Theses supervised by Prof. Dr. İrfan Kaygusuz

10 theses · Fırat University

Master'sOpen AccessTR

Hiper/hipotiroidili hastalarda odyovestibuler sistemin değerlendirilmesi

Bu çalışma, hiper/hipotiroidili hastalarda odyovestibüler sistemin değerlendirilmesi ve bu hastalıkların işitme ve denge sistemine olan etkilerinin araştırılması amacıyla yapılmıştır. Çalışmaya 50 Graves ve 50 Hashimoto hastalığı tanısı almış hasta ile 50 sağlıklı gönüllü alınmıştır. Çalışmaya alınan tüm olgulara saf ses ve konuşma odyometrisi, timpanometri ve akustik refleks ölçümü, işitsel uyarılmış beyin sapı cevapları (ABR) ve videonistagmografi (VNG) yapılarak veriler kaydedilmiştir. Videonistagmografi değerleri kontrol grubu, Hashimoto/Hipotiroidi ve Graves/Hipertiroidi grupları arasında değerlendirilmiş ancak gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır (p>0.05). Saf ses ve konuşma odyometrisi testinde; Graves hastası olan olguların Hashimoto ve kontrol grubundaki olgulara; Hashimoto hastası olan olguların sağ kulak ve sol kulak için 250 - 6000 Hz'de ölçülen odyometri değerlerinin kontrol grubundaki olgulara kıyasla daha yüksek olduğu bulunmuştur. Olguların hastalık süresine göre işitmeleri değerlendirildiğinde hastalık süresinin işitme bulgularını etkilemediği görülmüştür. İşitsel uyarılmış beyin sapı cevapları testinde; Graves/Hipertiroidi, Hashimoto/Hipotiroidi hastası olan olguların sağ kulak ve sol kulak için 80 dB'de ölçülen I. dalga latans değerlerinin kontrol grubundaki bireylere kıyasla daha yüksek olduğu, fakat 80 dB'de ölçülen III. ve V. dalga latans değerleri açısından gruplar arasında anlamlı bir farklılık olmadığı; 80 ve 60 dB'de I-III ve I-V interpik latans değerlerinin grup I' de, grup II ve III'e göre daha yüksek olduğu saptanmıştır. Sonuç olarak bulgularımıza dayanarak hipotiroidi ve hipertiroidinin vestibüler sistem üzerine etkisinin olmadığını, ancak hipertiroidi ve hipotiroidinin işitme sistemi üzerinde olumsuz etkiler oluşturduğunu söyleyebiliriz. Anahtar Kelimeler: İşitme kaybı, hipotiroidi, hipertiroidi, vestibüler sistem

HipertiroidizmHipotiroidizmOdyoloji+5
Utku Ozan Öz
Fırat University · Institute of Health Sciences
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

MESNA'nın (2-mercaptoethane sodium sulfonate) miringoskleroz üzerine etkisi: Deneysel hayvan çalışması

Miringoskleroz timpanik membranın lamina propria tabakasında kollajen yapının hiyalin dejenerasyonu ve kalsifikasyonu sonucu oluşur. Timpanik membran hasarında, miringotomi ve ventilasyon tüpü uygulamaları sonrasında görülebilir. Miringoskleroz gelişimini önlemek amacıyla antioksidan, antienflamatuar ve antifibrotik ajanlar denenmiştir. Bizim çalışmamızda da antioksidan ve antienflamatuar etkileri olan MESNA (2-mercaptoethane sodium sulfonate) bu amaçla kullanılmıştır. Çalışmamızda MESNA'nın timpanik membranda meydana gelen miringoskleroz üzerine etkilerinin araştırılması amaçlandı. Bu amaçla 21 adet yetişkin guinea pig çalışmaya alındı. Deneklerin kulak zarlarına standart miringotomi yapıldı ve her grupta yedi guinea pig olacak şekilde rastgele üç gruba ayrıldı. Birinci gruba (Kontrol grubu) tedavi verilmezken ikinci gruba (Salin grubu) miringotomi sonrası topikal serum fizyolojik, üçüncü gruba (MESNA grubu) ise topikal MESNA uygulandı. Denekler on dört günlük iyileşme süresinden sonra dekapite edilerek timpanik membranları histopatolojik inceleme yapılmak üzere disseke edildi. Histopatolojik olarak timpanik membran kalınlığı, inflamasyon ve skleroz; otomikroskopik olarak ta miringoskleroz skorlaması yapıldı. Çalışmamızda MESNA grubunda diğer gruplara göre otomikroskopik miringoskleroz ve histopatolojik skleroz da azalma saptandı ancak bu fark istatiksel olarak anlamlı bulunmadı. Histopatolojik olarak lamina propriada inflamasyonun MESNA grubunda salin ve kontrol grubuna göre istatiksel olarak anlamlı bir azalma gösterdiği saptandı. Bu sonuçlarla MESNA'nın miringosklerozu önleyici etkisinin olmadığını, ancak inflamasyonu baskıladığını söyleyebiliriz. Anahtar Kelimeler: MESNA, miringoskleroz, miringotomi, antienflamatuar

Antiinflamatuar ajanlarKulak hastalıklarıMESNA+2
Mehmet Salih Yağmahan
Fırat University
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Normal işiten bireylerde kemik yolu işitsel uyarılmış beyin sapı cevaplarının normalizasyonu

İşitsel beyin sapı cevapları (ABR), günümüzde işitme yolunun periferal ve santral fonksiyonunun değerlendirilmesinde yaygın olarak kullanılan en önemli objektif testlerden birisidir. ABR' nin hava ve kemik yolu olmak üzere iki farklı uyaran yolunun olması ve böylece işitme kaybının tipi ve derecesi hakkında saf ses odyometrisine yakın sonuçlar sunması testin önemini artırmıştır. Genel olarak işitsel duyarlılığın belirlenmesi amacıyla uygulanan hava ve kemik yolu ABR testinde elde edilen en önemli veriler dalga latansları ve interpik latanslardır (IPL). Bu latanslara etki eden faktörlerden bazıları yaş ve cinsiyettir. Bu nedenle latans anomalilerinin saptanabilmesi için yaşın ve cinsiyetin dalga latansları üzerindeki etkisinin öngörülmesine ve bunun için de çeşitli yaş dönemlerinde normal işitenlere ait normal verilerin belirlenmesine gereksinim duyulmaktadır. Çalışmamızın amacı kemik yolu ABR yanıtlarında yaş ve cinsiyetin latans ve IPL üzerindeki etkisini ortaya koymak ve bu bilgiler doğrultusunda klinik normatif verileri oluşturmaktır. Çalışmamıza 10-60 yaş arası normal işitmeye sahip 100 olgu alınmış ve bunlar yaşlarına göre beş gruba ayrılmıştır (her bir grup 10 erkek ve 10 kadın toplam 20 kişiden oluşturulmuştur). Bütün olgulara 50, 30 10 dB nHL uyaran şiddetinde kemik yolu ABR testi yapılarak latans ve IPL'leri incelenmiştir. Çalışmamızın sonucunda cinsiyete göre dalga latansları ve IPL arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmıştır (p<0,05). Yaş grupları arasında dalga latanslarında uyaran şiddetine bağlı istatistiksel olarak anlamlı fark tespit edilmiştir (p<0,05). Ancak IPL açısından yaş grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunamamıştır. Klinik kullanım ve referans olmak amacıyla, kemik yolu ABR testinde 50, 30, 10 dB nHL uyaran şiddetinde elde edilen dalga latans ve IPL'leri kapsayan normatif değerler oluşturulmuştur.

Cinsel kimlikKulak hastalıklarıUyarılmış potansiyeller-işitsel+3
Tuba Gündoğdu
Fırat University · Institute of Health Sciences
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Submandibuler gland histopatolojisi üzerinde Picinabil'in etkisi

Siyalore, oromotor olgunlaşma gerçekleştikten sonra, tükürüğün istemsiz olarak fazla salgılanması ve ağızdan dışarı akmasıdır. Bu birçok nörolojik hastalığın önemli bir semptomudur. Bu çalışmanın amacı, submandibular beze uygulanan OK-432'nin bez histopatolojisi üzerindeki etkilerini incelemek ve siyalore tedavisinde kullanılan geleneksel tedavi yöntemlerine yeni bir alternatif tedavi oluşturmaktır. Çalışma, rastgele seçilerek üç gruba ayrılan 21 Yeni Zelanda türü erişkin tavşan üzerinde gerçekleştirilmiştir. Deneklerin submandibular bezine Grup I'de (n=7) 0.2 ml, Grup II'de (n=7) 0.5 ml OK-432; Grup III (n=7)'de ise 0.5 ml serum fizyolojik uygulanmıştır. Denekler bu uygulamalardan 42 gün sonra dekapite edilmiş ve bilateral submandibular bezleri eksize edilmiştir. Bunlardan hazırlanan preperatlar duktal enflamasyon, asiner hücre enflamasyonu, fibrozis, lipomatozis, atrofi ve ödem yönünden ışık mikroskobu ile değerlendirilmiştir. Elde edilen bulgular; yok: - (0), hafif: + (1), orta: ++ (2), şiddetli: +++ (3) olarak derecelendirilmiştir. Bu parametreler açısından gruplar birbirleriyle karşılaştırılmış ancak parametrelerin hiçbirinde gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamamıştır (p>0.05). Çalışmamızın sonucunda, OK-432'nin submandibular bezlerde histopatolojik değişikliklere yol açmadığı, bu nedenle de OK-432'nin siyalore tedavisinde kullanılacak alternatif bir tedavi yöntemi olmayacağı anlaşılmıştır. Bu nedenle bu konuda daha çok deneysel çalışmalar yapılması gerektiğini düşünmekteyiz.

PicibanilSiyaloreSubmandibular gland+4
Yusuf Avcı
Fırat University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Travmatik fasial sinir yaralanmalarında nimodipin ve metilprednizolon'un iyileşme üzerine etkileri

ÖZETBu çalışmanın amacı basıya bağlı oluşan fasial sinir paralizilerinde nimodipin ve metilprednizolon'un etkinliğini araştırmaktır.Çalışma, 1200-3000 gram ağırlığında 28 adet dişi Yeni Zelanda türü tavşan üzerinde gerçekleştirilmiştir. Deneklerin tamamının fasial sinir bukkal dalına bası uygulanmış ve fasial paralizi oluşturulmuştur. Daha sonra denekler rastgele yedişerli dört gruba ayrılmıştır. Grup 1'e (Nimodipin grubu) intraperitoneal 0,5 mg/kg/gün dozunda nimodipin, Grup 2'ye (Metilprednizolon grubu) intramusküler 1 mg/kg/gün dozunda metilprednizolon, Grup 3'e (Nimodipin-Metilprednizolon grubu) intraperitoneal 0,5 mg/kg/gün dozunda nimodipin ile intramusküler 1 mg/kg/gün dozunda metilprednizolon, Grup 4'e (Kontrol grubu) intramusküler 1 cc serum fizyolojik üç hafta süreyle uygulanmıştır. Daha sonra deneklerin işlem uygulanan taraftaki fasial sinir bukkal dalı çıkartılarak patolojik incelemeye alınmıştır. Spesmenler yarı ince doku kesitlerinde perinöral fibrozis, kollajen lif artışı, miyelin dejenerasyonu, aksonal dejenerasyon, schwann hücre proliferasyonu, normal miyelin yapısı ve ödem parametreleri açısından ışık mikroskobu ile değerlendirilmiştir. Her deneğe ait dört kesitten dört adet alan (x40, 100, 200, 1000 objektif büyütme) sayılmış ve her grup için dört adet alanın ortalaması alınmıştır. Elde edilen bulgular; yok: - (0), hafif: + (1), orta: ++ (2), şiddetli: +++ (3) olarak derecelendirilmiştir.Çalışmamızda, nimodipin grubu ile kontrol grubu arasında perinöral fibrozis, schwann hücre artışı ve ödem bakımından anlamlı farklılık saptanmazken kollajen lif artışı, miyelin dejenerasyon, aksonal dejenerasyon ve normal miyelin yapısı parametreleri açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p<0.05). Nimodipin grubu ile metilprednizolon grubu arasında ve nimodipin grubu ile nimodipin-metilprednizolon grubu arasında ödem bakımından anlamlı farklılık saptanırken (p<0.05) diğer parametreler açısından anlamlılık tespit edilmemiştir. Metilprednizolon grubu ile kontrol grubu arasında perinöral fibrozis, schwann hücre artışı ve normal miyelin yapısı bakımından anlamlı farklılık saptanmazken kollajen lif artışı, miyelin dejenerasyon, aksonal dejenerasyon ve ödem parametreleri açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p<0.05). Değerlendirilen tüm parametrelerde metilprednizolon grubu ile nimodipin-metilprednizolon grubu arasında anlamlı farklılık saptanmamıştır (p>0.05). Nimodipin-metilprednizolon grubu ile kontrol grubu arasında perinöral fibrozis ve schwann hücre artışı bakımından anlamlı farklılık saptanmazken kollajen lif artışı, miyelin dejenerasyon, aksonal dejenerasyon, normal miyelin yapısı ve ödem parametreleri açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p<0.05).Çalışmamızın sonucunda sinir bütünlüğünün korunduğu travmatik fasial sinir paralizisinde her iki ajanın da sinir iyileşmesi üzerine olumlu etkilerinin olduğunu fakat nimodipin'in metilprednizolona bir üstünlüğünün olmadığını söyleyebiliriz.Anahtar Kelimeler: Fasial sinir paralizisi, Nimodipin, Metilprednizolon.

Fasiyal paraliziMetilprednizolonNimodipin+2
Tolga Dölen
Fırat University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Submandibular bez eksizyonu yapılan tavşanların parotis bezi histopatolojisi

Bu çalışmanın amacı submandibular bez eksizyonu sonrasında parotis bezinde histopatolojik değişiklikler olup olmadığının araştırılmasıdır. Çalışma, 1200-3000 gram ağırlığında 21 adet dişi Yeni Zelanda türü tavşan üzerinde gerçekleştirilmiştir. Denekler rastgele yedişerli üç gruba ayrılmıştır. Grup I? deki deneklerin tek taraflı submandibular bezleri çıkarılmış ve bir ay sonra parotis bezleri de çıkarılarak histopatolojik olarak incelenmiştir. Grup II?deki deneklerin her iki taraf submandibular bezleri çıkarılmış ve bir ay sonra parotis bezleri çıkarılarak parotis bezinde oluşan değişiklikler histopatolojik açıdan incelenmiştir. Grup III?deki deneklere (Kontrol grubu) herhangi bir müdahale yapılmadan parotis bezleri çıkarılmış ve histopatolojik olarak incelenmiştir. Spesmenler yarı ince doku kesitlerinde asiner hücrelerde mukus birikimi, interkalat duktus lümeninde dilatasyon, interkalat duktus lümeninde mukus birikimi, sitoplazmik granül birikimi, myoepitelyal hücre sayısı parametreleri açısından ışık mikroskobu ile değerlendirilmiştir. Her deneğe ait kesitten dört adet alan (x40, 100, 200, 400 objektif büyütme) sayılmış ve her grup için dört adet alanın ortalaması alınmıştır. Elde edilen bulgular; yok: - (0), hafif: + (1), orta: ++ (2), şiddetli: +++ (3) olarak derecelendirilmiştir. Çalışmamızda, grup I ile grup III arasında interkalat duktuslarda dilatasyon (p:0.006) ve asiner hücrelerde mukus birikimi (p: 0.001) bakımından anlamlı farklılık saptanırken, sitoplazmik granül birikimi (p:0.211), interkalat duktus lümeninde mukus birikimi (p:0.174) ve myoepitelyal hücre sayısı (p:0.74) bakımından anlamlı farklılık saptanmamıştır (p>0.05). Asiner hücrelerde mukus birikimi (p:0.040) bakımından grup I ile grup II arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanırken (p<0.05), interkalat duktus lümeninde dilatasyon (p:0.298) bakımından ise her iki grup arasında anlamlılık tespit edilmemiştir. Sitoplazmik granül birikimi, interkalat duktus lümeninde mukus birikimi ve myoepitelyal hücre sayısı bakımından grup I ve grup II arasında ve grup I ile grup III arasında istatistiksel olarak anlamlılık saptanmamıştır (p değerleri sırasıyla 0.244, 0.164 ve 1.00). Duktus lümeninde mukus birikimi açısından grup II ile grup III arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık tespit edilmiştir (p:0.027). Çalışmamızın sonucunda tek taraflı veya bilateral submandibular bezlerin çıkarılması ile parotis bezinde histopatolojik olarak değişiklikler olduğunu söyleyebiliriz. Anahtar Kelimeler: Submandibular bez eksizyonu, parotis, histopatoloji

CerrahiCerrahi-kulak-burun-boğazHistopatoloji+4
Yavuz Sultan Selim Yıldırım
Fırat University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Picibanil enjeksiyonunun nazal konkalar üzerine histopatolojik etkileri

Burun tıkanıklığı birçok burun hastalığının ilk semptomudur. Alt konka hipertrofileri burun tıkanıklığının en sık sebeplerinden biridir. Bu çalışmanın amacı, nazal konkalara uygulanan OK-432 'nin konkalardaki histopatolojik etkilerini incelemek ve nazal konka hipertrofisinde kullanılan geleneksel tedavi yöntemlerine alternatif oluşturmaktır. Çalışma rastgele seçilerek üç gruba ayrılan 21 Yeni Zelanda türü erişkin erkek tavşan üzerinde gerçekleştirilmiştir. Deneklerin konka nazalis ventralisine Grup I'de (n=7) 0,2 cc OK-432 uygulanmış, Grup II'de (n=7) 0,5 cc OK-432 uygulanmış, Grup III (n=7) kontrol grubu olarak kullanılmıştır. Denekler uygulamadan 21 gün sonra dekapite edilmiş ve bilateral konka nazalis ventralisleri eksize edilmiştir. Bunlardan hazırlanan preperatlar silya kaybı, submukozal damarlanma artışı, goblet hücre kaybı, inflamatuar hücre infiltrasyonu, fibrozis ve epitelyal hasar yönünden ışık mikroskobu ile değerlendirilmişlerdir. Gruplar birbirleriyle karşılaştırıldığında silya kaybı, goblet hücre kaybı ve epitelyal hasar açısından istatistiksel olarak anlamsız (p>0.05); inflamatuar hücre infiltrasyonu, submukozal damarlanma artışı ve fibrozis açısından ise istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p<0.05). Çalışmamızda OK-432 uygulanan konkalarda silya kaybı, goblet hücre kaybı ve epitelyal hasar hafif düzeyde iken submukozal damarlanma artışı, inflamatuar hücre infiltrasyonu ve fibrozis anlamlı düzeyde yüksek bulundu. Bu yüzden biz konka hipertrofilerinde OK-432 kullanımının diğer yöntemlere alternatif olabileceğini düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: OK-432, nazal konka, burun tıkanıklığı, konka hipertrofisi

Burun hastalıklarıHipertrofiNazal kavite+5
Serdar Şengül
Fırat University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Konjenital non-sendromik sensorinöral işitme kayıplı hastalarda GJB2 (Konneksin 26) mutasyon analizi

İşitme kaybı kişinin sosyal, eğitim ve zeka gelişimini olumsuz yönde etkileyen en yaygın algılama bozukluklarından biridir. Bu çalışma, bölgemizde konjenital nonsendromik sensorinöral işitme kaybı olan hastalarda, işitme kaybına en sık neden olan GJB2 (konneksin 26) geni mutasyonlarını araştırmak amacıyla yapılmıştır.Bu çalışma Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı'nda tanı konulan, konjenital non-sendromik sensörinöral işitme kayıplı 60 hasta üzerinde yapılmıştır. Kontrol grubu işitme açısından problemi olmayan 60 hastadan oluşturulmuştur. Çalışmaya katılan hastalardan 3 ml periferal venöz kan örneği alınarak Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Biyoloji ve Genetik Anabilim Dalı'nda mutasyon analizi yapılmıştır. Çalışmamızda, GJB2 genindeki 35delG, 167delT, delE120, 235delC mutasyonları ile GJB6 genindeki mutasyonlar araştırılmıştır. Ayrıca çalışma grubundaki hastalara DNA dizileme de yapılarak yeni mutasyonların varlığı araştırılmıştır.Çalışma grubunda yer alan toplam 60 hastanın altısında (%10) mutasyon tespit edilmiştir. Bu hastaların beşinde 35delG (%8,3) ve birinde de (%1,7) delE120 mutasyonu saptanmıştır. 167delT, 235delC mutasyonları ile GJB6 geni mutasyonları görülmemiştir. Kontrol grubunda ise hiçbir hastada mutasyon saptanmamıştır. Çalışma grubundaki hastaların ailelerinde sensörinöral işitme kaybı öyküsünün varlığı ile 35delG ve delE120 mutasyonu varlığı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir (p<0,05).Sonuç olarak bizim çalışmamızda 35delG mutasyonu literatürle uyumlu olarak en sık görülen mutasyon olmuştur. Bu çalışma GJB2 geni mutasyonlarının araştırıldığı yöremizdeki ilk çalışmadır. Konjenital nonsendromik sensörinöral işitme kayıplı hasta ve ailelerine verilecek genetik danışmanlık, işitme kaybının etiyolojisinin belirlenmesinde ve genetik testlerle heterozigot ve homozigot bireylerin tanımlanmasında son derece önemlidir.Anahtar kelimeler: Konjenital işitme kaybı, Otozomal resesif, GJB2

Genital hastalıklarGenler-GJB2Malformasyonlar+3
Emin Kaskalan
Fırat University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Nazal konkalarda radyofrekans termal ablasyon ve submukozal diatermi uygulamalarının oluşturduğu histopatolojik değişikliklerin karşılaştırılması

Burun hastalıklarının ilk semptomu genellikle burun tıkanıklığıdır. Bu çalışmanın amacı burun tıkanıklığı sebeplerinden biri olan alt konka hipertrofilerinin tedavisinde kullanılan submukozal diatermi ve radyofrekans termal ablasyon tekniğinin konkalarda oluşturduğu histopatolojik değişiklikleri saptamak ve bu iki yöntemi birbirleriyle karşılaştırmaktır.Çalışma rastgele seçilerek beşerli üç gruba ayrılan 15 Yeni Zelanda türü erişkin erkek tavşan üzerinde gerçekleştirilmiştir. Deneklerin konka nazalis ventralisine Grup I'de (n=5) radyofrekans, Grup II'de (n=5) submukozal diatermi uygulanmış, Grup III (n=5) kontrol grubu olarak kullanılmıştır. Denekler uygulamadan 21 gün sonra dekapite edilmiş ve bilateral konka nazalis ventralisleri eksize edilmiştir. Bunlardan hazırlanan preperatlar silya kaybı, submukozal damarlanma artışı, goblet hücre kaybı, inflamatuar hücre infiltrasyonu, fibrozis ve epitelyal hasar yönünden ışık mikroskobu ile değerlendirilmişlerdir.Grup I ile Grup III karşılaştırıldığında silya kaybı, submukozal damarlanma artışı, goblet hücre kaybı ve epitelyal hasar açısından istatistiksel olarak anlamsız (p>0.05) ; inflamatuar hücre infiltrasyonu ve fibrozis açısından ise istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p<0.05). Grup II ile Grup III karşılaştırıldığında yukarıdaki tüm parametreler açısından anlamlı fark bulunmuştur (p<0.05). Grup I ile Grup II arasında silya kaybı, submukozal damarlanma artışı, goblet hücre kaybı, inflamatuar hücre infiltrasyonu ve epitelyal hasar açısından istatistiksel olarak anlamlı (p<0.05) ; fibrozis açısından ise anlamsız bir fark bulunmuştur (p>0.05).Bu bulgularla radyofrekans ablasyon uygulamalarının, submukozal diatermi uygulamalarına göre normal konka histopatolojisini daha az değiştirdiğini bu nedenle de konka cerrahisinde submukozal diatermiye göre daha güvenilir bir yöntem olduğunu söyleyebiliriz.

AblasyonBurun hastalıklarıNazal tıkanma+1
Mehmet Erkan Kaplama
Fırat University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sisplatin ototoksisitesi üzerine ghrelinin etkisi

Bu çalışmanın amacı, sisplatinin yan etiklerinden biri olan ototoksisiteye karşı ghrelinin koruyucu etkisini araştırmaktır. Çalışma ağırlıkları 225–300 gr arasında değişen sağlıklı erişkin 24 erkek Sprague Dawley cinsi sıçan üzerinde gerçekleştirilmiştir. Sıçanlar 6'şarlı rastgele 4 gruba ayrılmıştır. Grup 1 (Kontrol) intraperitoneal (ip) saline solüsyonu 1 ml/gün dozunda yedi gün süre; Grup 2 (Sisplatin) ip sisplatin iki gün süreyle 10 mg/kg'lık dozlarla toplamda 20 mg/kg kümülatif doza erişilerek; Grup 3 (G40) ip sisplatin iki gün süreyle 10 mg/kg'lık dozlarla toplamda 20 mg/kg ve ek olarak ip Ghrelin 40 μg/kg yedi gün süreyle; Grup 4 (G80) ip sisplatin iki gün süreyle 10 mg/kg'lık dozlarla toplamda 20 mg/kg ve ek olarak ip Ghrelin 80 μg/kg yedi gün süreyle uygulandı. Çalışma öncesi tüm sıçanlara DPOAE ve ABR yapıldı. Çalışmanın 4. gününde tüm sıçanlara DPOAE ve ABR yapıldıktan sonra tüm gruplardaki sıçanların yarısı serum örnekleri alındıktan sonra dekapite edilerek kokleaları immünohistokimyasal inceleme için çıkarıldı. Ardından kalan sıçanlara 8. gün aynı işlemler yapılmıştır. Yapılan DPOAE test sonucuna göre tüm sıçanların 0. gün DPOAE test sonuçları benzerdi. 4. ve 8. gün bakılan DPOAE testinde her iki kulakta grup 2'nin SNR değerlerinde anlamı bir düşüklük gözlenmiştir. Çalışmanın 4. ve 8. gününde sağ kulakta grup 3 ve grup 4'te 552, 728, 1270, 2207, 6694 Hz frekanslarda, sol kulakta ise 552, 728, 2207, 6694, 8838 Hz frekanslarda anlamlı bir SNR düşüşü gözlenmemiştir. ABR testinde ise çalışmanın 4. gününde grup 2 ile grup 3 ve 4 karşılaştırıldığında V. dalga latanslarındaki uzama istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık izlenmezken 8. günde karşılaştırılma yapıldığında grup 3 ve grup 4 grubunda V. dalga latanslarındaki uzamada istatistiksel olarak anlamlı bir azalma saptanmıştır. Biyokimyasal bulgulara bakıldığında ise çalışmanın 4. ve 8. gününde grup 2 de serum TOS değerleri artmış, grup 3 ve grup 4'te ise TAS değerleri artmış olarak bulunmuştur. Çalışmamızdaki bulgulara göre çalışma öncesi döneme göre kıyaslandığında grup 2, grup 3 ve grup 4'te sisplatin ototoksisitesi olduğu fakat grup 3 ve grup 4'te bu etkilerin diğer gruplara göre daha az olduğu gözlemlenmiştir. Bu bulgulara göre sisplatin ototoksisitesinden korunmada ghrelinin kullanılabileceğini düşünmekteyiz.

Ömer Korkmazyürek
Fırat University
2024
00

Other supervisors