Theses supervised by Prof. Dr. Hakkı Alper Maral

14 theses · Ankara Music and Fine Arts University, Yıldız Technical University

Master'sOpen AccessTR

"World Jazz" imgesi çerçevesinde Türkiye'den yerel ürün olarak tanımlanası makamsal öğelerin caz üretimlerinde pazarlama ve promosyon yolunda araçsallaştırılması

Küresel çerçevede yoğun bir hakimiyet kurmuş olan Kapitalizm, sanayileşmeyle evrilmiş ve endüstri haline gelmiş kültürel alanlara sızdığı zamandan bu yana, kültür endüstrisi adı altında anılabilecek tüm mecraları kendi sistemine entegre olmaya zorunlu kılmıştır. Kapitalizmin de müzik üzerinde en az 1878'de yapılan ilk ses kaydından bu yana müziği amplifikasyona uğratan ve biçimlendiren teknoloji kadar geniş bir etkiye sahip olduğu, bu etkinin de müziği şekillendirdiği ve müzik endüstrisini var ettiği görülmektedir. Müzik endüstrisini sarmalayan—sahne, dekor, kostüm, görsel temalar ve tabii ki müzik ile içerdiği duysal malzemeler/temalar gibi—başat var oluşsal dinamikler, kâr amacı güden kuruluşlarda olduğu gibi organizasyon yönetimi, finans, muhasebe, pazarlama birimleri/işletme organları liderliğinde değişkenlik göstermektedir. "Batı" merkezli toplumlara veya kültürlere göre "öteki" olarak görülen, kimi zaman da ait olduğu toplum tarafından bile dinlenmeye tenezzül edilmeyen yerel müzik adeta bir "meta" hatta bir "Oryantalizm fetişi" nesnesi haline getirilerek hem yerli hem de global platformlarda, gerek melez ürünler olarak gerekse yeniden üretimler yordamıyla sunulmaktadır. Bu sunumlarla kâr amacı güden kuruluşların izlediği pazar stratejileri örnek alınmakta ve gerek duysal gerekse görsel tasarımlar veya aracılar yoluyla dinler ve izler kitlenin—canlı performanslarda katılımcıların—sayıca arttırılması amaçlanmaktadır. Dahası, pazarda ayakta kalma yöntemleri uygulanırken derin bir sosyal/psikolojik gözlem ve analiz üzerinden planlanmakta; bu sebeple duysal öğelerin görsel ve sembolik öğelerle de desteklenmesi; hatta görsel öğelerin yer yer müziğin önüne geçerek rol çalması söz konusu olmaktadır. Bu çalışma dahilinde müzisyenlerin/toplulukların birer kâr amacı güden kuruluş zihniyetiyle hareket ettiklerinde kullandıkları yerel öğeler örneklerle ortaya konulacak; duysal öğelerin yanı sıra aracı olarak seçilen imgelerin ortaya konulma sebepleri/alt metinleri açıklanacaktır. Kullanılan öğeler, pazarlama stratejileri bağlamında konumlandırılacaktır; ele alınan bu unsurların kimi zaman birden fazla stratejide yer buldukları görülebilecektir. Duysal ve performatif unsurların "World Jazz" metası olması sebebiyle "meta olarak müzik" kavramına kısaca felsefi; felsefi kısma kıyasla daha uzunca müzik pazarı açılarından değinilecek; müzik endüstrisinde yer alan ürünlerin, "uygun-öteki" ve "Oryantalizm" aracılığıyla ötekileştirilmiş cazip unsurlar olarak nasıl yer buldukları da çalışmanın içerisinde, günümüze yakın/güncel örneklerle desteklenecektir. Çalışmanın amacı, müzik endüstrisinde ve "World jazz/ethno jazz" içerisinde konumlandırılmış müziklerin sosyal bağlamda birer cazip ürüne denk geldiğini; bu ürünlerin yerel veya melez ürün olmalarına rağmen caz olarak sunulduğunu; ulaşılması planlanan hedef kitlelerin hangi stratejilerle manipüle edildiklerini ve bu stratejilerden nasıl etkilediklerini sormak; bu sorular ışığında pazarlama, müzik teorisi, müzikoloji bağlamlarında elde edilen sonuçları ortaya koymaktır.

CazMüzik üretimiMüzikoloji+5
Eylem Atalay
Ankara Music and Fine Arts University · Müzik ve Güzel Sanatlar Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Müzikolojinin 19. ve 20. yüzyıllardaki başat ideolojik/düşünsel kaynakları ve günümüzdeki alanyazına izdüşümleri: Milliyetçilik, Sosyal Demokrasi, Sosyalizm, Anarşizm, Faşizm, Liberalizm, Feminizm ve Muhafazakârlık

Bu tez çalışmasının temel amacı 19. ve 20. yüzyılların başat siyasal ideolojileri olan Milliyetçilik, Sosyal Demokrasi, Sosyalizm, Anarşizm, Faşizm, Liberalizm, Feminizm ve Muhafazakârlık üzerinden müzik tarihi yazınındaki ideolojik yönelimleri açığa çıkartmak ve müzikoloji alanında ideolojilerin izdüşümlerine yönelik bir içgörü oluşmasını sağlamaktır. Müzik tarihi yazınında uzun yıllar müziğin toplumsal değerlerle ve siyasetle ilişkilerinin ikinci planda tutulduğu görülmektedir. Her ne kadar son elli yılda siyaset, ideoloji ve müzik ilişkisine dair çalışmalarda bir artış gözlemlenmiş olsa da, müzikologların alanyazında gerçekleştirdikleri çalışmaların değerlerden ve ideolojiden bağımsız olduğu fikri hâlâ yaygın bir kanon olarak karşımızda durmaktadır. Bu çalışma, siyasal ideolojilerin ve ideolojik değer yargılarının alanda sanıldığının aksine çok daha yaygın bir biçimde varlık gösterdiğini öne sürmektedir. Çalışmada bu olguların alanyazındaki izdüşümlerini göstermek adına 19. ve 20. yüzyılın başat siyasal ideolojilerinin yaygın kavram, söylem ve yaklaşımları belirlenmiş; bu bağlam esas alınarak ideolojilerin müzik tarihi yazınındaki izdüşümleri analiz edilmiştir. Analiz sırasında siyasal ideolojilerin tarihsel süreç içerisindeki dönüşümleri de hesaba katılmış; tek başına kavram odaklı bir yaklaşım izlemekten kaçınılmıştır. Araştırmanın sonucunda siyasal ideolojilerin alanyazında kendilerini örtük ya da aleni bir biçimde yaygın olarak gösterdiği sonucuna ulaşılmıştır. Aynı zamanda müzik tarihi alanında gerçekleştirilen ideoloji çalışmalarının bütünlüklü, sistematik bir bilimsel çerçeveye ihtiyaç duyduğu gözlemlenmiştir. Bu nedenle teorik ve kavramsal bir yaklaşımla gerçekleştirilen bu çalışmanın, diğer başlıca yöntemleri içeren çalışmalarla desteklenmesi gerektiği düşünülmektedir.

AnarşizmFaşizmLiberalizm+6
Beste Nur Sarı
Ankara Music and Fine Arts University · Müzik ve Güzel Sanatlar Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Batı Afrika toplumlarındaki Griot kültürüne sosyo-politik perspektifte bir bakış

Afrika'nın yüzyıllardır maruz kaldığı kolonyal politikalar ve bu politikaların neden olduğu ekonomik ve toplumsal olgular Afrika sanatını, özelinde müziğini ve müzik eşlikli/müzikle bütünlenen anlatılarını da büyük ölçüde etkilemiştir. Bu bağlamda, çalışmada odaklanılan Griot kültürü öznel bir konum kazanmaktadır: Anılan süreçte Afrika'nın dünyanın kalanına entegrasyonunu oldukça zora sokan ve geciktiren kolonyal geçmiş ve ardı sıra şekillenen ekonomi-politik açmazlar perspektifinde incelenen bu kültür Batı Afrika'yı tarumar eden politikalar ve sancılı toplumsal olgular üzerinden ele alınmıştır. Griot kültürünün anılan politikalarla biçimlenen Batı Afrika toplumsallığının etkisiyle nasıl şekillendiği ve müziğin bu bağlamda nasıl araçsallaştırıldığı konuları çalışmanın alt ayrıtlarına işaret eder. Griot müziği örneği üzerinden müziğin işlevselliği ele alınmış, "öteki" ve "periferik" toplumların kültürleri üzerinden işleyen süreçlerin kritik okumalarına gayret edilmiştir. Ayrıca geleneksellik-modernite dikotomisi ve modernizm sonrası paradigmaların, Batı Afrika kültürüne izdüşümlerinin ve küresel ölçekte yaşanan yeni oluşumların Griot kültürünü nasıl etkilediğinden bahsedilmiştir. Griot müziğinin anlatıları ve duysal yapıları bir de bu kültürün doğduğu ve sürdüğü Batı Afrika toplumlarındaki tabakalaşma sistemi üzerinden irdelenmiş; kimlik olgusu, inanç sistemleri, sermaye yapıları ve toplumsal cinsiyet eşitsizliği, vb. üzerinden müziğin araçsallığı ve işlevleri tartışılarak, kritik konumu belirlenmeye çalışılmıştır. Tüm bunlardan hareketle; dünyanın "ayrıksı" sayılan müzik türlerinden birine değinilmesi; "öteki" olarak görünen, "periferik" olarak konumlandırılan müziklerin de en az yaygın, "hâkim" müzikler/türler kadar incelenmeye değer oldukları düşüncesinin bir savunusu olarak değerlendirilebilir. Politik arka planı dolayısıyla "Avrupamerkezci" ideolojiler temelinde gelişen "alımlama" süreçlerine bir alternatif olarak, "öteki" kategorisinde görülen tüm kültürler ve müziklerle benzer süreçlerden geçen/geçmekte olan Griot müziğinin; toplumbilimsel perspektifte, politik ve sanatsal arka planı gözetilerek ele alındığı, alan araştırmasıyla pekiştirilen bu çalışmanın alanyazına mütevazı ancak motive edici bir katkı olması amaçlanmıştır.

Ece İbrikcioğlu Öztemel
Ankara Music and Fine Arts University · Müzik ve Güzel Sanatlar Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Sosyo-politik toplumsal hareketliliklerde rol oynayan Gnawa müzik kültürüne tarihsel perspektifte; politik, ekonomik temelli toplumbilimsel bir bakış

Çalışmanın örneklemini oluşturan Gnawa müziği; köle ticareti vasıtasıyla, Sahra-Altı Afrika'dan, Mağrib'e zorla getirilen, farklı etnisite ve kökenlere sahip Sahra-Altı Afrikalılar tarafından oluşturulan; yeni, ortak ve melez bir kimlik ve kültürün ürünüdür. Yüzyıllar boyunca bir yandan sömürülen, buna karşın bir de teklifsizce hakir görülen Afrika kıtasında, sadece Avrupalı kolonyalistler tarafından değil, bu kültürün ağırlık merkezi sayılabilecek Fas'ta, bu kimliğe mensup olmayan diğer Faslılar tarafından da ayrıksı sayılarak ötekileştirilmesi, Gnawa kültürü için oldukça dramatiktir. Her kültürün hakir görülmeksizin incelenmeyi hak ettiği önermesi bu çalışmada düstur alınmıştır. Bu anlayışla, müzik sanatının salt tınısal değil, ötesinde, kültürel/sosyal bir olgu olmasından hareketle, Gnawa müziği ve ilişkin kültürü, ancak farklı sosyal bilim disiplinleri ile interdisipliner bir ilişki çerçevesinde kotarılabileceğine inanılan bir müzikoloji çalışması yoluyla tanımlanabilir düşüncesi benimsenmiş, böylesi bir çalışmanın ortaya koyulması hedeflenmiştir. Çalışmanın kapsamı ve amacı gereği; Gnawa müziği, öncelikle, bu kültürü bir şekilde etkisi altına alan, sosyal bilim literatüründe muteber oranda bahsi geçen kavramlar ve paradigmalar ekseninde, bizatihi toplumbilim perspektifinde, deşifre edilmeye ve çözümlenmeye çalışılmıştır. Kültürün yoğun olarak deneyimlendiği Fas'ta yapılan alan araştırmasının olanak verdiği gözlem ve görüşmelerin yanı sıra çalışma, literatür taraması ve netrografi gibi tamamlayıcı yöntemler çerçevesinde şekillenmiştir. Çalışmanın sonucunda, Gnawa müziğinin; modernite, postmodernite, neo-modernite, küreselleşme gibi tüm dünyada kendini gösteren çeşitli olgu ve paradigmaların, Gnawa müziğini de etkilediği ve değiştirip dönüştürdüğü tespit edilmiştir. Ayrıca; sosyal bilimciler tarafından çeşitli kimlik ve kültürleri deşifre etmede araçsallaştırılan sosyal eşitsizlik teorileri bağlamında da Gnawa müziği çözümlenmeye ve tarih boyunca görünürlük kazanan çeşitli sosyal eşitsizlikler gözler önüne serilmeye çalışılmıştır.

Osman Öztemel
Ankara Music and Fine Arts University · Müzik ve Güzel Sanatlar Enstitüsü
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Türk makam müziği vokal performanslarında gelenek-modernite eksenli dönüşümler

Türk makam müziğine dair vokal icra örneklerinin, 20. yüzyıl başlarında ses kayıt yöntemleri yoluyla tespit edilmiş olması, farklı icra stillerinin incelenmesine ve karşılaştırılmasına olanak vermektedir. Söz konusu icra kayıtları vasıtasıyla sanatçıların tavır detaylarını, teknolojinin el verdiği ölçüde; fonetik yapı, ses ve nefes kullanımı, perde baskıları, süsleme elemanları, nüanslar, metronom tercihleri, doğaçlama yöntemleri vb. açılardan incelemek mümkündür. Öte yandan, üstaddan talebeye aktarılan bu tavır birikimleri, arka plânda son derece zengin kültürel kodlar taşımaktadır. "Gelenekten" uzaklaştıkça içyapısında kayda değer farklılaşmaların dikkatleri çektiği bu ortak üretimler, geleneksel icra anlayışlarının tanımını zamanla muğlâklaştırmıştır. Bu anlayışların sanatsal doğasını doğru incelemek adına, mevcut sesli kayıtların estetik özelliklerini doğru değerlendirmek gerekmektedir. Bu çalışma, ilk elden sesli kayıtlar, sözlü tanıklıklar ve yazılı belgeler ışığında, ses kayıt tarihinin önde gelen ses ustalarına ait performans pratiklerine dair temel çıkarsamalar yapmayı ve icracılığın doğasını gelenek-modernite ekseninde ayrıntılı olarak betimlemeyi amaçlamaktadır. Bu yolla söz konusu araştırma verilerini elden geldiğince nesnel ve kapsamlı bir yorum süzgecinden geçirmek ve bu kavramsal çatıyı sağlam bir temele oturtarak makamsal ses sanatının 20. yüzyıldaki seyrini mercek altına almak gerekecektir. Nitekim söz konusu seyrin değişken parametreleri, sanatçıların aldıkları eğitimler ve icra standartları açısından elde ettikleri yeni performatif birikimlerle doğru orantılı olarak, yeni kavramsal çerçevelerin geliştirilmesi ihtiyacına işaret etmektedir. Bu ihtiyacın karşılanabilmesi adına mütevazı bir giriş niteliği taşıyan bu çalışma, bütüncül eksende yeni performans kriterleri ve değerlendirme ölçütlerine alan açma/ilham verme, onlara kaynaklık etme/kaynak temin etme ve özellikle makam müziğinin işlendiği coğrafyalardaki vokal tınıların bilimsel temellere dayanarak tasvir edilmesi için bir kılavuz olma amaçlarını taşımaktadır. Dolayısıyla klâsik Türk müziği icra tarihinin özellikle 19. ve 20. yüzyıllardaki vokal icra seyrine ışık tutabilecek eldeki dağınık bilgi kümelerini doğru şekilde birleştirerek, elle tutulur veriler oluşturmak, bu karmaşık duysal yapıyı anlamlandırabilmek adına zorunlu görünmektedir. Bu bakımdan günümüzde vokal icra bağlamındaki müzikoloji literatüründe genellikle mesafeyle yaklaşılan süreç odaklı, geniş bir zaman dilimine yayılan ve üzerinde çalışılacak fazlaca veri içeren inceleme ve araştırma örnekleri, potansiyel olarak taşıdıkları kapsayıcılık ve çoklu kıyas imkânlarına rağmen hâlen sınırlı sayıdadır. Bu sınırlılık olgusundan hareketle süreç ve zamansallığı merkeze alan, icranın tarihsel seyrine ve nitel açıdan kırılma noktalarına odaklanarak, bunların yazılı belgeler ve işitsel verilerle karşılaştırmasını yapmak, bu çalışmanın seyir hattını oluşturmaktadır. Kabaca geleneksel icra anlayışlarında gözlenen tavır farklılıklarının ve geçirgenlik noktalarının tespit edilmesi ile toplumsal dönemeçlerle eş zamanlı olarak seyreden kırılma, sadeleşme, farklılaşma ve dönüşmelerin ses dünyasındaki seyrinin takip edilmesi bir ön koşul olarak yorumlanabilir. Çalışmanın doğası gereği nitel araştırma yöntemi ile betimsel yöntem ve tarama modeli bir arada kullanılmıştır. Bu yolla konuyu derinlemesine araştırarak, bütüncül yaklaşım prensibinden hareketle her türlü bilgi toplama sürecine açık bir araştırma süreci tercih edilmiştir. Ayrıca araştırma verileri kendi koşulları içinde, olduğu gibi ele alınmış, mevcut durumları saptanarak tanımlanmış, özellikleri tasvir edilmiş, veriler arası ilişkiler saptanmış; "Ne idi?", "Nedir?", "Ne ile ilgilidir?" şeklindeki sorular yanında, "Niçin?", "Nasıl?", Ne şekilde?" gibi sorulara da cevap aranmıştır. Bu yöntemsel detaylardan hareketle Türk müziği vokal icra sanatında baskın bir konumu olan klâsik tavrın, teorik ve pratik açıdan icracı jargonundaki basmakalıp, genel geçer kullanımlarının çok ötesinde nitelikler taşıdığı ve sanılanın aksine, performatif açıdan son derece zengin bir altyapıdan beslendiği saptanmıştır. Diğer tavırlarla etkileşim içinde olan klâsik tavrın çevrelediği kültürel ve performatif dinamikler, geliştirilmeye açık yüklü potansiyelleriyle 20. yüzyılın icra seyrinde bambaşka yörüngeler oluşturmuştur. Bir kısmı bugün bile yeterince açık olmayan bu dinamiklerin oluşturacağı bütüncül bakış, içinde bir tür anakronizm potansiyeli barındırsa da, Türk müzik tarihi ile ses sanatının kesişim noktalarını birleştirerek daha sağlıklı bir temel üzerine kurabilmek adına bu çalışmada temel bir düstur olarak benimsenmiştir.

Din dışı müzikKlasik Türk müziğiKlasik müzik+7
Murat Birer
Ankara Music and Fine Arts University · Müzik ve Güzel Sanatlar Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

İki kutuplu dünya düzenine eklemlenme sürecinde Türkiye'de egemen fikir akımları ve başat politikalar ekseninde müziğin araçsallaştırılması (1945–1989)

Bu çalışma, İkinci Dünya Savaşı'nın bitimiyle başlayan Soğuk Savaş sürecinde dünyada yaşanan kutuplaşmaların Türkiye Cumhuriyeti'nin iç politikasına yansımalarına ve Türk siyasi tarihine damga vuran belli başlı olayların müzik üzerindeki izdüşümlerine odaklanmaktadır. Basılı metinler, resmî belgeler ve diğer yazılı-görsel dokümanların yanı sıra diskoloji disiplininden yararlanılarak örüntülenen bu çalışmada, incelenen dönemde kaydedilmiş yüzlerce plak ve kaset araştırmanın çıkış noktasını oluşturmuştur. Şarkıların duysal tasarımlarından ve sözlerinden hareketle, ele alınan döneme, klasik tarih yazımından farklı bir bakışla yaklaşılması hedeflenen bu tezde, müzik odaklı bir bakış açısı sunmak ve alternatif tarih yazımında diskoloji araştırmalarının önemine dikkat çekmek istenmiştir. Nitekim, İki kutuplu dünya düzeninde Türkiye'de yaşanan siyasi çekişmelerin ve egemen söylemlerin dış siyasada benimsenen politikalarla girift bir etkileşimde olduğu ve tüm siyasi hamlelerin ülkenin kültür-sanat yaşamına tesir ettiği görülmektedir. İki kutuplu dünyanın gerginliklerinden payını alan Türkiye Cumhuriyeti, özgün toplumsal yapısıyla bir yandan da Türk hükûmetlerinin benimsediği politikalara muhalefet eden geniş kitlelerin mücadelelerine tanıklık etmiştir. Bu bağlamda Soğuk Savaş döneminde Türkiye'de müzik gerek hükûmetlerin gerekse muhalif yapıların egemen söylemlerini pekiştirmek ve propaganda yapmak amacıyla araçsallaştırılmıştır. İkinci Dünya Savaşı'nın bitişiyle başlayıp Berlin Duvarı'nın yıkılmasıyla sembolik anlamda sona eren Soğuk Savaş sürecinde, dünyada yaşanan gelişmelere paralel bir dış politika izleyen Türkiye Cumhuriyeti hükûmetleri Doğu Bloğuna karşı mesafeli bir tavır sergilerken Batı Bloğu ile yakın ilişkiler geliştirmişlerdir. Siyasi ve ekonomik yakınlaşmanın bir neticesi olarak kültürel anlamda da Batı Bloğu ülkelerinden etkilenen Türkiye'de, özellikle 1950'li yıllardan itibaren popüler müzik türlerinde belirgin bir Avrupa, Amerika (ABD) etkisi görülmüştür. Ancak yine bu süreçte, sol tandanslı hareketler içinde sosyalist devletlerin kültürlerine, müziklerine gösterilen ilgi "devrimci müzik geleneği" olarak anılabilecek bir müzikal tavrı ortaya çıkarmıştır. Sözlü kültürün taşıyıcılarından kimi âşıklar ve ozanlar da bu dönemde politize tavır sergileyerek eserlerinde siyasi konulara değinmiş; özellikle 1960 ve 1970'li yıllarda kayda aldıkları şarkılarla propaganda süreçlerinde yer almıştır. Ancak politik kimlikleriyle tanınan âşık ve ozanların 12 Eylül 1980 Darbesi'nin ardından tutuklanmaları ya da ülke dışına kaçmak zorunda kalmaları Türkiye'de bu tür sözlü kültür geleneğinin sürekliliğini sekteye uğratmıştır. Bu bağlamda çalışmada, diskoloji disiplini çerçevesinde ulaşılan plak kayıtlarıyla kültür tarihi açısından son derece önemli oldukları düşünülen halk şairlerinin eserlerinin gün yüzüne çıkarılması ya da yeniden gündeme getirilmesi önemsenmiştir. Tarih araştırmalarında alışılageldiği üzere, dünyadaki siyasi çekişmelerin yalnızca ülkelerin dış ve iç politikalarının şekillenmesinde etkili olmadığının vurgulanmaya çalışıldığı bu tezde, iki kutuplu dünyanın gerginliklerinin Türkiye Cumhuriyeti'nin politik tercihlerinin yanı sıra kültür-sanat pratiklerinin şekillenmesinde de etkili olduğunun altı çizilmek istenmiştir. Ele alınan dönemde, Türkiye'de egemen politikaların ya da başat fikir akımlarının temsilinde başvurulan bir araç olarak müzik; kimi zaman âşıkların dilinden yükselirken kimi zaman da muhalif grupların ya da mevcut hükûmetlerin savunucusu oldukları fikirlerle örüntülenerek etkin bir propaganda unsuru olarak kullanılmıştır. Soğuk Savaş boyunca süregiden devletlerarası rekabetin Türkiye'de müzik pratiklerinin biçimlenmesi üzerinde etkili olduğu savından hareketle kaleme alınan bu tezde, 1945-1989 yılları arasında Türkiye'de müziğin hem siyasi kampanyalar hem de başat fikir akımları ekseninde araçsallaşması örnekleri sunulmaya çalışılmıştır. Ayrıca plak, kaset gibi ses taşıyıcılarının araştırmaya dahil edilmesiyle, ele alınan döneme dair alternatif bir anlatı önermek, perspektif oluşturmak hedeflenmiştir.

Yağmur Yaşar
Ankara Music and Fine Arts University · Müzik ve Güzel Sanatlar Enstitüsü
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Deneysel çalgıların tasarımsal süreçleri, işlevsellikleri, dönüşümleri ve çalgı yapım kültürü içinde konumlandırılışları

Deneysel çalgılar ve deneysel çalgı yapımcılığı, özellikle son yüzyılda giderek artan görünürlüklerine rağmen konservatif bir meslek ve üretim alanı olarak kabul edilen çalgı yapımcılığı açısından yeterince irdelenmemiş ve bu mesleğin kültürel alanı içinde henüz hak ettiğince konumlandırılmamıştır. Her ne kadar çalgı sınıflandırma sistemlerinde yer bulan bazı deneysel çalgı örnekleri olsa da bunlar kategorize edilirken kullanılan taksonominin kuralları içinde kalmakta ve "deneysel çalgı" olarak şubelendirilmemektedirler. Hattâ çalgıların kullanılırlıklarına ve kültürel özelliklerine bakılmaksızın—sadece sesin çalgıda nasıl oluştuğuna odaklanan Hornbostel-Sachs Çalgı Sınıflandırma Sistemi gibi—yapılan modern sınıflandırmalarda çalgının deneysel ya da konvansiyonel oluşu zaten sorgulanmamaktadır. Ancak kültürel ve sosyolojik olarak tartıldıklarında deneysel çalgıların ortaya çıkış nedenlerinin, tını ideallerinin, gelecek perspektiflerinin ve özellikle bazı deneysel çalgı yapımcıların vurgulanmaya değer hayat hikayelerinin, müziği ve etrafında gelişen kültürel alanı nasıl etkilediği rahatça gözlenebilmektedir. Tüm bu nedenlerle bu çalışma, deneysel çalgıların tasarım süreçlerinin, işlevselliklerinin, dönüşümlerinin ve yapısal özelliklerinin konvansiyonel çalgılardaki süreçlerden sağlıklı bir şekilde ayrıştırılarak alternatif bir kategorizasyonun önünü açabilecek kriterler önermeyi ve bu doğrultuda, seçilen örneklemin tasnifini amaçlamaktadır. Dolayısıyla çalışmada irdelenmeye girişilen böylesi ayraçlar, bir deneysel çalgı organolojisinin kapılarını aralamakta ve bu bağlamda kültür ve organoloji bilimi arasında tutarlı bir köprü kurulmasına katkı sunmayı hedeflemektedir. Deneysel çalgıları mümkün kılan en önemli itici güçlerin başında teknolojik gelişmelerin sürekliliğine paralel gelişen ve değişen malzeme bilgisi gelmektedir. Özellikle kültürel-coğrafi malzemelerin ve hammaddelerin de deneysel çalgı yapımında ne denli önemli olduğu vurgulanırken tutarlı bir terminoloji oluşturmak için ayrıştırılması gereken tasarım tarzları da belirlenmelidir: Önerilen kurallar ve ayraçlar ışığında, çalgıların uğradığı her yapısal değişikliğin deneysel bir çalışma olmadığı, aksine, çalgının gelişim sürecinde ihtiyaçlara verdiği cevaplar olduğu örneklenebilmiştir. Bazı kullanılmış gündelik malzemelerin hızlı bir tasarım fikri ve birkaç eklenti ile çalgıya dönüştürülmesi repurposing kavramı altında yer bulmuştur. Buna paralel olarak var olan iki ya da daha fazla çalgının yine aynı düsturla birleştirilmesi brikolaj kavramı içine şubelendirilebilmiştir. Ayrıca çalgılar üstünde yapılan kimi yapısal geliştirmelerin ve bazı eklentilerin çalım tekniklerine ve çalış jestikülasyonlarına olan etkisi—örneğin sonuçları bugün extended techniques olarak bilinen genişletilmiş teknikler de dahil—çalgıları performatif bir alana taşıyabilmektedir. Bu çalışma deneysel çalgıların, salt "çalgı" olma vasıflarının dışında kültürel ve tasarımsal anlamlar barındırdığı; alternatif tını idealleri, çalım pratikleri hattâ ses sistemleri aramak için yola çıkan yapımcılar tarafından üretildiği, vb. birçok örnek içermektedir. Dahası bugünün endüstriyel müziğine ve buna hizmet eden konvansiyonel çalgılara karşı söylem barındıran, kimi zaman protest manifestolara eklemlenen tasarımlara sahip deneysel çalgıların saptanabildiği bir çalışma olmuştur. Bunun yanında artık deneysel çalgı yapımcılığını destekleyen/fonlayan kimi kuruluşların da varlığı bu olgunun iyice tanımlanmasını zorunlu kılmıştır. Tüm bu başlıklarla deneysel çalgıların toplumsal anlamda alımlanmalarının, müzikal kullanımlarının, tasarımsal ve kültürel anlamlarıyla ayrıksı konumlarının saptanabilmesinin önü açılmıştır.

Sinan Uçar
Ankara Music and Fine Arts University · Müzik ve Güzel Sanatlar Enstitüsü
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Bir kompozisyon tekniği olarak genişletilmiş tekseslilik

"Doku" müziğin bir unsuru olarak 20. Yüzyılın ilk yarısında tanımlanmış ve sınıflandırılmıştır. Genellikle "tını" ile birlikte anılan ve bestecilerin arayışlarının bir sonucu olarak bir "kendiliğindenlik" içerisinde ele alınan "doku"nun yaygın olarak, Avrupa Klasik Müzik geleneğinin doğrusal hareketi kapsamında çerçevelendirildiği görülmektedir. Bu yaklaşımda, "parti sayısı" esas alınmakta ve tek partiden çok partiye doğru bir "ilkel–gelişkin" spektrumu oluşturulmaktadır. Hâkim literatürün Avrupa merkezli (ve/veya kaynaklı) olduğu düşünüldüğünde, diğer müzik kültürlerinin tanımlanması da bu spektrum içerisindeki konumlanışlarına koşut olarak gerçekleşmektedir. Bu tarz sayısal indirgemelerle yapılan monofoni, homofoni, polifoni şeklindeki sınıflandırmaların, ortaya çıkmış oldukları paradigmaya ilişkin dahi eksik sonuçlar verirken, hem değişen paradigmalar göz önünde bulundurulduğunda hem de farklı kültürlere uygulanmaları söz konusu olduğunda yeniden ele alınmaları gerekmektedir. Dolayısıyla bu çalışmada "doku" kavramı ile sınıflandırmalarına ilişkin kapsamlı bir araştırma ve değerlendirme yapılmıştır. Bu süreçler, "doku"nun farklı açılardan ele alınabileceğini göstermiş, bir sınıflandırma kriteri olarak "parti sayısı"nın da sınırlayıcılığını ortaya koymuştur. Araştırma esnasında, "teksesli" olarak sınırlandırılan monofonik dokunun aslında birçok katmandan oluşabileceği ve aslında bunun genel-geçer bir sistem dahilinde olmasa da besteciler tarafından denendiği gözlemlenmiştir. Bu sebeple çalışmanın temel odağı, çok katmanlı monofonik bir doku tasarlanabilmesine olanak veren, öznel bir bestecilik tekniği ortaya konulması olarak belirlenmiştir. Genişletilmiş Tekseslilik olarak adlandırılan bu tekniğin oluşturulabilmesi için literatürdeki "doku" unsurları üzerinden çeşitli denemeler yapılmış; bilişsel algının bu noktadaki işlevine ilişkin alanyazın araştırılmıştır. Çalışmanın sağlıklı yürüyebilmesi için teksesliliğin nerede başlayıp, nerede bittiğine ilişkin arayışlar esnasında "bağlam" konusunun önemi ortaya çıkmıştır. Bir müzikal unsur, bazı bağlamlarda monofonik dokuya hizmet ederken bazılarında polifonik dokunun önemli bir işlevi olarak kullanılabilmektedir. Dron, bu unsurların dikkat çekici örneklerinden birisidir. Böylesine bulgular da "doku"nun, literatürde de yer yer karşılaşıldığı üzere, "illüzyon" olabilme özelliğine de dikkat çekmektedir. Tekseslilik sınırları aşılmadan, monofonik dokunun genişleme alanlarının tespit edilmesi amacıyla yapılan denemelerle, varsayımlar sınanmıştır. Uygulanabilecek dokusal manipülasyon fikirlerinin sunulması, görseller yoluyla yapılmış ve bu yolla anlaşılabilirliğin arttırılması hedeflenmiştir. Süreçte ortaya çıkan kavramlar için terim önerileri yapılmıştır. Bunlardan en dikkat çekici olanı, "Mikromonofoni"dir. Kavram, monofonik dokunun dikey ve yatay spekturumlarının manipülasyonları ile, çokseslilik oluşmadan dokunun katmanlanabilmesine ilişkin bir teknik olarak ortaya konulmuştur. Geliştirilmeye oldukça uygun yapısıyla, besteci ve araştırmacılar tarafından da ele alınabileceği düşünülmektedir. Genişletilmiş Tekseslilik tekniği ile bestelenen örnek bir eser de tekniğin düşünce şekline ve işlerliğine ışık tutması amacıyla çalışmanın ekinde sunulmuştur.

Arda Erdem
Ankara Music and Fine Arts University · Müzik ve Güzel Sanatlar Enstitüsü
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Sanatçı özne, sanat eseri ve sanat eseriyle karşılaşan özne arasında var olduğu düşünülen döngüsel etkileşime odaklı bir sanat süreci modeli üzerinden 20. yüzyıl piyano müziğine bakış: Skryabin, Messiaen, Ives, Sorabji ve Feldman'ın hacimli yapıtlarında bağlantısal örüntüler

İnsan doğada var olan şeylerden ödünç alarak yeni nesneler ortaya koyar ve ardından bunları doğaya eklemler. İnsanın yapma/etmelerinin bir ürünü olan bu nesneler tarih boyunca farklı görülmüş, sınıflandırılmış, yorumlanmıştır. Hoşa giden, taklit edilen, sezgisel olan, hâkiki olan, güzel olan veya estetik olan gibi kavramlarla bu farklar açıklanmaya çalışılmış; sonunda da "Sanat" kavramı çatısı altında ele alınmaya başlanmıştır. "Sanat Eseri" olarak nitelenen bu insan yapma/etmelerinin farkı ontolojik dualite sergileyen doğasından kaynaklanmaktadır. Bu nesneler hem duyu-algısal bir varlığa sahiptir; hem de insana özgü bir doğayı kendinde taşır. "Sanatçı Özne"nin, doğadan ödünç aldığı malzemelerle özel doğasının dışa vurumu olarak ortaya koyduğu "Sanat Eseri" onu temaşa eden bir zihinde yeniden varlık alanı bulabilir. Sanat Eserinin ontolojik dualite sergileyen doğası "Sanatçı Özne", "Sanat Eseri" ve "Sanat Eseriyle Karşılaşan Özne" arasındaki döngüsel bir "Sanat Süreci" içerisinde gözlemlenebilir. Bu çalışma; sanatı tek bir anlam yüklenmesiyle tanımlamaya çalışmak yerine, sanatı "döngüsel bir süreç" olgusu olarak aksiyomatik bir modelle ele almaktadır. Böyle bir modelin ortaya konabilmesi ise farklı disiplinlere başvurmayı gerektirir. Sanat Tarihi disiplininden yararlanıp bir kavram olarak sanata tarihsel süreçte hangi anlamların yüklenmiş olduğunun izi sürülerek Sanat Süreci'nin doğasını anlamak ve modelin aksiyomlarını belirlemek mümkün olacaktır. Sanat Eserinin fenomenal dünyadaki bir nesne olarak "Sanatçı Özne" ve "Sanat Eseriyle Karşılaşan Özne" tarafından nasıl algılandığı ve onu temaşa eden zihinde nasıl bir temsile dönüştüğünü anlayabilmek ise Fenomenoloji disiplinine başvurmayı gerektirir. "Sanat Eseri" sürekli olarak yenilenen bir olanaklar alanı olarak onu yapan-eden ve temaşa eden zihinde kurulur. Sanat Süreci içinde "Sanat Eseri"nin, insanın zihin süreciyle olan girift ilişkisini açıklamak için Zihin Felsefesi disiplininden yararlanmak gerekir. İnsan zihninin çalışma mekaniğini açıklama çabasında olan pek çok yaklaşım vardır. Beynin fiziksel yapısını oluşturduğu düşünülen nöronlar, dinamik biçimde birbirleriyle bağlanarak örüntüler oluştururlar. Bağlantısallık olarak tanımlanan bu yaklaşım, parçaların birbirleriyle ve bütünle olan ilişkisine dayanmaktadır. Bu araştırma; insan zihnindeki örüntüsel yapıyla "Sanat Eseri"nden kaynaklanarak temsile dönüşen örüntüler arasında nasıl bir ilişki olduğuna bağlantısallık yaklaşımından hareket ederek cevap aramaktadır. "Sanatçı/Besteci", "Sanat Eseri/Müzik Eseri" ve "Sanat Eseriyle Karşılaşan Özne/Dinleyici"nin arasındaki döngüsel "Sanat Süreci"ni açıklayabilmek ve örneklendirebilmek için ortaya konulacak model çerçevesinde 20. Yüzyıl piyano literatürünün beş anıtsal yapıtı incelenmiştir: Aleksandr Skryabin'in Dokuzuncu Piyano Sonatı, Olivier Messiaen'in Vingt Regards sur l'enfant Jésus, Charles Ives'ın Concord Sonata'sı, Kaikhosru Shapurji Sorabji'nin Opus Clavicembalisticum'u ve Morton Feldman'ın Triadic Memories'i. Her eser, bestecisinin zihin örüntülerini şekillendiren fikirlerin açıklanmaları ve yorumlanmaları ile eserdeki temsilî örüntülerin aralarındaki bağlantısallığın açıklanması amacıyla ele alınmıştır. Anahtar Sözcükler: Örüntü, piyano müziği, zihin, bağlantısallık, müphemlik

Yiğit Salih Koy
Ankara Music and Fine Arts University · Müzik ve Güzel Sanatlar Enstitüsü
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'deki zurna icra pratiklerinde yaygın tını ve üslûp farklılıklarının çalgıbilimsel bir çerçevede değerlendirilmesi

Dünyanın farklı bölgelerinde benzer biçimleri bulunan zurna çalgısı, Türkiye'de de farklı coğrafi bölgelere özgün icra pratikleriyle, kültür zenginliğinin bir tezahürü olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu bağlamda çalışmada, Türkiye'nin farklı bölgelerinden (Aydın, Muğla, Trakya, Orta Anadolu, Tokat, Sivas, İzmir, Manisa, Bursa, Samsun, Burdur/Dirmil, Erzurum, Erzincan, Gümüşhane, Giresun, Sinop, Kastamonu, Gaziantep, Diyarbakır, Kars ve Trabzon) icracıların farklılaşan icra pratiklerinden kesitler sunulmaya çalışılmıştır. Çalışmada ele alınan zurna icra pratikleri bölgeler bağlamında değerlendirildiğinde, Türkiye'de tek bir zurna icra pratiğinin olmadığı açıkça görülmüş ve nota örnekleriyle bu sav desteklenmiştir. Nitekim Aydın ve Muğla yörelerinde zurna icrasında mümkün olan artikülasyonların neredeyse tamamının kullanıldığı bir icra tavrı karşımıza çıkarken; Doğuya doğru gidildiğinde daha az artikülasyona yer verilen bir tavır görülmektedir. Ek olarak; Sivas ve Tokat yörelerinden daha da Doğuya gidildikçe zurna boyutlarının da küçülmeye başladığı gözlemlenmiştir. İcra biçimi bağlamında ayrıksı bir örnek olarak ifade edilebilecek Trakya yöresinde ise icraların Klasik Türk Müziği üslûbuna daha yakın olduğu göze çarpmaktadır. Ayrıca kaynak taraması esnasında yaygınca bilinegelenin aksine Türkiye'de kaba zurna, orta zurna ve cura zurna olmak üzere tanınan üç tip zurnanın yanı sıra orta kaba zurna ve zil zurnanın var olduğu görülmüştür. Organolojik bir perspektifle yaklaşılan bu varyantların detaylı teknik çizimleri ve fotoğrafları, dahası ses sahalarının frekans ölçümleri üzerinden bir karşılaştırma olanağı yaratılmıştır. Çalgılardaki bu çeşitliliğin icra pratiklerindeki farklılaşmalara ortam hazırladığı ve yörelere göre değişen icra tercihlerinin çoğu zaman zurna tipiyle ilintili olduğu gözlemlenmiştir. Sözlü kültürün birer temsilcisi olan icracıların tavırlarındaki benzerliklerin yanı sıra görülen farklılaşma, Türkiye'de zurna icrasında hem tek bir tavrın olmadığını ortaya koymuş hem de Anadolu coğrafyasının tını zenginliğini göstermiştir. Bu bağlamda ilgili çalışmada ulaşılan kaynakların duysal pratikleri -sadeleştirme eğilimleriyle notaya alınmış dolaşımdaki onlarca örneğe karşın- aslına sadık kalınarak yeniden notaya alınmış ve bölgeler arasındaki farklılaşmalar göz önüne serilmeye çalışılmıştır. Her bir yörenin icra pratiklerinin bir diğeri ile ilişkisinin müzikal olarak analiz edildiği bu çalışmada, zurnanın organolojik açıdan değerlendirilmesinin yanı sıra Türkiye'de zurna kültürüne icra pratikleri bağlamında dikkat çekilmek ve alan yazına katkı sunmak amaçlanmıştır.

EtnomüzikolojiKaba zurnaTürk halk müziği+2
Yunus Emre
Ankara Music and Fine Arts University · Müzik ve Güzel Sanatlar Enstitüsü
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Kavramsal sanat paradigmasında çalgı yapım; lutiyeliğin postmodern duysal tasarım alanlarına dönüştürücü izdüşümleri

Sesin tasarımsal bir malzeme olarak "işlevsel" ve "kavramsal" özelliklerinin keşfedilmeye başladığı 20. Yüzyılda yaşanan duysal paradigma değişimleri avangart müzik ve çalgıyapım pratiklerine de yansıyarak köklü dönüşümlere vesile olur. Yüzyıl boyunca ardı ardına gelen "kavramsal" dönüşümler bu süreci daha derinleştirir. Diğer taraftan yaşanan sessel farkındalık, ses fenomenin dışavurumsal bir tasarım dili olarak daha da ilgi çekici hâle gelmesine ve buna koşut sanatçıların kavramsal arkaplanlı yenilikçi ve yaratıcı üretimler vermesine olanak tanır. Kavramsallığı ön planda tutan bu derinlikli üretimler ortaya çıkmaya başladıkça yerleşik müzik kanonunun hâkim olamadığı, anlaşılması ve kontrol edilmesi güç, alışılmadık birçok değişkenli besteleme, icra ve enstrüman tasarım yaklaşımı gündeme gelir, ancak uzun süreler kabul görmez ve "ötekileştirilir". Özellikle ses sistemleri üzerine köklü değişimlerin gerçekleştiği müzik ve duysal tasarım pratiklerinde buna koşut yeni enstrümanlar yaratmaya başlayan ve 20. Yüzyılda çok fazla anlaşılamayan ya da görmezden gelinen birçok besteci ve ürettikleri yaratıcı enstrümanlar, 21. Yüzyıl müziğinin yenilikçi çalgıyapım anlayışının yapı taşlarını oluştururlar ve bu anlayış gerçekleşen mekatronik, dijital, yapay zekâ vb. gibi teknolojik sistemlerle daha da pekişir. Tüm bunların bir yansıması olarak 21. Yüzyılda sound art ve sound sculpture gibi sanatsal alanlar ve yenilikçi/yaratıcı enstrüman tasarımı gibi alanlar arasındaki yapısal ve "kavramsal" sınırlar muğlaklaşır ve benzeşir. İçinde yaşadığımız yüzyılın Zeitgeist'ına uygun olarak çeşitli dönüşümler gerçekleştiren çalgıyapım alanlarıysa akademik olarak da tüm bu dönüşümlerden etkilenir. Bu tez çalışmasında tüm bu yenilikçi ve yaratıcı çalgıyapım pratiklerinin akademik konumlanışları irdelenirken alternatif ve yenilikçi bir yaklaşım olarak "Kavramsal Enstrüman Tasarımı" kavramı önerilir ve genel olarak "Çalgıyapım süreçlerinde tükenen tasarım ve üretim pratiklerinde kavramsal sanat ve tasarım kökenli bir üretim anlayışı yeni ve yaratıcı bir çözüm sunabilir mi?" sorusu üzerine odaklanılır.

Özgür Turan
Ankara Music and Fine Arts University · Müzik ve Güzel Sanatlar Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

2000'ler popüler müziğini küreselleşme, binyıl sonu ve milenyum paradigmaları çerçevesinde yorumlamak: Hegemonya kalıplarının dönüşümü üzerinden popüler müziklere tını ideali ekseninde bir yaklaşım

Toplumlarda sanayileşme ve kentleşmenin hızlanmasıyla sosyal bilimlerin sahip olduğu ilgi etnografik incelemelerden popüler kültür gibi daha geniş kapsamlı olduğu düşünülen başlıklara kaymıştır. Tarih içerisinde bazı düşünürlere göre "dejenere" bazılarına göreyse meta anlamıyla bir "ürün" olarak hakir görülen popüler kültür, başka kanattan, daha güncel yaklaşımlarda, hatırı sayılır göstergeleriyle bir anlam dolaşımına sahip, önemli bir toplumsal olgu olarak değer görmeye başlamıştır. Bu bağlamda öne çıkan başlıklardan olan popüler müzikler, genellikle popüler kültürü tekil bir kütle olarak ya da en azından sayısız bileşenleriyle ele alan yaklaşımlarda hak ettiğince derinlikli ya da müstakil incelemelere/değerlendirmelere konu olamamakta; afakî saptamaların, üstün-körü yargıların gölgesinde kalmakta, ya da, gene bambaşka, tersine bir hattan yaklaşımlarda, diğerinin yüzeyselliğini aratmayacak biçimlerde yüceltilmekte, kutsanmakta, fetişleştirilmektedir. İki durumda da toplum bilimcilerin ya da pseudo-entelektüellerin genel geçer yargılarına sıkışıp kalan popüler müzikler, izlerkitleleri hakkındaki tasavvurlar ve tahayyüllerin sınırlılıklarında, özellikle de duysal gerçeklik alanlarının—tınısal karakteristik ve içeriklerinin, daha kestirme bir ifadeyle de bizatihi kurucu nesnelerinin—dikkate alınmadığı, alınamadığı; böylelikle de araştırmayı şekillendiren veriler açısından noksan kalan bir atıflar örüntüsü hâline gelmektedir. Öte yandan, tüm bu bakış açıları çeşitliliğinden ve etkilerinden faydalanan; dahası, kimi kollarıyla toplum bilimleri alanına şubelendirilen müzikolojinin, disiplinlerarası kazanımlarını saklı tutarak bir yandan da öznelleşmesinin zamanı gelmiştir: Toplumsal, ekonomi-politik hamlelerin, söylem analizlerinin, vb. yörüngesinde, toplumbilimlerinin genelleyici, yanlınkat perspektifleriyle yetinilemeyeceği düşüncesi giderek yaygınlaşmaya başlamıştır. 21. Yüzyılda daha da keskinleştirilerek insan hayatına direkt etkisi olan bir konuma gelen neo-liberal Yeni Dünya Düzeni, müziğin üretim ve tüketim alışkanlıklarının da değişimine sebep olmuştur. Bu değişimlerle ortaya çıkan türler, tını ideali ekseninde bir popüler müzikler üretimini müzik endüstrisine empoze etmiştir. Müziğin hem üretim hem de tüketim kanadının ilgisine sahip olan popüler tınılar zamanla müzik endüstrisindeki yerlerini kuvvetlendirerek, müzik üretiminin merkezinde yer almaya başlamıştır. Hülasa, her ne kadar 21. Yüzyıl sonrası gerçekleşen ekonomik, politik ve toplumsal hareketler, Dünya düzeninde yaşanan değişimlerin anlamlandırılması açısından kritik öneme sahiplerse de, müzikal üretimler hakkındaki değerlendirmelerin salt bu çerçevede yorumlanması gene "araştırma nesnesini" eksik tanımlama riskini taşıyacaktır. Böylesi bir önermeden hareketle, bir yandan toplum bilimcilerin işlevsel çıkarımlarını—referans alanı ve bağlamı göz ardı etmeksizin bir potada eriterek, bir yandan da yenice bir müzikoloji perspektifinden popüler müziklere yaklaşarak, tını merkezli bir çıkarım sağlamak, bu çalışmanın başat hedeflerindendir. Çalışmada, popüler kültür içerisinde önemli bir yere sahip olan popüler müziklerin "milenyum miti" ekseninde yaşadıkları dönüşüm; popüler türlerin yerlerini popüler tını ideallerine ve ses örgülerine bıraktığı önermesi üzerinden irdelenmektedir. Popüler müziğin her evresinde var olan başat, karakteristik, tanımlayıcı ses örgülerinin 21. Yüzyıl ile birlikte, anıldığı şekilde öne çıkışı, müziğin üretim, tüketim ve özellikle de dağıtım pratiklerindeki dönüşüme de koşuttur: Bu dönemde, özellikle Yeni Dünya Düzeni söylemi ekseninde şekillenen ekonomi-politik, toplumsal ve iletişimsel olgu ve paradigmalar yepyeni türlerin ortaya çıkmasını tetiklemiş ve bu türler de ayırt edici kimlik bildirimlerini semiyotik öğeler yerine daha çok sonik verilere, duysal parametrelere dayandırma yoluna gitmiştir. Bu durum, cazip birer araştırma alanı olan popüler müzik türlerinin kuramsallaştırılmaları raddesinde salt kültürel, toplum-bilimsel analizlerle değil, müziğin temel malzemeleri olan zaman ve sesin kompleks örüntüleri olan tını ve ses örgüsü matrisleri üzerinden işleyecek, duysal tasarım alanında, disiplin-içi bir çalışmayı da zorunlu kılmaktadır. Çalışmanın umudu, anılan duysal parametrelere dikkat çekerek, günümüz müzikolojisini müziğin aslî nesnesiyle tekrar yakınlaştırma çabasına bir katkı sağlamaktır.

Popüler müzikSesTını+1
Ali Kazım Doğuş Koç
Ankara Music and Fine Arts University · Müzik ve Güzel Sanatlar Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Antroposen (İnsan çağı) ekseninde posthümanist ideolojilerle müziğin insan-merkezci bakış açısı dışında değerlendirilmesi

Sanayîleşme ile birlikte dönüşen üretim, tüketim ve yaşam tarzları insan edimi ve tasarruflarının dünya üzerindeki olumsuz etkilerinin en üst düzeye çıkması sonucunu getirmiştir. Bu dönem, ironik bir biçimde Antroposen, yani insan çağı olarak adlandırılmakta; dünyada insan öznesinin etkin olduğu ve geriye kalan her şeyin insan edimine koşut nesneler olarak edilgenleştirildiği bir bakışı—insan-merkezci evren tasavvurunu—yansıtmaktadır. Anılan özne – nesne ilişkisinin yol açtığı hasarlar özellikle son elli yılda çarpıcı olaylarla; geri dönüşsüz yıkım ve yitimlerle görünürlük kazanmış; bunun üzerine bizatihi kendi varlığı da tehdit altına giren insanlık, kendinden menkul merkezî konumunu ve ben-merkezci ötekileştirme yüklemlerini sorgulamaya başlamıştır. Bu sorgulama özellikle 20. yüzyılın sonlarında Posthümanizm destekli ideolojilerle derinleşmiştir. Bu bağlamda, oluşumunda birincil özne olarak insana etkin konum atfedilen her alan gibi sanat, özellikle de bu çalışmada odaklanılacak olan yaygın dalı müzik, insanın "yaratıcı" vasfıyla yüceltildiği, yüzyıllara yayılmış keskin hiyerarşilere dayalı pratikleriyle neredeyse kemikleşmiş bir folklora sahip olmuştur. 20. yüzyılla birlikte önce alan/gramer içi sorgulamalar ve sınır-aşımları; ardından bunları düşünsel/felsefî dayanaklarla destekleme girişimleri, insan "marifeti" hataların en yıkıcılarından olan II. Dünya Savaşı'nın hemen ardından çarpıcı hamlelerle gündeme gelmeye başlamıştır. Bu çalışmada, kanıksanmış doktrinlerin ve alışageldik çerçevelerin aşılarak, müziğin, çevresel niteliğinin ön plana çıkarıldığı yenice duysal tasarım pratikleri üzerinden, "evrenle barışık" tahayyüllerinin olabileceğini; ötesinde, bunların Posthümanizm destekli fikirlerle pekiştirilebileceğini göstermek hedeflenmiştir.

Antroposen ÇağMüzikMüzik kültürü+4
Gülnur Güvenç
Ankara Music and Fine Arts University · Müzik ve Güzel Sanatlar Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Dijital teknolojilerdeki dönüşümlerin, müzik üretim, tüketim ve paylaşım pratiklerine yansımaları: sosyal medya ve mobil müzik platformları üzerinden bir değerlendirme denemesi

Son yüzyılda, soyut ya da elle tutulamaz olarak görülen sesin tespiti ve bir fiziksel aktarıcı madde üzerinden yapılan transfer süreci, birbiri ardına yapılan teknolojik buluşlarla önemli bir gelişim göstermiştir. Özellikle 1980'li yıllardan itibaren, verilerin sayısallaştırılarak, maddesel olarak var olmayan medya aracılığı ile kaydedilip muhafaza edilmesi ve taşınabilmesi mümkün olmuştur. "Dijital dönüşüm" olarak tanımlanabilecek bu sürecin, müziğin hem tasarım ve üretim hem de erişim ve dolaşım süreçlerini paradigma değişimine uğrattığı açıktır. Giderek küçülen ve hızlanan mobil cihazlar, kulağın içinde kaybolan kulaklıklar, İnternet kotası kaygısı ile farklı çözünürlüklerde dinlenilen müzikler, sosyal medyada kaç kişinin dinlediğine göre yapılan "iyi" ya da "kötü" sınıflandırmaları gibi etmenler, müzikal tasarımların bu sınırlara göre yapılanmasına ve orkestraların değişimine sebep olmuştur. Ayrıca, hızla değişen standartlar sebebiyle, bir ses tasarımı üretilirken, ortaya çıkacak "sonuç ürünün", hangi koşullarda dinleneceği de önem kazanmaya başlamış, üreticiler ise tasarımlarını tam olarak duyurmak istedikleri şekilde aktarabilmek için, dijital formatları, yazılımsal ve donanımsal standartları daha çok göz önünde bulundurmaya başlamışlardır. Müzik erişiminde, cloud data ve streaming gibi teknolojiler bazı ekonomik kolaylıklar sağlamış, geleneksel müzik dinleme aktarıcıları/taşıyıcıları için gereken hammadde gereksinimini ortadan kaldırmıştır. Mobil müzik platformları ile birlikte tüm müzikal arşivler bir tuş ile insanların ayağına gelmiş, tek bir üyelik ile, sanatçıların tüm albümlerine ulaşmak mümkün olmuştur. Müziğin erişimi kadar üretim pratikleri de dönüşmüş, bilgisayar ekranından bağımsız müzik üretmek neredeyse imkânsız hale gelmiş, küçük ve "akıllı" yeni nesil cihazlarla "herkes müzik üretebilir" söylemi toplumlara iyiden iyiye benimsetilmiştir. Öte yandan dijitalleşme ile birlikte telif hakları yönetimleri de büyük ölçüde şekil değişikliklerine uğramıştır. Bu çalışmada, birçok kaynaktan kolaylıkla edinilebilecek olan verilerin tekrarından mümkün olduğunca kaçınılarak, bilgisayar başındaki tasarımcılardan bestecilere, ses mühendislerinden müzik icracılarına, yazılımcılardan yatırımcılara, ya da tüketiciden sanatçıya olmak üzere insan gruplarının ve müzik sektörünün, mevcut dijital dönüşüm süreçlerinden nasıl etkilendiği incelenmiştir.

Elektronik dönüşümMobil teknolojiMobil uygulama+6
Uğur Baloğlu
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00

Other supervisors