptıranlara göre daha yüksektir (p<0,001). Hastalarda entübe olma oranı 2. dozda Sinovac ve Biontech yaptıranlarda hiç aşı yaptırmamış olanlara göre; Biontech yaptıranlarda Sinovac yaptıranlara göre daha düşüktür (p<0,001). Hastalarda entübe olma oranı 3. Ve 4. dozda Sinovac ve Biontech yaptıranlarda hiç aşı yaptırmamış olanlara göre daha düşüktür (p<0,001). 5. dozda Biontech yaptıranlarda entübasyon sıklığı aşısız olanlara göre daha düşüktür (p<0,001).Bu çalışmanın sonuçlarında aşı yapılmasının yoğun bakım yatış, entübasyon ve vefat etme durumlarına karşı koruyucu etkisi gösterilmiştir. Ayrıca kronik hastalıkların, ileri yaşın ve erkek cinsiyetin COVID-19 hastalığının prognozunu kötü yönde etkilediği de sonuçlar arasındaydı.
Malatya'da kırsal bir bölgede ergenlik dönemindeki gençlere yönelik şiddet ve etkileyen faktörler
Bu çalışmanın amacı kırsal bir bölgede ergenlik dönemindeki gençlerin evde, okulda, sokakta maruz kaldığı şiddeti tespit etmek, şiddetle sosyo-demografik özellikler, benlik saygısı düzeyi ve boyun eğici davranış özellikleri arasındaki ilişkiyi araştırmaktır.Malatyanın kırsal bir bölgesi olan Hekimhan ilçe merkezi dışında iki küme ilavesi ile üç kümede yapılan kesitsel tipte bir araştırmadır. Araştırma evreninden yerleşim birimlerinin nüfuslarıyla orantılı olarak tabakalı örnekleme yöntemiyle 410 ergen üzerinde yapılmıştır. Araştırmacı gözetiminde anket uygulaması gerçekleştirilmiştir.Araştırma kapsamına giren ergenlerin %60.2'si erkek, %39.8'i kızlardan oluşmaktadır. Ergenlerin %53.7'si 14-16 yaşları arasında, %23.7' si 13 yaş altında, %22.7'si ise 17 yaş üzerinde ergenlerden oluşmuştur. Ergenlerin %66.3'ü lise döneminde, %33.7'si ilköğretim dönemindedir.Ergenlerin %41.5'i evde bir ve daha fazla kez fiziksel şiddete, %55.2'si ise bir ve daha fazla kez psikolojik şiddete maruz kaldıklarını ifade etmiştir. Okulda bir ve daha fazla kez fiziksel şiddete maruz kalan ergenlerin oranı %42.2, en az bir kez psikolojik şiddete maruz kaldıklarını ifade edenlerin oranı ise %58.1'dir. Mahallede sokakta bir ya da daha fazla fiziksel şiddet gören ergenlerin oranı %41.5 ve en az bir kez psikolojik şiddet gören ergenlerin oranı ise %57.9'dur.Araştırmada ergenlerin yaş, cinsiyet, annenin eğitim durumu, babanın eğitim durumları ile şiddet görme durumları arasında anlamlı ilişki olduğu tespit edilmiştir (p<0.05). Kırsal bölgede yapılan bu araştırmanın bulguları ile kentsel bölgelerde yapılan araştırmaların bulguları benzerlik göstermektedir.Ergenlerin özsaygı düzeyleri arttıkça okulda fiziksel şiddet görmeleri %11.2 oranında, boyun eğici davranış düzeyleri arttıkça evde fiziksel şiddet görme durumu %13.9 oranında anlamlı derecede artmaktadır (p<0.05).Önemli bir halk sağlığı sorunu olan şiddeti önlemek için; bölgedeki ailelerin eğitim seviyelerinin yükseltilmesi ve sosyo-ekonomik statüsünün iyileştirilmesinin yanında ergenlerin benlik saygısını arttırıcı çalışmaların yapılması önerilebilir.
Malatya İl Merkezinde Lise Son Sınıf Öğrencilerinde Depresyon Prevalansı ve Etkileyen Faktörler
Malatya il merkezinde çalışan sağlık personelinin iş doyumu ve etkileyen faktörler
Giriş ve Amaç: Meslekte gelir ve çalışma ortamı iş doyumunu etkileyen önemli faktörlerden biridir. Bu araştırma, Malatya il merkezinde birinci - ikinci basamak sağlık kurum ve kuruluşlarında görev yapan personelin iş doyumu düzeyi ve bunu etkileyen faktörleri analiz etmek amacıyla yapılmıştır.Gereç ve Yöntem: Kesitsel tipte olan araştırma evrenini 2006 ve 2007 yıllarında Malatya il merkezinde birinci ve ikinci basamak sağlık kurumlarında görev yapan hekim ve yardımcı sağlık personelinden oluşan 1571 kişi oluşturmaktadır. Evrenin %22,97'sini uzman hekim ve hekim (362 kişi), %67,09'unu ebe-hemşire (1053 kişi), %9,92'sini sağlık memurları (156 kişi) oluşturmaktadır. Her kurumda çalışan sağlık personelinin en az yarısına ulaşma hedef edinilmiş ve tüm kurumlardan toplam meslek ağırlıkları dikkate alınarak basit rastgele örneklem yöntemi ile 847 sağlık personeline ulaşılmıştır. Örneklemin kapsama oranı %54 olmuştur. Yapılan çalışmada geçerlik güvenirlikleri bilinen ?Minnesota İş Doyum Anketi?, ?İş Doyumu Ölçeği?, ?Çalışanlarda Tükenmişlik İş Doyumu ve Sosyodemografik Anket Formu? ve ?Çalışan Memnuniyetini Değerlendirme Anket?lerinden faydalanarak bu çalışmaya özgü geliştirilmiş bir ?anket? kullanılmıştır. Çalışma SPSS 11.5 paket programından değerlendirilmiş, analizlerde ki kare, t testi, Kolmogorow Smirnow, varyans analizi ve çoklu karşılaştırmalar ile korelasyon analizi yapılmıştır.Bulgular: Araştırmaya katılan 847 sağlık personelinin %45,7'si birinci basamakta (387 kişi), %54,3'ü ise ikinci basamakta (460 kişi) görev yapmaktadır. Çalışanların %26,6'sı hekim ve uzman hekim (225 kişi), %73,4'ü ise ebe, hemşire ve sağlık memurudur.Birinci basamaktaki çalışanların %56,6'sı mesleğinden kazandığı parayı yeterli bulmazken, bu oran ikinci basamakta %43,4'e inmektedir(p<0.05). Yardımcı sağlık personeli meslekten kazanılan paranın yetersiz olduğunu %76,5 oranı ile hekimlerden 3,25 kat daha fazla belirtmektedirler(p<0.05).Tüm sağlık personelinin %90,7'si iş doyumunun tam olmadığını; neden olarak da personelin %75,4'ü aldığı maaş ve diğer ödemeleri, %71,1'i amirlerinden gördüğü desteği tatmin edici bulmadığını belirtmiştir. Birinci basamakta döner sermaye, ikinci basamakta ise performans uygulamasına rağmen bu oran oldukça yüksektir. Birinci basamak çalışanlarının %81,3'ü döner sermaye miktarını yetersiz bulurken, ikinci basamak çalışanlarının %65,7'si yetersiz bulmaktadır(p<0.05). Sağlık personelinin %82,9'u döner sermaye dağılımında adaletsizlik olduğunu, %76,4'ü birinci basamakta, %49,4'u ise da ikinci basamakta verilen aylık dışı ödeme sisteminden memnun olmadıklarını belirtmişlerdir. Birinci ve ikinci basamakta yapılan ödeme miktarları arasında farklılık olması ayrıca bir başka memnuniyetsizlik yaratmaktadır.Genel çalışma ortamını değerlendirmeyi sağlayan; fiziki koşul, ortam, yeterli donanım ve kurumun temizliği yönünden beraberce dikkate alındığında sağlık personelinin %72,8'i bu değişkenlerden en az birini yetersiz bulduklarını belirtmişlerdirAile hekimliği uygulamalarının iş doyumu ve motivasyon üzerindeki etkilerinin nasıl olacağı araştırıldığında; personelin %36,8'i motivasyonunu artırmayacağını belirtmiştir. Birinci basamak sağlık personelinin % 42,7'si, ikinci basamağın %33'ü aile hekimliği sisteminin motivasyonu artırmayacağını belirtmiş olup ikisi arasında anlamlı farklılık tespit edilmiştir (p<0.05). Ayrıca birçok personelin aile hekimliği sistemi konusunda yeterli bilgiye sahip olmamalarından kaynaklanan kararsızlığın olduğu göze çarpmaktadır.Sonuç: Tüm sağlık personelinde `tam iş doyumu' yüksek oranda gerçekleşmemektedir. Bu oran birinci basamakta çalışan sağlık personelinde düşük gelir nedeniyle daha yüksektir. Birinci ve ikinci basamak sağlık kuruluşlarında ek ödemelerin dikkatlice ve adaletli bir şekilde düzenlenmesi, çalışma ortamının ve fiziki koşulların çalışanların ihtiyaçlarını karşılayabilecek düzeye çıkarılması iş verimi açısından önemli faktörler olduğu söylenebilir.Aile hekimliği uygulamalarında yaşanan belirsizlik, henüz bu uygulamaya geçmemiş olan ilimizdeki personelin iş doyumu ve motivasyonu üzerinde de nasıl etki edeceği konusunda ki düşüncelerinde ki belirsizlikle paralellik göstermektedirAnahtar Kelimeler: İş doyumu, motivasyon, personel memnuniyeti
Malatya Merkez ilçede 18 yaş ve üzeri kadınların kanserle ilgili bilgi-tutumları ve etkileyen faktörler
Bu araştırma, Malatya merkez ilçede yaşayan 18 yaş ve üzeri kadınların kanserle ilgili bilgi ve tutumlarını saptamak, bunları etkileyen faktörleri incelemek amacıyla planlanmıştır.Araştırma kesitsel tipte bir araştırmadır. Örneklem seçiminde DSÖ 30 küme örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Küme birimi olarak Malatya il merkezindeki sağlık evleri belirlenmiştir. Kümülâtif toplamları alındıktan sonra örneğe çıkacak mahalle sağlık evleri basit rastgele yöntemle seçildi. Her kümeden 18 yaş üzeri toplam 575 kadın araştırma örneklemini oluşturmuştur. Veriler Temmuz-Ekim aylarında toplanmıştır. Analizlerde ki-kare, Kruskal wallis varyans analizi ve Mann-whitney U testleri kullanılmıştır.Araştırma kapsamına giren kadınların ortalama yaşı 35.7±0.5'tir. Araştırma kapsamına giren kadınların %16.3'ü okur-yazar değil, %11.5'i okur-yazar, %33.9'u ilkokul, %9.9'u ortaokul, %19.5'i lise, %8.9'u ise yüksekokul ya da üniversite mezunudur. Araştırma kapsamına giren kadınların %69.7'si evli, %25.6'sı bekâr, %4.7'si dul ve boşanmışlardan oluşmaktadır. Kadınların %71.5'i ev hanımı, %5.6'sı memur, %8'i serbest meslek, %15'i hala öğrenci olanlar, emekliler ve mezun durumda olup çalışmayanların oluşturduğu diğer grubudur. Araştırma kapsamına giren kadınların %49.7'si SSK, %18.3'ü Emekli sandığı, %12.9'u Bağkur, %7.3'ü yeşil kart, %11.7'sinin ise güvencesi yoktur.Kadınların ortalama 69±0.6 puan aldıkları belirlenmiştir. Bilgi puanlarının eğitim düzeyi, çalışma durumları, sosyal güvenceleri, ailelerinde sağlık personeli, sigara içilmesi ve kansere yakalanan olması gibi değişkenlerle ilişkisinde aldıkları puanlarının ortalamanın üzerinde olduğu görülmüştür.Araştırma kapsamına giren kadınların %68.2'si kanser önlenebilir, %73.6'sı kanser tedavi edilebilir, %91'ide kanserden erken teşhisle kurtulma şansının arttığını düşünmektedir. Kadınların %66.6'sı yetişkin tüm kadınların KKMM yapması gerektiğini belirtmiş olmalarına karşın %56.7'si KKMM yapmadıklarını ifade etmiştir.Kadınların kanserin önlenmesi ve tedavisi ile ilgili tutumlarının olumlu olduğu söylenebilir. Kadınların kanserle ilgili tutumlarını uygulamaya dönüştürmede ise orta seviyede oldukları tespit edilmiştir.Sonuç olarak, kadınların çoğunluğunun kanserle ilgili bilgi-tutum düzeyleri zayıf olamamakla birlikte yeterli düzeyde olmadığı söylenebilir. Bu sonuçlar doğrultusunda, kadınlar için farklı kanallarla kanser konusunda halk eğitimi programları uygulanmalı ve bu sayede bilinç düzeylerinin arttırılması sağlanabilirAnahtar kelimeler: Kadınlar, kanser, bilgi-tutum, etkileyen faktörler
Turgut Özal Tıp Merkezi ve Malatya ilinde bir özel hastanedeki düşük doğum ağırlıklı bebeklerde anneye ait risk faktörlerinin incelenmesi
Bu araştırma, araştırma kapsamındaki bebeklerin annelerinin sosyodemografik, doğurganlık ve sağlık özelliklerinin düşük doğum ağırlıklı ve normal ağırlıklı bebeklerde farklılık gösterip göstermediğini saptamak amacıyla yapılmıştır.Araştırma, Mart ve Temmuz 2010 tarihleri arasında Malatya ilinde bulunan İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi ve Özel Sevgi Hastane'sinin kadın hastalıkları ve doğum kliniklerinde yapıldı. Kesitsel tipte planlanan araştırmada, araştırma kapsamındaki bebeklerin annelerine 45 soruluk anket yüz yüze görüşme yöntemi ile uygulandı. Araştırma kapsamındaki 350 bebek basit rastgele örnekleme yöntemi ile seçildi. Bu araştırmadaki 2500 gram altı bebekler düşük doğum ağırlıklı kabul edildi. 2500 gram altı 123 bebek vaka, 2500 gram ve üstü 227 bebek ise kontrol grubu olarak kabul edildi. Vaka ve kontrol grubundaki bebekler ve anneleri risk faktörleri açısından karşılaştırmalı olarak incelendi. Araştırma verilerinin analizi SPSS for Windows 16.0 paket programı kullanılarak yapıldı. Verilerin analizinde Pearson Ki-Kare testi ve Fisher Kesin Ki-Kare testi kullanıldı. Sonuçlar % 95'lik güven aralığında, anlamlılık p<0.05 düzeyinde değerlendirildi.Araştırma sonucunda annenin 20 yaş ve altında olması [OR (95% CI) = 5,4 , GA :2,2 ? 13,3] , anne ve babanın öğrenim düzeyinin ilkokul ve altı olması, ailenin aylık gelir düzeyinin 1000 TL ve altında olmasının [OR (95% CI)=1,9 GA:1,1?3,0) düşük doğum ağırlığına neden olduğu kanaatine varıldı. Araştırma kapsamındaki annelerden yetersiz prenatal bakım alan, doğum aralığı 12 aydan kısa olan [ OR (95% CI)=3,0 GA:1,2-7,0], gebelik esnasında preeklemsi ve anemi tanısı alanların daha fazla oranda düşük doğum ağırlıklı bebeğe sahip oldukları bulundu. Ayrıca gebelikleri esnasında sigara içen annelerin içmeyenlere oranla daha fazla oranda düşük doğum ağırlıklı bebeğe sahip oldukları saptanmıştır, [OR (95% CI)=2,5 GA:1,5 - 4,5 ].Elde ettiğimiz sonuçlar göstermektedir ki düşük doğum ağırlığına neden pek çok faktör az masraf ve basit önlemlerle ortadan kaldırılabilir. Sorunun çözümünde en gerçekçi yaklaşım birinci basamak sağlık hizmetlerinin kalite ve kantitesini yükseltip, sağlık eğitimini toplumun her kesimine ulaştırmaktır.Anahtar Sözcükler : Düşük doğum ağırlığı , Risk Faktörü, Maternal, Yeni doğan, Anne
Malatya Merkez sağlık ocaklarına başvuran 40 yaş üstü obez hastalarda idrarda mikroalbuminüri sıklığı ve ilişkili faktörler
GİRİŞ ve AMAÇ: Obezite vücutta aşırı ve anormal miktarda yağ birikimi olarak tanımlanmaktadır. Obez hastalarda hipertansiyon, diabetes mellitus, kardiyovaskuler sistem hastalık riski artmakta sonuçta böbrekler hedef organ olmaktadır. Erken evrede böbreğin etkilendiğini gösteren ölçü idrarda mikroalbumin artışıdır. Bu çalışmanın amacı, birinci basamakta tanı ve tedavi için başvuran 40 yaş ve üzeri obez hastalarda mikroalbuminüri görülme sıklığını belirlemek ve etkileyen faktörleri analiz etmektir.METOD: Araştırma kesitsel tipte analitik bir araştırmadır. Araştırmanın evrenini Malatya merkez sağlık ocaklarına başvuran 40 yaş ve üzeri BKİ 30 kg/m2 ve üzerinde olan obez kişiler oluşturdu. Araştıma kapsamında 116'sı erkek ve 306'sı kadın olmak üzere toplam 422 obez hasta yer aldı. TANITA biyoelektriksel ölçüm cihazı ile araştırma kapsamına girenlerin ağırlık, BKİ, vücut yağ oranı ve vücut yağ kitlesi belirlendi. Araştırma kapsamına girenlerin, hipertansiyon ve diabetes mellitus hastalığını belirlemek amacıyla tansiyonları ölçüldü, random kan şekerine bakıldı. Alınan idrar örneği Nycocard Reader II cihazı kullanılarak mikroalbuminüri ölçümü yapıldı. Verilerin analizinde SPSS 15.0 programı kullanıldı. Ki-kare, Mann-Whitney U testi, Kruskal-Wallis testi, Spearman's rho korelsyon analizi ve lojistik regresyon analizi yapıldı.BULGULAR: Araştırma kapsamına giren obez hastaların yaş ortalaması 52.9±10.9 yıldır. Bu araştırmada mikroalbuminüri görülme sıklığı %31.5, makroalbuminüri görülme sıklığı %6.6 bulundu. Kadınlarda %32.7 oranında mikroalbuminüri, %6.2 oranında makroalbuminüri, erkeklerde %28.4 oranında mikroalbuminüri, %7.8 oranında makroalbuminüri görülmekte idi ve bu fark anlamlı değildir. Yaş arttıkça makroalbuminüri görülme olasılığı anlamlı derecede artmaktadır. Antropometrik ölçümlerden vücut yağ oranı, vücut yağ kitlesi, BKİ, bel kalça oranı ve kol çevresi ile mikroalbumin düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki yoktur. Antropometrik ölçümlerden bel çevresi erkeklerde 102 cm, kadınlarda 88 cm ve üzerinde olanlarda, olmayanlara göre mikroalbuminüri görülme olasılığı (OR) 3.1 kat (GA: 1.10-8.77) daha yüksektir. Obez hastalarda kronik hastalık varlığı, mikroalbuminüri ve makroalbuminüri üzerinde etkili bir faktör olduğu görüldü. Diastolik kan basıncı 90 mmHg ve üzerinde olanlarda olmayanlara göre mikroalbuminüri görülme olasılığı (OR) 2.8 kat (GA:1.79-4.56) artmaktadır. Random kan şekeri düzeyi 200 mg/lt ve üzerinde olanlarda random kan şekeri düzeyi 200 mg/lt'nin altında olanlara göre mikroalbuminüri görülme olasılığı (OR) 3.2 kat (GA:1.32-7.84) artmaktadır.SONUÇ: Sonuç olarak, yaş arttıkça makroalbuminüri daha sık görülmektedir. Aynı zamanda obezite ile birlikte hipertansiyon ve diabetes mellitus hastalıklarının varlığı mikroalbuminüri ve makroalbuminüri görülme sıklığını artırmaktadır. Bu nedenle birinci basamakta basit tetkiklerle hipertansiyon ve diabetes mellitus hastalığı olanların düzenli olarak idrarda mikroalbumin takibinin yapılması önerilebilir.