Theses supervised by Prof. Dr. Nejat Erk
11 theses · Çukurova University
Para kurulu sistemi ve uygulamaları
ÖZET PARA KURULU SİSTEMİ VE UYGULAMALARI Omurzak JOLDOSHBAEV Yüksek Lisans Tezi, İktisat Ana Bilim Dalı Danışman: Prof. Dr. Nejat ERK Şubat 2004, 69 sayfa Geçirdiğimiz son seneler Para Kurulu Sistemine olan ilginin yeniden canlandığına şahit olmuştur. Bu çalışma başarılı Para Kurulu Sistemi için gerekli unsurların tartışmasını yapacaktır, uygun makroekonomik politika uygulamasına ek olarak, otoriteler Para Kurulu Sistemine geçiş döneminde gidişatın teknik yönlerini hazırlarken dikkatli olmalılar. Hazırlıkların boyutu ülkeden ülkeye değişmektedir, ama bununla birlikte gerekli olan genel değişiklikler; merkez bankası kanununun değişmesi, hükümetin nakit ve borç idare faaliyetlerinin yeniden organize edilmesi şeklinde sıralayabiliriz. Son zamanlarda bankacılık sektöründe problemler yaşamış olan ülkeler için ek hazırlıklar gerekecektir. Anahtar Kelimeler: Para Kurulu, Sabit Kur, Konvertibilite, Döviz Kuru.
Ekonomik entegrasyon ve endüstri içi ticaret Türkiye-AB ülkeleri arasındaki endüstri içi ticaretin eğilimi
ÖZET EKONOMİK ENTEGRASYON VE ENDÜSTRİ IÇI TİCARET: TURKIYE-AB ÜLKELERİ ARASINDAKİ ENDÜSTRİ İÇİ TİCARETİN EĞİLİMİ Yelda Bugay TEKGUL Doktora Tezi, İktisat Ânabilim Dalı Danışman : Prof.Dr.Nejat ERK Mayıs 2000, 148 sayfa Endüstri içi ticaret veya diğer bir anlatımla benzer malların ayna anda ihracat ve ithalatı, son yıllarda ayrı bir önem kazanmıştır. Bu ilginin temel nedeni, bu tip ticaretin geleneksel karşılaştırmalı üstünlükler ile açıklanamamasıdır. Endüstri-içi ticaret kavramı daha çok ölçek ekonomileri ve ürün farklılaşması ile anlam bulmaktadır. Bu çalışmada, ekonomik entegrasyonun endüstri içi ticaret üzerindeki teorik etkileri araştırılırken, Türkiye ile AB ülkeleri arasındaki ticaretin eğilimi ve yapısı saptanmaya çalışılmıştır. Bu doğrultuda, entegrasyondan sonra ülkeler arasındaki ticaretin eğilimi yeni uluslararası ekonomideki gelişmeler de dikkate alınarak incelenmiştir. Teorik analizler, ekonomik entegrasyonun AB içindeki ticareti, endüstri içi ticaret yönünde geliştirdiği yönündedir. Türkiye ile AB ülkeleri arasındaki endüstri içi ticareti ölçebilmek için Grubel-Lloyd indeksinin düzeltilmemiş şekli kullanılmıştır. Yapılan hesaplamalara göre, Türkiye'nin Gümrük Birliği'nden sonra AB ülkeleri ile olan ticareti Gümrük Birliği öncesine göre, endüstri içi ticaret yönünde daha fazla artmıştır. Türkiye'nin en fazla endüstri içi ticarette bulunduğu ülke Yunanistan, daha sonra sırasıyla Portekiz, İtalya, İspanya ve İngiltere'dir. Sonuç olarak, AB ülkeleri ile Türkiye arasında, 1998 yılına gelindiğinde gözlenen ticaret şekli, dikey farklılaşmış mallarda iki-yönlü ticaretin artışı olarak tanımlanabilir. Anahtar Sözcükler: Endüstri-içi Ticaret; Ekonomik Entegrasyon; Dikey ürün farklılaşması; Yatay ürün farklılaşması ; Grubel-Lloyd indeksi
Uluslararası rekabet gücü ve Türkiye imalat sanayi için bir uygulama
Günümüzde dış ticaretin belirlenmesinde rekabet gücü kavramı oldukça önemli bir yer tutmaktadır. Çalışmamızda uluslararası ticareti açıklamaya yönelik önemli teorilerden biri olan karşılaştırmalı üstünlükler kuramının eksiklikleri göz önünde tutularak, dış ticarette rekabet gücünün yeri ve önemi açıklanmaya çalışılmıştır. Rekabetin ana unsurlarından biri olan "teknoloji" artık uluslararası mal ve hizmet akımına katılmış ve araştırma-geliştirme politikaları ile birlikte yakın bağlantılı olarak ülkeler için bir avantaj durumuna gelmiştir. Küreselleşme eğilimi ile birlikte firmalar yalnız yöresel pazarlarda değil bölgesel ve uluslararası pazarlarda da rekabet etmek durumundadır. Bu nedenle firmaların zayıf ve güçlü yönlerini belirlemeleri önem taşımaktadır. Çalışmamızda bu amaçla endüstriyel rekabet gücü modelinin kavramsal yapısı dikkate alınarak Türkiye'nin rekabet gücüne ilişkin resmi kurumlarca yapılmış olan çalışmaların yanı sıra literatürde önemli yeri olan çalışmalar özetlenerek, Türkiye'nin imalat sanayi alt sektörlerinin rekabet gücü "Açıklanmış Karşılaştırmalı Üstünlükler" (RCA index) indeksleri hesaplanarak belirlenmeye çalışılmıştır. 1989-1992 dönemi için Türkiye'nin imalat sanayiindeki ihracat ve ithalat değerlerine dayanan RCA indekslerinin sonuçlarına göre, sektör bazında dokuma-giyim, gıda, içki-tütün, kauçuk, toprak ürünleri ve orman ürünlerinin rekabet gücünün pozitif olduğu saptanmıştır.
Türkiye petrol sektörünün rekabet boyutundan yapısal analizi
Petrol, günümüz dünya ekonomi ve siyasetinde tartışılmaz bir öneme sahiptir. Dünya nüfusunun artması ve teknolojinin gelişimi ile birlikte enerji tüketiminin de artışı, petrol sektöründe yaşanan gelişme ve değişimlerin yakından izlenmesini zorunlu hale getirmiştir. Bu amaçla Michael Porter'ın Beş Kuvvetler Modeli çerçevesinde Türkiye Petrol sektörünün rekabet yapısı analiz edilmiştir. İlk önce sektörde rekabetin itici güçleri açıklanmaya çalışılmıştır. Sonra Petrol endüstrisindeki tüm alt sektörlere ait, Balassa'nın Açıklanmış Karşılaştırmalı Üstünlükler İndeksi hesaplanmış ve daha sonra ise Vollrath'ın indeksi yardımıyla söz konusu endüstrinin toplam mal grupları açısından rekabet gücü belirlenmiştir. Son olarak test üzerine değerlendirmeler yapılmış, Türkiye petrol sektörünün rekabet yapısını arttırıcı öneriler sunulmuştur.
Finansal sistemin yapısı, finansal derinleşme ve ekonomik büyüme ilişkisi, Türk finans sistemi
İktisat biliminin temel amaçlarından birisi toplumların refahını arttırmaktır. Söz konusu bu amaç doğrultusunda, iktisat biliminin uğraş alanlarından birisi de ekonomik büyümedir. Ekonomik büyümenin finansmanı için gerekli kaynakların oluşmasında ve dağılımında etkin rol oynayan finans sistemi bu çalışmanın ana konusunu oluşturmaktadır.Bu çalışmanın temel amaçlarından birisi, finansal sistem ve finansal derinleşmenin ekonomik büyüme üzerine etkisini incelemektir. Bir diğeri ise, Türk finans sistemi hakkında bilgiler verilerek finansal derinleşme göstergeleri ile ekonomik büyüme arasındaki nedensellik ilişkisinin test edilmesidir.Çalışma dört ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde finansal sistemin genel yapısı incelenmiştir. İkinci bölümde, finansal derinleşmenin tanımı ve göstergeleri hakkında bilgiler verilmiştir. Üçüncü bölümde, Türk finans sistemi ile Türkiye'deki finansal derinleşme göstergeleri incelenmiştir. Son bölümde ise, ekonomik büyüme ve finansal derinleşme arasındaki ilişkinin yönünü belirlemek için ekonometrik bir uygulama yapılmıştır .Türkiye ile örnek olarak seçilen Danimarka ve İsviçre ülkeleri için yapılan ekonometrik uygulamada Eş-Bütünleşme analizi ve Granger Nedensellik analizi uygulanmıştır.İsviçre ve Danimarka ülkeleri için, nedensellik ilişkisinin genellikle tek yönlü olduğu bulunmakla birlikte Türkiye ekonomisi için finansal derinleşme ve ekonomik büyüme arasında pozitif bir ilişki bulmayı beklerken, finansal derinleşme ve ekonomik büyüme arasında uzun dönemli bir ilişki bulunamamıştır.Anahtar Kelimeler:Finans Sistemi, Finansal Derinleşme, Ekonomik Büyüme, Nedensellik, Eşbütünleşme.
Ücret teorileri ve Türkiye imalat sanayiinde ücretlerin durumu üzerine uygulama
Bu doktora tezinde, ücret teorileri incelenmekte; Türkiye İmalat Sanayiinde ücret yapısının nasıl olduğunu ve Türkiye için uygun ücret politikalarının nasıl olması gerektiğini tartışmaya açabilmek için; neo-klasik bir yaklaşım olan ?Marjinal Verimlilik Teorisi? ve Keynesyen bir yaklaşım olan ?Etkin Ücret Teorisi? ekonometrik analizlere tabi tutulmakta ve bu ekonometrik analizlerin yanında, karşılaştırmalı veri incelemeleri de yapılmaktadır.Klasik ücret teorisi, değerin emek-değer teorisi ile ifade edilmesine ve üretim faktörlerinin bölüşüm ilişkilerinin açıklanmasına dayanır. Ekonomide rekabetçi şartlar varsayılmaktadır ve bu şartlar altında reel ücret dengesi geçimlik düzeyde oluşur. Marjinal verimlilik teorisi, değerin fayda teorisi ile ifade edilmesiyle klasik ücret teorisinden ayrılır. Ücret dengesi, reel ücretin emeğin marjinal ürününe eşit olduğu durumda oluşur. Marjinal verime eşit ücrete razı olmayan işçilerin sendikalaşarak pazarlık güçlerini artırmaları ya da devletin koruyucu tedbirler almasını sağlayarak ücretlerini yükseltmeyi başarmaları, zorunlu olarak işsizliğe neden olmaktadır. Bu nedenle neo-klasik iktisat teorisine göre ekonomide her türlü müdahale şartları engellenmelidir. Gerek iktidar teorisi gerekse de pazarlık teorisi, ücretlerin tespitinde toplu pazarlık ve örgütlenmenin önemini vurgulamaktadır. Keynes, ekonomilerin eksik istihdam düzeyinde de dengeye gelebileceğini ifade etmesiyle geleneksel iktisat düşüncesinden ayrılır. Keynes, geleneksel iktisadın, gerek parasal ücret indirimleri sayesinde reel ücretlerin düşürülmesi ile istihdam artışı sağlanabileceği düşüncesine, gerekse de işçilerin, sendikalaşarak, pazarlık güçlerini artırmak yoluyla veya devletin koruyucu tedbirler almasını sağlayarak ücretlerini yükseltmeyi başarmalarının, zorunlu olarak işsizliğe neden olacağı yönündeki düşüncelere karşı çıkar. Keynes, işçilerin çok küçük dahi olsa parasal ücret indirimlerine karşı koyduklarını ve bu nedenle nominal ücret katılığının olduğunu ifade etmektedir. İşçilerin örgütlenmelerini ve birlikte hareket etmelerini de olumsuzlamamaktadır. Yatırım teorisi ile ücreti belirleyen olgu, marjinal verimlilik teorisinde olduğu gibi üretkenlik olarak sunulmaktadır. Fakat, buradaki farklılık, marjinal verimlilik teorisi işçinin üretimi üzerine yoğunlaşırken, yatırım teorisi, emek girdisi ve ona yapılan yatırım üzerine yoğunlaşmaktadır. Yeni Keynesyen yaklaşımlar olan, İçerdekiler-Dışardakiler Modeli, Etkin Ücret Teorisi ve Zımni Sözleşme Modeli, ücret katılıkları ve eksik rekabet dikkate alınarak oluşturulmuş yaklaşımlardır. Etkin Ücret Teorisi'ne göre, işçilerin fiziksel sağlıkları ve üretkenlikleri, işgücüne ödenen ücretler ile pozitif bir ilişkiye sahiptir. Bu temelde firmalar, yüksek ücret ödeyerek, işçilerin daha sağlıklı ve daha üretken olmalarını sağlarlar.Yaptığımız uygulama çalışmaları göstermektedir ki; marjinal verimlilik teorisi Türkiye İmalat Sanayiinde 1963-1998 döneminde, toplam ve özel kesimlerde açıklayıcı olamamakta, kamu kesiminde ise, 20: Gıda, 25: Ağaç, 27: Kağıt, 33: Metalden gayri ve 34: Metal sektörlerinde açıklayıcılık gücüne sahipken, 22: Tütün ve 37: Elektrik makinaları sektörlerinde ise kısmi açıklayıcılık gücüne sahiptir. Etkin ücret teorisi ise, Türkiye İmalat Sanayiinde, 1963-1998 dönemi için, kısmi açıklayıcı bir özelliğe sahiptir. Yani ücretler verimliliğin Granger anlamında nedenselidir. Daha açık bir deyişle, bazı sektörlerde ücretler verimliliği öngörmemize olanak tanımaktadır. Sonuçların bazı sektörlerde bu teoriyi desteklediği, bazılarında ise desteklemediği anlaşılmaktadır. Sektörler gözönüne alındığında, Türkiye İmalat Sanayiinde göreceli olarak yüksek ücretlerin var olduğu, sırasıyla, 31: Kimya, 21: İçki, 34: Metal, 37: Elektrik makinaları, 38: Taşıt araçları, 27: Kağıt, 36: Makine, 28: Matbaacılık ve 30: Kauçuk sektörlerinde, ücretler ile emek üretkenliği arasında, ücretten verimliliğe doğru bir istatiksel nedensellik ilişkisinin var olduğu gözlemlenmiştir. Bu nedensellik ilişkisinin yanında, aynı zamanda bu sektörler, 1964-1998 dönemine ait saat başına emeğin ortalama ürünündeki büyüme oranları, yani verimlilikteki artış oranları açısından, 28: Matbaacılık sektörü dışında, Türkiye İmalat Sanayii sektörleri içinde ilk sıralarda yer almaktadırlar.
İhracatı teşvik politikalarının Adana ili üzerinde etkinliği
Bu tez çalışmasında ihracat teşvik kavramının ne olduğu, sürekli değişen koşullarda ihracat teşviklerinin Türkiye'de nasıl uygulandığı ve ekonomik etkileri üzerinde durulmuştur. Çalışmanın amacı, Türkiye'de uygulanan ihracat teşvikleri ile Adana'da faaliyet gösteren ihracatçı işletmelerin ihracat teşviklerini hangi düzeyde kullandığını tespit etmektir. Ayrıca, Türkiye'nin AB'ye üyeliği sürecinde ortaya çıkan bölgesel dengesizliklerin giderilmesinde Adana ilinde uygulanan teşviklerin algılanması, etkileri ve Adana'da yer alan ihracatçı firmaların uygulanan teşviklerin bölgesel kalkınmada etkisinin yeterliliği konusundaki görüşleri incelenmiştir.Çalışmanın birinci bölümünde teşvik kavramı ve çeşitleri ile ilgili genel bilgiler verilmiş, hemen arkasından İkinci bölümde ihracat teşvik kavramı açıklanmış ve ihracat teşvik sistemi ayrıntılı bir şekilde ele alınmıştır. Ayrıca, Avrupa Birliği'nde ve çeşitli ülkelerde uygulanan ihracat teşvik sistemi ile Türkiye'de uygulanan teşvik sistemi karşılaştırılmıştır.Son bölümde, Adana ilinin ihracat durumu ve potansiyeli hakkında bilgi verilmiş, işletmelerin işlevsel ve kurumsal yapıları, ihracat teşviklerinin Adana'daki ihracatçı firmalar üzerindeki etkisine yönelik anket sorularının sonuçları yorumlanmış ve bu sonuçlar dikkate alınarak öneriler geliştirilmiştir.Anahtar Kelimeler: İhracat Teşvikleri, KOBİ Teşvikleri, Avrupa Birliği'nde Teşvikler, Adana
Gelişme sürecinde sermaye hareketliliği ve finansal piyasaların bütünleşmesinde yapısal değişme dinamiklerinin analizi: Karşılaştırmalı bir yaklaşım
1970'li yıllardan bu yana dünya ekonomisinde gözle görülür değişikliklerden birisi de, finansal sermaye hareketlerindeki kısıtlamaların kaldırılmasına paralel olarak gelişmiş ve gelişmekte olan ekonomiler arasındaki bütünleşme derecesindeki ve sermaye akımlarının miktarındaki artıştır. Giderek yaygınlaşan bir uygulama olan finansal piyasalardaki düzenlemelerin kaldırılmasına paralel olarak uluslararası finansal piyasaların birbiriyle bağlantısı giderek artmıştır. Bu tez çalışmasının ana amacı, politika yapıcılar ve uluslararası yatırımcılar açısından önemli bilgiler sunması nedeniyle seçilmiş OECD üyesi ve diğer ülkeler için sermaye hareketliliği ve finansal piyasaların bütünleşme derecesini incelemektir. Bu amaçla, ilk aşamada 1960-2008 döneminde sermaye hareketliliğinin derecesini incelemek maksadıyla Feldstein-Horioka ve Jansen hata düzeltme modelini güncel zaman serileri ve panel veri yöntemleri ile tahmin edilmiştir. Bireysel zaman verilerine dayalı analizler birçok ülkede ve de bir bütün olarak bütün ülke grubunda yatırım ve tasarrufların eşbütünleşik olmadığını dolayısıyla yüksek bir sermaye akışkanlığına işaret etmektedir. Ayrıca, literatürde yatırım ve tasarruf ilişkisini etkilediği öne sürülen bazı kontrol değişkenleri (dışa açıklık, nüfus bağımlılık oranı, kişi başına gelir, ülke büyüklüğü ve cari denge v.s.) kullanılarak panel eşik regresyon analizleri yapılmıştır. İkinci aşamada, Reel Faiz Paritesi (RIP)'nden sapmalar finansal piyasaların bütünleşme derecesiyle ilgili bir gösterge olduğundan, uluslararası finansın köşe taşlarından birisi konumunda olan ve Güvencesiz Faiz Paritesi (UIP) ile Satın Alma Gücü Paritesi (PPP)'ni kapsayan Reel Faiz Paritesi (RIP) koşulu 1974:Q1?2008:Q4 döneminde seçilmiş ülkeler için ampirik olarak sınamaya tabi tutulmuştur. Bu amaçla analizlerde, geleneksel birim kök testleriyle yapısal değişime olanak veren birim kök sınamalarının yanı sıra doğrusal olmayan birim kök sınamaları da kullanılmıştır. RIP geçerliliğini yapısal değişime olanak tanıyan doğrusal ve doğrusal olmayan birim kök testleri çerçevesinde ele almak çalışmamızın önemli bir yönünü oluşturacaktır. Analiz sonuçları özellikle doğrusal olmayan birim kök testleri kullanıldığında analize konu ülkelerde yüksek bir piyasa entegrasyonu olduğu yönündedir.
Bağımsızlık öncesi ve sonrası Balkan ekonomilerinin karşılaştırılması, 1800-1914
Osmanlı Devleti'nin gerileme dönemine girdiği 18. yüzyılın başlarından itibaren en büyük çabası, Avrupa'da etkinliğini sürdürmek amacıyla Balkan topraklarındaki hâkimiyetini yeniden tesis etmek olmuştur. Ancak bu dönemde Rusya'nın sıcak denizlere inme politikası nedeniyle sürekli Osmanlı ile karşı karşıya gelmesinin, hâkimiyetin sağlanmasındaki en büyük engel olarak ortaya çıktığı görülmektedir. Bu durum özellikle 1774 Küçük Kaynarca Antlaşması'nın imzalanmasının ardından neredeyse imkânsız hale gelmiştir. Bu dönem süresince, Balkan halklarının bir taraftan Avrupa'da hızlı bir şekilde yayılan milliyetçilik akımlarından etkileniyorken, diğer taraftan Rusya'nın desteğiyle isyanlarını hızlandırdığı dikkati çekmektedir. En nihayetinde 19. yüzyıl, Osmanlı için Balkan topraklarındaki halkların kontrolünü sağlamaya yönelik bir takım yenilik hareketlerinin gerçekleştirildiği dönem olarak kabul edilebilir.Bu doğrultuda mevcut çalışmada Osmanlı Devleti'nin 19. yüzyıl boyunca büyük oranda Balkan halkları için gerçekleştirdiği Tanzimat, Islahat ve I. Meşrutiyet gibi yenilik hareketlerinin iktisadi etkileri üzerinde durulmakta ve dönemin siyasi olaylarından uzaklaşarak, bağımsızlıklarının son dönemlerinde Balkan eyaletlerinde yaşanan refah artışlarının dinamikleri ortaya konulmaktadır. Ayrıca 1878 yılında elde edilen bağımsızlık döneminden Birinci Dünya Savaşı'na kadar geçen sürede, bağımsız Balkan ülkelerinin iktisadi performansları karşılaştırmalı olarak ele alınmaktadır. Temel olarak bağımsızlık öncesinde yaşanan refah artışının, bağımsızlık sonrasında Sırbistan ve Bulgaristan için ortadan kalktığı, Romanya için ise görece iktisadi gelişmeyi destekleyen yatırımlar sayesinde devam ettiği görülmektedir.
Exchange rate volatility and trade flows
After the collapse of Bretton-Woods System in 1973, many countries adopted the floating exchange rate regime. This situation led to fluctation and uncertainties in the exchange rates. There are number of studies that analyse the effect of exchange rate volatility on trade flows both theoretically and empirically. But previous studies can not obtain results about sectoral base due to the lack of disaggregated data sets. This study investigates the effects of exchange rate volatility on trade flows in Turkey. Fort his purpose using yearly data covers the period 2002-2013, the exchange rate volatility is estimated with GARCH model. Then, exports to 15 European Union countries and imports from the same European Union countries are investigated, using Standard International Trade Statistic Revision 3 at the second level, by panel methodology. According to the test results, export sectors are negatively affected from exchange rate volatility; import sectors are both positively and negatively affected from exchange rate volatlity. Keywords: Exchange rate volatility, trade flows, panel data analysis.
Kamu üniversitelerinde bütçe tahsisi: Türkiye için alternatif bir öneri
Üniversite bütçelerinin ortalama olarak yüzde 55inin kamu kaynaklarıyla finanse edildiği ülkemizde, bu kaynakların üniversiteler arasında dağıtımında formüle dayanan bir kriter bulunmamaktadır. Yanlış kaynak tahsisine yol açabilecek bu sorunun giderilmesi amacıyla çeşitli ülkelerdeki uygulama modelleri incelenerek bu modeller içerisinde üzerinde uzlaşı sağlanarak 40 yıldan fazla bir süre uygulanmakta olan İtalyan modeli seçilmiş ve bu model 22 Türk üniversitesinin 2010 yılı bütçe rakamlarına uygulanarak sonuçları değerlendirilmiştir. İtalyan modelinde yer alan formülasyonun seçilmiş üniversitelerin 2010 yılı bütçelerine uyguladığımızda 7 üniversitenin mevcut bütçe rakamlarında artma, 14 üniversitenin ise azalma meydana gelmiştir. Toplam sapma oranının ise yüzde 29 olduğunu görmekteyiz. Sonuçta üniversite bütçelerine genel bütçeden kaynak tahsislerinin, sorunsuz bir şekilde uygulanmakta olan İtalyan modeli çerçevesinde yapılması gerektiği Yükseköğretim Kurulu ve ilgili bakanlıklara önerilmiştir. Anahtar kelimeler: Yükseköğretimin maliyetleri, yükseköğretimin finansmanı,finansman kriterleri, bütçe ile finansman, İtalyan modeli