Theses supervised by Prof. Dr. Kenan Peker
16 theses · Fırat University, Munzur University
Yenilenebilir enerji kaynaklarının karşılaştırmalı ekonomik analizi
Günümüzde dünya nüfusunun hızlı artışı, ekonomik gelişmenin ve kalkınmanın önem kazanması ülkelerin ekonomik ve sosyal refah seviyesinin yükselmesi, insanların tüketim tercihlerinin değişmesi, enerji tüketiminin yükselmesinde önemli bir oynamaktadır. Bu değişim fosil enerji kaynaklarına alternatif arayış çabalarını ortaya koymuş ve yenilenebilir enerji kaynaklarını önemli hale getirmiştir. Günümüzde güneş enerjisi, rüzgâr enerjisi, su enerjisi, dalga enerjisi, biyokütle enerjisi, hidrojen enerjisi gibi yenilenebilir enerji yatırımları artarken yatırımların kaynak kullanımı açısından değerlendirilmesi ve karlılığın analiz edilmesi önem arz etmektedir. Bu çalışmada, yenilenebilir enerji kaynakları ve Türkiye'nin mevcut enerji potansiyeli değerlendirilerek en yüksek verimi sağlayacak yatırımların ekonomik analizinin yapılaması amacıyla kullanılan Fayda/Masraf Analizi ayrıntılı bir şekilde ele alınmıştır. Fayda/Masraf Analizi, İzmir Karaburun Rüzgâr Enerji Santrali (RES) Projesine, Uşak Güneş Enerji Santrali (GES) Projesine ve Elâzığ Hidroelektrik Santrali (HES) Projesine ayrı ayrı uygulanmıştır. Bu kapsamda ilk olarak Türkiye'nin yenilenebilir enerji kaynaklarındaki (güneş enerjisi, rüzgâr enerjisi, jeotermal enerji, biyokütle enerji, hidrolik enerji, dalga enerjisi ve hidrojen enerjisi) mevcut durum ortaya konulmuş ve RES, GES ve HES için karşılaştırmalı ekonomik analiz yapılmıştır. Akademik çalışmalarda yer alan Trend Analizlerinden yararlanarak Türkiye'nin 2025 yılındaki enerji kaynakları ile ilgili değerlendirmeler yapılmıştır. Çalışmanın materyalini Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK), Türkiye Elektrik İletim A.Ş. (TEİAŞ), Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) ait istatistik veriler, literatür çalışmaları ve yatırım fizibiliteleri oluşturmaktadır Ekonomik analiz için Fayda/Masraf Analizi kullanılmıştır. Yapılan bu analiz sonucuna göre Uşak Güneş Enerjisi Projesinin daha optimum bir proje olduğu ve bu projenin daha fazla değer yarattığı sonucuna varılmıştır. Üç farklı enerji santrallerinden elde edilen sonuçlara göre risk açısından Uşak GES Projesinin daha uygulanabilir bir proje olduğu kanısına ulaşılmıştır. Günümüzdeki enerji ihtiyacı, enerji kullanımı ve geleceğe yönelik bilimsel çalışmalar önümüzdeki yıllarda güneş enerjisine yönelimin artacağını göstermektedir. Teknoloji gelişip malzeme ve kurulum maliyetleri düştükçe güneş enerjisi daha verimli bir kaynak haline gelecektir. Diğer yenilenebilir enerji kaynaklarına göre temiz ve çevresel etkisinin en az olduğu güneş enerji santrallerinin yaygınlaşması Türkiye için büyük önem arz etmektedir.
Mobilya sektöründe Mavi Okyanus Stratejisi; Elazığ ili örneği
Türkiye'nin önemli sektörlerinden biri de mobilya sektörüdür. Ancak sektördeki aşırı rekabet kar payını azaltmaktadır. Mavi Okyanus Stratejisi sektör paydaşlarının ülke içinde değer sisteminde çalışılarak yurtdışı piyasalarda rekabet şansının artmasında önemli etki yapacak potansiyeldedir. Bu araştırmanın temel amacı; Elazığ ilinin mobilya sektörü için Mavi Okyanus Stratejisi ni belirleyerek firmaların değer zincirinde büyümelerine katkı sunmaktır. Çalışmada öncelikle Dünya, Türkiye ve Elazığ ilinin mobilya sektörü için mevcut durumu ortaya konulmakta, sektörün sorunları ve bu sorunların çözümüne uygun stratejiler belirlenmektedir. Çalışma sonucunda tüm sektörlerde olduğu gibi mobilya sektöründe de rekabetin yoğun olduğu çekişmeli bir pazar yapısı olduğu belirlenmiştir. Söz konusu rekabetin azaltılması için mobilya sektöründe uygulanabilecek Mavi Okyanus Stratejisi ortaya konulmuştur. Böylece Elazığ ili örneğiyle firmaların anlamsız yurtiçi rekabet yerine Mavi Okyanus Stratejisi ni uygulayarak yurtdışı Pazar alanı oluşturmaları ve oyunun kurallarını kendileri belirlemelerine katkı hedeflenmiştir. Mavi Okyanus Stratejisi nin uygulanmasıyla Elazığ ili mobilya sektöründe ürünlerin farklılaştırılması ve düşük maliyetli üretim şeklindeki avantajlarla sektörün geliştirilmesi önerilmektedir.
Stratejik yönetim uygulamalarının işletme performansına etkisi; Elazığ alabalık işletmeleri örneği
TRB1 Bölgesi (Bingöl, Elazığ, Malatya, Tunceli) tatlı su yüzey su kaynakları yönünden Türkiye'nin en zengin bölgesini oluşturmaktadır. Doğal olarak bölgeyi hem balıkçılık hem de yetiştiricilik için büyük bir potansiyele sahip kılan ülkenin yüzey suyunun en az % 10'luk kısmının bu bölgede bulunmasıdır. Bölgede balıkçılık faaliyetleri için su kapasitesinin 118.410 ha olduğu tahmin edilmektedir. Bu devasa su yüzey alanı doğal olarak bölge ekonomisinin ve aynı zamanda ülkenin ekonomisinin gelişimine büyük katkı sağlamaktadır. Yeni yatırımların bir sonucu olarak bölge, alabalık yetiştiriciliği yönünden ülkede birinci sırada toplam su ürünleri üretimi yönünden ise ulusal sıralamada üçüncü sırasında yer almaktadır. Yıllık toplam su ürünleri yetiştiriciliği 21.562 ton/yıl, avcılık üretiminin ise 979 ton/yıl seviyelerinde olduğu belirlenmiştir. Su ürünleri üretimi ve tüm hayvansal ürünler arasında sadece balıkların ihraç edilen ürünler olduğu göz önüne alındığında sektörde stratejik yönetim uygulamalarının yaygınlaşmasının TRB1 bölgesinde balıkçılığın geleceğine büyük katkı sağlayacağı açıktır. Bu faaliyetler için daha fazla yüzey alanı kullanılması durumunda balıkçılık ve su ürünleri yetiştiriciliği yoluyla balık üretiminde gözle görülür artışların elde edilebilmesi mümkündür. Balıkçılık ürünlerini artırmak için son derece önemli olan optimizasyon faaliyetlerinin dikkate alınması gerekir. Bu çalışmanın amacı sektörde optimizasyon için gerekli planlamaların, Keban ve Karakaya baraj gölleri için stratejik yönetim uygulamalarının ortaya konulmasıdır. Sonuçta önemli bir konu olarak bölgedeki yüzey su kaynaklarının korunması ve yönetiminde acil önlemlere ihtiyaç olduğu belirlenmiştir. Çalışmada Elazığ ilinde alabalık işletmelerinin sürdürülebilirliği için stratejik yönetim önerileri sunulmuştur.
Ar-Ge merkezlerinin yönetimi ve organizasyonu
Ar-Ge Merkezlerinde geçmişten günümüze kadar süregelen Ar-Ge çalışmaları geleceği şekillendirmek için önemi bir çalışma alanı olarak devam etmektedir. İnsanların, hayvanların ve doğanın ihtiyaçlarını karşılamak için insanların arayışları bitmeyecektir. Araştırmalarla yeni buluşlar için çabalanmakta, var olanların ise daha etkin ve daha verimli hale getirilmesine yönelik nasıl olabileceği araştırılmaktadır. Ar- Ge Merkezlerinde yeni bir şeyler ortaya çıkarılması için daha sistemli bir yol izlemesine yönelik stratejiler belirlenmektedir. Böylece geleceğe fayda sağlayacak fikirlerin hayata geçirmesinde, bulguların uygulamaya dönüştürülmesinde ve yeni teknolojilerin üretilmesinde, yeni ürünlerin üretilmesinde, var olanın iyileştirilmesinde verimlilik ve etkinliği arttırıcı stratejiler belirlenmektedir. Bu çalışmada Ar-Ge Merkezlerinin Yönetim ve Organizasyonu ele alınmakta ve faaliyetlerinin geliştirilmesi için yönetim ve organizasyon stratejileri ortaya konulmaktadır. Gerek bireyler ve gerekse kurumsal yapıdaki Ar-Ge Merkezleri için Yönetim ve Organizasyon dünya kurulduğundan beri en önemli konulardan biri olmuştur. Kişinin kendini yönetmesi, ilişkilerini, işini ve çevresini yönetmesi kadar ülke ve dünyanın yönetim sisteminde yer almasında yürütülen Ar-Ge faaliyetleri etkili olmaktadır. Bu nedenle yönetim sistemi zaman çarkında sürekli değişim halinde olmaktadır. Yönetimdeki amaç, insanların adil şekilde dünyadaki nimetlerden payını almasıdır. Ancak bu konu Ar-Ge ile yeni ürünler ortaya konulmadığında zorlaşmaktadır. Ar-Ge faaliyetlerindeki amaç, sürdürülebilir bir yaşam için iyiliklerin ve güzelliklerin araştırılması, yaşanılan dünyaya, topluma değer katılmasıdır. Ar-Ge yönetiminin esası ise Yunus'un "İlim ilim bilmektir ilim kendin bilmektir, sen kendini bilmesen ya nice okumaktır" sözünde gizlidir. Yani, önce insan kendini bilecek, kendine değer katacak, geliştirecek ve gelişimin beraberinde getirdiği bilgileri faydalı şekilde bireylere, topluma aktaracak. Çalışmada Ar-Ge Merkezlerinin yönetim ve organizasyonu için stratejiler olarak; mevzuat, eğitim ve örgütlenme üçlüsü ön plana çıkmıştır. Bunlardan eğitim faaliyetleri talim-terbiye ile başlamıştır. İnsanlara iyiyi, doğruyu ve güzeli öğretmek için başlayan eğitim zamanla kanun ve kontrol şeklindeki düzenlemelerle toplam kalite yönetimi aşamasına taşınarak devam etmiştir. Eğitimin yetersiz kaldığı kısımlarda Mevzuat ön plana çıkmış ve örgütlenme ise sistem yönetimi açısından önemli olmuştur. Böylece Ar-Ge Merkezlerinin yönetim ve organizasyonu için strateji olarak; mevzuat, eğitim ve örgütlenme üçlüsünü kapsayacak şekilde işletmecilik fonksiyonları (insan kaynakları, pazarlama, stratejik plan, muhasebe, finansman, üretim ve örgütlenme) için ulusal ve uluslararası düzeyde sürdürülebilir yenilikçi girişimcilik ekosistemi oluşturulması önerilmiştir. Böylece, Ar-Ge ve İnovasyon sürecinin kültür, kültürel çeşitlilik, bilgi, bilim, teknoloji, yenilik ve yenilikle kalkınma şeklinde verimliliğinin artacağı öngörülmüştür.
Türkiye'de ekonomik krizilerin sektörel bazda işletmelere etkisi üzerine bir model çalışması
Dünya ekonomilerinde yaşanan ekonomik krizlere çözüm bulanabilmesi için krizin iyi tanımlanması, etmenlerine göre sınıflandırılması, modellenmesi ve modelin çözümü büyük önem arz etmektedir. Yanlış tanı konulan ve iyi bir şekilde sınıflandırılmamış krizlere yönelik oluşturulan politikaların sorunu başarılı bir şekilde çözmesi mümkün değildir. Bu düşünceyle işletmelerde kriz yönetimini ele alan çok sayıda çalışma yapılmıştır. Bu çalışmada krizlerin makroekonomik göstergelerin seyrini hızlı bir şekilde değiştirdiği gerçeğinden hareketle Türkiye'de önemli ekonomik krizlerin sektörler üzerine etkisi belirlenerek hangi sektörün hangi değişkenler ile ilişkili olduğu ve yönü belirlenmeye çalışılmıştır. Çalışmada imalat sektörü, perakende sektörü, sağlık sektörü ve inşaat sektörü olmak üzere dört farklı sektör ele alınmış olup kriz durumunda oynaklığı yüksek makro değişkenlerin Türkiye'de seçilmiş sektörler üzerine etkileri belirlenmeye çalışılmıştır. Krizlerin etkisini belirlemek için bağımlı değişken olarak sektörlere ait açılan işletme sayısı ve kapanan işletme sayısı esas alınmıştır. Bağımsız değişkenler ise Tüketici fiyat endeksi (2005:100), Üretici fiyat endeksi (2005:100), Ticari (TL Üzerinden Açılan) (Akım Veri, %), Tüketici Kredisi (TL Üzerinden Açılan) (İhtiyaç+ Taşıt+ Konut) (Akım Veri, %), Ons Altın Londra Satış Fiyatı (ABD Doları/Ons) ve reel döviz kuru olarak belirlenmiştir. Aylık dönemler için 2010:01-2021:12 dönem aralığı esas alınmış ve veri seti Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası Elektronik Veri Dağıtım Sitesi'nden derlenmiştir. Çalışmada 42 adet model kurulmuş ve bunun için RATS programından yararlanılmıştır. Sonuçta krize kırılgan sektörler belirlenerek kriz durumunda olumsuz etkinin azaltılması için politika önerileri geliştirilmiştir
Yenilik yönetimi; Mobilya sektörü uygulamaları
Ekonominin babası Adam Smith (1723-1790) ile başlayan iş fikri, iş, işletme, işletmecilik ve ekonomi şeklindeki süreç uzun yıllardan sonra Ekonomist J. Schumpeter tarafından Yenilik Ekonomisi şeklinde ifade edilmeye başlandı. Yeni ve yenilikçi fikirlerin iş, işletme, işletmecilik şeklindeki süreçte dev ekonomilere dönüştürülmesi için en önemli kavram yenilik olarak belirtildi. Schumpeter Yenilik; tüketicilerin hiç karşılaşmadığı bir ürünün veya var olan bir ürünün yeni özellikleriyle piyasaya sürülmesi, yeni üretim yöntemlerinin uygulamaya konulması, yeni piyasalara girilmesi, yeni tedarik zincirlerinin önünün açılması ve bir endüstrinin yeni organizasyon yapılarını içinde barındırmasıdır şeklinde tanımladı. Inovasyon-Yenilik ile çok sayıda çalışmalar yapılmasına rağmen, özellikle gelişmekte olan ülkelerde yeni bir iş fikrinden iş, işletme, işletmecilik ve yeni ekonomi şeklindeki süreçte ilerlemenin değişiklik, değişim, dönüşüm ve devrim için usul ve esasları ortaya konulamadı. Bunun temel sebebi "süreç ve metodun" sektör uygulaması şeklindeki çalışmaların eksikliği olarak fark edildi. Bu çalışmanın hedefi yenilik ekonomisinin yaygınlaşmasına katkıda bulunmaktır. Çalışmanın amacı yeni ve yenilikçi fikirlerin iş, işletme, işletmecilik fonksiyonları ve yenilik ekonomileri şeklinde ticarileştirilebileceği bilgiye dayalı kalkınmanın süreç ve metodunu örnek bir uygulama ile ortaya koyarak topluma hizmet ve ulusların sürdürülebilirliğinde yeni nesiller yetişmesinde bilgi kaynakları sağlamaktır. Çalışmanın kapsamı; yenilik kavramının açıklanması, yenilik yönetiminin mobilya sektörü için dönemlerinin ortaya konulması, mobilya sektöründe yenilik yönetimi için SCAMPER metodu uygulamaları ve mobilya sektörü paydaşlarının yenilikçilik düzeyinin belirlenmesi şeklinde sınırlandırılmıştır. Yenilik kavramı ve yenilik yönetiminin mobilya sektörü için yapısal dönemlerinin ortaya konulmasında ikincil veriler şeklindeki literatür çalışmalarından yararlanılmıştır. Yenilik yönetiminin mobilya sektörü uygulamalarında SCAMPER metodu çalışmanın özgün kısmını oluşturmaktadır. Mobilya sektörü paydaşlarının yenilikçilik düzeyinin belirlenmesi için Elazığ mobilya sektörü paydaşlarına uygulanan anketler değerlendirilmiştir. Sonuçta iş fikri, iş, işletme, işletmecilik fonksiyonları ve yenilik ekonomisi şeklindeki süreç ve bunun SCAMPER metodu uygulaması mobilya sektörü için ortaya konulmuş ve sektörün gelişmesi için yeni fikirler ve tasarımlar için bilimsel altyapı ve perspektif belirlenmiştir. Mobilya sektörü paydaşlarının faydalanacakları ve sektörde yenilikçilik ve yenilik ekonomisine ivme kazandıracakları bir çalışmadır. Ayrıca benzer çalışmaların farklı sektörlerde yaygınlaşmasında çoğaltan ve hızlandıran etki yapacak potansiyel ve değere sahip "yenilik sürecinin bilimsel bir metotla yönetilmesi" şeklinde faydalı çıktı sunmaktadır.
Türkiye ve Suudi Arabistan yönetim kültürlerinin Hofstede'nin kültürel farklılık boyutlarına dayalı incelenmesi
Kültür, tarihsel ve toplumsal bütün unsurları içine alan maddi ve manevi değerlerin oluşmasında ve sonraki nesillere aktarılmasında kullanılan toplumların sahip olduğu davranış biçimlerini ifade etmektedir. Aynı zamanda kültür topluma özgü düşünce ve sanat eserlerinin de bütününü oluşturmaktadır. Çalışmada Hofstede'nin literatüre kazandırdığı kültürel farklılık boyutları teorisi kullanılarak Suudi Arabistan ve Türkiye ülkelerinin kültürel yapılarındaki benzerlikler ve farklılıklar ölçülmeye çalışılmıştır. Hofstede'nin 6 kültürel boyutu şunlardır; güç mesafesi, bireyselci/ kolektivist (ortaklaşayaşamcı) yapı, belirsizlikten kaçınma, maskülen/feminen toplum, uzun vadeli/kısa vadeli oryantasyon, serbestliğe karşı sınırlama (denetim noktası) 'dır. Edinilen değerler sonucunda güç mesafesi boyutundan Türkiye 66 puan, Suudi Arabistan ise 95 puan almıştır. Bu puanlama sonucunda iki ülkenin de hiyerarşik bir yönetim anlayışına sahip olduğu görülmüştür. İkinci boyut olan bireyselci/ kolektivist (ortaklaşayaşamcı) yapı boyutundan Türkiye 37 puan, Suudi Arabistan ise 25 puan almıştır. İki ülkenin de bu değerler ile kolektivist bir toplum özelliği barındırdığı görülmüştür. Üçüncü boyut, belirsizlikten kaçınma boyutundan Türkiye 85 puan alırken Suudi Arabistan ise 80 puan almıştır. Elde edilen iki değerde oldukça yüksek çıkmıştır ve iki ülkenin de belirsizlikten kaçındığı sonucuna varılmıştır. Dördüncü boyut, maskülen/feminen toplum boyutundan Türkiye 45 puan alırken Suudi Arabistan ise 60 puan almıştır. Bu sonuçlara göre Türkiye feminen toplum, Suudi Arabistan ise maskülen toplum özelliğini taşıdığı görülmüştür. Beşinci boyut, uzun vadeli/kısa vadeli oryantasyonundan Türkiye 46 puan aldığı için sınırdadır. Bu yüzden net bir tercihi yansıtmadığı görülmüştür. Suudi Arabistan ise bu boyuttan 36 puan almıştır. Bu sonuç ise Suudi Arabistan'ın normatif bir toplum olduğuna işaret etmiştir. Son olarak altıncı boyut ise serbestliğe karşı sınırlama (denetim noktası) boyutundan Türkiye 49 puan alırken, Suudi Arabistan 52 puan almıştır. Bu değerler iki ülkenin de sınırda kalarak net bir tercihin söz konusu olmadığını göstermiştir. Bu boyutlardan elde edilen değerler ile birlikte Suudi Arabistan ve Türkiye ülkelerinin dikkat etmeleri gereken hususlar belirlenmiştir. Bu sayede iki ülke arasında sıcak ilişkilerin kurulması ve bu sıcak ortamın dünyaya yayılması beklenmektedir.
Yenilik metotları ve yeni bir yaklaşım-7r
Yenilik; kültürden bilgiye, bilgiden bilime, bilimden teknolojiye, teknoloji ile kalkınmaya giden bir süreçtir. Yenilik, işletme içi uygulamalarda ve işletmenin dış ilişkilerinde yeni veya önemli derecede iyileştirilmiş bir ürün ve hizmet elde edilmesidir. Yeniliği gerçekleştirecek olan kaynaklar ve bu kaynakların çıktıları, ürün ve süreç yenilikleri ile işletmelerin ulusal ve uluslararası rekabet gücünü artıran en önemli unsurlardır. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde yenilik ekonomisi ile kalkınma çok düşüktür. Bunun temel sebebi yenilik metotların bilinmemesi veya kolayca sonuçlar elde edilecek yenilik yaklaşımlarının olmamasıdır. Bu çalışmanın amacı, yeniliklerin yaygınlaşması ve yenilik ekonomisi ile kalkınmanın hızlanmasına katkı sağlayacak şekilde yeni bir yenilik yaklaşımının ortaya konulmasıdır. Bu amaç doğrultusunda çalışmada literatür ve gözlemler ile çok sayıda yenilik örnekleri ele alınmış ve sınıflandırılması yapılmıştır. Döngüsel ekonomi (kaynaklar-üretim-bölüşüm-dağıtım-tüketim-geri dönüşüm ve tekrar kaynak) esas alınarak yapılan sınıflandırma sonucunda 7R Yenilik Yaklaşımı ortaya konulmuştur. Söz konusu yaklaşımın kolay şekilde yenilikler ortaya konulmasında faydalı olacağı öngörülmektedir. Zira 7R yaklaşımı yenilikçiliğin tarihi sürecini, doğal kaynakları ve döngüsel ekonomiyi esas almakta ve zincirin her halkasındaki yeniliklerin düşünülmesinde kolaylık sağlamaktadır.
Strategic management of universities for research and innovation efficiency; case study of Duhok Polytechnic
The research deals with the problems of strategic management in university system for mainly research & innovation efficiency. Basically there are education, research & innovation, and extension duties of universities. The main objective of this study is to identify and discuss some of the basic principles of strategy making in a modern university in the context of customer-driven research & innovation in order to stimulate further discussion on this topic. Universities should be the main elements of the innovative development of infrastructure in their countries, and contribute to the formation of human capital. The study aims to provide an in-depth analysis of internal factors, which constitute a complex learning environment for a university. It is said that in their work to develop and implement a number of strategies, education managers should distinguish between strategic objectives at the corporate level and the functional strategic objectives of the region that are related to the areas of strategic development and research of the university. The environment of university for research & innovation efficiency is constantly changing and that the promotion of the process needs to be smart guide, appropriate and very sophisticated, ambitious, purposeful and thus contribute to strengthening and capabilities. The requirements for filling the vacuum system of Duhok Polytechnic University and develop an appropriate strategy for the development of science. The data obtained from the survey are going to be analyzed by computer software to get results exploitation the links between search variables and multivariate analysis to know the way to appraise the resource desires of the university for research and innovation efficiency. The research can result in variety of conclusions explaining the matter and also the objectives of the study. The search also will give a variety of suggestions supported your search results. From our analysis purpose of reading, this study will contribute to the event of Dohuk government activities and can bring valuable advantages from the conclusion of the analysis and suggestions. Keywords: Strategy, management, research, innovation
Need assessment of human resources for research and innovation profession in social science; case study of Duhok University
The world today is evolving and advancing rapidly in all areas. Human is at the heart of these dramatic developments. Human are the manufacturer and beneficiary of this development. The developed world and the developing world have been working for decades to develop their human resources to varying degrees. The research problem here focused on education as the cornerstone of development in the present age, when practical knowledge is one of the key elements, productivity became very important within the concept of human resources development and modernization. Therefore, the research aims to present and analyse the natural development and dimensions of human development, with emphasis on the importance of education as an input to the investment of human resources and competencies in the present within modern concept of human development. The modern method of human resources development is training to give individual employees or enrich them with skills. Skills are tool that through training to develop abilities of an individual employee. The study attempts to identify need assessment of human resources which is essential for research and innovation on social sciences. The research was conducted through a questionnaire issued by the University of Duhok by selecting a number of faculties of Duhok University, which can extract the results obtained from the research and apply them to the whole university. The data obtained from the survey was analysed by computer software in order to obtain the results using the links between the research variables and the regression analysis to understand the good ways in which university resource needs can be assessed. The research was reach a number of conclusions that explain the problem and the objectives of the study. The research was also provided a number of suggestions based on search results. From research point of view, this study was contributed to the development of Duhok government operations and to achieve useful benefits from the conclusion of research and suggestions. Keywords: Assessment, Needs, Human Resources, Innovation, and Scientific Research
Teknoloji yönetimi
The IPCC reports since 1990 have studied the trends in the variability of our climatic system. Most recently, reports by the IPCC established that global temperatures have risen with less cold days and nights. Variability has also been recorded in the water cycle all around the world. Already observed impacts and forecasts are predicting vulnerability situations that will threaten the very existence of man on earth. Sub-Saharan African will be affected greatly by the impacts to unfold. Furthermore, agriculture which is the major source of livelihood for the rural populace will be significantly affected. The reason being not only on the dependence of Sub-Saharan Africa's agriculture on rainfall, but also due to the high vulnerability of the region to climate change. Increasing population, which is a characteristic of developing economies, will further worsen the situation of the region. The surest path to salvaging the region has been identified in improving agricultural adaptive capacity. To achieve this, the region's agriculture has to improve through technology capacity building. This study was conducted with the main objective of determining the level of vulnerability and identifying the kind of new technologies and management techniques needed to close the gap in terms of climate change adaptive capacity in Africa's agriculture. Household data was taken from selected communities in two districts of Ghana (Pru district and Wa West district). In total, 174 households were interviewed using a two phased questionnaire. The data was analysed using the livelihood vulnerability index (LVI) developed by (Hahn et al., 2009) and a modified Technology Need Assessment method as used by (Essegbey et al., 2012). Regression analysis and descriptive statistics were also used in the result presentation. The results show that both study areas are vulnerable to climate change. Technology usage was identified to be very low with a concurrent low yields in all crops. The study identified that establishing an agricultural mini-technology park in rural communities along with establishing irrigation facilities will significantly increase agricultural productivity as well as reduce the vulnerability situation of the rural communities in the country. It is recommended that further studies should be carried on to assess the effectiveness of a technology park in the rural communities of Ghana. Key Words: Technology, Climate Change, Adaptation, Agriculture
Yerel yöneticilerin bakışıyla Elazığ 2053 vizyonu
Bu çalışmada Elazığ ilinde faaliyet gösteren kamu ve sivil toplum kuruluşlarının yönetici ve çalışanları ya da üyeleri tarafından belirlenen ortak bir kent vizyonun ortaya çıkarılması amaçlanmıştır. Böylece, Elazığ ilinde yaşayan bütün bireylerin katılım ve kapsayıcılıkla ortak bir gelecek arzusu için birlikte ve huzur içerisinde yaşama beklentisi ve geleceğe yönelik planlar yapma konusunda yol gösterici olması hedeflenmiştir. Elazığ ili Doğu Anadolu Bölgesinde yer alması ve bir zamanların gıpta edilen kenti olmasına rağmen günümüzde bu üstünlüklerini yitirmiş görünümündedir kentin tekrar eski günlerine dönebilmesinde kent sakinleri tarafından oluşturulacak bir vizyonun gerekli olduğu düşünülmektedir. Bu araştırma, kente yönelik bir vizyon oluşturma açısından önemlidir. Bu araştırma nicel araştırma yaklaşımı çerçevesinde desenlenmiş ve yürütülmüştür. Bu kapsamda tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu Elazığ ilinde bulunan sivil toplum kuruluşlarının yönetici ve üyeleriyle birlikte bazı kamu kuruluşlarının yönetici ve çalışanları oluşturmaktadır. Bu kapsamda sivil toplum ve kamu kuruluşlarına 160 adet ölçek dağıtılmış geri dönen ölçeklerden kabul edilebilir nitelikte 122 adet ölçek veri toplama amacıyla kullanılmıştır. Araştırmada veri toplama amacıyla 28 maddeden oluşan Elazığ 2053 kent vizyonu ölçeği kullanılmıştır. Ölçek geliştirme kapsamında 25 madde içeren bir taslak ölçek formu geliştirilmiştir. 122 adet geri dönen ölçek formundan elde edilen veriler açımlayıcı faktör analizine tabi tutulmuş, .35'in altında değer veren ve iki ve daha fazla faktörde binişik yük değeri alan maddeler çıkarıldıktan sonra dört faktör ve 21 maddeden oluşan bir ölçme aracı elde edilmiştir. Ölçek yoluyla elde edilen veriler dört faktör üzerinden aritmetik ortalama ve standart sapma değerleri göz önüne alınarak yorumlanmıştır. Katılımcı görüşlerinin çalıştıkları kamu kuruluşu ya da üyesi olduğu sivil toplum kuruluşu değişkenine göre farklılaşıp farklılaşmadığını belirlemek amacıyla tek yönlü varyans analizi yapılmıştır. Bu analiz her bir faktör ve faktörün içerdiği maddeler ile ölçeğin tamamı için yapılmıştır. Ölçeğin dört faktörüne göre elde edilen verilerin ortalama ve standart sapmasına yönelik değerler şu şekildedir: Kurumsal bir şehir olarak Elazığ faktörü beş madde içermekte olup, beş maddenin ortalaması 4.143 seviyesinde çıkmıştır. Modern şehir olarak Elazığ faktörü altı madde içermekte ve ölçek ortalaması 4.344 seviyesinde ölçülmüştür. Yaşanabilir şehir olarak Elazığ faktöründe altı madde bulunmakta olup bu maddelerin ortalaması 4.148'dir. Ekonomik şehir olarak Elazığ adı verilen dördüncü faktör dört madde içermekte ve faktör ortalaması 4.225'tir. Birinci faktöre yönelik olarak yapılan varyans analizinde bütün sorularda ve ölçek genelinde kurumların görüşleri arasında anlamlı farklılıklar ortaya çıkmıştır. İkinci faktörün dört sorusunda ve ölçek genelinde kurum temsilcilerinin görüşleri arasında anlamlı farklılıklar ortaya çıkarken iki soruda anlamlı bir farklılık ortaya çıkmamıştır. Üçüncü faktörün bütün sorularında ve faktör ortalamasında görüş ortalamaları anlamlı farklılıklar oluşturmaktadır. Son olarak dördüncü faktörün de bütün maddeleri ve faktör ortalamasında görüşler arasında farklılık anlamlı bulunmuştur. Bunun doğal bir sonucu olarak ölçek genelinde grupların görüşleri arasında anlamlı bir farklılık ortaya çıkmıştır. Bu farklılıkların kaynağı genellikle şu şekildedir: Milli eğitim müdürlüğünde çalışan katılımcıların görüşleri, TSO, belediye, karayolları ve kent konseyi temsilcilerinin/çalışanlarının görüşlerine göre anlamlı düzeyde daha yüksektir. AÇSH çalışanlarının görüşleri TSO, belediye ve karayolları çalışanları/temsilcilerinin görüşlerinden anlamlı düzeyde daha yüksek çıkmıştır. STK platformu temsilcilerinin görüş ortalamaları, kent konseyi temsilcilerinin görüş ortalamalarından daha yüksek çıkmıştır.
Afet bölgesi yeniden inşa projelerinde sürdürülebilir mimarlık
Bu yüksek lisans tezi, Türkiye gibi yüksek düzeyde deprem riski taşıyan bir ülkede, Afet sonrası yeniden inşa süreçlerinin sürdürülebilir mimarlık ilkeleri doğrultusunda nasıl kurgulanabileceğini çok boyutlu bir yaklaşımla ele almaktadır. Doğal afetler, yalnızca fiziksel yıkıma neden olmakla kalmamakta; aynı zamanda toplumsal bütünlüğü, ekonomik sürekliliği ve çevresel dengeyi tehdit eden krizlere dönüşmektedir. Özellikle 6 Şubat 2023 tarihinde meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremler, mevcut yapı stokunun yetersizliğini ve uygulanan konut politikalarının sürdürülebilirlik konusunda zayıf kaldığı somut biçimde ortaya koymuştur. Bu durum, afet sonrası yapılaşma süreçlerinin sadece hızlı ve maliyet odaklı çözümlerle değil; aynı zamanda uzun vadeli dayanıklılığı, sosyal uyumu ve çevresel bütünlüğü esas alan sürdürülebilir mimarlık anlayışıyla ele alınmasını zorunlu kılmaktadır. Bu bağlamda çalışmanın temel amacı, sürdürülebilir mimarlık ilkelerinin afet sonrası konut üretim süreçlerine entegrasyonunu teorik ve pratik düzeyde incelemek, mevcut uygulamaları analiz etmek ve sürdürülebilirlik temelli alternatif bir yeniden inşa modeli geliştirmektir. Araştırmanın ilk bölümünde sürdürülebilir mimarlığın kavramsal altyapısı oluşturulmuş; çevresel duyarlılık, enerji verimliliği, yerel malzeme kullanımı, iklimle uyumlu tasarım, toplumsal katılım ve ekonomik sürdürülebilirlik gibi temel unsurlar detaylandırılmıştır. Türkiye'deki mevcut yeniden yapılaşma uygulamaları ise tarihsel gelişim süreciyle birlikte ele alınmış ve TOKİ'nin (Toplu Konut İdaresi Başkanlığı) Kahramanmaraş depremi sonrası gerçekleştirdiği kalıcı konut projeleri vaka çalışması olarak seçilmiştir. Bu projelerin detaylı analizi sonucunda, sürdürülebilir mimarlık ilkelerinin sahada daha az yer aldığı; özellikle kullanıcı ihtiyaçlarının, yerel coğrafi ve kültürel özelliklerin ve iklim koşullarının yeterince dikkate alınmadığı tespit edilmiştir. Çalışmada, yalnızca ulusal düzeydeki uygulamalarla sınırlı kalınmamış; aynı zamanda Japonya, Yeni Zelanda ve Endonezya gibi ülkelerde afet sonrası sürdürülebilir yeniden yapılaşma konusunda benimsenen başarılı modeller karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Bu analiz, Türkiye bağlamına uygun, esnek ve yerel temelli çözümler geliştirilmesine olanak sağlamıştır. Araştırmanın yöntemi; sistematik literatür taraması, doküman incelemesi, karşılaştırmalı analiz ve SWOT (Strengths-Weaknesses-Opportunities-Threats) değerlendirmesi gibi nitel tekniklerden oluşmaktadır. Bu yöntemler aracılığıyla sürdürülebilirlik kriterlerinin mevcut afet sonrası yapılaşma süreçlerine hangi araçlar ve stratejilerle entegre edilebileceği üzerine kapsamlı bir değerlendirme sunulmuştur. Elde edilen bulgular, teknik yeterliliğin tek başına yeterli olmadığını; sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşmada politik irade, kurumsal koordinasyon, kullanıcı katılımı ve disiplinlerarası yaklaşımın belirleyici olduğunu ortaya koymaktadır. Bu tez, hem akademik literatüre kuramsal bir katkı sağlamayı hem de Türkiye'deki afet sonrası yapılaşma pratiklerinin sürdürülebilirlik ilkeleri doğrultusunda yeniden yapılandırılmasına katkıda bulunmayı hedeflemektedir. Bu çerçevede geliştirilen stratejik öneriler, kamu kurumları, yerel yönetimler, planlamacılar, mimarlar ve afet yönetimi uzmanları için yol gösterici nitelikte olup; yeniden inşa süreçlerinin sadece fiziksel barınmayı değil, aynı zamanda yaşam kalitesini, toplumsal dayanıklılığı ve çevresel bütünlüğü gözeten sürdürülebilir bir perspektifle ele alınması gerektiğini vurgulamaktadır.
Sanat bahçesi ekosisteminin scamper tekniği ile incelenmesi
Bu araştırma, doğa ile insan arasındaki dengeyi yeniden kurmayı amaçlayan sanat bahçesinin SCAMPER tekniği ile bir ekosistem tasarımı olarak ortaya konulmasını konu edinmektedir. Çalışma, sürdürülebilir, yenilikçi ve girişimci bir ekosistem tasarımını araştırmakta; sanat bahçelerinin yalnızca estetik ve rekreatif alanlar değil, aynı zamanda bilim, kültür ve sosyal etkileşim alanları olarak değerlendirilebileceğini öne sürmektedir. Bu bağlamda, SCAMPER tekniği ile sanat bahçesi tasarımı bir dönüşüm sürecine tabi tutulmuş, her adımda parkların geleneksel işlevlerinden farklı, çok katmanlı bir sistem önerisi sunulmuştur. Çalışmada, 21. yüzyıla uygun bir tasarım modeli olan "21B modeli" geliştirilmiş ve bağ, bahçe, barınak, böğürtlen, bostan ve baharat gibi modüller aracılığıyla bireylerin yalnızca kullanıcı değil, aynı zamanda üretici ve düşünce geliştirici bir özne haline gelmesi sağlanmıştır. Çalışmada SCAMPER metodu, sanat bahçesi tasarımına uyarlanarak, her bir adımıyla parkların dönüşüm süreci modellenmiştir. SCAMPER'ın "Yerine koy, birleştir, uyarlama, değiştirme, farklı amaçla kullanma, çıkarma ve yeniden düzenleme" adımları, sürdürülebilir yenilikçi girişimcilik ekosisteminin tasarımında kullanılmış ve kavramsal bir dönüşüm haritası oluşturulmuştur. Bu dönüşüm yaklaşımı kapsamında, 21B sistemi modülleri olan bağ, bahçe, barınak, böğürtlen, bostan ve baharat gibi alanlar, SCAMPER adımlarına karşılık gelecek şekilde yeniden kurgulanmıştır. Örneğin, beton yüzeylerin doğal taş ve geçirgen malzemelerle değiştirilmesi, geleneksel oturma elemanlarının bilgilendirici sergi modüllerine dönüştürülmesi ve kullanıcı rotasının tematik SCAMPER istasyonları ile yönlendirilmesi gibi uygulamalara yer verilmiştir. Uygulama alanı olarak, Tunceli'nin yerel coğrafi, ekolojik ve kültürel verileri esas alınmıştır. Çalışmada yerel flora (ispir meşesi, Ovacık sarımsağı vb.), üretim kültürü ve sosyo-kültürel pratikler değerlendirmeye dâhil edilmiştir. Sonuç olarak, bu araştırma, Tunceli'ye özgü ekolojik ve kültürel değerleri temel alarak, yerel kalkınmayı destekleyen, doğayla uyumlu, yaratıcı düşünmeyi teşvik eden ve toplumsal etkileşimi artıran bütüncül bir sanat bahçesi modeli önermektedir. Çalışma sonucunda, sanat bahçesinin doğayla bütünleşik ve sürdürülebilir bir yaşam modeli sunabileceği ve bunun gelecekteki mekânsal tasarımlara ilham verebilecek özgün bir çerçeve oluşturduğu ortaya konmuştur.
E-ticaretin sürdürülebilir yenilikçi ekosistemi
Gün geçtikçe ülkeler ekonomik güçlerini uluslararası pazarlarda e-ticaretle sergilemektedir. İktisadi alanda e-ticaretin devamlılığı için yenilikçi girişimcilik ekosistemlerine uyum sağlamak ve özgün tasarımlar yapmak zorunlu hale gelmiştir. Bilgi dünyasının boyutlarından olan kişiler, firmalar ve devletlerarasındaki iktisadi ilişkilerde ortaya çıkan köklü değişimler, e-ticaret adı altında yepyeni bir olgunun meydana gelmesine sebep olmuştur. İnternet tabanlı ekonomi kavramı hızlı bir şekilde geleneksel ekonomi teriminin yerini almaya başlamıştır. İnternet birçok yönden derin bir devrim olan bilgi akışı, değişimi ve sunumu için yeni bir alan açarak toplumların ekonomik, sosyal, teknolojik ve ekolojik (ESTE) ile dönüştürmeye başlamıştır. Burada özellikle teknolojiden faydalanmanın önemli yararlarından biri faaliyetleri belli bir düzene sokarak maliyetleri minimize etmektir. Kuşkusuz, e-ticaret teknolojisinin kreatif ve yenilikçi düşüncelerle girişimcilik ruhunu katarak doğru yerde, doğru zamanda ve doğru alanda kullanılması, iş karlılığını artırarak hem ulusal hem de uluslararası ticarette daha faal olmayı sağlamaktadır. Bilgiye dayalı e-ticaret ülkelerin bölgesel ve özellikle global pazarlardaki ekonomik konumunu güçlendirir. Bu çalışmanın amacı; güncel ve popüler bir konu olan e-ticaretin sürdürülebilir yenilikçi girişimcilik ekosisteminin belirlenmesine yönelik olarak değişkenleri belirlemektir. Çalışmanın hedefi ise sürdürülebilir yenilikçi girişimcilik ekosistemlerin tasarlanmasına katkı sunmaktır. Çalışmada e-ticaret konusu genel bilgiler, işlemler, uygulamalar, e-ticaretin yenilikçilik boyutları ve sürdürülebilir yenilikçi girişimcilik ekosistemi için tasarıma yer verilmektedir. Anahtar kelime: Bilgi, İnternet, E-ticaret, girişimcilik, yenilikçi, Ekonomi, Teknoloji
Yükseköğretimde dijital dönüşüm zorluklarının bulanık çok kriterli karar verme teknikleri ile değerlendirilmesi
Hem fiziksel hem de siber âlemde sürekli değişim kaçınılmazdır. Değişimin sürekliliği işletmeler açısından uyum sağlanıp işleyiş biçimlerinde dönüşüm gerçekleştirilmesini zorunlu hale getirmektedir. Verilerin dijital ortama aktarılmasıyla başlayan dijitalleşme serüveninin, bilinçleri dijital ortama taşımanın tartışıldığı bir boyuta ulaştığı günümüzde dijital dönüşüm konusu her türden işletme için uzman kişilerce ele alınması gereken önemli bir husus olarak kabul edilmeye başlanmıştır. Her süreçte olabileceği gibi dijital dönüşüm sürecinde de karşılaşılabilecek muhtemel zorluk ve engeller bulunmaktadır. Öğrenciler, öğretim elemanları, üniversite yöneticileri ve idari personel ile diğer dış çevre paydaşlarından oluşan yükseköğretim kurumları için dijital dönüşüm en az diğer işletme ve kurumlar için olduğu kadar önemlidir. Ayrıca geleceğin dijital dönüşüm uzmanlarını da yetiştirecek olan yükseköğretim kurumlarında bu süreçte yaşanabilecek zorlukların önceden tanımlanarak tedbirler alınması gerekmektedir. Literatür incelendiğinde çalışmaların genellikle dijital dönüşümün olumlu çıktılarını konu edindiği görülmektedir. Bu tez çalışmasında ise dijital dönüşüm süreçlerinde karşılaşılabilecek muhtemel zorluklara odaklanılması amaçlanmıştır. Bu kapsamda literatürden derlenen 6 ana ve 21 alt kriter ile oluşturulan çerçeve karmaşık ve belirsiz yapısına istinaden bulanık çok kriterli karar verme tekniklerinden olan bulanık DEMATEL kullanılarak değerlendirilmiştir. Çalışma sonucunda "kaynak" ana kriterinin bütün sistemi en iyi açıklayan kriter olduğu değerlendirilmiştir. Bunun yanında "kaynak" ana kriterinin net etkileyen ana kriter olduğu hesaplanmış, doğru ve etkin şekilde önceden kaynak planlaması yapılmayan dijital dönüşüm süreçlerinin başarılı olamayacağı ortaya konmuştur. Diğer ana kriterler ve alt kriterlerinin ağırlık ve etkileyen-etkilenen durumlarının da hesaplanmasıyla yükseköğretimde dijital dönüşüm zorlukları arasındaki neden sonuç ilişkileri ve önem dereceleri ortaya konmuştur. Bu çalışmada elde edilen bulgular, karar vericilere ve gelecek araştırmacılara olası dijital dönüşüm zorlukları için uygun çözümlere ulaşmalarında faydalı olacaktır.