Theses supervised by Prof. Dr. Hakan Özdemir

11 theses · İnönü University, Akdeniz University, Eskişehir Osmangazi University

DoctorateOpen AccessTR

Türk siyasal hayatında merkez sağın elit döngüsü: 'Seçilmiş' liderler üzerine bir inceleme

Bu çalışma, Türk siyasal hayatında merkez sağ geleneğin tarihsel sürekliliğini ve bu geleneği temsil eden "seçilmiş" liderlerin siyasal yükseliş süreçlerini elit teorileri çerçevesinde incelemektedir. Araştırmanın temel amacı, Cumhuriyet'in kuruluşundan itibaren Türkiye'de yönetici elit yapılarının dönüşümünü, çok partili siyasal yaşama geçişten günümüze uzanan süreçte merkez sağ siyaset üzerinden analiz etmektir. Bu doğrultuda çalışma, özellikle Vilfredo Pareto'nun "elitlerin dolaşımı" kavramından hareketle oluşturulan "elit döngüsü" yaklaşımıyla, Adnan Menderes, Süleyman Demirel, Turgut Özal ve Recep Tayyip Erdoğan gibi liderlerin siyasal kariyerlerini karşılaştırmalı bir biçimde değerlendirmektedir. Araştırma, merkez sağın bir ideoloji olmanın ötesinde, halkla kurduğu bağ, benimsediği siyasal kültür ve dayandığı toplumsal meşruiyet anlayışıyla yerleşik bir siyasal gelenek haline geldiğini göstermektedir. Bu gelenek, farklı dönemlerde farklı biçimlerde varlığını sürdürmüştür. Menderes'in halk merkezli kalkınmacı yaklaşımı, Demirel'in teknik uzmanlıkla harmanlanmış halkçı liderliği, Özal'ın neoliberal dönüşüm vizyonu ve Erdoğan'ın karizmatik, tabandan yükselen siyasal örgütlenme biçimi bu sürekliliğin farklı tezahürlerini ortaya koymaktadır. Her biri, kendi döneminin toplumsal koşullarıyla uyum içinde, Türkiye'deki elit yapısının yeniden şekillenmesine katkıda bulunmuştur. Bu bütünlük içinde değerlendirildiğinde, çalışma merkez sağ siyaset içinde süreklilik ile değişimin dengelendiği bir elit dönüşüm sürecini, tarihsel veriler ve analitik gözlemlerle açıklamayı amaçlamaktadır. Araştırma nitel bir yöntemle yürütülmüş; tarihsel-sosyolojik analiz, doküman incelemesi ve literatür taraması teknikleri birlikte kullanılmıştır. Çalışmanın kapsamını, çok partili siyasal yaşama geçişten günümüze kadar olan dönemde siyasal iktidarda belirleyici rol oynamış dört merkez sağ parti (Demokrat Parti, Adalet Partisi, Anavatan Partisi ve Adalet ve Kalkınma Partisi) ve bu partilerin liderleri oluşturmaktadır. Çalışma, merkez sağın ideolojik sınırlarını, temsil anlayışını ve toplumsal tabanla kurduğu ilişkiyi, klasik ve modern elit teorileri perspektifinde değerlendirmiştir. Elde edilen bulgular, Türkiye'de merkez sağın kurumsal ve kültürel sürekliliğinin, seçilmiş liderlerin kişisel nitelikleriyle ve toplumsal meşruiyet inşasıyla yakından ilişkili olduğunu dolayısıyla merkez sağın tarihsel seyrinin Türk siyasetinde elit yapısının halkla kurulan temsiliyet ilişkisi üzerinden sürekli yeniden üretildiğini ortaya koymaktadır. Menderes'le başlayan halk temelli siyaset tarzı, Demirel'le kurumsallaşmış; Özal döneminde ekonomik modernleşme ve neoliberal politikalarla yeniden tanımlanmış; Erdoğan döneminde ise muhafazakâr popülizmle birleşerek merkez sağın yeni biçimini oluşturmuştur. Bu dönüşüm süreci, Pareto'nun öne sürdüğü biçimiyle, Türk siyasal hayatında "elitlerin dolaşımı"nın sürekliliğini gösteren özgün bir örnek olarak değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Türk Merkez Sağı, Elit Teorileri, Elit Dolaşımı, Elit Döngüsü, Pareto, Adnan Menderes, Süleyman Demirel, Turgut Özal, Recep Tayyip Erdoğan.

Musa Özdemir
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Cerrahi tedavi uyguladığımız asetabulum kırıkları klinik ve radyolojik sonuçlarımız

Deplase asetabulum kırıklarında uygulandığımız cerrahi yaklaşımlar, bunlara bağlı gelişen erken ve geç komplikasyonlar ile klinik ve radyolojik sonuçlarımızı son yıllarda sayıları artan yayınlarla karşılaştırmak ve prognoz üstünde etkin olan parametreleri saptamayı amaçladık. Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalında Ocak 1994-Ocak 2014 tarihleri arasındaki 20 yıllık süreçte cerrahi tedavi uygulanan 219 pelvis ve asetabulum kırıklı hasta içerisinden deplase asetabulum kırığı tanısıyla cerrahi tedavi uygulanarak en az 2 yıllık takipleri yapılan 103 hasta çalışma kapsamında değerlendirildi. Hastaların demografik özellikleri ile kırık tipi, kesi tipi, travma ile operasyon arası süre, cerrahi süre, redüksiyon kalitesi ve postoperatif komplikasyon varlığının klinik ve radyolojik sonuçlarla ilişkisi istatistiksel olarak araştırıldı. 75'i erkek, 28'i kadın ve yaş ortalaması 36,3 olan 103 hastada Judet - Letournel sınıflandırmasındaki 10 farklı tipinin tamamıyla karşılaşıldı. Hastalar travmadan ortalama 8,3 gün sonra Kocher Langenbeck, İlioinguinal, İliofemoral, Modifiye Transtrokanterik ve Triradiat olmak üzere 5 farklı insizyon kullanılarak tedavi edildiler. Ortalama ameliyat süresi 3,8 saat olan hastalarda eklem içi basamaklaşma, enfeksiyon, avasküler nekroz, posttravmatik artrit, heterotopik ossifikasyon, pulmoner emboli ve nörolojik defisit olmak üzere 7 farklı komplikasyonla karşılaşılırken mortaliteye rastlanmadı. Çalışmanın sonucunda; kırık tipi, travma ile operasyon arası süre, cerrahi süre, redüksiyon kalitesi ve mekanik blok yaratan avasküler nekroz, posttravmatik artrit ve heterotopik ossifikasyon varlığının prognoz üzerine etkin parametreler olduğu, istatistiksel olarak, ortaya kondu Anahtar kelimeler: Asetabulum kırıkları, Judet-Letournel Sınıflaması, asetabular kırık komplikasyonları, asetabular kırık prognozu84

AsetabulumCerrahiKırıklar-kemik+5
Utku Bilekdemir
Akdeniz University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İleri yaş hastalarda femur üst uç kırıklarında kullanılan modüler aksiyel fiksatör (MAF) modelinin geliştirilerek stabilize ve standardize edilmesi

İleri yaş hastalarda ciddi mortalite ve morbidite sebebi olan femur üst uç kırığının tedavisinde kullanılan MAF tipi eksternal fiksatörlerin daha stabil hale gelmesi için fonksiyonel çivi boyunun kısaltılması hedeflendi. Destek elemanı olarak tasarlanan malzemin fonksiyonel çivi boyunu kısalttığı modeller geliştirildi. Yeni MAF modellerin fonksiyonel çivi boyunu kısalttığı ve bu durumun tüm kemiklerdeki stresi ve kırık hattındaki yer değiştirme miktarını azalttığı görüldü. Geliştirilen bu modellerin sınırlandırılan koşullar altında hiçbir yüklenmede deformasyona uğramadığı ve güvenli olduğu görüldü. Yeni MAF modelinde fonksiyonel çivi boyunun kısaltılması ile kırık hattındaki yük ve streste de azalma olduğu görüldü. Yeni MAF modelinin rotasyonel olarak instabil bir kırık olan femur üst uç kırıklarında kırık hattındaki yer değiştirme miktarını azalttığı ancak stabil kırık modellerinde bu etkiniliğinin daha fazla olduğu görüldü. Geliştirilen MAF modelinin hem stabil kırıklarda hem instabil kırıklarda deformasyona uğramadığı ve femur üst uç kırıklarında kullanılabileceği ancak stabil femur üst uç kırıklarında daha güvenli olduğu görüldü. Anahtar Kelimeler: Femur üst uç kırığı, stabil kırık, instabil kırık, modüler aksiyel fiksator.

Mustafa İçen
Akdeniz University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Femur cisim kırıklarında intramedüller çivi uygulaması sonrası kırık iyileşmesi üzerine etkili faktörlerin retrospektif değerlendirilmesi

Femur cisim kırıklarının intramedüller çivi uygulaması, kırığın sağlıklı bir şekilde iyileşmesini desteklemek için mekanik ve biyolojik olarak avantajlı bir ortam sunar. Bu yöntem, kırık hattında mikro hareketliliğe izin verirken aynı zamanda kırık hattı distali ve proksimali arasında kesintisiz bir iç bağlantı oluşturarak kırığı stabilize etmek için hastanın kemik yapısı ile implant arasında optimum uyumu sağlamanın önemini vurgular. Bu tek merkezli ve retrospektif çalışma, femur şaft kırıklarında intramedüller çivi ile osteosentez uygulaması sonrası kırık iyileşmesini etkileyen faktörleri değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Araştırmanın temel odak noktası, femur isthmus çapı ile intramedüller çivi çapı arasında olumlu yönde etkileyebilecek optimal bir boyut ilişkisinin belirlenmesidir. Bu amaçla, Ocak 2014 ile Ocak 2021 tarihleri arasında Akdeniz Üniversitesi Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Kliniği'nde tedavi edilen 421 femur kırığı olan hasta kayıtları incelenmiştir. Bu hastaların 274'üne intramedüller çivi uygulanmıştır. Çalışma kriterlerine uymayan 41 hasta dışlanmış, geriye kalan 233 femur cisim kırığı olan 223 hasta içerisinden 46 tanesi takiplerinin düzensizliği nedeniyle çalışmadan çıkarılmıştır. Sonuç olarak, 187 femur cisim kırığı olan 177 hasta, çalışma grubunu oluşturmuştur. Tüm vakalar için çivi çapı/isthmus çapı oranı belirlenmiştir. Hastaların 3-6-9-12. aylarda çekilen grafileri ayrı ayrı incelenmiş, RUSF skorlaması yapılarak ortalama puanlar alınmış ve kırık kaynaması değerlendirilmiştir. Diğer potansiyel etkenlerin (demografik özellikler, klinik bulgular, cerrahi sonrası radyolojik ölçümler) kırık kaynaması üzerindeki etkisini belirlemek için tek değişkenli ve çok değişkenli istatistiksel değerlendirmeler yapılmıştır. Çivi çapı ile isthmus çapı arasındaki oranının kaynama üzerindeki etkisini değerlendirmek amacıyla 6. ayda radyolojik anlamda kaynama değerlerine uyan kırıklar üzerinden yapılan ROC analizi sonucunda, yapılan ölçümlerinin kesim noktası 0,89 olarak belirlenmiştir. Bu değer, %54 tutarlılık seviyesinde bulunmuştur, hassasiyet düzeyi %60, özgüllük düzeyi ise %50 civarındadır ve istatistiksel olarak kaynama üzerine yüksek derecede anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Diğer parametreler incelendiğinde; Genç bireylerde ve kadınlara kıyasla erkeklerde kırık iyileşmesinin anlamlı bir düzeyde yüksek olduğu belirlenmiştir. Femur cisim kırıklarında yaygın olarak kullanılan Winquist-Hansen ve AO/OTA sınıflaması değerlendirilmeye alınmış ve Winquist-Hansen sınıflamasına göre bakıldığında stabil kırıklarda (0-1-2) unstabil kırıklara (3-4) göre anlamlı düzeyde kırık iyileşmesinin arttığı görülmüştür. AO/OTA sınıflamasına göre bakıldığında ise gruplar kendi içinde değerlendirildiğinde A grubunda A3 sınıfında olmak ve B grubunda B2 sınıfında olmak kırık iyileşmesini istatiksel olarak arttırdığı gözlenmiştir. AO/OTA sınıflamasında tüm gruplar birlikte değerlendirildiğinde ise B1 ve B2 sınıfında olmak A1 sınıfında olmaktan kaynama olasılığını daha fazla arttırdığı görülmüştür. İntramedüller çivi ile osteosentez yapılan kapalı femur cisim kırıklarına göre açık kırıkların daha uzun dönemde radyolojik kaynama gösterdiği görülmüştür. Sigara kullanımının kırık iyileşmesi üzerinde olumsuz etkileri olduğu belirlenmiştir. Alkol kullanımının kırık iyileşmesi üzerine anlamlı etki etmediği görülmüştür. Hastada yüksek ASA ve VKİ skoru olması, diyabet varlığı ise kırık iyileşmesi üzerine anlamlı bir etki göstermemiştir. Redüksiyon şekline göre bakıldığında kırık hattının açılmadığı kapalı redüksiyonda açık redüksiyona kıyasla anlamlı düzeyde kırık iyileşmesinin arttığı görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Femur cisim kırığı, intramedüller çivi, kırık iyileşmesi.

Bahadır Alimoğlu
Akdeniz University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akut distal radioulnar eklem sagittal plan instabilitesinin tedavisi amaçlı uygulanan ulnoradial transfiksiyonun; ideal yerleşim seviyesinin ve işlevsel olduğu en proksimal seviyenin distal radioulnar ekleme uzaklığının belirlenmesi"sonlu eleman analizi çalışması"

Bu çalışmada Kirschner (K) teli ile ulnoradial transfiksiyon uygulanan statik tespitte, özellikle distal radioulnar eklemin (DRUE) sagittal plandaki suprafizyolojik palmar - dorsal translasyon ve aksiyel plandaki rotasyon hareketini kısıtlayarak fizyolojik ligamentöz iyileşmeyi mümkün kılacak en stabil tespitin elde edildiği ve K telinin işlevsel olduğu en proksimal seviyenin DRUE'ye uzaklığının tespit edilmesi amaçlanmıştır. Sonlu elemanlar analizi yöntemi kullanılarak önkol pronasyon ve supinasyonda iken sağlam DRUE, önkol supinasyonda iken palmar instabil DRUE, önkol pronasyonda iken dorsal instabil DRUE modelleri oluşturulmasını takiben palmar instabil ve dorsal instabil yaralanma modellerinde radius ve ulnanın DRUE'de ilişki halinde olduğu en proksimal seviye tespit edilmiştir. Her iki modelde tespit edilen bu seviyeye ulnoradial transfiksiyon amaçlı bir adet K teli yerleştirilmesini takiben 5'er mm. aralıklarla transvers düzlemde ilk yerleştiren K teline paralel dokuz adet K teli daha yerleştirilerek; palmar instabil ve dorsal instabil modellerde onar adet ulnoradial transfiksiyon modeli oluşturulmuştur. Oluşturulan on iki önkol supinasyon modelinde ulna başı dorsalinden palmare, on iki önkol pronasyon modelinde ulna başı palmarinden dorsale doğru 68 Newton kuvvet uygulanmış ve ulna başının yer değiştirme mesafeleri değerlendirilmiştir. Ulna başının yer değiştirme miktarının önkol supinasyonda iken oluşturulmuş; sağlam DRUE'yi temsil eden modelde 0,45 mm., palmar DRUE yaralanmasını temsil eden palmar instabil modelde 3,5 mm. ve önkol supinasyonda iken palmar instabil modele K tellerinin yerleştirilmesi ile oluşturulmuş olan on adet ulnoradial transfiksiyon modelinin her birinde; 1. modelden 10. modele doğru sırasıyla 0,08, 0,17, 0,33, 0,45, 0,65, 0,82, 1, 1,19, 1,3, 1,38 mm. olduğu saptanmıştır. Önkol pronasyonda iken oluşturulmuş modellerde ise ulna başının yer değiştirme miktarının; sağlam DRUE'yi temsil eden modelde 0,42 mm., dorsal DRUE yaralanmasını temsil eden dorsal instabil modelde 2,1 mm. ve önkol pronasyonda iken dorsal instabil modele K tellerinin yerleştirilmesi ile oluşturulmuş olan on adet ulnoradial transfiksiyon modelinin her birinde; 1. modelden 10. modele doğru sırasıyla 0,17, 0,24, 0,32, 0,42, 0,49, 0,52, 0,55, 0,57, 0,58, 0,6 mm. olduğu saptanmıştır. Çalışma sonuçları hem palmar DRUE yaralanması hem de dorsal DRUE yaralanması modellerinde ulnoradial transfiksiyon amaçlı yerleştirilen K telinin ideal seviyesinin sigmoid çentiğin hemen proksimali, K telinin işlevsel olduğu en proksimal seviyenin ise DRUE'nin 21 mm. proksimali olduğunu ortaya koymuştur. Anahtar Kelimeler: Distal radioulnar eklem, ulnoradial transfiksiyon, radioulnar ligamentler, interosseöz membran, sonlu elemanlar analizi.

EklemlerLigamentlerRadioulnar eklem+3
Selim Taşkın
Akdeniz University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Konservatif tedavi edilen robinson tip 2B1 klavikula kırıklarında kelebek fragman özelliklerinin iyileşme üzerine etkisi

Bu çalışmanın amacı, kelebek fragmanlı yerinden ayrılmış klavikula cisim kırıklarında (Robinson sınıflamasına göre tip2B1 kelebek parçalı ve AO/OTA sınıflamasına göre 15.2B kırık), kırık fragmanları ile kelebek fragman özelliklerinin kaynama düzeyine etkilerini ortaya koymak ve tedavi başlangıcında kaynama gecikmesi veya kaynamama riski açısından hekimin öngörüsünü kolaylaştıracak bir algoritma oluşturmak idi. Çalışmamızda, 2015-2019 yılları arasında konservatif tedavi edilen kelebek parçalı Robinson tip 2B1 klavikula kırıklı 31 hastanın yaralanma sonrası 24 haftalık takiplerindeki radyografik sonuçlarını değerlendirdik. Çalışmaya katılan 31 hastanın 29'u erkek, 2'si kadındı ve ortamala yaşları 43,58 (21-75 yıl) yıl idi. Kırık tarafı 11 hastada sağ, 20 hastada sol idi. Kırıkların %70'i trafik kazasına bağlı, %30'u basit veya yüksekten düşmeye bağlı oluşmuştu. Hastaların yaralanma sonrası çekilen Anteroposterior (AP) radyografilerinde radyolojik kırık parametreleri ölçüldü. Bu parametreler dikey ötelenme miktarı, kısalma miktarı, klavikula açısı, kelebek fragman uzunluğu, kelebek fragman açısı, kelebek fragman konumu ve kelebek fragman örtüşme miktarı idi. İlk 5 parametrenin ortalamaları sırasıyla; %125, 18,37mm, 11,27°, 21,72mm, 50,18° olarak kaydedildi. Hastaların 19'u figür 8 bandaj, geriye kalan 12 hasta ise basit kol askısı ile tedavi edildi. Kaynama sürecini değerlendirmek için hastaların dördüncü, sekizinci, on ikinci ve yirmi dördüncü hafta kontrol radyografileri üzerinde M-RUSC Skoru (Uzun kemiklerin kaynama tabibinde kullanılan M-RUST skorunun modifiye edilmesiyle oluşturuldu.) ile kaynama düzeyleri hesaplandı. İlgili haftadaki kaynama düzeylerine göre hastalar gruplara ayrılarak gruplar arasındaki demografik ve radyolojik parametre farklılıkları değerlendirildi. Değerlendirme yapılan tüm haftalarda dikey ötelenme miktarının, kelebek fragman uzunluğundan daha fazla olacak şekilde bu iki parametrenin de kaynama düzeyini etkilediği tespit edildi (p<0.05). Kısalma miktarı ve hasta yaşının sadece dördüncü haftada kaynama düzeyini etkilediği tespit edildi (p<0.05). Konservatif takip edilen hastaların yirmi dördüncü haftadaki radyolojik değerlendirmesinde 8 hastada kaynamama, 10 hastada gecikmiş kaynama olduğu saptandı. Dikey ötelenme miktarı ortalamasının; kaynamama görülen kırıklarda %153.5, gecikmiş kaynama görülen kırıklarda %129.2, iyileşmiş kırıklarda %105.3 olduğu tespit edildi. Kaynama gecikmesi veya kaynamama görülme riskini, diğer faktörlerden bağımsız olarak, büyük ölçüde artıran tek faktörün dikey ötelenme miktarı olduğu saptandı (p<0.001). Yaralanma sonrası klavikula kalınlığının; %125'inden daha fazla dikey ötelenmenin iyileşme süresini önemli ölçüde arttırıdığı ve %142,5'i üzerindeki dikey ötelenmenin ise yüksek olasılıkla kaynamamaya yol açacağı saptandı (p<0.05). Kelebek fragman özellikleri arasında kaynamama ya da kaynama gecikmesi riskini belirgin ölçüde arttıracak herhangi bir faktör bulunamadı. Çalışmamızda görülen kaynamama ve gecikmiş kaynama oranının literatürden yüksek bulunması çalışmamızdaki kaynamama değerlendirmesinin radyolojik olarak yapılmış olmasından kaynaklanıyor olabilir. Kelebek fragmanlı Robinson tip 2B1 akut klavikula cisim kırığında; kaynama gecikmesi veya kaynamama patolojisi yaşanmaması için seçilecek tedavi stratejisini belirlerlerken değerlendirilecek primer ölçütlerden biri dikey ötelenme miktarı olmalıdır. Klavikula ana parçaları arasında klavikula kalınlığının %125'inden daha fazla dikey ötelenme varsa kırık iyileşme süresi uzayacaktır. Bu durum işgücü ve ekonomik kayba neden olacağından, özellikle genç ve aktif hastaların bu tip kırıklarında, cerrahi tedavinin öncelenmesi daha doğru olacaktır. Klavikula ana parçaları arasında, klavikula kalınlığının %142,5'den fazla dikey ötelenmesi olan klavikula cisim kırıklarında ise çok yüksek ihtimalle kaynamama görülecektir. Bu sebeple; bu tip kırığı olan hastalarda, herhangi bir kontrendikasyon yoksa, cerrahi tedavi birincil seçenek olmaldır. Kelebek fragmanlı Robinson tip 2B1 kırıklarında kelebek fragman özelliklerinin kaynamama veya gecikmiş kaynama riski için tek başına belirgin bir önem teşkil etmemektedir. Anahtar Kelimeler: Klavikula, Klavikula Cisim Kırığı, Kelebek Fragman

AlgoritmalarAlgoritmik çözümlerKlavikula+4
Celal Çağrı Baysal
Akdeniz University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yaralanmış sindesmozun dinamik tespitinde ideal sütür-buton yönelimi "Sonlu Eleman Analizi Çalışması"

Bu çalışmada, sütür-buton ile yapılan dinamik tespitte, özellikle sindesmotik eklemin sagital plandaki suprafizyolojik anterior-posterior translasyon ve aksiyel plandaki rotasyon hareketini kısıtlayarak fizyolojik ligamentöz iyileşmeyi mümkün kılacak, ideal sütür-buton yönelimini belirlemek amaçlanmıştır. Sonlu eleman analiz yöntemi ile sağlam ayak bileği modeli ve Sikka Evre 4 sindesmotik yaralanma modeli oluşturulmuş ardından da sindesmotik yaralanmanın tespiti için sayı ve yönelimleri farklılık gösteren geleneksel tespit tipi (Model 1), diverjans tespit tipi (Model 2), AİTFL ve PİTFL' anatomik aksını taklit eden tespit tipi (Model 3), damar, sinir ve tendon koruyucu tespit tipi (Model 4), damar, sinir ve eklem kıkırdağı koruyucu tespit tipi (Model 5) olmak üzere fiksasyon modelleri tasarlanmıştır. Stance fazın 4. evresi olan Heel off fazının simulasyonu için ayak bileği 10° dorsifleksiyonda tibia platosuna 3528 N kompresif kuvvet ile anterior yönelimli 533 N tanjansiyel kuvvet uygulanmış ve fibulanın anteroposterior, mediolateral planlardaki yer değiştirmesi, aksiyel plandaki rotasyon açıları, A-TFCS ve P-TFCS mesafeleri değerlendirilmiştir. Çalışma sonucunda geleneksel tespit tipinin sindesmotik yaralanmalarda yeterli dinamik stabilizasyon sağlamadığı, AİTFL ile PİTFL'nin yönelimlerine uygun yönelim ve açıda uygulanan çift sütür-buton ile gerçekleştirilen tespitin (Model 3) ise sindesmozun anatomik redüksiyonu ve fibulanın fizyolojik hareketini olanaklı kılmakla birlikte patolojik sindesmoz diastazını engelleyen fiksasyon yöntemi olduğu tespit edilmiştir. Ek olarak, fiksasyon sırasında nörovasküler yapıların ve eklem kıkırdağı hasarının önüne geçmek için tasarlanan Model 5'in, Model 3'e kıyasla koronal ve sagital plandaki suprafizyolojik deplasmanı kısıtlama açısından, sırasıyla, % 3 ve % 1'lik zaafiyeti ile patolojik eksternal rotasyonu önlemede 0,5343°'lik yetersizliği bulunmakla birlikte ideale yakın dinamik stabilizasyon sağladığı saptanmıştır. Çalışma sonuçları geleneksel sütür-buton uygulaması yerine multiplanar dinamik stabilite sağlayan ve komplikasyon oranını en aza indiren Model 5 fiksasyon yönteminin sindesmozun anatomik redüksiyonu ve fibulanın fizyolojik hareketini olanaklı kılmakla birlikte patolojik sindesmoz diastazını engelleyen fiksasyon yöntemi olduğunu ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: Distal tibiofibular ligamentler, sindesmotik yaralanma, sonlu eleman analizi, dinamik fiksasyon, sütür-buton yönelimi

Ayak bileğiAyak bileği yaralanmalarıFiksasyon+5
Kazım Taşar
Akdeniz University
2018
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Diş Hekimliği Fakültesinde monoblok dental implant uygulanan hastaların demografik, klinik, radyolojik olarak değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Periodontoloji Anabilim Dalında uygulanan monoblok dental implantların üç yıllık takip süreci boyunca demografik, klinik ve radyografik parametreler açısından değerlendirilmesi ve keratinize yapışık mukoza miktarının (KYM), peri-implantitise bağlı kemik kaybı (KKM) üzerindeki potansiyel etkisinin incelenmesidir. Gereç-yöntem: Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Periodontoloji Anabilim Dalında monoblok dental implant uygulanmış ve en az üç yıldır fonksiyonda olan hastalar çalışma kapsamına alınmıştır. Hastalara ait cinsiyet, yaş, sigara kullanımı, implantın yerleştirildiği çene ve bölge gibi demografik bilgiler ile plak indeksi (PI), gingival indeks (GI), sondalanabilir cep derinliği (SCD) ve keratinize yapışık mukoza miktarı (KYM) klinik olarak kaydedilmiştir. Peri-implantitise bağlı kemik kaybı (KKM) ölçümleri ortopantomografi görüntüleri üzerinden gerçekleştirilmiştir. Elde edilen veriler tanımlayıcı ve karşılaştırmalı istatistiksel yöntemler kullanılarak analiz edilmiştir. Bulgular: Toplam 38 hastada yer alan 157 implant değerlendirildiğinde, KYM'nın cinsiyet, yaş, çene bölgesi, sigara kullanımı, GI ve sondalanabilir cep derinliği ile ilişkisi istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). KKM değerlendirildiğinde ise PI ve cep derinliği ile arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir (p<0.05). KYM'nın erkeklerde, genç hastalarda, sigara kullanan bireylerde ve maksiller bölgeye yerleştirilen implantlarda daha yüksek olduğu gözlenmiştir. KYM azaldıkça GI, SCD ve KKM değerlerinin arttığı tespit edilmiştir. Sonuç: Monoblok implantların tek parça tasarımı, mikro aralık oluşumunu en aza indirerek mikrosızıntı ve plak birikimi riskini azaltmaktadır. Bu çalışma, keratinize yapışık mukoza genişliğinin peri-implant yumuşak doku sağlığı ve kemik kaybı üzerinde belirgin bir etkisi olduğunu göstermiştir. Bulgular, monoblok implantların uzun dönem başarısında keratinize mukoza miktarının önemli bir parametre olduğunu ortaya koymaktadır.

Ömer Faruk Alp
Eskişehir Osmangazi University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Periodontoloji kliniğinde implant hastalarının periimplantitis açısından demografik, klinik, radyolojik olarak değerlendirilmesi

Amaç: Periodontoloji kliniğinde implant cerrahisi yapılmış hastaların periimplantitis açısından demografik, klinik, radyolojik olarak değerlendirilmesini yapmak ve periimplatitise neden olan faktörlerin implant üzerine etkisini araştırarak, implant kayıplarını önlemektir. Gereç ve yöntem: Periodontoloji kliniğinde implant cerrahisi yapılmış hastaların cinsiyet, yaş, sistemik durum, sigara kullanımı, oral hijyen, uygulanan implant sayısı, implantın fonksiyonda kalma süresi, implantın uygulandığı bölge, karşıt diş, plak indeksi (Pİ), gingival indeks (Gİ) ve sondalanabilir cep derinliği verileri, yapışık dişeti genişliği ve dişeti kalınlığı verileri alınmış, ortopantomograf üzerinde kemik kaybı miktarı ölçülmüştür. Elde edilen veriler tanımlayıcı istatistiksel yöntemler ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Toplam 199 hasta (111 erkek ve 88 kadın) ve 968 implant üzerinde yapılan çalışmada yaş, sistemik durum, sigara, oral hijyen, implantın fonksiyonda kalma süresi ve dişeti kalınlığı ile periimplant hastalıklar arasında anlamlı ilişki bulunmuştur (p<0.05). Hastaların yaş ortalaması 56.06 ± 9.45'dir. Sonuç: Oral hijyen idamesi periimplant sağlık açısından önemlidir. Hastaların sistemik durumu ve sigara kullanımı periimplant hastalıklar için risk faktörüdür. Dişeti kalınlığı ince olan hastalarda periimplant hastalıkların oluşma riski daha fazladır. Anahtar kelimeler: Dişeti Kalınlığı, Oral Hijyen, Periimplantitis, Sigara, Sistemik Hastalık.

Ulfat Mashadıyev
Eskişehir Osmangazi University
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de merkez sağ ve kadın: Seçilmiş siyasi partiler üzerine bir inceleme

Bu çalışmanın esas amacını, Türkiye'de merkez sağ siyasal partilerin kadınlarla dair uygulama ve söylemlerini kamusal, ekonomik ve siyasal alanlar temelinde irdeleyerek, tarihsel ve kavramsal çerçevede kadınların bu partilerde nasıl betimlendirildiği ve tanımlandırıldığını tahlil etmek oluşturmaktadır. Bu doğrultuda sürdürülen çalışmada, nitel araştırma yöntemlerinden biri olan doküman analizi yönteminden yararlanılmıştır. Yapılan araştırma neticesinde elde edilen esas verilerden biri, kadınların merkez sağ siyasal partilerde mevcudiyetinin çoğunlukla ataerkil görev ve normlar temelinde biçimlendiğidir. Kadın figürü, genellikle aile kurumunun başlıca öğeleri, eşlik ve annelik gibi özelliklerle konumlandırılmış; kadının, kamusal, ekonomik ve siyasal etken olarak katılımı kısıtlı kaldığı görülmüştür. Parti beyanları ve programlarında kadınların temsiliyetine ilişkin birtakım söylemler görülmekle beraber, bu söylemler genel itibariyle simgesel olarak seyretmiş; kadınların karar alma mekanizmalarına ve yönetimlerine aktif katılımına zemin hazırlayacak kurumsal reformlardan eksik bırakılmıştır. Bu kapsamda, kadınların merkez sağ siyasal özne olma durumu sadece simgesel seviyede kaldığı görülmekte, aktif bir kadın katılımından daha çok katkı sağlayan ve pasif görevlerle kısıtlandırıldığı görülmektedir. Çalışmanın dikkat çektiği bir diğer mühim veri, kadınlara dair uygulanan siyasaların, genellikle kadın-erkek eşitliği bakış açısından daha çok muhafazakâr normlar ve aile kurumunun esaslı rolleri kapsamında öne çıkarıldığıdır. Nitekim, merkez sağ partilerde kadının kamusal, ekonomik ve siyasal alandaki mevcudiyeti; sayısal seviyede yükselse de kalitatif olarak kısıtlı bir temsiliyetle konumlandırılmakta, kadınların yönetim süreçlerine aktif bir şekilde dahil olmalarını biçimlendirememektedir. Kadınlara ilişkin yürütülen siyasalar genellikle geleneksel normlar ve muhafazakâr değerler kaynağında oluşturulmakta; bu durum, kadın-erkek eşitliğini sağlamlaştıracak kapsayıcı bir değişime ket vurmaktadır. Anahtar Kavramlar: Merkez Sağ, Kadın, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği

Betül Bayhan
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de sivil toplumun dönüşümü: 1980 sonrası üzerine bir inceleme

Bu çalışmanın amacı, sivil toplum kavramının tarihsel gelişimini incelemek, Türkiye'deki 1980 sonrası dönüşümünü analiz etmek ve kavramın sosyolojik ve politik önemine ışık tutmaktır. Nitel araştırma yöntemi ile hazırlanan bu çalışmada Mevcut literatür taranarak çeşitli kaynaklardan elde edilen bilgilerden, yasal düzenlemelerden, ulusal ve uluslararası raporlardan faydalanılmıştır. Sivil topluma ilişkin kavramsal, teorik ve tarihsel bir çerçeve sunulduktan sonra neo-liberalizm ve küreselleşmenin sivil topluma olan etkilerine yer verilmiştir. Türkiye'de sivil toplum 1980 öncesi ve sonrası olarak ele alınmıştır. Osmanlı Dönemi ve Cumhuriyetin ilanından 1980 yılına kadar olan süreçte sivil toplumun durumuna ilişkin bilgi verildikten sonra 1980 sonrası durumu incelenmiştir. Türkiye'de 1980'li yıllara kadar demokratik süreç sık sık askeri müdahaleler ile kesintiye uğramış bu durum sivil toplumun önünde önemli engel teşkil etmiştir. 1980'li yıllardan sonra sivil toplumun gelişmesiyle birlikte yine müdahale girişimleri olsa da önceki dönemlere göre sivil toplumunda etkisiyle şiddeti düşük olmuştur. Ayrıca Türkiye'de son dönemlerde yaşanan toplumsal, siyasi ve olağanüstü olaylarda sivil toplumun önemi vurgulanmıştır. Bu nedenle sivil toplumun gelişiminin önündeki engeller kaldırılması gerekliliği ortaya çıkmıştır.

DemokrasiKüreselleşmeNeo-liberalizm+1
Mustafa Kemal Aycan
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00

Other supervisors