Theses supervised by Prof. Dr. Hasan Tutar
11 theses · Bolu Abant İzzet Baysal University, Sakarya University
Halkla ilişkilerde dijital dönüşüm: Büyükşehir belediyeleri web sitelerinin dijital hakla ilişkiler açısından incelenmesi
Dijital dönüşüm hayatın her alanını etkilemektedir. Birey ihtiyaçlarının önemli bir kısmını dijital platformlardan karşılamaktadır. Bu kapsamda dijital dönüşüm, kurumlara belirli avantajların yanında dikkate alınması gereken sorumluluklar yüklemektedir. Dijital dönüşüm sürecinde ilk gözlemlenmesi gereken yerlerden biri merkezi ve yerel yönetimlerdir. Bu kapsamda belediyelerin dijital dönüşüme ayak uydurarak, seçmenleri ile bağlantı kurmaları ve çevrimiçi varlıklarının incelenmesi önemli bir konu haline gelmektedir. Belediyeler dijital dönüşümün avantajlarından yararlanırken etkili iki yönlü iletişim kurmalı, halkın katılımını sağlamalı, vatandaşının ihtiyaçlarını karşılamalı ve şeffaflığı oluşturmalıdır. Bu doğrultuda çalışmanın amacı dijital platformlardan çıkar sağlayan her türlü kurumun aynı zamanda belirli sorumluluklara sahip olduğunu ortaya koymayı amaçlamaktadır. Çalışma, büyükşehir belediye web sitelerinin kapsamlı bir analizini yaparak, yerel yönetim halkla ilişkilerinin dijital dönüşümüne nasıl uyum sağladığını daha derinlemesine anlamayı hedeflemektedir. Araştırmada yorumlayıcı içerik analizi tekniği kullanılmıştır. İlk olarak veriler AChecker ve WAVE gibi web erişilebilirliği değerlendirme araçlarından yararlanılmıştır. Tüm büyükşehir belediyelerinin web siteleri değerlendirmelere tabii tutulmuş ve sonuçlar tablolaştırılmıştır. WCAG 2.0 ve WCAG 2.1 kılavuzluğuna uygunlukları test edilmiştir. Kontrast hataları ve uyarılar verileri yine WAVE aracı ile test edilerek sonuçlar tablo ve grafikler ile sunulmuştur. Son olarak tüm büyükşehir belediyeleri "dijital halkla ilişkiler beceri sınıflandırma formu" ile ölçülmüştür. Sonuç olarak belediyelerin dijital dönüşümün henüz erken aşamalarında olduğunu ve kamu paydaşlarıyla etkileşim kurmak için dijital platformların potansiyelinden tam olarak yararlanamadıklarını göstermektedir. Büyükşehir belediyeleri gelişmiş dijital teknolojileri benimsemişken, dijital dönüşüme tam anlamıyla uyum sağlamamış, eski ve statik web tasarımlarına güvendiği ve seçmenleriyle etkili bir şekilde etkileşim kurma yeteneklerini sınırlandığı düşünülmektedir.
Aile işletmelerinde strateji belirleme sürecinin karar modelleri açısından incelenmesi
Bu tezin amacı, aile işletmelerinin strateji belirleme süreçlerinin karar modelleri açısından incelemesi yapılarak strateji ile karar verme arasındaki bağlantıları yakalamaktır. Bu çalışma ile Sakarya ilindeki aile işletmelerinin yönetim süreçlerinde yaşadıkları olumsuzlukların azaltılmasında olumlu bir katkı sağlanması hedeflenmektedir. Strateji Belirleme Sürecinin Karar Modelleri Açısından İncelenmesini konu edinen araştırmanın temel sorusu; "Sakarya ilinde imalat işleriyle uğraşan Aile İşletmelerinde Strateji Belirleme Sürecini, Karar verme Modellerinin açıklama potansiyeli nedir?" sorusunu cevaplandırmaktır. Dünyadaki işletmelerin %65 ila %80'inin aile işletmesi olduğu (Bakan ve diğerleri, 2006:332) fakat Türkiye'de bu oranın dünya ortalamasın çok üzerinde (%95) olduğu bilinmektedir. Bu bağlanma araştırmamızın kapsamı, Sakarya ilinde faaliyet gösteren, parça, makine, gıda ekipman elektrik, inşaat sektörleri içinde imalat yapan, limited ve anonim şirket statüsünde yapısal özellikleri olan ve imkanlarımız nispetinde inceleme imkânı bulabildiğimiz aile işletmeleridir. Örnekleme açısından Sakarya Sanayi Endüstrisinde söz sahibi beş farklı lokasyonda faaliyet gösteren beş farklı sektörden beş farklı işletme seçilmiştir. Birinci bölümde aile işletmesi ve strateji belirleme ile ilgili kavramsal çerçeve çizilmiş, aile işletmelerinin yönetim yapıları, kurumsallaşma araçları, strateji oluşturma ve yönetme uygulamaları ve strateji analiz yöntemleri incelenmiştir. İkinci bölümde ise karar verme süreçleri ve karar verme modelleri açıklanarak aile işletmelerinde karar vermenin aşamaları aktarılmıştır. Üçüncü bölümde ise çoklu örnek olay yöntemi ile doğrudan görüşmelerde elde edilen bulgulardan elde edilen sonuçlar çözümlenerek, aile işletmelerinde strateji belirleme ve karar verme teknikleri kullanımı arasındaki bağlantıların, strateji belirleme ve karar verme eylemleri arasındaki bağlantı analiz edilmiştir. Araştırmada derinlemesine görüşmeler ile elde edilen verilerin değerlendirilmesi bakımından içerik analizinin uygun olduğuna karar verilmiştir. Bu çalışmada saha çalışması ile elde edilen verilerin içeriği Voyant Tools ve MAXQDA nitel analiz programları ile analiz edilmiştir. Araştırmanın sonucu olarak; örnek olaylar bağlamında kullandıkları karar verme modellerinin, strateji belirleme süreçlerini özellikle maliyet teması üzerinden açıklayabilir olduğuna dair bulgulara rastlanmıştır. Strateji yönetimi ile karar verme eylemleri arasındaki bağlantıyı değerler, ürün/hizmet, sermaye ve iş gücü faktörleri sağlamaktadır ve aile bağları ile yönetim kabiliyeti faktörleri strateji yönetimine özellikle etki etmektedir.
Yönetsel yetkinliklerin geliştirilmesinde e-öğrenmenin başarısını etkileyen faktörler; Katılım bankacılığı sektöründe bir durum çalışması
Bu tezin amacı, bankacılık sektöründe yönetici ve yönetici adaylarının mevcut ve potansiyel yönetsel yetkinliklerinin geliştirilmesi sürecinde e-öğrenmenin başarısını doğrudan etkileyen kritik başarı faktörlerini keşfetmektir. Bu çalışma ile öğrenme amaç ve hedeflerine ulaşma sürecinde ortaya çıkan beşeri, teknolojik, eğitsel ve kurumsal nitelikteki e-öğrenme engellerinin tespit edilmesi hedeflenmektedir. Başarılı bir e-öğrenme sürecinin tasarımını konu edinen bu çalışmanın temel sorusu; "Yönetsel yetkinliklerin geliştirilmesinde e-öğrenmenin başarısını etkileyen kritik faktörler nelerdir?" olarak belirlenmiştir. Çalışmanın kapsamı, Kuveyt Türk Katılım Bankası A.Ş. (Kuveyt Türk) ile sınırlandırılmıştır. Kuveyt Türk A.Ş., Türkiye Katılım Bankaları Birliği 2017 yılı son çeyrek verilerine göre Türkiye' de hâlihazırda altı katılım bankası içinde toplam istihdamın % 38' ini karşılamaktadır. Katılım bankalarının çeşitliliği ve sayılarının çokluğu, öngörülen çalışma süresi kısıtları altında, böyle bir sınırlandırmaya gidilmesini zorunlu kılmıştır. Araştırmanın örneklemi, Kuveyt Türk' te e-öğrenme uygulamasında yönetsel yetkinliklerin geliştirilmesi eğitimlerine katılan yöneticiler arasından ve amaçlı örneklem yöntemlerinden kritik durum örneklemesi kullanılarak seçilmiş 8 birim yöneticisinden oluşmaktadır. Birinci bölümde yetkinlik ve yönetsel yetkinlerle ilgili kavramsal çerçeve çizilmiş, yetkinlik kavramının yönetim literatüründeki evrimi, stratejik yönetim ve insan kaynakları yönetimi alanları bazında değerlendirilerek yönetsel yetkinlik modelleri, yetkinlik tür ve düzeyleri sınıflandırılmıştır. İkinci bölüme ise teknoloji ve öğrenme ortamının değişen çevresi bağlamında e-öğrenme kavramı, e-öğrenmenin değerlendirilmesinde kritik başarı faktörleri yaklaşımı ve literatürde incelenen beşeri, teknolojik, eğitsel ve kurumsal faktörler değerlendirilmiştir. Üçüncü bölümde, bütüncül tek durum çalışması deseni kullanılarak doğrudan mülakatlarla elde edilen veriler çözümlenerek e-öğrenme sürecinin etkinliğini belirleyen kritik başarı faktörleri ve sürece etkileri tespit edilmiştir. Derinlemesine görüşmelerle sağlanan verileri analiz etmek için içerik analizi yöntemi kullanılmış ve veriler MAXQDA 2018 Nitel Analiz Programı ile analiz edilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre katılım bankacılığı sektöründe yönetsel düzeyde çalışan işgörenlerin yetkinliklerinin geliştirilmesinde kullanılan e-öğrenme sürecinin başarısını etkileyen yedi kritik başarı faktörü boyutu tespit edilmiştir. Bu faktör boyutları; devamlılık, içerik niteliği, amaç ve beklentilerle uyum, erişebilirlik ve ulaşım kalitesi, içeriklerin ilgi çekiciliği, etkileşim, kurumsal iletişim ve destek faktörleridir. E-öğrenme sürecinin başarısında öne çıkan kritik başarı faktörü "Eğitsel Faktörler" dir. Eğitsel Faktörlerden sonra ikincil ağırlıktaki kritik başarı faktörü "Teknolojik Faktörler"dir. Bu boyutları sırasıyla "Beşeri Faktörler" ve Kurumsal Faktörler" takip etmektedir. Kritik Başarı Faktörleri boyutları ayrı ayrı değerlendirildiğinde ortam sürekliliği ve devamlılığın diğer kritik başarı faktörlerinden daha ağırlıklı olduğu görülmektedir. E-öğrenmenin başarısında en kritik rolü oynayan ortam sürekliliği ve devamlılık faktörü, yönetici ve e-öğrenme ortamı arasındaki ilişkinin hassasiyetini ortaya koymaktadır. Bununla birlikte, içeriklerdeki ilgi çekicilik, içerik kalitesi, kurumsal iletişim ve destek, ara yüz ve ekran tasarımı, bireysel öğrenme amaç ve beklentileriyle uyum, içerik amaç-beklenti uyumu, üst yönetimin tavrı, tekrarlayan ve rutin içerikler, kurumun genel eğitim politikası ve öğrenme yönetim sistemi faktör boyutları arasında e-öğrenmenin süreçsel başarısında güçlü ilişki ve etkileşimler olduğu sonucuna varılmıştır.
Örgütsel adaletsizlik ve sessizlik ilişkisinde örgütsel sinizmin aracılık rolü
Örgütsel adaletsizlik, ortaya çıkardığı sonuçlar ve çalışan davranışları üzerindeki etkileri sebebiyle alan yazınındaki önemli kavramlardan biridir. Örgütsel adaletsizlik gibi sessizlik ve örgütsel sinizm örgütlere olan olumsuz etkileri ile dikkat çekmektedir. Bu bağlamda araştırmanın amacı örgütsel adaletsizlik, sessizlik ve örgütsel sinizm arasındaki ilişkileri kuramsal ve amprik olarak araştırmak, örgütsel sinizmin örgütsel adaletsizlik ve sessizlik ilişkisinde aracı rolünün olup olmadığını ortay koymaktır. Çalışma dört bölüm olarak tasarlanmıştır. İlk üç bölümde kavramlara dair kuramsal bilgiler verilerek, tarihsel süreçteki gelişimi, örgütler ve çalışanlar üzerindeki etkileri ile diğer kavramlarla olan ilişkisine yer verilmiştir. Dördüncü bölüm uygulamaya ait bilgileri, kullanılan ölçüm araçları, yöntemi, elde edilen bulguları ve yorumları kapsamaktadır. Araştırma ile ilgili veriler Sağlık Bakanlığı'na bağlı kamu hastanelerinde görevli sağlık personelinden yüz yüze anket yöntemi ile elde edilmiş ve 535 sağlık personelinin çalışmaya katılımı sağlanmıştır. Elde edilen verilerin analizinde SPSS,Hayes Process eklentisi ve AMOS paket programlarından faydalanılmıştır. Veri setine t testi ve ANOVA analizi, koresasyon, doğrulayıcı faktör analizi uygulanmıştır. Ardında yapısal eşitlik modellemesi kullanılarak SPSS AMOS programı aracılığı ile hipotezler test edilmiştir. Son olarak SPSS Hayes Precess mikrosu kullanılarak örgütsel adaletsizlik ve sessizlik ilişkisinde örgütsel sinizmin aracılık rolü incelenmiştir. Araştırma kapsamında oluşturulan hipotez test sonuçları, sağlık personelinin örgütsel adaletsizlik algıları ile örgütse sessizlikleri arasında pozitif bir ilişkinin olduğu ayrıca örgütsel adaletsizliğin dağıtım adaletsizliği boyutunun örgütsel sessizlik ile ilişki düzeyinin diğer boyutlara göre anlamlı şekilde farklı olduğunu, demografik veriler düzeyinde yapılan değerlendirme örgütsel adaletsizliğin cinsiyet, medeni durum, mesleki tecrübe ve aylık kazanç değişkenleri bakımından farklılaştığını ortaya koymaktadır. Ayrıca örgütsel sinizmin örgütsel adaletsizlik ve sessizlik ilişkisinde aracı bir rolün varlığı çalışma kapsamında elde edilen bir diğer önemli sonuçtur.
Örgütsel sağlığın işgören performansını açıklama potansiyeli üzerine bir araştırma
Örgütlerin verimlilik ve etkinliklerinde örgüte ve işgörene bağlı birçok faktör vardır; bunların önemlilerinden biri örgütsel sağlık ve işgören performansıdır. İşgörenlerin performanslarının yükseltilmesinde fiziksel, zihinsel ve psikolojik olarak kendilerini iyilik hali içinde görmelerini sağlayan "örgütsel sağlık" koşulları önemlidir. Bu Araştırmada kendilerini zihinsel, fiziksel ve psikolojik olarak tam bir iyilik halinde gören işgörenlerin iş performanslarının yüksek, aksi durumda düşük olacağı varsayımından hareket edilmiştir. Bu araştırmada söz konusu varsayımdan hareketle, çalışma evreninde "örgütsel sağlık" ile "işgören performansı" arasındaki ilişkiyi ve örgütsel sağlık koşullarının işgören performansı üzerindeki etkisini belirlemek amaçlanmıştır. Araştırma yöntemi itibariyle "karma araştırma yöntemi"ne göre yürütülmüş bir araştırmadır. Araştırmada örneklemin örgütsel sağlık algısının işgören performansını açıklama potansiyelinin olup olmadığı belirlenmeye çalışılmıştır. Bu amaçla fark, ilişki ve etki testlerinin yanında nitel araştırmayla yönetici görüşlerine başvurulmuştur. Bu araştırma, objektif genellemelerde bulunabilmek amacıyla pozitivist epistemolojiye dayalı nicel ve bilimsel bilginin bireylerin sübjektif yorumlarından oluşabileceğini varsayan yorumsamacı anlayışa dayalı nitel araştırma geleneğini birlikte kullanan karma yönteme göre yürütülmüştür. Araştırmada karma yöntem her iki yöntemin güçlü yanlarından yararlanmak amacıyla tercih edilmiştir. Araştırma bulgularına göre çalışanların örgütsel sağlık algıları ile işgören performansı algıları arasında anlamlı ilişki olduğu anlaşılmıştır. İşgörenin örgütte kendisini fiziksel, zihinsel ve psikolojik olarak tam bir iyilik hali içinde algılamasını sağlayan örgütsel sağlık faktörlerinin bulunmasının çalışanların performanslarını artıran önemli faktör olduğu anlaşılmıştır. Araştırma sonuçları örgütsel sağlığın işgören performansının önemli açıklayıcılarından biri olduğunu göstermesi itibariyle kurama, uygulamaya ve yönteme önemli katkısının olacağı ileri sürülebilir. Araştırma sonuçları, işgörenlerin örgütsel sağlık göstergelerini önemli olarak gördükleri ve bunun performansları üzerinde olumlu etkilerinin olduğunu göstermiştir. Yöneticilerin ise işgörenlerin performanslarını artırma konusunda istekli oldukları ve örgütsel sağlığın işgören performansını artırmada önemli bir değişken olduğu kanaatini paylaştıkları anlaşılmıştır. Bu sonuç insan yönetiminin içsel ve dışsal motivasyon faktörlerinden bağımsız olarak ele alınamayacağını göstermesi bakımından önemli olarak değerlendirilmiştir.
Rasyonellik ve sezgisellik ikileminde yöneticilerin karar verme biçimlerinin davranışsal ekonomi varsayımları açısından incelenmesi
Geleneksel ekonomi insanı çıkarları doğrultusunda davranan ve sürekli rasyonel karar veren biri olarak varsayar. Homo enonomicus olarak tanımlanan bu insanın, her zaman rasyonel karar verdiği, sürekli aklıyla hareket ederek çıkarlarını maksimize etmek için çaba gösterdiği, tam bilgi ve mükemmel öngörüye sahip rasyonel bir "birey" olduğu kabul edilir. "Homo economicus"a ilişkin bu temel varsayımlar geleneksel ekonomide karar verme biçimlerinde belirleyici olacağı varsayılmıştır. Buradan hareketle klasik yönetim yaklaşımında yöneticilerin örgüt adına sürekli rasyonel karar veren insanlar olduğu varsayımından hareket edilmiştir. Ancak son zamanlarda deneysel iktisat ve "davranışsal ekonomi"nin görgül çalışmaları sayesinde bu varsayımların insan davranışlarını açıklamada yetersiz kaldığı, insanın sürekli rasyonel bir varlık olmadığı savını doğrulayan görgül bulguların olduğu ileri sürülmektedir. Davranışsal ekonomi alanında yapılan araştırmalar, bireylerin kararlarında her zaman rasyonel davranamadıklarını, kararlarında sınırlı rasyonel oldukları, karar verirken sezgilerine ve zihinsel kestirmelere başvurduklarını göstermiştir. Araştırmada davranışsal ekonominin varsayımlarından hareketle, yöneticinin karar verme davranışı, rasyonel, sezgisel, duygusal ve zihinsel kestirmeler bağlamında incelenmesi amaçlanmaktadır. Yorumsamacı paradigmaya bağlı olarak kurgulanan araştırma, yöntemi itibarıyla nitel araştırma desenlerinden durum çalışmasına göre desenlenmiştir. Araştırmada nitel araştırma yönteminin seçilmesinin nedeni, yöneticinin karar verme davranışı hakkında derinlemesine bilgi elde etmeye daha geniş imkan vermesi nedeniyledir. Durum çalışmasının tercih gerekçesi ise bu desenin en az bir olayın veya durumun derinlemesine incelenmesine uygun olmasıdır. Araştırmanın amacına, problemine ve genel amacına uygunluğu nedeniyle durum çalışması türlerinden iç içe geçmiş çoklu durum deseni tercih edilmiştir. İç içe geçmiş çoklu durum çalışması olarak tasarlanan bu çalışmada amaçlı örneklem tekniği ile 7 firmanın üst düzey yöneticiden görüşme tekniği ile veriler toplanmıştır. Yöneticiler ile yapılan görüşmeler kayıt altına alınan verilerin dökümü yapılarak içerik analiz tekniğine göre veriler analiz edilmiştir. Araştırma bulgularına göre, karar verme sürecinde rasyonel bir süreç izlemeye çalışan yöneticiler bilgiye ulaşma ve alternatiflerin seçimi aşamasında, Rasyonel Seçim Teorisindeki, mükemmel olanı seçme varsayımından sapıp, Simon'un sınırlı rasyonellik varsayımı ile uyumlu bir şekilde tatminkâr olanı seçme eğiliminde oldukları görülmüştür. Risk durumlarında ise daha rasyonel olma eğilimi güçlenen yöneticilerin, belirsizlik durumlarında sezgisel karar vermeyi tercih ettikleri görülmüştür. Yöneticiler, duygularının ve duygusal durumlarının kendilerini etkilemediğini söyleseler de, veri analizlerinden anlaşıldığı üzere karar verme davranışlarında duygusal eğilimler göstermektedirler. Bununla birlikte yöneticilerin deneyimi arttıkça kararlarda daha sezgisel davranma eğiliminde oldukları görülmüştür. Analiz bulguları yöneticilerin karar verme aşamasında bilişsel, duygusal ve sezgisel süreçleri birlikte kullandıklarını göstermiştir.
Örgüt yanlısı yaklaşımların davranışsal iktisat varsayımları açısından incelenmesi ve bir ölçek geliştirme çalışması
Klasik iktisada göre insanın iktisadi kararları her durumda rasyoneldir ve rasyonel beklentilere göre şekillenir. Ancak durum gerçekten bu kadar yalın mıdır? İnsanın ve davranışlarının rasyonelliği son yıllarda bu konulara yeni bakış açıları geliştiren "davranışsal iktisat" tarafından köklü biçimde sorgulanmaktadır. İnsanın davranışları ve söz konusu davranışlarının arkasında yatan nedenler rasyonel mi, sezgisel mi yoksa duygusal mı veya bunların tümünün bir karması şeklinde mi gerçekleştiği sorunsalı bu çerçevede önem kazanmaktadır. Klasik iktisat kuramları insanın her durumda rasyonel bir varlık (homoeconomicus) olduğu varsayımından hareket ederken, davranışsal iktisat, insanın rasyonelliğinin ancak sınırlı bir rasyonellik, hatta yerine göre sezgisel ve duygusal olduğu varsayımından hareket etmektedir. Klasik iktisat insan davranışlarını özellikle insanın zihinsel ve bilişsel yanlarına dayandırırken, davranışsal iktisat ise ağırlıklı olarak insan davranışlarının sezgisel ve duygusal yanlarının göz ardı edilmemesi gereğini çeşitli deneysel psikoloji verilerine dayandırmaya çalışmaktadır. Dolayısıyla "davranışsal iktisat" bireylerin kararlarında psikolojik ve sezgisel yönlerin önemli bir etkisinin olduğunu ileri sürmektedir. İnsan davranışlarının arkasındaki temel saikin ne olduğu konusundaki tartışma, "rasyonellik", "sınırlı rasyonellik", "sezgisellik" ve "duygusallık" çerçevesinde sürmektedir. Bu çalışmanın temel amacı örgütsel davranış literatüründe son yıllarda sıklıkla karşılaşılan ve "örgüt yanlısı yaklaşımlar" adı verilen, olgusal ve bilimsel temeli sorgulanmaya muhtaç yaklaşımları, davranışsal iktisadın temel varsayımları üzerinden analiz etmektir. Bu kapsamda çalışmada örgütlerdeki insan davranışlarını davranışsal iktisadın temel varsayımları üzerinden analiz etmeye yönelik bir ölçek geliştirilmesi amaçlanmıştır. Burada temel amaç ise örgütlerde insan davranışının davranışsal iktisat varsayımları tarafından açıklanıp açıklanamayacağı belirlenmektir. Bu amaçla araştırmanın temel problemi örgüt yanlısı yaklaşımlar davranışsal iktisat üzerinden açıklanabilir mi şeklinde belirlenmiştir. "Örgüt Yanlısı Yaklaşımlar"ı alternatif kuramlar üzerinden yeni bir okumaya tabi tutan herhangi bir araştırmaya rastlanmaması nedeniyle araştırmanın özgün, önemli, yönteme, uygulamaya ve literatüre katkı sağlama yeteneğinde olduğu ileri sürülebilir. Araştırma iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde örgüt yanlısı yaklaşımlar davranışsal iktisadın temel varsayımları açısından eleştirel bir tarzda sorgulanmaktadır. İkinci bölümde ise karma yönteme göre tasarlanan araştırmanın nitel yöntem kısmında derinlemesine görüşmeler ile veriler toplanmış, toplanan veriler içerik analizi tekniği ile analiz edilerek araştırmanın nicel kısmı için bir temel oluşturulmaya çalışılmıştır. Daha sonra davranışsal iktisadın temel varsayımlarına göre Örgütlerde Davranışsal Karar Ölçeği geliştirilmiştir. Araştırmanın nitel ve nicel bulguları örgüt yanlısı yaklaşımlara yöneltilen eleştirileri desteklediği gibi söz konusu yaklaşımların davranışsal iktisat tarafından alternatif bir okumaya tabi tutularak açıklanabileceğini göstermektedir.
Dijital halkla ilişkilerin belirleyicileri olarak dijital vatandaşlık ve dijital yeterlilik ilişkisi üzerine bir inceleme
Dijital teknolojilerin ve çevrimiçi platformların sorumlu ve etik bir şekilde kullanılmasını ifade eden dijital vatandaşlık, bireylerin dijital dünyada etkin bir şekilde gezinmelerini ve etkileşimde bulunmalarını sağlayan bir dizi beceri, bilgi ve tutumu kapsar. Dijital vatandaşlık, başkalarının haklarına ve mahremiyetine saygı göstermeyi, çevrim içi güvenlik ve emniyet tedbirlerini uygulamayı ve olumlu çevrim içi etkileşimleri teşvik etmeyi gerektirir. Belli bir amaç için dijital teknolojileri etkin bir şekilde kullanma becerisi anlamına gelen dijital yeterlilik, teknik beceriler, bilgi okuryazarlığı, eleştirel düşünme ve problem çözme yeteneklerinin bir kombinasyonunu içerir. Dijital halkla ilişkiler alanında dijital yeterlilik, profesyonellerin dijital platform ve araçlardan etkili bir şekilde yararlanabilmesi için büyük önem taşımaktadır. Bu, sosyal medya yönetimi, içerik oluşturma, veri analizi, arama motoru optimizasyonu (SEO) ve dijital analitiği anlama gibi becerileri kapsamaktadır. Dijital teknolojilerin etkin kullanımı sayesinde halkla ilişkiler uygulayıcıları dijital yeterliliklerini geliştirerek hedef kitlelerle etkileşime geçebilir, çevrimiçi konuşmaları izleyebilir, kampanya etkinliğini ölçebilir ve iletişim hedeflerini karşılamak için stratejiler geliştirebilirler. Bu tezde dijital vatandaşlık ve dijital yeterlilik arasındaki ilişki incelenmiştir. Çalışmada nicel araştırma yöntemi kullanılarak dijital vatandaşlık, dijital yeterlilik ve bunların dijital halkla ilişkiler üzerindeki etkisi arasındaki ilişki fark, ilişki ve etki testleri yapılarak elde edilen bulgular yorumlanarak raporlaştırılmıştır. Araştırma bulguları, dijital yeterlilik ve dijital vatandaşlık algılarının demografik değişkenlere göre önemli ölçüde farklılık gösterdiğini ortaya koymuştur. Dijital yeterlilik düzeyinin dijital vatandaşlık algısı üzerinde ise belirleyici bir etkiye sahip olmadığı tespit edilmiştir. ANAHTAR KELİMELER: Dijital Vatandaşlık, Dijital Yeterlilik, Dijital Halkla İlişkiler
Kültürel farklılıkların mobbing algısı üzerine etkisi: Prishtine ve Sakarya üniversiteleri karşılaştırması
Bu çalışmanın amacı kültürün mobbing algısı üzerindeki etkisini ölçmektir. Sakarya Üniversitesi ve Prishtine Üniversitesi çalışanlarının mobbing algılarını demografik özelliklerine göre değişip değişmediğini, iki ayrı üniversitede ortaya çıkan mobbing davranışlarının ne olduğunu, iki üniversitede ortaya çıkan mobbing yönünün farklı olup olmadığını, çalışanların mobbinge karşı verdikleri tepkilerde anlamlı farklılık olup olmadığını ve de mobbing kaynağını algılamada anlamlı bir farklılığın olup olmadığını tespit ederek bir sonuca varılmaya çalışılmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde kültür kavramı, kavramın tarihsel gelişimi, kültürün özellikleri ve unsurları hakkında genel bir açıklama yapılmıştır. Ardından örgüt kültürü kavramı, örgüt kültürün öğeleri, kültürün ifade biçimleri açıklanıp genel kültür açısından mobbing ele alınmıştır. İkinci bölümünde de aynı şekilde mobbing kavramı, mobbing türleri, mobbing nedenleri, örgütsel yapı içerisinde mobbingin yönü, mobbingin sonuçları ve mobbingle başa çıkma stratejileri ele alınmıştır. Çalışmanın son bölümünde ise araştırmadan elde edilen bulguların analizi yapılmıştır. Çalışmanın amacına uygun, mobbing algılarını farklı kültürlerde değişip değişmediğini ölçmek üzere anket formuna başvurulmuştur. İki ayrı Üniversite çalışanları arasında çok büyük farklar olmasa da onların mobbinge verdikleri tepkiler ve mobbing kaynaklarını algılama şekli değişmektedir. Sonuçların benzerlik göstermesi, iki ayrı kültürün birbirine benzerlik göstermesinden kaynaklanmaktadır. Sonuç olarak kültürün mobbing algıları üzerindeki etkilerini vurgulayarak mobbingin doğası, söz konusu davranışlara verilerin tepkiler, mobbing davranışlarını ortaya çıkaran nedenler kültüre göre değişiklik gösterdiği sonucuna varılmıştır.
Entelektüel lider bağlamında Aliya İzzetbegoviç üzerine nitel bir incelem
Hızlı bir dönüşüm sürecinde liderlik kavramı tekrar ele alınıp, yeni liderlik tarzları ortaya atılmaktadır. Entelektüel liderlik bu çerçevede geliştirilen liderlik türlerinden biridir. Bu araştırmada Aliya İzzetbegoviç'in liderlik tarzının, günümüz liderlik anlayışlarından biri olan entelektüel liderlik bağlamında ele alınıp irdelenmesi amaçlanmıştır. Nitel araştırma yönteminin kullanıldığı araştırmada veri toplamak amacıyla söylem analizi tekniği kullanılmıştır. Araştırmanın çerçevesinde Aliya'nın kitapları, İzzetbegoviç hakkında yazılan kitap, tezler, belgeseller v.b. kaynaklar söylem analizi ile ele alınmıştır. Aliya'nın hayatta olmaması nedeniyle yüz yüze mülakatlar yapılamamış çalışmanın önemli kısıtıdır. Araştırmanın sonucunda Aliya'nın entelektüel lider vasıflara haiz olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Aliya'nın liderlik ettiği toplumu yönetirken bu vasıflarının sürekli olarak ön plana çıktığı ortaya konmuştur. Günümüzde entelektüel liderde bulunması gereken vasıfların neler olduğu ortaya konmaya çalışılmıştır.
Hesap verebilirlik ve örgütsel adalet ilişkisi üzerine bir araştırma: TÜVASAŞ örneği
Bu araştırmanın amacı bir kamu kuruluşu olan TÜVASAŞ içerisinde hesap verebilirlik ve örgütsel adalet ilişkisinin ne düzeyde olduğunu tespit etmek ve değerlendirmektir. Araştırmanın birinci bölümünde hesap verebilirlik kavramı üzerinde durulmuş, ikinci bölümde ise örgütsel adalet kavramı üzerinde durulmuştur. Üçüncü ve son bölümde ise araştırma verileri ve sonuçları üzerinde durulmuştur. Araştırmada tarama modellerinden ilişkisel bir tarama modeli benimsenmiştir. Araştırmanın evreni TÜVASAŞ'ta çalışan 1103 kişiden oluşmakta ve araştırmamızın örneklemi ise kolayda örneklem yöntemi ile seçilen 337 kişiden oluşmaktadır. Elde edilen verilerin analizi için SPSS 20.0 paket programından yararlanılmıştır. Veriler korelasyon analizi ve regresyon analizi yöntemleri ile analiz edilmiş ve araştırma sonuçlarına göre hesap verebilirlik ve örgütsel adalet arasında pozitif yönlü ve istatistiki açıdan anlamlı bir ilişkinin olduğu saptanmıştır. Ayrıca hesap verebilirliğin, örgütsel adalet üzerindeki etkisi incelendiğinde istatistiki açıdan anlamlı olduğu ve hesap verebilirliğin örgütsel adaleti açıklama düzeyinin %50'nin üzerinde olduğu sonucuna ulaşılmıştır.