Theses supervised by Prof. Dr. Mehmet Dalar

14 theses · Bolu Abant İzzet Baysal University

Master'sOpen AccessTR

Ankara'da yaşayan Suriyeli ve Iraklıların temel eğitim hizmetlerine erişimlerinin karşılaştırmalı analizi

Göç ve zorunlu göç kapsamında, Uluslararası Koruma ve Geçici Koruma statüsü altında yer alan Iraklı ve Suriyeli mültecilerin, son yıllarda, ülkelerinde tırmanın iç savaş, güvenlik sorunsalı, temel insani yaşam standartlarının eksikliği ve istikrarsızlık ile beraber, Türkiye de nüfuslarının artış göstermesi sonucunda, kamu hizmetlerine erişim ve özelinde de eğitime erişim dikkat çeken konular olarak baş göstermiştir. Suriye'de iç savaşın patlak vermesinden bu yana, Suriye'ye komşu olan devletler büyük bir mülteci akını ile karşı karşıya kalmıştır. Acil insani ihtiyaçların karşılanmasının yanı sıra, Suriyeli mültecilerin, eğitim hizmetlerine kolay ve eşit erişiminin sağlanması, Türkiye'deki yeni hayata tam uyum sürecinde oldukça önemlidir. Türkiye, sınırları içerisinde ve diğer çeşitli bölgelerdeki geçici barınma merkezlerinde yaklaşık dört milyon kişiye insani yardım sağlamaktadır. Suriye krizinden ziyade, Türkiye'de Iraklıların nüfusunun da azımsanmayacak noktada olmakla beraber, son yıllarda Irak'ta yaşanan istikrarsızlık ve çatışmalı ortamdan dolayı, binlerce kişi Türkiye'ye zorunlu göç etmek durumunda kalmıştır. Iraklı mültecilerin de, eğitime erişim noktasında önemli adımların atılması bireyin kendisi ve ülkelerin geleceği acısından önem arz etmektedir. Öte yandan, mülteci topluluğundaki çocuk oranının dağılımı dikkate alındığında, net bir şekilde beliren bir gerçek var ki, kayıp nesil (lost generation) olma riski altında bulunan çocuklara yönelik hizmetlerin hala tatmin edici cevapları olmayan güncel bir soru oluşturmasıdır. Bu bağlamda çalışmada, Ankara'daki özellikle Altındağ ve Mamak ilçelerinde ikamet eden Suriyeli ve Iraklı yabancılara yönelik eğitim olanakları tartışılmaktadır. Karşılaştırmalı bir içerik yapısına sahip olan çalışma, eğitim olanaklarına odaklanmakta ve Suriyeli ve Iraklı mültecilerin eğitim hizmetlerine erişimindeki mevcut engelleri incelemektedir. Kırılganlık oranının yüksek olduğu bağımlı bir sosyal aktör olarak, çocukların hassasiyet pozisyonu, gerekli ölçüde dikkate alınmamasına rağmen, özellikle çocuklara odaklanan alan, son zamanlarda önemli miktarda dikkatin konusunu oluşturabilmiştir. Böylesi bir ince dikkatin devamlılığını sağlamak adına, bu çalışma eğitime erişim konusundaki yapısal engeller veya teknik altyapı eksiklikleri ile birlikte kriz durumunda toplumun gösterdiği negatif hayatta kalma stratejilere odaklanmaktadır. Engellerin ve eksikliklerin niteliksel ve niceliksel araştırılıp incelenmesiyle beraber, ortaya çıkan sorunsala karşın çözüm önerileri de karşılaştırmalı olarak sunulması hedefler arasında yer almaktadır.

AnkaraEğitimEğitim etkinliği+4
Nazlı Ayhan Algan
Bolu Abant İzzet Baysal University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Kapitalist genişleme ve düzenleme aracı olarak uluslararası müdahale söylemleri/pratikleri ve uluslararası hukuk

Uluslararası müdahale pratikleri kapitalist birikim rejiminin genişlemesini sağlayan hegemonik stratejilerin bir parçasıdır. Bir diğer ifadeyle, uluslararası müdahaleler kapitalizmin mekânsal genişlemesini ve sermayenin küreselleşmesini sağlamaktadır. Uluslararası müdahalenin gerçekleştiği ülkelerde müdahale sonrasında kapitalizmin genişlemesini sağlayan bazı düzenleme stratejileri hayata geçirilmektedir. Bu stratejiler arasında küresel ticarete entegre olmayı kolaylaştıracak hukuksal değişiklikler, uluslararası örgütlerle olan bağların güçlendirilmesi, özelleştirme uygulamalarının artması, ekonomik, ticari ve yatırım anlaşmalarının yapılması ve kurulan statükonun korunmasını sağlayacak askeri işbirliği anlaşmalarının gerçekleştirilmesi gibi çeşitli uygulamalar bulunmaktadır. Ayrıca uluslararası müdahaleler sonucunda stratejik bölgelerin jeopolitik kontrolünün sağlanması ve devlet biçimlerinin kapitalist birikim rejimine uygun hale getirilmesi gerçekleşmektedir. Uluslararası müdahalelere meşruiyet kazandırmak için kullanılan stratejiler ise söylemler olmuştur. Bu söylemler bir yandan insani müdahale, koruma sorumluluğu, demokrasinin yayılması ve insan hakları ihlallerinin durdurulması gibi etik ve ahlaki değerler üzerine inşa edilirken diğer yandan başarısız devlet, haydut devlet veya terörle ilişkili devlet gibi kültürel farklılık dinamikleri üzerine inşa edilmektedir. Bu söylemlerin esas hedefi uluslararası müdahaleleri etik ve ahlaki bağlamda meşrulaştırmak ve uluslararası toplumun yapılacak müdahalelere rıza göstermesini sağlamaktır. Söylemlerin üretilmesi ve uluslararası toplumun bu söylemsel düzene hapsedilmesi ise hegemonyanın kültürel ve ideolojik üstünlüğüyle açıklanmaktadır. Dolayısıyla uluslararası müdahalelerin temel gerekçeleri ne etik ne de ahlaki kaygılardır. Zira meselenin etik ve ahlaki kaygılar üzerinden ele alınması 2003 yılında gerçekleştirilen Irak müdahalesi sonrasında Amerikan askeri kuvvetlerinin uzun yıllar Irak'ta konuşlanmasını ve Irak'ın kitle imha silahlarının bulunduğu iddiasının gerçek dışılığının ortaya çıkmasını açıklama hususunda yetersizliğe neden olmaktadır. Sonuç olarak, İkinci Dünya Savaşı sonrası Amerikan hegemonyası tarafından gerçekleştirilen uluslararası müdahaleler esas olarak kapitalist birikim rejiminin genişlemesini ve hegemonyanın mekânsal düzenleme yapmasını sağlayan bir araçtır.

Caner Kalaycı
Bolu Abant İzzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Nil Havzası üzerindeki hegemonik yapının uluslararası hukuku etkisizleştirmesi: Mısır-Etiyopya örneği

Bu tez üç ana bölüm ve toplam beş alt başlıktan oluşmaktadır. İlk ana bölümde Nil Nehrinin coğrafik yapısı anlatılmıştır. Böylece tezin daha iyi kavranması ve şematize edilmesi sağlanmak istenmiştir. İkinci ana bölüm iki alt başlıktan oluşmuştur. İlk alt başlıkta hukuki anlamda uluslararası sular, yukarı kıyıdaş, aşağı kıyıdaş gibi kavramların açıklaması yapılmış, ardından uluslararası alanda konu ile alakalı antlaşmalara ve belgelere değinilmiştir. İkinci alt başlıkta ise Nil Nehri özelinde kıyıdaşlar arasında yapılan antlaşmalara yer verilerek genelden özele sorunun gelişimi ve nedeni anlatılmak istenmiştir. Üçüncü ana bölümün ilk alt başlığını taşıyan bölümde Mısır'ın geçmişten bu yana Nil nehri ile olan bağlantısı ve aynı zamanda hegemonyanın bölgede nasıl oluştuğu incelenmiştir. Ayrıca son dönemde yaşanan gelişmelerle birlikte Mısır'ın hegemonyasını nasıl devam ettirdiği, Etiyopya'nın buna karşılık neler yapabildiği anlatılmıştır. Bu bölümde anlaşılmaktadır ki devletlerin gerek askeri gerek uluslararası alandaki iş birliklerinden meydana gelen "güçleri", Nil Nehri sularının paylaşımında nehre bağımlılık ya da potansiyel kullanımlarından daha önemlidir. Böylece Nil Nehri sularının paylaşımı konusunda ortaya çıkabilecek yeni antlaşmaların bu güç ilişkilerine bağımlı olarak ortaya çıkacağı anlaşılmaktadır.

Hidro-hegemonya
İbrahim Sakın
Bolu Abant İzzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Güvenlik ve kapasite: 2002-2011 yılları arası Türkiye'nin Ortadoğu politikası

Türkiye'nin dış politikası tarihsel olarak "batıcılık" ve statükoculuk" ekseninde şekillenmiştir. Bunun yanında, Türk dış politikası özünde güvenlik odaklı bir anlayışa sahip olmuştur. AK Parti'nin 3 Kasım 2002'de iktidar olmasıyla beraber, Türkiye'nin pek çok noktada ciddi değişiklikler yaşadığı gözlemlenmektedir. Dış politika bu noktalardan birini oluşturmaktadır. AK Parti döneminde birçok yeni kavram ve uygulama dış politikada kullanılmaya başlamıştır. Bu dönemde Türkiye'nin jeopolitik konumu ve kendini algılayış biçimi olarak "ben idrakinde" bir farklılığın olduğu göze çarpmaktadır. Söz konusu farklılık Türkiye'nin Ortadoğu ilişkilerinde de bazı değişiklikleri beraberinde getirmiştir. Bu dönemde Ortadoğu, Türkiye'nin bölgesel ve küresel ölçekte daha etkin olabilmesine imkân tanıyan bir alan olarak algılanmıştır. Tarihsel miras ve ortak medeniyet algısıyla "ben idrakinde" yaşanan değişim Türkiye'nin Ortadoğu ile daha derinlikli ilişkiler kurabilmesine yol açmıştır. Bu dönemde Türkiye, Ortadoğu'da daha önce olmayan alanlarda görünür hale gelmiş ve siyasi, ekonomik ve sosyal açıdan bir kapasite artırımından bahsedilebilir olmuştur. Buradan hareketle bu tezde amaçlanan, AK Parti dönemi Ortadoğu ilişkilerinin Türk dış politikasının güvenlik anlayışıyla ilişkisinin sorgulanmasıdır. AK Parti dış politika anlayışının "batıcılık" ve statükoculuktan farklı bir konumda olup olmadığı tartışılmıştır. Temel soru AK Parti dönemi Ortadoğu ilişkilerinin güvenlik odaklı yürüyüp yürümediği olmuştur. Bu çalışmada neorealizmin teorik varsayımları esas alınarak bu dönem Ortadoğu ilişkileri incelenmiştir.

Adalet ve Kalkınma PartisiBatıcılıkGüvenlik+7
Burak Çakırca
Bolu Abant İzzet Baysal University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye ve Avrupa Birliği arasındaki ilişkilerin geri kabul anlaşması bağlamında değerlendirilmesi

İnsanlık tarihinin başlangıcı ile var olduğu ileri sürülen göç olgusu günümüzde uluslararası ilişkiler çalışmalarında oldukça dikkat çeken konulardan biri olmaktadır. Özellikle 2000'li yıllardan sonra yaşanan mülteci krizlerinin ve düzensiz göç akımlarının yoğun olarak yaşandığı Avrupa Birliği'nin bu konuda karşılaşılacak problemleri Geri Kabul Anlaşmaları ile aşma yönünde politikalar geliştirdiği görülmektedir. Türkiye düzensiz göçe kaynaklık eden ülkeler ile hedef olarak belirlenen Avrupa Birliği ülkeleri arasında yer almaktadır. Bu sebeple Türkiye, Avrupa Birliği tarafından düzensiz göçün yönetilmesi için işbirliği yapılması gereken bir ülke olarak değerlendirilmektedir. Bu çalışmanın amacı 16 Aralık 2013'de imzalanan Türkiye Cumhuriyeti ile Avrupa Birliği Arasında İzinsiz İkamet Eden Kişilerin Geri Kabulüne İlişkin Anlaşma tarafların yükümlülükleri bağlamında değerlendirilmesidir. Bu amaçla çalışmanın ilk bölümünde göç kavramları, nedenleri ve çeşitleri açıklanarak göç ile ilgili teorilere yer verilmiştir. İkinci bölümde geri kabul anlaşmaları tarihsel süreç içerisinde çeşitli yönlerden ele alınarak, Avrupa Birliği'nin geri kabul ve göç politikası değerlendirilmiştir. Üçüncü bölümde Türkiye ve Avrupa Birliği ilişkileri kısaca incelenerek taraflar arasındaki Geri Kabul Anlaşmasının getirdiği yükümlülükler anlaşmanın kapsamı ve tarafların beklentileri yönünden analiz edilmiştir. Çalışmanın son bölümünde Türkiye ve Avrupa Birliği arasındaki Geri Kabul Anlaşmasının daha çok Avrupa Birliğinin faydasını gözettiği ve Avrupa Birliği'nin anlaşmadan doğan yükümlülüklerini yerine getirmediği sonucuna varılmıştır.

AnlaşmalarAvrupa BirliğiGeri Kabul Anlaşması+6
Yıldız Uzan
Bolu Abant İzzet Baysal University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Uluslararası Hukuk ve siyaset ilişkisi: İyileştirici yaklaşım bağlamında ABD müdahaleleri

Hukuk ve siyaset arasındaki ilişkinin nasıl olması gerektiği farklı düşünürlerin çalışmalarının konusunu oluşturmuştur. Bu bağlamda normatif düşünceler önemli bir yere sahip bulunmaktadır. Bu çalışmada öncelikle normatif teoriler açıklanmış ve bu teorilerle bağlantılı düşünürlerin hukuk ve siyaset üzerine düşünceleri ele alınmıştır. Uluslararası hukuk ile adilane bir barışın kurulmasının imkanları farklı eleştirel yaklaşımlar olan İki Retorik, Uluslararası Hukuka Üçüncü Dünya Yaklaşmları (TWAIL) ve İyileştirici Yaklaşım bağlamında ele alınmıştır. Özellikle İyileştirici Yaklaşım (Progressive Approach) farklı düşüncelerin bir arada olması nedeniyle zengin bir içerik sunmaktadır. Somut olaylara somut çözümler sunması ve hukukun üstünlüğünü öne çıkaran İyileştirici Yaklaşım, günümüzde, uluslararası hukuk ve siyaset arasındaki ilişkinin açıklanmasında ve uluslararası sistemde yaşanan sorunların çözümü için en uygun yaklaşım olarak değerlendirilmektedir. ABD'nin gerçekleştirdiği 11 Eylül sonrası Afganistan müdahalesi, uluslararası hukuk ve siyaset ilişkisi bağlamında değerlendirilmiştir. ABD, siyasi olarak çıkarlarında uluslararası hukuku güce öncelediği ancak bunu yapamaması durumunda güç kullanarak çıkarlarına ulaşmaya çalıştığı ortaya konulmuştur. Böylece, uluslararası hukukun İyileştirici Yaklaşım bağlamında yeniden inşa edilmesinin ve evrensel bir barışın kurulması için gerekli koşullar hukuki ve siyasi açıdan çalışmanın amacına uygun olarak değerlendirilmiştir.

11 Eylül 2001 olayıAfganistan SavaşıAmerika Birleşik Devletleri+5
Mustafa Mutlu
Bolu Abant İzzet Baysal University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Irak'ta Sünni - Şii rekabetinin siyasal yapılanmaya yansıması: 2003 sonrası dönem

Bu çalışmada Ortadoğu'da mezhep olgusunu en derinden ve en şiddetli yaşayan ülkelerden biri olan Irak özelinde Sünni – Şii rekabetinin siyasal yapılanmaya etkisi incelenecektir. Bu doğrultuda öncelikle bu rekabet ortamına zemin oluşturacak tarihi süreçler ve fiziki koşullar ele alınıp Sünni ve Şii siyaset anlayışının ayrışan ve örtüşen yönlerine değinilecektir. Tarihi ve Coğrafi bilgiler ışığında 2003 sonrası dönemde Irak'ta yaşanan siyasi olaylara yer verilecek ve yeni oluşan siyasi yapının temel dinamikleri, bu siyasi yapıdaki aktörler, aktörlerin birbirleriyle ve diğer devletlerle ilişkileri ele alınacaktır. Özellikle anayasa yapım süreci ve seçim ittifakları incelenerek mezhepler ve siyaset arasındaki bağlantı ele alınacaktır. Seçim sonuçlarına değinilerek halkın mezhebi söylemlere verdiği karşılıklar anlaşılmaya çalışılacaktır. Ayrıca Arap Baharının oluşturduğu siyasi değişim akımı ve bu süreç sonrasında şiddet sarmalına girmiş rekabet ortamında DEAŞ gibi bir terör örgütünün gelişimi ele alınacak, DEAŞ'le mücadele sürecinde Sünni ve Şiilerin tutumu değerlendirilecektir. 2003 sonrası ABD'nin askerlerini çekmesi ile oluşan siyasi ve askeri boşlukla birlikte halkın değişen talepleri ve siyasi aktörlerin değişen söylemlerine yer verilecek ve sonunda bu rekabeti şiddete dönüşmeden yönetmek için bazı önerilere yer verilecektir.

IrakMezheplerMezhepçilik+7
Makbule Çabuk
Bolu Abant İzzet Baysal University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Hazar'ın hukuki durumu ve kıyı devletleri arasındaki anlaşmazlıklar

Günümüzde enerjinin devletlerin ulusal güvenlik politikalarındaki rolü yadsınamaz bir gerçektir. Devletler enerjiyi temiz, ucuz, kesintisiz bir şekilde temin etmek ve enerji arz güvenliğini sağlamak için enerji kaynaklarını çeşitlendirmek amacıyla farklı kaynak arayışlarına girmişlerdir. Bu sebeple Hazar sahip olduğu enerji rezervleri ile refah seviyelerini yükseltmek isteyen bölge ülkeleri için olduğu kadar küresel güç mücadelesi veren dünya devletlerinin ve uluslararası oluşumların da ilgi odağı olmuştur. Sovyetlerin dağılmasından sonra sayıları beşe çıkan kıyıdaş devletlerin arasında enerji kaynaklarının paylaşımı ve transferi meselesi hukuki statü sorununu ortaya çıkarmıştır. Rusya ve İran'ın Sovyetler Birliği döneminde yapılan antlaşmalara göre paylaşım yapılmasındaki ısrarcı tavırları sorunun uzun süre çözülememesinde etkili olmuştur. Rusya ve İran açısından sorunun çözümünde çözümsüzlükten yana bilinçli bir politika yürütüldüğünü söylemek yanlış olmayacaktır. Bölgede yaşanan diğer sorunlar da statü sorunuyla doğrudan ya da dolaylı bağlantılıdır. Statü sorununun çözümü diğer sorunların çözümünde de etkili olacaktır. Hukuki statü sorunu Hazar'ın deniz (açık, kapalı, yarı açık) mi, göl mü, özel statüde mi olduğu tartışmaları üzerinde şekillenmiştir. Bu çalışmada Hazar Havzasının coğrafi, jeopolitik, jeoekonomik özelliklerine yer verilmiş, bölgeyi önemli hale getiren unsurlar üzerinde durulmuştur. Hazar'da güç ve çıkar mücadelesi veren bölgesel ve küresel güçlerin politikaları etraflıca incelenmiştir. Kıyıdaş devletler arasında yaşanan problemler genel bir başlık altında değerlendirilirken statü problemi ayrı bir başlık altında kapsamlı bir şeklide ele alınmıştır. Statü probleminin tarihsel gelişimi dönemlere ayrılmak suretiyle incelenmiştir. Kıyıdaş devletlerin statünün tespiti ile ilgili olarak ileri sürdüğü tezler bölgeye uygulanabilirlik ve ihtiyaca cevap verebilirlik açısından ele alınmıştır. Bu çalışmanın amacı Hazar'ın özel statüde olduğunu, buna bağlı olarak da tüm tarafların imzalayacağı çerçeve bir anlaşma ile Hazar'ın statüsünün belirlenebileceğini, sonrasında ise bu çerçeve anlaşma doğrultusunda ihtiyaca göre gelişen şartlar ve değişen dengelere göre düzenlemeler yapılması gerektiğini ortaya koymaktır. Bununla birlikte statü sorunun çözümünün sürdürelebilir olup olmamasının, bölge ülkeleri ile bölgede etkinlik kurmak isteyen bölgesel ve küresel güçlerin siyasi ve ekonomik çıkarlarına bağlı olarak değişebileceğine de vurgu yapılmıştır.

Hazar GölüHazar bölgesiHukuki statü+6
Nevin Çakır
Bolu Abant İzzet Baysal University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'nin Irak Kürdistan bölgesel yönetimi politikası: Devlet-hükümet ve toplum ilişkileri üzerine bir analiz

Bu çalışmada milliyetçilikle ilgili kavramlar, Kürt milliyetçiliğinin tarihi kökenleri ve Osmanlı idaresinde, Kürt mirlikleri döneminden günümüze kadar Kürt milliyetçiliği ve kimliğinin gelişimi tarihsel perspektifle, Osmanlı idaresinde özerklikten, günümüzde federal yapıya geçişleri, bütüncül bir yaklaşımla Kürtlerin genel siyasi tarihi, Türkiye ve IKBY politikası (devlet-hükümet ilişkileri) ana başlığı altında; siyasi, enerji ve ekonomi ilişkileri alt başlıkları altında, inşacılık, karşılıklı bağımlılık ve bölgesel işbirliği kuramsal çerçevesinde ayrıntılı bir şekilde analiz edilmiştir. Irak'ta 1991 Körfez Savaşı ve ABD'nin 2003 yılında Irak'ı işgali ile birlikte yeni bir döneme girilmiştir. Bu süreçte yönetim modeli olarak derinden bölünmüş ve iç savaş potansiyeli barındıran ülkelerde çatışmaların çözümlenmesi amacıyla Irak'taki etnik grupların yönetimde güç paylaşımı esasına dayanan bir siyasi ve idari yapı meydana getirilmiştir. 2005'ten itibaren yeni bir siyasal sistem olarak federal yönetim uygulanmıştır. IKBY ise anayasal haklara sahip resmi bir federe bölge statüsüne kavuşmuştur. IKB'deki zengin petrol kaynaklarının ve ekonomik pazar varlığı devletlerin bölgeye ilgisini artırmıştır. 2005'ten sonra Türkiye-IKBY ilişkilerinin niteliğini etkileyen değişkenler ortaya çıkmıştır. Bu değişkenler her iki tarafın geçmişteki ilişkilerini değiştirmiş ve yeni bir boyut getirmiştir. Bu değişikliğin temel nedeni, Kürtlerin bölgede resmi bir yapıya kavuşması ile enerji ve ekonomik ilişkilerinin ön plana çıkmasıdır. 2008 yılından itibaren IKBY ile yaşanan politik yumuşama ile taraflar, ekonomik ilişkilere yoğunlaşmıştır. 2012 yılından itibaren ise Türkiye, IKBY ile enerji alanında yakınlaşmaya başlamış ve kamuoyunun dikkatini çeken önemli gelişmeler yaşanmıştır. Özellikle ilişkilerde yeni bir parametre olarak devreye giren enerji konusu, enerji ithal eden Türkiye'nin IKBY ile ilişkilerinde temel dinamik haline gelmiştir. Bu çalışma, bölgenin bu günkü ana meselelerinin çözümüne bir katkı sağlamak için konuya ilgi duyanlara özgün bir perspektif sunmak, literatüre katkı sağlamak amacı taşımaktadır.

EkonomiEkonomik ilişkilerEnerji+6
Zülfü Dağdeviren
Bolu Abant İzzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'nin Suriye politikasında Kürt meselesi(1979-2015)

Bu tez çalışmasının amacı, Türkiye'nin Suriye politikasının, Kürt meselesi ve bölgesel Kürt sorunu bağlamında analiz edilmesidir. Bu bağlamda çalışmanın temel araştırma sorusu, Kürt meselesinin ve bölgesel Kürt sorununun son 35 yıllık zaman dilimi içerisinde Türkiye'nin Suriye politikasına etkisinin nasıl ve hangi yönde olduğudur. Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasından bugüne Türkiye'nin Suriye politikasına doğrudan (Hatay Sorunu, akarsuların kullanımı sorunu) ve dolaylı (Soğuk Savaş boyunca farklı kutuplarda yer alma, Türkiye'nin İsrail ile ilişkileri) olarak birçok konu başlığının etki ettiğini söylemek mümkündür. Ancak 1980'li yıllarla birlikte Kürt kimliği ve ona bağlı olarak ortaya çıkan bölgesel gelişmeler iki ülke ilişkilerindeki ittifakları, uzlaşmazlıkları ve dengeleri doğrudan inşa etmeye başlayan ana konu başlıkları haline gelmiştir. Suriye yönetiminin 1980'li yılların başından itibaren PKK ile kurduğu ilişki bağlamında Türkiye'deki Kürt meselesine müdahil olması, 1990'lı yıllar boyunca bölgesel Kürt sorunundan iki ülkenin algıladığı ortak tehdit ve Suriye İç Savaşı'nın başlamasının ardından Suriye'nin Kürt meselesinin seyri, son 35 yılda iki ülke ilişkilerini doğrudan inşa eden konu başlıkları olmuştur. Konstrüktivist teorinin varsayımlarından hareketle Türkiye'nin Suriye politikasının incelendiği bu çalışmada, birincil ve ikincil kaynaklar analiz edilerek, kavramsal ve mantıksal çözümlemeler yapılmaya çalışılmıştır.

Kürt sorunuSuriyeTürk dış politikası+3
Özkan Gökcan
Bolu Abant İzzet Baysal University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Mülteci Hukuku bağlamında Avrupa Birliğinde mülteci ve sığınmacı politikaları

20. yüzyılda yaşanan iki büyük dünya savaşı başta olmak üzere, ulusal/uluslararası çatışmaların ve krizlerin etkisiyle yaşanan şiddet, zulüm ve insan hakları ihlalleri, milyonlarca insanın evlerini ve ülkelerini terk etmesine neden olmuştur. Uluslararası sığınmacı hareketlerinin çarpıcı boyutlara ulaşması Birleşmiş Milletlerin harekete geçmesine neden olmuştur. Birleşmiş Milletlerin yürüttüğü çalışmalar neticesinde Mülteci Hukukunun temel belgeleri olarak kabul edilen 1951 Cenevre Sözleşmesi ve 1967 New York Protokolü yürürlüğe girmiştir. Bu düzenlemeler genel olarak, mülteci statüsünün esaslarını belirlemekte ve taraf ülkelere bu konuda bir takım sorumluluklar yüklemektedir. Avrupa Birliği ülkeleri, gelişmiş ekonomileri ve yüksek yaşam koşulları ile sığınmacı ve göçmen hareketlerinin temel hedef noktası olmuştur. Avrupa Birliği, bu sığınmacı yükünü yönetmek için "Ortak bir Sığınma Sistemi" oluşturmaya çalışmış ve bu Sistem için hazırlanan düzenlemeler vasıtasıyla sığınmacıları olabildiğince Avrupa Birliği dışında tutmaya çalışmıştır. Ancak, üye ülkelerin sığınma konusunu egemenlik ve güvenlik meselesi olarak görmesi ve Birlik politikalarından farklı sığınma politikaları yürütmesi, "Ortak Avrupa Sığınma Sisteminin" uygulamada tam manasıyla bir karşılık bulamadığının göstergesi olmuştur. Bu çalışmanın amacı, Uluslararası Mülteci Hukuku düzenlemeleri ve ilkeleri çerçevesinde Avrupa Birliği çatısı altında yapılan mülteci düzenlemelerini, uygulamadaki karşılıklarını ve yaşanan ihlalleri incelemektir.

Avrupa BirliğiAvrupa Birliği hukukuCenevre Sözleşmesi+4
Mehmet Arif Türkdoğan
Bolu Abant İzzet Baysal University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
20
DoctorateOpen AccessTR

Çok katmanlı toplumlarda demokrasi: Suriye örneği

Siyaset biliminde yapılan yoğun tartışmalardan biri, farklı alt kültürlere sahip ülkelere, hangi demokrasi modellerinin uygun olabileceği konusudur. Bu bağlamda, "iç savaş" halindeki toplumlarda dahi, toplumlar için gerekli "politik" koşulu sağlamak açısından demokrasinin son modellerini incelemek önemlidir. Suriye'deki "siyasal rejim" sorusunu problem haline getirmek; oydaşmacı, müzakereci ve agonistik demokrasi modellerinin değerlendirilmesinde bize eşsiz bir fırsat sunmaktadır. Bu tür teorik çabalar, bu tezin önündeki pratik gerçeklikler (Batı ile Doğu arasındaki farklılık, kültürel özcülük iddiası ve liberal asimilasyon tuzağı) göz önüne alındığında, ilk bakışta çok riskli görünmektedir. Fakat evrenselcilik veya kültürel özcülüğün popülaritesini yitirmesinden ayrı olarak, radikal kültürel farklılıklara sahip ülkeler veya toplumlar için, en azından ikinci en iyi çözümü ele almak, bu tezin ana gayesi olacaktır. Pek çok kimse tezin konusunu, devam eden iç savaşın gerçekliğinden dolayı, ütopik olarak düşünebilecektir. Yine de, Avrupa'daki din savaşları, Amerika'daki kuzey-güney savaşı gibi iç savaşların bugünkü liberal demokrasilerin oluşumunda çok önemli rolünü vurgulamak, abartmak anlamına gelmemektedir. Nitekim, liberal demokrasilerin meşruiyet krizine bir cevap olarak, hem müzakereci hem de agonistik modeller liberal demokratik rejimlerin deneyimlerinin bir eleştirisi olarak ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla bu tez, Suriye'nin politik durumunun trajik karakteri ile uyuşmaktadır. Bu çalışmada, ilgili demokrasi teorileri öncelikle ayrıntılı olarak ele alınmış ve Suriye'nin tarihi yapısı incelenmiştir. Daha sonra Suriye'nin siyasal ve toplumsal dokusu analiz edilmiş, bunu genel olarak medya haberlerinin taranması ve ilgili kişisel görüşmelerin kullanılması yoluyla mevcut sürecin araştırılması takip etmiştir. Bütün bunların ışığında, her üç demokrasi modelinin öğelerini içeren, bir tür "karma" model geliştirilmeye çalışılmıştır. Buna göre; yeni demokratik sistem, müzakereci demokrasi temelinde fikir birliği ideali üzerine kurulmalıdır. Yine de, her toplumun geleneksel liderlerinin verimli komisyonlar oluşturarak bir araya gelebildiği, toplumun entelektüel kaynaklarını dikkate alarak, oydaşmacı araçları yerleştirmek kaçınılmazdır. Farklılıklara yol açmadan toplulukların agonik birlikteliğini de anımsamak çok önemlidir. Bütün bunlara sivil toplumun güçlendirileceği, radikal demokrasi tarafından kabul edilen bir yapıyla ulaşılabilecektir. Farklılıkların ve şiddetli rekabetin toplumda nefret içermemesi gerektiği, bunların hükümet tarafından normal görüldüğü, agonistik modele uygun olarak siyaset içinde tutulduğu bir sistem tasarlanmaktadır. Sonuç olarak; bu üç demokrasi modelinin bazı özelliklerini kullanan karma bir politik sistemin Suriye için uygun olacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Suriye, İç Savaş, Oydaşmacı Demokrasi, Müzakereci Demokrasi, Agonistik Demokrasi.

Agonistik demokrasiDemokrasiMüzakereci demokrasi+4
Dilek Canyurt
Bolu Abant İzzet Baysal University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
20
Master'sOpen AccessTR

Doğu Türkistan sorununun siyasal ve hukuksal boyutları ve uluslararası yansımaları

Çin'in özerk bölgelerinden biri olan Doğu Türkistan, jeopolitik, jeostratejik, jeoekonomik başta olmak üzere pek çok bakımdan önemli bir bölgedir. Çin kontrolünde olan Doğu Türkistan halkı baskı ve yasaklayıcı politikalar altında yaşamlarını sürdürmektedirler. Bu yüzden halk zaman zaman ayaklanmakta ve iç istikrarsızlıklar oluşmakta, ayaklanmaların Çin tarafından sert bir şekilde bastırılması radikal unsurları ön plana çıkarmakta diğer taraftan Çin de bu uygulamalar sonucu uluslararası toplum tarafından eleştirilmektedir. Doğu Türkistan halkı, Doğu Türkistan'ın kendi anavatanları olduğunu ezelden beri burada Türk devlet ve topluluklarının yaşadığını ileri sürmekte ve topraklarının Çin tarafından işgale uğradığını belirtmekteyken, Çin ise Doğu Türkistan'ın Çin ülkesel bütünlüğünün bir parçası olduğunu ileri sürmektedir. Yani Doğu Türkistan halkı anavatanlarında Çin işgaline karşı bağımsızlık mücadelesi verdiklerini düşünürken, Çin ise toprak bütünlüğünü korumayı amaçladığını düşünmekte ve bu yüzden bu sorunu terörle mücadele sorunu olarak yansıtmaktadır. Bu tezin amacı, Doğu Türkistan Sorunu'nun Çin açısından taşıdığı önemi ele almak ve Çin'in burada uyguladığı insan hakları ihlallerini uluslararası hukuk bağlamında incelemektir. Anahtar kelimeler: Doğu Türkistan Sorunu, Çin'in İç politikası, Çin'in Dış politikası, Ayrımcılık, İnsan Hakları İhlali, Sorunun Uluslararası Etkileri

AyrımcılıkDoğu TürkistanUluslararası politika+3
Başak Kaya
Bolu Abant İzzet Baysal University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Suriye krizi örneğinde koruma sorumluluğu

Soğuk Savaş sonrasında, ağır insan hakları ihlallerinin yaşandığı durumlarda insani yardım amaçlı uluslararası müdahale önemli tartışmalara neden olmuştur. 1990'lı yıllarda uygulanan veya uygulanamayan insani müdahale örnekleri bu tartışmaları zirve noktasına taşımıştır. Bu tartışmaları sonlandırmayı hedefleyen koruma sorumluluğu raporu 2001 yılında yayınlanmıştır. Düşünsel köklerini Batılı müdahale anlayışında bulan koruma sorumluluğu 2006 yılında Güvenlik Konseyi'nin oy birliği ile aldığı karar ile norm haline gelmiştir. Koruma sorumluluğunun asıl hedefi klasik egemenlik anlayışı yerine "sorumlu egemenlik" anlayışını getirmek ve Konsey'in karar alamadığı durumlarda alternatif karar mekanizmaları yaratarak insan hakları ihlallerine etkili cevap vermektir. Bu doğrultuda ilk uygulaması ise 2011 yılında Libya'ya yönelik olmuştur. Doğru neden, meşru otorite, yüksek başarı beklentisi, son çare, orantılılık ve doğru niyet gibi temel ilkeleri olan koruma sorumluluğu aynı zamanda uluslararası topluma askeri müdahale seçeneğinden önce krizi barışçıl yollarla çözmek için önleme sorumluluğunu yüklemiştir. Bu doğrultuda çalışmanın sonuç bölümünde koruma sorumluluğunu harekete geçirecek şartların Suriye Krizi'nde oluştuğu, müdahale kararını etkileyen temel saikin devletlerin çıkarlarının olduğu ve sorunun normun hukuksal yönünün eksikliğinin değil uluslararası sisteme yön veren veto hakkına sahip devletlerin çıkarlarının ortak noktada buluşmamasının olduğu tespit edilmiştir. Anahtar kelimeler: Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, Koruma Sorumluluğu, Uluslararası Müdahale, Egemenlik, Suriye Krizi

Askeri müdahaleBirleşmiş Milletler Güvenlik KonseyiEgemenlik+6
Caner Kalaycı
Bolu Abant İzzet Baysal University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00

Other supervisors