Theses supervised by Prof. Dr. Kazım Sarıkavak
16 theses · Gazi University, Ankara Hacı Bayram Veli University
Spinoza ve Machiavelli'de siyasetin sekülerleşmesi
Bu çalışmanın amacı; siyasetin sekülerleşmesi sürecinde Machiavelli ve Spinoza?nın etkilerini ele almaktır. Bu bağlamda bu iki düşünürün siyaset felsefeleri ayrıntılı bir şekilde incelenmiştir. Çalışma kapsamında Machiavelli ve Spinoza?nın eserleri ile bu iki düşünür üzerine kaleme alınmış Türkçe ve İngilizce kitap, makale gibi ikinci el kaynaklardan faydalanılmıştır. Çalışmada iki düşünürün de dinî kurumlar ile din adamlarının otoritelerini sorgulamalarına, dinin siyaset üzerindeki tahakkümüne son verme çabalarına ve siyasî iktidarın din de dâhil olmak üzere kurumlar üstü bir pozisyonda olması gerektiği yönündeki düşüncelerine yer verilmiştir. Machiavelli ve Spinoza?nın düşünceleri ekseninde de siyasetin seküler (dünyevi) bir olgu olduğu ve kurallarının aşkınsal buyruklar çerçevesinde değil, seküler (dünyevi) gerçeklikler ve gereklilikler dikkate alınarak oluşturulması gerektiği sonucuna varılmıştır. Anahtar Sözcükler 1. Sekülerleşme (dünyevileşme) 2. Machiavelli 3. Spinoza 4. Siyaset felsefesi 5. Modern siyaset
II. Dünya Savaşı yıllarında Türk gazetelerindeki karikatürler üzerinden Türkiye'nin siyasal ve sosyal analizi
Bu çalışmanın amacı 1939-1945 yılları arasında Türkiye'de yayımlanan ulusal gazetelerdeki karikatürlerin gösterge bilimsel açıdan ve söylem analizi üzerinden incelenmesidir. Çalışmada İkinci Dünya Savaşı Türkiye'sinin yayımlanan karikatürler üzerinden Türkiye panoraması incelenmiştir. İkinci Dünya Savaşı'nın Türkiye Cumhuriyetine sosyal ve ekonomik yönden yansımalarının karikatürler üzerinden ele alınmıştır. 1939-1945 yılları arasındaki karikatürler belli bir kronolojik sıra ile incelenmiştir. Karikatürler siyasi konular, sosyo-ekonomik konular, askeri konular ve diğer konular olmak üzere yıllara göre ayrı ayrı ele alınmıştır. Çalışmada 1939-1945 yılları arasında Türk basınında yayınlanan siyasal içerikli karikatürlerin çözümlenmesinde, göstergebilimsel analiz, söylem analizi, gündem belirleme ve çerçeveleme teknik ve kuramlarından yararlanılmıştır. Altyazısı olan karikatürlerde söylem çözümlenmesi, sadece çizgilerden oluşan karikatürlerde göstergebilimsel analiz kullanılmıştır. Her ikisinin de kullanıldığı karikatürlerde göstergebilimsel ve söylem çözümlemesi teknikleri kullanılmıştır. Model olarak dilbilimci Ferdinand de Saussure(d.1857-öl.1913)'nin gösteren, gösterilen ve gösterge modeli ile Fransız felsefeci ve göstergebilimci Roland Barthes(d.1915-öl.1980)'in düz anlam ve yan anlam modelinden yararlanılmıştır. Söylem analizi yaklaşımı olarak Punch'un her türlü gerçeğin yeniden üretildiği söylem analizi anlayışı temel alınmıştır. Bu çalışma, giriş ve sonuç da dâhil olmak üzere altı bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde tezin konusu, amacı, önemi, kuramsal çerçeve, metot ve veri toplama teknikleri konuları ele alınmaktadır. İkinci bölümde özelikle Türkiye'nin modernleşme, batılılaşma süreçlerinin modern politik kurumlar ve çağdaş uluslararası anlayışının ortaya çıktığı 1830'ların sonu itibariyle ortaya çıkmaya başladığı düşüncesi temel alınarak Türk siyasal tarihinin bir panoraması sunulmuştur. Üçüncü bölümde Türkiye'de karikatür sanatının tarihi gelişimi kısaca anlatılmıştır. Dördüncü bölümde çalışmanın kapsam ve sınırlıkları teorik bir çerçeve dâhilinde ortaya konulmuştur. Beşinci bölümde bulgular sunulmuştur. Bu bölümde kısaca dönem eliti, basını, ülkenin genel ekonomik durumu ve dış politikasının bir krokisi çizilmiştir.
İlahi aşkın kökenleri ve Yunus Emre'nin ilahi aşkı
Bu araştırmanın amacı aşk teriminin yaratan ve yaratılan arasındaki ilişkisini felsefi bir bakış açısı ile tarihsel süreç içerisinde inceleyip bilgi ve birikim dünyasına sunmaktır. Bu bağlamda çıkış noktamız kutsi bir hadis rivayetine dayanmaktadır. Söz konusu kutsi hadise göre Yüce Allah: ''Ben bir gizli hazineydim; bilinmek istedim ve mahlûkatı yarattım. Sonra onlara kendimi tanıttım; onlarda Beni tanıdılar'' buyurmuştur. Burada bizzat bir arzu hali mevcuttur. Oda Yüce Allah'ın bilinme arzusudur. Nitekim bu arzu neticesinde var oluş gerçekleşmiş ve alem doğrudan doğruya Allah'tan zuhur etmiştir. Yaratılan âlem O'nun için adeta bir ayna gibidir ve O, bu aynada kendini görür. Yarattıkların da kendini gören Yüce Allah, buradaki yaratma olayında ki güzele hayran kalmış ve bunu sevmiştir. Bu ilk sevgidir. Bu sevgi Allah'ın hem kendini hem yarattıkları hem de doğrudan doğruya sevmeyi sevmesidir. İşte yaratılışın güzelliği budur. Bu sevginin en uç boyutu olan İlahi bir sevgidir. Varoluş İlahi Sevgi çerçevesinde yani doğrudan doğruya Allah'ın sevgisinin yaratılanlara bir lütfudur. Bu sebeple yaratılanlar ya doğrudan doğruya aşktır ya da aşkın esintilerini taşımaktadır. İşte bizimde gayemiz bu aşkı varoluş çerçevesinde anlamlandırmaya çalışmaktır. Nitekim var olan her şey yalnızca aşkın kaynağı olan O'ndandır ve yine var olan her şey O'ndadır.
Erich Fromm'un ahlak anlayışı
Hümanist ahlak geleneğinin önde gelen temsilcilerinden olan Fromm, insan açısından iyi olanı bulmak için insanın doğasını öğrenmemiz gerektiğini çünkü insan doğasında ahlaki eylem kurallarının kaynaklarının bulunduğunu söyler. Ayrıca Fromm, insanı ve onun duygusal ve akli rahatsızlıklarını anlamanın, onun değerlerini ve ahlaki çelişkilerinin doğasını anlamadan mümkün olmayacağını vurgulayarak felsefenin bir dalı olan ahlak problemlerini psikolojinin yardımıyla yorumlamıştır.Fromm'a göre otoriter ahlak anlayışıyla belirlenen ahlaki normlar dışsal olmasından dolayı insanlar, niçin ahlak normlarına itaat etmeleri gerektiğini bilmezler. Çünkü bu anlayış insanın iyi veya kötüyü ayırt etme kapasitesini reddeder; kural belirleyici her zaman için bireyi aşan bir otoritedir. Otoriteye maruz kalan kişinin düşünceleri dikkate alınmaz. Böyle bir sistem ne akıl nede bilgi üzerine kurulmuştur.Bir diğer ahlak görüşü olan hedonizm ise hazzın mutlak anlamda iyi olduğunu, insan eylemlerinin nihai anlamda haz sağlayacak bir biçimde planlanması gerektiğini, sürekli haz verene yönelmenin en uygun davranış biçimi olduğunu savunan felsefi görüştür. Hedonizm bu yönüyle hiçbir nesnel geçerliliği olmayan bireyin keyfi tercihlerini veya hoşnutsuzluklarını kriter alması nedeniyle ne akıl ne de bilgiye dayanır.Fromm, hümanist ahlak anlayışı ile nesnellikten vazgeçmeden, otorite tarafından belirlenmemiş davranış normları ve değer yargıları ortaya çıkarılabileceğin ve insan için iyi olan iyilerin ve kötü olan kötülerin ortaya konulabileceğini savunur. Humanist ahlaki düşünce geleneği, bireyin özerkliği ve mantığına dayanan değer sistemleri için bir temeldir. Humanist ahlak anlayışı ahlakta, otoriteye ve göreceliğe karşı çıkar. İnsan için neyin iyi ve neyin kötü olduğunu bilmek insan doğasını anlamaktan geçer. Böylece oluşturulacak ahlaki normlar dışsal olarak değil kendi doğamızın gereklilikleri olarak kabul edilecektir.
Roland Barthes'da mitlerin okunuşu
Bu çalışmada 20. yüzyıl dilbilim kuramcılarından Roland Barthes'ın düşüncesinde mitlerin ve mit okumasının yeri ve önemi üzerinde durulmuştur. Tez Roland Barthes felsefesi içerisinde mitlerin okunuşunu göstermek üzere tasarlanmıştır.Tezin ilk bölümünde Roland Barthes'ı etkileyen iki büyük dilbilimci Ferdinand de Saussure ve Charles Sanders Peirce'ün fikirleriyle karşılaştırmalı olarak Barthes'ın göstergebilim anlayışı işlenmiştir. İkinci bölümde ise Barthes'ın dil, mit, ideoloji, göstergebilimsel çözümleme ve metin çözümlemesi kavramları ayrıntılı olarak incelenmiştir. Son bölümde ise, ikinci bölümde ayrıntılı olarak incelenen kavramların Barthes'ın kendi söylem örnekleri içerisinde nasıl kullanıldığı gösterilmiştir.Anahtar Sözcükler1. Göstergebilim2. Mit3. İdeoloji4. Söylem
19. Yüzyılda batı'daki pozitivist akıl anlayışının Türk düşünürleri üzerindeki etkisi
A.Comte'un sistemli bir hale getirdiği pozitivizm akımı, son dönemTürk Düşünürlerinin birçoğunun ilgisini çekmiş, onları etkilemiştir.Çalışmamızda bu etkiler üzerinde durulmuştur. Bu bağlamda, pozitivizminTürk düşüncesine girişi, yaptığı olumlu- olumsuz etkiler ve doğurduğusonuçların ortaya konması bu tezin konusunu oluşturmaktadır.Bir felsefe sistemi olarak doğruları ve yanlışları tartışılsa da,pozitivizmin Türk düşüncesinde yansımaları önemlidir. Onun etkilediğidüşünürlerin yalnızca birer felsefeci olmayıp aynı zamanda birer siyasetçi,edebiyatçı ve eğitimci oldukları göz önüne alındığında bu etkinin boyutu dagözler önüne serilmektedir. Bu açıdan bakıldığında, tezimizin konusunun nekadar önemli olduğu bir kez daha ortaya çıkmaktadır.Anahtar Sözcükler:1.Pozitivizm2. Türk Düşüncesi3. Batılılaşma4. Çağdaş Düşünce5. Pozitivist Düşünce
Franz Kafka'da yabancılaşma problemi
Araştırmanın amacı yabancılaşma problemini Franz Kafka'nın eserlerine bağlı olarak tahlil etmektir. Günümüz insanının yaşadığı en önemli sorunlardan biri olan yabancılaşma, hayatın her alanında karşımıza çıkmaktadır. İnsan ilişkilerinin somut anlatımı en iyi şekilde edebi eserlerde karşımıza çıkmaktadır. Bu sebeple Franz Kafka'nın tüm eserleri incelenmiş ve yabancılaşma problemine ilişkin literatür taraması yapılarak kaynaklar analiz edilmiştir.Franz Kafka'nın yabancılaşma problemine ilişkin yerini belirlemek amacıyla yabancılaşma probleminin felsefi seyri araştırmanın birinci bölümünü oluşturmaktadır. Araştırmanın ikinci bölümünde Franz Kafka'nın yabancılaşma problemine ilişkin görüşleri irdelenmiş ve yabancılaşmanın ortaya çıktığı tüm alanlara tek tek değinilmiştir. Bu noktada Franz Kafka'yı diğer düşünürlerden ayıran yönlerine de yer verilmiştir.Araştırmanın sonuç kısmında Franz Kafka'nın yabancılaşma problemindeki etkisine değinilmiş ve Kafka'nın bu problem noktasında önemi vurgulanmıştır.Anahtar Sözcükler1.Felsefe2.Edebiyat3.Felsefe ? Edebiyat İlişkisi4.Yabancılaşma5.Franz Kafka
Max Horkheimer ve Theodore Adorno'da eleştirel teori ve kültür endüstrisi kavramı
Marx Horkheimer ve Theodor W. Adorno, 20. yüzyılda geniş bir toplumsal eleştiri geliştirmeyi amaçlamışlardır. Yaşanılan çağda toplumsal düzenin bireyi sömürüye ve tahakküme dayalı bir sistemle işlediğini iddia eden eleştirel teori, bu olumsuzluğun temelinde akla yüklenen yanlış bir felsefi anlamın olduğunu iddia etmektedir. bu yanlış bilincin sonucu olarak modern toplumsal düzen bireyin ortadan silindiği bir düzen haline gelmiştir. Bu olumsuz düzewn kendini bilimsel düşüncede, aydınlanma anlayışında ve özellikle kültürel metalarda göstermekte, bireyi bunlara tahakkümü altına almaktadır.Bu bağlamda, kültür endüstrisi kavramı eleştirel teori için en önemli kavramlardan biridir. Bu kavram kültürel alandaki tahakkümü anlatmak için kullanılır. Bu anlayışa göre kültürel alanın tahakkümü, toplumsal tahakkümün son halkasıdır. Kültür endüstrisi ile birlikte toplumsal tahakküm tamamlanmış ve bireye kaçacak bir yer bırakmamıştır.Eleştirel teoriye göre söz konusu toplumsal tahakkümden kurtulmanın yolu sanattan geçer. Sanat, içindeki yaratıcılık unsurunu kullanarak alternatif bir dünya düzeni tasarlayabilir. Sanat bunu yapmak için önce topluma dair doğru bir felsefibilince ihtiyaç duymaktadır. Söz konusu felsefi bilinç, toplumun bütünü ile onun öğeleri arasındaki ilişkinin mahiyeti üzerinedir . Sanat bir yandan bu toplumsal düzenin bir parçası olduğunu unutmamalı diğer yandan da kendisinin söz konusu toplumsal düzeni değiştirebilecek potansiyelleri harekete geçirecek bir güç olduğunun da farkına varmalıdır.
Bertrand Russell düşüncesinde insanın yeri ve önemi
Bu çalışmanın amacı her dönemde önemli bir düşünce konusu olan insanın, yirminci yüzyıl düşünürlerinden Russell'ın felsefesindeki yerini tahlil etmektir. Yirminci yüzyılın önemli bir düşünürü olan Russell, teorik felsefesi yanında pratik felsefesiyle de dikkat çekerken düşüncelerinin temelini yaşadığı yüzyılda toplumsal problemler altında ezilen insanoğlu için çözüm önerileri üretmek oluşturur. Savaşların insan yaşamına yıkıcı etkileri olduğunu belirten Russell, insanları yalnızlığa ittiğini düşünür ve bu yalnızlığı azaltmak için neler yapılabileceği üzerinde durur. Çağının bunalımlı savaş yıllarına tanık olan Russell, toplumsal huzursuzluğun nedenini savaş yanlısı politikalara bağlayarak her insanın tek bir birey olarak değerli olduğunu vurgular. Toplum içinde yaşamak adına insanlara empoze edilmiş din ve ahlakın, bunlara dayalı sosyal yapının insanları sınırlandırıp pasif varlıklar haline getirdiğini anlatır. Din ve ahlakın temellerini sorgulayarak sarsılmaz sanılan bu kurumların özünde çürük olduğunu ve bunun fark edilmesi gerektiğini söyler. İnsan yaşamındaki en üstün iyinin özgürlük olduğunu ve özgürlüğün sınırlandırılmaması gerektiğini düşünür. Ona göre insanlığın mirasını oluşturacak olanlar özgür düşünce ve özgür eylemlerden doğanlardır. Yaratıcılık insanı insan yapan ve gelecek nesillere taşıyandır. Bu nedenle yaratıcılığın önündeki engeller kaldırılmalı, insanlar yaratıcı düşünce ve eylemlere teşvik edilmelidir.Anahtar Sözcükler:1-İnsan, 2-Din, 3-Ahlak, 4-Siyaset, 5-Eğitim
Kierkegaard'da kişi ve özgürlük problemleri
Bu tez Kierkegaard felsefesinin merkezinde yer alan `Ben' kavramını ve bu kavramın Özgürlükle ilişkisine yer vermektedir. Çünkü Kierkegaard'ın bütün felsefesi bu kavram etrafında açılarak ilerler. Her ne kadar Kierkegaard genellikle, dini düşünceleriyle ön plana çıksa da, aslında onun bu husustaki tavrının altında yine `Ben' kavramı yatmaktadır.İnsanın bir `Ben' olarak ele alınması kuşkusuz Kierkegaard'la başlamamıştır. Fakat Kierkegaard'ı burada ayıran yan, `Ben'in varoluşunu ortaya koymasındaki farklı görüşleridir.`Ben'i bir sentez olarak ele alır. O, ruh ve beden'in sentezidir ama aynı zamanda zorunluluk ve olabilirliğin; sonsuz ve zamansalın da sentezidir. Aslında tek bir sentez vardır; o da ruh-beden sentezidir. Diğer iki sentez, bu birinci sentezin farklı görünümleri olarak ifade edilmektedir. Bu tezde özellikle üzerinde durulan konulardan biri de işte bu sentezlerin açıklanmasıdır.Ben'in sentezinde yer alan bu öğeler arasındaki dengelerinin değişmesi, farklı kişilikleri oluşmasına neden olur. Bunlar Estet, Etikçi ve Dini Ben olarak adlandırılır. Estetikçiye, Don Juan, Faust ve Baştan Çıkarıcı; Etikçiye, Agamemnon ve son olarak Dini Ben'e H.Z. İbrahim kişilikleri örnek olarak verilir. Tez'de bu insan kişilikleri üzerinde özellikle durulmuştur.Bu tezde özellikle değinilen diğer bir konu ise varoluş alanlarıdır. Birbirinden farklı insan tipleri, farklı alanlarda yer alırlar. Estet (Estetikçi), Estetik; Etikçi, Etik ve Dini Ben, Dini Varoluş alanında bulunur.Son olarak `Ben'in bir `Özgürlük' olarak ele alınmasına değinilmektedir. Özellikle insanın bir `Ben' olarak özgürlüğü tam anlamıyla hangi varoluş alanında elde ettiği üzerinde durulmuştur.
Jacques Lacan ve felsefesi
Bu çalışma; yirminci yüzyılın ünlü düşünürlerinden olan Jacques Lacan'ın, düşünce tarihindeki yerini belirlemek için kaleme alınmıştır. Lacan, bilinçdışı ve dil konusunda önemli düşünceler öne sürmüştür. Bunun yanında; Lacan, psikanalizi bilimsel bir temele oturtmak için çok uğraşmıştır. Lacan göre; psikanaliz, bilinçdışının bilimidir. Bilinçdışı ile dil arasında da bir ilişkinin olduğunu vurgulamıştır. Lacan; bilinçdışının, dil gibi yapılandığını savunmuştur. Yani; dil, bilinçdışının varolma koşuludur. Dil; aynı zamanda, öznenin ortaya çıkmasını da sağlar. Öznenin ortaya çıkmasında ?Ayna Evresi? önemlidir. ?Ayna Evresi?yle; özne, aynadaki kendi imgesini ?Ben? sanarak, sembolik düzene ilk adımını atar. ?Gerçek? ile ?simge? arasında bir bölünme söz konusudur. Lacan'a göre; ?Gerçek?, tam olarak ifade edilemez. Lacan düşüncesinde; semptom ile gösteren-gösterilen ilişkisi de önemlidir.Anahtar Sözcükler1.Bilinçdışı2.Dil3.Ayna Evresi4.Gerçek5.Semptom
Jürgen Habermas düşüncesinde üç kavram: Önyargı, eylem ve kamusallık
Filozof, sosyolog, toplumsal tarihçi gibi kimlikleri ile günümüz düşünürleri arasında özel bir yer işgal eden Jürgen Habermas, yaşamının farklı dönemlerinde ve bu dönemlere ait farklı eserlerinde dile getirdiği önyargı, eylem ve kamusallık kavramları arasındaki ilişki bu araştırmanın konusunu teşkil etmektedir. Bu konuyu seçmekteki amaç Habermas'ın farklı dönemlerinde farklı konularla ilgilenmesine rağmen düşünce sisteminin bir bütünlük arz ettiğini göstermektir. Zira bu üç kavram her ne kadar birbirinden uzak görünse de arka planda birbirine yaslanan unsurlar olarak karşımıza çıkmaktadır.Habermas önyargı kavramını hermeneutik çalışmaları içerisinde ele almıştır. Eylem kavramını geliştirdiği ?İletişimsel Eylem Kuramı? çerçevesinde detaylandırmıştır. Kamusallık kavramını ise ilk dönem çalışmalarına konu edinmiş olup, Burjuva kamusallığının dönüşümü ile açıklamıştır.Sosyoloji, iktisat, felsefe, iletişim, siyaset gibi farklı çalışma alanları kapsamında değerlendirilen eserlerinden yararlanılarak hazırlanan bu çalışma da öncelikle düşünsel arkaplan konu edilmiştir. Habermas'ı tanımaya olanak sunan bu bölümün ardından ise tezin ana temasını oluşturan kavramlar tüm boyutlarıyla ele alınmıştır.
Edward Hallet Carr'ın tarih anlayışı
Birey toplumu oluşturan bir parçadır ama toplumun kendisi değildir. Bu nedenle Carr, bireysel eylemlerin tarihsel eylemler olamayacağını ancak halkı ilgilendiren genel olayların tarihsel olaylar olacağını ifade eder. Tarihçi biricik tekil olgularla ilgilenemez, aksine genel olaylarla ilgilenir. Tekil olaylar insanlık tarihine herhangi bir fayda sağlamaz, ancak genellemeler insanlık tarihine katkıda bulunur. Genellemelere ulaşıldıktan tarih hakkında öngörülere varmak olanaklı olur. Tarihçi öngörülere sahip olabilmek için geçmiş ile gelecek arasında bağ kurar. Tarihçi geçmişini öğrenerek şimdinin daha iyi anlaşılmasını amaçlar. Geçmişi bilmek demek insanın kendisini bilemesi demektir.Geçmiş ile gelecek arasında sürekli bir ilişki söz konusudur. Bu ilişki zaman içerisinde kopabilir ya da tarihin yönü farklı bir alana yönelebilir. Hatta tarih içerisinde sıçramalar da olabilir.Tarihçi tarihi bütünlüğü içerisinde anlayarak onu yorumlar. Tarihçi yorulama yaparken ön yargılarını kullanmadan kendi inanç ve değer yargılarını doğrultusunda tarihi olayları yorumlar. Tarih yorumlandığından dolayı özneldir, nesnel değildir. Tarih yorumlanırken tarih hiçbir zaman tarih tek bir alana indirgenemez ve aynı zaman da tarih hiçbir zaman kişiselleştirilemez, yani bir kişinin eylemlerine dayandırılamaz.Anahtar kelimeler1-Olgu2- Kişisel tarih3-Nesnellik ve yanlılık4-Birey ve toplum5-İlerleme
Friedric A. Von Hayek'in siyaset felsefesi
Liberalizm 21. yüzyılda etkinliğini sürdüren, gerek iktisadi gerekse felsefi temelleri çok derin olan bir ideolojidir. Friedrich von Hayek de liberalizm düşüncesinin çağdaş temsilcileri arasında çok önemli bir yere sahiptir.Düşüncelerini incelediğimiz Hayek, 18. yüzyılda özellikle İskoç Aydınlanmasının benimsediği liberalizm anlayışını benimsemiş, ve yaşadığı yüzyılda bu anlayışın temelleri olan liberal öğeleri devam ettirmeye çalışmıştır. Hayek, özellikle II. Dünya savaşı sırasında egemen güç haline gelen nasyonal sosyalizmin, aslında sosyalizmden beslendiğini belirterek her iki akımında sonunda totalitarizme ulaşmasının kaçınılmaz olduğunu vurgular. Hayek'in asıl karşı çıktığı ve mücadele ettiği akım totalitarizmdir.Hayek'in liberalizm anlayışının temel özellikleri vardır. Bunlar; bireycilik, özgürlük, kendiliğinden doğan düzen, piyasa ekonomisi, adalet, sınırlı devlet ve kanun hakimiyeti olarak sayılabilir. Bu özelliklerin her birisi başlı başına önem taşımaktadır ve hepsi birbiriyle bağlantılıdır.Hayek, sosyal düzen ile ilgili olarak iki sosyal düzenin varlığından söz etmektedir: Kendiliğinden doğan düzen ve örgütlemeye dayalı düzen. Hayek'in ısrarla savunduğu düzen olan kendiliğinden doğan düzen, hiçbir bilinçli bir planın ya da anlaşmanın ürünü değildir. Bu düzen, insan ilişkilerinden doğan, evrimsel bir süreçle meydana gelmiştir.Hayek, savunduğu liberal ilkelerin muhafazakarlıkla karıştırılmaması gerektiğini, ayrıca demokrasinin tek başına totalitarizmle mücadele etme konusunda yeterli olamayacağını, demokrasinin liberalizm ile desteklenmesi gerektiğini önemle vurgular.Anahtar Sözcükler1.Liberalizm2.Bireycilik3.Özgürlük4.Kendiliğinden Doğan Düzen5.Demokrasi
Nietzsche felsefesi, modernizm, ahlak ve immoralizm
Bu tezin amacı; Nietzsche'nin ahlak anlayışını ayrıntılı olarak ele alarak, Nietzsche'ye yöneltilen immoralist suçlamasının gerekçelerini ortaya koymak ve sonuçta Nietzsche'nin bir immoralist olup olmadığını değerlendirmektir. Nietzsche'yi anlayabilmek için, çalışmaya, onun felsefeye ve filozofa bakışını ele alınarak başlanmıştır. Daha sonra, Nietzsche felsefesinin temel kavramları olan, ?güç istemi?, ?décadence?, ?nihilizm?, ?Tanrı'nın ölümü?, ?sonsuz dönüş?, ?üstinsan? kavramları tek tek ele alınarak açıklanmıştır. Çalışmada, Modernizm kavramının açıklanmasına da yer verilmiştir. Nietzsche, modernizme ve modernizmin ahlak anlayışına karşı çıktığı için, çalışmada, modernizmin kavramsal çerçevesi kadar, ahlak anlayışlarına da değinilmiştir. Nietzsche, tarih boyunca görülen iki tür ahlak olduğundan bahseder. Bunlar; sürü(köle) ahlakı ve efendi ahlakıdır. Ahlak, çoğu insanın inandığı gibi, doğaüstü kaynaklardan insana gelmiş değildir. Ahlak, insanlar tarafından oluşturulmuş bir yorumdur ve Nietzsche'ye göre bu yorum, yorumu yapan insanın doğası ile birebir ilişkilidir. İnsanlar arasında bir eşitlikten söz edilemeyeceğini savuna Nietzsche'ye göre insanlar, güçlü ve güçsüz olmak üzere farklı doğalara sahiptir. Ahlak, farklı doğadaki insanların, realiteyi farklı perspektiflerden değerlendirmesi sonucunda oluştuğu için, birden fazla değerlendirme biçimi vardır ve bu çok doğaldır. Sürü ahlakı, sürünün kendini korumaya yönelik ihtiyaçlarından doğmuş, ancak zamanla kutsallaştırılarak, insanı aşan bir konuma getirilmiştir. Sürü içinde kaldığı sürece doğal olan sürü ahlakı, Nietzsche'ye göre sürü dışındaki güçlü insanları da baskı altına almaya çalışınca, tehlikeli olmaya başlamıştır. İnsani içgüdüleri, gerçek yaşamı yok sayarak, insanlar üzerinde çöküşe neden olan bu ahlak, yok edilmelidir. Nietzsche, sürü ahlakına bu şekilde karşı çıkar ve onun, ortadan kaldırılması gerektiğini savunur. Bu noktada Nietzsche immoraisttir. Mevcut olan ahlaka karşı çıkar ve onu yıkmak ister. Ancak onun immoralizmi yeni değerler oluşturabilmek için gerekli bir aşamadır. Varılmak istenen son nokta, değersiz bir yaşam değildir ki Nietzsche'ye göre, insanın olduğu yerde değerlendirme kaçınılmazdır. O halde Nietzsche felsefesinde immoralizm, üstinsanın önünü açmak, ona, yeni değerler oluşturabilmek için gerekli ortamı sağlamak için zorunlu olan bir süreçtir.Anahtar Sözcükler1.Ahlak2.Modernizm3.Nihilizm4.İmmoralizm5.Üstinsan
Karl Marx`ın ahlak anlayışı
SUMMARY We dealt with how the author comprehends the morality,\vhat kind of contents of good and bad have,from exact values to relative moral principles his opinions about.in the first part the place Marx grew up and his studies were dealt with in the second, some morality comprehensions until Marx were investigated. First part will start with the historic adventure that materialism and will be ended with proleteria dictatorship which he anticipated as an end.The historic adventure will continue with dialectic comprehension which was the building store that Marx set his system.This was the subject Marx paid attention most while he was setting his system.In this part we'll explain Marx's aim in transforming dialectic into the basic of his system in detail. Then the historic comprehension of the philosopher will be dealt with. What is the point of history in Marx?How does he deal with materialism in the point of history? Does history determine the individual or the individual history?The questions like these are replied in the part.Moreover how the materialism of dialect applies historic materialism will be investigated here.As another topic" The relation between ontology and epistomology of Marx" will be dealt with.The symptomp of the compherension of compulsory in history will be dealt with as another topic.Marx's compherension of human,compherension of religion,the steps of the passing from primitive communism to ideal comminism. Second part compares the capitalist morality which he confronted and which caused the birth of the relation which he founded and the relation with proleter moralitty. In this part the moral structure of capitalist society is dealt with.lt is explained how Marx x-rayed of capitalist mentality.The main target of the capitalist and the form of exploitation of proleteria is investigated here.Then an important detail of freedom disorder is seen. What capitalist system understands from freedom and how freedom are comprehended in real comminist system is explaired.The explonations of personal rights and freedom are made here.Anothertopic is Marx's responsibility thought. Where does idea of responsibility start and finish?Ho\v does human will determine responsibilty? will be dealt with in this part. Marx suggests the concept of moral beauty and explains in detail.He explains the relation between moral beauty and causality.He passes through comminist morality from here. 3rd part starts with dealing with human freedom and relation of determinizm and the warnings given about Marx's morality system. What does freedom stand for against historic and economic determinations?This part inspects this.Then the reasons of not being accepted of capitalist morality are explained by investigating the relation between moral action and consistency.Especially rejection of capitalist morality and rejection of existence of love is socially dealt with. At conclusion part,the suggestions about Marx's philosophy of morality were appraised.lt is assessed that Marx's thesis.suggested as compulsory,being a new idea and its from as ontology and epistemology. The contradictions of the system Marx generated will be given totaly.In preparing the thesis, the prioprety was given to the studies which Marx wrote with his closest friends who helped him generate his own studies and spread them.But his researches about the topic were used.On our topic" Marx's morality comprehension" there is not much research.Our dear researchers dealt with the subject as the summary of the summary. We gave Marx's morality comprehension by using main resources and processing in a way where there is no room to misunderstand.Because our main thesis was spread through the study,our objective and consistency interpretions that would boost our thesis were given firstly in 3rd and conclusion parts in detail. Maxism used materialism in a lot of points, moreover it depicted reasons' world as exictence, it linked existing's generation to reason's occuring.This principle which is one ofthe arguments of materialism was linked espeicaly to the idea of moral compulsory in Marx. Marx's moral comprehension's relation with materialis which has come from centuries ago before itself so far, its footing in the system,are one of the problems of our research. We tried to pay attention to the points told above. We tried not to face incohesion among the subjects,to adhere to the limit of content. I tried to tell the practical aspect of the morality in accordence with Marx's theoric moral compherension.