Theses supervised by Prof. Dr. Recep Kök
15 theses · Dokuz Eylül University
Türkiye'de istihdamın yayılma etkisi: Alt endüstriler, karşılaştırmalı imalat sanayi örneği: 1989-2010
Bu çalışmada; Türkiye'nin istihdam yapısını nitelikli işgücü temelinde ortaya koymak, istihdam yaratmayan büyümenin varlığını tespit etmek adına büyüme-istihdam ilişkisini incelemek ve Kaldor-Verdoorn yasasından yola çıkılarak tarafımızdan kurulmuş temel hipotezleri, üç sektör teorisi düzeyinde ve imalat sanayii özelinde test etmek amaçlanmıştır. Bu hipotezlerden ilki, Kaldor-Verdoorn Yasası çerçevesinde GSYİH ve sanayi sektörü üretimi arasında aynı yönlü ilişkinin varlığını vurgular. Yine yasa çerçevesinde belirtilmiş olan ikinci hipotez ise, sanayi üretim artışı ile işgücü verimlilik artışı arasında kuvvetli bir ilişkinin varlığını açıklar. Üçüncü hipotez ise ölçeğe göre artan getiri yaratan endüstrilerin, ?nitelikli? istihdam yarattığını ve sanayide artan verimliliğin diğer sektörler üzerinden de nitelikli istihdamın yayılma etkisini yarattığını belirtir.? Son hipotezimiz ise, Türkiye ekonomisinin 1989-2010 döneminde istihdam yaratmayan bir büyüme hızına sahip olduğu yönündedir.Bu çalışmada ilk önce üç sektör düzeyinde Granger nedensellik testinden, Engle & Granger eşbütünleşme analizinden ve endüstri düzleminde panel veri analizinden yararlanılmıştır. Ardından elde edilen ekonometrik model tahmincileri, tarafımızdan hesaplanmış verimlilik temelli indeks göstergesi yardımıyla karşılaştırmalı biçimde yorumlanmıştır. İndekse konu olan veri tabanı, istihdamın GSYH içindeki sektörel payının, istihdam içindeki payına oranı olarak hesaplanmıştır. Daha sonra ise Türkiye imalat sanayi alt sektörleri düzeyinde (TİSAS) panel veri analizi ile imalat sanayi alt sektörlerinde istihdamın yayılma etkisinin varlığını test edilmiştir.Bu çalışmanın sonuçlarına göre Türkiye'de Kaldor Verdoorn yasası geçerlidir. Ancak sanayi sektörünün istihdam yaratıcı/olumlu etkisi, diğer sektörler üzerinde beklenen yayılma etkisini doğurmamaktadır. Dolayıyla Türkiye ekonomisi istihdam yaratmayan bir büyüme olgusu içindedir. Her iki yöntemin analitik bulguları birbirini doğrulamaktadır. Diğer taraftan imalat sanayi alt sektörlerinde de istihdam yaratıcı etki, sanayi sektöründe olduğu gibi istenilen düzeyde güçlü değildir ve beklenen yayılma etkisi görülememektedir. Bu bulgular, yeni politika üretilmesinin önemini ortaya koymaktadır.Anahtar Kelimeler: Kaldor-Verdoorn Yasası, Üç Sektör Teorisi, İmalat Sanayi Alt Sektörleri, İstihdan Yaratmayan Büyüme, Verimlilik, İstihdam Politikaları
Türkiye imalat sanayisinde ölçek etkisi: Stokastik Meta-Frontier analizi
Bu çalışmanın temel amacı Türkiye imalat sanayinde faaliyet gösteren firmaların etkinlik göstergelerinden hareketle, ölçek farklılığının firma performansı üzerindeki etkisini analiz etmektir. Bu amaç doğrultusunda çalışmanın temel hipotezleri şudur: ?Grup analizine göre büyük ölçekli firmalar, küçük ölçekli firmalara göre daha etkindir? ve ?firmalar arasındaki teknoloji açığı endüstriyel etkinlik farkına yol açmaktadır?.Çalışmaya konu olan veri tabanı, İstanbul OSB'lerine ait anket bulgularından(2006); 2005-2010 dönemine ait Türkiye imalat sanayisinde faaliyet gösteren İMKB'ye kayıtlı firmaların bilânço ve gelir tablolarından sağlanmıştır. Betimsel analizlere yönelik veri tabanı ise TÜİK ve TKB'den elde edilmiştir. Analiz yöntemi olarak stokastik frontierin yanı sıra meta-frontier analizlerinden yararlanılmıştır.Özetle Çalışmanın analitik bulguları bir bütün olarak değerlendirildiğinde, GİTAS ve PKPAS hariç, diğer alt sektörlerde ölçeğe göre artan getiri koşullarında yapılan üretim etkinsizliği önemli ölçüde optimal üretim ölçeğinin altında yürütülen faaliyetlerden kaynaklanmaktadır.Anahtar Kelimeler: Teknik Etkinlik, Teknoloji Açığı, Stokastik Frontier Analizi, Meta-Frontier, Türkiye İmalat Sanayi
Yükseköğretimde fayda-maliyet yönlü bir yaklaşım: Türkiye örneği (2002-2006-2010)
Yetişmiş insan gücü bir diğer adıyla beşeri sermaye ülkelerin ekonomik ve sosyal refahının arttırılmasında çok önemli bir yere sahiptir. Bireylerin yeterli bilgi ve becerilerle donatılarak topluma kazandırılmasında eğitim özellikle yükseköğretim en önemli araçlardan biridir. Yükseköğretim yetişmiş insan gücünü topluma kazandırmanın ve sosyal refahı arttırmanın yanında bireylerin elde ettiği gelir düzeyini iyileştirmesiyle de bireysel refaha katkıda bulunmaktadır. Yükseköğretimin topluma ve bireylere olan bu faydaları bireylerin yükseköğretim talebini her geçen gün arttırmaktadır.Yükseköğretimin faydalarının yanında devletin ve bireylerin katlanmak zorunda olduğu belli maliyetleri de vardır. Eğitim maliyetleri, eğitim uzmanları ve politikacılar bakımından son derece önemlidir. Eğitim programlarını yapan eğitimcilere ve bireylere yol gösterecek analiz yöntemlerinden biri fayda-maliyet analizidir. Yükseköğretime devam etmenin olası kar ve faydalarını ölçmeye yönelik fayda-maliyet analizi; bir eğitim projesinin ekonomik karlılığını değerlendirmek için katlanılan maliyetler ve ekonomik faydaları karşılaştıran yatırım değerlendirme ölçütüdür.Bu çalışmada; fayda-maliyet analizinden yararlanılarak yükseköğretimin bireylere ve devlete olan fayda ve maliyetleri incelenmeye çalışılmıştır. Çalışmada 2002-2006-2010 yıllarına ait verilerden yararlanılarak o yıllara ait analizlere yer verilmiştir. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde kurumsallaşma yaklaşımları ve refah ilişkileri teorik olarak ele alınmaktadır. İkinci bölümde Türkiye'de yükseköğretimin yapısı ve tarihsel gelişimi incelenmiştir. Son bölümde öncelikle eğitim yatırımlarının sosyal maliyet ve fayda analizi ve analizin refah temeli incelenmekte ve çalışmanın amacı doğrultursunda ilgili yıllara ait veriler yardımıyla analiz sonuçlarına ulaşılmış ve gerekli değerlendirmeler yapılmıştır.Anahtar Kelimeler: Kurumsallaşma, Türkiye'de YÖK, Yükseköğretim de Fayda-Maliyet Analizi, Eğitimin Refah Yaratıcı Etkisi.
Endüstriyel genişleme yolu: Demir Çelik Endüstrisinde etkinlik analizi (2000 - 2011)
Bu çalışmanın amacı, rekabet gücünün temel dinamiklerini referans alarak teorik çerçevenin rehberliğinde etkinlik ölçme yöntemlerini incelemektir. Temel amacı ise, uygulamalı literatüre katkı sağlayacak yöntemleri içselleştirmek, Türkiye Demir Çelik Endüstrisi?nde yer alan firmaların kısa (statik) ve uzun (dinamik) dönem bireysel performanslarını etkinlik ölçütleriyle hesaplamak ve şirket birleşmeleri (merger) yöntemiyle de endüstrinin genişleme yolu üzerinden firmaların gelecekteki performanslarının iyileşme potansiyelini ortaya koymaktır. Bu amaç doğrultusunda çalışmanın temel hipotezleri şu şekilde sıralanabilmektedir: 1)Endüstride yer alan firmalar, yarı-sabit girdilerini (sermaye stoğu), uyarlama maliyetine maruz kalmadan bir dönem sonraya aktarabiliyorsa, yarı-sabit girdilerin yatırımına yönelik kaynak tahsisi problemiyle karşılaşmazlar. Bu durumda etkinsizliğin kaynağı kısa dönemlidir. Kısa dönemli politikalar önerilmelidir. (vice versa) 2)Endüstride yer alan firmalar arasında gerçekleştirilecek olası bir birleşme, hem birleşen hem de pozitif dışsallık sayesinde dışarıda kalan firmalara potansiyel bir kazanç sağlamaktadır. Çalışmaya konu olan veri tabanı, 2000 - 2011 dönemine ait Türkiye imalat sanayisinde faaliyet gösteren İMKB?ye kayıtlı firmaların bilanço ve gelir tablolarından sağlanmıştır. Uygulamada etkinlik ölçme tekniklerinden Statik VZA, Dinamik VZA ve simulasyon temelli Bootstrap VZA yöntemleri kullanılmıştır. Burada teorik çerçevede yer alan statik ve dinamik etkinlik üzerine uygulamalı literatür değerlendirilmiştir. Çalışmamızda uygulamaya konu olan demir çelik endüstrisindeki yatay birleşmelerden doğan etkinlik skorları, analizde yer alan birleşme öncesi firmalara ait statik ve dinamik etkinlik skorlarıyla karşılaştırılmıştır. Buna göre endüstride yer alan firmalar arasında gerçekleştirilecek olası bir birleşmenin, hem birleşenler hem de dışarıda kalan firmalara potansiyel bir kazanç sağladığı görülmüştür. Bu sonuçlar yukarıda belirtilen her iki hipotezi doğrulamaktadır. Anahtar Kelimeler: Rekabet Gücünün Dinamikleri, Statik Etkinlik, Dinamik Etkinlik, Birleşme
Hanehalkının genel sağlık sigortasından yararlanabilirliği: Gaziemir örneği temelli ihtimaliyet yaklaşımı
Hizmet endüstrisinde, Genel Sağlık Sigortası, iktisat alan yazınında son yıllarda yoğun bir ilgiyle izlenen konulardan birisidir. TC Hükümetlerinin Genel Sağlık Sigortası kapsamını genişletmesi nedeniyle hanehalkının gelir tespitinin yapılması ve uygulama sonuçlarının izlenmesi, sağlık alanındaki politika başarısını test etmeyi gerekli kılacak araştırmaların önemini daha da artırmıştır. Bu çalışmanın amacı, kamusal fonlar aracılığıyla transfer harcamalarından yararlanan yoksul hanehalkının (sosyal güvencesi olmayan) istihdam edilebilirliğine bağlı olarak, genel sağlık sigortası kapsamından (G0 olma durumundan) çıkarılma ihtimaliyetini araştırmaktır. Bu çalışma, binary modelleme niteliğinde olup, ilgili model üzerinden gelecek yıllara yönelik öngörü yapabilme yönüyle politika üreticilerine yardımcı olabilecek bir çalışma olarak planlanmıştır. Çalışmanın örneklemine esas oluşturan veri tabanı, İzmir/Gaziemir Kaymakamlığı uygulama prosedürünü kapsayan birincil verilerden (Anket) sağlanmıştır. Bu araştırma sonuçları, ?Hanehalkı gelirlerindeki artışın yanı sıra, diğer niteliksel faktörlerdeki iyileşmeler, devletin genel sağlık sigortasından doğan ilave transfer harcamalarını azaltır? hipotezini kısmen doğrulamaktadır. Anahtar Kelimeler: Tüketiciyi Koruma, Hanehalkı Davranışı, Dışsallıklar, Transfer Harcamaları, Binary Modeller (Logit Model)
Finans endüstrisinde karşılaştırmalı organizasyonel etkinlik: Türkiye örneği
Gelişmekte olan ülkelerde mevcut sermayenin etkin kullanılamaması ve yaşanan küresel düzlemdeki finansal krizlerle birlikte, finansal endüstrilerin etkinliği tartışmaları giderek yoğunluk kazanmıştır. Sermayenin yatırımlara dönüştürülmesi sürecinde fonların endüstriler arasında etkin olarak dağıtılmasının önemi kadar, endüstrinin kullandığı girdi ile çıktıları arasındaki fonksiyonel ilişkinin her bir endüstrinin kendi ölçeğinde rekabet edebilirliğinin bir ölçütü olması, makro düzlemde politika önermelerinin geliştirilmesine katkı sağlayacaktır.Bu bağlamda bu çalışmanın amacı, Türk finans endüstrisine yönelik her bir karar alma biriminin endüstri içerisindeki rekabet edebilirliğini, yönetim etkinliğinden hareketle analiz etmek, endüstrilere ilişkin literatürden çıkarılmış ve tarafımızdan kurulmuş hipotezleri test ederek politika önerileri geliştirmektir. Bu amaca bağlı olarak, Türk finans endüstrisinin içinde bulunduğu tehdit ve fırsatlara yönelik uluslararası etkileşimin incelenmesi ve endüstrideki her bir alt endüstrinin (Türk Bankacılık Endüstrisi, Türk Sigortacılık Endüstrisi, Türk Yatırım Fonları) ülke içindeki konumunun analizi, çalışmanın ana konusunu teşkil etmektedir. Bu çerçevede, çalışmada üç yöntemden yararlanılmıştır. Endüstrideki her bir karar biriminin önce DEA Yöntemiyle teknik etkinlik düzeyleri ve DEAMalmquist İndeksiyle de TFV hesaplanmış, sonra Tobit Modeli ile endüstrinin etkinsizlik kaynakları araştırılmıştır. Bunlara ilaveten, anket uygulaması tekniği ile üst düzey yöneticilerden sağlanmış bilgiyle non parametrik ve parametrik yöntemlerle elde edilmiş bulgu birlikte değerlendirilmiştir. Çalışmanın sonuçları toplulaştırılmış hipotezler bağlamıyla Türkiye özelinde Post Keynesyen yaklaşımın geçerli olduğunu, ölçek avantajının ortaya çıktığını, konsolidasyona giden karar alma biriminin etkinliğinin arttığını ve firmalara özgün organizasyonel yapı ve piyasa yapısı kriz dönemlerinde dışsal şoklardan etkilenerek endüstriyel etkinliği azalttığını göstermektedir. Ayrıca kriz dönemlerinde, yönetimin başarısına rağmen Türk finans endüstrisinde önemli bir etkinsizlik sorunu olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Elde edilen bu sonuçlar bağlamında politika yapıcılarının yeni açılımlarına fırsat verilebilecek öneriler geliştirilmiştir.
Çevresel etkinlik analizi: Kuznets eğrisi yaklaşımı
Bu çalışmada çevre kavramı, çevre sorunları, çevre kirliliğinin nedenleri, çeşitleri ile çevre ve ekonomi arasındaki ilişki araştırılmıştır. Çevre ve ekonomi arasındaki ilişkiyi açıklamada dışsallıklar önemli bir yere sahiptir. Bu nedenle çalışmada çevre kirliliğinin neden olduğu dışsallıklar, türleri ve dışsallıkların tazminine yönelik olarak alınacak önlemler ve çözüm önerileri incelenmektedir.Çalışmanın uygulama kısmında Türkiye'de illere ilişkin Çevresel Kuznets Eğrisi Yaklaşımının geçerliliği incelenmektedir. Gelir ile hava kirliliği arasındaki ilişki illerde yapılan hava kirliliği ölçümleri kullanılarak ve panel veri tahmin yöntemi kullanılarak incelenmektedir. Panel veri modelinde, 1990-2000 yılları arasında 56 ilde yapılmış olan Kükürt dioksit (SO2) ve Partikül Madde (PM10) ölçümleri kullanılmaktadır. Panel veri modeli tahmin sonucunda Kükürt dioksit ve Partikül Madde emisyonlarının gelir ile ilişkisi N şeklinde olduğu bulunmuştur. Bu çalışmanın temel bulgusu; bu araştırma Türkiye'de hava kirliliği açısından Çevresel Kuznets Eğrisi hipotezini desteklemektedir.
İMKB' de faaliyet gösteren yabancı ortaklı firmaların etkinlik analizi: İmalat sanayi örneği (1996-2004)
İmalat Sanayi firmaları üzerinden, hisse senetleri İMKB'de kota olan doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının etkinlik bağlamında firma performansı üzerindeki etkilerinin ortaya konulmasının hedeflendiği bu çalışmada, yabancı ortağı bünyelerinde barındıran ve yabancı ortağı olmayan altı farklı endüstriye ait muhtelif firmaların performansları kıyasa tabi tutulmuştur. Bu noktadan hareketle, öncelikle etkinlik analizi için non-parametrik yöntemlerden Veri Zarflama Analizi seçilmiş, serilerin durağanlığının tespiti için ekonometrik yöntemlerden panel birim kök testleri, ardından aralarında bir ilişki mevcut olup olmadığının belirlenmesi için Granger nedensellik testi, bir ilişki mevcutsa yön ve kuvvet tayini için Spearman ve Pearson Korelasyon testleri kullanılmıştır. Çalışmanın uygulama bölümünden elde edilen bulgulara göre, teknolojik değişmesi en yüksek firmalar yabancı ortaklı iken, süper etkinlik, teknik etkinlik, teknik etkinlikteki değişme ve TFV'ndeki en yüksek değerlere sahip firmalar yerli firmalar çıkmıştır. Nedensellik testi ve korelasyon testi sonuçlarına göre ise, yabancı ortak payı ve etkinlik düzeyleri arasında bir ilişki yakalanamamıştır. Zira, korelasyon testleri de bu sonucu doğrular niteliktedir.
Avrupa Birliği sürecinde Türk bankacılığının rekabet gücü
Devam etmekte olan küreselleşme bir taraftan rekabetin kapsamı ve yoğunluğunu artırırken, diğer taraftan, geçerliliği ve ölçülmesi konusunda farklı görüşlerin bulunduğu rekabet gücü kavramının değişik kesimlerde sıklıkla tartışılmasını gündeme getirmiştir. Bu çerçevede, finansal doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının ve finansal bütünleşmenin artması; özellikle gelişmekte olan ülkelere yönelik Üçüncü Dalga Bankacılık kapsamındaki ÇUB'ın yakından izlenmesini ve küresel finansal krizin yaşandığı günümüzde ulusal bankacılık endüstrilerinin rekabet gücünün bilinmesini önem kazandırmıştır.Türkiye'nin AB'ne tam üyelik sürecinin ve küresel koşulların sağladığı uygun ortamın etkisiyle, benzer diğer ülkelerde olduğu gibi ülkemize yönelik ÇUB'lık faaliyetlerinde de son yıllarda hızlı artışlar olmuştur. Henüz önemli boyutlarda olmamakla birlikte; çoğunluğu AB ülkeleri kökenli yabancı sermayeli bankaların kısa sürede endüstride elde ettikleri pay ile potansiyel yeni banka satın almalarının varlığı yanında ÇUB'ın ev sahibi ülkelere yönelik olası önemli etkileri finansal bütünleşmenin ülkemizde değişik kesimlerde de tartışılmasına neden olmaktadır. ÇUB banka girişlerine ilişkin politika tercihlerinin bulunmadığı koşullarda, ÇUB karşısında ulusal bankaların faaliyetlerini devam ettirebilmeleri rekabet güçlerinin yeterliliğiyle yakından ilgili olmaktadır.Bu çalışmada TBE'nin rekabet gücünün etkinlik göstergeleriyle ölçülmesinde parametrik olmayan VZA yöntemi kullanılmıştır. ÖDG varsayımının ve girdi-çıktıların belirlenmesinde aracılık yaklaşımının benimsendiği analizde; endüstrinin 2002-2007 dönemi teknik etkinliğindeki gelişme, ölçek büyüklüğünde etkinliğin değişimi, ölçek etkinliği ve aynı çevre koşullarındaki ulusal ve yabancı sermayeli bankaların etkinlikleri karşılaştırılmıştır. Etkinliğin kaynakları ise Malmquist TFV Endeksiyle belirlenmiştir. Ayrıca Türk ve AB ülkeleri bankacılığının rekabet güçleri betimsel çerçevede analiz edilmiş ve politika önermeleri geliştirilmeye çalışılmıştır.Anahtar Kelimeler: TBE, Rekabet Gücü, ÇUB'lık, Veri Zarflama Analizi ve Etkinlik
Ekonomik regülasyon modelleri ve özelleştirme üzerine dışsallık-içsellik analizleri: Türkiye örneği (1980-2006)
1970'li yıllarda yaşanan stagflasyon krizinin ve Neo-liberal politikaların etkisiyle Kamu İktisadi Teşebbüsleri'nin (KİT) mevcut kaynakları etkin kullanamadıkları görüşü işlenmeye başlanmıştır. Bu bağlamda, özelleştirmenin rasyonalitesi hala tartışıla gelmekte, KİT'lerin piyasa mekanizmasının dinamiklerinden hangi ölçüde yararlanabildiği ve KİT ekonomilerinin hangi ölçüde toplumsal refah kayıp veya kazancına yol açtığı konusunun dünya literatürü çerçevesinde işlendiği bilinmektedir. Ancak son 40 yılı içine alan dönemde yapılan özelleştirme uygulamaları değerlendirilirse, öngörülen ideal kaynak tahsisinin sağlandığı iddiası 2008 küresel krizi ile birlikte yeniden sorgulanmaya başlanmıştır. Hatta krizin tartışıldığı her zeminde iktisatçılar ve siyaset bilimcileri arasında ?Kapitalizmin sonu mu?? sorusu, ana gündemlerden biri olarak yerini korumaktadır.Bu çalışmanın amacı, özelleştirmeye konu olan KİT'ler den seçilmiş endüstri örneğinden hareketle, Türkiye açısından ortaya çıkan potansiyel refah kazanç/kayıpların kısmi analizini yapmak ve iktisadi karar birimlerinin politika geliştirmesine katkı sağlamaktır. Bu çalışmanın amaç ve yönteminde belirtiltildiği üzere, Çimento, Petrol, Demir Çelik ve Sigorta Endüstrilerinde yer alan özelleştirilmiş KİT'lere ilişkin, ikincil veri tabanı kullanılarak özelleştirme öncesi ve sonrasını kapsayan Toplam Faktör Verimliliği (TFV) ölçülmüştür. Elde edilen bulgular, özgün bir yaklaşımla (Bilanço Temelli Kök-Kara Yaklaşımı) değerlendirilmiş ve özelleştirmenin ölçülebilir net sosyal fayda-alternatif maliyet (NSF) büyüklüğü, ilk kez Türkiye örneğinden hareketle hesaplanmıştır. Ayrıca, NSF'nin belirleyenleri Panel-SUR yöntemiyle modellenerek analiz edilmiştir. Çalışmanın stokastik ve bilanço temelli model sonuçlarına göre, bazı endüstriler/firmalar açısından özelleştirmenin gerekliliği, bazıları açısından ise özelleştirmenin ülke açısından kısmi refah kaybına neden olduğu tespit edilmiştir. Bu çerçevede politika yapıcıların yeni açılımlarına fırsat verilebilecek öneriler geliştirilmiştir.
Bankacılık endüstrisinde rekabet döngüsü: Avrupa Birliği örneği
Bu çalışmada bankacılık endüstrisinde rekabet döngüsü analizleri "endüstriyel etkinlik, endüstriyel istikrar ve endüstriyel sürdürülebilirlik" ölçütleri temelinde ayrı ayrı ele alınmaktadır. Bu çalışmanın ana amacı, bankacılık endüstrisinin faaliyet pratiğini incelemek, endüstriyel rekabet gücünün ölçülmesini referans alan uygulamalı literatürü değerlendirmek, ölçme tekniklerinden hareketle yeni bir indeks oluşturmaya yönelik yeni bir yöntem önerisinde bulunmaktır. Burada maliyet etkinliği, Z skoru ve rekabet ölçme yöntemlerinden yararlanılmakta, Avrupa Birliği veri tabanı (2006-2014) "Bankscope" üzerinden sağlanmaktadır. Birinci bölüm Avrupa Birliği ülkelerinde maliyet ve kar etkinliği analizini kapsamaktadır. Elde edilen sonuçlar, tarafımızdan kurulan "bankacılık endüstrisinde kaynak kullanım tercihi ne kadar maliyet etkin ise AB ülkelerinin endüstriyel faaliyeti o ölçüde Tek Pazar kararını desteklemektedir" hipotezini doğrulamakta ve Avrupa Merkez Bankası raporlarındaki beklentilerle de bir uyumluluk sergilemektedir. İkinci bölümü Avrupa Birliği ülkelerinde finansal istikrar ve sürdürülebilir rekabet gücünü kapsamaktadır. Araştırmanın ikinci hipotezi şu şekildedir: "Bankacılık endüstrisi ne kadar istikrarlı ise endüstride faaliyet gösteren firmaların sürdürülebilir faaliyet düzeyi birbirini o derece yakınsamaktadır". Buna göre yakınsama parametresinin negatif ve bankacılık sisteminin istikrarını temsil eden Z skoru parametrenin pozitif olması, bankacılık sistemi için istikrarlı bir v yapının geçerliliğinin likiditenin sürdürülebilir olması koşuluyla sağlanabileceğini göstermektedir ki, bu sonuç da hipotezi doğrulamaktadır. Çalışmanın genel hipotezi ise "bankacılık endüstrisinde etkinlik, istikrar ve sürdürülebilirlik ölçütleri veri iken; her bir karar alma biriminin kaynak kullanım tercihi uyarlamalı (Borda kuralı) indeks hesabıyla sıralanabilirse; o endüstride yıllık Küresel Rekabet Döngüsü İndeksi de hesaplanabilir" şeklinde kurulmuştur. İndeks oluşturma süreci aşamalı (iterativ) bir yöntem izlenerek; her bir bankanın rekabet döngüsünü temsil eden alt bileşenlere ait etkinlik, istikrar, sürdürülebilirlik indeksleri etkileşim boyutuyla toplulaştırılmakta; 2006 baz yılı temelli Küresel Rekabet Döngüsü indeksi elde edilmektedir. Özetle, ölçme tekniklerinden hesaplanmış rekabet ölçme sonuçları, iktisadi tercih teorisi zeminine oturtulmaktadır. Literatürde rekabet gücüne yönelik sosyal bir teorinin bulunmadığı şeklindeki eleştirilere cevap olacak yeni bir yöntem arayışıyla hem tezin özgünlüğü artırılmakta hem de sorunların çözümüne kısmi bir katkı sağlanmaktadır.
Türk imalat sanayisinde birleşme ve satın almaların teknolojik yayılma üzerine etkisi (2005-2019)
Bu çalışmanın temel amacı tarafımızdan kurulan "Türk imalat sanayisinde birleşme ve satın almalar, teknolojik yayılma yoluyla toplam faktör verimliliğini artırır" şeklindeki hipotezimizi test etmektir. Burada verimlilikteki artışın üretim üzerindeki etkisi, Cobb-Douglas üretim fonksiyonu yardımıyla analiz edilmektedir. Çalışmada Türk imalat sanayinin önemi betimsel bir yaklaşımla ele alınmaktadır. Ardından birleşme ve satın almaların küresel ölçekteki etkisi ve ülke ekonomisine katkıları literatür çerçevesinde incelenmektedir. Çalışmada kullanılan veri tabanı Borsa İstanbul'a kayıtlı firmalar arasından sağlanmaktadır. Burada Ernst&Young'ın Birleşme ve Satın Almalar Raporları ile Rekabet Kurumu Raporlarından yararlanılmaktadır. Örneklem 139 firma arasından "imalat sanayii alt sektör ayrımı" temelli 97 firmadan oluşmaktadır. Bu firmalardan 41'i birleşme ve satın alma kapsamına girmektedir. Uygulama kısmında çalışmanın hipotezi test edildiğinde, panel veri analizi tekniğiyle önce dirençli tahminciler elde edilmektedir. Analiz yöntemi sonuçlarına göre, hipotezimiz yedi endüstriden "Dokuma, giyim eşyası ve deri endüstrisi", "Gıda, içki ve tütün endüstrisi", "Kimya endüstrisi" , Metal eşya, makine ve teçhizat, ulaşım aracı, ilmi ve mesleki ölçme aletleri endüstrisi" ve "Metal ana sanayi" olmak üzere beşinde reddedilirken; "Kâğıt, kâğıt ürünleri ve basım endüstrisi", "ve "Taş ve toprağa dayalı endüstrisi" olmak üzere ikisinde kabul edilmektedir. Anahtar Sözcükler: Üç Sektör Teorisi, İmalat Sanayisinde Birleşme ve Satın Almalar (M&A), Teknoloji Transferi ve Yayılma Etkisi
Karşılaştırmalı tüketim fonksiyonları üzerinden gelir dağılımı-hanehalkı harcamaları ilişkisi: Avrupa Birliği örneği
Gelir dağılımı-tüketim harcamaları ilişkisini analiz eden bu çalışma, üç kısımdan oluşmaktadır. Birinci kısımda, AB üyesi ve müzakere sürecinde bulunan ülkeleri kapsayan örneklem üzerinden, tüketici davranışlarının hangi teorik yaklaşımla temsil edildiği araştırılmaktadır. Dünya Bankası, Uluslararası İskân Bankası (BIS) ve Avrupa İstatistik Ofisi (EUROSTAT) tabanlarından elde edilen veriler kullanılarak, geleneksel tüketim fonksiyonları tahmin edilmektedir. Bu kısımda küresel ölçekte, gelir ve tüketim gibi makroekonomik değişkenlerin normal dağılmadığı bilgisi altında; gamma dağılımı varsayımı çerçevesinde Genelleştirilmiş Doğrusal Model (GLM) tahmincileri elde edilmiş; ele alınan ülkelerde örnekleminde sürekli gelir hipotezinin geçerli olduğu görülmüştür. Çalışmanın ikinci bölümünde, hanehalkı tüketim harcamaları on iki (12) kategori üzerinden mikro veriler üzerinden incelenmektedir. Burada "Gıda Harcamalarının Gini Esnekliği –1'dir" hipotezi test edilmekle birlikte, her bir harcama kategorisinin gelir dağılımı esnekliği de ayrıca tahmin edilmektedir. Elde edilen GLM tahmincilerine göre, AB (15) örnekleminde gıda harcamalarının Gini esnekliği -0,2'dir. Gelir dağılımında meydana gelen kötüleşmenin gıda, giyim ve konut gibi zorunlu harcamaları azalttığı; mobilya, eğlence ve eğitim gibi lüks harcamaları ise arttırdığı saptanmaktadır. Toplam tüketim harcamalarının yaklaşık %50 oranında zorunlu kategorilere ayrıldığı düşünüldüğünde, gelir dağılımında meydana gelen bozulmanın toplam talebi doğrudan etkilediği ifade edilebilir. Dolayısıyla, toplam talepte istikrarı hedefleyen politikaların, daha iyi gelir dağılımını hedeflemesi bir gerekliliktir. Çalışmanın üçüncü bölümünde, küresel ölçekte gelişmiş ülkelerden azgelişmiş ülkelere doğru kaynak aktarım mekanizmasının çalıştığı bir yöntem sınamasına yer verilmektedir. Burada Kök-Çetin yaklaşımı içerikli "Kısmen Uyarlanmış Bölüşüm Modeli" EUROSTAT veri tabanlarından sağlanan veriler üzerinden, uygulamalı olarak test edilmektedir. Palma oranı ve İnsani Gelişme Endeksi (İGE) yardımıyla oluşturulan "Bileşke Endeks" üzerinden elde edilen göstergelere göre, en düşük gelirli %40'lık dilimin gelir payında ortalama %0,57 oranında bir artış, en yüksek gelirli %10'luk dilimin payında ise %0,06 oranında bir azalma olgusu önemli bir sonuç olup gelir dağılımını iyileştirilebilecek bir yöntem önerisi ortaya konulmaktadır.
Yabancı dil öğretiminin bireysel maliyeti ve doğurdugu fırsatlar: Bir saha araştırması üzerine probit modeli
Bu çalışma ülkemizde yabancı dil eğitimi almak isteyen öğrenciler ve / veya her uzmanlık alanı için önemli ölçüde dil bilme yeterliliği ile ilgili belgeye sahip olmak isteyen, merkezi sistem (ÖSYM) adaylarının, formel eğitim ve öğretim dönemlerinde yeterli yabancı dil düzeyine ulaşamamalarının nedenini, özel kurumlardan (özel öğretim kursları) destek eğitimi alan anketörlerin algıları çerçevesinde, başarı olasılıklarını incelemektedir. Bu çalışmanın temel amacı, yabancı dil öğreniminde katlanılan zaman ve ekonomik maliyetler veri iken; dil öğrenmek isteyenlerin ekonomik değer yaratma yarışına katılma ve/veya kurumsal temsil gücünü artırmaya yönelik çabaları anlamlı kılacak bir başarı olasılıklarını analiz etmektir. Çalışmanın örneklemine esas oluşturan veri tabanına, İzmir özelinde Özel Konak Yabancı Dil Kursu yetkilileriyle temas kurularak erişilmiş; 2010-2017 dönemi içinde aktif eğitim almış kursiyerlere anket uygulaması yapılmış ve birincil veriler elde edilmiştir. Çalışma, binary modelleme niteliğinde olup, Probit modelin tahmincilerinden yararlanılmıştır. Çalışmada "temel eğitimde müfredat yetersizliği, öğrencinin ilk ve orta öğrenim düzeyinde kabiliyet ve yeteneğinin referans alınmaması, öğrenme yaşına yönelik zamanlama hatası, uzmanlıkta yeterliliği sağlayacak dil öğretmeninin olmaması, Türkiye özelinde yabancı dil başarısını azaltır" hipotezi, model bulguları çerçevesinde kabul edilmiştir. Kısaca erişilen analitik bulgular çerçevesinde, politika yapıcılarına yönelik öneriler geliştirilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: YDS, YÖKDİL, Dil Öğretimi Başarı İhtimaliyeti, Probit Model.
Askeri harcamaların büyüme üzerine etkisi: OECD örneği(1996-2016)
Çalışmanın temel amacı, askeri harcamaların teknoloji veya pozitif dışsallık üzerinden büyümeyi uyarıcı etkisinin araştırılması hususudur. Uygulamalı literatürde yaygın bir şekilde işlenmiş olan bu tez, uzun dönemli iktisadi büyümenin asıl bileşenleri olan sermaye birikimi ve teknolojik gelişmenin, transfer niteliğindeki askeri harcamalar değişkeninin ne ölçüre ve nasıl etkileştiğini araştırır. Bu bağlamda, 33 OECD ülkesinin gözlem değerleri işlenerek elde edilmiş veriler, GSM ve Feder-RAM teorik temelli modeller üzerinden Sistem GMM yöntemiyle tahmin edilmiştir. Ülkemiz açısından bu tezde varılan analiz sonuçları rehberliğinde yapılabilecek değerlendirmede, savunma sanayiinin gelişip güçlenmesi şekillenen savunma endüstrisi, askeri harcamaların kompozisyonlarında önemli değişikliklere neden olduğundan büyümeye yaptığı katkının olumlu olduğu hususunun dikkate alınması ile politika yapıcılarının bu yapılan çalışmayı değerlendirmiş olması tarafımızca bir kazanç sayılacaktır.