Theses supervised by Prof. Dr. Semih Çelenk
10 theses · Dokuz Eylül University
12 Mart Süreci'nde İstanbul Şehir Tiyatrosu
ÖZET12 Mart 1971 Muhtırası Türkiye'nin siyasal, toplumsal ve ekonomik yönde gelişiminde bir dönüm noktası niteliğindedir. 27 Mayıs İhtilalinden sonra kabul edilen 1961 Anayasası ile oluşan özgürlük ortamı; her alanda serbest düşünme ve tartışma olanağı sağlar. Toplum ideolojik açıdan yapılanma süreci yaşar. Sosyalist, Milliyetçi ve muhafazakar kesim arasındaki ayrımlar belirginleşir. Muhtıraya doğru yaklaşan süreçte genel anlamda bir toplumsal gerginlik yaşanmaktadır. Fraksiyon farklılıkları, dünya görüşleri arasındaki uzlaşmazlık silahlı çatışmalara dönüşmüş, öğrenci ve işçi olayları patlak vermiştir. Enflasyonist politikaların getirdiği hayat pahalılığı gibi etkenler de eklenince toplum bunalıma sürüklenmiştir.Yetmişli yıllarda, yaşanan tüm değişimlerin izleri tiyatroya yansımıştır. Toplumsal yapının, siyasi ortamın, sosyal hayatın içindeki değişimin yoğunluk kazandığı bu dönem tiyatro metinlerine dolayısıyla da genel anlamda tiyatroya yansır. Oyun yazarları, 12 Mart dönemi öncesi ve sonrasında yaşanan çalkantılardan, dönemin hem ülkede hem de dünyadaki gelişimden etkilenen, toplum ve bireyin değişim dönüşümünü oyunlarına taşımış, irdelemişlerdir. Bu dönem, Türk Tiyatrosu'na uygulanan sansürün yoğun olduğu yıllardır. Siyasal ve ideolojik olarak ayrılan taraflar tiyatronun yönelişini de belirlemişlerdir. İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatrosu 12 Mart döneminde kurum içi çalkantılar yaşamakta, tiyatro çevresi tarafından eleştiri oklarına isabet olmaktadır. Kuruluşundan bugüne gerileme, ilerleme, duraksama dönemlerinden geçmiş olan Şehir Tiyatrosu seçtiği oyun repertuarıyla, yönetim değişiklikleriyle, iç karışıklarıyla 12 Mart döneminde varlığını sürdürmüştür. Dönemin tiyatro yaşantısındaki canlılık, Şehir Tiyatrosu'nun içerik ve biçim yönünden arayışlarına etken olmuştur.
Türk oyun yazarlığında postmodernist eğilimler ve örnek oyun okumaları
Bu çalışma, yirminci yüzyılın ikinci yarısından itibaren toplumsal, ekonomik ve kültürel alanda büyük dönüşümlerin sonucu olarak ortaya çıkan yeni bir aşamanın; postmodern durumun, Türk oyun yazarlığındaki yansımalarını tartışmak üzere kaleme alınmıştır. Öncelikle, moderniteye bir tepki olarak doğan, politik ve ekonomik alanda postmodernite, kültürel ve sanatsal alanda postmodernizm olarak tanımlanan ve hâlâ hakkındaki tartışmaların sürmekte olduğu postmodern duruma ilişkin düşünür, sosyolog, sanatçı ve eleştirmenlerin farklı yaklaşımları incelenmiştir. Ardından Türkiye'nin özgül koşulları içinde postmodern durumun ortaya çıkmasına neden olabilecek modern akla ve onun yarattığı projelere duyulan tepkiler tartışılmıştır. Ve son olarak da postmodern sanatın özelliklerinin izi sürülerek, Türk oyun yazarlığında postmodern eğilim gösterdiği düşünülen oyunlar, postmodernist bir yöntemle okunmuştur. Bu tezin temel amacı; bugüne kadar geçerli olan modernist akıl yürütme biçimlerinin, yaşamda ortaya çıkan yeni olgular karşısında yetersiz kalışıyla birlikte, postmodernist okuma yönteminin gerekliliği ve hatta kaçınılmaz oluşuna vurgu yapmak ve örnek okumalar aracılığıyla bu yönteme ilişkin bir fikir verebilmektir.
Dramatik metinlerin yeni bir alımlama yöntemi olarak rizomatik okuması
Yirminci yüzyılın en önemli felsefecilerinden olan Gilles Deleuze, Felix Guattari ile birlikte botanik biliminden ödünç aldıkları Rizom kavramını kendi düşüncelerine uyarlarlar. Bu terim yine onların yarattığı yersiz-yurtsuzluk, göçebe oluş ve organsız beden gibi kavramlarla bütünleştiğinde Rizomatik bakış diyebileceğimiz bir algılama biçimine dönüşür. Toprağın altında yabani bir bitki olarak yetişen Rizom yatay olarak yayılır ve tüm yerleşik unsurları yerinden ederek onları yersiz yurtsuzlaştırır. Bu anlamıyla Deleuze ve Guattari'nin düşünceleri, organlı beden olmaya, yerli-yurtlu olmaya ve Oidipuslaştırmaya karşı oluşmuş bir düşüncedir. Onların düşüncelerinde bu kavramlar klasik felsefenin yarattığı dikey düşünme biçiminin bir sonucudur ve bu düşünme biçimi tek merkezli bir bakış ve iktidar yaratmaktadır. Rizomatik bakış, bu dikey bakışa karşıdır ve ona karşı bir "karşı-felsefe" olarak gelişir. Dolayısıyla bize başka türlü bir bakma biçimi sunar ki bu çok merkezli ya da merkezsiz, özgür ve otonom bir bakma biçimidir. Rizomatik algı bu bakma biçiminin de anahtar terimi ve kavramıdır. Deleuze ve Guattari bu bakma biçimiyle sinemadan tiyatroya, edebiyattan politikaya ve felsefeye pek çok alanda düşünce üretmişlerdir. Onlar bu düşünceleri üretirken çoğunlukla da klasik dramatik olmayan yapılar üzerinde çalışmışlardır. Çünkü Rizomatik bakma biçimini, anti-yapısal özelliği nedeniyle, klasik dramatik olmayan çalışmalar üzerinde uygulamak görece daha uygun ve doğaldır. Bu tezde ise Rizom kavramı bütünüyle dramatik metinlerde, daha özelde ise klasik dramatik yapıyla yazılmış tiyatro metinlerinde uygulanmaya çalışılacaktır. Buradan hareketle de bu tezde Rizomatik algı bir eleştiri yöntemi olarak ele alınacak ve yeni bir eleştiri bilincinin tohumları atılmaya çalışılacaktır.
Türk oyun yazarlığında etik - ideolojik idealizasyonun evrimi
Bu çalışmanın amacı, Türk oyun yazarlığının Cumhuriyet tarihi boyunca idealize ettiği değerleri, toplumsal yapıyı, birey tasarımını incelemek; bunların değişen toplumsal ve siyasal yapı ile geçirdiği dönüşümleri irdelemektir. Bu amaç için Türk oyun yazarlığının iyi, kötü, mutluluk, özgürlük, erdem, hak, adalet ve doğru gibi ilkelerdeki ahlaki ve ideolojik anlayışı, beklentileri, bunu tartışırken izlediği yöntemler incelenmiştir. Oyun yazarlığında eşit güçteki iki değerin çatışmasını sağlayıp sağlayamadığı, tutarlı bir etik anlayışına sahip olup olmadığı, kahramanların peşinde sürüklenebileceği ideal tasarımlarının bulunup bulunmadığı gibi sorulara cevap aranmıştır. Böylece çalışmanın, tiyatro sanatı-toplum ilişkisi, oyun metinlerinin söylemsel düzlemi gibi konularda düşünsel bir tartışmaya zemin oluşturması hedeflenmektedir. Çalışmanın kapsamı, Türk tiyatrosunun yazılı metinleri ile sınırlandırılmıştır. Çalışmada nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Bu yöntemden, oyun metinlerinin analizinde faydalanılmıştır. Dolayısıyla cevap aranacak sorular konunun niçin seçildiği, dönemin toplumsal ve siyasal ortamı ile olan ilişkisi, oyun kahramanının yargılarının ve eylemlerinin nasıl oluştuğu, çevresinden ne şekilde etkilendiği ile aynı tartışmaları açmayı hedefleyen oyun metinleri arasındaki benzerlikler ve farklılıklar ile bunların neden kaynaklandığı gibi sorulardır. Çalışmanın ilk bölümünde Cumhuriyet'in ilanı ile birlikte gelişen Batılı anlamdaki Türk oyun yazarlığında etik – ideolojik idealizasyon, 1980'e kadarki gelişimi içinde incelenmiştir. İdeal toplum ve birey tasarımlarındaki benzerlikler ve farklılıklar saptanmış, oyun yazarlığındaki biçimsel ve içeriksel zenginlikler araştırılmıştır. İkinci bölümde, toplumun her alanında olduğu gibi tiyatro alanında da büyük değişim ve dönüşüme neden olan 12 Eylül darbesinden sonraki süreç incelenmektedir. İçinde bulunduğumuz 2000 sonrası dönemin oyun yazarlığında etik ideolojik idealizasyonun evrimi de bu bölümde ele alınmıştır. Cumhuriyet Dönemi Türk oyun yazarlığı tarihinde toplum; 1923-1946 döneminde Kemalist, 1946-1960 döneminde Batılılaşma ve Amerikanlaşma karşıtı, 1960-1970 döneminde geleneksel olanın boyunduruğundan kurtulmuş, özgür, 1970-1980 döneminde halkçı, eşitlikçi, 1980-2000 döneminde uyanış içinde, 2000 sonrası dönemde çok kültürlü, çok kimlikli ve farklılıklara saygılı olma nitelikleriyle idealleştirilmiştir. Karakter idealizasyonu bakımından ise kadınlar 1970'lere kadar Anadolulu, fedakar, ahlaklı, destekleyici özellikleri ile idealize edilirken; 1970'lerle birlikte ilk kez çok boyutlu olarak ele alınmaya başlanmış; kendi ayaklarının üzerinde durabilmesi, meslek sahibi olması, özgürlüğü ile idealize edilmiştir. Erkek idealizasyonu da neredeyse 2000'lere kadar çok boyutlu değildir. Erkekler doğrudan vatandaş olarak ülkesine bağlılığı içinde idealize edilirken, 1980 sonrasında ve ağırlıklı olarak 2000'lerle birlikte kendi özgül kişiliğine sahip olarak idealize edilmiştir. Türk oyun yazarlığına etik – ideolojik inşa perspektifinden bakmak, tiyatronun doğrudan devlet eliyle yapılan ve yayılan ideolojik bir aygıttan, yeni bir dünya arayışının platformuna dönüşümünü incelemek demektir.
Günümüz Türk tiyatrosunda gerçekliğin temsili sorunsalı ve 2000 sonrası oyun metinlerinde yansıması
"Günümüz Türk Tiyatrosunda Gerçekliğin Temsili Sorunsalı ve 2000 Sonrası Oyun Metinlerinde Yansıması" başlıklı doktora çalışmasının amacı, gerçeklik temsili sorunsalının, çağdaş Türk oyun yazarlığı üzerindeki yansımalarını, hem Batı tiyatrosundaki çağdaş tartışmalar hem de Türkiye'de toplumsal gerçeklik algısını belirleyen temel kavramlar üzerinden irdelemektir. Bu amaç doğrultusunda ilk olarak gerçeklik temsili sorunsalının Batı tiyatrosundaki tarihsel ve kuramsal gelişim süreci açıklanmıştır. Daha sonra, tarihsel avangartla başlayıp postmodern düşünce ile gelişerek 21.yy sanat pratiklerini belirleyen çağdaş sanat tartışmalarının Türk tiyatrosu üzerindeki etkileri irdelenmiştir. Geleneksel tiyatrodan başlayarak günümüze kadar gelen süreçte, Türk tiyatrosunun gerçeklikle kurduğu ilişkinin doğrudan olduğu ve toplumsal gerçekçilik anlayışının merkezinde geliştiği görülmüştür. Ancak bu gerçekçilik eğilimine karşın, özellikle 1980 ve 90'lı yıllarda oyunlarda toplumsal gerçeklerin yansıtılması konusunda genel bir çekingenlik dikkat çekmektedir. Bu bağlamda, oyun yazarlarının 2000 sonrasında toplumsal gerçeklikle olan ilişkilerini anlamak için toplumsal gerçeklik algısı üzerinde etkili olduğu tespit edilen üç temel olgu irdelenmiştir. Bu üç olgu, neo-liberal ekonomi politikalarıyla birlikte işleyen yeni-muhafazakarlık eğilimi, ötekileştirmeye dayalı bir toplumsal kriz halini alan kimlik sorunu ve gerçeklik algısını doğrudan etkileyen medya olgusudur. Son olarak, toplum genelinin gerçeklikle ilişkisi bağlamında ele alınan bu olguların, seçilen oyun metinlerine içerik ve biçim açısından yansımaları incelenmiştir. Sosyolojik incelemenin sonucunda görülen toplumsal söylem ve davranış tutarsızlığı ile gerçeklik algısının toplumsal düzlemde giderek yitirilmesi karşısında, günümüz oyun yazarlarının gerçekliği yeniden inşa etmek konusunda kendilerini sorumlu hissettikleri dikkat çekmektedir. Türk tiyatrosunun yeniden politikleşmeye başladığı bu sürecin, biçimsel yeniliklerin ve anlatım olanaklarının geliştirilmesiyle çok daha verimli hale geleceği görülmüştür. Anahtar kelimeler: gerçek, gerçeklik algısı, teatrallik, 2000 sonrası
Natüralist oyunculuk yolunda önemli bir durak: Eric Morris
Günümüzde oyunculuk eğitiminde kullanılan birçok yöntem mevcuttur. Stanislavski "sistem"iyle başlayan natüralist/gerçekçi oyunculuk yaklaşımı, 1930'lu yıllarda Lee Strasberg ile Amerika'da metot oyunculuğuna evrilmiştir. Bu tez çalışmasının odağa aldığı Eric Morris ise Stanislavski ve Starsberg'in çalışmalarından hareketle günümüz çağdaş natüralist oyunculuk yönteminin temellerini atmıştır. Çalışmanın giriş bölümünde, natüralist oyunculuğun yolculuğu araştırılmış, Antik Yunan döneminden 19.yy'da ortaya çıkan Stanislavski "sistem"ine kadar geçen tarihsel süreçteki natüralist/gerçekçi unsurlar saptanmıştır. İki alt başlıktan oluşan birinci bölümde öncelikle Stanislavski'nin oyunculuk sistemi incelenmiştir. Bu bölümde çalışmanın natüralist oyunculuğu odağa alması nedeniyle yönetmenin ilk dönem çalışmalarını kapsayan psikolojik eylemler yöntemi üzerinde durulmuştur. İkinci alt başlıkta ise Strasberg'in sistem oyunculuğundan yola çıkarak geliştirdiği metot oyunculuğu ve Stanislavski ile ayrıldığı noktalar incelenmiştir. Tezin ikinci bölümünde, ilk önce Eric Morris'in biyografisi incelenmiş, oyunculuk yönteminin gelişimini belirleyen öğeler saptanmıştır. Daha sonra, Morris'in oyunculuk yöntemini oluşturan OLMA, işçilik süreci ve nihai bilinçlilik aşamaları ayrıntılı olarak araştırılmıştır. Söz konusu aşamaları oluşturan alıştırmalardan önemli olanları seçilmiş ve detaylıca incelenmiştir. Sonuç bölümünde ise, natüralist oyunculuk üzerine genel bir kritik yapılmış, Eric Morris tekniğinin günümüz oyunculuk eğitiminde kullanılabilme ihtimali değerlendirilmiştir.
Performans sanatında beden ve mekan ilişkisi
Kendi başına sanatsal biçim olarak tanımlanabilen Performans Sanatı, insan eylemlerinin toplumsal sorunlara karşı tepkisinin 'duygu dilinde tavır' ile ortaya çıkmış, 1970'li yıllardan günümüze hemen her alanda yer edinmiş, yorumlanmış ve kendini sürekli yenilemiştir. Ülkemizde Performans Sanatı, başta çağdaş dünyada ve akademik performans çalışmalarında sürekli olması, sanat içinde edindiği yeriyle performansın tarihinde namevcut metinden bedene yazdığı, tanımladığı ve yüklediği anlamları gözler önüne sermiştir. Hemen her bağlamda karşılığını bulmuş, alıcıyla kurduğu dil her yüzyılda güncellenmiş, sanatın her dalında yeni bir türün varlığını gündeme getirmiştir. Performans Sanatı, insan eylemlerini 1970'li yıllarda sanatsal bir ifade biçimi olarak kabul görmüşken, 1988'de ise daha geniş bir yelpaze içinde incelenmiş ve sanatçının canlı sanatı olarak kabul görülmüştür. Bu kapsamda performansın dans, müzik, tiyatro, şiir, video gibi birçok alanda sanatçının bedenini sergilemesi, çeşitli mekânlarda devinimlerle göstermesini ve en önemlisi de medya olarak sunulan bedeni tartışarak, beden ve mekân ilişkisi bağlamında inceledik. Aynı zamanda sanatçıların dünden bugüne performansları, yazarların kaleme aldığı konu ile alakalı düşüncelerini ve günümüze etkisini tartıştık. 20. yüzyılın ortalarına kadar sanatçıların evrensel olanı arama serüveni, performans sanatı ile modernizmi karşılamaları; yeni yüzyılın sanatçıları için toplumsal, politik ve sosyal içgüdülerin başkaldırıları ile değerlendirilmiştir. Söz konusu performans sanatının soyut ve dışavurumcu çalışmalarının zamanla somut olandan çok toplumsal olana yoğunlaşması; bugünün tanığı olan sanatçıların sanat eleğinde daha çağdaş bir tavır, daha evrensel bir dil, yeni yepyeni estetik algıyı aktarma sürecidir.
Tiyatroda transeksüel oyuncunun yeri
Yaşamın ve dolayısıyla sanatın her alanı kadın erkek ikiliği ile bezenmiştir. Bu ikilik cinsiyetler arasındaki eşitsizliğin gölgesinde ilerlerken tiyatro tarihinde de aynı biçimde temsil edilmiştir. Erkeğin egemen olduğu ataerkil sistemin bir motifi olan kadının, tiyatro sahnesinde toplumsal cinsiyet eşitliğinden uzak, toplumsal kalıp yargılarla temsil edildiği görülmektedir. Transeksüel kimlikler tiyatroda yer bulmaya çok yakın tarihte başlamıştır. Çoğunlukla 2013 yılından sonra yazılan oyunlarda trans karakterler görülmektedir. Trans oyuncuların kendi hikayelerini aktarma, tiyatro dünyasına "ben de varım" deme isteği ile de trans oyuncular sahnede varlık göstermektedir. Metinlerin sahnelenmelerinde trans karakterleri biyolojik kadın ve erkek oyuncuların oynadığını görmekteyiz. Seyircinin gerçeklik algısını tamamlamak açısından transeksüel karakteri transeksüel oyuncunun oynaması fikri, üzerine düşünülmesi, tartışılması gereken bir başlıktır. Bu çalışma sonucunda trans karakter barındıran 22 metnin varlığı tespit edilmiş ve incelenmiş, aktif olarak oyunculuk hayatlarına devam eden 5 trans oyuncuyla; Denise TÜRKKAN, Esmeray, Seyhan ARMAN, Berk İNAN, Mert KÜÇÜLMEZ ile görüşmeler yapılmıştır. Trans oyuncuların hangi cinsiyet kimliğindeki rolleri oynamaları doğru olacaktır sorusu ile harmanlanan çalışmada farklı açılardan bakış geliştirmeye çalışılmıştır.
Postmodern kavrayışın sahne tasarımına etkileri
Aydınlanma ve akılcılık düsturlarının ruhunu oluşturduğu modernlik ve modernizme yönelik eleştiri ve reddiyelerin enikonu arttığı bir ortamın bağrında serpilen postmodernlik/postmodernizm çoksesli, çok katmanlı, eklektik ve disiplenlerarası doğasıyla, sanatların birbirleriyle arasındaki sınırları ihlal etmiş; sanat nesnesini, türün sınırlandırıcı boyunduruğundan kurtarıp özgürleştirmeyi kurmuştur. Resmin iki boyutlu satıhtan kurtulup üç boyutluluk kazandığı; mimari yapının çevreyle sınırlarını ortadan kaldırdığı; hakikatin simülasyonla yer değiştirdiği; temsilin sunuma döndüğü bu yeni zamanlarda tiyatro da sahne ile seyirci arasındaki sınırları ortadan kaldırıyor; seyirci ve oyuncuyu aynı uzamın aralarında hiyerarşik ilişki bulunmayan özneleri konumuna getiriyor. 'Şimdi ve burada'lığı yücelten, anlık ve gelip geçici olan bu tiyatro yaklaşımının sahne tasarımlaması da kuşkusuz bu ortamda var olan postmodern estetik paradigmadan beslenecektir. Bu çalışma öncelikle kavram birliğini yakalamak adına postmodernizmi özellikle sanatlar bağlamında aktardıktan sonra postmodern estetik bileşenlerinin, sahne tasarımına ne ölçüde etki ettiğine ve postmodern zamanlarda sahne tasarımının bu estetik özelliklerden nasıl yararlandığına değinmektedir.
Engelliler tiyatrosu
Engelliler tiyatrosu yüksek lisans tez çalışması giriş bölümünde kavramsal olarak engellilik olgusu ele alınmaktadır. İnsan olma halinin bir parçası olan engellilik, hepimiz yaşamımızın belli bir noktasında geçici veya kalıcı olarak zayıf düşecek ve uzun yıllar yaşayan insanlar işlevlerini yerine getirme konusunda artan zorluklarla karşılaşacaktır. Engelliliği kavramsal olarak inceleyip, engellilik karmaşıklığı ve engellilik ile bağlantılı dezavantajların üstesinden gelen müdahalelerin çoklu ve sistemikliği incelenmektedir. Kavramsal olarak engellilik ve geçmişten günümüze engellik olgusu kavramı üzerinde tespit ettiğimiz bulgular gözlemlenilmiştir. Bunların doğrultusunda engellilik türleri ve nedenlerini araştırılıp engelli terimi ve engelli bireylerin toplumsal ve çevresel faktörleri göz önünde bulundurularak engellilik olgusu kavramsal olarak ele alınmıştır. Engellilerde tiyatronun bir terapi(sağaltım) yöntemi olarak kullanımında ve sanat üretiminde beden ve hareketi yöntem olarak kullanabiliriz. Lakin öncelikle ikiye ayırmamız gerekmektedir; bedensel engelli ve zihinsel engelli. Bedensel engelli bireyi fiziksel (physical), zihinsel engelli bireyi mental olarak ele almamız gerekmektedir. Engelli bireylerde eğitsel ve terapi amaçlı olarak başta tiyatronun ama genel olarak sahne sanatlarıyla ilgili olan alanların nasıl kullanıldığını, araçlarının ne çeşit olduğunu ve amaçlarının ne olduğu düşünüldüğünde bunu iki temel parçaya ayırmak doğru olacaktır. Nedeni; bu sahne sanatlarından kullandığı araçlar, tespit ettikleri amaçlar ve malzemenin ortaya konulması açısından ikiye bölmek gerekmektedir. Aksi halde kullanım şekilleri ve amaçları ortaklık taşımayabilmektedir. Konunun başlığı açısından daha doğru yönlendireceği için iki temelde incelemek gerekmektedir. Bedensel engelli, sağaltmacı, iyileştirici ve sanatı üretebilir. Fakat zihinsel engelli sadece sağaltmacı ve iyileştiricidir. Sanatı üretmez, kullanmaktadır. Bedensel engellileri kendi içlerinde gruplara ayırmamız gerekmektedir. Engelliler tiyatrosu I.Bölümde, tarihsel anlamda engelli bireyin eğitiminde ve sosyalleşmesinde sanatın rolü ve pedagojik anlamda tiyatro çalışma yöntemleri incelenmiştir. Engelli bireylerde sanatın bir iletişim, eğitim ve terapi (sağaltım) yöntemi olarak kullanılması ve eğitsel ve terapi (sağaltım) amaçlı olarak engelli bireylerde tiyatronun kullanılması yer almaktadır. II. Bölümde ise, sanatın diğer alanlarında ve tiyatroda engelli bireyin yeri ve engelli tiyatroları yer almaktadır. Sanatta engelli bireyin yeri ve tiyatroda engelli bireyin yeri vurgulanmaktadır. Engelli bireyler ve engelli aktörlerin tiyatroda ve sanatçıların sanatta var olabilmeleri uygulama ve örneklerle anlatılmaktadır. Devlet ödenekli veya özel profesyonel engelli tiyatro toplulukları ve tarihçeleri anlatılmıştır. Profesyonel tiyatro da engelli bireyin yeri vurgulanıp, geçmişten günümüze engelliler tiyatrosuna ışık tutan tiyatrolar, uygulamalar, yöntem amaç ve araçlarının çeşitliliği anlatılmaktadır.