Prof. Dr. Selami Şimşek danışmanlığındaki tezler

10 tez · Gümüşhane University

Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sultan Veled'in hayatı, eserleri ve tasavvufî görüşleri

Sultan Veled 13 ve 14. asırda yaşamış bir mutasavvıf şâirdir. Babası Anadolu'nun dört büyük kutbundan biri olan meşhûr Mevlânâ Celâleddin Rûmî'dir. O, başta babası Mevlânâ olmak üzere Seyyid Burhâneddin Muhakkık Tirmizî, Şemseddin Tebrîzî, Selâhahaddin Zerkûbî, Hüsâmeddîn Çelebi ve Bektemüroğlu Kerimüddin'den de tasavvufî terbiye görmüştür. Mevlânâ gibi aşk ve cezbe yolunu takip eden Sultan Veled, Mevlevîliği sistematize ederek bir tarîkat haline getirmiştir. Babasına olan derin sevgi ve bağlılığı, aynı zamanda teşkilatçı ve girişken yapıya sahip olması onun Mevlevîliği sistemleştirmesinde etkili olmuştur. O, aynı zamanda temkinli, mantıklı ve zamanın şartlarını gözeten bir Mevlevî büyüğüdür. Babasının mânâ mirasçısı olan Sultan Veled'in Dîvân, İbtidânâme, Rebâbnâme, İntihânâme ve Maârif adlı eserleri bulunmaktadır. Bu eserler Farsça'dan Türkçe'ye de tercüme edilmiştir. Çalışmamızda Sultan Veled'in eserleri çerçevesinde onun tasavvufî düşüncelerini anahatlarıyla ele alarak bu alanda var olan boşluğu doldurmak istedik. Onun tasavvufî düşüncelerini ise tarîkat mes'eleleri ile ilgili görüşleri, bazı tasavvufî hâllere dair görüşleri, din, ibâdet ve ahlâka dair bazı görüşleri şeklinde tasnif edip inceledik AnahtarKelimeler: Mevlânâ, Mevlevîlîk, Sultan Veled, Tasavvuf.

BiyografiMevlana Celaleddin-i RumiMevlevilik+2
Figen Poyraz
Gümüşhane University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tasavvuf ekseninde Sezai Karakoç'un Hızır'la Kırk Saat şiirinin analizi

Tasavvuf "İslâm'ın ruh hayatı ve İslâm Peygamber'inin şahsında temsil ettiği manevi otoritenin müesseseleşmiş ve günümüze kadar yaygınlaşarak gelmiş halidir." İslâm dini ve düşüncesi içinde önemli bir yere sahip olan tasavvufun ana kaynakları Kur'ân ve Peygamberin (a.s.) sünnetidir. Tasavvuf, İslâm'ın gerek manevi ve gerekse ruhani boyutunun tabii bir tezahürü olarak çıkmış, tasavvufun merkezi ıstılah ve âdâbı Kur'ân ve sünnete dayandırılmıştır. Türk edebiyatında çok sayıda tasavvuf ehli ve bunların kaleme aldığı eserler mevcuttur. Tasavvuf şiiri ya da diğer adıyla tekke şiirinin miladı Türkler'in İslâmiyet'i kabulüdür. Tekke edebiyatında tasavvufî düşüncede şeriata bağlılık ve şiddet-nefret yerine müsamaha ve sevgi her daim ön planda tutulmuştur. Bu dönemde yazıan şiirlerin bir bölümü öğretici niteikteyken bir bölümü ise, tasavvuf heyecanıyla yazılmış, aşkın hainden ve coşkunluğundan haber veren halkın hoşlanığı tipte şiirlerdir. Öğretici ve uyarıcı tarzda yazılan esererde zühd ve takva büyük yer tutarken rindane ve âşıkane olan şiirlerde lirizm ön plana çıkmsktsdır. Sezai Karakoç başta şiir olmak üzere, edebiyatın pek çok alanında eserler vermiş, eserlerinde metafiziği ön plana çıkarmış bir şahsiyettir. Edebî kişiliğinin yanı sıra, Karakoç çağımızın sorunlarını ortaya koymaya çalışan, bunlar üzerinde tartışan, sorunların neden ve sonuçlarını tespit etmeyi kendisine amaç edinmiştir. Karakoç'un hayat felsefesi, tespit ettiği sorunlara çözüm bulmak ve bu çözümleri eserleri vasıtasıyla başta okuyucuları olmak üzere toplumla paylaşmaktır. Sezai Karakoç, eserlerini verirken çok geniş bir yelpazeden beslenmiştir. Karakoç eserlerinde, çileyi, umudu ve sabrı da katarak insanı, toplumu, Müslümanları ve İslâm toplumunun içine düştükleri olumsuzluklardan kurtarmanın yollarını aramıştır. Bu çalışmada, Sezai Karakoç'un Hızır'la Kırk Saat şiirinde geçen kavramların tasavvufî manaları ortaya konulmaya çalışılmış ve Sezai Karakoç'un şiirde kullandığı tasavvufî kavramlara yüklediği manalar, Mevlânâ ve Yûnus Emre'nin tasavvufî düşünceleri ile karşılaştırılmıştır. Çalışmada, tasavvuf ekseninde şiirde geçen Allah, Peygamber, Kur'ân-ı Kerîm, vahiy, velî, Hızır, miraç, hicret, mahşer günü-diriliş, vb. dinî-tasavvufî kavramlar belirlenmiş ve Karakoç'un kavramları kullanış biçimi ile kavramlara yüklediği manalar ortaya konulmaya çalışılmıştır. Ayrıca şiirde, doğrudan tasavvufî kavram olarak kullanılmayan, ancak semboller ve imgeler ile aktarılan tasavvuf eksenindeki kavramlar da belirlenerek incelenmiştir.

Karakoç, SezaiTasavvufTasavvuf edebiyatı+6
Halil İbrahim Arslan
Gümüşhane University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
10
DoktoraAçık ErişimTR

Şeyh Muhammed Yahyâ Efendi ve Mir'âtü'l-Mübtedî adlı eseri (İnceleme-metin)

Tezin konusunu 19. yüzyıl Nakşibendî tarikatının Müceddidî kolu şeyhlerinden Seyyid Muhammed Yahya Efendi ve Mir'âtü'l-mübtedî isimli eseri oluşturmaktadır. Muhammed Yahya Efendi, 1822-1880 yılları arasında İstanbul'da yaşamıştır. Kendisi Otakçılar mevkiinde bulunan Mustafa Paşa Tekkesi'nde yaklaşık 32 sene şeyhlik görevini yürütmüştür. Muhammed Yahya Efendi'nin tam olarak nasıl bir eğitim aldığı bilinmemekle birlikte kaleme aldığı eserinden, Mustafa Paşa Tekkesi'nde tefsir, hadis ve fıkıh dersi vermesinden ve dönemin ilim muhitleriyle olan yakın ilişkisinden hareketle İslamî ilimler tahsil etmiş olduğu söylenebilir. Muhammed Yahya Efendi irşad faaliyetlerine ilaveten Mustafa Paşa Tekkesi'nde bir matbaa kurarak çok sayıda eserin basılmasına öncülük etmiştir. Bu yönü ile de Osmanlı ilim ve kültür hayatının gelişmesine katkı sağlamış bir kişidir. Muhammed Yahya Efendi, ihvanının kendisinden tarikat âdâbını anlatan bir eser yazmasını istemeleri üzerine Mir'âtü'l-mübtedî isimli eserini kaleme almıştır. Eserinin yazımını 16 Ocak 1876'da tamamlamıştır. Muhammed Yahya Efendi, Mir'âtü'l-mübtedî isimli eserinde âdâb konusunu sûrî âdâb ve mânevî âdâb olmak üzere iki kısma ayırarak anlatmıştır. Sûrî âdâba kısaca değindikten sonra eserinin geri kalan kısmında mânevî âdâba genişçe yer vermiştir. Eser, tarikata yeni giren kişilere seyr ü sülûklerinde yol gösterecek ve onların mânevî gelişimlerine katkı sağlayacak önemli bilgiler içermektedir. Muhammed Yahya Efendi, Mir'âtü'l-mübtedî isimli eserini klasik tasavvuf kaynaklarından elde ettiği bilgilerle ve kendi görüşleriyle yazmıştır.

AdabBiyografiMir'atü'l-Mübtedi+3
Zehra Serter Gökçek
Gümüşhane University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yabancı seyyahların eserlerinde tasavvuf kültürü

Seyahatnâmeler genel olarak bir seyyahın gezip gördüğü yerleri okuyucuda ilgi, merak ve iştiyak uyandıracak bir üslupla yani sözlerle resmettiği bir yazı türüdür. Seyahatnâmeler aynı zamanda tarihî, kültürel, sosyal, dinî, antropolojik ve coğrafî açıdan ait olduğu zamanın birer portresidir ve tarihin karanlık yanlarını aydınlatırlar. Tasavvuf Tarihindeki klasik sınıflandırmaya göre tasavvufu üç dönemde inceleriz. Hz. Peygamber (s.a.v), sahâbe, tâbiîn ve tebeu't tabiîn dönemlerinde fakr anlayışını temele alan Zühd Dönemi, yaklaşık olarak miladi 8. asırla başlayan Tasavvuf Dönemi ve son olarak 12. asır ve sonrasını kapsayan Tarikatlar Dönemi. İncelemiş olduğumuz seyahatnâmeler özellikle tarikatlar dönemine dair bilgiler içermektedir. Bu çalışmamızda, Şiblî Nu'mânî, İbn Battûta gibi müslüman seyyahlara ilave olarak Reinhold Lubenau, Jean Thévenot, Chardin, Tournefort, Nicolas de Nicolay, Heinrich Bart, Breüning gibi birçok gayrimüslim seyyah da incelendi, onların tasavvufa ve tasavvuf ehline bakış açıları yansıtıldı. Öncelikle yüzyıllara göre tasnif edilen seyahatnâmelerde, tasavvuf kültürüne ait ögeler incelenmeye çalışıldı. Bu bağlamda, eserlerde bahsedilen tekkeler, tarikatlar, sûfîler ve kerâmetleri seyyahın gezi güzergâhı dikkate alınarak derleyip sunulmaya çalışıldı. Ulaşabildiğimiz tasavvufî bilgiler içeren en eski seyahatnâme, 10. yüzyılda yaşamış ve gezmiş olan Ebu Dülef'e aittir. Sadece Ebû Yezîd Bistamî'nin kabrinden bahseder. Bu sebeple çalışmamızda müstakil bir yer vermedik. Tasavvuf kültürü açısından en zengin eser ise İbn Battuta Seyahatnâmesi'dir.

SeyahatSeyahatnameSeyyahlar+2
Canan Çolak Karahan
Gümüşhane University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tasavvufî düşüncede akıl meselesi

Akıl meselesi insanlığın varoluşundan bu yana her dönemde anlaşılmaya çalışılmış olup birçok bilim dalının konusu olmuştur. Felsefe, psikoloji, tarih, pozitif bilimler ve İslamî ilimlerin tamamına yakınında akıl kavramının hem kendini hem de yansımalarını görmek mümkündür. Tasavvuf ehline göre akıl yalnızca maddesel âlemi anlamak için yaratılmış bir meleke değildir. Aynı zamanda metafizik âlemi de daha açık bir ifade ile Allah'ı da anlamalı ve bilmelidir. Bunu yaparken aklın yetersiz kalacağına şüphe yoktur. Bu sebepledir ki sûfîler akılla beraber maddeden de ötesini anlayabilmek için farklı yöntemler geliştirmişlerdir. Bu yöntemlerin bir nev'î insanın kendi içine yaptığı bir yolculuk olarak görebileceğimiz keşf, ilham ve sezgi olduğunu söyleyebiliriz. İlk dönem sûfîleri akla; fıkıh, hadis, kelam âlimlerinden farklı bir mana vermemişler. Aklın ne olduğunu incelemeyle meşgul olmayıp sadece ilim ve ahlak alanında sağladığı faydalarına odaklanmışlardır. Maddî doygunluktan ziyade manevî doygunluğu önemsedikleri için aklı tanımlarken bu noktalar üzerinde durmuşlardır. Tasavvuf ehli için akıl, nefsi terbiye etmenin, cenneti kazanmanın kilit noktası olduğundan onlar aklı imandan sonraki ilk nimet olarak görmüşlerdir. Dolayısıyla akıl; Allah'ı tanımaya, ona şükretmeye ve Furkan sıfatına (iyiyi kötüden ayırt edebilme yetisi) sahip olmaya yarayan çok önemli bir meleke olarak görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Akıl, İlham, Keşf, Sezgi, Tasavvuf

Sümeyye Demir
Gümüşhane University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İmâm-ı Rabbâni'nin Şeriat ve tarîkat anlayışı

İmâm-ı Rabbâni İslam ahkâmı ile tasavvufu birleştirmiş önemli bir İslâm mutasavvıfı ve âlimidir. Ona göre tasavvuf, İslam dini dışında ayrı bir yol değil; bizzat İslam'ın emir ve yasaklarını kolayca ve ihlaslı bir şekilde yapılmasını sağlayan Yüce Allah'a sevgi ve yakınlık yoludur. O, "tarikat ve hakikati'' şeriatın üçüncü parçası olan "ihlas'' unsurunu tamamlamak ve ona hizmet etmek için gerekli olduğunu belirtmiş, tarikat ve hakikatten maksadın şeriatla ameli ihlaslı bir şekilde tamamlamak olduğunu söylemiştir. Tasavvuf yolunda bulunmanın amelleri yerine getirmede kolaylık sağladığını nefs-i emmâreden gelen tembellik ve isteksizliği yok etttiğini belirten İmâm-ı Rabbâni, tasavvufu sadece insanın imanının kuvvetlenmesi ve amelin ihlaslı bir şekilde yapılmasına yardımcı bir unsur olarak görmüştür. İmâm-ı Rabbâni; meşhur eseri Mektûbât'ında, insanların kıyamet gününde şeriattan sorumlu olacaklarını belirtmiş, "tarikat ve hakikat şeriatın hizmetindedir" anlayışını ortaya koyarak önce Ehl-i Sünnet anlayışı üzere itikadı düzeltmenin ve sonra fıkıh öğrenmenin gerekliliğini vurgulamıştır. Ona göre tarikat ve hakikat, şeriatın üçüncü unsuru olan ihlası tamamlamak hususunda bir hizmetçi konumundadır.

Mustafa Konak
Gümüşhane University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tasavvufta dört halife anlayışı ve Şeyh Abdülhay Celvetî'nin Menâkıb-ı Cihâr-ı Güzîn adlı eseri (İnceleme-metin)

Dört güzîde halife, Peygamber (s.a.v.)'den sonra Hadis, Tefsir, Fıkıh ve Kelam bilim dallarında olduğu gibi Tasavvuf bilim dalının da konuları içerisinde yer almakta olup adeta mihenk taşı konumundadır. Ashâb-ı Kirâm içerisinde Hz. Peygamber'in yaşayış tarzına şahitlik etmeleri ve onunla yakın ilişki kurmaları hasebiyle önemlidirler. XVII. yüzyılda yaşamış Abdülhay Celvetî Hazretlerinin dört halife üzerine kaleme almış olduğu ve kaynaklarda rastlanmayan Menâkıb-ı Cihâr-ı Güzîn adlı Osmanlı Türkçesi el yazması eseri de bu konu üzerine menkıbelerle donatılmış nadir eserlerdendir. Giriş ve iki bölümden oluşan tezimizde kısaca Şeyh Abdühay Celvetî'nin hayatı ve eserleri hakkında bilgi verilmiş, Tasavvuf düşüncesinde dört halife anlayışı ele alınmış, Menâkıb-ı Cihâr-ı Güzîn adlı eseri çeviri yazılı olarak sunulmuş ve akabinde eserde geçen menkıbelerden yola çıkılarak dört halifenin zühdî/Tasavvufi yönleri ile üzerinde durdukları Tasavvuf ile ilgili ortak kavramlara yer verilmiştir. Dört halife ile ilgili rivayetleri, menkıbeleri ihtiva eden Menâkıb-ı Cihâr-ı Güzîn adlı eser, Abdülhay Celvetî'nin kaynaklarda adı geçmeyen eseri olup ilk defa tarafımızca gün yüzüne çıkartılmıştır. Dolayısıyla tezimiz, Tasavvuf düşüncesinde dört halife üzerine yapılmış çalışmalardan bu noktada ayrılmaktadır. Ayrıca eserde geçen riyavatler diğer kaynaklarda geçen riyavetleri de destekler mahiyette olduğu için ayrıca önem arz etmektedir.

Güllü Yıldız
Gümüşhane University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansCrossrefindexliAçık ErişimTR

Kitâbü'z-Zühdlerde temel tahalluk terimleri

Tasavvuf tarihinin genellikle üç dönemde ele alındığı mâlumdur. Bu dönemlerden ilki; Hz. Peygamber (s.a.v)'in, Ashâb-ı Kirâm'ın, Ashâb-ı Suffe'nin, Tabîin ve Tebeu't-tab'iin'in yaşamları temelinde olan, kısaca Asr-ı Saâdet'le başlayıp hicrî ilk iki asrı içine alan zühd dönemidir. İkincisi; sûfî ve tasavvuf terimlerinin kullanılmaya ve ilk sûfî adlarının duyulmaya başlandığı, hicrî 2. asrın sonuna kadar devam eden, tasavvuf dönemidir. Üçüncüsü ise hicrî 6. asır ve sonrasını kapsayan tarikatlar dönemidir. Yapmış olduğumuz çalışma zühd kitaplarında yer alan belli başlı terimler kapsamında olduğundan, dönemler arasında özellikle zühd dönemi hakkında bilgi içermektedir. Terimsel çerçevede hazırlanan bu çalışmada, Kitâbü'z-Zühdlerde tahalluk bağlamında doğrudan yer alan ibâdet ve ahlâkla ilgili terimler incelenmiştir. Ele almış olduğumuz terimler arasında ibâdet, ahlâk, fakr, ihlâs, istikâmet, kanâat, murâkabe, rızâ, sabır, sıdk, sohbet, tevekkül, vera', zikir gibi terimler yer almaktadır. Söz konusu terimler zühd kitapları arasından seçilmiş olan beş temel kaynak olarak, Abdullah b. Mübârek'in, Veki' b Cerrâh'ın, Ahmed b. Hanbel'in, Hennâd b. es-Serî'nin ve İmam Beyhakî'nin Kitâbü'z-Zühd adlı eserleri çerçevesinde ele alınmıştır. Terimler incelenirken de önce onların sözlük ve terim anlamları belirtilmiş, ardından konuya ilişkin âyet ve hadislere yer verilmiş ve sonrasında ise zühd literatüründe bu terimlere dair aktarılan rivayetler değerlendirilmiştir. Bu bağlamda çalışma zühd kitapları, tasavvuf klasikleri eserleri ve yardımcı kaynaklarla da desteklenerek, terimlerin anlaşılırlığının artırılması hedefiyle tamamlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Ahlâk, İbâdet, Kitâbü'z-Zühd, Tasavvuf, Zühd

Havva Uzun
Gümüşhane University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
30
doi.org/10.71008/gumushane.thesis.2025.303
Yüksek LisansCrossrefindexliAçık ErişimTR

Müstakimzâde Süleyman Sa'deddin Efendi'nin Tuhfe-i Hattâtin adlı eserinde sûfîler

Tasavvufun birçok alanla ilişkisi mevcuttur. Bu alanlardan birisi ise sanattır. Tasavvuf ve sanat alanları birbirinden ayrılmaz bir bütündür ve birbirlerine yönelik etkileşimleri sürekli devam etmektedir. Tarihte olduğu gibi günümüzde de tasavvufi düşünceleri sanat eserlerinde görmek mümkündür ve bu estetik açıdan büyük bir zenginlik kazandırır. Tasavvufla ilişkisi bulunan diğer bir alan ise hüsn-i hat sanatıdır. Bu iki alan güzellik ve estetiğin izini sürerken birbirini tamamlayan iki unsurdur, tasavvufun mânevî boyutunu da yansıtır. Hat sanatı uzun süren, sabır gerektiren zorlu bir yoldur. Kendine has usûl ve kaidelerle hoca-talebe ilişkisi içerisinde öğrenilir. Hüsn-i hat öğrenmek için mutlaka bir hoca gereklidir. Tasavvufla ilişkisine baktığımızda tasavvuf da bir çile yoludur. Bu çileyi çekmeden kâmil insan mertebesine ulaşmak mümkün olmaz. Tasavvuf insana sabrı ve teslim olmayı öğretir. Hat sanatı da tıpkı tasavvuf gibidir. Üstad ve şeyh olmadan nasıl tasavvufta ilerlemek mümkün olmazsa, hat sanatında da hoca olmadan ilerleme kaydedilemez. Buradan hareketle söz konusu çalışmamızda önce tasavvufun sanat ve hüsn-i hatla olan ilişkisini ortaya konulmuş, ardından Müstakimzâde Süleyman Sa'deddin Efendi'nin Tuhfe-i Hattatîn adlı eserinde yer alan sûfî hattatlar tanıtılmıştır.

Merve Çaydere
Gümüşhane University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
doi.org/10.71008/gumushane.thesis.2025.262
Yüksek LisansCrossrefindexliAçık ErişimTR

Güvenli bağlanma problemi yaşayan bireyler açısından râbıta

Bu çalışma güvenli bağlanma problemi yaşayan bireylerin tasavvufi bir uygulama olan râbıta vesilesiyle Rab ile yeniden bağlanma süreçlerini incelemektedir. Tezde, tasavvuf literatüründe yer alan râbıta uygulamaları ile bağlanma teorilerinin sunduğu psikolojik çerçeve birlikte değerlendirilmiş ve iki disiplin arasında ortak bir zemin oluşturulmuştur. Araştırmanın temel problemi, erken çocukluk döneminde ebeveynleri ile güvenli bağlanma yaşayamayan bireylerin, râbıta aracılığı ile zihinsel, duygusal ve davranışsal boyutlarda olumlu bir dönüşüm yaşama olasılığını tartışmaktır. Bu bağlamda, bağlanma problemlerinin dini uygulamalar aracılığı ile telafi edilebilme imkânı sorgulanmış; tasavvuf ve modern psikoloji arasındaki karşılıklı ilişki disiplinlerarası bir yaklaşımla ele alınmıştır. Nitel ve kuramsal bir yaklaşımla yürütülen çalışmada, ilgili literatürün taranması sonucu, tasavvuf ve psikoloji alanlarındaki bulgular yorumlayıcı bir çalışma metodu ile analiz edilmiştir. Elde edilen sonuçlar, râbıtanın manevi bir uygulama olmakla beraber bireylerin benlik dönüşümü ve güvenli bağlanma süreçlerinde etkili bir rolü olabileceğini göstermektedir. Bu yönüyle çalışma, hem tasavvuf geleneği hem de psikoloji araştırmaları açısından özgün bir katkı sunmuş olmaktadır. Anahtar Kelimeler: Elest Bezmi'nde bağlanma, Güvenli bağlanma problemi, Râbıta, Rab ile yeniden bağlanma

Menekşe Aydın
Gümüşhane University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
10
doi.org/10.71008/gumushane.thesis.2025.222

Diğer danışmanlar