Theses supervised by Prof. Dr. Hale Şıvgın
11 theses · Ankara Hacı Bayram Veli University, Gazi University
İngiliz Hükümetleri ve Ermeni sorunu 1880-1895
19. Yüzyılın ilk çeyreğinden itibaren Avrupa devletleri açısından bir mesele olarak gündeme giren "Doğu Sorunu" olgusu İngiltere için Victoria Dönemi boyunca farklılık göstermiştir. İngiliz parlamenter sistemindeki iki güçlü partinin Doğu Sorunu'na yaklaşımı İngiliz Hükümetlerinin Şark siyasetini belirlemiştir. Bu bakımdan yapılan çalışmada İngiltere'nin doğu politikasının analizi kurulan hükümetlerin bakış açılarının tespiti ön plana alınarak yapılmıştır. 1856 Kırım Savaşı sonrası İngiltere'nin doğu politikasında bazı değişiklikler yaptığı gözlemlenmiştir. Buna sebep olarak Osmanlı'nın Rusya'nın yayılmacılığı konusunda yetersiz kalmasıdır. Kırım Savaşı'nda Ruslar mağlup edilmiş bile olsa kayıplar göz önüne alındığında azımsanmayacak derecede İngilizlerin kayıp verdiği kaydedilmiştir. 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı'nda Osmanlı'nın yenilmesiyle beraber İngiltere Osmanlı'nın Ruslar karşısında desteklenmesi fikrinden vazgeçtiği ve Rusların yayılmacılığına karşı bizzat Büyük Britanya'nın tek başına politikalar üretmeye başladığı görülmektedir. Bu nedenle İngiltere ilk olarak Kıbrıs'ı 1878 yılında ve Mısır'ı 1882 yılında ilhak etmiştir. Daha sonra ise hedeflerini Osmanlı Ermenilerinin kendileri tarafından desteklenmesi fikri olarak benimsemişlerdir. İngiliz doğu politikasının aktörlerinden olan Gladstone bu fikri İngiliz Liberal Parti'nin vazgeçilmez bir unsuru olarak parti politikalarından biri haline getirmiştir. Gladstone'un siyasi rakibi Salisbury ise tümüyle Ermeni ihtilalcilerin desteklenmesi fikrini savunmamış Doğu Sorunu'nun bir birleşeni olan Ermeni Meselesi'nin İngiltere'nin tek başına sorumluluk alarak çözmemesi gerektiğini düşünmüştür. Çalışmada da bu İngiliz iç siyasi rekabetinin doğuya yani Osmanlı Devleti'ne Ermeni Meselesi üzerinden yansıması üzerinde durulmuştur.
Yelkenliden buharlıya geçişte Osmanlı denizciliği (1825-1855)
Osmanlı Devleti için 19. yüzyılın ilk yarısı, denizcilik alanında önemli değişim ve dönüşümlerin yaşandığı bir evredir. Bu dönemde Osmanlı denizciliği, dünyada deniz teknolojileri alanında meydana gelen yeni gelişmelere paralel olarak kendini yenileme ihtiyacı duymuştur. Bunun da sonucu olarak Osmanlı tersanelerinde hem yelkenli hem de buharlı gemiler inşa edilmiştir. Yelkenli gemiler sadece İstanbul'da değil, iskele ve limanı olan birçok yerde yapılmıştır. Yapılan yelkenli gemilerde Osmanlılar, genelde kendi mühendis ve mimarlarından faydalanmış, 1831'den itibaren ayrıca Amerikalı mimarlardan da yararlanma yoluna gitmiştir. Osmanlılar, yelkenli gemi inşa ettikleri sırada buharlı gemilere de sahip olmuşlardır. 1828'den itibaren elde edilen buharlı gemilerin bir kısmı Tersane-i Âmire'ye, diğer bir kısmı da İngiltere'ye sipariş verilmiştir. Ancak bütün buharlı gemilerin makineleri İngiltere'den satın almıştır. Makine dışında yelkenli ve buharlı gemiler için gereken diğer gemi inşa, tamir ve donanım malzemeleri hem ülke içinden hem de tüccardan satın alım yoluyla temin edilmiştir. 1852'ye kadar Osmanlılar, yelkenli ve buharlı gemiye birlikte sahip olma politikasını sürdürmüş; bu tarihten sonra artık yelkenli gemi inşa politikasına son vermiş ve buharlı gemilere geçişi resmileştirmiştir. Bu tarihten sonra Osmanlı denizciliğinde yeni bir dönem başlamıştır. Buda yelkenli gemilerin buharlıya dönüştürülmesidir. İngiltere ve Fransa gibi denizci devletlerden yaklaşık on yıl sonra başlatılan bu yeni teknolojik atılım, Osmanlı denizciliğinde yelkenli gemi devrinin en azından donanmada son bulduğunu ve yeni teknolojinin eskiyi ortadan kaldırdığını göstermektedir. Osmanlı denizciliği her ne kadar buharlı gemilere sahip olsa da bu yeni teknolojinin alt yapısını kurma konusunda tam olarak başarılı olamamıştır. Bunda etkili olan sebepler, makine inşa ve tamir eden bilgi birikiminin yerli uzmanlar arasında tam olarak gelişmemesi ve yabancı uzmanlara olan bağlılığın devam etmesidir.Anahtar Sözcükler1. Yelkenli gemiler 2. Buharlı gemiler 3. Tersane 4. Teknoloji 5. Denizcilik
Şer'iyye sicillerine göre: 19. yüzyılda Amasya, Kayseri, Tokat ve Trabzon şehirlerinde dokumacılık
19. yüzyılda Osmanlı imalatçılığının çöküş sürecine girdiği bilinmektedir. Bu sürecin sebeplerine dair görüşler ise birbirinden farklıdır. Yapılan çalışmada şer'iyye sicilleri incelenen Amasya, Kayseri, Tokat ve Trabzon şehirlerindeki örneklerden Osmanlı imalatçılığına bakılmıştır. Kumaşların menşesi belirlenmeye çalışılmıştır. Bu sayede şehirlerde dokunan kumaşlar, bunların oranları, imalatçıların durumu ve ithal girdilerin boyutu belirlenmiştir. Çalışmanın kapsamına belirtilen dört şehir alınmıştır. Bu şehirlere ait 19. yüzyıldaki şer'iyye sicilleri kaynak olarak temel alınmıştır. Şehirlere ait şer'iyye sicilleri ortalama onar yıllık dönemlerle incelenmiştir. Elde edilen veriler diğer kaynak ve arşiv belgeleri ile kıyaslanmıştır.Yapılan çalışmanın sonucunda 1000'i aşkın terekede 313 çeşit kumaş tespit edilmiştir. Bu kumaşların dörtte biri incelenen şehirlerin dışından getirilen çeşitlerdir. İthal Kumaş çeşitleri ve Kullanımının çok sınırlı düzeyde kaldığı anlaşılmıştır. Yüzyıl boyu en çok kullanılan kumaşlar çuha, çit ve basmadır. 19. yüzyılın son çeyreğinde kumaş çeşitliliğinin arttığı görülmüştür. Tokat şehri incelenen diğer üç şehre göre oldukça canlı bir imalat düzeyine sahiptir. Tokat diğer şehirler için belirleyici konumdadır. Araştırma kapsamına alınan dört şehir açısından bakıldığında 19. yüzyılın dokumacılar yönünden çok dalgalı bir seyrinin olduğu görülmüştür. İmalatçılar en çok Fiyat artışları karşısında sıkıntıya düşmüşlerdir. Ancak her şeye rağmen muazzam bir mücadele azmiyle imalat yöntemlerini değiştirerek yeni şartlara uyum sağlamaya çalışmışlardır. Devletin bilinen rolüne dair anlatılanların aksine imalatçıları desteklediği anlaşılmıştır. Bu dört şehirde yaşanan imalat ikliminin İstanbul ve Bursa gibi daha çok bilinen dokuma üreticisi şehirlerden farklı olduğu anlaşılmıştır.Anahtar Sözcükler1. Dokuma2. İmalat3. Zanaat4. Şer'iyye sicili5. Tekstil
Ankara Türk Ocağı (kuruluşu ve faaliyetleri)
Türk milliyetçiliği; İslam ümmetçiliğinden çok milletli Osmanlıcılığa, oradan İslamcılığa ve nihayet Türk milliyetçiliği ve vatanperverliği şeklinde bir gelişme göstermiştir. Bu hareket Osmanlı Devleti'nin çeşitli din ve milliyetlerden meydana gelen kozmopolit yapısı içinde bir tepki ve kendini bulma akımı olarak doğmuş ve daha ziyade Türkçülük olarak adlandırılmıştır. Dolayısı ile yakın dönem düşünce tarihimizde modern manası ile millet fikrinin ortaya çıkması ve bu fikre dayalı olarak gelişen milliyetçilik, Türkçülük hareketinin doğuşuna bağlı olarak ortaya çıkmıştır. Türk Ocakları 25 Mart 1912 yılında, devletin fevkalade büyük iç ve dış badirelerle karşı karşıya bulunduğu bir dönemde, 190 askeri tıbbiye öğrencisinin teşvik ve teşebbüsü ile dönemin önde gelen aydınlarından Mehmet Emin Yurdakul, Fuat Sabit, Ahmet Ağaoğlu ve Yusuf Akçura tarafından kurulmuştur. Türk Ocakları'nın kuruluşundan itibaren temel çalışma alanı, milli kültürümüzle ilgili konulardır. Bunların araştırıldığı, incelendiği, tarihteki yerlerini, tesir ve uygulamalarının ele alındığı fikri ve kültürel faaliyetler, kitap, broşür ve dergi şeklindeki çeşitli yayınlar Türk Ocakları'nı geleneksel çalışma tarzını oluşturur. Türk Ocakları'nı 1912 tarihli ilk tüzüğünde `Türk Ocağı zinhar siyasetle iştigal etmez' hükmü yer almıştır. Oluşturulmaya çalışılan milli mefkure hareketinin siyasi tesirlerle yozlaşabileceğinden, amaç ve hedeflerinden uzaklaşabileceğinden endişe duyan Türk Ocağı kurucuları, siyasi karışıklıkların dışında kalmayı ilke olarak benimsemişler, bunu ileriki dönemlerde de özenle sürdürmüşlerdir. Türk Ocakları'nın devrin şartları gereği temelde milli duygulardan kaynaklanan milliyetçilik fikrinin ?heyecan ve telkin? yoluyla uyandırmak ve canlı tutmak faaliyetlerinin odak noktasını oluşturmaktadır. Özellikle Ankara Türk Ocağı'nın yürüttüğü organize ve sistemli faaliyetler, ülkede milliyetçilik şuuruna sahip geniş bir kadro oluşmasında önemli bir rol oynamıştır. Nitekim, Türk Ocağı çevresindeki düşünce atmosferi içinde yetişen ve bu düşüncelerden etkilenen asker-sivil Türk aydınları Anadolu'daki milli mücadeleyi yürüten ve Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran kadroların önemli bir bölümünü oluşturmuştur. Sonuç olarak, Türk Ocakları'nın İmparatorluktan milli devlete geçiş dönemi ile Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu ve rejimin yerleşmesi safhasında önemli rol oynayan, yakın tarihimize damgasını vurmuş sosyal ve kültürel bir cemiyet olduğunu söylemek mümkündür.Anahtar sözcükler1. Türkçülük2. Ankara3. Milliyetçilik4. Türk5. Ocak
Arnavut bağımsızlığının Osmanlı gazetelerinden incelenmesi(Tanin,Tercüman-ı Hakikat,İkdam ve Sabah\1912-1913)
Balkanlar içinde barındırdığı çeşitli etnik unsurlardan ötürü Osmanlı Devleti'nin en sorunlu coğrafyalarından biri olmuştur. Bu etnik mozaik içinde yer alan Arnavutların milli bir devlet haline gelmeleri ise Balkan devletleri içinde farklı bir özelliğe sahiptir. Bu farklılık Arnavutların Osmanlı Devleti yapısı içindeki özel konumlarından ve Osmanlı Devleti yönetimi ile olan ilişkilerin niteliğinden kaynaklanmaktadır.Arnavutların milli bir devlet haline gelmeleri şüphesiz ki 1912?1913 gibi kısa bir zaman dilimi içinde olmamıştır.1878 Berlin antlaşması ile başlayan milli bilinç, Osmanlı Devleti'nin gerek iç gerekse dış siyasetinde meydana gelen önemli değişimlerle daha belirgin bir hal almıştır.Arnavutları bağımsızlığa doğru iten gelişmeler;1912 genel Arnavut isyanı, Osmanlı Devleti'nin isyan olaylarını önlemek için aldığı askeri tedbirler, ıslahat programları ile büyük güçlerin bölgeye yönelik emelleri Osmanlı gazeteleri tarafından da takip edilmiştir.Araştırmamızın ana malzemesini oluşturan dönemin dört büyük gazetesinde hemen her gün Arnavut isyanı ve yapılan askeri harekâtlarla ilgili haberler yayınlanmıştır. Arnavut isyanı sırasında, gazetelerin lehimize olan gelişmeleri büyüterek aleyhimize olan gelişmeleri ise daha iyimser bir bakış açısıyla yansıttığı gözlemlenmiştir. Bu açıdan gazete haberlerinin tarafsız yayın yaptıklarını söylemek güçtür. Bunun dışında Gazetelerin iktidarda olan hükümete göre farklı yorum ve beyanatta bulunmaları da tarafsızlığa gölge düşüren diğer bir nedendir.Anahtar Kelimeler, Arnavutluk, Tanin, Tercüman-ı Hakikat, İkdam, Sabah
Kıbrıs meselesinin çözüm plânları (BM'nin 789 sayılı kararına göre)
Türk ve Rum toplumlarına etkilerinin ne olacağı, BM eski Genel Sekreteri Butros Gali'nin ?Bütünlüklü Bir Anlaşma Çerçevesine İlişkin Fikirler Dizisi? olarak hazırladığı raporun, Kıbrıs meselesine ne getirip ne götüreceği, buna karşın soruna müdahil devletlerin bundan nasıl etkileneceği konu edinilmiştir.Ele alınan bu konu, şimdiye kadar üzerinde etkili bir çalışma yapılmamış olması ve her şeyden önce her iki anavatan (Türkiye-Yunanistan) ile adadaki her iki toplumun (Kıbrıs Türk ve Rum) dış politikasını yakından ilgilendirmesi ve dünyanın bu stratejik bölgesindeki ihtilafların çözümüne katkı sağlaması açısından büyük önem taşımaktadır.Bu araştırmada, ilk plânda BM Genel Sekreteri'nin hazırlayıp Güvenlik Konseyi'nin onayladığı Fikirler Dizisi'nde öngörülen yapılanmanın `olumlu' ve `olumsuz' yönleri yansız olarak ortaya konulmuş, tarafların bu yapılanmaya ilişkin görüşleri BM Genel Sekreteri'nin raporu çerçevesinde ele alınmış ve BM Genel Sekreteri'nin ?dostane teşebbüs görevinin? sağlıklı bir değerlendirmesi yapılmış ve bu görevin, `arabuluculuk-hakemlik' yönünde değiştirilmek istendiğine ilişkin somut teşebbüsler su yüzüne çıkarılmıştır. Bunun sonucunda Kıbrıs'ın gelecekteki yapılanmasıyla ilgili paralellik kurularak, dünyada ve özellikle son yıllarda Avrupa'da etnik bölünmelerden kaynaklanan gelişmeler ve bunların nedenleri gözler önüne serilmiştir.Bununla birlikte Kıbrıs'taki halihazır durumun ve adanın geleceğine yönelik yapılanmanın, gerçekler ışığında bir değerlendirmesi yapılmış ve BM Genel Sekreteri'nin dostane teşebbüs görevi Güvenlik Konseyi'nin son kararları dikkate alınarak gözden geçirilmiştir. Kıbrıs'ta Gali Fikirler Dizisi'nin ortaya koyduğu adil ve kalıcı çözüm plânının ana hatlarına ve takip edilecek hareket tarzının esaslarına ilişkin görüşlere de yer verilmiştir.Aslında bu denli önemli bir etkiye sahip olan Gali Fikirler Dizisi'ne dayalı anlaşmasının tahlili, uygulanması ve ileride çıkabilecek muhtemel sonuçları ile alâkalı yorumlar, bu araştırmanın konusunu teşkil etmektedir. Fakat konu bütünlüğünü sağlayabilmek için Fikirler Dizisi'ne dayalı anlaşmasının imzalanmasına kadar geçen sürecin ele alınması da gerekli görülmüştür.Bir diğer önemli husus, Güvenlik Konseyi tarafından kabul edilen ?Fikirler Dizisi'nin? özü ve şekli hakkında, konuya birinci derecede taraf olan Kıbrıs Türk ve Rum liderliği ile Türk-Yunan yetkililerinin çelişkili yorumları ortaya konulmuştur.Ayrıca Kıbrıs Türk ve Rumların takip ettiği politikaları, Gali Fikirler Dizisi'nin içeriği ve bu belgenin konulara ilişkin önerilerinin muhtemel sonuçları hakkında karşılaştırmalı tenkit yapılmıştır.Kısacası bu araştırmanın kendine mahsus amacı, tarafların, kendi politikalarına göre, Gali Fikirler Dizisi'nden kazanımları ile kayıplarının bütün ayrıntılarıyla ortaya koymaktır. Bütün bunların temelinde yatan amaç ise Kıbrıs meselesinin hâlli için kurulması düşünülen `federasyonun bazı belirsiz özelliklerinin' tespit edilmesidir.Bunun dışında Gali Fikirler Dizisi'nin temel konulara ilişkin önerileri, Kıbrıs Türk ve Rum yönetimlerinin politikaları çerçevesinde ve tarafların resmî makamlarının hazırladığı istatistikî dokümanlara dayandırılarak, değerlendirilmeye çalışılmıştır. Değerlendirme yapılırken, konunun detaylarına değinilmiş ve daha çok kamuda tartışılan konular üzerinde yoğunlaşılmıştır.Bu düşünceden hareketle kaleme alınan araştırma sekiz ayrı bölümden oluşmaktadır. Her bölüm, ele aldığı konu ile sınırlı olduğundan, amacı da sınırlıdır. Fakat bu sınırlılık, genel amaçtan uzaklaştırmadığı da açıktır. Buna göre araştırmanın bölümlerine göre amaçları aşağıdaki gibidir:Birinci bölümde, Kıbrıs gibi sürekli kriz bölgesi olma özelliğini korumuş ve taşıdığı stratejik önemini hiçbir zaman kaybetmemiş olan bölgede, barışın sağlanması yolunda ilk adım olarak nitelendirilen New York görüşmelerinin sürecini ve tarafların görüşmelerdeki pazarlığın iç yüzünü aydınlatılması amaçlanmıştır. Dolayısıyla tarafların müzakere tekniklerinin karşılaştırması ile uluslararası pazarlığın nasıl yapıldığına dair ciddi bir değerlendirme yapılmıştır.İkinci bölümde, Fikirler Dizisi'nin bütünlüklü hedefler ile anlaşmayı sağlayacak yönlendirici ilkeler ele alınmıştır. Anlaşmanın temel ruhu olan bu bölümde, Kıbrıs Türk ve Rum toplumları için kalıcı çözüm modelinin nasıl olacağı belirlenmiştir.Üçüncü bölümde, Kıbrıslı Rumlarla Türkler arasında kurulmak istenen federasyonun temel özellikleri, federal anayasanın yasama, yürütme ve yargı organlarının nasıl teşkilâtlanacağı ve bunlarla ilgili taraflar arasında toplumsal, siyasî, ekonomik ve hukukî çatışmaların neler olacağı veya uzlaşmanın hangi konularda olabileceği belirtilmiştir.Dördüncü bölümde, adadaki her iki toplum ile Türkiye ve Yunanistan'ın garantiler ve güvenlik konularını nasıl algıladıkları, bunlarla ilgili anlaşmalara nasıl değer atfettikleri, bunlardan ne bekledikleri ve güvenlik ile ilgili diğer konuların, yani askersizleştirme, silahsızlandırma ve çok uluslu gücün getirilmesinin, stratejik öneminin belirtilmesi amaçlanmıştır.Beşinci bölümde, Kıbrıs Türk ve Rum liderliğinin anlaşmakta zorlandıkları konuların başında gelen toprak düzenlemeleri ele alınmıştır. İki bölgeliliğin egemenlik sınırları, Kıbrıs Rum idaresine verilecek arazi miktarı, 1958'den 1974'e kadarki toprak mülkiyeti ve bunlardan doğacak tazminatlar, fonlar, mal-mülk mübadelesi ve bunlarla ilgili haritaların hangi kriterlere göre yapılacağı gösterilmiştir.Altıncı bölümde, toprak düzenlemelerden etkilenecek kişilerin yer değiştirmeleri, bunların rehabilitasyona tâbi tutulmaları, yapılacak olan işlemlerin maliyet analizi ve sosyo-ekonomik etkileri ele alınmıştır.Yedinci bölümde, kurulacak olan federasyonun ekonomik yapısının nasıl olacağı, Merkez Bankası, gümrükler, ticaret, mevduat, kambiyo, koruyucu tedbirlerle, dış yardım ve alınacak dış kredilerin hangi kriterlere göre düzenleneceği belirtilmiştir.Sekizinci ve son bölümde ise taraflar arasında imzalanan anlaşma ile federe devletin ilânına kadar ki geçen dönemin hangi düzenlemelerin yapılacağı, hangi komisyonların kurulacağı ve nasıl icra edeceği gösterilmiştir.Aslında Kıbrıs Türk ve Rum toplumlarının hâkimiyet ve siyasî sınırlarının yeniden çizilmesi, garantiler ve güvenlik konusu, federal yetkiler, yasama ve yargı erki gibi hususların belirlenmesi ve bunların, taraflara etkisinin ne olacağının ortaya konulması ile ilgili konular, Gali Fikirler Dizisi'nin dönüm noktasını oluştururlar. Bu yüzden konuyla ilgili bütün senaryolar tek tek ele alınmış ve Kıbrıs'la ilgili muhtemel gidişatın analizi yapılmıştır.Son olarak da her bölümde, Kıbrıs Türk ve Rum toplumlarının çatışma alanları ile ilgili somut çözümler ve öneriler verilmiştir. Bu öneriler, ?romantik, soyut, basmakalıp, dostluk ve kardeşlik? önerileri değillerdir. Bunlar üzerinde çok düşünülmüş pragmatik önerilerdir. En azından bundaki amaç, hiç olmazsa ileride somut önerilerin tartışılmasını sağlamaktır.Araştırma sonunda varılan sonuç itibarıyla taraflar arasındaki görüş farklılıkları aşağıdaki gibi özetlenmiştir:Tablo: Tarafların Kalıcı Çözüm ile İlgili Tutum FarklılıklarıKıbrıs Türk GörüşüKıbrıs Rum Görüşü1974'teki `de facto' durumun devamı1960'taki anayasal düzenin devamı1960 Garanti ve İttifak Anlaşmalarının devamıÇok uluslu gücün getirilmesiİki kurucu ortaklığın tesis esilmesiRum çoğunluğun egemenliğiToplumların eşitliğiFertlerin eşitliğiDevletlerin eşitliğiToplumlar arasında azınlık-çoğunluk ilişkisiAnayasal eşit haklarNispi katılımYönetime eşit katılımKoruyucu haklarAslında bu araştırma, kavramlara, özellikle `federalistler' ve `anti-federalistler' veya `milliciler' ile `toplumcular' arasındaki ilişkilere açıklık getirmenin zorunluluğunu göstermiştir. Bu da `federalistler' ile `anti-federalistlerin' veya `milliciler' ile `toplumcuların' kullandığı kavramları, karşılıklı ilişkiler çerçevesinde değerlendirmesine ve somut toplumsal gerçeklere uygulanmasına itmiştir.Kıbrıs'taki `tutuculuk' ile `ilericilik' veya `gelenekçilik' ile `yenilikçilik' arasında yapılmakta olan bu basit ayırım, bugün somut olaylar ve durumlarla karşılaştırıldığında fazla bir anlam taşımamaktadır. Bu anlam, revizyonistlerin `çözümsüzlük çözüm değildir' ile statükocuların `çözümsüzlük çözümdür'de hayat bulmaktadır. Tutucuların korumaya çalıştıkları biçim ve düzen, toplumun ve politikanın doğasını radikal bir biçimde değiştirmeye yönelik bazı güçleri de içerdiğinden, bunların değişmesine neden olabilirler. Buna karşılılık, liberal ve radikal ilericiler, tutumlarını haklı göstermek için gelecekle ilgili ütopyaların hayali içine girebilirler ki, bunlar da `tutucular' kadar statik olabilirler. Zira Kıbrıs'taki her iki toplumun liberal veya radikal ilericileri, düzeni değiştirmek isterken daha iyi bir düzen kuramadığı takdirde, en azından düzen değişikliği ile kendi görüşlerini gerçekleştirilebileceklerine inanmaktadırlar.Bundan hareketle Gali Fikirler Dizisi'nin bütün yönleriyle incelenmesi sonucunda, KKTC ve Türkiye'nin siyasî stratejilerinin, yeniden plânlaması için yardımcı olacağı düşünülürken, ayrı zamanda kapsam analizinde ortaya çıkması muhtemel gerçeklerin, hâlen sürdürülmekte olan toplumlararası görüşmelerde kullanılabilecek olması ümit edilmektedir.
Cidde olayları münasebetiyle basında çıkan haberlerin değerlendirilmesi
Bir İslam Devleti olan Osmanlı Devleti için ?Kutsal Topraklar? olarak ifade edilen Mekke, Medine ve Taif'le beraber, Hicaz idari taksimatı içerisinde yer alan Cidde'nin hâkimiyeti Osmanlı Devleti'nde Kutsal yerlerin hâkimiyetinin meşrutiyeti idi. Üç dinin çıkış noktası olan bu bölge Hıristiyanlar ve Yahudiler için de bu yönüyle önem arz ediyordu.Yönünü Doğu'ya; İslam uygarlıklarına çeviren Yavuz Sultan Selim, Memlüklerden Mısır'ı almakla birlikte Mısır'ın idari taksimatında yer alan Cidde de Havalisinde de hâkim olmuştu. Aynı zamanda hilafeti de devralan Yavuz Sultan Selim bu itibarla Kutsal yerlerin ve İslam'ın da hakimi olmuştu.Hac yolu güvenliği Medine'nin inşası ve onarımı, Kutsal Yerlerin (Kâbe) bakımı gibi hususlarda hiçbir fedakârlıktan kaçınmayan Osmanlı Devleti bu, tarihin en önemli stratejik noktasına Avrupa Devletleri'nin göz dikmesine engel olamamıştır.15 Temmuz 1858 tarihli Cidde isyanlarına ilişkin olarak Konsoloslarına yapılan saldırıyı Osmanlı Devleti'nin aldığı önlemlere rağmen büyüten İngiliz ve Fransız hükümetleri basın aracılığıyla da olayı saptırıp dünya kamuoyunu ilgilendiren bir mesele haline getirmişlerdir.
Osman Bölükbaşı ve Türk siyasi hayatındaki yeri ve önemi
"Osman Bölükbaşı ve Türk Siyasi Hayatındaki Yeri ve Önemi" konulu tezin Giriş Bölümünde, Osman Bölükbaşfnın siyasette yer aldığı dönemin, Türkiye Cumhuriyeti'nin demokrasi sürecinde yaşadığı önemli hassasiyetleri bünyesinde barındırdığına dikkat çekilmiş. Bu açıdan dönemin, siyasi ekonomik, sosyal ve kültürel şartları göz önünde bulundurulmak suretiyle bölümlere ayrıldığından bahsedilmiş. Osman Bölükbaşı'nın siyasi yaşamına etki edebileceği düşüncesiyle dönemin önemli gelişmelerine yer verilmiş, Osman Bölükbaşı'nın siyasi faaliyetlerine de değinilmiştir. Girişte Osman Bölükbaşı'nın hayatı: ailesi, tahsili, uğraşları ele alınarak incelenmiştir. I. Bölümde, dönemin siyasi yapısı ve Osman Bölükbaşı'nın siyası faaliyetleri üzerinde durulmuştur. II. Bölümde, Osman Bölükbaşı'nın Meclis ve Radyo konuşmaları ele alınmış, yazılı açıklamalına da temas edilmiştir. III. Bölümde ise Osman Bölükbaşı'ya dair görüşlere ve Bölükbaşı'nın sözlerine, şiirlerine yer verilmiştir.
İttihat ve Terakki Cemiyeti ve Osmanlı Posta ve Telgraf Teşkilatı
ÖZET İttihat ve Terakki Cemiyeti ile Osmanlı Posta ve Telgraf Teşkilatı arasındaki bağlantıyı ortaya koymayı amaçlayan bu tez, bir giriş, üç ana bölüm, sonuç ve kaynakçadan oluşmaktadır. Giriş kısmında; Dünya Posta tarihine kısaca değinildikten sonra Osmanlı Posta ve Telgraf sistemi tarihi üzerinde durulmaktadır. Birinci bölümde, Osmanlı Posta ve Telgraf Mektepleri'nde öğrenci yetiştirilmesi üzerinde durulmaktadır. ikinci bölümde ise; Osmanlı Devletinde yenileşme çabalarına değinildikten sonra, Sultan II. Abdülhamit ile İttihat ve Terakki Cemiyeti arasındaki mücadele üzerinde durulacak, İttihat ve Terakki Cemiyeti ile Posta ve Telgraf Teşkilatı arasındaki ilişkiye değinilecektir. Üçüncü Bölümde ise; Milli Mücadele sırasında Posta ve Telgraf Teşkilatı'nın durumu ve Posta ve Telgrafçıların Milli Mücadeleye olan katkıları üzerinde durulacak, en son Kurtuluş Savaşı sonrası Posta ve Telgraf Teşkilatı'nın yapısı üzerinde durulacaktır.
Milli Mücadele'de Sivaslı Ali Kemalî Efendi hayatı, siyasi ve fikri faaliyetleri
Osmanlı Devleti'nde borsa: Dersaadet Tahvilat Borsası'ndan Esham Tahvilat Borsası'na geçiş
Osmanlı Devleti, içerde ve dışarıda yaşadığı olumsuz gelişmeler sonucunda ve çağa ayak uydurmak amacı ile özellikle XIX. yüzyılda yoğun bir modernleşme sürecine girmiştir. Bu süreç Osmanlı Devleti'nde siyasi, idari, askeri, sosyal ve ekonomik alanların hepsini etkilemiştir. Ekonomik alanda XVIII. yüzyıl ve sonrasında Avrupa ülkelerinin ekonomik yapısından doğrudan etkilenen Osmanlı Devleti'nin finansal açıdan Avrupa ile entegrasyon süreci hızlanmıştır. Bu entegrasyon sürecinin ve modernleşmenin getirdiği bir kurum da "borsa" olmuştur. XIX. yüzyılda öne çıkan Galata Bankerleri, borsanın kurulmasında aktif bir rol oynamışlardır ve Osmanlı Devleti'nin Kırım Savaşı'nda aldığı ilk dış borç ile birlikte çıkarılan tahvillerin Batı borsalarında alınıp satılma sürecine girmesi, diğer bazı yan faktörler ile birlikte, borsa kurma çalışmalarını meydana getirmişlerdir. 1873 yılında çıkartılan nizamname ile resmi bir kurum haline gelen borsa "Dersaadet Tahvilat Borsası" adını almış ancak yaşanan olumsuzluklar sonucunda borsada iyileştirilme çalışmalarına girişilmiş ve bunun sonucunda 1906 senesinde çıkartılan bir nizamname ile borsa "Esham ve Tahvilat Borsası" olarak değiştirilmiştir. Bu çalışmada Osmanlı'da borsanın ortaya çıkmasına neden olan süreç ve gelişmeler ele alınırken aynı zamanda Osmanlı Devleti'nin özellikle XIX. yüzyıldaki ekonomik yapısı da anlaşılmış olacaktır. Ayrıca çalışmada borsanın resmi bir hal alması, borsada gerçekleştirilen işlemler ve hava oyunları, borsanın geçirdiği krizler, ele alınacaktır.