Theses supervised by Prof. Dr. Hamide Gübbük
14 theses · Akdeniz University
Net örtü sistemi altında muz yetiştirme olanakları
Muz, ülkemizde tropik meyveler içerisinde ticari anlamda yetiştiriciliği yapılan en önemli türlerin başında gelmektedir. Tropik koşullarda açıkta yetiştirilen muz, ülkemiz gibi subtropik koşullarda açık ve örtüaltında yetiştirilmektedir. Ülkemizde sadece Akdeniz bölgesinin bazı mikroklima özelliği gösteren yörelerinde yetiştirilme şansı olan muzda, yetiştiricilik alanları son sınırına erişmiş bulunmaktadır. Bu nedenle, muzda üretimimizin artması, ancak bilinçli yetiştiricilik ve örtüaltı yetiştiriciliğinin artması ile mümkün olabilir. Son yıllarda ülkemizde örtüaltı yetiştiricilik alanlarında önemli artışlar olmuş ve bu alanlar son sınıra yaklaşmış bulunmaktadır. Bu nedenle, engebeli arazilerde örtüaltına alternatif sistemlerin geliştirilmesi gerekmektedir. Muz yetiştiricliğinde, ülkemizde örtü sistemi olarak plastik kullanılmaktadır. Plastik kullanımı yağmur sularından yararlanma açısından bir dezavantaj oluşturmaktadır. Bu nedenlerle planlanan bu projede, arazi yapısından dolayı sera kurulumuna uygun olmayan engebeli arazilerde, yağmur sularından yararlanmaya olanak sağlayan net örtü sistemi altında muz yetiştirme olanaklarının açıkta yetiştiriclik ile kıyaslanması amaçlanmıştır. Araştırma, 2015-2016 yılları arasında Antalya'nın Gazipaşa ilçesinin Yakacık mevkiinde yürütülmüştür. Araştırmada materyal olarak Dwarf Cavendish çeşidi kullanılmıştır. Konstrüksiyonunda galvenizli demir ve örtü sistemi olarak ise monofilament beyaz dokuma tülü kullanılmıştır. Projede iklimsel ve bazı verim parametreleri yanında, bitkilerde morfolojik özellikler (gövde çevresi, gövde yüksekliği, yaprak sayısı, hevenk sapı çevresi), verim, derimden önce ve derimden sonra meyvelerde pomolojik özellikler açık ve net örtü sistemi göz önüne alınarak kıyaslanmıştır. Araştırma bulguları, net örtü sistemi altında tüm aylar göz önüne alındığında sıcaklık değerlerinin daha yüksek ve oransal nem değerlerinin ise daha düşük bir seyir izlediğini göstermiştir. Hava neminin aksine, vejetasyon periyodunun sonunda kaydedilen toprak nemi net altında daha yüksek belirlenmiştir. Yapraklarda saptanan klorofil içeriği net altında daha yüksek, buna karşın fotometrik, kuantum ve piyranometrik cinsinden ölçülen ışık değerleri ise net altında daha düşük saptanmıştır. Yapraklarda rüzgardan zararlanma, net altında minimum düzeyde gözlenmiştir. İncelenen morfolojik özelliklerin önemli bir kısmı net altında daha iyi sonuçlar vermiştir. Verimi doğrudan etkileyen tarak sayısı ve hevenk ağırlığı net altında açığa göre daha yüksek kaydedilmiştir. Meyve fiziksel özelliklerinden parmak ağırlığı, parmak çevresi ve parmak uzunluğu değerleri net altında daha yüksek belirlenmiştir. Araştırma sonucunda, açıkta yetiştiricilikte dekara verim 4.02 ton ve net altında ise 4.49 ton olarak kaydedilmiştir.
Yeni bazı muz çeşit ve klonlarında fenolojik ve pomolojik özellikler ile bitki besin maddeleri ve hormonların dönemsel değişimlerinin belirlenmesi
Bu çalışmada, ülkemizde yaygın olarak yetiştirilen Dwarf Cavendish muz çeşidi ile ülkemiz için yeni bazı muz çeşit (Williams) ve klonlarının (MA13, Jobo ve CV 902) Alanya koşullarında örtüaltında verim ve bazı kalite kriterleri ile yapraklardaki bitki besin maddeleri ve hormonların mevsimsel değişimleri ve ayrıca meyvelerde yeşil ve yeme olumu dönemlerinde bünyede bulunan içsel hormonların düzeyleri araştırılması amaçlanmıştır.Araştırma 2008-2009 yıları arasında Alanya'nın Kargıcak mevkiinde, yan yüksekliği 5.5 m ve çatı yüksekliği 7.5 m olan demir konstrüksiyonlu plastik serada yürütülmüştür. Meristem kültürü ile çoğaltılmış ve boyları yaklaşık 40 cm'ye ulaşmış bitkiler, 0,5 m yükseklik ve 1,5 m genişliğinde açılmış bitki yataklarına sıra arası 3 m ve sıra üzeri 1,8 m olacak şekilde dikilmiş ve sulama sistemi olarak damla sulama sistemi kullanılmıştır. Sera içerisine sıcaklık ve oransal nemi kaydeden mini meteoroloji istasyonu yerleştirilmiştir. Bitkilerde morfolojik özellik olarak gövde çevresi, gövde yüksekliği, bitki yüksekliği, toplam yaprak sayısı, aktif yaprak sayısı ve hevenk oluşumundan derime kadar geçen gün sayısı, verim özellikleri olarak tarak sayısı, parmak sayısı, hevenk ağırlığı, gövde kesit alanına düşen verim ile hektara verim ve pomolojik özellikler olarak ise parmak ağırlığı, parmak çevresi, meyve kabuk ağırlığı, meyve kabuk kalınlığı, meyve eti oranı ve suda çözünebilir kuru madde miktarı kriterleri ile meyve rengindeki değişimler çeşit ve klonlara göre belirlenmiştir. Ayrıca tüm morfolojik ve pomolojik özellikler ile verim bileşenleri arasında korelasyonlar belirlenmiştir. Bu özelliklere ilave olarak, yapraklarda bitki besin maddeleri ve hormon düzeylerinin belirlenmesinde her mevsimi temsilen aylar seçilmiş ve buna göre kış ayını temsilen şubat (vejetasyon başlangıç dönemi), ilkbaharı temsilen mayıs (bitki büyüme ve gelişme dönemi), yaz ayını temsilen ağustos (hevenk oluşum dönemi) ve sonbaharı temsilen ise kasım (derim dönemi) olmak üzere dört farklı dönem dikkate alınmıştır. Meyvelerdeki hormon düzeyleri ise yeşil ve yeme olumu dönemlerinde çeşit ve klonlar baz alınarak saptanmıştır.Araştırma sonucunda; incelenen morfolojik kriterler açısından gövde çevresi, gövde yüksekliği, toplam ve aktif yaprak sayısı ile hevenk sapı çevresi açısından en yüksek değerler Williams çeşidinde, bitki yüksekliği ve hevenk oluşumundan derime kadar geçen gün sayısı açısından ise en yüksek değerler MA 13 klonunda saptanmıştır. İncelenen tüm morfolojik kriterler açısından en düşük değerler ise Dwarf Cavendish çeşidinde kaydedilmiştir. Verim bileşenleri açısından çeşit ve klonlar değerlendirildiğinde, tarak sayısı bakımından Williams çeşidi, parmak sayısı açısından CV 902 klonu, hevenk ağırlığı, gövde kesit alanına düşen verim ve hektara verim açısından ise MA 13 klonu en yüksek değerlere sahip olmuştur. Pomolojik özellikler açısından incelendiğinde ise parmak ağırlığı, parmak uzunluğu, meyve kabuk ağırlığı, meyve kabuk kalınlığı, meyve eti oranı açısından MA 13 klonu verim bileşenlerinde olduğu gibi ön plana çıkmıştır. Meyve kabuk rengi L değeri, C değeri ve H değerleri açısından çeşit ve klonlar arasında farklılıklar saptanmamıştır.Muz çeşit ve klonlarında, yapraklarda saptanan makro ve mikro besin maddeleri çeşit-klona ve dönemlere bağlı olarak değişim göstermiştir. Araştırma bulguları sonucunda, yapraklarda makro besin maddelerinden azot en yüksek mayıs (bitki büyüme ve gelişme dönemi), en düşük kasım (derim dönemi) döneminde, fosfor en yüksek kasım, en düşük ağustos (hevenk oluşum dönemi) döneminde, potasyum ise en yüksek ağustos ve en düşük ise kasım döneminde saptanmıştır. Bir diğer makro besin maddesi olan kalsiyum ve magnezyum açısından en yüksek değerler ağustos döneminde ve sodyumda ise mayıs döneminde saptanmıştır. Bunun yanı sıra mikro elementlerde yine muz çeşit ve klonlarına bağlı olarak mevsimsel değişim göstermiştir. Örneğin incelenen mikro elementlerden, demir içeriği en düşük şubat ve en yüksek mayıs döneminde saptanırken, bakır içeriği ise demirin aksine en yüksek şubat ayında ve en düşük ise ağustos döneminde belirlenmiştir.Yapraklarda saptanan hormonlar, bitki besin maddelerinde olduğu gibi gerek çeşit-klon ve gerekse dönemlere göre farklılık göstermiştir. Tüm çeşit ve klonlarda, yapraklarda vejetasyon başlangıcı döneminde (şubat) minimum düzeyde bulunan içsel indol asetik asit (IAA) miktarı sürekli artış göstermiş ve hevenk oluşum döneminde (ağustos) en yüksek düzeye ulaşmıştır. İçsel gibberellik asit (GA3) miktarı da yine vejetasyon başlangıcında (şubat) minimum düzeyde saptanmış ve hevenk oluşumundan derime kadar sürekli artış göstermiştir. Diğer iki hormonun aksine, vejetasyon başlangıcında (şubat) daha yüksek saptanan içsel absisik asit (ABA) miktarı, hevenk oluşumu (ağustos) ve derim döneminde (kasım) ise tüm çeşit ve klonlarda eseri miktarda kaydedilmiştir. İncelenen diğer bir hormon olan zeatin (Z), IAA'de olduğu gibi vejetasyon başlangıç döneminde (şubat) en düşük ve hevenk oluşum döneminde (ağustos) en yüksek düzeyde saptanmıştır. Tüm çeşit ve klonlarda, meyvelerde yeşil ve yeme olumu dönemlerinde içsel hormon düzeyleri farklılık göstermiştir. IAA, GA3 ve Z yeşil dönemde yeme olumu döneminden daha yüksek saptanmıştır. Meyvelerde yapılan hormon analizlerinde her iki dönemde de içsel ABA saptanmamıştır.Denemede kullanılan çeşit ve klonlarda, incelenen verim ve kalite kriterleri açısından elde edilen bulgular, yeni çeşit ve klonların Dwarf Cavendish'den daha üstün olduğunu göstermiştir. Bulgularımız ışığında, özellikle verim bakımından örtüaltı yetiştiriciliği için sırasıyla MA 13 klonu, Williams çeşidi, CV 902 ve Jobo klonlarını tavsiye edebiliriz.
Örtüaltında yetiştirilen 'SEL-42' ve 'TAINUNG' papaya çeşitlerinin morfolojik, pomolojik ve verim özellikleri ile derim sonrası bazı kalite özelliklerinin belirlenmesi
Grand nain (Musa spp. AAA) muz çeşidinde hevenklere yapılan bazı uygulamaların verim ve meyve kalitesi üzerine etkileri
Muz, dünya genelinde ticareti yapılan en önemli meyve türlerinden biridir. Bu nedenle, ihracat ve ithalat süreçlerinde ulusal ve uluslararası pazarlama standartlarına tabi tutulmaktadır. Türkiye, son yıllarda muz üretimindeki artışı ile muz tüketiminde kendi kendine yeterli bir konuma ulaşmıştır. Bu gelişme, iç piyasada muzun pazarlanmasında kalite standartlarını gündeme getirmiştir. Kaliteyi ve yerli üretimde verimliliği artırmak için ekonomik, pratik ve sürdürülebilir çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Bu tez çalışmasında, tarak seyreltme (TS), giberellik asit (GA₃) ve potasyum sülfat (PS) uygulamalarının muzda verim ve kalite üzerine etkileri incelenmiştir. Bu tez çalışması, 2023-2024 yılları arasında, Antalya'nın Manavgat ilçesindeki Aymuz Devtaş AŞ'ye ait muz serasında gerçekleştirilmiştir. Çalışmada materyal olarak 'Grand Nain' (Musa spp. AAA) muz çeşidi kullanılmıştır. Araştırma, kontrol grubu dışında iki farklı tarak seyreltme (1X TS ve 2X TS), hevenklere püskürtme şeklinde GA₃ ve PS'nin tek başına ve kombinasyonlu uygulamaları olmak üzere toplam 12 uygulamadan oluşmuştur. Araştırma kapsamında, farklı uygulamaların hevenk ağırlığı, dekara verim, hevenk oluşumundan derime kadar geçen süre, parmak çevresi, parmak uzunluğu ve parmak ağırlığı gibi parametreler ile olgunlaşma sonrası yapılan bazı fiziksel ve kimyasal özellikler üzerine etkileri incelenmiştir. Araştırma sonuçları, GA₃ ve PS uygulamalarının, özellikle tarak seyreltme ile uygulandığında, verim ve kalite parametrelerinde belirgin iyileşmeler sağladığını göstermiştir. En yüksek hevenk ve parmak ağırlıkları, GA₃ ve PS'in birlikte uygulandığı gruplarda elde edilmiştir. Kontrol grubuna kıyasla, TS, GA₃ ve PS uygulamaları hevenk oluşumundan derime kadar geçen süreyi kısaltmış ve ayrıca parmak çevresi ve uzunluğunu arttırmıştır. Araştırma bulguları sonucunda, yüksek verim elde etmek için T10 (100 ppm GA₃ + %1.5 PS) ve kalite ve verim dengesini sağlamak için T11 (100 ppm GA₃ + %1.5 PS + 1X TS) uygulaması ön plana çıkmıştır. Bununla birlikte, kalite odaklı bir üretim hedeflendiğinde T12 (100 ppm GA₃ + %1.5 PS + 2X TS) uygulaması tavsiye edilmiştir.
Melezleme ıslahında ebeveyn seçiminin pitayada (Hylocereus spp.) meyve ve tohum özellikleri üzerine etkileri
Küresel iklim değişikliği, dünya ülkelerinin tarım deseninde önemli değişime yol açmaya başlamıştır. Bu değişimin, ülkemiz tarımında bazı avantajlar oluşturabileceği düşünülmektedir. Bu avantajlar arasında, bazı tropik meyvelerin açık ve örtüaltında yetiştirilme şansının olması gösterilebilir. Zira ülkemizin Avrupa ülkelerine yakınlığı nedeniyle, bu tropik türlerin yetiştirildiği taktirde ihracat şansının olması, fiyat istikrarının korunması üreticileri bu türlerin yetiştiriciliğine olan ilgisinin artmasına neden olmuştur. Bu türlerin en önemlilerinden birisi pitaya olup, bu türün çelikle kolaylıkla çoğaltılması, ikinci yıl içerisinde meyveye yatması ve yıl içerisinde aylara bölünen derim periyodunun bulunması pitayayı yetiştiricilikte ön plana çıkarmıştır. Bununla birlikte, pitayada tozlanma sorununun tam anlamıyla çözülememesi ve yetiştiricilikte çeşit seçiminde yurt dışına bağımlı olmamız, bu tez konusunu gündeme getirmiştir. Bu nedenle planlanan bu tez çalışmasının birinci amacı, pitayada türler arası ve tür içi melezleme yapılarak daha sonra yapılacak olan ıslah çalışmalarına alt yapı oluşturulması amaçlanmıştır. Tez çalışmasının ikinci amacı ise yabancı tozlanmanın, metazenik (yabancı tozlanma nedeniyle meyve özelliklerinde meydana gelen değişimler) özelliklerinin meyve verim ile kalitesi ve zenik (yabancı tozlanma nedeniyle tohum özelliklerinde meydana gelen değişimler) ile tohum özelliklerinin üzerine etkileri araştırılmasıdır. Bu amaçlarla yürütülen çalışmada, beyaz x beyaz, kırmızı x kırmızı, beyaz x kırmızı ve kırmızı x beyaz özellik gösteren ebeveynler seçilmiştir. Toplam 25 adet melez kombinasyon ile çalışılmıştır. Melezleme amaçlı kullanılacak çeşitlerde erkek organlar emasküle edilerek resiprokal çaprazlama yapılmıştır. Tozlanan her bir çiçek başka tozdan etkilenmemesi için üzerleri kapatılmıştır. Meyve tutumu gerçekleşen örneklerde derim işlemi zamanında yapılmıştır. Bununla beraber derimi yapılan meyvelerde; meyve ağırlığı, meyve boyu, meyve eni, indeks değeri, meyve kabuk rengi, meyve eti rengi, meyve eti sertliği, meyve eti ağırlığı, meyve kabuk ağırlığı, meyve kabuk kalınlığı ile suda çözünebilir kuru madde (SÇKM) miktarı ve titre edilebilir asit (TEA) değerleri incelenmiştir. Ayrıca örneklerde C vitamini miktarı, antioksidan aktivite, toplam flavonoid miktarı ve toplam fenolik madde miktarı ile antosiyanin miktarı analizleri gerçekleştirilmiştir. Araştırma bulguları, ticari yetiştiricilik açısından önemli parametrelerden birisi olan meyve ağırlığı üzerine yabancı tozlamanın etkisi olduğunu ortaya koymuştur. En yüksek meyve ağırlığı 480.09 g ile Kosta Rika Beyazı (KB) x Vietnam Jaina (VJ) melezleme kombinasyonunda saptanmıştır. Genellikle kendileme meyve ağırlığı ve boyutunu yabancı tozlanmaya göre olumsuz etkilemiştir. İndeks üzerine melezlemelerin etkisi incelendiğinde, meyve eni değerlerinden ziyade, meyve boyu değerlerinin Ruby Red (RR) çeşidinin ana olduğu tiplerde daha kısa olmasından dolayı bu melezlemelerden elde edilen meyvelerin özellikle Vietnamase White (VW) ve VJ çeşitlerinin ana olduğu tiplere göre şekilsel olarak daha yuvarlak olduğu tespit edilmiştir. En yüksek meyve eti ağırlıkları sırasıyla KB x VJ (400.02 g) ve KB x Dark Star (DS) (348.49 g) kombinasyonunda kaydedilmiştir. En düşük meyve eti ağırlıkları ise sırasıyla kendileme işlemi yapılan KB x KB (75.53 g) ve RR x RR (84.20 g) melez kombinasyonlarında belirlenmiştir. Tane ile satılan meyvelerde meyve kabuk ağırlığının ve meyve kabuk kalınlığının ince olması istenen bir özelliktir. En düşük meyve kabuk kalınlığı ise DS x KB melezinde kaydedilmiştir. Kalite kriterleri açısından pitayada en önemli özelliklerden birisi de SÇKM değeridir. Melezlemeler incelendiğinde, en yüksek SÇKM değerleri sırasıyla %13.73 [RR x Tayland Kırmızısı (TK)], %13.30 (KB x DS) ve %13.20 (KB xVJ) olarak kaydedilmiştir. Yabancı tozlama hem meyve kabuk renginde hem de meyve eti renginde değişimlere yol açmıştır. Meyve biyokimyasal özellikler, ana ve baba ebeveynlere göre değişim göstermiştir. Ayrıca türler arası melezlemenin tohum çimlenmesini etkilemediği belirlenmiştir. Araştırma bulgularımız sonucunda; meyve renginde ana ebeveynin etkili olduğu, meyve iriliğinde yabancı tozlamanın pozitif yönde etki yaptığı belirlenmiştir. Ayrıca pitayada meyve ve tohum özellikleri açısından metazenik ve zenik etkinin var olduğu düşünülmektedir. Bundan dolayı istenen verim ve kalite parametrelerine göre ana ve baba ebeveyn seçiminin doğrudan etkili olduğu ve plantasyonları oluştururken buna yönelik planlama yapılması gerektiği önerilmiştir.
Bazı avokado (Persea americana Mill.) anaçlarının in vitro koşullarda mikro çoğaltım olanaklarının araştırılması
Dünyada, başta Amerika, Güney Afrika ve Avustralya olmak üzere ticari avokado yetiştiriciliğinde klonal anaç kullanımı yaygınlaşmaya başlamıştır. Klonal anaç kullanımını arttıran nedenler arasında, genetik olarak homojen bireylerin elde edilmesi, biyotik ve abiyotik stres koşullarına dayanıklı olmaları, yüksek verim ve homojen meyve eldesi gösterilebilir. Türkiye'de ise klonal anaç konusu hala araştırma düzeyindedir. Ancak üretim alanlarının her geçen gün artması ve iklim değişikliğinin olumsuz etkileri göz önüne alındığında, biyotik ve abiyotik strese karşı dayanıklılıkları nedeniyle yakın gelecekte klonal anaç kullanımının Türkiye'de de kaçınılmaz hale geleceği öngörülmektedir. Bununla birlikte dünyada avokadonun mikro çoğaltımı konusunda hala sorunlar bulunmaktadır. Bu nedenle planlanan bu tez çalışmasında, dünyada yaygın olarak kullanılan ve yüksek ticari değere sahip 'Duke 7' ve 'Toro Canyon' klonal avokado anaçlarının mikro çoğaltım olanakları araştırılmıştır. Araştırmada başlangıç aşamasında en uygun temel besin ortamının belirlenmesi amacıyla dört farklı temel besin ortamı (WPM, MS, B5 ve DKW) denenmiştir. Sürgün çoğaltma aşamasında her bir anaç için en başarılı sonuçları veren temel besin ortamına farklı sitokinin tipleri (BAP ve mT) ile konsantrasyonları (1 ve 2 mg/L) uygulanarak etkileri araştırılmıştır. Köklendirme aşamasında mikro çeliklerin köklenmesini sağlamak amacıyla farklı oksin tipleri (IBA ve NAA) ile konsantrasyonları (0, 0.5, 1, 2 ve 3 mg/L) denenmiştir. Dış koşullara alıştırma aşamasında ise in vitro bitkiciklerin dış koşullara adaptasyon performansları değerlendirilmiştir. Temel besin ortamları denemesinde morfolojik parametrelere (canlılık oranı, sürgün uzunluğu, yaprak sayısı, sürgün gelişme durumu, kararma oranı, kallus oranı ve camlaşma oranı) ait veriler I., II. ve III. alt kültür aşamalarında değerlendirilmiş; fizyolojik parametrelere (yaprak alanı, yaprak yaş ve kuru ağırlığı ve SPAD değeri) ilişkin ölçümler ise sadece III. alt kültür aşamasında gerçekleştirilmiştir. Sitokinin tipleri ile konsantrasyonlarının sürgün gelişimi ve çoğaltımı üzerindeki etkileri incelenirken, temel besin ortamları denemesinde dikkate alınan tüm parametrelere ek olarak, sürgün sayısı da dikkate alınmıştır. Köklendirme aşamasında köklenme oranı, kök sayısı, kök uzunluğu, kök gelişme durumu ve kallus gelişme durumuna ait veriler köklenme ortamına transferden 6 hafta sonra değerlendirilmiştir. Dış koşullara alıştırma aşamasında ise in vitro bitkiciklerin dış koşullara alışma oranı, her iki anaç için bitkiciklerin in vitro koşullardan çıkarılarak Jiffy-7 tabletlere dikildiği tarihten 2 ve 6 hafta sonra belirlenmiştir. Araştırma bulguları, temel besin ortamları denemesinde tüm morfolojik ve fizyolojik parametreler birlikte değerlendirildiğinde, 'Duke 7' klonal anacı için en uygun temel besin ortamının WPM, 'Toro Canyon' klonal anacı için ise MS besin ortamı olduğu belirlenmiştir. Sürgün gelişimi ve çoğaltımında her iki klonal anaç için en uygun sitokininin BAP olduğu belirlenmiş, sürgün gelişiminin teşvik edilmesinde 1 mg/L, sürgün çoğaltımının arttırılmasında ise 2 mg/L konsantrasyonu en uygun düzey olarak tespit edilmiştir. Sürgünlerin morfolojik bütünlüğünün korunması ve kararma, kallus oluşumu ile camlaşma gibi bozuklukların en aza indirilmesinde her iki klonal anaç için sitokinin olarak mT, konsantrasyon olarak 1 mg/L en başarılı sonuçları vermiştir. Tüm fizyolojik parametreler için her iki klonal anaçta da en etkili sitokinin mT olarak belirlenmiş; optimum mT konsantrasyonu 'Duke 7' klonal anacı için 1 mg/L, 'Toro Canyon' klonal anacı için ise 2 mg/L olarak tespit edilmiştir. Köklendirme denemesinde her iki klonal anaç için de en etkili oksin tipinin IBA olduğu belirlenmiş ve 'Duke 7' klonal anacı için 1 mg/L, 'Toro Canyon' klonal anacı için ise 2 mg/L konsantrasyonu en uygun düzey olarak belirlenmiştir. Son aşama olan dış koşullara alıştırma aşamasında in vitro bitkicikler Jiffy-7 tabletlere dikimden 2 hafta sonra dış koşullara alışma başarı oranları 'Duke 7' klonal anacında %87.50, 'Toro Canyon' klonal anacında %81.25 olarak belirlenmiş, dikimden 6 hafta sonra bu oran 'Duke 7' klonal anacında %43.75 ve 'Toro Canyon' klonal anacında ise %31.75'e düşmüştür. Araştırma bulgularımız, klonal anaçların mikro çoğaltımında başarıyı arttırmak ve ticari üretime uygun, sağlıklı bitkiler elde edebilmek için her bir genotipine özgü besin ortamı, büyüme düzenleyiciler ve konsantrasyonlarının ayrı ayrı optimize edilmesi gerektiğini göstermiştir. Ayrıca dış koşullara adaptasyonun artırılmasına yönelik olarak aklimatizasyon sürecinin aşamalı geçişlerle desteklenmesi ve uygun sera koşullarında yürütülmesi, hayatta kalma oranlarını arttırma açısından önem arz etmektedir. Bu doğrultuda, gelecekte yürütülecek çalışmalarda genotipe özgü optimizasyon ve aklimatizasyon yaklaşımlarının geliştirilmesine odaklanılması önerilmiştir. Sonuç olarak her iki klonal anaç da mikro çoğaltım yöntemi ile başarıyla çoğaltılmış, fakat dış ortama transfer edildikten 6 hafta sonra, özellikle 'Toro Canyon' klonal anacında yaşama oranı, 'Duke 7'ye göre daha düşük saptanmıştır.
Saksı tipleri, mikoriza ve mikrobiyal gübre uygulamalarının pikan kök-taç morfo-fizyolojisi üzerine etkileri
Dünyada ve ülkemizde son yıllarda pikan meyvesinin bilinirliği ve tüketimi artmakta olup buna bağlı olarak da üretim alanında artışlar yaşanmaktadır. Bahçe tesis edilirken kullanılmak üzere adına doğru, sertifikalı, gelişimi güçlü olarak değerlendirilen sağlıklı fidan kullanımı tarımda iyi bir gelecek için büyük önem taşımaktadır. Pikan için fidan üretiminde en büyük sorun kök gelişimi ve saçak köklerin yoğunluğu olarak görülmektedir. Pikanın en büyük bitkisel özelliği kazık köke sahip olması ve saçak kök oluşumunun zayıf olmasıdır. Bu kazık kök fidan üretiminde hastalıktan ve virüsten ari fidan üretimi için dezavantaj olarak görülmektedir. Pikanda fidan üretimi özellikle ülkemizde sınırlı sayıda ve açık alanda yetiştirilmektedir. Açık alanda yapılan geleneksel fidan üretiminin özellikle bahçe tesis edilirken kısıtlı sürede dikim yapılma zorunluluğunu oluşturması en büyük dezavantaj olarak kabul görmektedir. Saksıda fidan üretiminde ise açık alana göre bakıldığında avantaj olarak görülen başlıca sebepler; kök gelişiminin iyileştirilmesi, her sezon satışının mümkün kılınması gibi sebepler sayılabilir. Fidan üretimi ile ilgili yapılan çalışmaların esasına dayanarak hava budamalı saksıların kullanılabilir durumda olması kök gelişimine fayda sağlayacak durumlardan biri olarak kabul görmektedir. Bu projede amaçlanmış olan pikanın kök morfolojisinde gelişimi iyi yönde sağlayarak saçak kök etkinliği arttırmak ve saksıda üretimi mümkün kılmaktır. Bu kapsamda hava budamalı saksıların kullanılması yanında ayrıca hem mikrobiyal gübre hem mikorizanın tek başına veya kombinasyonları ile yapılan uygulamalarla sadece kök morfolojisi değil bitki kök-taç morfo-fizyolojisi üzerine etkilerini araştırmak ve olumlu sonuçlar elde edilebilmesi sağlanmıştır. Proje ve uygulamalar Ocak-Ekim 2021 tarihleri arasında Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri bölümü uygulama seralarında gerçekleştirilmiştir. Çalışmamızda kullanılacak olan bitkisel üretim materyali olarak pikan türüne ait Wichita çeşidi tercih edilmiştir. Araştırmada dönemlere ve uygulamaların zamanlarına göre değişmekle birlikte, topraksız bitki besleme formülasyonu ile beraber 100 ml mikrobiyal gübre-1, 100 ml mikrobiyal gübre-2 köklere muamele edilerek uygulanmıştır. Mikoriza karışımı olarak ise trüf mantarı olarak bilinen mikorizadan 100 ml mikoriza solüsyonu olarak uygulanmıştır. Ayrıca bitkilere mikoriza ile mikrobiyal gübre-1 kombine edilerek 50 ml mikoriza+50 ml mikrobiyal gübre-1 uygulaması yapılmıştır. Deneme, tesadüf parselleri deneme deseni dikkate alınarak düzenlenmiş ve üç tekerrürlü, her tekerrürde beş pikan fidanı olacak şekilde planlaması yapılmıştır. Saksı ortamında fidan yetiştiriciliği için uygun olarak kabul edilen 2:1:1 oranında torf, perlit ve vermikülit karışımı kullanılmıştır. Değerlendirme aşamasında ise, ilk kotiledon yaprak çıkışı başladıktan sonra aktive edilmiş ve gelişim periyodu başladıktan itibaren (Haziran) büyüme dönemi boyunca (Ekim) devam etmiştir. Araştırmada; bitki gövde boyu, bitki gövde çapı, yaprak alan indeksi, fidanların kök, gövde ve yaprakların yaş ve kuru ağırlıkları çalışılacak parametreler olarak planlanmıştır. Araştırma sonucunda ortaya çıkan verilere göre topraksız fertigasyon uygulamaları ile birlikte verilen hem hava budamalı saksı tipinde hem standart saksı tipinde uygulanmış olan mikrobiyal gübre-1+mikoriza kombinasyonu olan uygulamanın bitki büyüme ve gelişmesi yanında özellikle kök morfo-fizyolojisinde önemli ölçüde olumlu etkilediği saptanmıştır. Mikrobiyal gübrenin ve mikorizanın tek başına uygulamaları ise beklenilen etkiyi vermemiştir. Yapılan ölçümlerin sonunda elde edilen verilere göre Mikrobiyal gübre-1+Mikoriza (VT) uygulamasının bitki gövde boyunun uzamasını teşvik etmesi (44cm) yanında, yaprak sayısını arttırmış ve kök bölgesinde yanal kök sayısını arttırarak projede hedeflenen amaçlar doğrultusunda pozitif yönde etki yapmıştır. Bu sonuçlar mikoriza kolonizasyonu ile mikrobiyal gübre-1 arasında doğru bir orantının (pozitif ilişkinin) olduğuna işaret etmektedir.
Farklı yetiştirme ve terbiye sistemlerinin passiflora (Passiflora L.)'da büyüme-gelişme, verim ve kalite üzerine etkileri
Dünya genelinde etkili olan küresel ısınma iklim kuşaklarında değişime yol açmaktadır. Bu değişimin, Türkiye Tarımı için bazı avantajlar oluşturabileceği düşünülmektedir. Bu avantajlardan bir tanesine, bölgemizde tropik meyve yetiştiriciliğinin gün geçtikçe yaygınlaşması gösterilebilir. Meyve yetiştiriciliğinin temeli ise adına doğru fidan kullanımı ile mümkündür. Bölgemizde daha önce adaptasyonu tamamlanmış tropik meyve türlerinden passiflora ve pitaya yetiştiriciliğine olan ilgi giderek artmaktadır. Bu ilginin artmasında, her iki türün çelikle kolaylıkla çoğaltılması rol oynamıştır. Ayrıca dikimden sonra aynı yıl içinde verime yatması ve bir yıl içinde iki defa ürün alınması nedenleriyle, denenen türler arasında passiflora yetiştiriciliğini daha ön plana çıkarmıştır. Bununla birlikte, açıkta passiflora yetiştiriciliğine uygun alanların Türkiye'de sınırlı olması, bu türün potansiyel olarak yaygınlaştırılmasının, ancak örtüaltı yetiştiriciliği ile mümkün olabileceği hipotezini gündeme getirmiştir. Buna ilave olarak, türün asma gibi terbiye sistemine ihtiyaç duyması ve terbiye sistemlerinin verim ve kaliteyi arttıracağı düşüncesini ortaya çıkarmıştır. Bu hipotezden yola çıkılarak planlanan bu tez çalışmasında, açık ve örtüaltı yetiştirme sistemleri ile çit, modifiye T ve Y terbiye sistemlerinin, passiflorada büyüme-gelişme, erkencilik, verim ve meyve kalite parametreleri üzerine etkisi araştırılmıştır. Araştırma, 2020-2022 yılları arasında Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesi Araştırma ve Uygulama Arazisi'nde yürütülmüştür. Araştırmada çeşit olarak ülkemizde tek tescilli çeşit olan 'Possum Purple' kullanılmıştır. Çelikle çoğaltılmış bitkiler, orman toprağı, torf, perlit ve hayvan gübresi (3:1:1:1) içeren 35 litre hacmindeki saksılara aktarılmıştır. Saksılar spagetti sulama sistemi ile sulanmıştır. Saksılara aktarılan bitkiler dikim şokunu atlatmaları için bir süre daha sera içerisinde bekletilerek eylül ayında açık ve örtüaltına aktarılmıştır. Yetiştirilen tüm bitkilerde 2 ana dal oluşumu sağlanmış, dalların hazırlanan terbiye sistemlerine göre fidan bağlama ipleri ile yönlendirmeleri yapılmıştır. Açık ve örtüaltında iklimsel veriler kayıt altına alınmış, ışık ölçümleri yapılmış ve tüm bitkilerde bitki gelişimi için en önemli kriterlerden olan gövde çap değerleri aylık olarak ölçülmüştür. Vejetasyon süresince bitkilerde açan çiçekler tarihlerine göre etiketlenmiş bitkilerde dikimden ilk çiçeklenmeye kadar geçen süre, meyve tutma oranı, çiçeklenmeden derime kadar geçen süre ile bitki başına ve dekara verim değerleri belirlenmiştir. Bunun yanı sıra derimi yapılan meyvelerde; meyve ağırlığı, meyve uzunluğu, meyve genişliği, indeks değeri, meyve hacmi, meyve doygun ağırlığı (meyve ağırlığı/hacim), meyve kabuk ağırlığı, kabuk kalınlığı, renk değerleri ile suda çözünebilir kuru madde (SÇKM) miktarı ve titre edilebilir asit (TEA) değerleri incelenmiştir. Ayrıca meyve suyunda şeker kompozisyonu, C vitamini miktarı, toplam karotenoid miktarı ve toplam fenolik madde miktarı ile antioksidan aktivite belirlenmiştir. Araştırma bulguları, vejetasyonun devam ettiği kış aylarında örtüaltı yetiştirme sistemindeki sıcaklıkların açık yetiştirme sistemine göre daha yüksek düzeyde seyrettiğini göstermiştir. Bu durum bitki büyüme ve gelişimi ile erkenciliği olumlu yönde etkilemiştir. Zira örtüaltı yetiştirme sistemi açığa göre önemli derecede (yaklaşık 30 gün) erkencilik sağlamıştır. Verim değerleri incelendiğinde, örtüaltı yetiştirme sisteminde verimin, açığa göre %37 oranında daha yüksek olduğu saptanmıştır. Terbiye sistemleri bakımından dekara verim değeri ise modifiye T sisteminde 313.62 kg/da ile diğer terbiye sistemlerinden daha yüksek belirlenmiştir. Meyve fiziksel özelliklerinden meyve ağırlığı ve uzunluk değerlerinin, örtüaltında açığa göre, terbiye sistemleri bakımından ise Y terbiye sisteminde daha yüksek belirlenmiştir. Tüketiciler açısından önem arz eden meyve doygun hacim ağırlığı, incelenen diğer fiziksel özelliklerin aksine açık yetiştirme sisteminde ve terbiye sistemi olarak ise çit terbiye sisteminde yüksek bulunmuştur. Kabuk ağırlığı, kabuk kalınlığı ve kabuk oranı örtüaltı yetiştirme sisteminde daha düşük belirlenmiştir. Bahsi geçen bu kriterler, denenen terbiye sistemlerinden modifiye T terbiye sisteminde daha düşük saptanmıştır. Meyve renk kriterleri yetiştirme sistemlerinden istatistiksel olarak etkilenmiş olup, en parlak, koyu renkli ve gösterişli meyveler örtüaltı yetiştirme sisteminden elde edilmiştir. Ancak, meyve rengi terbiye sistemlerinden etkilenmemiştir. İncelenen meyve kimyasal özelliklerinden SÇKM ve TEA miktarları örtüaltı yetiştirme sisteminde açığa göre daha yüksek belirlenmiştir. Terbiye sistemleri açısından SÇKM miktarı modifiye T ve çit terbiye sistemleri Y terbiye sistemine göre daha iyi sonuç vermiştir. Buna karşın, TEA miktarı denenen terbiye sistemlerinden etkilenmemiştir. İncelenen birçok meyve kalite parametrelerinde olduğu gibi şeker kompozisyonu örtüaltında daha yüksek belirlenirken buna karşın C vitamini miktarı, toplam karotenoid miktarı, toplam fenolik madde miktarı ve toplam antioksidan aktivite değeri açıkta daha yüksek saptanmıştır. Biyokimyasal kriterler terbiye sistemleri açısından değerlendirildiğinde ise Y terbiye sisteminde (fruktoz ve toplam karotenoid hariç) daha yüksek belirlenmiştir. Araştırma bulgularımız sonucunda; incelenen tüm parametreler göz önüne alındığında Antalya'nın (Alanya ve Gazipaşa dışında) açıkta muz yetiştiriciliğinin yapılamadığı lokasyonlarda, passiflora için yetiştirme sistemi olarak örtüaltı, terbiye sistemi olarak ise verim bakımından modifiye T ve meyve kalite kriterleri açısından ise Y terbiye sistemi önerilmiştir.
Farklı biyogübre uygulamalarının cavendish grubu muz çeşitlerinde (Musa spp. AAA) büyüme-gelişme, verim ve bazı meyve kalite parametreleri üzerine etkileri
Günümüz tarımsal üretim modellerinde, birim alandan elde edilen verim ve buna bağlı olarak kaliteyi arttırmak amacıyla, kimyasal gübrelerin kullanımı oldukça yaygındır. Ancak bu durumun çevre, toprak ve su kirliliği gibi birtakım sorunları da beraberinde getirdiği göz ardı edilmemelidir. Muz, C-4 bitkisi olması nedeniyle, vejetasyon periyodu boyunca topraktan yüksek miktarda bitki besin maddesi kaldırmaktadır. Bununla birlikte, son yıllarda gübre maliyetlerinin artması, üretim maliyetlerini arttırmış ve üreticiler alternatif yöntemlerin arayışı içine girmişlerdir. Bu kapsamda biyogübre kullanımı ön plana çıkmaya başlamıştır. Fakat muzda günümüze kadar gerçekleştirilen çalışmalarda biyogübrelerin kullanımına yönelik detaylı bir araştırmaya rastlanmamıştır. Bu nedenlerle planlanan bu araştırmada, farklı biyogübre uygulamalarının örtüaltında yetiştirilen iki farklı muz çeşidinin bitki büyüme-gelişme, verim ve bazı meyve kalite parametreleri üzerine etkilerinin araştırılması planlanmıştır. Araştırma, 2022-2023 yılları arasında Antalya Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Araştırma ve Uygulama arazisinde yürütülmüştür. Araştırmada, doku kültürü ile çoğaltılmış Grand Nain ve Williams muz çeşitleri kullanılmıştır. Bu amaçla, araziye dikim öncesi muz fidanlarının köklerine bandırma yöntemiyle Biyogübre I (Mycorrhiza, Trichoderma spp ve Bacillus spp.), Biyogübre II (Bacillus amyloliquefaciens, Bacillus pumilus, Bacillus Subtilis, Bacillus licheniformis, Bacillus megaterium, Trichoderma harzianum, Trichoderma konigii) ve Biyogübre III (Pseudomonas fluorescens, Paenibacillus polymyxa, Bacillus megaterium, Pantoea agglomerans) inokülasyonu yapılmıştır. Muzların dikimi, Nisan 2022'de gerçekleştirilmiş ve yetiştirme periyodu boyunca sera iç ve dış ortam sıcaklıkları düzenli olarak kayıt altına alınmıştır. Araştırmada, morfolojik ve fenolojik özellikler ile verim bileşenleri ve verime ait sonuçlar incelenmiştir. Araştırma bulguları, yetiştiriciliğin devam ettiği kış aylarında sera iç ortam sıcaklığı ve oransal nem değerlerinin, sera dış ortamına göre daha yüksek seyrettiğini göstermiştir. Bu durum bitkilerin büyüme ve gelişmesi üzerine olumlu etki yaratmıştır. Biyogübre I uygulaması her iki çeşidinde tarak ve parmak sayısını arttırmıştır. Grand Nain çeşidinin parmak uzunluğu Williams çeşidinden daha yüksek belirlenmiştir. Biyogübre III uygulamasının her iki çeşidinde parmak uzunluğunu arttırdığı tespit edilmiştir. Parmak uzunluğu, kontrol uygulamasında 20.92 cm, Biyogübre III uygulamasında ise 22.06 cm belirlenmiştir. Ayrıca Biyogübre III, incelenen parametrelerden, parmak ağırlığı, SÇKM, hevenk ağırlığı ve hevenk oluşumundan derime kadar geçen süre bakımından da daha iyi sonuç vermiştir. Araştırma sonucunda dekara verim, Biyogübre III uygulamasında 4.54 ton, Kontrol uygulamasında ise 3.74 ton olarak belirlenmiştir. Bütün sonuçlar göz önüne alındığında, biyogübre uygulamalarının kontrole kıyasla daha iyi sonuçlar verdiğini söyleyebiliriz.
Farklı plastik örtülerin Cavendish grubu muzlarda (Musa spp. AAA) büyüme, verim ve kalite üzerine etkileri
Plastik örtüler, cam ve bazı diğer örtü materyallerine göre daha ucuz olması ve teknolojik açıdan farklı özelliklere sahip örtü materyallerinin (UV ve IR katkılı, antifog özelliğe sahip vb.) üretilmesi, örtü materyali olarak plastiğe ilgiyi arttırmıştır. Türkiye'de son yıllarda, örtüaltı muz yetiştiricilik alanlarında ve buna bağlı olarak muz üretiminde önemli gelişmeler olmuştur. Bu durumu, özellikle nano teknoloji ile üretilen ve farklı özelliklere sahip plastiklerin kullanımını ön plana çıkarmaya başlamıştır. Bu nedenle planlanan bu çalışmada, geleneksel plastik örtü (plastik örtü tipi I) ile nano teknoloji ile üretilen plastik örtü (plastik örtü tipi II) tipinin, iki farklı muz çeşidinde, büyüme ve gelişme ile verim ve bazı kalite parametreleri üzerine etkilerinin araştırılması planlanmıştır. Çalışma 2022-2023 yılları arasında Akdeniz Üniversitesi, Ziraat Fakültesi Araştırma ve Uygulama arazisinde Grand Nain ve Williams muz çeşitleri üzerinde yürütülmüştür. Araştırmada; gövde yüksekliği, gövde çevresi, toplam yaprak sayısı, aktif yaprak sayısı, hevenk sapı çevresi gibi bazı morfolojik özelliklerin yanında, hevenk oluşumundan derime kadar geçen süre (meyve gelişme süresi) ile tarak sayısı, parmak sayısı, hevenk ağırlığı, dekara verim gibi özellikler incelenmiştir. Ayrıca meyvelerde hasattan sonra parmak ağırlığı, parmak çevresi ve parmak uzunluğu gibi bazı fiziksel özellikler dikkate alınmıştır. Meyvelerde olgunlaşmadan sonra ise parmak ağırlığı, kabuk ağırlığı, meyve eti ağırlığı, kabuk kalınlığı, kabuk oranı, meyve eti oranı, meyve eti sertliği, SÇKM ve meyve kabuk rengi gibi fiziksel ve pomolojik özellikler incelenmiştir. Araştırma sonuçlarına göre; sıcaklık ve oransal nem plastik örtü tipi II, plastik örtü tipi I'e göre daha yüksek bulunmuştur. Ayrıca plastik örtü tipi II, incelenen parametrelerden, parmak ağırlığı, SÇKM, hevenk ağırlığı, verim ve hevenk oluşumundan derime kadar geçen süre bakımından da plastik örtü tipi I'e göre daha iyi sonuç vermiştir. Dekara verim, plastik örtü tipi I'de 3.90 ton/da ve plastik örtü tipi II'de ise 4.07 ton/da olarak belirlenmiştir. Araştırma bulguları sonucunda, denenen plastik tiplerinden plastik örtü tipi II kullanılması tavsiye edilmektedir.
Pitaya (Hylocereus spp.)da yabancı tozlamanın verim ve kalite üzerine etkisi
Pitaya, ülkemiz için henüz yeni bir tür olmasına rağmen, dikimden bir yıl sonra meyveye yatması, görünüşünün ilgi çekici olması, yüksek fiyatla satılması, üretim fazlasının olmaması ve ihracat şansının olması, bu türde kapama bahçe sayısını arttırmıştır. Kapama bahçe sayısının artması ile birlikte, bahçe tesisi, döllenme biyolojisi, kültürel uygulamalar ve muhafaza konularında bilimsel eksiklikler olduğu ortaya çıkmıştır. Bu nedenle planlanan bu araştırmada, Türkiye koşullarına adapte olmuş, kendine kısır bir çeşit olan 'Bloody Mary' (Hylocereus polyrhizus) çeşidi için en uygun tozlayıcı çeşit/çeşitler ile tozlama zamanın belirlenmesi amaçlanmıştır. Buna ilave olarak, gelecekte yapılacak ıslah çalışmalarına bir temel oluşturması açısından, her bir tozlama kombinasyonunda tohumların çimlenme durumları da ortaya konmuştur. Araştırmada tozlayıcı çeşit olarak 'Cosmic Charlie' (Hylocereus undatus), 'Red Jaina' (Hylocereus polyrhizus) ve 'White Jaina' (Hylocereus undatus) pitaya çeşitleri kullanılmıştır. Tozlama zamanı olarak ise saat 22.00, 24.00 ve 06.00 olmak üzere üç farklı tozlama zamanı seçilmiştir. Araştırmada; meyve tutum oranı, meyve gelişme süresi, meyve fiziksel özellikleri (meyve ağırlığı, eni, boyu, kabuk kalınlığı, meyve eti sertliği), tohum sayısı, suda çözünebilir kuru madde miktarı (SÇKM), meyve kabuk ve meyve et rengi parametreleri incelenmiştir. Meyvelerin deriminden sonra ise her bir tozlama kombinasyonunda, tohum ekiminden sonra çimlenme oranı, ortalama çimlenme süresi, çimlenme enerjisi ve çimlenme indeksi belirlenmiştir. Araştırma bulguları, meyve tutum oranının tozlayıcı çeşitlere göre değiştiğini göstermiştir. 'Red Jaina' ve 'White Jaina' çeşitlerinde tüm tozlama saatlerinde meyve tutum oranı %100 ve 'Cosmic Charlie' çeşidinde ise %42 olarak belirlenmiştir. Meyve tutumu açısından en uygun tozlama saati, 24.00 olarak belirlenmiş ve bunu 06.00 izlemiştir. Meyve ağırlığı tozlayıcı çeşitlere göre farklılık gösterirken, tozlama saatlerinden etkilenmemiştir. En yüksek meyve ağırlığı, saat 22.00'da 'Red Jaina' çeşidi ile yapılan tozlamada ve en düşük meyve ağırlığı ise saat 22.00'da 'Cosmic Charlie' çeşidi ile yapılan tozlamada kaydedilmiştir. Tozlayıcı çeşitler, meyve fiziksel özelliklerini etkilerken, tozlama saati meyve fiziksel özelliklerinde bir farklılık yaratmamıştır. En yüksek meyve eni ve boyu değerleri 'Red Jaina' çeşidi ile saat 22.00'da yapılan tozlamadan elde edilmiştir. Meyve iriliği ile tohum sayısı arasında bir ilişkinin olduğu ve en yüksek tohum sayısının meyve iriliğinde olduğu gibi 'Red Jaina' çeşidi ile yapılan tozlamadan elde edildiği saptanmıştır. Suda çözünebilir kuru madde miktarı, meyve ağırlığında olduğu gibi %17.14 ile 'Red Jaina' çeşidinde saat 22.00'da yapılan tozlamada ve en düşük ise %12.73 ile 06.00'da 'Cosmic Charlie' ile yapılan tozlamada kaydedilmiştir. Meyve kabuk rengi kroma (C*) değerine tozlayıcı çeşit ve tozlama saatlerinin etki ettiği kaydedilmiştir. Meyve kabuk renginin Hue (h) açı değerlerini ise tozlayıcı çeşitlerin etkilemediği, sadece tozlama saatlerinin etkilediği saptanmıştır. Meyve et renginin kroma (C*) değerini, meyve kabuk renginde olduğu gibi tozlayıcı çeşitler ve tozlama saatleri etkilemiştir. En koyu meyve et rengine sahip meyveler, Cosmic Charlie' çeşidi ile yapılan tozlamada saptanmış ve bunu Red Jaina' ve 'White Jaina' çeşitleri izlemiştir. Farklı tozlayıcı çeşit ve tozlama saatlerine ait tüm kombinasyonlarda çimlenme oranı %100 olarak kaydedilmiştir. Buna karşılık çimlenme süresi, enerjisi ve indeksi tozlayıcı çeşit ve tozlama saatlerine göre farklılık göstermiştir. Araştırma bulguları sonucunda, Bloody Mary çeşidi için en uygun tozlayıcılar 'Red Jaina' ve 'White Jaina' olarak belirlenmiştir. Meyve tutumu, iriliği ve kalitesi açısından en uygun tozlama zamanı saatleri 22.00 ve 24.00 olarak kaydedilmiştir. Tozlayıcı çeşitlerden, 'Cosmic Charlie' ve 'White Jaina' ana çeşit ile farklı alt tür içerisinde yer almasına rağmen, alt türler arası tozlama tohum çimlenmesi açısından bir sorun yaratmamıştır. Bu durum, pitayada gelecekte yapılacak melezleme ıslahı çalışmaları açısından ümitvar bulunmuştur.
Pitaya (Hylocereus spp.)'da fidan yetiştiriciliği üzerinde araştırmalar
Türkiye'de tropik meyve türlerinin yetiştiriciliğine olan ilgi son yıllarda artmaya başlamıştır. Farklı tropik meyve türleri ile yapılan adaptasyon çalışmalarında, pitaya üretici ve tüketici açısından yetiştiricilikte en dikkat çekici türler arasında gösterilmiştir. Bu türün yetiştiriciliğinin yaygınlaşmasını sınırlandıran en büyük faktörler arasında ise yetersiz ve adına doğru üretim materyalinin henüz ülkemizde istenen düzeyde olmaması gösterilebilir. Bu nedenlerle planlanan bu çalışmada, ülkemize adaptasyonu başarı ile sağlanmış Bloody Mary ve Cosmic Charlie çeşitlerinin çelikle çoğaltılması ve fidan yetiştiriciliği konularına açıklık getirilmesi planlanmıştır. Araştırma çeliklerin köklendirilmesi ve fidan yetiştiriciliği olmak üzere 2 aşamadan oluşmaktadır. Çelikle köklendirmede, farklı uygulamaların (kontrol, 3000 IBA, 5000, 10000 ve 15000 ppm bakteri) ve fidan yetiştiriciliğinde ise farklı gübre uygulamalarının (kontrol, kimyasal, deniz yosunu, hayvansal aminoasit ve solucan gübresi) iki pitaya çeşidinde fidan yetiştiriciliği üzerine etkileri araştırılmıştır. Köklendirmede 15-25 cm boyunda çelikler kullanılmış ve köklenmeden sonra çeliklerdeki canlılık oranı, köklenme oranı, primer kök sayısı, kök uzunluğu ve kök kalınlığı üzerine uygulamaların etkileri incelenmiştir. Köklenmeden sonra çelikler 1-1-1-2 oranında torf-perlit-pomza-toprak karşımı içeren 10 litrelik saksılara transfer edilmiştir. Fidan yetiştiriciliğinde ise kimyasal, deniz yosunu, hayvansal aminoasit ve solucan gübresi uygulamalarının fidan kalitesi parametreleri (sürgün sayısı, sürgünlerin çelik boyuna gelme süresi, sürgün çıkış tarihleri) üzerine etkileri incelenmiştir. Canlılık oranı ve köklenme oranı üzerine3.000 ppm IBA uygulaması ön plana çıkarken, kök kalite parametrelerinde 15000 ppm bakteri uygulaması daha iyi sonuç vermiştir. Ayrıca bakteri dozu arttıkça kök parametrelerinin pozitif yönde etkilendiği tespit edilmiştir. Fidan yetiştiriciliği ile ilgili çalışmada ise sürgün sayıları, sürgünlerin çelik boyuna gelme süresi, sürgün çıkış tarihleri üzerine kimyasal gübre ve hayvansal aminoasit uygulamalarının daha etkili olduğu saptanmıştır. Araştırma sonucunda, her iki pitaya çeşidinde çelikle köklendirmede 3000 ppm IBA ve 15000 ppm bakteri uygulamaları, fidan yetiştiriciliğinde ise hayvansal aminoasit ve kimyasal gübre uygulamaları tavsiye edilmiştir.
Bazı turunçgil tür ve çeşitlerinde mutasyon ıslahıyla elde edilen genotiplerin soğuğa toleranslarının biyokimyasal analizlerle değerlendirilmesi
ÖZET BAZI TURUNÇGİL TÜR VE ÇEŞİTLERİNDE MUTASYON ISLAHIYLA ELDE EDİLEN GENOTİPLERİN SOĞUĞA TOLERANSLARININ BİYOKİMYASAL ANALİZLERLE DEĞERLENDİRİLMESİ Birçok turunçgil çeşidi doğal mutasyonlarla oluşmuş ve yeni çeşitler bu mutantların vejetatif çoğaltımıyla elde edilmiştir. Zira turunçgil türlerinde poliembryoni, yabancı tozlanma, yüksek heterozigoti ve kısırlık gibi nedenlerden dolayı klasik ıslah yöntemlerinden melezleme ıslahı ile yeni çeşitler geliştirilmesi, yoğun emek ve masraf gerektirmekte bazen de mümkün olamamaktadır. Bu nedenle son yıllarda dünyada ve ülkemizde turunçgil çeşitlerinin geliştirilmesinde pazar, üretici ya da tüketici tarafından kabul görmüş bir çeşidin olumlu özelliklerini koruyarak, bir ya da birkaç olumsuz özelliklerini değiştirebilen yapay mutasyon ıslahı yöntemi yoğun olarak kullanılmaktadır. Bu hipotezden yola çıkılarak yürütülen bu çalışmada, Moro portakalı, Interdonato limonu ve Meksika laymı çeşitlerinde yapay mutasyon ıslahı yöntemi uygulanarak Etkili Mutagen Dozunun (EMD) belirlenmesi ve bu dozlar kullanılarak oluşturulan populasyonunda varyasyon yaratarak soğuğa toleranslı yeni genotiplerin elde edilmesi amaçlanmıştır. Araştırmada materyal olarak, Moro portakalı, Interdonato limonu ve Meksika laymı çeşitleri kullanılmıştır. Tüm türlere ait çeşitlerde, varyasyon yaratarak yeni çeşitler geliştirmek amacı ile üzerinde aşı gözleri bulunan sürgünlere akut Kobalt 60 (60Co) kaynağından farklı dozda [30, 40, 50, 60, 70, 80 Gray (Gy)] gama ışını uygulanmıştır. Daha sonra ışınlanmış aşı gözleri T göz aşısı tekniği ile Yerli turunç anacı üzerine aşılanmıştır. Bu araştırma üç aşamadan oluşmuştur. Araştırmanın birinci aşamasında, turunçgil çeşitlerinin her biri için EMD belirlenmiş ve belirlenen bu dozla ana populasyonu oluşturmak üzere aşı gözlerine gama ışını uygulanarak M1V1 populasyonu oluşturulmuştur. Araştırmanın ikinci aşamasında, M1V1 populasyonu klonal olarak çoğaltılarak M1V2 ve M1V3 populasyonları oluşturulmuştur. Daha sonra, ön seleksiyon kriterlerine göre her bir turunçgil çeşidinden 10 adet mutant adayı birey belirlenmiştir. Son aşamasında da ise turunçgil çeşitlerinin her birinden seçilen mutant adayı bireyler ve kontrol bireylerinde yaprak oransal su içeriği, klorofil içeriği, toplam çözünebilir protein miktarı, membran geçirgenliği belirlenmiştir. Ayrıca üç farklı dönemde prolin konsantrasyonu ile iyon sızıntı yöntemiyle yapay don testleri yapılarak, seçilmiş mutant adaylarının durumu değerlendirilmiştir. Araştırma sonucunda; EMD sırasıyla Moro portakalı çeşidinde 68 Gy, Interdonato limonunda 50 Gy ve Meksika laymında ise 45 Gy olarak belirlenmiştir. İncelenen fizyolojik özellikler bakımından gama ışını uygulamasının turunçgil türlerine ait genotiplerde aşı tutma oranının düştüğü, sürgün boyunun ve boğum aralıklarının kısaldığı görülmüştür. Seçilen mutant adayları biyokimyasal analizler bakımından incelendiğinde, türlerde genel olarak kontrol bitkilerine göre yaprak oransal su içeriği bakımından Moro portakalında M-5, Meksika laymında L-9 genotiplerinde arttığı, Interdonato limon genotiplerinin tamamında düştüğü kaydedilmiştir. Klorofil içeriği, Moro portakalı genotiplerinde genel olarak düşüş gösterirken, Interdonato limonunda I-3 genotipinde, Meksika laymında ise L-7, L-8 ve L-9 genotiplerinde artış kaydedilmiştir. Toplam çözünebilir protein konsantrasyonu bakımından M-10, M-3, M-1, Interdonato genotiplerinde I-3, Meksika laymı genotiplerinde ise L-2 genotipinde yükseldiği belirlenmiştir. Bitkilerde prolin birikimi türlere göre farklılık göstermiş ve en düşük M-5, I-5 ve L-9 genotiplerinde tespit edilmiştir. Don testlerinde M-5 genotipinin düşük sıcaklık toleransı -4.11C, I-4 genotipinde -3.51C ve L-8 ise -2.91C olarak belirlenmiştir. Araştırma bulguları sonucunda, EMD, biyokimyasal özellikler ve düşük sıcaklıklılara toleransın türlere göre farklılık gösterdiği belirlenmiştir. ANAHTAR KELİMELER: Citrus, Don testi, EMD, Interdonato limonu, Meksika laymı, Membran zararı, Moro portakalı, Prolin, Protein, Yapay mutasyon, Yaprak su içeriği.
Bazı guava genotiplerinin karakteristik özelliklerinin belirlenmesi ve melezleme olanaklarının araştırılması
Tropik meyve türlerinin yetiştiriciliğine olan eğilimler, son yıllarda ülkemizde artış göstermeye başlamıştır. Bu meyve türleri ile ilgili olarak ülkemizde yürütülen adaptasyon çalışmalarında, guava soğuğa dayanıklılık özelliği ile ön plana çıkan tür olarak belirlenmiştir. Bu durum, ülkemiz koşullarında guava yetiştiriciliğinin diğer türlere göre daha risksiz olarak yapılabileceği sonucunu doğurmuştur. Ülkemizde sadece guava yetiştiriciliğine özgü kapama bahçeler bulunmamaktadır. Yetiştiriciliği yapılan genotiplerin ise önemli bir kısmı tohumla çoğaltılmış ve açılım (heterozigoti) göstermiştir. Bu durum ise genotipler arasında olgunlaşma zamanı, irilik, meyve şekli ve rengi bakımından farklılıklara neden olmuştur. Bu nedenle planlanan bu çalışmada, bu farklılığı avantaja dönüştürebilmek için Mersin ve Antalya'nın farklı ilçelerinde genotiplerin seleksiyonu, karakteristik özelliklerinin değerlendirilmesi ve tartılı derecelendirmeye göre ticari değeri olan genotiplerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Ayrıca melezleme çalışmalarına da yer verilerek karşılıklı tozlama, kendileme ve açık tozlanmanın meyve tutumu üzerine etkileri incelenmiştir. Melezleme kombinasyonu sonucunda elde edilen meyvelerde, meyve et rengine göre tohum çimlendirme çalışmaları da yapılmıştır. Genotiplerin karakteristik özelliklerinin değerlendirilmesine yönelik yürütülen çalışmada, UPOV'da yer alan kriterlerinin bazıları dikkate alınmıştır. Morfolojik özelliklerde 10 kriter (ağaç dal durumu ve yaprak özellikleri), pomolojik özelliklerde ise 18 kriter (meyve fiziksel ve kimyasal özellikleri) değerlendirilmeye alınmıştır. Umut var genotiplerin belirlenmesinde ise tartılı derecelendirme yapılmış ve bu değerlendirmede meyve pomolojik özellikleri dikkate alınmıştır. Genotiplerin yakınlık derecelerinin belirlenmesinde ise temel bileşen analizi (PCA) ve hiyerarşik kümeleme analizi (HCA) yapılmıştır. Melezleme ile yürütülen çalışmada pembe ve beyaz meyve etine sahip genotipler arasında karşılıklı tozlama, kendileme ve açık tozlama çalışmaları yapılmıştır. Melezleme sonucunda meyve tutum oranları melezleme kombinasyonlarına göre belirlenmiştir. Tohum çimlendirme çalışmalarında ise çimlenme oranı, süresi, enerjisi ve indeksi meyve et rengine göre belirlenmiştir. Mersin ve Antalya illerinin farklı lokasyonlarında 550'den fazla guava genotipi gözlemlenmiş ve bunlardan ticari değeri olan 28 genotip değerlendirmeye alınmıştır. Genotipler incelendiğinde morfolojik özellik bakımından ağaç dal durumları % 45 oranında dik bulunmuş, yapraklarda ise %40 oranında en fazla mızrak şekilde olduğu saptanmıştır. Meyve pomolojik özelliklerde ise en dikkati çeken özellik meyve ağırlığı ve meyve tohum sayısı olmuştur. Tiplerin ticari değerinin ortaya konmasında morfolojik özelliklerden ziyade pomolojik özelliklerin ön plana çıktığı kaydedilmiştir. Yapılan temel bileşenler analizine (PCA) göre 28 genotip dört farklı grupta toplanmıştır. Melezleme çalışmalarında ana ebeveyn olarak pembe meyve etli genotiplerin kullanılması, beyaz tiplere göre daha başarılı bulunmuştur. Melezleme kombinasyonlarında ise en yüksek başarı oranı %90 ile açık tozlama çalışmasında belirlenmiştir. Tohum çimlendirme çalışmalarında ise melezlemede olduğu gibi pembe genotiplerin tohumlarının çimlenme oranı daha yüksek kaydedilmiştir. Bu oran pembe genotiplerde %71 (1505 adet) ve beyaz genotiplerde ise %29 (615 adet) olarak kaydedilmiştir. Tohum çimlendirme çalışmalarında melezlemeler sonucu elde edilen tohumlar ana ebeveynin meyve et rengine göre çimlenme oranı, süresi, enerjisi ve indeksi belirlenmiştir. Çalışma sonuçlarına göre pembe tiplerin (%71) tohumlarının, beyaz tiplere (%29) göre çimlenme oranı daha yüksek bulunmuştur. Araştırma sonucunda tartılı derecelendirmeye göre ilk beşe giren tipler sırasıyla P2-S1-A3 (74 puan), AHR-A10 (71 puan), P1-S13-A1 (70 puan), P3-S7-A2 (68 puan) ve P1-S12-A1 (66 puan) ticari değer yaratabilecek umut var tipler olarak belirlenmiştir. Umut var tiplerden P2-S1-A3 ile AHR-A10 PCA ve HCA analizlerinde bağımsız grup olarak yer almıştır.