Prof. Dr. Selma Baş danışmanlığındaki tezler

11 tez · Van Yüzüncü Yıl Üniversity

Yüksek LisansAçık ErişimTR

Adalet Ağaoğlu'nun öykülerinde estetik ve ideoloji

Estetik, yaratıcı bilincin dünyayı ve toplumsal gerçekliği öznel edimler neticesinde biçimlendirme ve dönüştürme sürecidir. Tarihsel çizgi içerisinde güzel ideası üzerine düşünme edimi veya duygusal bir bilgi alanı olarak değerlendirilen estetik, birey figürünün ve toplumsal yapının değişmesi ile birlikte, sosyal ilişkilerin ve anlamlandırma pratiklerinin merkezi unsuru olan ideoloji nosyonu ile paylaşımlı bir ilişki içerisine girer. Özellikle, sınıflar arası toplumsal hareketliliğin dinamik bir yoğunluk kazandığı süreçte estetik; ideoloji olgusunu, eleştirel bir referans noktası olarak daha yoğun bir biçimde kendi özerk yapısına dahil eder. Edebi yaratım süreci içerisinde estetik, ideoloji ile olan ilişkisini metin olgusu üzerinden kurar. Metin, anlatı estetiğinin kompozisyonel düzenini ve bütünlüğünü sağlayan temel unsurdur. Adalet Ağaoğlu, Türk edebiyatında toplumsal gerçekliği ve ideolojik içerikleri, estetik bir dikkatle dönüştüren ve yeniden biçimlendiren önemli yazarlardandır. Ağaoğlu'nun öykü kitapları, estetik ve ideolojinin paylaşımlı ilişkisinin metinsel bir yapıda tezahür ettiği önemli türsel oluşumlardır. Tez çalışmasının amacı, Ağaoğlu'nun öykülerinde estetik ve ideolojinin kompozisyonel bütünlük içerisinde edindiği metinsel ilişkileri "kurgu, yapı ve teknik" açısından incelemektir. Ağaoğlu'nun Yüksek Gerilim, Sessizliğin İlk Sesi, Hadi Gidelim, Hayatı Savunma Biçimleri, Düşme Korkusu adlı öykü kitapları; kurgu başlığı içerisinde yer alan, karakter retoriği, semptom/ideolojik düzlem, ortam/mikrokozmos, anlatı temposu; yapı başlığı içerisinde yer alan, diyalektik imge, söylem tasarımı, yazar imgesi; teknik başlığı içerisinde yer alan, perspektif/bilinç merkezleri, simgesel dolayım, dışavurumsal tonlama kavramları çerçevesinde ele alınacaktır.

Ağaoğlu, AdaletEstetikHikaye+2
Hüseyin Soylu
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Adalet Ağaoğlu'nun romanlarında modernist unsurlar

Batı dünyasında özellikle 16. yüzyıldan itibaren sosyal, ekonomik, politik, bilimsel, kültürel, endüstri yönünden birçok köklü değişim yaşanır. Bu değişim sürecinin düşünsel yönünü ifade eden modernizm, edebiyat dünyasına da etki eder. Batı edebiyatında yaşanan değişimlerin etkileri, Türk edebiyatına da yansır. Adalet Ağaoğlu, modernist yönü öne çıkan bir yazardır. Modernist unsurların hangi yönlerden Ağaoğlu romanlarında yer aldığı, tezde ortaya çıkarılması amaçlanmıştır. Yazarın bütün romanları; izlek ve yapı-kurgu yönünden yalnızca modernist etki gösteren unsurlar açısından tezin kapsamındadır.Bir bütün olarak sanatta yaşanan modernist etkinin anlaşılması amacıyla öncelikle modern, modernite, modernizm kavramları ve bu kavramların zihinsel etkisiyle oluşan modernist edebiyat formu, genel hatlarıyla tanıtılacaktır. Literatür taramasıyla Adalet Ağaoğlu'nun bütün romanları incelenerek modernizmin bu romanlara hangi yönlerden yansıdığı ortaya konulacaktır. Kronikleşmiş bireysel ve toplumsal sorunları romanlarına dâhil eden Ağaoğlu, modernizm atmosferini romanlarında canlı tutarak modernist teknikleri kullanır. Yazar,modernitenin toplumda ve bireyde yarattığı tahribatı, birçok izleği yapı-kurgu unsurunu birbiriyle bağlantılı bir biçimde modernist bir anlayışla ortaya koyar. Bu yönüyle Adalet Ağaoğlu, geleneksel roman yazma tarzını aşan ve üslup arayışı devam eden bir yazardır. Anahtar Kelimeler : Modernizm, Modernist, Adalet Ağaoğlu, Roman Sayfa Adedi : 270 Tez Danışmanı : Prof. Dr. Selma BAŞ

Ağaoğlu, AdaletModern sanatModernite+3
Zafer Altürk
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
DoktoraAçık ErişimTR

İkinci yeni şiirine arketipsel sembolizm açısından bir yaklaşım

Carl Gustav Jung tarafından ortaya atılan arketipsel kuram, edebiyat eleştirisinde de yerini alır. İnsanoğlunun ortak davranışlarını araştıran kuramdan, Northop Frye, Leslie Fiedler, Maud Bodkin gibi yazarlar, bu teoriyi edebiyata yansıtırlar. Roman, hikâye, masal ve şiirlerdeki karakterlerin ortak davranışları, kolektif bilinçdışının bir ürünü olup mitoloji ve semboller yoluyla somutlaştırılır. Bunlara da "arketip" adı verilir. Zıt davranışlar üzerinden anlam kazanan bu teori; roman, hikâye, masal ve şiir gibi türlerde eleştiri yöntemi olarak kullanılır. İlk olarak Batılı yazarların eserleri üzerinde incelenen bu teori, zamanla Türk edebiyatına da yansır. Edebiyatımızda roman, masal, destan, hikâye gibi türler üzerinde incelenen arketipsel kuram, İkinci Yeni şiirindeki sembol ve imge yoğunluğundan dolayı kuramın şiir üzerinde çalışılma gereği görülür. Cumhuriyet devri Türk edebiyatının önemli bir akımı olarak kabul gören İkinci Yeni şiiri, birçok yeniliği beraberinde getirir. Sürrealizm, humor, ironi, imge yoğunluğu, anlamsız şiir bunlardan bazılarıdır. Bu şiir akımında yer alan Cemal Süreya, Sezai Karakoç, Edip Cansever, Turgut Uyar, İlhan Berk ve Ece Ayhan edebiyat çevrelerince benzer özelliklerle okura yansıtılır. Bu şairlerin şiirleri arketipsel yönden birçok ortak ve zıt davranışlar barındırır. Özellikle cinsellik, yeniden doğuş, kahraman, bilge adam, anima ve gölge arketipleri İkinci Yeni şiirinde sıklıkla rastlanan arketiplerdendir. Bunların içindeki "kahraman" arketipi, kuramın bir artçısı kabul edilen Joseph Campbell'ın yaklaşımıyla ele alınır. Kahramanla beraber şiirlerde yer alan diğer iki arketip: gölge ve anima arketipleridir. İnsanoğlunun kadınsılık yönünü ortaya koyan anima arketipi anneyi, kadını, sevgiliyi, cinselliği ve iyiliği beraberinde getirir. Gölge arketipi ise anima arketipinin karşıtı olan özelliklere sahiptir. Gölge, insan "persona" sında kötülüğe hizmet etmektedir. Semboller ve birçok diğer arketip gölge ile animal duyguların çatışmasıyla ortaya çıkar. İkinci Yeni şiirinde sembollerin ortak anlamları görülmekle beraber bireysel farklılıkları da olabilmektedir. Arketipsel eleştiri yöntemiyle İkinci Yeni şiirini incelemek, özgün bir yaklaşım okura sunacaktır. Çalışmanın edebiyat, psikoloji arasındaki ilişkiyi ortaya koymada da farklı bir okuma oluşturacağı kanaatindeyiz.

ArketipEdebi akımlarSanat akımları+5
Mehmet Şahin Yavuzer
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kâmuran Şipal'in eserlerine psikanalitik bir yaklaşım

Psikanaliz, 19. Yüzyılda psişik rahatsızlıkların sağaltımı amacıyla Sigmund Freud tarafından bir kuram olarak ortaya atılmış ve psikoloji bilimi için çığır açıcı bir etki yaratmıştır. İlk ortaya atıldığından bu yana edebî eserlerde yer alan bireylerin bunalımları, belirsizlikleri, çatışmaları gibi birçok unsur, psikanalitik kuram uygulanarak irdelenmeye çalışılmıştır. Psikanalitik kuramı, ilk olarak edebî esere uygulayan kişi ise Freud'dur. Freud ile birlikte dünya edebiyatında birçok edebî eser psikanalitik yöntem uygulanarak incelenmiştir. Türk edebiyatında bireyi, bireyin iç dünyasını ve varoluş sorunlarını konu edinen yazarlar, psikanalitik açıdan kayda değer bir malzeme sunarlar. Bu bağlamda eserleri incelenmesi gereken yazarlardan biri de modernist bir tutumla eserlerini kaleme alan Kâmuran Şipal'dir. Bundan hareketle oluşturduğumuz bu çalışmamız, Şipal'in eserlerinin tematik bulguları üzerinde psikanalitik kuramın uygulanması sonucu oluşturulmuştur. Çalışmamızın birinci bölümünde psikanalitik kuramın kavramsal açıklaması, bir kuram olarak ortaya çıkışı, günümüze kadar psikanalitik kuram ekseninde gelişen teori ve teorisyenlere yer verilmiştir; ikinci bölümünde Kâmuran Şipal'in hayatı, edebî kişiliği ve eserlerine yer verilmiştir; üçüncü bölümünde ise psikanalitik kuramın Şipal'in eserlerine uygulanması sonucu elde edilen verilerin ışığında rüya, cinsiyet karmaşası, cinsellik, doğum travması, narsizm, oedipus, sevgi ve şiddet gibi izlekler irdelenmiştir. Bu bölüm ayrıca gerek Şipal'in eserlerinden yapılmış alıntılarla gerek psikanalize dair kuramsal kitaplardan alınmış bilgilerle desteklenerek sistematize edilmiştir.

Psikanalitik Eleştiri KuramıPsikanalizmTürk edebiyatı+2
Necla Ankay
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kubbealtı Akademi mecmuası'nın sistematik tahlili

1972 yılında yayın hayatına başlayan Kubbealtı Akademi Mecmuası edebiyat, sanat ve tarihe ilgi duyanlara hitap edebilecek bir yayın organı olarak karşımıza çıkmaktadır. Televizyon, internet vb. iletişim araçlarının ülkemizde henüz geliştiği ve kullanım alanının genişlemeye başladığı bir dönemde, neslin milli duygulara sahip olarak yetişmesi; sanat, ilim ve fikirde Türk kültüründen beslenmesi gibi amaçlara hizmet eden bir dergi olduğu görülür. Geniş ve köklü bir yazar kadrosuna sahip olan dergi, okuyucuya sunduğu mülakat, sohbet, deneme, makale, anı, şiir vb. örneklerle Türk edebiyatının gelişimine katkı sunmaktadır. Bu yönüyle Türk edebiyatı araştırmacıları için de bir başvuru kaynağıdır.

DergilerEdebi metinlerEdebiyat dergisi+3
Gökhan Tömük
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ömer Seyfettin'in hikâyelerinde tarihî konu, mekân ve kişiler

Türk edebiyatı tarihi açısından hikâyeciliğin önde gelen yazarlarından olan Ömer Seyfettin, kullandığı konuşma dilini yazıya dökme maharetini kurguladığı metinlerinde de göstermeyi başarmıştır. Ömer Seyfettin'in hikâyeleri, temel eğitim çağında bulunan hemen hemen tüm öğrencilerin beğeni ile okudukları eserlerin başında gelmektedir. Ömer Seyfettin, hikâyelerinde başta tarihe ışık tutan olaylar olmak üzere efsane, destan ve masallara yer vermiş, aynı zamanda hikâyelerinin kahramanlarını farklı türden tarihî figürlerle ve her kesimden insanlarla işlemiştir. O, eserlerinde çeşitli yörelerin kültürlerini ve Türk toplumunda yaşanan sosyal çarpıklıkları mizahi bir dille ele almıştır. Hikâyelerde özelikle milliliğe, millet ve dil bilincine yapılan vurgu, milli manevî değerlerin Türk toplumuna aktarılması için hikâyelerin araç olarak görüldüğü izlenimi uyandırmaktadır. Bu çalışma ile Ömer Seyfettin'in hikâyelerinde yer alan tarihî konu, mekân ve kişilerin tespit edilerek ortaya konulması amaçlanmıştır. Araştırma kapsamında birinci bölümde yazarın hayatı, edebî çevresi, eserleri ve eserlerinde işlediği görüşleri ele alınmıştır. İkinci bölümde hikâyelerde yer alan savaşlar, seferler ve çeşitli kutlamalar tarihî konular başlığı altında; yöreler, saraylar, kışlalar mekân başlığı altında; padişahlar, sadrazamlar, askerler ve halktan bireyler kişiler başlığı altında ele alınmıştır. Çalışmanın sonuç kısmında ise yapılan tespitler doğrultusunda değerlendirmelerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler :

Edebi eserlerHikayeMekan+4
Khaled Mawas
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Didem Madak'ın şiirlerinde kadın kimliği

Kimlik kavramı, tarihin ilk çağlarından beri süregelen bir olgudur. Tanım olarak 'insanın nitelik ve özelliklerinin tümü' ifadesiyle karşılık bulan kimlik kavramı, tanımdan da anlaşılacağı üzere insan özellikleriyle yakından ilişkilidir. Bir cinsiyet meselesi olarak ise kimlik, kadınlık ve erkeklik olarak karşımıza çıkar. Burada bahsi geçen kimlik kavramı, yine özelliklerle ilgili bir kavramdır. Edebiyatımızda kadınları anlatan, onları işleyen birçok eser vardır. Bu eserlerin birçoğunda kadın, nesne konumundadır. Kadını özne konumunda işleyen sanatçı sayısı pek azdır. Bu sanatçılardan biri de Didem Madak'tır. Madak; kadının nesne değil özne olduğu, yani eserde aktif bir biçimde göründüğü eserler kaleme almıştır. Bu eserlerinde kadınların değişik özelliklerine değinmiş, yani onların kimliğini işlemiştir. Çalışmamızda Didem Madak'ın şiir kitapları incelenerek işlediği kadın kimliği belirlenmeye çalışıldı. İçinde yaşadığımız eril dünyanın yalnızca erkekten ibaret olmadığını, edebiyatta kadının özne/yazan/yapan konumunda da olabileceğini –üstelik birçok farklı kimlikle-, tüm bunların yine bir kadın olan sanatçı eliyle verilebileceğini göstermeye çalıştık. Çalışmanın sonucunda kadının eril dünyadan söz sahibi olmasının ancak bir kadınla mümkün olduğunu, bu bağlamda edebiyata/sanata özellikle iş düştüğünü, Didem Madak'ın bir şair ve bir kadın olarak ortaya koyduğu kadın kimliklerinin aslında hayatın her alanında olduğunu gördük. Ayrıca Madak'ın bu kadınları işlerken kadınlıklarını örtmediği, Madak'ın kendi kadınlığından ve çevresindeki kadınlardan yola çıkarak şiirlerinde kadına dair birçok farklı profil çizdiği ve bir anlamda tüm kadınlar adına bir ses olmaya çalıştığı ulaştığımız diğer sonuçlar oldu. Anahtar Kelimeler: Kimlik, Kadın, Didem Madak, Şiir, Edebiyat

KadınlarKimlikMadak, Didem+2
Enver Rüzgar
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Latife Tekin'in romanlarına ekoeleştirel bir yaklaşım

Doğal çevre, bir canlının yaşaması ve neslini devam ettirebilmesi için gerekli olan uygun ortamdır. Bu doğal çevrenin sakinlerinden biri olan insan, içerisinde bulunduğu çevreyi sürekli olarak değiştirme ve dönüştürme çabası içerisindedir. Bu nedenle, doğa ve insan arasındaki zorunlu birliktelik tarihsel süreç içerisinde birçok farklı evreden geçerek yeniden şekillenmektedir. Bu değişim ve dönüşüm sürecinde insanın doğal çevre üzerinde olumsuz etkiler bıraktığı da açıktır. Geliştirilen insan merkezli düşünce sistemleri neticesinde ekolojik sorunlar, küresel anlamda günden güne etkisini arttıran başat problemlerden biri haline gelmektedir. Bu kötü gidişatın durdurulabilmesi için günümüzde çeşitli girişimler söz konusudur. Neredeyse bütün alanlarda görülebilen bu girişimler, kurgusal düzlemde de çevre hassasiyeti ön planda olan yazarlar tarafından dillendirilmektedir. Ekolojik sorunları kurgusal düzleme taşımayı amaçlayan ekoeleştirel yaklaşım, bu doğrultuda edebi eserlere belli sorumluluklar yüklemektedir. Türk edebiyatında 1980 sonrasında eser vermeye başlayan Latife Tekin, bu minvalde dikkat çeken yazarlardan biridir. Latife Tekin, kaleme aldığı romanlarında insanın doğa karşısındaki benmerkezci tutumunu ifşa etmekte ve doğadan yana tavır koyan düşünce biçimlerinin özünü kurgusal evrene taşımaktadır. Çevre hassasiyetini özellikle feminist ve sosyalist dünya görüşüyle birleştiren Latife Tekin, ekoeleştirel anlamda birer protesto özelliği taşıyan eserleriyle Türk yazın geleneğinde bir dönüm noktasıdır. Latife Tekin'in Türkiye toplumunun folklorik unsurlarıyla harmanladığı romanları, insanoğlunun tarihi süreç içerisinde değişen doğa algısını ortaya koyması açısından önemlidir. Bu çalışmada insanın doğa karşısındaki benmerkezci tutumuna karşı geliştirilen ekoeleştirel düşüncenin kuramsal çerçevesi çizilmiş ve bunun Latife Tekin'in romanlarındaki yansımalarına odaklanılmıştır. Ayrıca ekoeleştirel düşüncenin etkileşimde olduğu temel disiplinler ve ideolojiler olan Derin Ekoloji, Toplumsal Ekoloji, Ekososyalizm, Ekofeminizm, Ekofaşizm ve Ekopsikoloji'nin de yazarın eserlerindeki takibi yapılmıştır.

Derin ekolojiDoğal çevreEkoeleştiri+7
Yasin Karaman
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
DoktoraAçık ErişimTR

Leylâ Erbil'in eserlerinde tahkiye yapısı: Anlatı, söylem ve hermenötik

Anlatı, söylem ve hermenötik edebi metni hem içsel hem de dışsal nitelikleri itibariyle kurmaca ilişkileri üzerinden sistematik biçimde açıklamaya ve yorumlamaya odaklı üç temel eleştirel perspektiftir. Edebi metin, kurmaca yapısı ve kompozisyonel özgüllüğü gereğince karmaşık ve çok boyutlu bir ilişkiler yumağını ihtiva eder. Klasik anlamıyla tahkiye, potansiyel bir eylem akışını en temel mantık prensipleri içerisinde belirli bir kronolojiyle yansıtmak anlamına gelir. Fakat ruhsal ve bedensel kodların, toplumsal hafızanın ve kültürel yerleşikliğin sorgulanmasıyla birlikte indirgemeci ve normatif olarak değerlendirilen bu anlatısal çerçeve, tedricen çözülür. Bu çözülmeyle birlikte yazınsal üretim kültürel, dilsel ve kompozisyonel sıra dışılıkların bir sahnesine dönüşür. Bununla koşut biçimde tahkiye poetikasını çevreleyen yazınsal eleştiri terminolojisi de çözümleyici çeperini olabildiğince genişletmeye çalışır. Böylelikle çağdaş tahkiye poetikası hem karmaşık ve örgütleyici dilsel, kültürel materyallerin, deneyimlerin imkânlarıyla sunumsal yelpazesini genişletir hem de eleştirel araçları itibariyle altın çağını yaşar. Türk Edebiyatının çağdaş tahkiye poetikası hem sunumsal hem de eleştirel sınırları itibariyle Leylâ Erbil'le birlikte anlatı, söylem ve hermenötik üçgeninde stratejik bir derinlik kazanır. Konvansiyonel tahkiye şablonları dönüşüme uğrar, anlatısal söylem morfolojik iç düzenini, gramatikal formasyonunu cesurca öne sürer; anlamın doğası, imkânları ve temsil kabiliyeti yeni ufukları deneyimler. Doktora tez çalışmasının amacı Leylâ Erbil'in eserlerinde yer alan tahkiye yapısını bir başka deyişle, öyküleme edimini ve yazınsal üretimi anlatı, söylem ve hermenötik olmak üzere üç temel metodolojik perspektifle ortaya koymaktır.

Hüseyin Soylu
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Nihat Ziyalan'ın eserlerinde otobiyografik unsurlar

Türk Edebiyatı'nın önemli isimlerinden Nihat Ziyalan'ın eserlerini, kendi yaşamı ve içinde yaşadığı toplumun dinamikleri üzerine kurguladığı söylenebilir. Dolayısıyla yazarın eserlerini yaşamından ayrı değerlendirmek mümkün değildir. Ziyalan'ın eserlerinin her yönüyle anlaşılması, yazarın hayatının bilinmeyen yönlerinin aydınlatılması açısından önem arz etmektedir. Ziyalan'ın yazdığı eserler dikkate alındığında otobiyografik bir okumaya elverişli olduğu görünürlük kazanmaktadır. Nihat Ziyalan'ın hayatı ile sanat eserleri arasındaki bağlantının oldukça açık olduğunu söylemek mümkündür. Yazarın yaşamından pek çok kare eserlerine yansımıştır. Eserlerinde kendi hayatını ön planda tutan yazarın; öğrencilik yılları; ailesi ile olan ilişkileri, askerlik anıları, evlilikleri, ikamet ettiği şehirler, yerleştiği ülkeler ve sinema alanındaki çalışmalar başta olmak üzere neredeyse hayatının bütün evrelerinin izlerini yapıtlarında bulmak mümkündür. Bu nedenle yazarın yaşamı ile eserleri arasında çok güçlü bir bağın olduğu söylenebilir. Söz konusu bu çalışma da Ziyalan'ın eserlerindeki otobiyografik ögeleri tespit etmek ve böylelikle Ziyalan'ın hem hayatını daha yakından tanımayı hem de eserlerinin daha iyi anlaşılmasını sağlamayı amaçlanmaktadır. Ziyalan'ın yaşamı ile yazdığı eserler arasındaki söz konusu ilişkiyi ortaya koymak adına, kaynaklar doğrultusunda bir inceleme yapılmış ve hayatından eserlere yansıyan yönler belirlenip bu yönlerin gerçekle olan benzerlikleri tespit edilmeye çalışılmıştır. Söz konusu benzerlikler şu başlıklar altında bir tasnife tabi tutulmuştur: Ailesine Dair İzler, Çocukluğuna Dair İzler, Evlilik Hayatına Dair İzler, Mekâna Dair İzler, Sinema Alanına Dair İzler ve Yazar ve Şairlere Dair İzler olmak üzere altı başlık altında tasnif edilmiştir.

Nurullah Yücel
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

Devlet tiyatrolarında sahnelenen Türkçe roman uyarlamaları üzerine bir inceleme

Edebiyat ve tiyatro, insanlık tarihinin en kadim anlatım geleneklerinden beslenen, birbirine tematik olarak yakın ancak ontolojik ve yapısal bakımdan farklı iki disiplindir. Biri sözcüklerin sessiz dünyasında okurun muhayyilesiyle tamamlanan bir "anlatma" (diegesis) sanatı iken diğeri fiziksel mevcudiyetin, sesin ve ışığın "şimdi ve burada" yarattığı bir "gösterme" (mimesis) eylemidir. Bu iki disiplinin kesişim kümesinde yer alan "uyarlama" olgusu ise sadece teknik bir metin aktarımı değil; kültürel belleğin yeniden üretildiği, estetik ve ideolojik perspektiflerin yeniden inşa edildiği dinamik bir yaratım sahasıdır. Bu çalışma, Türk edebiyatının köklü roman birikiminin sahne sanatlarıyla kurduğu bu yaratıcı diyaloğu, Devlet Tiyatroları (DT) özelinde incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırma kapsamında Devlet Tiyatrolarında 1962-2021 yılları arasında sahnelenen Türkçe roman uyarlamaları ele alınmış; Cumhuriyet dönemi tiyatro politikaları içerisinde Devlet Tiyatrolarının Türk romanını sahneye taşıyarak üstlendiği kültürel işlev ile bu süreçte gerçekleşen yapısal ve estetik dönüşümler ortaya konulmaya çalışılmıştır. Tezin kuramsal çerçevesinde, uyarlama çalışmalarının en tartışmalı alanı olan "sadakat" kavramı sorunsallaştırılmıştır. Geleneksel eleştiri anlayışının aksine uyarlamanın kaynak metne harfiyen bağlılığı değil; türsel farklılıklar gereği metnin ruhuna, temel izleğine ve atmosferine sadakati esas alan bir yaklaşım benimsenmiştir. Araştırmada nitel araştırma yaklaşımı benimsenmiş; veri toplama sürecinde doküman incelemesi, veri çözümleme sürecinde ise karşılaştırmalı metin çözümlemesi yöntemi kullanılmıştır. İnceleme kapsamında Devlet Tiyatrolarında sahnelenen 33 farklı Türkçe roman ile bu romanlardan uyarlanan toplam 36 tiyatro metni değerlendirilmiştir. Araştırma materyalini oluşturan uyarlamalar, "Birebir Uyarlama", "Yorum Uyarlama" ve "Serbest Uyarlama" olmak üzere üç ana kategoride tasnif edilerek analiz edilmiştir. Yapılan sınıflandırma sonucunda 6 birebir uyarlama, 27 yorum uyarlama ve 3 serbest uyarlama tespit edilmiştir. Eserler, her kategori kendi içerisinde ilk sahnelenme tarihi esas alınarak kronolojik sıraya göre analiz edilmiştir. Çalışmanın uygulama bölümünde, Devlet Tiyatroları Refik Ahmet Sevengil Tiyatro Kütüphanesi Dijital Oyun Bilgi Sistemi üzerinden tespit edilen roman uyarlamaları incelenmiştir. Bu romanlar arasında Çalıkuşu, Murtaza, Sultan Hamid Düşerken, Tırpan, Osmancık, Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Aşk-ı Memnu, Huzur, Kuyucaklı Yusuf, Kürk Mantolu Madonna, Yaban, Gulyabani, Yer Demir Gök Bakır, Değirmen, Felatun Bey ile Rakım Efendi, Şıpsevdi ve Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç gibi Türk edebiyatının yapı taşı sayılan eserler de bulunmaktadır. Bu eserlerin sahne serüvenleri; olay örgüsü, karakter gelişimi, zaman-mekân kullanımı ve anlatım teknikleri açısından karşılaştırmalı bir analiz yöntemiyle irdelenmiştir. Yapılan analizler sonucunda, romanın geniş zamanlara yayılan epik yapısının tiyatronun yoğun dramatik zamanına sığdırılması sürecinde iç monologların diyaloglara evrildiği, betimlemelerin görsel mizansenlere dönüştüğü ve anlatıcı sesinin sahne eylemiyle somutlaştırıldığı tespit edilmiştir. Bunun yanında uyarlama sürecinde eksiltme, ekleme, birleştirme, yeniden yazma ve somutlaştırma yöntemlerinin farklı yoğunluklarda kullanıldığı belirlenmiştir. Araştırmada elde edilen bulgular, Devlet Tiyatroları'nın kuruluşundan itibaren özellikle 1962 yılından sonra roman uyarlamalarına giderek artan bir ilgi gösterdiğini ve bu türün kurum repertuvarında önemli bir yer edindiğini ortaya koymaktadır. Sonuç olarak uyarlama faaliyeti, kaynak metne yönelik bir "ikincil üretim" değil; eserin farklı bir sanat dilinde yeniden doğuşu ve yeni kuşaklarla buluşmasını sağlayan hayati bir sanatsal eylemdir. Bu çalışma, Türk tiyatrosu ve edebiyatı arasındaki bu etkileşimin, Türkiye'nin modernleşme tarihini ve estetik arayışlarını yansıtan önemli bir ayna olduğunu belgelemektedir.

Devlet tiyatrolarıDramatik yapıMetinlerarasılık+4
Kemal Temizer
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00

Diğer danışmanlar