Theses supervised by Prof. Dr. Mehtap Akçil Ok
14 theses · Başkent University
Geriatrik hastalarda arjinin içeren enteral ürün kullanımının standart enteral ürüne kıyasla kas kaybı ve nutrisyonel durum üzerine etkisi
Bu çalışma, yaşlı bireylerde arjinin içeren enteral ürün kullanımının standart enteral ürüne kıyasla sarkopeni ve sarkopeni ile ilişkili parametreler arasındaki ilişkisinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışma grubu, Mayıs 2021-Ağustos 2022 tarihleri arasında, Sağlık Bilimleri Üniversitesi Bursa Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi Nütrisyon birimine konsülte edilen arjinin içeren enteral ürün kullanan (33 hasta) ve standart enteral ürün kullanan (33 hasta) 66 yatan hastadan oluşmuştur. Çalışmaya katılan hastalara çalışmacı tarafından yüzyüze görüşme ile anket formu uygulanarak, demografik özellikleri ile beslenme alışanlıkları belirlenmiştir. Ayrıca çalışmanın başlangıcında ve sonunda hastaların antropometrik ölçümleri çalışmacı tarafından yapılmış ve rutinde takip edilen biyokimyasal bulguları belirlenmiştir. Hastaların takip süresi en az 5 gün olacak şekilde çalışma planlanmıştır. Tüm hastalardan sarkopeni tanısında kullanılan yürüme hızı, tekrarlı-otur kalk testi, el kavrama gücü ölçümü, biyoelektrik empedans ölçümleri çalışma başlangıcında ve sonunda yapılmıştır. Sarkopeni tanısı Avrupa Yaşlı İnsanlarda Sarkopeni Çalışma Grubu 2019 yılında yayınlanan kılavuza göre belirlenmiştir. Hastaların her gün tükettikleri besinleri yazmaları istenmiş, kalan enerji ihtiyacının enteral üründen almaları gereken miktar hastaya belirtilmiş ve enteral ürün tüketim durumu takip edilmiştir. Bazal metabolizma hızları Harris-Benedict kullanılarak hesaplanmıştır. Çalışma sonucunda; her iki çalışma grubunda da vücut ağırlığı, üst orta kol çevresi, baldır çevresi, yağsız vücut kütlesi azalmış, yağ yüzdesi artmıştır (p<0.05). El kavrama gücü ölçümleri arasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (p>0.05). Her iki grupta da hastaların serum albümin değerleri azalmıştır ancak bu fark anlamlı bulunmamıştır (p>0.05). Arjinin içeren enteral ürün kullanan hastaların günlük diyet protein alımı ve çinko alımları daha yüksektir (p<0.05). Arjinin içeren enteral ürün kullanan grupta CRP değerleri istatistiksel anlamlı olarak azalmıştır (p<0.05). Hastaların sarkopeni tanı gruplarında çalışmanın başlangıcında ve sonunda her iki çalışma grubu için de istatistiksel olarak anlamlı bir değişiklik olmamıştır (p>0.05). Sonuç olarak; hastanede yatan yaşlı bireylerin nütrisyon ve sarkopeni riski açısından risk taşıdığı, yaşa bağlı hastalık yükü, çoklu ilaç kullanımı ve katabolik sürece de bağlı olarak kas kaybının önlenmesinin zor olduğu belirlenmiştir. Hastaların erken dönemde beslenme desteği sağlanması ve nütrisyonel hedeflere ulaşılması önemlidir. Arjininin sarkopeni üzerine etkisinin belirlenmesi için daha uzun süreli ve daha büyük örneklem büyüklüğü ile yapılan daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır.
Yetişkin bireylerin beslenme okuryazarlığı düzeyini etkileyen faktörlerin belirlenmesi
Bu araştırma, yetişkin bireylerin beslenme okuryazarlığı düzeylerini belirlemek ve beslenme okuryazarlığını etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla yürütülmüştür. Çalışma Kasım 2022 - Haziran 2023 tarihleri arasında Ankara ili Çayyolu ilçesinde bulunan özel bir sağlıklı beslenme ve diyet kliniğine yeni başvuran, gönüllü, 18-64 yaş arası toplam 160 yetişkin bireyde, yüz yüze anket uygulama yöntemiyle yürütülmüştür. Anket formu üç bölümden oluşmaktadır. Formun ilk bölümü, katılımcıların sosyodemografik özelliklerini, antropometrik ölçümlerini ve beslenme alışkanlıklarını içeren 35 soruluk kişisel bilgi formunu içermektedir. Formun ikinci bölümü, yetişkin bireylerin beslenme okuryazarlıklarını saptamak amacıyla geliştirilen 40 maddelik "Beslenme Okuryazarlığı Değerlendirme Aracını (BODA)" içermektedir. Üçüncü bölümde ise bireylerin sağlıklı beslenme tutumunu saptamak amacıyla geliştirilen ve 21 maddeden oluşan "Sağlıklı Beslenmeye İlişkin Tutum Ölçeği (SBİTÖ)" kullanılmıştır. Çalışmaya katılan bireylerin %38.8'inin zayıf beslenme okuryazarlığına, %36.3'ünün yeterli beslenme okuryazarlığına, %25.0'ının yetersiz beslenme okuryazarlığına sahip olduğu belirlenmiştir. Bireylerin sağlıklı beslenmeye ilişkin tutumları incelendiğinde %0.6'sı düşük, %17.5'i orta, %65.0'ı yüksek ve %16.9'u ideal tutum gösterdiği bulunmuştur. Katılımcıların beslenme okuryazarlık düzeyleri ile yaş arasında anlamlı bir ilişki olduğu bulunmuştur (p<0.05). Yaş arttıkça beslenme okuryazarlık düzeylerinin düştüğü görülmüştür. Beslenme okuryazarlık düzeyi ile cinsiyet ve eğitim durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (p>0,05). Bu çalışmada daha önce diyetisyen desteği alan katılımcıların %47.4'ünün, diyetisyen desteği almayan katılımcıların %19.0'ının iyi beslenme okuryazarlığına sahip olduğu görülmüştür. Katılımcıların diyetisyen desteği alması ile beslenme okuryazarlık düzeyleri artmaktadır ve bu ilişki istatiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Daha önce diyet programı uygulayan katılımcıların %41.9'unun iyi beslenme okuryazarlığı düzeylerine sahip olduğu görülürken bu oranın diyet programı uygulamayan katılımcılarda %20.9'a düştüğü görülmüştür. Katılımcıların beslenme okuryazarlığı ile diyet programı uygulama durumu arasındaki bu ilişki anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Beslenme okuryazarlık düzeyi yeterli olan bireylerin düzenli fiziksel aktivite yapma oranları daha yüksektir ve bu ilişki istatiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Katılımcıların beslenme okuryazarlığı düzeyi ile beden kütle indeksleri arasında anlamlı bir ilişki olmadığı tespit edilmiştir (p>0.05). Beslenme eğitimi alan bireylerin sağlıklı beslenme tutum puan ortalamaları (76.7±10.83), eğitim almayan bireylerin sağlıklı beslenme tutum puan ortalamalarına (72.6±11.51) göre yüksek bulunmuştur (p<0.05). Bireylerin antropometrik ölçümlerinin, beslenme alışkanlıklarının ve sosyodemografik özelliklerinin beslenme okuryazarlık düzeylerini etkilediği söylenebilir. Beslenme okuryazarlığı konusunda bireyleri bilinçlendirmek için bu konuda uzman kişiler tarafından düzenlenen eğitimlerin sayısı ve niteliği artırılmalıdır. Bireylerin beslenme okuryazarlık düzeylerinin artırılması ile beslenme kaynaklı kronik hastalıkların önüne geçilebileceği düşünülmektedir.
Primer hipotiroidili kadınlarda diyetin inflamatuvar indeksi ve hedonik açlık düzeyinin, biyokimyasal parametreler, duygu ve beslenme durumları ile ilişkisinin incelenmesi
Bu araştırmada, primer hipotiroidili kadınlar ile sağlıklı kadınlardan oluşan kontrol grubunun diyet inflamatuvar indeksi, akdeniz diyetine uyumu, hedonik açlık düzeyi ile duygu ve beslenme durumları arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma, Ocak-Aralık 2022 tarihleri arasında Niğde ilinde bir devlet hastanesinin endokrinoloji ve metabolizma polikliniğine başvuran, doktor tarafından primer hipotiroidi tanısı aldıktan sonra en az 3 ay geçen, ilaç tedavisi uygulanan ve uygulanmayan 19-64 yaş 61 yetişkin kadın hastayla yürütülmüştür. Kontrol grubu olarak herhangi bir hastalığı olmayan 61 sağlıklı kadın seçilmiştir. Bireylerin sosyo-demografik özelliklerini, genel sağlık bilgilerini, beslenme alışkanlıklarını belirlemek için bir anket formu uygulanmıştır. Bireylerin antropometrik ölçümleri, bazı biyokimyasal bulguları, besin tüketim sıklıkları ve üç günlük besin tüketim kayıtları değerlendirilmiştir. Besin tüketim kayıtlarından yararlanılarak diyet inflamatuvar indeksleri (Dİİ) hesaplanmıştır. Bireylerin fiziksel aktivite düzeyleri belirlemek için 24 saatlik fiziksel aktivite formu, Akdeniz diyetine uyumlarını belirlemek için Akdeniz Diyetine Bağlılık Ölçeği (MEDAS), hedonik açlık durumlarını belirlemek için Besin Gücü Ölçeği (BGÖ), depresyon, anksiyete ve stres düzeylerini belirlemek için Depresyon Anksiyete Stres (DASS-21) ölçeği kullanılmıştır. Araştırmaya katılan primer hipotiroidili bireylerin yaş ortalaması 39.9±12.63 yıl, kontrol grubunun ise 37.0±11.15 yıl olarak saptanmıştır (p>0.05). Çalışma grubundaki bireylerin vücut ağırlığı, Beden Kütle İndeksi, bel çevresi, kalça çevresi, boyun çevresi, üst orta kol çevresi, bel/ boy oranı ölçüm değerlerinin kontrol grubundakilere göre daha yüksek olduğu saptanmıştır (p<0.05). Çalışma grubundaki bireylerin Dİİ değerlerinin -3.45 ile 4.01 arasında değiştiği ve ortalama Dİİ değerinin -0.2±1.89 olduğu; kontrol grubundakilerin ise -4.32 ile 4.29 arasında değiştiği ve ortalama Dİİ değerinin -0.1±2.19 olduğu görülmektedir (p>0.05). MEDAS puan ortancası çalışma grubunda 6.00 (5-7) puan ve kontrol grubunda 7.00(6-8) puan olarak bulunmuştur (p<0.05). BGÖ alt faktörlerinden birincisi "besin bulunabilirliği" puanlarının çalışma grubundaki bireylerde kontrol grubundakilere kıyasla daha yüksek olduğu saptanmıştır (p<0.05). BGÖ toplam puanı, alt faktörlerinden "besin mevcudiyeti" ve "besinin tadına bakılması" puanlarının benzer olduğu saptanmıştır (p>0.05). Çalışma grubundaki bireylerin kontrol grubundakilere göre anksiyete ve stres skor ortancası daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Çalışma grubundaki ve kontrol grubundaki bireylerin Dİİ quartillerine göre depresyon, anksiyete ve stres puan ortancası benzer bulunmuştur (p>0,05). Sonuç olarak, primer hipotiroidili kadınların Akdeniz diyetine uyum düzeylerinin daha düşük olduğu ve anksiyete ve stres düzeylerinin ise daha fazla olduğu belirlenmiştir.
X ve Y kuşağının kişilik özelliklerinin hedonik açlık ve besin neofobisi üzerine etkisinin incelenmesi
Bu araştırma, X ve Y kuşaklarının kişilik özelliklerinin hedonik açlık ve besin neofobisi üzerindeki etkisini incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırma Mayıs-Temmuz 2024 tarihleri arasında Ankara'nın çeşitli ilçelerinde yaşları 24 ile 60 arasında değişen X ve Y kuşaklarından gönüllü 306 katılımcıdan oluşmaktadır. Katılımcılara sosyodemografik özellikleri, beslenme alışkanlıkları ve sağlık durumlarına ilişkin sorularla; Beş Faktörlü Kişilik Envanteri (BFKE), Besin Gücü Ölçeği (BGÖ), Görsel Analog Skalası (GAS) ve Besin Neofobisi Ölçeğinden (BNÖ) oluşan anket yüz yüze uygulanmıştır. Veriler SPSS v22 programıyla analiz edilmiştir. Analizler sonucunda her iki kuşağında cinsiyet oranları (%50.3 kadın, %49.7 erkek) aynı bulunmuştur (p>0.05). Kuşaklar arasında yalnızca dışadönüklük ve açıklık alt boyutlarında anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0.05). BGÖ toplam puanı, X kuşağında Y kuşağına göre daha düşüktür. Y kuşağının %76.5'i, X kuşağının %64.1'i hedonik açlık yaşamaktadır (p<0.05). BNÖ toplam puanı incelendiğinde, X ve Y kuşağında sırasıyla 44.2±11.38 ve 38.9±12.50 olarak saptanmış, X kuşağının %21.6'sının Y kuşağının %9.8'sine göre daha neofobik olduğu belirlenmiştir (p<0.05). BFKE alt boyutları ile aşırı istek duyulan besin çeşitleri arasındaki korelasyonlar incelendiğinde, X kuşağında uyumluluk ile cips, gazlı içecekler, fast food tüketimi arasında negatif, nevrotiklik ile kremalı pasta ve pastane ürünleri, gazlı içecekler, ekmek çeşitleri, makarna, hamur işleri ve dondurma arasında pozitif yönde anlamlı korelasyon bulunmuştur. Y kuşağında ise dışadönüklük ile kremalı pasta ve pastane ürünleri ve dondurma arasında negatif, açıklık ile çekirdek ve dondurma arasında negatif yönde anlamlı korelasyon belirlenmiştir (p<0.05). BGÖ ve BFKE alt boyutları arasındaki korelasyonlar değerlendirildiğinde, X kuşağında dışadönüklük ile besin mevcudiyeti arasında pozitif bir korelasyon gözlenirken, Y kuşağında sorumluluk ile BGÖ toplam puanı, besin bulunabilirliği ve besin mevcudiyeti arasında negatif, nevrotiklik ile BGÖ toplam puanı ve besin bulunabilirliği arasında pozitif yönde anlamlı korelasyon tespit edilmiştir (p<0.05). X kuşağında nevrotiklik puanı arttıkça BNÖ puanı artmakta, her iki kuşakta da açıklık puanı arttıkça BNÖ puanı azalmaktadır (p<0.05). X ve Y kuşaklarında BFKE alt boyutları ile BKİ değerleri arasında anlamlı korelasyon olmadığı belirlenmiştir (p>0.05). Kuşakların BFKE alt boyutlarının hedonik açlık üzerindeki doğrudan etkisi incelendiğinde; her iki kuşakta da sorumluluğun negatif, ancak Y kuşağında uyumluluk ve nevrotikliğin pozitif etkisinin olduğu tespit edilmiştir (p<0.05). BNÖ değişkeninin aracı rolüne ilişkin analizlerde, X kuşağında açıklığın hedonik açlık üzerinde dolaylı pozitif etkisinin olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Buna karşılık Y kuşağında aracı değişkenin herhangi bir BFKE alt boyutunda anlamlı dolaylı etkisinin olmadığı saptanmıştır (p>0.05). Sonuç olarak, kuşakların belirli kişilik özelliklerinin hedonik açlık ve besin neofobisi üzerinde etkisi olabileceği görülmüştür. Bu bulgular, bireylerin kişilik özelliklerinin etkileri düşünülerek bireyselleştirilmiş beslenme müdahalelerinin iyileştirilmesine ışık tutabilir.
Ofis saatli ve nöbetli çalışan erkeklerin hedonik açlık düzeyleri ile beslenme durumları ve uyku kalitesi arasındaki ilişkinin belirlenmesi
Hedonik açlık, vücudun ihtiyacı olmadığı halde, lezzetli besinlere karşı aşırı yeme isteğinin duyulması sonucunda, besinin tüketilmesinden zevk alma kavramıdır. Günümüzde obezojenik yaşam tarzı ve çalışma koşullarının değişmesi bireylerin besin tüketimini etkilemektedir. Bireylerin besin tüketimlerini etkileyen hedonik açlık ve uyku kalitesinin saptanması önemlidir. Bu çalışma; ofis saatli ve nöbetli çalışan bireylerin hedonik açlık durumları ile beslenme durumları ve uyku kalitesi arasındaki ilişkiyi göstermek amacıyla planlanmıştır. Çalışma, Haziran 2019 – Ağustos 2019 tarihleri arasında Ankara 'da yaşayan 25 – 40 yaş arası gönüllü 64 ofis saatli çalışan ve 64 nöbetli çalışan erkek birey olmak üzere toplam 128 erkek yetişkin üzerinde yürütülmüştür. Bireylerin kişisel özelliklerine, sağlık bilgilerine, beslenme alışkanlıklarına ve fiziksel aktivite düzeylerine ilişkin bilgileri saptamak amacıyla anket formu, hedonik açlık durumlarını belirleyebilmek amacıyla Besin Gücü Ölçeği (BGÖ) uygulanmıştır. Bireylerin uyku kalitesini ölçmek için Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi (PUKİ), Görsel Analog Skalası(VAS) ölçeği ile besin tüketimi değerlendirilmiştir. Bu çalışmadaki; ofis saatli çalışanların yaş ortancası 33.50[2.00] yıl olup, nöbetli çalışanların ise 26.00[4.00] yıldır. Ofis saatli ve nöbetli çalışanların sırasıyla Beden Kütle İndeksi (BKİ) ortalaması 25.8±2.75 kg/m2 ve 25.3±2.25 kg/m2 iken ;vücut yağ oranı ortalamaları ise 21.2±4.34 ve 19.7±4.25' dır. Ofis saatli çalışanların BGÖ toplam puanı 4.8±2.49 ve nöbetli çalışanların ise 4.4±2.65 olarak saptanmıştır(p>0.05). Ofis saatli çalışanların hedonik açlık oranı %43.8 ve nöbetli çalışanların ise %57.8 değerlendirilmiştir (p>0.05). Çalışma durumu ile gece/gündüz uykudan kalkıp ufak tefek atıştırmalık yapma durumu arasındaki ilişki istatistiksel olarak önemli bulunmuştur (p=0.001). Ofis saatli çalışanların toplam BGÖ puanı arttıkça öznel uyku kalitesi pozitif olarak artmıştır (p<0.05). Nöbetli çalışanların ise toplam BGÖ puanı arttıkça ara öğün sayısı artmaktadır (p<0.05). Ofis saatli çalışanların toplam BGÖ puanı arttıkça kremalı pasta, gazlı içecekler, fast-food, kuruyemiş çeşitleri, dondurma ve meyve tüketimleri isteği (p<0.05) ;PUKİ toplam puanları arttıkça gazlı içecekler, patates kızartması, ekmek çeşitleri, makarna, hamur işleri, kuruyemiş çeşitleri, dondurma ,meyve tüketimleri isteği pozitif yönde artmaktadır(p<0.05). Nöbetli çalışanların fast-food, ekmek çeşitleri ve hamur işleri tüketim isteği artıkça BGÖ toplam puanları pozitif yönde arttmaktadır (p<0.05). Ayrıca meyve tüketim isteği arttıkça PUKİ toplam puanı azalmaktadır(p<0.05). Ofis saatli çalışanların hedonik açlığı olan bireylerde zayıflama diyeti uygulama sıklığı daha fazla olduğu saptanmıştır (p<0.05). Ofis saatli çalışanlarda vücut ağırlığı (kg) artıkça BGÖ toplam puanının pozitif yönde artmaktadır (p<0.05). Ofis saatli çalışanlarda enerji (kkal/gün) alımı artıkça vücut yağ yüzdesi (%) (p<0.05); nöbetli çalışanlarda da enerjinin yağdan gelen yüzdesi arttıkça BKİ(kg/m2) ve iskelet kas kütlesi(kg) artmıştır(p<0.05).Ofis saatli çalışanlarda enerjinin yağdan gelen yüzdesi arttıkça ve nöbetli çalışanlarda ise enerjinin karbonhidratlardan gelen yüzdesi arttıkça PUKİ toplam puanının azaldığı bulunmuştur (p<0.05). Uyku kalitesini ve hedonik açlığa neden olan faktörlerin belirlenmesi bireylere özgü planlanacak beslenme ve fiziksel aktivite programlarına daha doğru yönlendirmeler yapılmasına, bireylerin beslenme alışkanlıklarını ve uyku düzenlerini iyileştirilmesine ve obezitenin önlenmesi ve tedavisine yönelik başarının arttırılmasında katkı sağlayacaktır. Katılımcı sayısının az olması bu çalışmanın kısıtlılığı olarak düşünülmektedir. Bu nedenle bu çalışma daha geniş çaplı yapılacak benzer çalışmalarla desteklenmelidir.
Pişirme ve yiyecek hazırlama becerileri ölçeğinin Türkçe geçerlik ve güvenirliğinin incelenmesi
Bu çalışmada; Orijinali İngilizce olan "Pişirme ve Yiyecek Hazırlama Becerileri" ölçeğinin Türkçe geçerlik ve güvenirliğini değerlendirerek Türkçe adaptasyonunun yapılması amaçlanmıştır. Çalışmanın örneklem grubunu, Şubat 2020- Mart 2020 tarihleri arasında Pamukkale Halk Eğitim Merkezi ve Akşam Sanat Okulu'nda kursa katılan 18 yaş üzeri gönüllü, 150 kadın, 150 erkek birey olmak üzere toplamda 300 kişi oluşturmaktadır. Çalışmada öncelikle Pişirme ve Yiyecek Hazırlama Becerileri (PB ve YHB) ölçeğinin Türkçe uyarlaması için geçerlik ve güvenirlik analizleri yapılmıştır. Pişirme becerileri alt boyutunda 14 madde, yiyecek hazırlama becerileri alt boyutunda 19 madde olup toplam 33 maddeden oluşan bu ölçek; obezitenin azalmasına katkıda bulunabilecek bir yöntem olarak geliştirilmiştir. Kaiser-Meier-Olkin testi istatistiği sonuçlarına göre örneklem büyüklüğünün yeterli olduğu saptanmıştır (KMO=0.93). Ayrıca Bartlett Küresellik Testi sonucuna göre maddeler arasında faktör analizi yapılabilecek yeterli düzeyde ilişkili olduğu belirlenmiştir (χ2= 5928; p<0.0001). Açıklayıcı faktör analizi ile PB ve YHB ölçeğinin, orijinalinde belirtildiği şekilde 2 faktör (boyut) altında toplandığı sonucuna varılmıştır. Her faktörün faktör yükü 0.40'ın üzerinde ve toplam varyans açıklama yüzdesi %30'un üzerinde olduğundan PB ve YHB ölçeğinin bu faktörlerde değerlendirilebileceği sonucuna varılmıştır. Doğrulayıcı faktör analizi ile Düzeltilmiş İyi Uyum İndeksi (Adjusted Goodness of Fit Index-AGFI) 0.93, Yaklaşık Hataların Ortalama Karekökü (Root Mean Square Residual-RMR) 0.042 ve Tahmini Ortalama Karekök Hatası (Root Mean Square Error of Approximation-RMSEA) 0.073 bulunmuştur. Bu ölçekte saptanan değerler PB ve YHB ölçeğinin Türkçe'ye uyarlanmasının kabul edilebilirliğini ve uygulanabilirliğini göstermektedir. PB ve YHB ölçeğinin güvenirlik (Cronbach Alfa) katsayısı 0.954 olarak bulunmuştur. Doğrulayıcı Faktör Analizinde onaylanan PB ve YHB ölçeğinin 2 alt boyutu için güvenirlik katsayıları; 1. alt boyut (pişirme becerileri) için 0.90 ve 2. alt boyut (yiyecek hazırlama becerileri) için 0.92 olarak saptanmıştır. Bu sonuçlar, her bir alt boyutun iç tutarlılığının olduğunu göstermektedir. PB ve YHB ölçeğinin geçerlik ve güvenirliği tamamlandıktan sonra çalışmaya katılan bireylere uygulanmış ve ölçekten aldıkları puanlar ile çeşitli değişkenler arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Ölçeğin puan değerlendirmesi için katılımcılardan her görevde ne kadar iyi olduklarının puanlaması istenir ve kullanılan beceriler için 1 ile 7 arasında verilen puanlar toplanır. Asla/nadiren seçeneğini işaretleyen katılımcılar 0 puan almaktadır. Toplam puan arttıkça pişirme ve yiyecek hazırlama becerilerinin yüksek olduğunu göstermektedir PB ve YHB toplam ölçek puanı ve alt boyutları puan ortalamaları kadınlarda erkeklere göre daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). PB ve YHB toplam ölçek puanı ile meslek arasındaki ilişki incelendiğinde, farklılığı yaratan grubun ev hanımı olduğu; öğrenci, memur, serbest meslek ve emekli olan bireylere göre farklılık gösterdiği belirlenmiştir (p<0.05). Bireylerin PB ve YHB toplam ölçek puanı ile çeşitli beslenme alışkanlıkları ve bazı pişirme ile ilgili bilgileri arasındaki korelasyonlar incelendiğinde; daha az akşam yemeğe çıkanların ve daha az fastfood tüketen bireylerin PB ve YHB toplam ölçek puanı arasında pozitif yönde ve istatistiksel açıdan önemli ilişkiler saptanmıştır (p<0.05). Evde yemek pişirme sıklığı daha az olan, yemek yeme hızı daha yüksek olan ve pişirme becerilerini daha geç yaşta öğrenen bireylerin PB ve YHB toplam ölçek puanı arasında negatif yönde ve istatistiksel açıdan önemli ilişkiler saptanmıştır (p<0.05). Bireylerin ara öğün tüketme sıklığı ve yemek yapmak için harcanan süre arttıkça PB ve YHB toplam ölçek puanının pozitif yönde arttığı saptanmıştır (p<0.05). Sonuç olarak bu çalışmada; PB ve YHB ölçeğinin geçerlik ve güvenirlik çalışması yapılmış ve mükemmel derecede güvenilir olduğu saptanmıştır. Aynı zamanda bu ölçek, bireylerin pişirme ve yiyecek hazırlama becerileri düzeyini ölçerek hangi yöntemlerde eksiklerin olduğunu bulunmasında yardımcı olabilir. Bu becerilerin gelişmesi, evde yemek pişirme sıklıklarının artmasında, daha sağlıklı gıdalar tüketilmesinde ve obezitenin önüne geçilmesinde bir ışık olabilir.
Covid-19 salgını sürecinde televizyonda ve sosyal medyada yayınlanan gıda reklamlarının sağlık eğitimi alan öğrencilerin besin seçimi üzerine etkilerinin incelenmesi
Bu çalışma, Covid-19 salgın sürecinde televizyon ve sosyal medyada yayınlanan gıda reklamlarının sağlık eğitimi alan öğrencilerin besin seçimi üzerine etkilerini belirlemek amacıyla planlanmıştır. Çalışmanın örneklem grubu, Trakya Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi'nde öğrenim gören 18-30 yaş arasında 260 öğrenciden oluşmaktadır. Araştırmanın verileri Mayıs-Haziran 2020 tarihleri arasında, online sistem üzerinden (google form aracılığıyla) hazırlanan anket formu ile toplanmıştır. Veri toplanmasında kullanılan formda; demografik özelliklere yönelik sorular, beslenme alışkanlıklarına yönelik sorular, sosyal medya ve televizyon ile ilgili sorular, Satın Alma Davranış Ölçeği (SADÖ) ve besin profil modeli kullanılmıştır. Çalışmaya katılan öğrencilerin %89.2'si kadın, %10.8'i erkektir. Çalışmaya katılan öğrencilerin Covid-19 salgın sürecinde %44.6'sının vücut ağırlıklarında değişim olduğu belirlenmiştir. Öğrencilerin %32.7'sinde ortalama 2.0±1.29 kg vücut ağırlık artışı, %11.9'unda 2.5±1.03 kg vücut ağırlık kaybı olduğu saptanmıştır. Covid-19 salgın sürecinin, fiziksel aktivite yapma durumu ile ana ve ara öğün tüketimleri üzerindeki etkisi istatistiksel olarak önemli bulunmuştur (p<0.05). Öğrencilerin pandemi sürecinde televizyon ve sosyal medya izleme sürelerinde artışlar olduğu gözlenmiştir. Öğrencilerin %41.5'i izledikleri reklamların yeme isteklerini arttırdığını, %28.8'i reklamı yapılan gıda ürünlerinin besin seçimlerini etkilediğini ifade etmiştir. Reklamdan etkilenilerek tüketilen besinler arasında ilk sırada yer alanlar, kek-çikolata-kraker, çay- kahve, süt ve süt ürünleridir. Covid-19 salgın sürecinin öğrencilerin toplam SADÖ puanları üzerine etkisi önemli bulunmuştur (p<0.05). Covid-19 salgın sürecinin, besin profil modelinde yer alan besin tüketimleri üzerindeki etkisi istatistiksel olarak önemli bulunmuştur (p<0.05). Bu süreçte, öğrencilerin toplam besin alımları ile birlikte sağlıksız atıştırmalıkların tüketimlerinde önemli artışlar olduğu saptanmıştır (p<0.05).
Çalışan bireylerde sosyal medya kullanımının paketlenmiş gıda tüketimine, irrasyonel besin inançlarına ve sağlıklı beslenmeye etkisinin incelenmesi
Günümüzde sosyal medya kullanımının hızla yaygınlaşması beslenme ile ilgili bilgilere daha kolay ulaşım imkanı sunmaktadır. Sosyal medya bireylerin beslenme bilgisinin, alışkanlıklarının güncelliğini korumakta ve beslenme ile ilgili haberlerin, reklamların tüketicilerin besin tercihlerini etkilediği bilinmektedir. Bu çalışma sosyal medya kullanımının yetişkin bireyler üzerinde beslenme ve beslenme alışkanlıklarına etkisini araştırmak, paketlenmiş gıda tüketimi, irrasyonel besin inançları ve sağlıklı beslenmeye yönelik tutumun incelenmesini değerlendirmek amacıyla planlanmştır. Çalışma Aralık 2019 - Ocak 2019 arasında Özel Medisis Hastanesi'nde aktif şekilde sağlık çalışanı ya da hastane personeli olan 159 kadın, 101 erkek toplam 260 gönüllü çalışan yetişkin üzerinde yürütülmüştür. Çalışmaya katılan bireylerin sosyo-demografik özellikleri, antropometrik ölçümleri, beslenme alışkanlıkları, paketlenmiş gıda tüketim sıklığı ve sosyal medya kullanımı ile ilgili bilgileri alınıp değerlendirilmiştir. Bireylerin beslenme ile ilgili yanlış bireysel inançlarını ve yeme davranışlarının incelemek amacıyla İrrasyonel Besin İnançları Ölçeği (İBİÖ); sağlıklı beslenmeye ilişkin tutumlarını ölçmek amacıyla ise Sağlıklı Beslenmeye İlişkin Tutum Ölçeği (SBİTÖ) kullanılmıştır. Çalışmaya katılan yetişkinlerin çoğunluğunun (%44.6) 27-35 yaş arasında olduğu ve kadın çalışanların BKİ ortalaması 22.20±3.70 kg/m2, erkek çalışanların BKİ ortalaması ise 24.91±2.45 kg/m2 olarak tespit edilmiştir. Çalışanların çoğunlukla (%48.8) gece öğününde ve genellikle (%53.8) hızlı ulaşılabilir olduğu için paketlenmiş gıda tüketmeyi tercih ettiği bulunmuştur. Çalışanların çoğunun birden fazla sosyal medya hesabının olduğu ve bu sosyal medya hesaplarında günde 2-3 saat (%60.4) vakit harcadığı saptanmıştır. Katılımcıların İrrasyonel Yeme puanları ortanca değerinin 2.44 ve Rasyonel Yeme puan ortanca değerinin 2.81 olduğu belirlenmiştir. Çalışmaya katılanların bel çevresi, kalça çevresi ve beden kütle indeksi (BKİ) değerleri ile İrrasyonel Yeme puanları arasında istatistiksel olarak önemli pozitif yönlü ancak zayıf bir korelasyon (Sırasıyla; r=0.223, r=0.186 ve r=0.195) saptanmıştır (p<0.05). Katılımcıların sosyal medya hesap sayısına göre Rasyonel Yeme puanları arasında ise istatistiksel olarak önemli düzeyde bir farkın olduğu tespit edilmiştir (p˂0.05). Katılımcıların sosyal medyadaki beslenme/diyet önerilerini kendisine uygulama durumuna göre İrrasyonel Yeme boyutu puanları arasında istatistiksel olarak önemli bir farkın olduğu tespit edilmiş (p˂0.05). Çalışanların sosyal medya etkisiyle bir gıda ürününü deneme durumuna göre İrrasyonel Besin İnançları Ölçeğinin İrrasyonel Yeme ve Rasyonel Yeme boyutlarından aldıkları puanlar arasındaki farkın istatistiksel olarak önemli olduğu saptanmıştır (p˂0.05). Çalışmada sosyal medya kullanımının, beslenmeye etkisi olduğu tespit edilmiştir. Bireye, beslenmenin doğru bir şekilde öğretilmesi, doğru yönlendirilmelerin yapılması ve farkındalığın arttırılmasına yönelik diyetisyenlere büyük görevler düşmektedir. Anahtar kelimeler: Sosyal Medya, paketlenmiş gıda, irrasyonel besin inancı, sağlıklı beslenme
Akademisyenlerin yeni besinlere karşı yaklaşımlarının saptanması ve etkileyen faktörlerin incelenmesi
Yeni besinlere yaklaşım bireylerde farklılık gösterebilmektedir. Daha önce tadılmamış, bilinmeyen besinlerden farklı derecelerde kaçınma durumu yeni besin korkusu olarak tanımlanmaktadır. Yeni besinlere yaklaşımda yeni besin korkusunun sağlıklı beslenme üzerinde olumlu ve olumsuz etkilerinin varlığı da bilinmektedir. Bu çalışma, akademisyenlerin yeni besinlere karşı yaklaşımlarını değerlendirmek ve yeni besinlere yaklaşımını etkileyebilecek faktörleri incelemek ve yeni besin korkusunu etkileyen birçok etkenin birbirleriyle ilişkisini değerlendirmek amacıyla planlanmıştır. Çalışma, Eylül 2019 – Ocak 2020 tarihleri arasında Başkent Üniversitesi Bağlıca Kampüsü'nde farklı fakülte ve bölümlerin akademik personelinden gönüllü 173 kadın ve 63 erkek birey olmak üzere toplamda 236 yetişkin akademisyen üzerinde yapılmıştır. Bireylerin kişisel özelliklerine, beslenme alışkanlıklarına ilişkin bilgileri saptamak amacıyla anket formu, yeni besin korkularını belirleyebilmek amacıyla yeni besin korkusu (YBK) ölçeği, bireylerin yeni yiyecekler yaklaşımlarının gelenekçi ve yenilikçi boyutunu belirleyebilmek için yeni yiyeceklere yaklaşım (YYY) ölçeği uygulanmıştır. Bu çalışmadaki bireylerin; yaş ortalaması kadınlarda 37.9±11.03 yıl, erkeklerde 40.8±4.76 yıl olarak saptanmıştır. Bireylerin yeni besin korkusu (YBK) ortalama puanı 32.7±12.26 olarak saptanmış olup kadınlarda ve erkeklerde bu değerin birbirine yakın olduğu bulunmuştur (p>0.05). Yurt dışına çıkan bireylerin yeni besin korkuları çıkmayanlara göre daha düşük bulunmuştur (p<0.05). Yurt dışında besin seçimi yapan bireylerin yeni besin korkuları yapmayan bireylere göre daha yüksek bulunmuştur (p<0.001). Bireylerin yeni yiyeceklere yaklaşım (YYY) ölçeğinden ortalama puanı 3.7±0.48 olarak saptanmıştır. Bireyler ölçeğin gelenekçi alt boyutundan ortalama 3.4±0.51 puan almışlardır; yenilikçi alt boyutundan ise ortalama 3.8±0.74 puan almışlardır. Kadınların gelenekçi boyut ortalama puanları erkeklere göre daha yüksektir (p<0.05). Evli bireylerin gelenekçi alt boyut ortalama puanları bekâr bireylere göre daha yüksektir (p<0.05). Yurt dışında besin seçimi yapan bireylerin gelenekçi alt boyut puanları yurt dışında besin seçimi yapmayanlara göre daha yüksek bulunmuştur (p<0.001). Yurt dışında besin seçimi yapan bireylerin yenilikçi puanı ise yurt dışında besin seçimi yapmayanlara göre daha düşük bulunmuştur (p<0.05). Akademisyenlerin büyük çoğunlunun yeni besin korkusu ölçeğinde nötr olarak bulunmuştur. Yeni besin korkusu ve yeni yiyeceklere yaklaşım ölçek puanları incelendiğinde iki ölçeğin birbirini desteklediği görülmüştür (p<0.001). Sonuç olarak; yeni besinlere yaklaşımda yeni besin korkusu etkili olabilmektedir. Bireylerin yeni besin korkusunu çeşitli faktörler etkileyebilmektedir. Bireylerin yeni besin korkularının nedeni detaylı incelenmeli, yaklaşımlar ve çözümler de uygun şekilde yapılmalıdır. Yeni besinlere yaklaşım ve yeni besin korkusunu inceleyen çalışma sayısı oldukça azdır. Bu çalışma yeni besin korkusu ölçeği ve yeni besinlere yaklaşım ölçeğini karşılaştıran ve akademisyenlerin yeni besinlere yaklaşımını inceleyen ilk çalışma olması nedeniyle önem taşımaktadır ve bu konuda yapılacak daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: yeni besin korkusu, yeni besinlere yaklaşım, akademisyen, beslenme
Duygusal özgürleştirme tekniğinin aşırı besin isteği, hedonik açlık ve besin tüketimi üzerindeki etkisinin incelenmesi
Açlık; beslenme ve besin arayışı davranışlarını çağrıştıran birden fazla motivasyonel süreç içeren karmaşık bir durumdur; kontrolünde iki temel mekanizma hakimdir, bunlar; homeostatik ve hedonik sistemlerdir. Yemek yeme dürtüsü, aşırı tüketime duyulan teşvik, duyusal zevk ve ödül ihtiyacı hedonik açlık olarak adlandırılır. Duygusal Özgürleştirme Tekniği (EFT), ani negatif blokajların vücutta oluşturduğu tıkanmaları ortadan kaldırarak enerji iç akış dengesi sağladığı ve pek çok hastalığın tedavisinde kullanılmaya başladığı bilinmektedir. Bu çalışmanın amacı; Hedonik açlığın, aşırı yeme isteğinin strese bağlı faktörlerini azaltmada EFT'nin etkinliğini incelemek ve uzun vadede antropometrik ölçümleri azaltma sağlamaktır. Çalışma Aralık 2019 – Temmuz 2020 tarihleri arasında uygulanmıştır. 19-64 yaş arası EFT müdahalesine katılmak isteyen ve hedonik açlığının olduğunu beyan eden 54 kişiyle müdahale- kontrol çalışması yürütülmüştür. Müdahale grubundaki bireylere iki adet eğitim videosunu 28 gün boyunca en az haftada bir kez EFT uygulamaları ve her gün EFT aktifleştirme yapmaları istenmiştir ve 28. Gün sonunda anket formunu tekrar doldurmaları istenmiştir. Çalışmanın 29-60. Günü izlem süresine ayrılmıştır. Çalışmaya katılanların %87'si kadın, %13'ü erkektir. Müdahale grubuna dahil edilen katılımcıların (n=54) yaş ortalaması 30.0±8.81, kontrol grubundaki (n=54) bireylerin yaş ortalaması ise 31.0±10.63'dır. Müdahale ve kontrol gruplarının yaş ortalamaları arasındaki fark istatistiksel olarak değerlendirildiğinde önemli bir fark bulunmamıştır (p>0.05). Müdahale grubundan alınan ölçümlere göre 0.gün, 28.gün ve 60.gün antropometrik ölçümleri değerlendirildiğinde ağırlık ölçümleri arasındaki fark istatistiksel olarak önemli bulunmuştur (p<0.001). Ağırlık ölçümleri başlangıçta 73.1±18.56 kg iken, 28. günde alınan ölçümde 69.9±16.97 kg, 60. Günde alınan ölçümde 69.9±16.87 kg olarak saptanmıştır; bu fark istatistiksel olarak önemli bulunmuştur. Katılımcıların Duygusal Özgürleştirme Tekniği uygulaması sonrasında enerji alım ortalamalarında azalma olmuştur. Başlangıçtaki enerji alım ortalaması 1768.4 ±625.07 kkal iken 28. günde 1393.5±390.84 kkal'e düşmüştür. 60.günde ise daha da azalarak 1278.4±358.33 kkal olmuştur. Katılımcıların 0.gün, 28.gün ve 60.gün enerji alım düzeyleri değerlendirildiğinde zamana bağlı olarak enerji alım ortalamaları arasındaki fark istatistiksel olarak önemli bulunmuştur (p<0.001) . EFT uygulanan bireylerin Besin Gücü Ölçeğinden başlangıçta, 28.günde ve 60.günde elde ettikleri ortalama puanları sırasıyla 3.8±0.60, 2.5±0.52 ve 2.7±0.73'dır ve bu azalmanın istatistiksel olarak önemli olduğu sonucuna varılmıştır (p<0.05). Sonuç olarak: EFT, hedonik açlığın azaltılmasında kullanılabilecek yöntemler arasında olabilir. Hedonik açlık, ağırlık denetimini etkileyen faktörler arasında yer aldığından hedonik açlıkla mücadele, zayıflama tedavisine ek olarak tercih edilebilmesi pek çok kişi için umut verici olabilir. Bu çalışma hedonik açlığın EFT yöntemiyle azaltılabileceğini vurgulayan ilk çalışmadır. Bu konuda daha fazla çalışma yapılmasına ihtiyaç vardır.
Ağırlık Yönetimi Beslenme Bilgisi Ölçeğinin Türkçe'ye uyarlanması ve hafif şişman/şişman üniversite öğrencilerine verilen ağırlık yönetimi eğitiminin çeşitli parametreler üzerindeki etkisinin değerlendirilmesi
Bu araştırma iki aşamalı olarak planlanmış olup, ilk aşamada Ağırlık Yönetimi Beslenme Bilgisi Ölçeği'nin (AYBBÖ) Türkçe uyarlaması için geçerlik ve güvenirlik çalışması yapılmış, ikinci aşamada ise hafif şişman/şişman üniversite öğrencilerine verilen ağırlık yönetimi eğitiminin çeşitli parametreler üzerindeki etkisi değerlendirilmiştir. Çalışmanın ilk aşaması yaş ortalaması 20.6±1.50 yıl olan 392 üniversite öğrencisi ile yapılmıştır. Kırk üç maddeden oluşan AYBBÖ'nün, orijinal ölçekte olduğu gibi beş faktör (boyut) altında toplandığı sonucuna varılmıştır. Her boyuttaki maddelerin faktör yükü 0.40'ın üzerinde ve toplam varyans açıklama yüzdesi %47.3 olarak bulunmuştur. AYBBÖ puanı ile alt boyutlarının korelasyonu incelendiğinde, tüm alt boyutların puanları AYBBÖ toplam puanı ile pozitif korelasyonlu olup istatistiksel açıdan önemli bulunmuştur (p<0.0001). AYBBÖ'nin güvenirlik (iç tutarlılık) analizinde toplam ölçek maddeleri arasında orta düzeyde güvenilirlik sağlanmıştır (Cronbach's alfa=0.75). Çalışmanın ikinci aşaması ise yaş ortalaması 21.0±1.27 yıl olan 18 kadın ve 7 erkek olmak üzere toplamda 25 üniversite öğrencisi ile yapılmıştır. Araştırma kapsamında çalışmaya katılan üniversite öğrencilerine Türkiye Beslenme Rehberi (TÜBER) 2015 kaynak alınarak hazırlanmış ağırlık yönetimi eğitimi 4 ay boyunca, on beş günde bir kez en az 30 dakikalık olacak şeklinde toplamda 9 kez çevrim içi olarak verilmiştir. Eğitimlerden önce çalışmaya katılan üniversite öğrencilerine çevrim içi yöntemler kullanılarak anket formu, AYBBÖ, Sağlıklı Beslenmeye İlişkin Tutum Ölçeği (SBİTÖ), besin tüketim sıklık formu ve antropometrik ölçüm formu uygulanmıştır. Eğitimlerin bitişinden 2 hafta sonrasında AYBBÖ, SBİTÖ, besin tüketim sıklık formu ve antropometrik ölçüm formu tekrar uygulanmıştır. Çalışmanın ikinci aşamasına katılan bireylerin eğitim öncesi AYBBÖ puan ortalamaları 23.6±4.95 puan iken, eğitim sonrası 35.6±4.06 puan olarak yükselmiş ve bu değişim anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Eğitim öncesi ve sonrası SBİTÖ gruplarındaki değişim istatistiksel olarak önemli bulunmuş olup, eğitim öncesi orta düzey tutuma sahip olan bireylerin eğitim sonrası yüksek iii ve ideal tutuma sahip oldukları belirlenmiştir (p<0.05). Üniversite öğrencilerinin eğitim öncesi günlük enerji alım ortalamaları 2568.3±692.06 kkal iken, eğitim sonrası 2126.3±530.95 kkal olarak azalmış ve bu değişim istatistiksel olarak önemli bulunmuştur (p<0.05). Bireylerin günlük enerjilerinin protein ve yağlardan gelen oranı, posa, n-3 yağ asidi, sıvı, A vitamini, B2 vitamini, B6 vitamini, folat, C vitamini, kalsiyum, fosfor, potasyum ve magnezyum alımları anlamlı şekilde yükselmiştir (p<0.05). Bireylerin vücut ağırlığı, BKİ'leri, bel çevreleri ve bel kalça oranları eğitim sonrası anlamlı şekilde azalmıştır (p<0.05). Sonuç olarak verilen ağırlık yönetimi eğitimi üniversite öğrencileri, beslenme bilgi düzeylerini artırmış, besin tüketimlerini ve antropometrik ölçümlerinin olumlu şekilde gelişmesini sağlamıştır.
Yatarak tedavi gören hastaların hastane yiyecek hizmetlerinden memnuniyetleri ile nutrisyonel durumlarının karşılaştırılması
Bu çalışmanın amacı; yatarak tedavi gören hastaların yatış süreleri boyunca yiyecek hizmetleri tarafından gönderilen yemekleri tüketip tüketmediklerini, tüketmeme nedenlerini ve memnuniyetleri ile nutrisyonel durumlarını karşılaştırmaktadır. Araştırma Nisan 2016-Eylül 2016 tarihlerinde Bayındır Söğütözü Hastanesi'nde yatarak tedaviye alınan 18 yaş üstü gönüllü bireylerden oluşmaktadır. Yatan hastaların 57'si kadın 43'ü erkek olmak üzere araştırmaya toplamda 100 hasta katılmıştır. Yatan hastaların %53'ü hastaneye ameliyat olmak için yatmıştır. Hastaların %72'sinin iştahları normal bulunmuştur. Hastaların %69'u servis edilen yemekleri yeterli miktarda tüketmektedir. Nutrisyonel Risk Taraması (NRS-2002) sonucuna göre yatan hastaların sadece %10'unun nutrisyonel risk altında olduğu görülmüştür. Hastane Yiyecek Hizmetleri Hasta Memnuniyeti (HYHHM) anketinin Türkçe uyarlaması için geçerlik ve güvenirlik çalışması yapılmıştır. Orijinal ölçekte olduğu gibi tüm değerlendirmeler 20 madde üzerinden yapılmıştır. Her boyutun faktör yükü 0.40'ın ve varyans açıklama yüzesi %30'un üzerinde olduğundan ölçeğin bu boyutlarda değerlendirebileceği sonucuna varılmıştır. Modelin uyumunun değerlendirilmesinde kullanılan tüm indeks değerleri uyumun yeterli olduğunu göstermiştir. Ölçeğin maddeler arası tutarlılığı için Cronbach Alpha Katsayısı 0.74 olarak bulunmuştur. Bu değer ölçeğin güvenilir olduğunu göstermektedir. Türkiye'de hastane yiyecek hizmetleri hasta memnuniyetini ölçmek için kullanılabilecek bir model haline getirilmiştir. Hastane Yiyecek Hizmetleri Hasta Memnuniyeti (HYHHM) alt boyut puanları arttıkça yatan hastalarda genel memnuniyet de artmaktadır (p<0.05). Kadınların %21.1'inde anksiyete, %45.6'sında depresyon; erkeklerin ise %7'sinde anksiyete %25.6'sında depresyon olduğu görülmüştür (p<0.05). Yeme alışkanlıklarını saptamak amacıyla DEBQ (The Dutch Eating Behavior Questionnaire/Hollanda Yeme Alışkanlıkları Anketi) alt boyutlarının puan ortalamaları incelendiğinde; kadınların erkeklere göre duygusal yeme durumu puanı daha yüksek iken (p<0.05) erkeklerin dışsal yeme puanlarının kadınlara göre daha yüksek olduğu bulunmuştur (p<0.05). Diyetisyenin görevleri arasında; hastanın günlük beslenme durumunu kontrol etmek, besin öğesi ihtiyaçlarını hastalıklarına göre ayarlamak, hastalara giden yemeklerin tepsilerini ve hastanın yemek tüketimini kontrol etmek yer almaktadır. Bunların yanında, hastane yönetimi ve diğer sağlık personelleriyle irtibat halinde kalarak hastaların yiyecek hizmetlerinden ve hastaneden memnun kalmasını sağlar. Hasta memnuniyetini sağlamak için multidisipliner çalışmanın yanında hastane yönetiminin de diyetisyenin önerilerini dikkate almalıdır.
Üniversite öğrencilerinin hedonik açlık durumlarının farklı ölçekler ile belirlenmesi
Bu çalışma; orjinali "Power of Food Scale-PFS" olan "Besin Gücü Ölçeği-BGS" ile orjinali "Palatable Eating Motives Scale-PEMS" olan "Lezzetli Besinleri Tüketme Motivasyonu Ölçeği-LBTMS" ölçeklerinin Türkçe adaptasyonlarının sağlanması ve sonrasında üniversite öğrencilerinin hedonik açlık durumlarının bu ölçekler tarafından belirlenip, hedonik açlık dürtüsünü etkileyen faktörlerin etkisini ortaya çıkarabilmek amacıyla planlanmıştır. Çalışmanın örneklem grubunu, Nisan 2017- Mayıs 2017 tarihleri arasında Başkent Üniversitesinde öğrenim görmekte olan 18 yaş üzeri gönüllü, 293 kadın, 70 erkek birey olmak üzere toplamda 363 öğrenci oluşturmaktadır. Çalışmada öncelikle hedonik açlık durumlarının belirlenmesi amacıyla geliştirilen BGS ve LBTMS ölçeklerinin Türkçe uyarlaması için geçerlik ve güvenirlik analizleri yapılmıştır. Bu analizlerin sonucunda orijinal ölçeklerdeki tüm faktör boyutları elde edilmiştir. BGS ölçeğinin tüm maddelerinin toplam puanla korelasyonu pozitif ve 0.30'un üzerinde, LBTMS ölçeğinin ise tüm maddelerinin toplam puanla korelasyonu pozitif ve 0.25'in üzerindedir. Bu durum; her iki ölçeğin de bir bütün olarak besinlerin bireyler üzerindeki etkisini ölçebileceğini göstermektedir. BGS ölçeğinin güvenirlik katsayısı (Cronbach's Alpha) 0.85, LBTMS ölçeğinin ise 0.88 olarak bulunmuştur. Doğrulayıcı Faktör Analizinde onaylanan BGS ölçeğinin 3 alt boyutu için güvenirlik katsayıları 0.67 ile 0.80 arasında, LBTMS ölçeğinin 4 alt boyutu için ise 0.75-0.89 arasında değişmektedir. Bu sonuçlar, ölçeklerin her bir alt boyutunun iç tutarlılığının olduğunu göstermektedir. Düzeltilmiş İyi Uyum İndeksi (Adjusted Goodness of Fit Index-AGFI) değeri BGS ölçeği için 0.97, LBTMS ölçeği için 0.91 bulunmuştur. Yaklaşık Hataların Ortalama Karekökü (Root Mean Square Residual-RMR) değeri BGS ölçeği için 0.048, LBTMS ölçeği için 0.020 bulunmuştur. Tahmini Ortalama Karekök Hatası (Root Mean Square Error of Approximation-RMSEA) değeri ise BGS ölçeği için 0.070, LBTMS ölçeği için 0.071 bulunmuştur. Saptanan bu değerler BGS ve LBTMS ölçeklerinin Türkçe'ye uyarlanmasının kabul edilebilirliğini ve uygulanabilirliğini göstermektedir. BGS ve LBTMS ölçeklerinin geçerlik ve güvenirliği tamamlandıktan sonra çalışmaya katılan üniversite öğrencilerine uygulanmış ve ölçeklerden aldıkları puanlar ile çeşitli değişkenler arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Aynı zamanda, öğrencilerin beden kütle indekslerinin BGS ve LBTMS ölçekleriyle açıklanmasına yönelik çoklu doğrusal regresyon analizi yapılmıştır. Bu analizin sonucunda, BGS ölçeğinin alt boyutlarından sadece besin bulunabilirliği puanı BKİ üzerinde pozitif etkili olup (β=1.379), istatistiksel olarak önemli bulunmuştur (p=0.000). BKİ üzerinde LBTMS alt boyutlarından sosyalleşme motivasyonu ve başa çıkma motivasyonunun istatistiksel olarak önemli etkiye sahip olduğu saptanmıştır. Başa çıkma motivasyon puanı arttıkça, BKİ ile pozitif doğrusal olarak artış göstermektedir (β=0.980; p=0.00). Öğrencilerin sosyalleşme motivasyon puanının BKİ üzerinde negatif etkiye sahip olduğu (β= - 0.857) ve bu etkinin istatistiksel olarak önemli olduğu sonucuna varılmıştır (p=0.000). BGS ve LBTMS, hedonik açlık, duygular ve son derece lezzetli besinlere olan ilgiyi içeren pek çok durumun olduğu ölçeklerdir. Bu ölçekler, başta obezite olmak üzere bireylerin enerji gereksinimlerinin çok ötesinde enerji alımı, bariatrik cerrahi operasyon öncesi ve sonrasında besinin birey üzerindeki psikolojik etkisinin nasıl değiştiği, aşırı yeme davranışı ve yeme kontrolünün kaybedilmesi gibi durumların altında yatan nedenlere ışık tutabilir. Bu ölçekler diyetisyenlerin hastalarının, hedonik açlık durumlarını ve lezzetli besinleri tüketmelerinin nedenlerini belirleyerek, planlanan beslenme programlarında bireylerin daha doğru yönlendirilmesinde ve beslenme alışkanlıklarının iyileştirilmesinde kullanılabilir. Anahtar kelimeler: Hedonik açlık, lezzetli besinler, besin gücü ölçeği, geçerlik ve güvenirlik analizi, faktör analizi, Cronbach's alfa katsayısı
Yetişkin bireylerin hedonik açlık durumlarını etkileyen faktörlerin incelenmesi
Hedonik açlık, metabolik ihtiyaç yokluğunda, mevcut olmayan besinlere karşı yeme isteği duyulması sonucunda, besinden zevk alma beklentisi ile ilişkili bir kavramdır. Günümüzde obezojenik yaşam tarzı ile besin tüketimi arasında dengeli ilişki kurabilmek açısından hedonik açlığın saptanması önemlidir. Bu çalışma; yetişkin bireylerin hedonik açlık durumlarını etkileyen faktörlerin etkisini göstermek amacıyla planlanmıştır. Çalışma, Kasım 2018 – Ocak 2019 tarihleri arasında Bandırma ilçesinde yaşayan 18 – 65 yaş arası gönüllü 158 kadın, 157 erkek birey olmak üzere toplamda 315 yetişkin birey üzerinde yapılmıştır. Bireylerin kişisel özelliklerini, hastalıklarına ve yaşam tarzı alışkanlıklarına ilişkin bilgileri saptamak amacıyla anket formu, hedonik açlık durumlarını belirleyebilmek amacıyla Besin Gücü Ölçeği (BGÖ) uygulanmıştır. Bireylerin hedonik açlık durumlarını etkileyebilecek faktörlerden bazıları ise Aşırı Besin İsteği Ölçeği (ABİS), Barratt Dürtüsellik ve Coopersmith Benlik Saygısı Ölçekleri ile değerlendirilmiştir. Bu çalışmadaki; bireylerin yaş ortalaması 37.95±12.30 yıl; kadınların Beden Kütle İndeksi (BKİ) ortalaması 24.43±5.21 kg/m2 ve erkeklerin 25.43±3.62 kg/m2'dir. Bireylerin BGÖ toplam puanı 2.68±0.73 olarak saptanmıştır. Hedonik açlık kadınlarda erkeklerden daha fazla bulunmuştur (p<0.05). Çalışmada, 18 – 27 ve 28 – 38 yaş grubundaki bireylerde 39 – 48 ve ≥ 49 yaş grubundaki bireylere göre hedonik açlık daha yüksektir (p<0.05). Hedonik açlık BKİ gruplarına göre farklıdır, BKİ arttıkça hedonik açlık artmaktadır ancak bu çalışmada BKİ grupları ile hedonik açlık arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır (p>0.05). Çalışmaya katılan bireylerin BGÖ toplam puanı ve alt faktör puanları arttıkça gece uykudan kalkıp atıştırmalık tüketimlerinin arttığı görülmektedir (r=0.253; p<0.001). Hedonik açlığı olan bireylerde zayıflama diyeti uygulama sayısının daha fazla olduğu saptanmıştır (p<0.05). ABİS ölçeği toplam ve alt faktör puan ortalamalarının hedonik açlığı olan bireylerde hedonik açlığı olmayan bireylerden daha yüksek olduğu saptanmıştır (p<0.05). Çikolata ve çikolatalı ürünler, kremalı pasta ve pastane ürünleri, cips, fast-food yiyecekler, patates kızartması, ekmek çeşitleri, makarna, hamur işleri ve dondurma tüketme isteği ile BGÖ puanı arasındaki pozitif ilişki istatistiksel açıdan önemli bulunmuştur (p<0.05). Çalışmaya katılan bireylerin ABİS toplam puanı ve alt faktör puanları arttıkça (r=0.649; p<0.001), Barratt dürtüsellik toplam puanı ve alt faktör puanları arttıkça (r=0.196; p<0.001), Coopersmith benlik saygısı toplam puanı arttıkça (r=0.060; p>0.05) hedonik açlığın da pozitif yönde arttığı saptanmıştır. Sonuç olarak hedonik açlıkla ilişkili çevresel besin ipuçlarına duyarlılıkta farklılıklara neden olan yaş, cinsiyet, BKİ gibi bireysel farklılıklar; bireylerin yaşamış oldukları aşırı besin istekleri, fiziksel aktivite, atıştırmalık tüketme, diyet uygulama durumları ile literatürde olmayan dürtüsellik ve benlik saygısı gibi psikolojik faktörlerin besin alımına yönelik motivasyonlar ile hedonik açlığı etkilediği ilk kez ortaya konulmuştur. Hedonik açlığa yol açan faktörlerin belirlenmesi bireye özgü planlanan beslenme programlarında doğru yönlendirmeler yapılmasına, beslenme alışkanlıklarının iyileştirilmesine, homeostatik ve hedonik açlığın sinyallerinin daha doğru anlaşılarak bilişsel davranışçı terapiler ile obezitenin önlenmesi ve tedavisine yönelik başarının artırılmasına katkı sağlayacaktır. Bu çalışma hedonik açlık ve hedonik açlığa etki eden faktörler üzerinde yapılan ilk çalışma olması nedeniyle önem taşımaktadır ve bu konuda yapılacak daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır.Hedonik açlık, metabolik ihtiyaç yokluğunda, mevcut olmayan besinlere karşı yeme isteği duyulması sonucunda, besinden zevk alma beklentisi ile ilişkili bir kavramdır. Günümüzde obezojenik yaşam tarzı ile besin tüketimi arasında dengeli ilişki kurabilmek açısından hedonik açlığın saptanması önemlidir. Bu çalışma; yetişkin bireylerin hedonik açlık durumlarını etkileyen faktörlerin etkisini göstermek amacıyla planlanmıştır. Çalışma, Kasım 2018 – Ocak 2019 tarihleri arasında Bandırma ilçesinde yaşayan 18 – 65 yaş arası gönüllü 158 kadın, 157 erkek birey olmak üzere toplamda 315 yetişkin birey üzerinde yapılmıştır. Bireylerin kişisel özelliklerini, hastalıklarına ve yaşam tarzı alışkanlıklarına ilişkin bilgileri saptamak amacıyla anket formu, hedonik açlık durumlarını belirleyebilmek amacıyla Besin Gücü Ölçeği (BGÖ) uygulanmıştır. Bireylerin hedonik açlık durumlarını etkileyebilecek faktörlerden bazıları ise Aşırı Besin İsteği Ölçeği (ABİS), Barratt Dürtüsellik ve Coopersmith Benlik Saygısı Ölçekleri ile değerlendirilmiştir. Bu çalışmadaki; bireylerin yaş ortalaması 37.95±12.30 yıl; kadınların Beden Kütle İndeksi (BKİ) ortalaması 24.43±5.21 kg/m2 ve erkeklerin 25.43±3.62 kg/m2'dir. Bireylerin BGÖ toplam puanı 2.68±0.73 olarak saptanmıştır. Hedonik açlık kadınlarda erkeklerden daha fazla bulunmuştur (p<0.05). Çalışmada, 18 – 27 ve 28 – 38 yaş grubundaki bireylerde 39 – 48 ve ≥ 49 yaş grubundaki bireylere göre hedonik açlık daha yüksektir (p<0.05). Hedonik açlık BKİ gruplarına göre farklıdır, BKİ arttıkça hedonik açlık artmaktadır ancak bu çalışmada BKİ grupları ile hedonik açlık arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır (p>0.05). Çalışmaya katılan bireylerin BGÖ toplam puanı ve alt faktör puanları arttıkça gece uykudan kalkıp atıştırmalık tüketimlerinin arttığı görülmektedir (r=0.253; p<0.001). Hedonik açlığı olan bireylerde zayıflama diyeti uygulama sayısının daha fazla olduğu saptanmıştır (p<0.05). ABİS ölçeği toplam ve alt faktör puan ortalamalarının hedonik açlığı olan bireylerde hedonik açlığı olmayan bireylerden daha yüksek olduğu saptanmıştır (p<0.05). Çikolata ve çikolatalı ürünler, kremalı pasta ve pastane ürünleri, cips, fast-food yiyecekler, patates kızartması, ekmek çeşitleri, makarna, hamur işleri ve dondurma tüketme isteği ile BGÖ puanı arasındaki pozitif ilişki istatistiksel açıdan önemli bulunmuştur (p<0.05). Çalışmaya katılan bireylerin ABİS toplam puanı ve alt faktör puanları arttıkça (r=0.649; p<0.001), Barratt dürtüsellik toplam puanı ve alt faktör puanları arttıkça (r=0.196; p<0.001), Coopersmith benlik saygısı toplam puanı arttıkça (r=0.060; p>0.05) hedonik açlığın da pozitif yönde arttığı saptanmıştır. Sonuç olarak hedonik açlıkla ilişkili çevresel besin ipuçlarına duyarlılıkta farklılıklara neden olan yaş, cinsiyet, BKİ gibi bireysel farklılıklar; bireylerin yaşamış oldukları aşırı besin istekleri, fiziksel aktivite, atıştırmalık tüketme, diyet uygulama durumları ile literatürde olmayan dürtüsellik ve benlik saygısı gibi psikolojik faktörlerin besin alımına yönelik motivasyonlar ile hedonik açlığı etkilediği ilk kez ortaya konulmuştur. Hedonik açlığa yol açan faktörlerin belirlenmesi bireye özgü planlanan beslenme programlarında doğru yönlendirmeler yapılmasına, beslenme alışkanlıklarının iyileştirilmesine, homeostatik ve hedonik açlığın sinyallerinin daha doğru anlaşılarak bilişsel davranışçı terapiler ile obezitenin önlenmesi ve tedavisine yönelik başarının artırılmasına katkı sağlayacaktır. Bu çalışma hedonik açlık ve hedonik açlığa etki eden faktörler üzerinde yapılan ilk çalışma olması nedeniyle önem taşımaktadır ve bu konuda yapılacak daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: Aşırı besin isteği, benlik saygısı, besin gücü, dürtüsellik, hedonik açlık.