Prof. Dr. Gökhan Koçer danışmanlığındaki tezler

10 tez · Karadeniz Technical University

DoktoraAçık ErişimTR

Küresel ve bölgesel perspektiften Doğu Akdeniz güvenliği

Doğu Akdeniz, dünyanın en önemli su yollarından üçünün kesişme noktasında bulunması nedeniyle kazanmış olduğu coğrafi değerin yanında, tarihsel ve kültürel öneme de sahip bir havza durumundadır. İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde ortaya çıkan Arap-İsrail ve Türk-Yunan sorunlarına Soğuk Savaş'ın ideolojik yapısı da eklendiğinde, Doğu Akdeniz'in girift ilişkiler ağıyla sarmalandığı görülmüştür. Boru hatları ve tankerlerle gerçekleştirilen dünya petrol ve doğalgaz trafiğinin önemli bir bölümüne Doğu Akdeniz ev sahipliği yapmaktadır. Çatışmaların ve terör faaliyetlerinin bölgesel istikrarı ve deniz ticaretini olumsuz etkilemesi, işbirliği olanaklarının artırılması için NATO, Avrupa Birliği, AGİT ve Birleşmiş Milletler gibi örgütlerin girişimlerde bulunmalarını zorunlu kılmıştır. Bununla birlikte ABD, Rusya Federasyonu, Çin, İngiltere ve Fransa gibi küresel etkiye sahip ülkelerin nüfuz mücadeleleri de bölgesel güvenlik stratejilerini şekillendirmektedir. Doğu Akdeniz, dünya çatışma bölgelerinin tam ortasında kalan bir ticaret yolu ve enerji kaynağıdır. Bu nedenle, mevcut şartlarda Doğu Akdeniz'de bölgesel istikrarın ve güvenliğin gerçekleşip gerçekleşemeyeceğine dair soruya cevap aramak için Akdeniz'in genelini ve Ortadoğu'nun tamamını kapsayan, bölgesel ve küresel görüş ve politikaları içeren okumalar ve incelemeler yapılması uygun görülmüştür. Akdeniz'de güvenliğin ve istikrarın sağlanması için katılımcı ve adil bir yapılanmanın gerekliliği taraflarca kabul görmesine rağmen, Doğu Akdeniz kaynaklı sorunların çözümü konusunda bireysel çıkar odaklı hareket edildiği göz önüne alındığında, kısa ve orta vadede etkin bir yapılanmanın mümkün olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Doğu Akdeniz, ABD, NATO, Rusya Federasyonu, Avrupa Birliği

Avrupa BirliğiDoğu Akdeniz bölgesiGüvenlik+5
Serdar Kesgin
Karadeniz Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

21. Yüzyıl'da Nato

İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesiyle başlayan Soğuk Savaş Döneminde NATO, bir askeri ittifak olarak, ABD önderliğinde Batılı Devletler tarafından SSCB'ye karşı bir denge unsuru yaratılması için kurulmuştur. Soğuk Savaş dönemi içerisinde, Avrupa Devletleri kendi güvenliklerini sağlayacak askeri ve finansal kapasiteye sahip olmamaları sebebiyle NATO'nun varlığını desteklemişler ve ABD'nin güvenlik şemsiyesi altına girmişlerdir. NATO, bir güvenlik şemsiyesi görevi gördüğü kadar, ABD'nin ekonomik ve siyasal çıkarlarının Avrupa'da korunması gibi daha önemli bir görevi de üstlenmektedir. Soğuk Savaş sonrası dönemde ise, NATO'nun varlığına yönelik ciddi tartışmalar başlatılmış ve Avrupalı müttefikler tarafından NATO'nun artık gerekli olmadığına dair görüşler ortaya atılmıştır. Tüm bu gelişmelere rağmen, Soğuk Savaş sonrası dönemde NATO; küresel ve bölgesel tehditlere paralel olarak yapısını, vizyonunu ve misyonunu yenilemiş ve bir genişleme politikasına yönelmiştir. ABD'nin desteklediği söz konusu yenilenme hareketi ile İttifak, varlığının devamına yönelik tartışmaları bitirmiş ve yeni yüzyılda bir Küresel Jandarma rolünü benimsemiştir.

21. yüzyılAskeri ittifakNATO+1
İbrahim Emre Tezcan
Karadeniz Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2012
00
DoktoraAçık ErişimTR

21. yüzyılda denizlerin ve deniz gücünün artan önemi kapsamında Türkiye'nin deniz stratejisi: Bir deniz gücü analiz model önerisi

Tarih boyunca denizler, toplum yaşamının her alanında etkili olmuş; kültürden güvenlik durumuna, yaşam biçiminden ülke sınırına, geçim kaynağından dış politikaya kadar geniş bir yelpazede etkisini hissettirmiştir. Bu nedenle devletler için denizlerde güç elde etmek ve hakimiyet sağlamak hem ekonomik hem de askeri stratejilerin ayrılmaz bir parçasını oluşturmaktadır. 21. yüzyılda küreselleşmenin ve teknolojik ilerlemenin etkisiyle devletlerin denizlerden sağladığı çıkar ve menfaatlerin kapsamı oldukça genişlemiş ve denizler, yüzyılın kritik rekabet ve ilgi alanları haline dönüşmüştür. Denizlerin artan önemi, devletlerin bu alanda sahip oldukları güç bileşenlerini milli gücün önemli bir parçası haline getirmektedir. Deniz kuvvetlerini de içine alan deniz gücü, sağladığı stratejik rekabet avantajları ile devletlerin küresel sistemdeki rollerini etkileyen önemli bir güç unsurunu oluşturmaktadır. Bu çalışmanın amacı genel olarak denizlerin 21. yüzyılda değişen önemini ve dünyada önemli deniz gücüne sahip devletlerin deniz stratejilerini tespit etmek, özelde Türkiye'nin 21. yüzyıl deniz gücü ve stratejisini analiz ederek en nihayetinde bir deniz gücü analiz modeli önerisinde bulunabilmektir. Çalışmada deniz gücü bileşenleri askeri ve ekonomik açıdan ikili bir ayrımla incelenmiş ve bir devletin gelişmiş deniz gücüne sahip olabilmesi için gerekli olan kriterler kapsamlı bir literatür araştırması gerçekleştirilerek tespit edilmiştir. Devletlerin deniz gücü kabiliyetinin değerlendirilmesinde kullanılan bu kriterlerin önem ağırlıkları, çok kriterli karar verme yöntemlerinden biri olan AHP yöntemi kullanılarak belirlenmiştir. Deniz gücü analiz modelinin geliştirilmesinde kullanılan veriler; ilgili alanda çalışan akademisyen, meslek mensubu, devlet kurumları ve sektör temsilcilerinden oluşan toplam 44 uzmanın görüş, bilgi ve tecrübelerinden elde edilmiştir. Çalışma sonucunda hem askeri hem de ticari deniz gücünü etkileyen en önemli kriterin sırasıyla 0,2794 ve 0,2194 önem derecesiyle denizcilik politikası olduğu tespit edilmiştir. Askeri deniz gücünde ikinci ve üçüncü sırada; donanma altyapısının milli teknolojilerle oluşturulması ve teknoloji kriteri, ticari deniz gücünde ikinci ve üçüncü sırada; sürdürülebilir deniz ekonomisi ve teknoloji kriteri yer almaktadır. Çalışmanın sonunda; gerçekleştirilen analizler, ilgili literatür, incelenen raporlar, strateji belgeleri ve oluşturulan uzman gruplardan elde edilen veriler çerçevesinde Türkiye'nin sahip olduğu deniz gücünün geliştirilmesine yönelik politika önerilerinde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: AHP, Deniz Gücü, Deniz Kuvvetleri, Deniz Stratejileri, 21. Yüzyıl

21. yüzyılAnalitik hiyerarşi süreciAskeri stratejiler+7
Eda Tutak
Karadeniz Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
DoktoraAçık ErişimTR

Birleşik Krallık'ta Avrupa şüpheciliği: 2016 Avrupa Birliği referandumu

Birleşik Krallık açısından Avrupa bütünleşmesinin sürecin daha en başından itibaren ayrıştırıcı bir mesele olduğu dikkat çekmektedir. Birleşik Krallık Avrupa bütünleşmesine destek vermekle birlikte Avrupa Birliği'nin (AB) kurucu üyeleri arasında yer almamıştır. Dahası, AB'ye üye olmasını takiben üyelik koşullarını yeniden müzakere ederek üyeliğini referanduma taşımış ve üyeliği sırasında, bütünleşmenin seyrine yönelik duyduğu endişeleri dile getirmekten çekinmeyerek bazı ortak AB politikalarının dışında kalmıştır. Bu nedenle Birleşik Krallık, üyeliği süresince AB'nin şüpheci üyesi olarak anılmıştır. Birleşik Krallık, en nihayetinde, 23 Haziran 2016 tarihinde gerçekleştirilen AB referandumu sonucunda %51,9 oy oranıyla AB üyeliğinden ayrılma (Brexit) kararı almış ve kırk üç yıl süren üyeliğini sonlandırmıştır. Birleşik Krallık'ta Avrupa şüpheciliğini AB referandumu örneğinde inceleyen ve referandum kampanyasını özel olarak araştıran bu çalışma, kamuoyunun Avrupa bütünleşmesine yönelik tutumunu açıklayan yaklaşımlardan biri olan siyasi ipucu yaklaşımına dayanmaktadır. Bu bağlamda, bu çalışma, kamuoyu oluşturmak ve seçmenleri Brexit oyu vermeye ikna etmek amacıyla aktif olarak kampanya yürüten ayrılma yanlısı Vote Leave ve Birleşik Krallık Bağımsızlık Partisi'nin (UKIP) benimsedikleri söylemler ve söylemsel stratejilere odaklanmaktadır. Ayrılma yanlısı bu aktörlerin söylemlerinin analizinde metot olarak söylemsel-tarihsel yaklaşım kullanılmaktadır. Söylemsel-tarihsel yaklaşımın analitik araçları takip edilerek yürütülen söylem analizi kapsamında, Vote Leave ve UKIP'in AB ile ilgili söylemlerinin göç boyutu ele alınmakta ve referanduma giden süreçte göç olgusunun söylemlere nasıl yansıdığı tespit edilmeye çalışılmaktadır. Bu çalışma, "Vote Leave ve UKIP AB referandumu kampanyası sırasında göç konusunda ürettikleri söylemler aracılığıyla Brexit kararını nasıl meşrulaştırmaya çalışmışlardır?" sorusuna cevap aramaktadır. Çalışma, aynı zamanda, Vote Leave ve UKIP'in kamuoyuna AB ile ilgili olarak ilettikleri siyasi ipuçlarının ve inşa ettikleri AB temsillerinin açığa çıkartılmasını hedeflemektedir. Çalışmanın bulguları, Vote Leave ve UKIP'in Brexit hedefi doğrultusunda göçü bir propaganda aracı olarak kullanarak AB'yi sorunsallaştırdıklarını ortaya koymaktadır. İlaveten, ayrılma yanlısı bu aktörlerin Avrupa şüpheci anlatılara dayanan dört negatif AB temsili inşa ederek Brexit kararını meşrulaştırmaya ve haklı çıkarmaya çalıştıkları tespit edilmiştir. Söz konusu dört negatif temsil şu şekildedir: egemenlik yetkilerini sınırlandıran bir AB; güvenlik sorunlarına yol açan bir AB; ekonomi ve kamu hizmetleri üzerinde baskı yaratan bir AB ve ulusal işgücü üzerinde negatif etki yaratan bir AB. Anahtar Kelimeler: Avrupa Şüpheciliği, AB Referandumu Kampanyası, Brexit, Ayrılma Yanlıları, Söylem Analizi.

Avrupa BirliğiBirleşik KrallıkBrexit+4
Ayçe Sepli
Karadeniz Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Neo-liberal güvenlik anlayışı çerçevesinde Kuzey Kutup Bölgesi

Küreselleşme ile birlikte Soğuk Savaş sonrasında güvenlik olgusu yeni boyutlar kazanmıştır ve yeniden tanımlanmıştır. Bu bağlamda olmak üzere Uluslararası İlişkiler disiplininin önemli teorilerinden olan Neo-liberalizm'e göre güvenlik, uluslararası kurumların iş birliği içerisinde olması ve uluslararası hukuk kurallarına bağlı kalınması ile mümkün olmaktadır. Neo-liberal güvenlik anlayışı çerçevesinde, son yıllarda önemi artan Kuzey Kutup Bölgesi'ne yönelik güvenlik çalışmalarının yapılması da hız kazanmıştır. Soğuk Savaş dönemine tekabül eden yirminci yüzyılın son safhasında stratejik Kuzey Kutup Bölgesi, sahip olduğu doğal kaynaklardan dolayı devletlerin hatta ulusların varlıklarını sürdürebilmeleri için cazip bir coğrafyadır. İklim değişikliklerinin etkisiyle erişimin artması devletlerin dikkatini çekerek ticari, ekonomik, bilimsel vb. birçok alanda faaliyetlerde bulunmalarına sebep olmuştur. Bu çalışmada Neo-liberal kurumsal güvenlik anlayışının Kuzey Kutup Bölgesi'nde mevcut olup olmadığına dair araştırma yapılmak istenmiştir. Neo-liberalizm'in öne sürdüğü uluslararası kurum ve kuruluşlar ile iş birliği içinde olmanın güvenliği sağlayacağı yönündeki savının Kuzey Kutup Bölgesi'nde uygulanabilirliğine bakılmıştır. Bunun için Arktik devletlerin iş birlikçi faaliyetler içerisinde olup olmadıkları sorgulanmıştır. Sosyal bilimlerde mevcut olan nitel araştırma yöntemi kullanılarak, bölge devletlerinin geçmişte yayınladıkları ilk ulusal strateji belgeleri ile güncel ulusal strateji belgeleri, uluslararası anlaşma belgeleri incelenmiştir. Söz konusu strateji belgeleri, güvenlik kavramının 1990'lı yıllar itibariyle uğradığı dönüşümde dikkate alınarak yumuşak güvenlik anlayışı dahilinde dört kapsamda incelenmiştir; çevre, toplum, iş birliği ve güvenlik. Bu inceleme esnasında ayrıca Neo-liberal politikalar temelinde iş birliği örgütlerinin bölgeye yönelik güvenliği sağlamada etkili olup olmadığının araştırılması da hedeflenmiştir. Ülkelerin ulusal ve uluslararası güvenlik arşivlerinin taranmasıyla bölgedeki ulusal çıkarların Kuzey Kutbu'na yönelik güvenlik politikalarını nasıl yönlendirdiğini değerlendiren çalışma, bu yönüyle Türkçe literatüre katkıda bulunmayı amaçlamaktadır.

ArktikaGüvenlikGüvenlik politikaları+4
Ece Günen
Karadeniz Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sosyal demokrasinin insan haklarına etkisi : İsveç örneği

Sosyal demokrasi kavramıgünümüzde, insan haklarıile birlikte değerlendirilen,evrensel bir düşünce sistemi olarak ön plana çıkmıştır. Demokrasi ve sosyal adalet, eşitlikkavramlarını içerisinde barındıran sosyal demokrasi, bu yönüyle insan haklarıuygulamalarınıbüyük ölçüde etkilemiş, ortaya koymuşolduğu politikalarla, insan haklarıkavramına şekil vermiştir.Marksist düşünce yapısıiçerisinde yoğrulan sosyal demokrasi fikri, Marksizm'inbir eleştirisi ya da üçüncü bir yol olarak değerlendirilen sonucu olarak değerlendirilecektir.Burada önemli olan unsur, Marksist düşünce yapısının anlaşılarak, bu yapıile arasındakifarklılıklarının ortaya konmasıdır.Bu doğrultuda; demokrasinin, sosyal demokrasi düşüncesi içerisindeki belirleyicibir unsur olmasınedeniyle, bu noktanın anlaşılmasıoldukça önemli görülmüştür.Demokrasi fikrinin gelişmesinde katkısıbulunan düşünürlerin fikirleri ve bu fikirlerietkileyen tarihi olayların ele alınmasıda yine önem verilecek olan bir husustur..Sosyal demokrasinin kökeni incelenirken, sosyal demokrasi kavramının ortayaçıkışına neden olan diğer siyasi fikirlerin etkileri tahlil edilmeye çalışılacaktır. Sosyaldemokrasinin, adıile mütenasip olan sosyalizm ve demokrasiye olan vurgusununnedenleri, bu tahliller sonucunda belirlenmeye çalışılacaktır.İsveç'teki soysal demokrat düşüncenin gelişmesi ve yerleşmesinin incelenmeyeçalışıldığıbu çalışmada sosyal demokrasinin insan haklarıvurgusunun üzerindedurulacaktır. Bu vurguya bağlıolarak, İsveç'in sosyal ve insan haklarıpolitikalarıelealınacaktır.Anahtar Kelimeler :Marksizm, Demokrasi, Sosyal Demokrasi, Refah Devleti, İsveç

DemokrasiMarksizmSosyalizm+2
Zeynep Taşpınar
Karadeniz Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2010
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Uluslararası suçlar ışıgında uluslar arası terörizm

Suç kavramı, hiç şüphesiz, insanoğlunun varlığına koşuttur. Dolayısıyla, suçolgusunun insanın manevi ve düşünsel yapısı gibi basit bir formdan karmaşık bir formadoğru yol aldığı görülmektedir. Bu bağlamda değerlendirilirse, 20 ve 21. yüzyıllar insanlıktarihinin en karmaşık suç olgusunu yaşayıp yaşattığı yıllar olarak tarihe geçmiştir. Budönemde suç kavramının yerel ve ulusal bir formdan çıkarak, uluslar arası bir içerikkazandığı öngörülebilir. Benzer biçimde, daha önceleri, yerel ve anlaşılabilir, basit birform sunan terör olgusunun da 21. yüzyılla birlikte uluslararası, karmaşık ve asimetrik birform sunacağı iddia edilebilir.11 Eylül 2001 yılında Amerika Birleşik Devletleri'nde gerçekleşen terör faaliyeti,daha önce sadece bazı ulus devletlerinin Gündeminde olan terörü, bütün dünyanınGündemine taşımıştır. 11 Eylül'den önceki süreçte dikkat çeken en önemli noktanın, terörolgusunun yerel boyutlu düşünülmesi iken, bu tarihten sonra terör olgusunun aslındaküresel boyuta sahip olduğunun ortaya çıkmasıdır. Tüm küresel aktörleri ilgilendiren birterör sorunu olmasına rağmen, yine de terör ve terörist kavramları konusunda ortak birtanımın yapılamadığı izlenmektedir. Bu çalışma, temelinde suç ve uluslararası suçkonusunu alarak, terör olgusunun uluslararası boyut kazanmasını irdelemektedir.Terörizmin tanımına ilişkin yapılan kavramsallaştırmaların tamamında yer alanşiddet veya şiddet tehdidinin hedefi, bireylerin ve toplumların güvenlik duygusudur.Değişen dünya şartlarıyla birlikte küreselleşen terörizmin hedefinde ise, uluslararasıtoplumun güvenlik duygusu yer almaktadır. Bu bağlamda, insanlık için temel tehditlerdenbirini oluşturan terörizmle mücadele çerçevesinde kullanılabilecek en sağlam zemin, hiçşüphesiz her türlü siyasal ve ideolojik anlayıştan uzak olan ortak insani değerlerdir.Anahtar Kelimeler :

SuçTerörTerör olayları+3
Hakan Yekdeş
Karadeniz Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2010
00
DoktoraAçık ErişimTR

Azerbaycan Cumhuriyeti'nin Orta Doğu politikasının inşası

Bu çalışma, Azerbaycan Cumhuriyeti'nin Orta Doğu politikasını, İran ve İsrail örnekleri üzerinden incelemektedir. Bu incelemeyi, sosyal inşacı kuramın sunduğu disipliner temellerden hareketle; kimliklerin, kültürün, normların, söylemlerin ve karşılıklı sosyal ilişkilerin etkisini ortaya koyarak yapmaktadır. Çalışmada Azerbaycan'ın kimlik inşa süreci ve bu sürece etki eden çeşitli hususlar tarihsel bağlamları içinde irdelenmiştir. Azerbaycan'ın dış politikasının gelişimi, temel ilkeleri ve hedefleri, kimlik inşası sürecinin ışığında analiz edilmiştir. 19. yüzyılda başlayan, dil, mensubiyet ve kimliğe ilişkin tartışmaların bağımsız bir devlet olma sürecinde yeniden ortaya çıkışı anlatılmış, yeni cumhuriyetin dış politikasında bu tarihsel tartışmaların izi sürülmüştür. Dönemlere ayrılan Azerbaycan dış politikasının değişen ve sabit unsurları incelenmiştir. Bu itibarla Azerbaycan'ın bölgesel dengeyi öncelediği, Güney Kafkasya'yı müdahalelere kapalı tutmak için bir rekabet değil işbirliği alanına çevirmek istediği, otonom hareket etme kapasitesini geliştirdiği ve politikasını çok taraflılık kavramıyla açıkladığı belirlenmiştir. Azerbaycan'ın Orta Doğu politikasını da bu hedef ve ilkeler etkilemektedir. Din/mezhep faktörü, Güney Azerbaycan meselesi, Hazar`ın statüsü, Karabağ gibi alt başlıklar, Azerbaycan'ın İran politikasını açıklamak için ayrıntılı olarak ele alınmıştır. Azerbaycan'ın İsrail ile ilişkileri ve bu devlete yönelik politikası ise Azerbaycan'daki Yahudi varlığı, İsrail'deki Azerbaycanlılar, lobicilik, ekonomi/enerji ilişkileri başlıkları altında incelenmiştir. Bu çalışmayla, Azerbaycan'ın Orta Doğu'ya dönük bir dış politika inşa etmekte olduğu, bu politikanın Azerbaycan'ın Türk, Müslüman, seküler kimlik unsurları yanında Çarlık Rusya ve Sovyetler Birliği dönemlerini de içeren tarihsel birikimi ile temellendiği, 1991 sonrasında da küresel sistemdeki değişimlerle biçimlendiği sonucuna ulaşılmıştır. Gerek İran gerekse İsrail ile ilişkilerin sadece güvenlik perspektifiyle şekillenmediği, bu aktörlerin tutumları da dâhil olmak üzere, bölgesel ve sistemsel gelişmelerin Azerbaycan'ın kendisini konumlandırması ve politika üretmesinde belirleyici olduğu tespit edilmiştir.

AzerbaycanKarabağKonstrüktivizm+4
Gül Sarıkaya
Karadeniz Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

2000 sonrası Rusya Federasyonu'nun Asya-Pasifik bölgesi'ne yönelik dış politikası

Asya-Pasifik bölgesi, sanayi üretimi, ticaret ve finansal varlıklardaki payını her geçen gün artırmakta ve giderek küresel ekonominin merkezi haline gelmektedir. Asya-Pasifik bölgesindeki bu ekonomik yükseliş, bölgede yeni cazibe merkezlerinin oluşmasına ve başta Çin, Hindistan ve Japonya olmak üzere bölge güçlerinin kademeli olarak siyasi ve askeri nüfuz alanlarını genişletmelerine imkân tanımaktadır. Bu durum, bölgesel sınırları aşıp küresel bir ölçeğe doğru evrimleşerek bölgenin, uluslararası ilişkilerin doğasını belirleme imkanına sahip olabilecek bir eksen haline gelmesine katkıda bulunmaktadır. Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra ardılı olan Rusya için Atlantikçiliğe dönüş fikri, başlangıçta baskın olmuş ve Rusya'nın Batı sistemini benimsemesinin ulusal çıkarlarına uygun olduğu savunulmuştur. Kremlin, Rusya'nın kilit ortaklarının gelişmiş ekonomilere ve demokratik sistemlere sahip ülkeler, yani ABD ve Batı dünyası olması gerektiğini düşünmüştür. Batı ile entegrasyonun sağlanması için uygun ekonomik reformlar yapılmış ve stratejik nükleer silahların azaltılması gibi önemli konularda iş birliği yapılmıştır. Bununla birlikte, ABD'nin ve AB'nin eski Sovyet topraklarına yönelik faaliyetleri ve NATO'nun doğuya doğru genişlemesi Rusya'nın jeopolitik alanını daraltmıştır. Bu nedenle Rusya, dış ilişkilerini yeniden dengelemeye ve çeşitlendirmeye yönelik politikalar geliştirmeye çalışmıştır. Önemi giderek artan Asya-Pasifik bölgesindeki ülkeler, dış politikanın çeşitlendirilmesi için Rusya'ya önemli fırsatlar sunmuştur. Rus diplomasisinde Asya-Pasifik ülkeleriyle daha aktif ilişkiler kurmaya çalışmak Batı'dan uzaklaşmak anlamına gelmemekle birlikte Rusya'nın dengeli bir dış politikaya daha fazla önem verdiğini göstermektedir. Asya-Pasifik bölgesi, Rusya'ya Kırım'ın ilhakı ve 2022 Ukrayna Savaşı sonrasında Batı ile bozulan ilişkiler ve uygulanan Batı yaptırımları nedeniyle ortaya çıkan izolasyon hissinden kurtulma imkânı sağlamıştır. Bununla birlikte, Rusya, ekonominin geliştirilmesi ve Sibirya ve Uzak Doğu topraklarının modernize edilmesi için Asya-Pasifik bölgesinin yükselen ekonomik dinamizminden yararlanmak istemektedir. Bu nedenle Rusya, bölgesel aktörlerle ikili ilişkilerini geliştirilmeye ve bölgesel çok taraflı ekonomik ve güvenlik mekanizmalarında daha fazla yer almaya çalışmaktadır. Anahtar Kelimeler: Rusya Federasyonu, Asya-Pasifik bölgesi, Neorealizm, Asya-Pasifik Bölgesel Örgütler

Asya Pasifik bölgesiBölgesel örgütlerGüvenlik+2
Fatma Çoban
Karadeniz Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

Türk deniz yönetimi: Ege Denizi örneği

Gücünün ve kapasitesinin çapına göre denizlere hâkim olmak, onlardan istifade edebilmek, ayakları hem iç politika hem de dış politika sahasında yer alan, üzerinden bu iki tarafın sürekli etkileşimini gerçekleştiren bir köprü sürecidir. Bu tasavvur kapsamında Türkiye'nin deniz yönetim politikasını irdelemek yerinde olacaktır. İçeride kapasite olarak denizlerle alakalı etkin ve yetkin kadro ve yeteneklere sahip olsa da, Türkiye, bölgesel sistemik dinamiklere de bağlı olarak ikili ilişkiler çerçevesinde sadık kaldığı uluslararsı siyasi ve hukuki ilkeler nedeniyle çevresinde Ege Denizi açık sularını yönetmek adına yeterli sivil insiyatifi alamamakta, ancak söylemde bir vizyon olarak Mavi Vatan'ı tutmaya devam etmektedir. Türkiye'nin Mavi Vatan şeklinde "ülkesel" vurgu yapması, güvenlikçi yaklaşım ve enstrümanları çağrıştırmakta, buna mukabil sivil yaklaşım ve enstrümanların devreye sokulmasıyla ortaya konulacak sivil politikaların fırsatları kaçırılmaktadır. Deniz yönetimi kurumsal yapı ve süreçlerini Türkiye uluslararası normlara uygun bir şekilde merkez ve taşra örgütlenmeleri üzerinden gerçekleştirebilmektedir. Fakat Türkiye bir vizyon ve ulusal hedef çerçevesinde bütünleşik bir ulusal deniz politikası geliştirip uygulama konusunda ve ulusal seviyede topyekün kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölgesini denizel mekânsal planlamayı merkezine koyduğu bütünleşik bir şekilde yönetim konusunda çok belirgin görünmemektedir. Bunu gerçekleştirebilecek kapasite ve yetenek var olsa da bu anlamda atılacak adımların önüne siyasi meselelerin set çektiği sonucuna ulaşmak eldeki verilerden hareketle yapılacak yanlış bir çıkarım olmayacaktır. Bütünleşik deniz politikası ve yönetimi anlamında gerekli tedbirlerin alınmasına olanak sağlayacak yasal ve kurumsal düzenlemeler ya tenzil edilmekte ya da askıda bekletilmektedir. Ancak siyasi tercihe neden olan egemenlikle bağlantılı anlaşmazlık parametrelerinin aşılarak uluslararası ve bölgesel sözleşmeler çerçevesinde tamamen meşru bir zeminde bu denizlere ilişkin faaliyetlerde bulunmak olanak dâhilindedir. Yoğun olarak sivil enstrümanların devreye sokulacağı politika ve uygulamalarının hayata geçirilmesi gayet tabii ki mümkündür. Biyolojik çeşitliliğin korunması, balıkçılık rezervlerinin araştırılması, özel koruma alanlarının oluşturulması ve yönetilmesi, açık deniz yenilenebilir enerji potansiyelinin kullanımına ilişkin çalışmaların gerçekleştirilmesi gibi meşru zeminde çalışmaların yapılması, bilimsel araştırmalar yürütülmesi, bunların sivil deniz koruyuculuğu sistemi ile desteklenmesi ve hatta Yunanistan ile müşterek kalkınma bölgesi yaratılması gibi seçeneklerin böyle bir politika çerçevesinde ele alınması mümkündür.

Hasan Yılmaz
Karadeniz Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
11

Diğer danışmanlar