Prof. Dr. Hülya Arslantaş danışmanlığındaki tezler
10 tez · Aydın Adnan Menderes University
Güneydoğu Anadolu'da lise öğrencisi ergenlerde travma sonrası stres belirtileri ve ilişkili faktörler
Bu çalışma, Güneydoğu Anadolu'da lise öğrencisi ergenlerde travma sonrası stres belirtileri ve ilişkili faktörleri belirlemek amacı ile tanımlayıcı bir araştırma olarak yapılmıştır. Araştırma evrenini Cizre ilçesinde 10 lisede eğitim gören 9522 öğrenci oluşturmaktadır. Veri toplama amaçlı olarak çalışmada Kişisel Bilgi Formu, Travma Sonrası Stres Tanı Ölçeği, Beck Depresyon Ölçeği ve Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin değerlendirmesinde; tanımlayıcı istatiksel analizler, ki kare testi, bağımsız gruplarda t testi kullanılmıştır. Araştırma kapsamında görüşleri alınan lise öğrencilerinin sosyodemografik özellikleri incelendiğinde; %51,7'si (n=202) 15 yaş ve altı, yaş ortalamalarının 15,5 ± 1,25 olduğu, %64,2'sinin (n=251) kadın olduğu tespit edilmiştir. Araştırmaya katılan lise öğrencilerinin Travma Sonrası Stres Tarama Ölçeğine göre başlarından geçen ya da tanık oldukları travmatik yaşam olaylarına ilişkin dağılımları incelendiğinde ergenlerin en sık başlarından geçen ya da tanık oldukları travmatik yaşam olayları olarak %83,9'unun (n=328) askeri bir çarpışma ya da savaş alanında bulunmayı belirttiği görülmüştür. Lise öğrencilerinin travmatik olaylar esnasında ne hissettiklerine bakıldığında; %75,4'ü (n=295) büyük bir korku yaşadığını bildirmiştir. Araştırmaya katılan lise öğrencilerin Travma Sonrası Stres Tanı Ölçeğine göre öğrencilerin %87,2'sinde (n=341) TSSB belirtileri olduğu bulunmuştur. Çalışmamıza katılan lise öğrencilerin sınıf derecesi (χ2=14,653, p=0,002), yaş düzeyi (χ2=4,084, p=0,043), cinsiyeti (χ2=9,190, p=0,002), okuduğu bölüm (χ2=9,572, p=0,008), sosyoekonomik durumu (χ2=10,528, p=0,005), kardeşler arasında fiziksel şiddetin olması (χ2=5,468, p=0,019), travmatik olaylardan dolayı ev veya işyerinin zarar görmesi (χ2=7,265, p=0,006) ile TSSB belirtileri arasında istatistiki olarak anlamlı farklılığın olduğu bulunmuştur. Çalışmamıza katılan lise öğrencilerinin travmatik olaylardan dolayı aile üyeleri ve akrabalarının; fiziksel şiddete uğraması (χ2=8,229, p =0,004), yaralanması (χ2=8,265, p=0,004), tutuklanması (χ2 =6,355, p=0,012), hapse girmesi (χ2 =4,925, p=0,026), ölmesi (χ2 =7,265, p=0,006) ile TSSB belirtileri arasında istatistiki olarak anlamlı farklılığın olduğu bulunmuştur. Çalışmamıza katılan lise öğrencilerin gelecekte ne yapmak istedikleri (χ2 =6,274, p=0,043), kendi gelecekleri hakkındaki beklentileri (χ2 =9,468, p=0,009), ülkenin geleceği hakkındaki beklentileri (χ2 =23,554, p=0,000) ile TSSB belirtileri arasında istatistiki olarak anlamlı farklılığın olduğu bulunmuştur. Çalışmamıza katılan lise öğrencilerin depresyon riski ile TSSB belirtileri arasında istatistiki olarak anlamlı bir farklılık olduğu belirlenmiştir (χ2=13,410; p=0,000). Çalışmamıza katılan lisede öğrencilerin stresle başa çıkma tarzlarının (kendine güvenli yaklaşım, çaresiz yaklaşım, boyun eğici yaklaşım, iyimser yaklaşım, sosyal destek arama) ile TSSB belirtileri arasında anlamlı bir farklılık olup olmadığının belirlenmesi amacıyla yaptığımız analiz sonucunda sadece çaresiz yaklaşım tarzı ile anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir (t=-2,648, p=0,008). Araştırmaya katılan lise öğrencilerin ebeveynlerin eğitim seviyesi, sağlığa zararlı madde kullanımı, olaylardan şahsi etkilenme durumu (fiziksel şiddete uğrama, yara alma, tutuklanma, hapse girme), aile tipi, kardeş sayısı, ebeveynlerin birliktelik durumu, aile içi fiziksel şiddet durumu (kardeşlerin birbirine şiddet uygulaması hariç) ile TSSB belirtileri arasında anlamlı farklılık bulunmamıştır (p>0.05). Anahtar Kelimeler: Ergenlik, Travma Sonrası Stres Bozukluğu, Stresle Baş Etme
İntihar girişiminde bulunan depresyon tanılı bireylere çevrimiçi uygulanan bilişsel davranışçı terapinin intihar düşüncesi, bilişsel esneklik ve umutsuzluk üzerine etkililiği: Randomize kontrollü çalışma
Amaç: Bu çalışmanın amacı intihar girişiminde bulunan depresyon tanılı bireylere çevrimiçi uygulanan bireysel bilişsel davranışçı terapinin intihar düşüncesi, bilişsel esneklik ve umutsuzluk üzerine etkililiğini incelemektir. Gereç ve yöntem: Araştırma randomize kontrollü ön test, 1., 3. ve 6. ay izlem desenlidir. Araştırma Haziran 2021-Kasım 2022 tarihleri arasında yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemini bir devlet hastanesinin psikiyatri polikliniğine başvuran son altı ay içinde en az bir kez intihar girişiminde bulunmuş standart tedavi alan depresyon tanılı 50 birey oluşturmuştur. Basit randomizasyon yöntemi ile müdahale ve kontrol grubuna 25'er birey atanmış ve müdahale grubundaki bireylere 20 seans bireysel Çevrimiçi Bilişsel Davranışçı Terapi uygulanmıştır. Araştırma verileri öz bildirime dayalı İntihar Olasılığı Ölçeği, Bilişsel Esneklik Envanteri, Beck Umutsuzluk Ölçeği, Beck Depresyon Ölçeği ve Beck Anksiyete Ölçeği ile toplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, bağımsız gruplarda t testi, Mann Whitney U, tekrarlayan ölçümlerde ANOVA ve Wilcoxon Signed Ranks Test kullanılmıştır. Bulgular: Çevrimiçi Bilişsel Davranışçı Terapi sonrası 1. ve 3. ay izlem ölçümlerinde İntihar Olasılığı Ölçeği puan ortalamaları müdahale grubu lehine anlamlı düzeyde düşmüştür (p=0,000). Müdahale grubuna uygulanan Çevrimiçi Bilişsel Davranışçı Terapinin etkisinin 1. ve 3. aylarda korunduğu saptanmıştır (F=26,132; p=0,000). Uygulanan Çevrimiçi Bilişsel Davranışçı Terapi müdahale grubu bireylerinin İntihar Olasılığı Ölçeği puan ortalamaları üzerine anlamlı düzeyde etki etmiştir (F=72,589; p=0,000). Çevrimiçi Bilişsel Davranışçı Terapi sonrası 1., 3. ve 6. ay izlem ölçümlerinde Bilişsel Esneklik Envanteri puan ortalamaları müdahale grubu lehine anlamlı düzeyde yükselmiştir (p=0,000). Müdahale grubuna uygulanan Çevrimiçi Bilişsel Davranışçı Terapinin Bilişsel Esneklik Envanteri puan ortalamaları üzerine etkisinin 1., 3. ve 6. aylarda korunduğu saptanmıştır (F=31,260; p=0,000). Uygulanan Çevrimiçi Bilişsel Davranışçı Terapi müdahale grubu bireylerinin Bilişsel Esneklik Envanteri puan ortalamaları üzerine anlamlı düzeyde etki etmiştir (F=223,568; p=0,000). Çevrimiçi Bilişsel Davranışçı Terapi sonrası 1., 3. ve 6. ay izlem ölçümlerinde Beck Umutsuzluk Ölçeği puan ortalamaları müdahale grubu lehine anlamlı düzeyde düşmüştür (p=0,000). Müdahale grubuna uygulanan Çevrimiçi Bilişsel Davranışçı Terapinin Beck Umutsuzluk Ölçeği puan ortalamaları üzerine etkisinin 1., 3. ve 6. aylarda korunduğu saptanmıştır (F=7,199; p=0,000). Uygulanan Çevrimiçi Bilişsel Davranışçı Terapi müdahale grubu bireylerinin Beck Umutsuzluk Ölçeği puan ortalamaları üzerine anlamlı düzeyde etki etmiştir (F=19,688; p=0,000). Çevrimiçi Bilişsel Davranışçı Terapi sonrası müdahale grubu bireylerinin Beck Depresyon Ölçeği ve Beck Anksiyete Ölçeği puan ortalamalarının anlamlı düzeyde düştüğü saptanmıştır (p=0,015; p=0,002). Araştırmada 6 aylık izlem boyunca kontrol grubunda 4 birey ve müdahale grubunda 1 birey intihar girişimini tekrarlamıştır. Sonuç: Bu araştırmada uygulanan Çevrimiçi Bilişsel Davranışçı Terapi'nin bireylerin intihar riskini, intihar girişiminin tekrarlanmasını, umutsuzluğu azalttığı ve bilişsel esnekliği arttırdığı saptanmıştır. Çevrimiçi Bilişsel Davranışçı Terapi'nin bireylerin depresyon ve anksiyete düzeylerini de düşürdüğü saptanmış olup klinik seyirlerinde de iyileşme sağlanmıştır.
İkiuçlu (bipolar) bozukluk tanılı hastalarda iyileşme odaklı yaklaşımı temel alan psikiyatri hemşireliği uygulaması: Karma desen örneği
Amaç: Bu çalışmanın amacı, ikiuçlu (bipolar) bozukluk tanısı ile ayaktan tedavi görmekte olan hastalarda iyileşme odaklı yaklaşımı temel alan psikiyatri hemşireliği uygulamasının etkililiğini değerlendirmektir. Gereç ve yöntem: Çalışmada karma yöntem desenlerinden iç içe karma (gömülü-müdahale) deseni kullanılmıştır. Aydın İl Merkezi'nde bulunan bir devlet hastanesinin psikiyatri polikliniğinde Mayıs 2021-Ekim 2022 tarihleri arasında DSM-5'e göre bipolar bozukluk tanısıyla polikliniğe başvuru yapan 34 hasta araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. Araştırmanın nicel boyutunda yarı deneysel ön test-son test kontrol gruplu desen kullanılmıştır. Deney grubu hastaları İyileşme Odaklı Yaklaşımı Temel Alan Psikiyatri Hemşireliği Uygulamasına dahil edilmiştir. Bu uygulama yapılandırılmış oturumlardan oluşan ve yaşantısal etkileşimsel süreci de içeren, kişisel iyileşme paradigmasını temel alan bir rehabilitasyon programıdır. Nicel veriler, Kişisel Bilgi formu ve Ruh Sağlığı İyileşme Ölçeği ile toplanmış ve SPSS programı aracılığıyla ki-kare testi ve t-testi kullanarak analiz edilmiştir. Araştırmanın nitel boyutundaki çalışma grubu deney grubunda yer alan 14 hastadan oluşmaktadır. Nitel veriler deney grubunda yer alan hastalarla yapılan görüşmeler ve doküman analizi teknikleriyle elde edilmiş ve içerik analizi yoluyla çözümlenmiştir. Bulgular: Deney grubundaki katılımcıların son test puan ortalaması kontrol grubu katılımcılarının son test puan ortalamasından istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (t=5,123, p<0,001). Yapılan içerik analizi sonucunda ise (1) Bireysel Bir Gözle 'İyileşme'" ve (2) "Uygulamanın Etkinliği" temaları elde edilmiştir. Sonuç: Bu sonuçlar iyileşme odaklı yaklaşımı temel alan psikiyatri hemşireliği uygulamasının bipolar tanılı hastalarda iyileşmeyi arttırmada etkili olduğunu göstermiştir. Bu uygulamanın bipolar bozukluk tanılı hastaların tedavisinde kullanılması önerilmektedir.
Bir üniversitenin son sınıf öğrencilerinin çocukluk çağı travmalarının madde kullanımları ile ilişkisi
Çocukluk çağı travmaları bireyin psikopatolojik gelişimini etkileyen, ruhsal ve fiziksel rahatsızlıklar açısından risk kabul edilen, sadece birey ve aile boyutunda değil toplum üzerinde de olumsuz etkiler bırakan sosyal bir sorundur. Çocukluk çağı travmalarının yol açtığı olumsuzluklardan en yaygın olanı alkol ve madde kullanım bozukluğudur. Gelişim ve değişimi yoğun olarak yaşayan ergenlerin üniversite yıllarında alkol ve madde kullanma durumlarının artış göstermesi göze alındığında bu çalışma üniversite son sınıf öğrencilerinin çocukluk çağı travmalarının madde kullanımı ile ilişkisini belirlemek amacı ile yapılmıştır. Araştırmanın evrenini 2018-2019 eğitim öğretim döneminde Aydın Adnan Menderes Üniversitesi'nin merkez kampüsünde yer alan bazı fakülte, yüksekokul ve meslek yüksekokullarında öğrenim gören 7030 son sınıf üniversite öğrencisi oluşturmaktadır. Araştırmada örneklem büyüklüğü Dünya Sağlık Örgütü'nün popülasyon araştırmaları için kullandığı Statcalc programından yararlanılarak hesaplanmıştır. Buna göre ulaşılması hedeflenen öğrenci sayısı 238 olarak belirlenmiş olup, olası veri kayıpları göz önünde bulundurularak %40 yedek öğrenci eklenmiş ve 333 öğrenci üzerinde çalışma gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın verileri Kişisel Bilgi Formu, Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği (ÇÇTÖ), Bağımlılık Profil İndeksi Risk Tarama Alkol ve Madde Ölçeği (BAPİRT Alkol- Madde), Fagerström Nikotin Bağımlılık Testi (FNBT) kullanılarak toplanmıştır. Öğrencilerin sosyodemografik verilerinin ve ebeveyn özelliklerinin çocukluk çağı travmaları ölçeği ile karşılaştırılması sonucunda kardeşi olan (bir, iki, üç yada daha fazla) öğrencilerin olmayanlara kıyasla daha fazla ihmal ve istismara maruz kaldığı saptanmıştır. Anne babası boşanan ya da ayrı yaşayan öğrencilerin, anne babası beraber yaşayan, ikisi ya da ikisinden biri sağ olanlara göre daha fazla ihmal ve istismara maruz kaldığı saptanmıştır. Öğrenci beyanına göre anne ve babası baskıcı ve ilgisiz davranan öğrencilerin, baskıcı ve ilgisiz davranmayanlara göre daha fazla ihmal ve istismara maruz kaldığı saptanmıştır. Anne ve babası demokratik davranmayan öğrencilerin, demokratik davrananlara göre daha fazla ihmal ve istismara maruz kaldığı saptanmıştır. Anne ve babası aşırı korumacı olmayan öğrencilerin, aşırı korumacı olanlara göre daha fazla ihmal ve istismara maruz kaldığı saptanmıştır. Üniversite son sınıf öğrencilerinin çocukluk çağı travmalarının alkol ve sigara kullanımları ile pozitif yönde çok zayıf düzeyde ilişkili olduğu bulunmuştur. Öğrencilerin sigara ile alkol kullanımları arasında da pozitif yönde çok zayıf düzeyde ilişki saptanmıştır. Bu sonuçlar ışığında ihmal ve istismarın başka değişkenler ile de ilişkisinin araştırılabilmesi için yeni çalışmalar planlanması, istismarın tanınmasına ve alkol/maddenin zararlarına yönelik farkındalığı arttırabilmek için öğrenciye, aileye, okul yetkililerine yönelik eğitimlerin düzenlenmesi ve risk oluşturan öğrencilere yönelik psikiyatri hemşiresinin iş birliği içinde girişimlerde bulunması önerilebilir.
Üniversite öğrencilerinde çocukluk çağı travmaları, yaşam doyumu ve duygusal yeme ilişkisi
Amaç: Bu araştırma, üniversite öğrencilerinde çocukluk çağı travmaları, yaşam doyumu ve duygusal yeme ilişkisini belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırmanın evrenini Aydın Adnan Menderes Üniversitesinde okuyan 21889 öğrenci oluşturmaktadır. Örnekleme ise 453 öğrenci alınmıştır. Örnekleme alınacak bireylerin fakültelere göre tabakalaması yapılmıştır. Veriler Sosyodemografik Özelliklere İlişkin Soru Formu, Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği (CTQ), Yetişkin Yaşam Doyumu Ölçeği (YYDÖ) ve Duygusal Yeme Ölçeği (DYÖ) kullanılarak toplanmıştır. Araştırmada elde edilen veriler SPSS 25.0 (Statistical Package for Social Sciences) programı kullanılarak analiz edilmiştir. Veriler değerlendirilirken tanımlayıcı istatistiksel metotlar (sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, minimum, medyan ve maksimum), Mann Whitney U, ikiden fazla bağımsız grup karşılaştırmalarında normal dağılıma sahip olan ölçümler için Varyans analizi (ANOVA), normal dağılıma sahip olmayanlar için Kruskal Wallis analizi uygulanmıştır. Gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunması durumunda, farkın hangi iki grup arasında farklılık olduğunun tespit edilebilmesi için Bonferroni analizi yapılmıştır. Çalışmada kullanılan ölçümlerin güvenirliği Cronbach Alpha güvenirlik analizi ile test edilmiştir. Anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak alınmıştır. Bulgular: Araştırmaya alınan üniversite öğrencilerinin demografik özelliklerine göre dağılımları incelendiğinde; %62,72'sinin kadın, %37,3'ünün erkek olduğu belirlenmiştir. Öğrencilerin Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği puan ortalaması 81,75±7,51, Yetişkin Yaşam Doyumu Ölçeği puan ortalaması 75,26±12,45 ve Duygusal Yeme Ölçeği puan ortalaması 21,48±6,21 olarak bulunmuştur. Araştırmamızda Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği puanı ile Yetişkin Yaşam Doyumu ölçeği puanı arasında istatistiksel olarak anlamlı pozitif yönlü orta düzeyde bir ilişki olduğu (r=0,492, p= 0,000), Yetişkin Yaşam Doyumu Ölçeği puanı ile Duygusal Yeme Ölçeği puanı arasında istatistiksel olarak anlamlı negatif yönlü düşük düzeyde bir ilişki olduğu (r=-0,139, p= 0,003), Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği puanı İle Duygusal Yeme Ölçeği puanı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olmadığı (p>0,05) tespit edilmiştir. Sonuçlar: Araştırmamızın sonuçlarına göre üniversite öğrencilerinde çocukluk çağı travmaları arttıkça yaşam doyumu artmakta, ve yaşam doyumu azaldıkça duygusal yeme davranışı artmaktadır. Ayrıca çocukluk çağı travmaları ile duygusal yeme davranışı arasında bir ilişki yoktur. Anahtar Kelimeler: Çocukluk Çağı Travmaları, Duygusal Yeme, Ergenlik, Yaşam Doyumu
Hemşirelik öğrencilerine verilen farkındalık temelli psikoeğitimin ruhsal hastalıklara yönelik inanç, sosyal mesafe ve damgalamaya etkisi: Yarı deneysel bir çalışma
Amaç: Bu araştırma, hemşirelik öğrencilerine verilen farkındalık temelli psikoeğitimin, ruhsal hastalıklara yönelik inanç, sosyal mesafe ve damgalama üzerindeki etkisini değerlendirmek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Gereç ve Yöntem: Yarı deneysel desenle yürütülen çalışmada, bir müdahale ve bir kontrol grubu oluşturulmuştur. Çalışmaya, 01.10.2023 – 31.05.2024 tarihleri arasında gönüllü olarak katılım sağlayan Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi 2. Sınıf hemşirelik öğrencileri (n=84) dâhil edilmiştir. Müdahale grubuna belirlenen süre boyunca farkındalık temelli psikoeğitim uygulanırken, kontrol grubuna herhangi bir müdahalede bulunulmamıştır. Veriler, Ruhsal Hastalıklara Yönelik İnanç Ölçeği, Sosyal Mesafe Ölçeği ve Sağlık Çalışanları İçin Ruhsal Hastalıklara Yönelik Damgalama Ölçeği kullanılarak ön test, son test, 1. ay ve 3. ay takip ölçümleri ile toplanmıştır. İstatistiksel analizlerde Mann-Whitney U testi, Ki-Kare testi ve Friedman testi kullanılmıştır. Bulgular: Ruhsal Hastalıklara Yönelik İnanç Ölçeği (RHYİÖ) açısından müdahale ve kontrol grupları arasında çalışmanın başlangıcında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (χ² = 7,395, p = 0,060). Psikoeğitim sonrası müdahale grubunda ruhsal hastalıklara yönelik inanç puan ortalamalarında bir miktar değişim gözlense de bu fark istatistiksel olarak anlamlı düzeyde değildir (p > 0,05). Araştırma bulgularına göre, Sosyal Mesafe Ölçeği (SMÖ) puan ortalamalarında müdahale grubunda anlamlı bir azalma gözlenmiştir (χ² = 8,557, p = 0,036). Ön test (X̄ = 51,56 ± 15,07), Son Test (X̄ = 42,33 .± 22,89), 1. ay (X̄ = 36,36 ± 13,40), 3. ay (X̄ = 50,53 ± 13,74) şeklinde sosyal mesafenin azaldığı, bu farkın 1. ayda belirginleştiği ve 3. ayda kalıcı olduğu belirlenmiştir. Kontrol grubunda ise bu değişim istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p > 0,05). Sağlık Çalışanlarının Ruhsal Hastalıklara Yönelik Damgalama Ölçeği (SÇ-RHYDÖ) puan ortalamalarında da benzer bir azalma gözlenmiş, müdahale grubunun ön test puan ortalaması (X̄ = 57,96 ± 8,66), son test puan ortalaması (X̄ = 58,13 ± 13,72), 1. ay ölçüm puan ortalaması (X̄ = 44,20 ± 5,81), 3. ay ölçüm puan ortalamasında (X̄ = 48,27 ± 11,62) istatistiksel olarak anlamlı bir düşüş saptanmıştır (χ² = 13,553, p = 0,004). Ancak müdahale grubunun ölçümlerinin 1. ayında değişim gözlenmemiş, etkilerin daha çok 3. ayda belirginleştiği görülmüştür. Sonuç: Bu çalışmada, farkındalık temelli psikoeğitimin sosyal mesafe ve damgalama algısını azaltmada kalıcı bir etkiye sahip olduğu, ancak ruhsal hastalıklara yönelik inançları değiştirmede kısa vadede belirgin bir etki oluşturmadığı sonucuna varılmıştır.
Lise birinci sınıf erkek ergenlerin öfke düzeylerine sinematerapinin etkisi: Yarı deneysel bir çalışma
Amaç: Bu araştırma lise birinci sınıf erkek ergenlerin öfke düzeylerine sinematerapinin etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırmada ön test, son test, bir aylık ve üç aylık izlem kontrol gruplu yarı deneysel yöntem kullanılmıştır. Araştırma Aydın İl Merkezinde yer alan Milli Eğitim Müdürlüğüne bağlı Aydın Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesinde, 2023-2024 Eğitim Öğretim döneminde lise birinci sınıfa kayıtlı erkek öğrencilerle yürütülmüştür. Araştırmaya örneklemi randomizasyon yöntemi ile belirlenen 73 (Deney:36 ve Kontrol:37) öğrenci alınmıştır. Veriler, Kişisel Bilgi Formu, Çok Boyutlu Öfke Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiklerin yanı sıra Ki-Kare Testi, bağımsız örneklem t testi ve tekrarlı ölçümlerde iki yönlü varyans analizi kullanılmıştır. Bulgular: Uygulanan sinematerapi sonrası lise öğrencisi erkek ergenlerin öfke belirtilerinde (p<0,001); ölçeğin öfkeye yol açan durumlar alt boyutlarını oluşturan ciddiye alınmama ve eleştirilme alt boyutlarında (Sırasıyla: p<0,001; p<0,001); ölçeğin öfkeyle ilişkili düşünceler alt boyutlarını oluşturan öfkesine yönelik düşünceleri, kendine yönelik öfke düşünceleri, diğerlerine yönelik öfke düşünceleri ve dünyaya yönelik öfke düşünceleri alt boyutlarında (Sırasıyla: p<0,001; p<0,001; p<0,001; p=0,001); ölçeğin öfkeyle ilgili davranışlar alt boyutlarını oluşturan saldırgan, sakin davranışlar alt boyutlarında (Sırasıyla p=0,002; p=0,039); ölçeğin kişilerarası öfke alt boyutlarını oluşturan intikam tepkileri ve pasif agresif tepkiler alt boyutlarında (Sırasıyla: p<0,001; p<0,001) anlamlı düzeyde gelişme gösterdikleri saptanmıştır. Sonuç: Bu çalışmada lise birinci sınıf erkek ergenlere uygulanan sinematerapinin, ergenlerin öfke ile ilgili düşünce ve davranışlarında olumlu yönde değişimler yarattığı ve öfke düzeylerini azalttığı sonuçlarına ulaşılmıştır. Öfke düzeyleri fazla olan lise öğrencisi ergenlerin öfke düzeylerini azaltmak için sinematerapi yapılması ve belli aralıklarla sinematerapi ile desteklenmesi önerilmiştir. Anahtar kelimeler: Ergenlik, Öfke, Sinematerapi
Erkek üniversite öğrencilerine verilen farkındalık (mindfulness) temelli şiddet eğitiminin flört şiddeti ve toplumsal cinsiyet algısına etkisi: Bir eylem araştırması
Amaç: Bu çalışma, erkek üniversite öğrencilerine verilen farkındalık (mindfulness) temelli şiddet eğitiminin flört şiddeti tutumuna ve toplumsal cinsiyet algısına etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Eylem araştırması olarak yürütülen araştırmanın örneklemini 2023-2024 bahar yarı yılında Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi 1. Sınıfta okuyan sekiz erkek öğrenci oluşturmaktadır. Katılımcılara haftada bir gün olacak şekilde altı oturumluk farkındalık temelli şiddet eğitimi verilmiştir. Araştırmanın veri toplama aşamasında eğitim oturumu içinde ve oturum sonunda doldurulan ve ev uygulaması olarak verilen formlar kullanılmış, ayrıca eğitimden önce ve sonra Flört Şiddeti Tutum Ölçeği, Toplumsal Cinsiyet Algısı Ölçeği ve Bilinçli Farkındalık Ölçeği uygulanmıştır. Eğitimden sonra yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak katılımcılarla birebir görüşmeler yapılmıştır. Verilen formlar ve bireysel görülmelere içerik analizi yapılmış. Bulgular: Veri analizi sonucunda iki kategori ve dokuz tema bulunmuştur. "Eğitim ve farkındalık uygulamaları" kategorisinde "yararlılık", "uygulanabilirlik", "zorluklar", "duyguların farkındalığı", "öfke kontrolü", "eğitimin sürekliliği" temaları, "flört şiddeti ve toplumsal cinsiyet algısı" kategorisinde ise "bilgilenme", "bilinçlenme", "eşitlik" temaları belirlenmiştir. Sonuç: Araştırmada verilen eğitimin flört şiddetini önlemede ve toplumsal cinsiyet algısının eşitlikçi yönde değişmesinde olumlu etkiye sahip olduğu ve farkındalık (mindfulness) uygulamaları ile desteklenmesinin bireylerin duygularını tanıma, öfke kontrolünü sağlama gibi becerileri geliştirmede etkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu sonuçlar doğrultusunda farkındalık (mindfulness) temelli şiddet eğitiminin kullanılmasının flört şiddetini önleme ve eşitlikçi toplumsal cinsiyet bakış açısı geliştirmede yararlı olacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Flört şiddeti, toplumsal cinsiyet, farkındalık (mindfulness), şiddet eğitimi
Üniversite öğrencilerinde sosyal medya bağımlılığı ve etkileyen faktörler
Araştırma kapsamında görüşleri alınan üniversite öğrencilerinin sosyodemografik özellikleri incelendiğinde; % 62.7'sinin (n=281) kadın, % 37.3'ünün (n=167) erkek olduğu, yaş ortalamalarının 20.69±1.80 olduğu belirlenmiştir. Öğrencilerin sosyal medya kullanımı ile ilgili özellikleri incelendiğinde; % 64.8'inin (n=290) günde 3 saat ve daha fazla sosyal medya kullandığı, % 50.9'unun (n=228) video izleme ve müzik dinleme amacıyla sosyal medya kullandığı, en çok kullanılan sosyal medya uygulamalarının % 98.2 Whatsapp (n=440), % 91.1 Instagram (n=408) ve % 88.4 Youtube (n=396) olduğu bulunmuştur. Öğrencilerin SMBÖ-YF puan ortalamasının 53.83±12.81 olduğu tespit edilmiştir. Kadın öğrencilerin SMBÖ-YF puan ortalamalarının erkek öğrencilere göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek olduğu görülmüştür (p<0.05). Yaş ve SMBÖ-YF puanı arasındaki ilişki istatistiksel olarak anlamlıdır ve yaş arttıkça SMBÖ-YF puanı azalmaktadır (p<0.05). Ayrıca, annenin sosyal medya kullanımı arttıkça öğrencilerin SMBÖ-YF puanı artmaktadır (p<0.05). Uyuşturucu madde kullanan öğrencilerin SMBÖ-YF puan ortalaması kullanmayanlara göre anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p<0.05). Öğrencilerin sosyal medya kullanım sıklığı ve tek oturumda sosyal medya kullanım süresi arttıkça SMBÖ-YF puanı artmaktadır (p<0.01). Günün her saati sosyal medya kullananların SMBÖ-YF puan ortalaması, günün belirli saatlerinde sosyal medya kullananlara göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksektir (p<0.05). Sosyal medya uygulamalarına giriş için akıllı telefon kullananlar kullanmayanlara göre daha fazla SMBÖ-YF puan ortalamasına sahiptir (p<0.05). Sosyal medyayı paylaşımda bulunmak amacıyla kullananlar paylaşımda bulunma amacıyla kullanmayanlara göre daha fazla SMBÖ-YF puan ortalamasına sahiptir (p<0.01). Ek olarak araştırmaya katılan öğrencilerden Instagram, Snapchat, Spotify, Twitter ve Tinder uygulamalarını kullananların kullanmayanlara göre daha fazla SMBÖ-YF puan ortalamasına sahip olduğu tespit edilmiştir (p<0.05). Araştırmaya katılan öğrencilerin SMBÖ-YF puanları ile BDÖ puanları arasında pozitif yönde zayıf düzeyde, SMBÖ-YF puanları ile GKKÖ puanları arasında pozitif yönde orta düzeyde istatistiksel olarak anlamlı ilişki tespit edilmiştir (p<0.01).
Ergenlerde siber zorbalık, siber mağduriyet, depresyon ve başetme ilişkisi
Amaç: Bu çalışma Denizli Merkezefendi ilçesindeki lise öğrencilerinde siber zorbalık, siber mağduriyet, depresyon ve başetme ilişkisini belirlemek amacıyla kesitsel olarak yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırma evrenini Denizli ili Merkezefendi ilçesindeki ortaöğretim kurumlarında bulunan 5686 öğrenci, örneklemi ise 466 öğrenci oluşturmuştur. Kayıplar nedeniyle 445 öğrenci ile çalışma gerçekleştirilmiştir. Çalışmada veri toplamak için Sosyodemografik Özelliklere İlişkin Soru Formu, Siber Zorbalık Ölçeği, Siber Mağduriyet Ölçeği, Beck Depresyon Ölçeği ve Başa Çıkma Tutumlarını Değerlendirme Ölçeği kullanılmıştır. Tanımlayıcı istatistikler; kategorik değişkenler için sayı ve yüzde, nicel değişkenler için ortalama±standart, minimum, maksimum ve range olarak verilmiştir. Verilerin normal dağılıma uygunluğu Kolmogorov-Smirnov testi ile kontrol edilmiştir. Ölçek toplam puanlarının bağımsız gruplar arası karşılaştırmalarında Mann-Whitney U testi, Kruskall-Wallis H testi ve Tek yönlü varyans analizi (ANOVA) kullanılmıştır. Ölçek toplam puanları arasındaki ilişkiler Spearman Korelasyon Analizi ile incelenmiştir. p˂0,05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Katılımcıların sosyodemografik özellikleri incelendiğinde % 58,4' ünün (n=260) kadın, % 41,6' sının (n=185) erkek olduğu, yaş ortalamalarının ise 15,99±1,13 olduğu belirlenmiştir. Katılımcıların cinsiyet, okul türü ve gelir düzeylerine göre Siber Zorbalık Ölçeği toplam puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (Sırasıyla: p=0,003; p<0,001; p=0,049). Katılımcıların okul türüne göre Siber Mağduriyet Ölçeği toplam puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p<0,001). Katılımcıların cinsiyetine göre Beck Depresyon Ölçeği toplam puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p<0,001). Yapılan korelasyon analizinde Başa Çıkma Tutumlarını Değerlendirme Ölçeği toplam puanı ile Siber Mağduriyet Ölçeği toplam puanı arasında negatif yönde zayıf düzeyde (r= -0,103; p=0,031),Siber Zorbalık Ölçeği toplam puanı ile Siber Mağduriyet Ölçeği toplam puanı arasında negatif yönde orta düzeyde (r= -0,562; p<0,001),Siber Zorbalık Ölçeği toplam puanı ile Beck Depresyon Ölçeği toplam puanı arasında pozitif yönde zayıf düzeyde(r= 0,209; p<0,001) veSiber Mağduriyet Ölçeği toplam puanı ile Beck Depresyon Ölçeği toplam puanı arasında negatif yönde zayıf düzeyde anlamlı bir ilişki bulunmuştur (r= -0,374; p<0,001). Sonuç: Çalışmaya katılan erkek öğrencilerin kız öğrencilere göre daha fazla siber zorbalık davranışı gösterdikleri, öğrencilerin yaşları arttıkça siber zorbalık davranışının da arttığı, siber zorbalığa uğrayan kız öğrencilerin daha fazla depresyon yaşadığı, kız öğrencilerin daha fazla baş edebilme durumu olduğu, yaş arttıkça baş edebilme durumunun da arttığı bulunmuştur. Anne eğitim durumu ve baba eğitim durumu ilkokul ve altı olanların daha az siber zorbalık yaptıkları daha fazla siber mağduriyet yaşadıkları, bilgisayar kullanımı 5 saat ve üzeri olanların siber zorbalık davranışı göstermelerinin daha yüksek olduğu bulunmuştur. Çalışmaya katılan ergenlerin büyük çoğunluğunun kendini çökkün ve mutsuz hissettiği bulunmuştur. Ergenlerin siber mağduriyetleri arttıkça başetme becerilerinin azaldığı belirlenmiş olup siber mağduriyete uğrayanların daha çok dini başetme yöntemini kullandığı bulunmuştur. Ayrıca siber zorbalık yapan katılımcıların daha az siber mağduriyet yaşadıkları saptanmıştır. Öğrencilere siber mağduriyete uğramaları durumunda ne tarz başetme yöntemlerini kullanacakları ve hukuksal yollar konusunda eğitimler verilmesi önerilir. Anahtar kelimeler: Başetme, Depresyon, Ergenlik, Siber Mağduriyet, Siber Zorbalık