Theses supervised by Prof. Dr. Fethi Güngör
20 theses · Yalova University
Kentle ilişkileri bağlamında romanlar ve sosyal yardım: Kandıra örneği
Sosyal yardımın tarihi, yoksulluğun tarihi kadar eskidir. Zengin olanın yoksul olana yardım etmesi yeni bir olgu değildir. Sosyal yardım, kavram olarak tek bir referans üzerinde değerlendirilemez. Yardımın metodu ve türü bakımından birçok farklı boyutu bulunmaktadır. Sosyal yardım uygulamalarının günümüzdeki şekli ile ilk örneği, sanayi devriminden sonra 1600'ün başında şekillenmiştir. Türkiye'de ise tek partili dönemden itibaren sosyal yardım uygulamaları görülmektedir. Bu çalışma, üç yıl boyunca katılımcı gözlem metodu ile Kocaeli ili, Kandıra ilçesi, Akdurak mahallesinde yaşayan romanlarla yapılan saha çalışmasından edinilen bilgilerin, yapılan literatür taraması ile harmanlanarak değerlendirmesi şeklinde yapılmıştır. Çalışmada, sosyal yardım alan romanların kentle olan bağları; sosyal dışlanma, yoksulluk kültür, sınıfaltı olma-marjinalleşme, umutsuzluk, bağımlılık, kriminalleşme ve izolasyon kavramları üzerinden irdelenmiştir. Araştırmada yapılan sosyal yardımların, Romanlar üzerinde yardım bağımlılığına yol açtığı hipotezi test edilerek, araştırmacının saha gözlemlerinde ulaştığı sonuçlarla doğrulanmıştır.
Aile yaşam döngüsü içerisinde evlilik doyumunun incelenmesi: İstanbul örneği
Aile zaman içinde değişen ve gelişen dinamik bir yapıdan oluşmaktadır. Aile yaşam döngüsü denilen bu gelişim süreçlerinde aile üyelerinin gerçekleştirmesi gereken belirli yaşam olayları ve gelişim görevleri yer almaktadır. Aile üyelerinin bu yaşam olaylarına ve gelişim görevlerine uyum sağlamaları beklenmektedir. Ancak bazı durumlarda aile yaşam döngüsü evrelerindeki yaşam olayları bireylerin evliliklerinde stres ve kriz yaratan bir duruma neden olabilmektedir. Bu faktörler bireylerin evlilikten beklentilerinin karşılanmamasına neden olabileceği gibi bireylerin evlilik ilişkisinden aldıkları doyumu da etkilemektedir. Bu bağlamda aile yaşam döngüsü evrelerinde evlilik doyumunun incelendiği bu çalışmada, aynı zamanda evlilik doyumunun demografik değişkenlere göre nasıl farklılaştığı da incelenmiştir. Araştırmada ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmaya İstanbul Avrupa yakasında yaşayan 18 yaş ve daha üstü en az 6 aylık evli bireylerden oluşan 180 kadın ve 150 erkek olmak üzere toplam 330 evli birey katılmıştır. Katılımcıların sosyo demografik bilgilerini ve aile yaşam döngüsü evrelerini tespit etmek amacıyla Kişisel Bilgi Formu ve evlilik doyumlarını ölçmek için Tezer (1996) tarafından geliştirilmiş Evlilik Yaşam Ölçeği uygulanmıştır. Bu araştırmada verilerin analizi için SPSS 20.0 programı kullanılmıştır. İki grup arasındaki farkı belirlemek için t-testi, İkiden fazla gruplar arası karşılaştırmalarda Tek Yönlü Anova testi ve aile yaşam döngüsü evrelerindeki değişkenleri incelemek için Ki-Kare testi kullanılmıştır. Çoklu karşılaştırmalar için Post Hoc Tukey testi kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen bulgulara bakıldığında, evlilik doyumunun aile yaşam döngüsü evreleri içerisinde farklılaştığı, yeni evli çiftlerin evlilik doyumlarının en yüksek düzeyde olduğu, çocuk sahibi olduktan sonra evlilik doyumlarının düşmeye başladığı ve çocukların ergenlik dönemine gelmesiyle birlikte evlilik doyumlarının en alt seviyeye geldiği, çocukların evden ayrılmasıyla birlikte evlilik doyumlarının tekrar arttığı görülmüştür. Aynı zamanda cinsiyet, yaş, eğitim düzeyi, gelir düzeyi, evlilik biçimi, boş zaman değerlendirme etkinlikleri ve bireylerin evlilik hakkındaki düşünce ve algıları ile evlilik doyumu anlamlı düzeyde farklılık gösterdiği; ancak çalışma durumuna göre anlamlı bir farklılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Çalışma sonucunda evli bireylerin aile yaşam döngülerinin ayrıntılı incelenmesine ilişkin bulgulara bakıldığında aile yaşam döngüleri ile çalışma durumu, çocuk bakımında yardım alma, boş zamanı değerlendirme ve evlilik hakkındaki düşünceleri arasında anlamlı ilişki olduğu bulgularına ulaşılırken, bireylerin ev işlerinde yardım alma ve yaşlı bakım sorumluluklarının olup olmaması gibi değişkenler arasında anlamlı bir ilişkinin olmadığı görülmüştür. Araştırma kapsamında elde edilen bulgular literatür desteği ile tartışılmış, uygulayıcılar ve araştırmacılar için önerilerde bulunulmuştur.
Bağlanma kuramı ve okul sosyal hizmeti teorik bir yaklaşım
Bu çalışma, bağlanma kuramı ve sosyal hizmet uygulamaları arasındaki etkileşimin ortaya çıkarılmasıyla birlikte erken dönemden itibaren bakım ve eğitim programlarının geliştirilmesi ve değerlendirilmesinin ayrım yapmaksızın çeşitli alanlardan hareketle mümkün olduğunca nitelikli araştırma ve değerlendirmelere dayalı bilgi ve bulguların bir sentezini yapmayı amaçlamaktadır. Bununla birlikte Türkiye'deki erken bakım ve okul hizmetlerindeki mevcut program, uygulama ve düzenlemelere değinerek bağlanma ilşkileri ekseninde sosyal hizmet bakış açısına yeni bir kavramsal bakış açısı geliştirme ve yerel bir anlayışın mümkün olup olamayacağı araştırmanın amacını oluşturmaktadır.Bu noktadaki temel gerekçelerin başında kapitalist küreselleşmenin toplumlarda meydana getirdiği değişimin kontrol ve denetiminde önemli bir rol üstlenen sosyal bilim çalışmalarının merkezine yerleşmeye başladığını düşündüğümüz bağlanma ilişkileri merkezli çalışmaların toplum sağlığı ve eğitim alanlarında etkisini arttırmış olmasıdır.
Evsizlere yönelik sosyal hizmet ihtiyacının ekosistem yaklaşımı bağlamında incelenmesi: İstanbul örneği
Günümüz toplumlarında evsizlik, toplumların gelişmişlik düzeyi dikkate alınmaksızın her toplumda ortaya çıkan sosyal bir mesele haline gelmiştir. Evsizlik olgusu içerik değiştirerek literatürde yeni evsizlik olgusu olarak tanımlanabilecek bir biçime dönüşmüştür. Yeni evsizlik olgusunda vurgu toplumda bulunan bütün kesimlerin evsizlik riskiyle karşı karşıya kalabilme ihtimalinin olmasıdır. Küresel ölçekte meydana gelen ekonomik krizler, sosyal politikalar düzeyinde ortaya çıkan yeni gelişmeler yeni evsizlik olgusunu desteklemektedir. Özellikle gelişmekte olan veya az gelişmiş bölgelerden gelişmiş bölgelere doğru yapılan göçler de bu evsizlik olgusu içine dâhil edilebilir. Yapılan çalışmalarda evsizlik sorununa sebep olan etmenlerin aile içi ilişkiler, ekonomik, faktörler ve işsizlik olduğunu ortaya koymaktadır. Evsizlik olgusunun farklı sebeplerle ortaya çıkması ve evsizlik sürecinin farklı düzeylerde deneyimlenmesi, evsizlik sorununun çözümlenmesinde bütüncül sosyo politik, mesleki ve sivil toplum düzeyinde yapılacak uygulamaların gerekliliğini ortaya koymaktadır. Bir toplum içindeki sosyal meselelerin çözümlenmesinde multidisipliner doğası ve mesleki yönü ile öne çıkan sosyal hizmet bilimi ve mesleği, sosyal politika, mesleki gelişim ve toplumsal örgütlenme düzeyinde önemli etkiye sahiptir. Sosyal Hizmet mesleği belirtilen bağlamda müdahalelerini sosyal sorun yaşayan bireylerin esenliğini sağlamada, çevresi içinde birey anlayışıyla uygulamaya koymaktadır. Bu düzeyde mesleğin temel bilimsel ve mesleki kuramı ekosistem kuramıdır. Ekosistemin temel argümanları, bir toplulukta sosyal hizmet mesleği içinde, sosyal sorunların çözümlenmesi düzeyinde, yasal süreçler, hizmetlerin erişilebilirliği ve çeşitliliği, meslek elemanlarının sorun çözme kapasiteleri, sosyal politikalar, kurumsal yapılanmalar, kültürel bakış olarak ortaya çıkmaktadır. Araştırma, fenomenoloji temelinde nitel bir desene sahiptir. Araştırma kapsamında İstanbul'da yaşayan evsiz bireyler ile yine İstanbul'da bulunan sosyal destek kurumlarının yetkilileri ve kurumlarda görevli meslek elemanları ile yarı yapılandırılmış soru formu ile mülakat yapılmıştır. Mülakatlarda, evsizlik olgusunun anlamlandırılması düzeyinde ekosistem kuramının temel argümanları olan adaptasyon, kaynak döngüsü, bağlılık, başarı ve kültürel bakış ilkelerini içeren sorular sorulmuştur. Araştırma sonucunda evsizliğin sebeplerinin aile içi sorunlar ve ekonomik yetersizlik düzeyinde ortaya çıktığı görülmektedir. Evsiz bireylere yapılan sosyal desteklerin sosyal hizmet temelinde örgütlenmediği, evsizlik hizmetleri kapsamında sunulan hizmetlerin bireylerin bütüncül ihtiyaçlarını karşılamadığı, cüzi nakit yardımları, gıda ve giysi vb. temel ihtiyaçlara odaklanıldığı görülmüştür. Bireylerin hayatında değişim meydana getirecek rehabilitasyon temelinde istihdam, psikolojik destek ve mesleki eğitimlerin bulunmadığı, bunun yanı sıra kamu kurumlarına ait barınma hizmetinin olmadığı, barınma düzeyinde kurumsal örgütlenmelerin STK'lar tarafından sağlandığı ve sınırlı olduğu, yasaların evsiz bireylerin ihtiyacını hak temelinde karşılamadığı elde edilen sonuçlar arasındadır. Meslek elemanlarının, mesleki müdahalelerini kurumsal işleyişle özdeşleştirdiği, yardımların sosyal yardım düzeyinde, sorunların ötelenmesine sebep olduğu, evsizlik alanında toplumsal farkındalığı artırıcı çalışmaların bulunmadığı, kurumlararası diyalogun eksik olduğu görülmektedir. Toplumda yaşayan diğer bireyler tarafından evsizler, güvenlik gereksinimleri gerekçe gösterilerek dışlanmaktadır. Evsizlere yönelik kurumsal bir politika bulunmamaktadır. Mevcut hizmetler evsiz bireylerle toplum arasında bağ kurmada yetersizdir. Bu durum evsiz bireylerin topluma uyum sağlamasını zorlaştırmaktadır. Kaynaklar yetersizdir ve etkin kullanılmamaktadır. Başta yasal düzenlemeler olmak üzere, sosyal hizmet temelli evsizlik hizmetlerine ihtiyaç bulunmaktadır. Araştırma İstanbul'da evsizlik ekosisteminin oluşturulamadığını ortaya koymaktadır. Geleneksel yardım örgütlenmelerinden ziyade yeni evsizlik sorununun çözümlenebilmesi için farklı örgütsel yapılanmalara ihtiyaç bulunmaktadır.
Suça sürüklenen çocuk ve topluma yeniden kazandırılma sürecinin güçlendirme yaklaşımı bağlamında değerlendirilmesi
Günümüz toplumlarında suça sürüklenen çocuk sorunu gelişmişlik düzeyi fark etmeksizin bütün ülkelerin başlıca problemlerinden biri haline gelmiştir. Toplumların bu sorunu her geçen gün artarak devam etmekte ve bu noktada devletler hem ulusal düzeyde hem de uluslararası düzeyde politikalar belirlemeye ve hukuki düzenlemeler yapmaya başlamıştır. Bu hukuki düzenlemelerin ve politikaların temel amacı çocuğun yüksek yararını benimseme ilkesiyle hareket etmektir. Sosyal bir sorun olarak suça sürüklenen çocuğun topluma yeniden kazandırılması ve rehabilite edilmesi en önemli amaç olmalıdır. Toplumsal bir sorun olarak suça sürüklenen çocuk ele alındığında özellikle sosyal hizmet mesleğinin gerekliliği daha fazla göze çarpmaktadır. Sosyal hizmet mesleği mikro, makro ve mezzo düzeyde suça sürüklenen çocuklarla ilgili çalışmalar yapmaktadır. Çocuğun suça sürüklenme nedeninden adli yargı sürecine, topluma kazandırılma süreçlerinden denetimli serbestlik uygulamalarına kadar çocukla bire bir çalışma gerçekleştiren bir meslek olarak sosyal hizmet ve uygulamaları bu alanda geniş yer almalıdır. Bu çalışmada suça sürüklenen çocuklara cezaevlerinde uygulanan farklı eğitim türleri ele alınmıştır. Bu eğitim türlerinden birincisi Bireyselleştirilmiş İyileştirme Sistemi ikincisi ise Ardıç Psikososyal Destek Müdahalesi programıdır. Bu modüllerde temel amaç çocuğun yüksek yararı ilkesi korunarak, sapma davranışının ortaya çıkış nedenini araştırmak ve bu neden üzerinden çocuğun topluma yeniden kazandırılmasını sağlamaktır. Çocuklara uygulanan eğitim ve psikososyal destek uygulamaları bu noktada sosyal hizmet uygulamalarından faydalanmalıdır. Bu çalışmada suça sürüklenen çocuklara uygulanan modüller, güçlendirme yaklaşımı bağlamında değerlendirilmiş olup güçlendirme yaklaşımının uygulama temellerinden olan motivasyon, sorun çözme becerisi, farkındalık yaratma, bilişsel yeniden yapılandırma gibi uygulamalar ve bu sosyal hizmet yaklaşımının uygulama temeli açıkça belirtilmiştir.
Aile ilişkilerinin çocuk suçluluğu üzerindeki etkileri: Doğu Anadolu bölgesi örneği
İnsanlar toplum içerisinde dengeli ilişkiler geliştirerek toplumsal düzene uyum sağlamak isterler. İyi ilişkilerin gelişmesi için kişi çevresinden uyarılar ve tepkiler alır ve etrafında yaşanan süreçleri anlamlandırır ve bu doğrultuda kendi anlam dünyasını inşa eder. Kişi çevresinden toplumsal düzene uygun uyaranlar alır ve bunları içselleştirirse uyumlu bir benlik geliştirir. Aksi takdirde toplumla çatışır ve ortak toplumsal kuralları ihlal eder. Kişinin kendisini ve toplumsal süreçleri algılama biçimi benliğini yeniden üretmesini sağlar. Kişinin kendi benliği, etrafındaki kişilerin ona dair ürettiği imajları içselleştirmesiyle doğrudan ilintilidir. Bireyin etkileşime girdiği genelleştirilmiş ötekiler ona nasıl davranması gerektiğini, kim olduğunu, toplumsal süreçlere nasıl tepki vermesi gerektiğini öğretir ve bu öğrenme süreci benliğin oluşmasına kaynaklık eder. Yani benlik, kişinin başkalarıyla girdiği etkileşim süreciyle inşa ettiği bir kendilik imajıdır. Kendilik algısı çocuğun yaşadığı aile, arkadaşlık ettiği kişiler ve etkileşime girdiği kurumların bütünün oluşturduğu bir süreçtir. Benlik; duruma, şartlara ve imkânlara bağlı olarak inşa edilmekte ve değişim gösterebilmektedir. Çocukların suça sürüklenmesine sebep olan etkenler doğuştan gelmediğinden ve toplumsallaşma sürecinde ortaya çıktığından erken dönem gelişim sürecinde suça sürüklenen çocukların nasıl bir ortamda büyüdüklerini incelemek çocuk suçluluğunun incelemesinde faydalı olacaktır. Aile içerisinde yaşanan etkileşimler çocukların suça sürüklenmesinde doğrudan etkili olabilmektedir. Aile içerisinde çocukların suça sürüklenmesinde etkili olan sebepler; yoksulluk, şiddet, çocuk sayısının fazla olması, ailenin parçalanması, aile içerisinde suç işlemiş kişilerin çocuklara olumsuz rol model olması gibi sebepler sayılabilir. Çocukların işledikleri suçlar sadece kendilerinin işledikleri bir fiil olmaktan ziyade büyüdükleri, içselleştirdikleri ortamın bir üründür. Bu çalışmada çocukların içerisinde yaşadıkları aile ortamına bağlı olarak geliştirdikleri benlik imajının suçla ilişkisi incelenecektir. Çalışmada yarı yapılandırılmış mülakat formu kullanılmıştır. Elde edilen veriler çözümlenerek çocukların suça sürüklenmesinde etkili olan sebepler incelenmiştir.
Sürdürülebilir kentleşme için sakin şehir modelinin sosyal hizmet bağlamında değerlendirilmesi: Seferihisar örneği
Geçmişten günümüze kentler; yaşamsal, politik ya da kültürel birer merkez olmakla birlikte heterojen insan toplulukların hareketli ve karmaşık yapısını da yansıtan mekânsal bir organizasyon olarak varlığını devam ettirmektedir. Ancak kentleşme "hızlı, çarpık, aşırı, sahte, dengesiz ve tek yönlü" bir gelişim göstermesiyle çevre ve altyapı sorunu, konut yetersizliği, işsizlik, sosyal ve kültürel yapı sorunu, göç, kent yoksulları gibi birtakım problemleri doğurmuştur. Zamanla bu sosyal sorunlar sürdürülebilir kentleşmeyi imkânsız hale getirmiş ve küresel düzeyde sosyal sorunlara ilişkin tepkiler ortaya çıkmıştır. Bu tepkilerden birisi olarak gelişen "sakin şehir (Cittaslow)" hareketi; doğal kaynakların adil dağıtımından sürdürülebilir yerel kalkınmaya, çevre ve altyapı düzenlemelerinden sosyal uyuma, tarihî ve kültürel mirası korumadan kent kimliğine sahip çıkmaya kadar birçok alanda etkinlik göstermektedir. Bu çalışma sürdürülebilir kentleşme bağlamında sakin şehir hareketinin ilke ve kriterleriyle sosyal hizmetin amacı ve pratiklerini birlikte yorumlamaya çalışmaktadır. Çalışma kapsamında nitel araştırma yöntemi kullanılmış ve çalışma nitel araştırma yaklaşımlarından biri olan kritik olay durum çalışmasıdır (critical instance case studies). Bunun için İzmir'in Seferihisar ilçesinde yaşayan kişilerin "sakin şehir" ile ilgili görüşleri geniş bir boyutta ve ayrıntılı olarak araştırılmıştır. Buradan hareketle bu araştırmanın katılımcıları İzmir'in Seferihisar ilçesinde yaşayan toplam 22 kişiden oluşmaktadır. Katılımcılardan birisi Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer'dir. Diğer 21 katılımcı ise dezavantajlı gruplardan seçilmiştir. Bu gruplar; yaşlı, yoksul, engelli ve kadınların oluşturduğu tabakalardır. Belirli alt grupları belirleyerek karşılaştırmaları ve analizi kolaylaştırmak için bir alt grup olarak da dezavantajlı grupların her birinden 3 ya da 5 kişi belirlenmiştir. Ayrıca Seferihisar'ın sakin şehir unvanı almadan önceki hali ve sonrasının daha iyi analiz edilebilmesi için katılımcılar özellikle ya doğma büyüme Seferihisarlı ya da Seferihisar sakin şehir unvanı almadan önce ilçeye yerleşmiş kişilerden seçilmiştir. Araştırmada yarı yapılandırılmış formu ile görüşme yapılarak, görüşmeler ses kayıt cihazı ile kaydedilmiştir. Elde edilen veriler içerik analizi yöntemiyle analiz edilmiştir. Bunun için MAXQDA 18 Pro Analytics Programı kullanılmıştır. Sonuç olarak, sakin şehir hareketinin yöre halkı ve yönetici organların birlikte hareket etmesiyle başarılı bir şekilde gerçekleşebileceği görülmüştür. Sosyal değişim ve gelişim, sosyal bütünleşme, insanların güçlendirilmeleri ve özgürleşmeleri sakin şehrin kriterlerinin yöre halkının farkındalığı ve katkısıyla uygulandığında sosyal hizmetin temel amaçları da gerçekleşmiş olacaktır. İnsan onuru ve haysiyetine saygı, zarar vermeme, farklılıklara saygı, insan haklarını koruma ve sosyal adalet gibi sosyal hizmetin en kapsayıcı ilkeleri de sakin şehir kriterlerinin uygulanmasıyla mümkün görünmektedir. Çünkü, yöre halkı sakin şehir kriterlerinin eksik ya da düzenli uygulanmaması durumlarında Seferihisar'ın sakin şehir olmadan önceki halinden daha problemli olduğunu belirtmişlerdir. Bu durum da yöre halkının Seferihisar'ı terk etmesi, birbirlerine yabancılaşması ve sosyal uyumunun bozulması tehlikesini getirmiştir. Bu sebeple sakin şehir kriterlerinin uygulanması dezavantajlı kesimlerin yaşam kalitesini yükseltmesiyle sosyal hizmet işlevi göstermektedir.
Ruhsal-duygusal engelli bireylerin sosyal içerme aracı olarak istihdam deneyimleri
Bu çalışmada ruhsal-duygusal engelli bireylerin sosyal içerme aracı olarak istihdam deneyimlerini keşfetmek amaçlanmaktadır. Araştırmada ruhsal-duygusal engelli bireylerin istihdam süreçlerinde hangi deneyimleri yaşadıkları, deneyimleri nasıl algıladıkları ve deneyimlerin sosyal içermeye etkileri anlaşılmaya çalışılmıştır. Araştırmanın amacına uygun olarak nitel araştırma yöntemi tercih edilmiştir. Ruhsal-duygusal engelli bireylerin istihdam deneyimlerini keşfetmek amaçlandığı için araştırma deseni olarak betimsel fenomenoloji tercih edilmiştir. Araştırmanın çalışma grubu istihdam deneyimine sahip ruhsal-duygusal bozukluğu olan on üç bireyden oluşmaktadır. Araştırma verileri çalışma grubunda yer alan katılımcılardan derinlemesine görüşme tekniği ile elde edilmiştir. Verilerin çözümlenmesinde MAXQDA 2020 programından yararlanılmıştır. Araştırma sonucunda ruhsal-duygusal engelli bireylerin sosyal içerme aracı olarak istihdam deneyimlerine ilişkin sosyal içerme algısı, çalışma hayatında engelli birey ve sosyal içermeye yönelik hayal edilen iş olmak üzere üç ana temaya ulaşılmıştır. Ruhsal-duygusal engelli bireylerin sosyal içermesi için istihdamın güçlü bir enstrüman olduğu; ancak istihdam aracılığıyla sosyal içerme sağlanması için bazı koşulların var olması gerektiği tespit edilmiştir. Elde edilen bulgular doğrultusunda ana temaların ve alt temaların içerikleri detaylı olarak sunulmuştur.
Sigara kullanan Suriyeli sığınmacıların öz-etkililik algısının sigara içme beklentileriyle ilişkisi: Adana örneği
Bu çalışmanın amacı, Suriyeli sığınmacıların öz-etkililik algısı ile sigara kullanımından beklentileri arasındaki ilişkiyi incelemektir. Bu doğrultuda araştırma sürecinde en çok kullanılan tarama modellerinden ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırma evrenini Adana ilinde yaşayan ve sigara kullanan Suriyeli yetişkinler oluşturmaktadır. Örneklem ise; günde en az bir sigara içtiğini belirten ve araştırmaya gönüllü olarak katılmak isteyen 413 yetişkinden oluşmaktadır. Araştırma verileri, Adana ilinde, Kişisel Bilgi Formu Öz-etkililik Ölçeği ve Sigaradan Beklentiler Ölçeği- Yetişkin Formu kullanılarak toplanmıştır. Araştırma bulgularına göre; sigara kullanımına başlamada temel sebep %63.2 oranıyla arkadaş etkisidir. Sigara kullanımında en çok belirtilen sebep ise %30.5 oranıyla psikolojik olarak rahatlatması ve %28.2 oranıyla sıkıntıları unutturmasıdır. Araştırmaya katılan bireylerin %55.7'sinin aile üyelerinden biri sigara kullanmakta iken, katılımcıların %76.0'sı ise yakın arkadaşlarının sigara kullandığını belirtmiştir. Araştırma sonuçlarına göre öz-etkililik algısı arttıkça sigara kullanımından beklentiler de artmaktadır. Son olarak Suriyeli sığınmacıların, olumsuz duyguları azaltma, kilo kontrolü ve sosyalleşme, tat alma gibi sigaradan beklentilerine bağlı olarak sigara kullanımlarının arttığı söylenebilmektedir.
Suriyeli çocukların işçilik hayatına ilişkin aile tutumları: Kilis örneği
Ortadoğu'da rejim karşıtı isyanlar sonucunda ortaya çıkan iç savaşlar 2011 yılında da Suriye'de de patlak vermiştir. Bu oluşan kriz durumu insanların zorunlu olarak göç etmelerine neden olmuştur. 1980'li yıllardan beri göç alan ülke konumuna gelen Türkiye, Suriye'den gelen kitlesel zorunlu göç dalgasının hedef ülkesi olmuştur. Zorunlu göç hareketliliği ile birlikte sosyo-ekonomik ve kültürel dinamiklerde değişimler başlamıştır. Böylelikle hayatta kalma mücadelesi veren Suriyeli sığınmacılar kayıt dışı sektörlerde görünür olmuştur. Bu sığınmacılar içinde Suriyeli çocuk işçiler en savunmasız grubu oluşturmaktadırlar. Türkiye'de sosyal bir sorun olan çocuk işçiliği Suriye Krizi ile beraber daha da gündem olmuştur. Zorunlu göç, yoksulluk, eğitime erişememe, ucuz işgücü kaynağı olarak kötü koşullarda çalışma durumu Suriyeli çalışan çocukların birçok alanda keşisimsel dezavantajları yaşamasına sebebiyet vermektedir. Bu çalışma, çocukları eğitim hayatına katılmayıp çalışma hayatına atılan Suriyeli ailelerin sosyo-demografik ve sosyo-ekonomik durumlarının çocukların çalışma hayatına atılmasında nasıl bir belirleyicilik oluşturduğunu, ailelerin çocuklarının çalışmasına yönelik bakış açısının neliğini, çocukların çalışma öykülerini, ailelerin çalışan çocuklarına yönelik gelecek beklentilerinin neler olduğuna dair düşüncelerini aile perspektifinden değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Bu bağlamda yapılan çalışmada Suriyelilere ev sahipliği yapan en önemli illerden biri olan Kilis'te Suriyeli çocuk işçiler sorunsalı aile perspektifinden değerlendirilip görünür kılınmış, görüşmeler neticesinde soruna yönelik çözüm önerileri geliştirilmiştir. Araştırma nitel yönteme dayalı bir alan araştırmasıdır. Araştırma çerçevesinde 15 Suriyeli ebeveynle derinlemesine mülakat yapılmıştır. Araştırma sonucunda elde edilen bulgular neticesinde, Suriyeli ailelerin sosyo-ekonomik düzeylerinin düşük olması ve hanede yaşayan kişi sayısının fazla olması çocukların çalışmasında belirleyici etken olduğu, ekonomik durumu kötü Suriyeli ailelerde çocukların haneye gelir getirici bir kaynak olarak görüldüğü ve çocuklarının çalışmasının kısa vadede daha yararlı olduğunu görüşünde oldukları sonucuna ulaşılmıştır. Sonuç olarak Sosyal hizmet uygulayıcıları tüm dünya çocuklarını kapsayan çocuk hakları sözleşmesinin çalışan Suriyeli çocuklar için de etkin kılınması yönünde hak temelli anlayışla hareket etmeli ve bu doğrultuda uygulamalar geliştirilmelidir. Suriyeli sığınmacı çocukların eğitime erişilebilmeleri önündeki bariyerleri kaldırıcı politikalar geliştirilmeli ve çok kültürlü eğitim programları yapılmalıdır. Aynı zamanda eğitimde eşit fırsat ve koşullar Suriyeli çocuklar için görünür kılınmalı ve bu noktada yasal düzenlemeler gerçekleştirilmelidir.
İlköğretimde görev yapan öğretmenlerin çocuk ihmal ve istismarına ilişkin farkındalık düzeylerinin değerlendirilmesi
Çocuk ihmal ve istismarı; çocuğun sağlıklı gelişimini olumsuz yönde etkileyen fiziksel, cinsel ve psikososyal açıdan tehdit oluşturan her türlü eylemler bütünüdür. Çocuklar bu eylemlerle yaşamın her döneminde karşılaşabilmektedir. Bu eylemlerin tespitinde ve önlenmesinde eğitim sürecinin başlangıcı olan ilköğretim dönemi önem arz etmektedir. Bu çalışmanın amacı; çocukların gelişiminde önemli rol ve sorumluluğu olan ilköğretimde görev yapan öğretmenlerin çocuk ihmal ve istismarı sorununa yönelik farkındalıklarını incelemek ve bu bağlamda sorunun çözümüne yönelik öneriler geliştirmektir. Araştırmada genel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmaya İstanbul ili Pendik ilçesinde ilköğretimde görev yapan 455 öğretmen katılım sağlamıştır. Veri toplama aracı olarak; katılımcıların tanıtıcı özelliklerini içeren 16 soruluk "tanıtıcı bilgi formu" ile katılımcıların çocuk ihmal ve istismarı sorununa yönelik farkındalıklarını ortaya koymak amacı ile Uysal (1998) tarafından geliştirilen Likert tipi "Çocuk İhmal ve İstismarı Belirti ve Risklerinin Tanılanmasına Yönelik Ölçek Formu" kullanılmıştır. Araştırma kapsamında elde edilen veriler SPSS 20 programı ile analiz edilmiştir. Tüm değişkenlerin frekans (f) ve yüzde (%) değerleri hesaplanmıştır. Öğretmenlerin çocuk ihmal ve istismarına yönelik farkındalık düzeyi puanları üzerine demografik değişkenlerin etkileri incelenmiştir. Öğretmenlerin çocuk ihmal ve istismarına yönelik farkındalık düzeyi puanlarının normallik varsayımının sağlanmadığı tespit edilmiştir. Bu nedenle karşılaştırmalarda Kruskal Wallis-H Testi ve Mann Whitney U Testi kullanılmıştır. Anlamlı fark gözlenen gruplarda farklılığın hangi gruplardan kaynaklandığının belirlenmesi için yine Mann Whitney U Testi'nden yararlanılmıştır. Sonuçların tamamı tablolar ve yorumları ile birlikte sunulmuştur. Araştırma kapsamında elde edilen veriler incelendiğinde(bulgular); katılımcıların %56'sının lisans eğitimi sürecinde, %72,7'sinin mezuniyet sonrası süreçte çocuk ihmali ve istismarı ile ilgili herhangi bir eğitim almadıkları saptanmıştır. Katılımcıların %63,6'sı çalıştıkları kurumlarda çocuk ihmal ve istismarına yönelik herhangi bir talimat veya prosedür varlığından haberdar olmadıklarını belirtmişlerdir. Katılımcıların %28.5'i çocuk ihmali ve istismarını bildirecekleri yer olarak Okul yönetimini, %26.5'i Sosyal Hizmet Merkezi Müdürlüğünü tercih etmiştir. Katılımcıların istismar sorunu tespit etmede kendilerini yeterli görme oranları istismar türlerine göre farklılık göstermektedir. Katılımcıların büyük bir çoğunluğu fiziksel ve ekonomik istismarın tespitinde diğer istismar türlerine göre kendilerini daha fazla yeterli görmektedirler. Katılımcıların %71,9'u mesleğe başladıkları ilk güne göre çocuk ihmal ve istismarı konusundaki farkındalıklarının arttığını düşünmekle beraber; katılımcıların %90'ının çocuk ihmal ve istismarı konusunda daha fazla bilgiye gereksinim duyduklarını belirtmişlerdir. Sonuç olarak, Türkiye'de ilköğretimde görev yapan öğretmenlerin çocuk istismarı ve ihmali konusunda bilgi eksikliklerinin bulunduğu ve bu eksikliklerinin farkında oldukları, daha fazla bilgi edinmeye ihtiyaçlarının olduğu saptanmıştır. Bilgi eksikliklerinin giderilmesi ve farkındalığın arttırılmasına yönelik sosyal hizmet uzmanları ile koordineli çalışmanın önemi ve sosyal hizmet uzmanlarının okul sistemi içerisinde yer almaları gerekliliği bir kez daha ortaya çıkarılmıştır.
Ahıska Türklerinin göç sonrası uyumlarının sosyal hizmet bağlamında incelenmesi: Bursa-Gürsu ilçesi örneği
Ahıska Türkleri, 3835 sayılı "Ahıska Türklerinin Türkiye'ye Kabulü ve İskânına Dair Kanun" kapsamı dışında iradi göç ile de Türkiye'ye gelmektedir. Bu kanunun kapsamı dışında olduklarından dolayı serbest göçmen olarak değerlendirilmektedirler. Serbest göçmen olan Ahıska Türkleri göç sonrasında ekonomik, politik ve sosyokültürel uyum sorunlarıyla karşılaşmaktadır. Sosyal hizmet alanında Ahıska Türkü serbest göçmenlerin göç sonrasında uyum sorunlarına yönelik yapılan herhangi bir çalışmaya rastlanmamıştır. Sosyal hizmet alan yazında Ahıska Türklerine yönelik sosyal hizmet müdahale ve politikalarının eksikliğinin giderilmesi ve Ahıska Türklerinin haklarına yönelik savunuculuğun geliştirilerek farkındalık oluşturulması bu araştırmanın amacıdır. Karma araştırma yöntemi ile gerçekleştirilen araştırmanın nicel kısmında 500 Ahıska Türkü serbest göçmene yapılandırılmış soru formu uygulanmıştır. Araştırmanın hipotezleri "Ahıska Türkü serbest göçmenlerin ülkede kalış süresi arttıkça uyum sorunu azalmaktadır", "3835 sayılı 'Ahıska Türklerinin Türkiye'ye Kabulü ve İskânına Dair Kanun' un sınırlılığından dolayı Ahıska Türkü serbest göçmenlerin sosyal hizmetlere erişimi kısıtlıdır" ve "Ahıska Türkü serbest göçmenlerin kapalı bir toplum özelliği taşıması göç sonrasında uyum sorunu yaşamalarını engellemektedir" şeklinde belirlenmiştir. Ahıska Türklerinin uyum sorunları SPSS 26.0 programı kullanılarak frekans dağılımları alınmış olup hipotezler ise ki kare testi ile sınanmıştır. Araştırmanın nitel kısmında ise 13 kurum ve kuruluş yetkilisi ile yüz yüze görüşme yapılarak Ahıska Türkü serbest göçmenlerin uyum sorunları, sunulan hizmetler ve hizmetlerin sunumunda yaşanan sorunlara yönelik cevaplar aranmıştır. Araştırma sonucunda 3835 sayılı kanun dışında kalan Ahıska Türkü serbest göçmenlerin ekonomik, politik ve sosyokültürel uyum sorunları saptanmış olup bu uyum sorunlarının çözüme kavuşturulması için ise makro sosyal hizmet yaklaşımlarının gerekli olduğu görülmüştür.
Kesişimsel dezavantajlılık bağlamında yaşlı Afganların sosyal uyum sorunu: Sivas örneği
Bu araştırma, kesişimsel dezavantajlılık bağlamında yaşlı Afganların göç sürecinde yaşadığı sorunları, yerel toplum ile yaşlı Afganlar arasındaki uyumu ve göç alanında çalışan profesyonellerin bu konulardaki gözlem, görüş ve deneyimlerini tespit etmeyi amaçlamaktadır. Nitel yöntemle gerçekleştirilen araştırmada, fenomenoloji deseni kullanılmıştır. Araştırma kapsamında Sivas'ta yaşayan sekiz yaşlı Afgan, altı yerel toplum üyesi ve dört göç profesyoneli (bir il göç uzmanı, iki STK personeli ve bir akademisyen) ile derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Elde edilen veriler MAXQDA veri analizi programından faydalanılarak analiz edilmiştir. Analiz sonucunda üç ana tema, altı alt tema ve otuz beş kod elde edilmiştir. Ana temalar "Göç süreci", "Kesişimsel dezavantajlılık" ve "Sosyal uyum"dur. "Göç süreci" teması "Göç deneyimleri" ve "Mesleki tecrübeler"; "Kesişimsel dezavantajlılık" teması "Kesişimselliğin sonuçları" ve "Kesişimsellik ve tecrübeler"; "Sosyal uyum" teması "Sosyal uyum deneyimleri" ve "İki toplum arasındaki ilişkiler" alt temalarından oluşmaktadır. Araştırmada yaşlı Afganların göç öncesinde can güvenliğine ilişkin kaygılar yaşadığı bu nedenle göç etmeye mecbur kaldığı; göç yolculuğunda pek çok tehlike ile karşılaştığı; göç sonrasında sağlık, ekonomi, çalışma hayatı, aile ilişkileri, yalnızlık ve uyum ile ilgili sorunlarla karşılaştığı belirlenmiştir. Yaşlı Afganların göç sürecinde yaşadığı bu sorunlar yaşlılıktan ya da göçten kaynaklanabileceği gibi yaşlılık ve göçün kesişimi sonucunda da ortaya çıkabilmektedir. Ayrıca Sivas örneğinde Afganların sosyal uyumu Türkiye geneline kıyasla daha iyi düzeydedir. Buna karşın Sivas'ta sosyal uyumla ilgili pek çok sorunla karşılaşıldığı ve yerel toplum ile Afganlar arasındaki ilişkilerin asgari seviyede seyrettiği belirlenmiştir. Diğer yaş gruplarındaki Afganlara kıyasla yaşlı Afganların dil bilmeme sorunu ile daha fazla karşılaştığı, yerel toplum ile ilişkilerinin ve sosyal uyum düzeylerinin daha zayıf olduğu da araştırmada elde edilen bulgular arasındadır. Bu bulgulardan yola çıkarak sosyal uyum çalışmalarında yaşlı Afganlara daha fazla yer verilmesinin gerekli olduğu söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Göç Süreci, Kesişimsel Dezavantajlılık, Yaşlı Afganlar, Sosyal Uyum, Sivas.
Yalova'da yaşayan göçmenlerin göç mevzuatına ilişkin görüşlerinin sosyal hizmet bağlamında incelenmesi
Bu araştırma, uluslararası göç mevzuatını sosyal hizmet bağlamında inceleyerek yabancıların uluslararası ve Türkiye'nin ulusal göç mevzuatına göre verilen statüler kapsamında hukuki ve sosyal haklara ne düzeyde vakıf oldukları, bu haklardan ne düzeyde faydalandıkları konularında gözlem, görüş ve deneyimlerini tespit etmeyi amaçlamaktadır. Ayrıca sosyal hizmet haklarından faydalanma durumları ve gözlem kapsamında çevresel, ailevi, toplumsal, ekonomik ve psikososyal durumlar göz önüne alınarak çok sayıda etken incelenmiştir. Nitel yöntemle gerçekleştirilen araştırmada betimleyici araştırma modeli kullanılmıştır. Araştırma kapsamında Yalova'da ikamet eden sekiz kadın, sekiz erkek sığınmacıdan oluşan farklı uyruktaki kişiler ile iki sivil toplum örgütü (STÖ) temsilcisi ve iki göç uzmanıyla toplamda yirmi katılımcı ile görüşme sağlanmıştır. Araştırmanın verilerine yarı yapılandırılmış görüşme formu vasıtasıyla ulaşılmıştır. Görüşmelerden elde edilen veriler arasında anlamlı ve tutarlı ilişkiler kurmak amacıyla MAXQDA programı kullanılmış ve temalara ayrılarak yorumlanmıştır. Analiz sonucunda ana tema, üç tema, on beş alt tema ve on altı kod elde edilmiştir. "Yabancıların Uluslararası Hakları ve Bu Hakların Bilinirliği" ana tema başlığı altında "Uluslararası Resmî Statüleri Hakkında Bilgi Düzeyleri", "Hizmet Haklarına Erişimleri" ve "Uyum ve Destek Mekanizmalarından Faydalanma" olmak üzere üç temadan oluşmaktadır. Araştırma sonucunda Türkiye'de farklı statülerde (geçici koruma, uluslararası koruma başvuru sahibi, şartlı mülteci, insani ikamet, oturma izni, çalışma izni vb.) yaşayan yabancıların yasal olarak birtakım haklarının bulunduğu ancak bu hakların ne olduğu ve nasıl kullanılacağı konusunda yabancıların büyük çoğunluğunun yeterli bilgisi olmadığı belirlenmiştir. Yabancıların sadece temel ihtiyaçlarını karşılamaya odaklandıkları, yasal haklarını araştırma ve öğrenme konusunda istekli olmadıkları anlaşılmıştır. Eğitim seviyesi yüksek olanlar ile dernek ve kurumlarda aktif olanlar haklarını daha iyi bildikleri, bunun yanı sıra genel olarak yabancıların büyük bölümünün statü haklarından haberdar olmadığı ve bu hakları yeterince kullanamadığı tespit edilmiştir. Yalova'da yaşayan yabancıların da durumu benzerdir. Göç İdaresi tarafından bilgilendirme yapılmasına rağmen, sunulan haklar ve hizmetler konusunda yeterli bilgiye sahip olmadıkları, dolayısıyla bu haklardan yeterince faydalanmadıkları bulgular arasındadır. Özellikle çalışma hakkı, sosyal hizmetler ve sağlık hizmetleri konularında ciddi bilgi eksiklikleri ve uygulama sorunları yaşandığı belirlenmiştir. Bu bulgulardan yola çıkılarak Göç İdaresi ve dernekler aracılığıyla yapılan bilgilendirme çalışmalarının faydalı olduğu, ancak daha kapsamlı ve sürekli eğitimlerin verilmesinin gerekli olduğu söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Sosyal Hizmet, Uluslararası Göç, Statü, Hukuksal Haklar, Sosyal Haklar.
Yaşlılıkta COVID-19 salgını sorunlarıyla başetmede ekosistem yaklaşımı: Pendik örneği
Bu çalışma sosyal hizmet ekosistem yaklaşımı kapsamında, Covid-19 salgınında yaşlıların sorunlarının aşılmasına etki eden olumlu ve olumsuz faktörlerin belirlenerek bu bağlamda değerlendirilmesini amaç edinmektedir. Bu amaç doğrultusunda çalışmanın, nitel araştırma yöntemine uygun olduğu düşüncesinden yola çıkılarak, nitel araştırma desenlerinden fenomenoloji tercih edilmiştir. Katılımcıların oluşturulmasında, nitel araştırmalarda sıklıkla kullanılan amaçlı örnekleme teknikleri içinde yer alan, ölçüt örnekleme tekniğinin uygun olduğu belirlenmiştir. Araştırmanın katılımcıları, Pendik ilçesinde ikamet eden yirmi altı yaşlı birey ve salgın sürecinde aktif görev almış iki uzmandan oluşmaktadır. Bu bağlamda mikro, mezzo ve makro düzeyde yaşlıların salgın sürecinde başetme ve uyumunu kolaylaştıran ve zorlaştıran sistemlerin belirlenmesine yönelik oluşturulan yarı-yapılandırılmış sorularla, yaşlı katılımcılar ile derinlemesine görüşme tekniği kullanılarak veriler elde edilmiştir. Verileri çözümleme aşamasında MAXQDA 2022 nitel veri çözümleme programından faydalanılmıştır. Araştırmada katılımcıların ifadelerinden keşfedilen kodlar ile ilgili ana temalar ve alt kodlar oluşturulmuştur. Bu yönüyle araştırmada tümavarım yönteminden faydalanılmıştır. Araştırma sonucunda, beş ana temaya ulaşılmıştır. Bunlar; hissedilen duygular, Covid-19 sürecinde yapılanlar, Covid-19 sürecinde destek, karşılaşılan zorluklar ve Covid-19 sürecinde beklentilerdir. Ayrıca çalışmada ekosistem yaklaşımı boyutuyla mikro, mezzo ve makro düzeyde çıkarımlarda bulunulmuştur. Mikro düzeyde yaşlıların Covid-19 salgınında, başetme ve uyumuna etki etmede öne çıkan olumsuz faktörler, gelir yetersizliği, kronik hastalıklar ve yalnızlık olduğu, olumlu yönde etkileyen faktörlerde ise öne çıkanlar dinî inanç ve tedbirli olmaktır. Mezzo düzeyde salgında yaşlı katılımcıların başetme ve uyumunu kolaylaştırmada öne çıkan faktörler; aile, komşuluk ve yaşanılan mekânın olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Makro düzeyde ise salgında yaşlı katılımcıların başetme ve uyumuna olumlu yönde etki eden faktörler, sağlanan kurumsal hizmetler, salgın sürecinde alınan kararlar sonrası kurallara uyma olarak sıralanmaktadır. Makro düzeyde olumsuz yönde etki eden faktörlerin ise medyanın salgın sunumu, dışlanma ve ayrımcılık olduğu sonuçlarına ulaşılmıştır. Elde edilen diğer bulgulara ilişkin sonuçlar detaylı olarak çalışmada sunulmuştur.
Bursa'da doğuştan ve sonradan fiziksel engelli bireylerin aile içi tükenmişlik deneyimleri
Engelli bireylerin toplumsal hayat içerisinde karşılaştıkları sorunlar, sağlıklı bir yaşam sürmelerinde ve kendilerini gerçekleştirmelerinde problem oluşturmaktadır. Bunların başında ise yük olma düşüncesi gelmektedir. Kendisini bakım açısından sevdiklerine ve ailesine yük olarak gören bireyler hayata küsmekte ve iç dünyalarına çekilmektedirler. Ancak doğuştan bir engele sahip olan bireylerde bu durum sonradan engelli olan bireylere nazaran daha az görülmektedir. Bu yüzden çalışmamızda; fiziksel engelli olarak dünyaya gelen ve sonradan bir fiziksel engele sahip olan bireylerin kendilerini ailelerine yük olarak görmelerine bağlı olarak yaşadıkları tükenmişlik deneyimlerinin karşılaştırmalı olarak keşfedilerek yaşadıkları bu güçlüğü aşmalarında ne tür güçlendirme çalışmalarına ihtiyaç duyduklarını tespit etmek amaçlanmıştır. Bu amaca ulaşabilmek için çalışmada; nitel araştırma desenlerinden biri olan fenomenoloji kullanılmış ve veriler mülakat tekniği ile toplanmıştır. Araştırmada; 6'sı doğuştan, 6'sı sonradan fiziksel engelli olan eşit sayıda erkek ve kadın birey olması kaydıyla toplamda 12 kişi ile görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Görüşmeler neticesinde elde edilen veriler MAXQDA programı ile analiz edilmiştir. Yapılan incelemeler sonucunda elde edilen veriler ışığında sonradan fiziksel engelli olan ve doğuştan fiziksel engeli bulunan bireylerin farklı deneyimleri keşfedildiğinde; kendilerini beraber yaşadıkları kişilere yani ailelerine karşı yük hissettikleri ve buna bağlı olarak daha fazla bir tükenmişlik içinde oldukları saptanmıştır. Özellikle sonradan engelli olan bireylerin yaşadıkları bu sorunların önlenmesi, en azından olabildiğince minimize edilebilmesi maksadıyla gerekli güçlendirme yaklaşımına bağlı çalışmalar yürütülmelidir. Anahtar Kelimeler: Sosyal hizmet, Engellilik, Tükenmişlik, Yetersizlik hissi, Güçlendirme yaklaşımı
Yalova'da serebral palsili çocuğa sahip ailelerde algılanan sosyal desteğin evlilik uyumuna etkisi
Serebral Palsi hem fiziksel hem de zihinsel etkilenime sebep olabilen çocukluk çağının en sık görünen rahatsızlıklarındandır. Doğum öncesi, sırası ve sonrası sebeplerden kaynaklanabilmekle birlikte tedavi ve rehabilitasyonla normal gelişim gösteren diğer çocuklarla topluma eşit bir şekilde katılımları sağlanmaya çalışılmaktadır. Aileler tüm engellilik alanlarında birincil etkilenime sahiptir. Çünkü aileye engelli bir çocuğun katılıyor olması tüm aile dinamiklerinin yanında çift ilişkilerini de etkileyebilmektedir. Diğer yandan çiftin durumla başa çıkma ve kabullenme süreçlerinde çevreden aldıkları sosyal destek etkili olabilmektedir. Bu bilgiden yola çıkarak araştırma, Serebral Palsili çocuğa sahip olduktan sonra anne babaların evlilik uyumlarının, dengenin nasıl sağlandığını ve sahip olunan sosyal destek kaynaklarının incelenmesini hedeflemektedir. Böylece Serebral Palsiye sahip çocuğu olan anne babaların sosyal destek algılarının ev içi uyum ve denge üzerinde etkisi olup olmadığı, anne babalarca durumdan nasıl etkilendikleri incelenmiştir. Araştırma nitel yöntem desenlerinden biri olan fenomenoloji deseninin aşamaları dikkate alınarak planlanmıştır. Kartopu tekniği kullanılarak ulaşılan 6 anne, 6 baba olmak üzere 12 Serebral Palsili çocuğa sahip ebeveynle görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Bu araştırmanın verileri demografik soru cetveli ve amaca yönelik hazırlanmış sorulardan oluşan yarı yapılandırılmış görüşme formu aracılığı ile toplanmıştır. Görüşmelerden elde edilen veriler arasında anlamlı ve tutarlı ilişkiler kurmak amacıyla MAXQDA programı kullanılmıştır. Araştırmanın verileri içerik analizi tekniği ile tema ve kodlara ayrılarak yorumlanmıştır. Araştırmaya katılan anne ve babaların, çocuklarının Serebral Palsili olduğunu ilk öğrendikleri andaki tepkilerinden, duygularından ve psikolojik sorunlarından, çocuklarının engeli dolayısıyla yaşadıkları karşılaştıkları sosyo-ekonomik sıkıntılarından, aldıkları maddi ve manevi destekten; çocuklarının sağlık durumu ve bu süreç hakkında aldıkları eğitimlerden, gün içerisinde çocukla kimin ve ne şekilde akit geçirdiğinden, aile içi sorumlulukların paylaşılmasından, aile içi karar alma mekanizmalarından, aile dışındaki(arkadaşlar, akrabalar, kamu kurumları gibi) desteklere sahip olnup olunmadığından, diğer engelli aileleri ile görüşülüp görüşülmediğinden, eşlerin özel gereksinimli bir çocuğa sahip olmadan önceki ilişkiniz ile sonraki ilişkilerini ve beraber vakit geçirmelerine ilişkin düşünce ve deneyimlerinden yola çıkarak Yalova'da yaşayan Serebral Palsili çocuğa sahip anne babaların deneyimlerinin zengin olduğu görülmüştür. Tüm bulgular göz önünde bulundurularak Serebral Palsili çocuğa sahip anne babaların desteklenmesi ve toplumsal bilincin artırılması ve farkındalık eğitimlerinin düzenlenmesi için sosyal hizmet perspektifiyle öneriler geliştirilmiştir.
6 Şubat Kahramanmaraş Depremlerinde görev alan kadın çalışanların ikincil travma ile başa çıkma deneyimleri
İnsanın içinde yaşadığı fiziki ve sosyal çevreyi tehdit eden birçok olay bulunmaktadır. Afet bunlar içinde yıkıcı sonuçları ile öne çıkmaktadır. İnsanların normal hayatını ve faaliyetlerini kesintiye uğratan, ciddi zarar ve kayıplara neden olan, doğal veya insan kaynaklı afetler, toplumsal düzeni derinden etkiler. Büyük ölçekli yıkım ve hasara yol açmaları sebebiyle acil müdahale ve iyileştirme gerektirir. Doğal afetler bakımından riskli bir konumda yer alan Türkiye'de yaşanan doğal afetler incelendiğinde, yıkıcı etkileri toplum genelinde en fazla hissedilen afetin deprem olduğu görülmektedir. 6 Şubat 2023 tarihinde saat 04.17'de gerçekleşen Asrın Felaketinde de görüldüğü üzere deprem, depremzedeler ve sahada çalışanlarla sınırlı kalmayan ve ülke geneline yayılan olumsuz psikolojik çıktılar doğurmuştur. Bu bilgiler doğrultusunda araştırma, 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş merkezli depremler sonrasında afet bölgesinde görev alan kadın çalışanların ikincil travma ile başa çıkma becerilerini incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırma, nitel araştırma yöntemlerinden fenomenoloji deseniyle yürütülmüş ve veri toplama aracı olarak yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Kartopu örnekleme yöntemi ile belirlenen ve farklı kurumlarda görev yapmış 15 kadın katılımcıyla derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Katılımcılarla görüşme öncesinde gönüllü onamları alınmış, ses kayıtları izne dayalı olarak gerçekleştirilmiş ve bu kayıtlar yazıya dökülerek analiz sürecine dahil edilmiştir. Görüşmelerden elde edilen veriler, Maxqda programı aracılığıyla tematik analiz yöntemi kullanılarak kodlanmış ve altı ana tema altında toplanmıştır. Araştırma bulguları, afet bölgesinde görev yapan kadın çalışanların yoğun duygusal, fiziksel ve sosyal zorluklarla karşılaştığını; ancak çeşitli bireysel başa çıkma yöntemleri ve sosyal destek mekanizmaları sayesinde bu süreci görece daha güçlü şekilde yönetebildiklerini ortaya koymuştur. Ayrıca, görev öncesinde yeterli hazırlığın yapılmaması, sahada yetersiz koordinasyon ve dönüş sonrasında destek eksiklikleri gibi faktörlerin ikincil travmayı derinleştirdiği görülmüştür. Bu bağlamda çalışmada, afet bölgelerinde görev yapacak personelin eğitimi, psikososyal destek hizmetlerinin artırılması, görevli kadın çalışanların özel ihtiyaçlarının dikkate alınması ve görev sürecinin bütüncül bir destek sistemiyle yapılandırılması gerektiği vurgulanmaktadır. Elde edilen bulgular, afet sonrası hizmetlerin daha etkili hale getirilmesine ve kadın çalışanların güçlendirilmesine yönelik sosyal politika geliştirme süreçlerine katkı sağlamayı hedeflemektedir.
Boşanmış kadınlara yönelik sosyal destek uygulamaları: Siirt örneği
Bu çalışma, boşanma sonrası tek ebeveyn olarak hayatını sürdüren kadınların karşılaştıkları ekonomik, sosyal ve psikolojik sorunları ele almakta ve bu sorunların üstesinden gelmelerine yardımcı olacak sosyal destek uygulamalarının etkinliğini incelemektedir. Bu kapsamda boşanma süreci resmen tamamlanmış 10 kadın katılımcı ile derinlemesine görüşme gerçekleştirilmiştir. Araştırmada nitel araştırma türlerinden biri olan fenomenoloji deseni kullanılmıştır. Görüşmeler araştırmacı tarafından geliştirilen yarı yapılandırılmış görüşme formu ile gerçekleştirilmiştir. Araştırma kapsamında elde edilen veriler değerlendirilerek kod ve temalara ayrılmıştır. Türkiye genelinde olduğu gibi Siirt ilinde de boşanma olaylarında artış yaşanmaktadır. Bu araştırma Siirt ili genelinde yerel sosyoekonomik ve kültürel faktörlerin boşanmış kadınların deneyimlerini nasıl şekillendirdiğini ortaya koymaktadır. Araştırma bulguları, boşanmış kadınların ciddi ekonomik zorluklar yaşadığını, toplumsal önyargılar nedeniyle sosyal izolasyon riskiyle karşılaştığını, psikolojik sorunlarla başa çıkmada desteğe ihtiyaç duyduğunu, hukuki konularda sorunlar yaşadığını ve çocuklarına yeteri kadar zaman ayıramadığını, ağır ve uzun süreli işlerde çalışarak az bir gelir elde ettiklerini, genelde gündelik işlerde çalıştıklarını göstermektedir. Boşanma sonrası süreçte aile desteği, sosyal çevre desteği, sosyoekonomik destek, psikolojik destek gibi sosyal destek hizmetlerinden faydalanan kadınların bu sürece daha kolay uyum sağlayabildiği ancak bu desteği almayan kadınların daha fazla zorluk yaşadığı sonucuna ulaşılmıştır. Bu kapsamda mevcut sosyal destek uygulamalarının genişletilmesi, sosyoekonomik ve hukuki yardımların arttırılması, psikososyal destek hizmetlerinin yaygınlaştırılması ve boşanma olgusundan etkilenen aile bireylerine danışmanlık hizmeti sunulması önerilmektedir. Boşanma sonrası süreçte aile, sosyal çevre, ekonomik ve psikolojik destek hizmetlerinin arttırılması için ailelere Aile Eğitim Programı kapsamında eğitimler verilmesi önerilmektedir.
Cezaevinden tahliye edilen gençlerin sosyal uyumu: Azerbaycan örneği
Bu tez çalışması, cezaevinden tahliye edilen gençlerin sosyal uyum süreçlerini incelemek amacıyla, Azerbaycan örneği üzerinde bir araştırma sunmaktadır. Çalışma, tahliye sonrası gençlerin topluma yeniden kazandırılma süreçlerini, karşılaştıkları zorlukları ve bu süreçte ihtiyaç duydukları sosyal destek mekanizmalarını analiz etmektedir. Araştırmada literatür tarama yöntemi ve gözlem tekniği bir arada kullanılarak, cezaevinden tahliye edilen gençler üzerine yapılan çalışmalar değerlendirilmiştir. Bu süreçte, gençlerin eğitim, istihdam, aile ve sosyal çevre bağlamında yaşadıkları uyum sorunları ortaya konulmuş; aynı zamanda, toplumsal algılar ve ayrımcılık gibi engeller de ele alınmıştır. Çalışma, tahliye sonrası sosyal uyumun yalnızca bireyin çabalarına bağlı olmadığını, aynı zamanda aile, toplum ve devlet politikalarının da bu süreçte belirleyici olduğunu vurgulamaktadır. Araştırma sonucunda, gençlerin toplumla yeniden bütünleştirilmesi için kapsamlı rehabilitasyon programları, psikolojik destek, mesleki eğitim ve sosyal farkındalığı artırmaya yönelik projelerin hayata geçirilmesi gerektiği tespit edilmiştir. Bu tez çalışması, cezaevinden tahliye edilen gençlerin sosyal uyum süreçlerine dair literatür taraması ve Azerbaycan'da yapılan gözlemlere dayanmakta ve bu alanda politika yapıcılara, sivil toplum örgütlerine ve araştırmacılara yol gösterici öneriler sunmaktadır.