Theses supervised by Prof. Dr. Köksal Kocaağa
13 theses · Akdeniz University
Götürü tazminat
Zararın hesaplanması ve tazminatın belirlenmesine ilişkin genel esaslar çerçevesinde, zararın kapsamının net olarak tespit edilememesi ve hakime, tazminatı tamamen kaldırmaya kadar giden geniş bir takdir yetkisinin verilmesi nedeniyle, sözleşmenin ihlal edilmesi halinde malvarlığında rızası dışında bir eksilme meydana gelen alacaklının, bir tazminat ödemesine kavuşup kavuşamayacağı belirsizdir. O halde, taraflar, sözleşme özgürlüğü çerçevesinde borçlu tarafından sözleşmenin ihlal edilmesi halinde alacaklının malvarlığında meydana gelen eksilmenin giderilmesine yönelik olarak, borçlunun alacaklıya ödeyeceği tazminatı aralarında yapacakları bir anlaşma ile baştan belirleyebilirler. Bu noktada, zararın hesaplanması ve tazminatın belirlenmesi bakımından söz konusu olan belirsizliği gidermeye ve hakimin tazminatı kaldırmaya kadar giden geniş takdir yetkisini dışlamaya yönelik olarak götürü tazminat anlaşmaları devreye girer. Götürü tazminat, asıl borcun ihlal edilmesi halinde ödenmesi kararlaştırılan tazminat edimi olarak tanımlanmaktadır. Götürü tazminat, ortak özellikleri bulunmakla birlikte, götürü ücretten, cayma parasından, dönme cezasından, üçüncü kişinin fiilini üstlenmeden, kefaletten, şarta bağlı borçtan, seçimlik borçtan, seçimlik yetkiden, sorumsuzluk anlaşmasından, sulh sözleşmesinden, davayı kabulden, davadan feragatten ve borç tanımasından farklıdır. En önemlisi de götürü tazminat anlaşması, oldukça benzemekle birlikte, ceza koşulundan farklıdır. Bu nedenle, götürü tazminat anlaşması, genel hükümlere tabidir ve ceza koşuluna ilişkin kuralların kıyasen de olsa, götürü tazminata uygulanması mümkün değildir. Anahtar Kelimeler: Götürü tazminat, ceza koşulu, sözleşmenin ihlali, tazminat hukuku, sözleşmeler hukuku.
Üst hakkı
Başkasına ait bir arazinin altında veya üstünde bir bina (yapı) inşa etmek ya da arazi üzerinde mevcut olan bir binayı muhafaza etmek sureti ile söz konusu bina üzerinde hak sahibine ayrı mülkiyet hakkı veren üst hakkının, bir irtifak hakkı türü olarak ayrıntılı düzenlenmesi 23.11.1990 tarih ve 20704 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 14.11.1990 tarihli ve 3678 sayılı Kanunla gerçekleştirilmiştir. Ülkemizde sonraki yıllarda nüfusun hızla artması, kentleşme, turizm ve yatırım faaliyetlerinin çoğalması gibi etkenlerin sonucu olarak, özellikle kamu arazisinde kurulabilecek irtifak hakları ve üst hakkı olanakları tekrar önem kazanmıştır. Bu gelişmelerin sonucunda uygulamada artan sorunlar ve üst hakkına ilişkin netleştirilmesi gereken detayların da artmış olduğu görülmüştür. Bu sebeple üst hakkı özelinde, günümüzün pratik ihtiyaçlarına cevap verebilecek ve sorunlara çözüm önerici nitelikte çalışmaların yapılması faydalı olacaktır. Üst hakkı incelenirken, konuya özgülük anlamında sınırlı sayıda yazılmış olan doktora tezi ve akademik makaleden faydalanılmış; yargı kararları ve doktrinde savunulan görüşlere yer verilmiş; genelge ve talimatlar yürürlüğe koymak suretiyle, ülkemizdeki üst hakkı uygulamasına doğrudan etki eden Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün düzenlemelerine de değinilerek sonuca ulaşılmaya çalışılmıştır. Çeşitli hukuk sistemlerinde farklı gelişim süreçleri izlemek sureti ile eski dönemlerden bu yana varlığını sürdüren üst hakkının, bu varlığının sürmesinde en önemli etken, üst hakkının hak sahibi kişilere tanımış olduğu, başkasına ait araziler üzerindeki yapıların mülkiyetine sahip olabilme imkanı ve bu imkanın toplumda mevcut birtakım ekonomik ve sosyal ihtiyaçları karşılayabilme özelliğidir. Artan talebe paralel olarak kıt ve değerli olan araziler, doğa ve turizm alanlarının değerlendirilmesinde alternatif bir yöntem olarak üst hakkının kullanımı giderek yaygınlaşmaktadır. Anahtar Kelimeler: Üst hakkı, irtifak hakkı, taşınmaz yükü, tapu hukuku, taşınmaz mal, inşaat, yapı, kentleşme
Boşanmanın hukuki sonuçlarında arabuluculuk
Çalışmamızın konusu; "Boşanmanın Hukuki Sonuçlarında Arabuluculuk" tur. Bu bağlamda, öncelikle genel olarak alternatif çözüm yöntemine değinildikten sonra, alternatif çözüm yöntemi olarak arabuluculuk kavramı, hukuki niteliği ve tarihçesi üzerinde durulmuş, arabuluculuğun diğer alternatif çözüm yöntemleri ile kıyaslanması, arabuluculuğun genel ilkeleri, arabulucuğun tercih edilme sebepleri, Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu, Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu kapsamında Arabuluculuğun uygulama alanı bulduğu hukuki uyuşmazlıkların kapsamı ve çalışmamızın amacını oluşturan boşanma davalarında arabuluculuğun uygulanabilirliğinin tespiti inceleme konusu yapılmıştır. İkinci bölümde boşanma kavramı, evliliği sona erdiren sebepler ve boşanmanın çocuklar ve eşler üzerindeki hukuki sonuçları kapsamlı bir şekilde incelenerek, hukuki sonuçların arabuluculuk kapsamında çözüme ulaştırılabilmesinin Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu sınırlamaları çerçevesinde değerlendirilerek açıklığa kavuşturulması amaçlanmıştır. Tüm bu değerlendirme, ülkemizde yeni uygulama alanı bulan arabuluculuğun, eşlerin boşanmaları halinde alternetif çözüm yollarından biri olan arabuluculuk ile medeni ve barışçıl yollarla uyuşmazlıklarını çözümlemelerinin sınırlarını çizmek ve kişişel ilişkilerin devamının özellikle önem arz ettiği boşanma davalarında uygulanabirliğini tespit etmektir.
Tapu sicilindeki sınır ve yüzölçümü kayıtlarının düzeltilmesi
Tapu sicilinde bulunan özel mülkiyete elverişli taşınmazların sınır ve yüzölçümüne ilişkin kayıtların resmi ölçüme dayalı olarak belirlenmesi öngörülür. Gerçek duruma uymayan plan sınırı ve tapu siciline kayıtlı yüzölçümü tutarı; hak sahibinin zarara uğraması, tapu sicilinin tutulmasından devletin sorumluluğu, coğrafi bilgi sistemlerinin alt yapısının beklenilen yararı sağlayamaması gibi devlet, toplum ve bireyler açısından çeşitli olumsuz sonuçlara neden olur. Aynı zamanda taşınmaz sınır ve yüzölçümünün resmi ölçüme dayalı olarak belirlenmesi ve düzeltilmesi, eşya hukukuyla kadastro mevzuatı arasında gizli gerilime yol açar. Çalışmada özel mülkiyete elverişli taşınmazların sınır ve yüzölçümünün belirlenmesi ve tapu sicilinde düzeltilmesi taşınmazların daha öncesinde tapuda kayıtlı veya kadastro görmüş olup olmamasına göre incelenmiştir. Sınır ve yüzölçümü kavramlarının teknik yönü ile bunlara ilişkin yapılan hataların tapu kütüğündeki diğer bilgiler kadar kolay anlaşılamaması gerçek duruma uymayan sınır ve yüzölçümü kayıtlarının düzeltilmesinde farklı hükümlerin ve yolların izlenmesini gerektirmiştir. Bu açıdan başta Türk Medeni Kanunu'nda öngörülen tapu sicilinin düzeltilmesi yolları olmak üzere kadastro haritalarının güncellenmesi, sayısallaştırma, Kadastro Kanunu m. 41'e göre hataların düzeltilmesi vb. diğer düzenlemelerin irdelenmesi ve bunların birbiriyle ilişkisinin ortaya koyulması noktasında katkı sunulmaya çalışılmıştır.
Konut ve çatılı işyeri kiralarında kiralananın yazılı tahliye taahhüdüne dayalı olarak tahliyesi
Kira sözleşmelerinin uygulamada en çok karşılaşılan bir türü olarak konut ve çatılı işyeri kira sözleşmeleri ''6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 339 – 356. maddeleri'' arasında düzenlenmiştir. Konut ve çatılı işyeri kirasına ilişkin hükümler, sözleşmenin güçsüz tarafı olarak kabul edilen, kiracının koruması amacını taşımaktadır. Özellikle taraflar arasındaki sözleşmesel ilişkinin sona erdirilmesinin, kiracı tarafa oranla, kiraya veren için son derece ağır şartlara bağlanmış olması, bizi bu sonuca ulaştırmaktadır. Türk Borçlar Kanunu'nda konut ve çatılı işyeri kira sözleşmesinin sona ermesine ilişkin hükümler kanunun 347-356. maddeleri arasında, ''Bildirim Yoluyla'' ve ''Dava Yoluyla'' sona erme şeklinde özel olarak yer almaktadır. Konut ve çatılı işyeri kiralarında taşınmazların tahliyesinde, kanundaki bu düzenlemelerden özellikle dava yoluyla sona erme, sıklıkla başvurulan bir yöntemdir. Dava yoluyla sona ermeye ilişkin sebepler, kanunda ''kiraya verenden kaynaklananlar'' ve ''kiracıdan kaynaklananlar'' olarak ikiye ayrılmaktadır. Kiracıdan kaynaklanan sebeplerin başında ise yazılı tahliye taahhüdü gelmektedir. 01/07/2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 352/I maddesinde düzenlenmiş olan kiracının yazılı tahliye taahhüdünde bulunması durumu, önceki dönemde, mülga 6570 sayılı Gayrimenkul Kiraları Hakkında Kanun'un 7/I maddesinin a bendinde düzenlenmiş idi. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, mülga kanun dönemindeki doktrin eleştirilerini ve Yargıtay uygulamalarını göz önüne alınarak, söz konusu sona erme sebebini tekrar düzenlemiştir. Yazılı tahliye taahhüdü, kiraya verene, kiracı tarafından taahhütte belirtilen, taşınmazın tahliye edileceği günden itibaren 1 ay içerisinde sözleşmeyi sona erdirmek ve taşınmazın tahliyesini sağlamak için icra yoluna başvurma ya da dava açma hakkını vermektedir. Bir diğer ifadeyle yazılı tahliye taahhüdünün varlığı, kendiliğinden, taahhütte belirtilen tahliye tarihinde kira sözleşmesinin sona ermesini sağlamamaktadır. Bu tezde, konut ve çatılı işyeri kira sözleşmesi kapsamında kiralananın yazılı tahliye taahhüdüne dayalı olarak tahliyesi incelenmiştir. Çalışmada yazılı tahliye taahhüdünün uygulama alanı, geçerli bir taahhüdün taşıması gereken şartlar, yazılı tahliye taahhüdüne dayanılarak kira sözleşmesinin sona erdirilmesi yöntemleri ve tahliye ile ilgili değerlendirmelerde bulunulmuştur. Öte yandan 01.09.2023 tarihi itibariyle kira ilişkisinden kaynaklanan uyuşmazlıklar için zorunlu hale getirilen ve dava şartı olan arabuluculuk müessesesi de ele alınmıştır.
7223 sayılı Ürün Güvenliği ve Teknik Düzenlemeler Kanunu'na göre üreticinin sorumluluğu
Üreticinin sorumluluğu, piyasaya sürülen ayıplı ürünlerin neden olduğu zararlara ilişkin bir sorumluluk türüdür. 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un yürürlükten kaldırıldığı tarihten itibaren Türk hukukunda üreticinin sorumluluğu hakkında özel bir kanuni düzenleme mevcut değildi. Ancak 12.03.2020 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlandıktan bir yıl sonra yürürlüğe giren 7223 sayılı Ürün Güvenliği ve Teknik Düzenlemeler Kanunu (ÜGTDK) ile birlikte Türk mevzuatına üreticinin sorumluluğuna dair özel bir kanuni düzenleme kazandırılmıştır. Ancak belirtmek gerekir ki ÜGTDK'de sadece üreticinin sorumluluğu düzenlenmemiş; yoğunlukla ürün güvenliğine ilişkin hükümlere yer verilmiştir. İşbu çalışmada üreticinin sorumluluğu, ÜGTDK'nin üreticinin sorumluluğuna ilişkin hükümleri çerçevesinde ele alınmıştır. ÜGTDK, üreticinin sorumluluğunun temel kavramlarından olan ürün ve üretici (ÜGTDK'nin ifadesiyle "imalatçı") kavramlarını tanımlamışsa da her iki tanımda da birtakım belirsizlikler yer almaktadır. İlk bölümde üreticinin sorumluluğu kavramı ve tarihi gelişimi üzerinde durulduktan sonra ürün ve üretici kavramları incelenmiş ve bu kavramlardaki belirsizlikler hususunda değerlendirmelerde bulunulmuştur. ÜGTDK'ye göre üreticinin sorumluluğunun şartları ikinci bölümde ele alınmıştır. Öğretide oldukça eleştirilmekte olan "uygunsuzluk" kavramının da üzerinde durulmuş ve bu kavramın, ÜGTDK'de tanımlandığı şekliyle kabul edilmeyerek yorumlanması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. ÜGTDK'ye göre üreticinin sorumluluğunun tarafları ile hüküm ve sonuçları da bu bölümde incelenmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümündeyse öncelikle ÜGTDK'ye göre üreticinin sorumluluğunun hukuki niteliği belirlenmiş ve sorumluluğun özellikleri üzerinde durulmuştur. Bu bölümde ÜGTDK'ye göre üreticinin sorumluluğunun diğer sorumluluk türleri ile ilişkisi de incelenmiş ve bu sorumluluk türleri ile üreticinin sorumluluğunun yarışmasının mümkün olup olmadığı tespit edilmeye çalışılmıştır. ÜGTDK'ye göre üreticinin sorumluluğunun kurtuluş nedenlerin de kapsayan üçüncü bölüm ürün sorumluluk sigortası ve zamanaşımı hususlarına ilişkin açıklamalarla birlikte tamamlanmıştır.
Miras hukukunda belirli mal bırakma
Miras hukukuna göre, mirasbırakanın ölümü anında malvarlığı, bir kül halinde kanunda belirlenmiş veya mirasbırakanın iradesi neticesinde atanmış olan mirasçılara geçmektedir. Ancak bazı durumlarda mirasbırakan ölüme bağlı tasarrufla, terekesinde bulunan belirli bir malı, mirasçı atama oluşturmamak kaydıyla bir kimse lehine kazandırmada bulunabilmektedir. Bu durumda miras hukukunda belirli mal bırakma meydana gelmektedir. İlgili çalışma kapsamında da mirasbırakanın iradesi neticesinde meydana gelen belirli mal bırakmanın kanunun sistematiği içindeki yeri, konusu, alacaklısı, borçlusu, kanunda sayılan çeşitleri, benzeri müesseselerden ayrımı, doğumu, muacceliyeti, teslimi, alacaklı haklarının durumu, tenkis ve geri isteme hakkı, belirli malın reddi, belirli malın terekede bulunmaması ve dava hakkı üzerinde durulmuştur. Belirli mal bırakma, her ne kadar 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nda düzenlenmiş olsa da uygulamada ve öğretide bu hususta birtakım belirsizlikler yaşanmaktadır. Özellikle öğretide "belirli mal bırakma" teriminin kullanılmasına yönelik eleştiriler yer almaktadır. Bu sebeple; kanun kapsamında yapılmış olan düzenlemelerin net bir şekilde anlaşılabilmesi ve yorumlanabilmesi, bu konunun tez konusu olarak seçilmesinin en önemli nedenidir.
Sözleşmenin devri
Sözleşmede Taraf Değişikliği 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu'nda düzenlenmemiş iken 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu ile "sözleşmenin devri" adıyla kanuni düzenlemeye kavuşmuştur. Söz konusu düzenleme öncesi dönemde sözleşmede tarafın değişebileceği sözleşme özgürlüğü ilkesi çerçevesinde içtihatlarda ve doktrinde kabul görmekteydi. Sözleşmenin devri TBK m.205 hükmünde de düzenlendiği üzere; devreden, devralan ve sözleşmede kalan taraflar arasında yapılan üç taraflı bir işlemdir. Üç tarafın da rızası ve uygun irade beyanı gerekmektedir. Bu işlem ile devre konu sözleşmenin taraflarından biri taraf sıfatını ve bu sıfata bağlı tüm hak ve borçlarını üçüncü bir kişiye aktararak sözleşmeden çıkmakta; devralan üçüncü kişi ise taraf sıfatı ve buna bağlı hak ve borçlara sahip olarak sözleşmeye dahil olmaktadır. Sözleşmenin devri doğrudan taraf değişikliğine yönelik bir işlemdir. Bu yönüyle sözleşmedeki unsurlardan yahut edimlerden bir veya birkaçında değişiklik yapan benzer müesseselerden ayrılır. Uygulama örneklerine bakıldığında sözleşmenin devri için TBK genel hükmü dışında çeşitli sözleşme tiplerinde yahut çeşitli hallerde özel hükümlere de yer verildiği görülmektedir. Çalışmamızda sözleşmede taraf değişikliği saiki üzerine kurulu olan sözleşmenin devri müessesesi; tarihsel gelişimi, mukayeseli hukuktaki örnekleri, hukuki özellikleri, benzer müesseseler ile kıyaslanması, şartları, hüküm ve sonuçları, uygulama örnekleri çerçevesinde incelenecektir.
Olağanüstü mal rejimi
Evlilik birliğinin kurulması, eşlerin beraber yaşamaları ve ekonomik hayatı paylaşmalarına sebebiyet verir. Eşlerin beraber olduğu zaman aralığında edindikleri haklar ile borçlar mal rejiminin kapsamını oluşturur. Mal rejiminin sona ermesiyle beraber eşlerin beraber oldukları zaman dilimi boyunca edindikleri haklar ve borçların paylaşılması; yani tasfiyesi gündeme gelir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'na göre Türk hukukunda yasal mal rejimi edinilmiş mallara katılma rejimidir. Yani eşler Kanun'da zikredilen seçimlik mal rejimlerinden birini seçmedikleri müddetçe aralarında yasal mal rejimi olan edinilmiş mallara katılma rejimi uygulanır. Fakat bazı durumların vücut bulmasıyla beraber eşler arasında mevcut olan mal rejimi olağanüstü mal rejimi adıyla mal ayrılığına dönüşür. Bu kapsamda olağanüstü mal rejimine geçiş geniş manada evlilik birliğini koruyucu bir tedbirdir. Bu tedbirle beraber her eşin malvarlığı birbirinden ayrılır. Bu sayede eşlerden birinin içinde bulunduğu maddi değeri olan tehlike diğer eşin malvarlığına sirayet etmeyecektir. Olağanüstü mal rejimine geçiş eşin veya alacaklının talebi üzerine mahkeme kararıyla sağlanır. Ayrıca olağanüstü mal rejimine geçiş kendiliğinden, önceki rejimin tasfiyesi suretiyle de gündeme gelir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu ve 6502 sayılı tüketicinin korunması hakkında kanun çerçevesinde taksitle satış sözleşmesi
Taksitle satış sözleşmesi, satıcının, satış konusu taşınır malı satış bedeli ödenmeden alıcıya teslim etme, alıcının da malı teslim aldıktan sonra satış bedelini en az iki taksit halinde ödeme yükümlülüğü altına girdiği bir veresiye satış türüdür. Günümüzde, oldukça geniş uygulama alanına sahiptir. Bu çalışmamızda taksitle satış sözleşmesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu ve 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun çerçevesinde incelenmiştir. Bu iki kanunun yanı sıra Taksitle Satış Sözleşmeleri Hakkında Yönetmelik, 4721 sayılı TMK m. 764-766 ve satış sözleşmesine ilişkin genel hükümlerden de faydalanılmıştır. Çalışmamız üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, taksitle satış sözleşmesinin tanımı, unsurları, kanuni dayanağı, uygulama alanı, niteliği ve benzer sözleşmelerden ayrılması üzerinde durulmuştur. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu ve 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un taksitle satış sözleşmesinin konusu bakımından örtüşmemesi, sözleşmeye ilişkin genel bir tanıma ulaşmayı ve sözleşmenin uygulama alanının tespitini zorlaştırmıştır. İkinci bölümde, taksitle satış sözleşmesinin kuruluşu açıklanmaya çalışılmıştır. Bu bölümde, sözleşmesinin tarafları, şekli, süresi ve taksitle satış sözleşmesinde alıcıyı korumaya yönelik tedbirler üzerinde durulmuştur. Üçüncü bölümde taksitle satış sözleşmesinin hükümleri açıklanmaya çalışılmıştır. Bu bölümde, sözleşmenin hükümleri genel olarak açıklandıktan sonra alıcının peşinat ve taksit ödeme borçlarının ifasında temerrüde düşmesi durumunda satıcının sahip olduğu haklar, bu hakların kullanılması için gerekli olan şartlar, alıcının hakları ve mülkiyeti saklı tutma sözleşmesi üzerinde durulmuştur.
Uyarlama sebebi olarak aşırı ifa güçlüğü
İki tarafa borç yükleyen sözleşmelerde, sözleşmenin taraflarından her birinin yerine getirmekle yükümlü oldukları edim ve karşı edimler bağlamında, tarafların hem alacaklı hem de borçlu olmaları söz konusu olur. Sözleşmenin kurulması ile her taraf, üzerine düşen sözleşmesel yükümlülükleri ne pahasına olursa olsun yerine getirmek zorundadır. Buna karşılık bazı hallerde tarafların sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmeleri önemli ölçüde ağırlaşabilir. Tarafların sözleşme kurulurken yanlış tasavvurlarda bulunmaları, gerçekleşmesine kesin gözüyle bakılan olaylar konusunda yanış düşüncelerde ve öngörülerde bulunmaları söz konusu olabilir. Bazen de sözleşme kurulduktan sonra meydana gelen durum değişiklikleri nedeniyle sözleşmeden kaynaklanan borcun ifa edilmesi aşırı derecede ağırlaşabilir. Sözleşme kurulduktan sonra ortaya çıkan durum değişiklikleri nedeniyle söz konusu olan bu son durum, aşırı ifa güçlüğü(TBK m. 138) olarak ifade edilir ve çalışmamızın konusu oluşturur. Kural olarak sözleşme kurulduktan sonra meydana gelen değişikliklere borçlunun katlanması beklenir. Pacta sunt servanda olarak tabir edilen sözleşmeyle bağlılık ilkesi gereğince sözleşme her hal ve şart altında muhafaza edilir ve sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerin yerine getirilmesi borçlunun beklediğinden çok daha fazla fedakârlık gerektirse bile, borçlu borcunu yerine getirmelidir. Buna karşılık bu ilkenin sınırsız olduğu kabul edilmemektedir. Clausula rebus sic stantibus ilkesi uyarınca sözleşme kurulduğu sırada öngörülemeyen bir durum değişikliğinin meydana gelmesi halinde edimler arasındaki denge ilişkisinin bozulması halinde sözleşmenin değişen şartlara uyarlanması veya sözleşmenin sona erdirilmesi imkânı söz konusu olacaktır.
Tek satıcılık sözleşmesi
Tek satıcılık sözleşmesi kendisine özgü yapısı olan, Türk Hukuk Sisteminde düzenlenmemiş bir sözleşme çeşididir. Türk doktrininde ve yargı kararlarında bu sözleşme genellikle şu şekilde tanımlanmıştır: Tek satıcılık sözleşmesi, yapımcı ile tek satıcı arasındaki hukuki ilişkileri düzenleyen çerçeve niteliğinde sürekli bir sözleşme olup, bununla yapımcı ürettiği malların tamamını veya bir kısmını belirli bir bölgede tekel hakkına sahip olarak satmak üzere bedeli karşılığında tek satıcıya göndermeyi, buna karşılık tek satıcı da sözleşme konusu malları kendi adına ve hesabına satmak ve bu malların sürümünü arttırmak yükümlülüğünü üstlenir. Kanunda düzenlenmemiş olması nedeniyle, sözleşmenin ifası ve sona ermesi aşamalarında ortaya çıkabilecek hukuki ihtilafların çözümü için öncelikle sözleşmenin niteliğinin, tarafların hak ve yükümlülüklerinin ve bu doğrultuda, tek satıcılık sözleşmesine uygulanacak hükümlerinin tespiti gerekir. Sürekli bir borç ilişkisi niteliğinde olan ve uzun süreli akdedilen tek satıcılık sözleşmesi, bu nitelikleri gereği taraflara yoğun bir güven ilişkisi içerisinde sıkı işbirliğine dayalı sadakat yükümlüğü yükler. Bu nedenle sözleşmenin feshi aşamasında tarafların birbirlerine karşı yükümlendikleri pek çok sorumlulukları vardır. Bu sorumluluklardan biri olan denkleştirme istemi, tek satıcılık sözleşmesine ilişkin kanunlarımızda düzenlenmiş olan tek konudur.
Soybağının kurulması ve hükümleri
Soybağı Türk Medeni Kanunu'nun ikinci kitabı olan Aile Hukuku Kitabının İkinci Kısmında ''Hısımlık'' başlığı altında düzenlenmiştir. İki bölüme ayrılan bu kısımın birinci bölümünde soybağının kurulmasına ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir. Birinci bölümün birinci ayrımında genel hükümler; ikinci ayrımında kocanın babalığı; üçüncü ayrımında tanıma ve babalık hükmü; dördüncü ayrımında evlat edinme; beşinci ayrımında soybağının hükümlerine yer verilmiştir. Türk Medeni Kanunu'nun 321-334 maddelerinde düzenlenen soybağının hükümlerinin uygulama bulması için çocuk ile ana ve baba arasında soybağının kurulmuş olması gerekmektedir. Türk Medeni Kanunu'nda soybağının kurulması için çocuk ile ana ve babası arasında kan bağı bulunması ya da evlat edinme ilişkisinin kurulmuş olması aranmaktadır. Kan bağına dayanan soybağı; ana yönünden doğum, baba yönünden evlilik, tanıma, ve babalık davası ile kurulur.Bir kişi ile ana ve babası arasında salt biyolojik temellere dayanan bağ doğal soybağı, var olan bu biyolojik ilişkinin hukuk düzeni tarafından tanınması veya evlat edinme halinde gündeme gelen bağ ise hukuki soybağıdır. Türk Medeni Kanunu'nda soybağının hükümleri bakımından bir kimse ile ana ve babası arasında kan bağına dayanan soybağının hangi yolla kurulmuş olduğuna, kişinin evlilik içinde mi dışında mı doğmuş olduğuna göre bir ayırım yapılmamıştır. Evlilik içinde doğan çocuklar ile evlilik dışında doğan çocuklar ana ve babaları ile ilişkileri yönünden hak ve görevlerde eşit kabul edilerek aynı hükümlere tabi tutulmuşlardır.Türk Medeni Kanunu'nun soybağına ilişkin bu hükümleri evlat edinme ile ilgili özel bir hükmün bulunmadığı hallerde evlat edinilen için de aynen uygulanır. Anahtar Kelimeler: Soybağı, Soybağının Kurulması, Evlat Edinme, Soybağının Hükümleri.