Prof. Dr. Semra Paydaş danışmanlığındaki tezler

13 tez · Çukurova University

Tıpta Yan Dal UzmanlıkAçık ErişimTR

Meme kanserinde VEGF-C ekspresyonu ve klinik önemi

ÖZET MEME KANSERİNDE VEGF-C EKSPRESYONU VE KLİNİK ÖNEMİ Tümör hücrelerinin anjiyojenik fenotipe sahip olmaları halinde klinik davranışları değişir ve agressif seyir gösterirler. İnsan vücudunda tanımlanmış çok sayıda anjiyojenik faktör mevcuttur. Bunların içinde en önemlisi vasküler endotelyal büyüme faktörleridir. Lenfanjiyogenez, yakın geçmişten itibaren ayrıntılı olarak incelenmeye başlanmıştır. Özellikle VEGF-C ligandının güçlü lenfanjiyojenik etkiye sahip olduğu çeşitli çalışmalarda gösterilmiştir. Lenfanjiyogenez, tümörde lenfo vasküler invazyon, bölgesel lenf nodlarına metastaz ve uzak organ metastazlanın gelişiminde önemli rol oynayan bir süreçtir. Bu bilgiler ışığında, meme kanserinde lenfanjiyogenezin güçlü bir stimülam olan VEGF-C ile diğer klasik klinikopatolojik prognostik ve/veya prediktif faktörler arasında bir ilişkinin olup olmadığı araştırıldı. Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı'nda 1994 ile 2003 yıllan arasında takip ve tedavi edilen ve Patoloji Anabilim Dalı tarafından histopatolojik olarak meme kanseri tanısı konulan olgulardan 217'si çalışmaya dahil edildi. VEGF-C ekspresyonu immünohistokimyasal yöntemlerle değerlendirildi. Tümör hücrelerindeki sitoplazmik boyanma derecesi dikkate alındı. Tümör evresi, gradı, aksiller lenf nodu tutulumu, östrojen ve progesteron reseptör durumu, c-erb-B2, lenfovasküler invazyon gibi parametrelerle VEGF-C ilişkisi incelendi. VEGF-C düzeyleri ile hiçbir parametre arasında istatistiksel anlam ifade eden bir ilişki saptanmadı. Bu durum birkaç şekilde açıklanabilir; VEGF-C ekspresyonunu saptamaya yönelik yöntemler arasında bir standardizasyon sağlanamamıştır. VEGF-C ligandının lenfanjiyojenik etkisi, farklı ve nonfonksiyonel VEGFR-3 varyantları olması nedeniyle, her zaman belirgin olmayabilir. Ek olarak, incelediğimiz hasta popülasyonunun heterojen olması ve bazı hastalardaki veri eksikliğinin de sonuçlara olumsuz katkıda bulunmuş olabileceği kanısına varılmıştır. Anjiyogenez/lenfanjiyogenez ve prognoz arasındaki ilişkiyi daha iyi gösterebilmek için, standart hale gelmiş yöntemlere ve daha geniş, homojen hastalardan oluşan gruplarla yapılacak prospektif çalışmalara gereksinim vardır. Anahtar Sözcükler: anjiyogenez, lenfanjiyogenez, meme kanseri, prognoz, VEGF-C

Sinan Yavuz
Çukurova University
2004
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Lenfomada DNA onarım gen polimorfizmleri

Kanser, DNA'da hasarların sık olduğu hastalıklar grubudur. Kanserlerin etyolojisinde çevresel ve genetik faktörlerin çok önemli olduğu tartışılmaz bir gerçektir. Genel popülasyonda DNA onarım kapasitesindeki değişkenliklerle kanserlere duyarlılık arasında ilişki saptanmıştır. Ulaşılabilen literatürde ülkemizde erişkin NHL ile DNA onarım gen polimorfizmleri arasındaki ilişkiyi araştıran herhangi bir çalışmaya rastlanmamıştır. Daha önceki çalışmalarda lenfoma görülme yaşının, batı ülkeleriyle kıyaslandığında 10 yıl kadar daha genç yaşta görüldüğü gösterilmiştir. Çalışmamızın amacı, bu erken yaş gözlemi nedeniyle kişinin DNA hasarına verdiği yanıtın belirlenmesinde çok önemli olan DNA onarım genlerindeki tek nükleotid polimorfizmleri ile lenfomalar arasındaki ilişkiyi araştırmaktı.Çalışmaya 94 B hücreli NHL tanılı hasta ve 96 sağlıklı kontrol grubu dahil edildi. Hastaların 60'ı (%63,8) DBBHL, 13'ü (%13,8) folliküler lenfoma, 6'sı (%6,4) küçük lenfositik lenfoma, 6'sı (%6,4) marjinal zon lenfoma ve 9'u (%9,6) diğer lenfoma tanısı olan hastalardı. Hastaların 49'u (%52,1) erkek, 45'i (%47,9) kadın hastalardı.Hasta ve kontrol gruplarında ERCC2 (Lys751Gln), XPC (Gln939Lys), ERCC5 (Asp1104His) ve XRCC3 (Thr241Met) gen polimorfizmleri çalışıldı. Çalışılması planlanan XRCC1 Arg399Gln gen polimorfizmi, teknik nedenlerden ve yeterli finansman sağlanamamasından dolayı çalışılamadı.ERCC5 Asp1104His polimorfizminin, kontrol grubunda daha fazla saptanması nedeniyle mutant aleli taşıyan bireylerde hastalıktan koruyucu etki gösterebileceği düşünüldü (p=0,009). Bu anlamlı fark erkek cinsiyette daha belirgin bulundu (p=0,001). Hasta ve kontrol grupları, sigara içen ve içmeyen diye gruplara ayrıldığında; sigara içmeyen grupta XPC geni mutant alelinin hastalıktan koruyucu etki gösterdiği saptandı (p=0,040). NHL olguları ve kontrol grupları arasında ERCC2 kodon 751, XPC kodon 939 ve XRCC3 kodon 241 gen polimorfizmleri açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmadı (p>0,05). Çalışılan 4 gen polimorfizmi için mutant aleli içeren ve içermeyen gruplar karşılaştırıldığında, ERCC5 CG polimorfizminin G mutant alelini içeren bireylerde, G mutant alelini içermeyen bireylere göre hastalıktan koruyucu etki gösterdiği saptandı (p=0,010).Sonuç olarak; DNA onarım gen polimorfizmleri lenfoma riskinde etkili olabilir. Bu nedenle toplumumuzda görece sık görülen lenfomalarda DNA onarım genlerindeki polimorfizmlerin belirlenmesi, lenfomagenezdeki katkısını anlamada yararlı olabilir.Anahtar Kelimeler: Çevre faktörleri, DNA onarım genleri, kansere yatkınlık, lenfoma, tek nükleotid gen polimorfizmi

DNA hasarıDNA onarımıLenfoma+5
Aykut Bahçeci
Çukurova University
2011
00
Tıpta Yan Dal UzmanlıkAçık ErişimTR

Hodgkin lenfomada PRAME ekspresyonu ve klinik önemi

Giriş ve Amaç: Kemoterapiye rezistan Hodgkin Lenfomalı olgularda yeni tedavi stratejileri gelişmesi için yeni hedeflerin tanımlanması gerekmektedir. PRAME (Preferentially expressed antigen of melanoma), otolog sitotoksik T lenfositler tarafından tanındığının belirlenmesinden beri tümör immunoterapisi için umut verici bir aday olmuştur. Testis, over, endometrium ve adrenaller hariç normal dokularda eksprese edilmez veya zayıf eksprese edilen PRAME birçok solid tümörde ve hematolojik malignensilerde yüksek seviyelerde eksprese edilir. Hodgkin Lenfomada PRAME ekspresyon ile ilgili bilgi çok azdır. Bu çalışmanın amacı Hodgkin Lenfomada PRAME ekspresyonunu araştırmak, Hodgkin Lenfomda bilinen prognostik faktörlerle ilişkisini anlamak ve immunoterapi için PRAME'in hedef molekül olarak kullanılabilirliğinin saptamaktı. Ayrıca Real-Time Polymerase Chain Reaction ile Immunhistokimya yöntemleri kullanılarak bu iki yöntemi kıyaslamak amaçlandı.Gereç ve Yöntem: Çalışmaya, Hodgkin Lenfoma tanısı almış olgulardan klinik takibe ulaşılabilen ve örneklerine ulaşılabilen 110 hasta alınmıştır. Hastaların demografik, klinik, laboratuar ve prognostik değerleri retrospektif olarak kaydedildi. Bu 110 olgudan Patoloji ulaşılabilen toplam 82 hastanın dokularında Immunhistokimya ve Real-Time Polymerase Chain Reaction yöntemleri ile PRAME çalışıldı. Veriler uygun istatistiksel yöntemlerle test edildi.Bulgular: Immunhistokimyasal olarak 15 (% 18.3) hastada, Real-Time Polymerase Chain Reaction ile 8 (% 9.8) hastada PRAME saptandı. PRAME ekspresyonu saptanan olgularda International Prognostic Score 4 ve üzerinde olması PRAME pozitif olgularda anlamlı şekilde fazla bulundu (p:0.039). Real-Time Polymerase Chain Reaction ile PRAME çalışılan 82 hastada Hastalıksız Sağkalım ve Genel Sağkalım analizinde yaşam süresi PRAME pozitif olgularda, belirgin kısa idi (p:0.0005). Immunhistokimya ile PRAME analizinde de benzer şekilde Hastalıksız Sağkalım ve Genel Sağkalım daha kısaydı fakat istatistiksel anlamlılığa ulaşmadı. 45 yaş üstünde olmak, ileri evre hastalık, yüksek risk grubunda olması, yüksek International Prognostic Score olması ve 12 aydan daha kısa sürede relaps olması durumunda Hastalıksız Sağkalım daha kısaydı. Toplam ve hastalıksız sağkalımı etkileyen bağımsız faktörlere bakıldığında sadece ileri yaş ve yüksek risk grubunun sağkalımı etkileyen bağımsız faktörler olduğu görüldü. PRAME pozitifliği ölüm riskini arttırsa da (3.56) istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı.Sonuç: PRAME saptanmasında Real-Time Polymerase Chain Reaction daha duyarlı bir yöntem olarak saptanmıştır. PRAME analizi için Immunhistokimya da kullanılabilir bir yöntemdir. Özellikle Histiyositler ve Reed Stenberg hücrelerinde PRAME ekspresyonunun gösterilmesi ileriki çalışmalar için yol gösterici olabilir. Bu sonuçlar PRAME ekspresyonunun Hodgkin Lenfomada kötü prognostik parametre olabileceğini işaret etmektedir.

AntijenlerHodgkin hastalığıLenfoma+5
Vehbi Erçolak
Çukurova University
2013
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Yoğun Bakım Ünitesinde izlenen onkoloji hastalarının prognozunu belirleyen faktörlerin prospektif olarak incelenmesi

Amaç: Çalışmanın amacı yoğun bakım ünitesinde takip edilen onkoloji hastalarının mortalitesine etki eden faktörlerin belirlenmesidir. Gereç ve yöntem: Bu çalışmada 2012-2014 yılları arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları A.D. yoğun bakım ünitesinde takip edilen ardışık 100 hasta prospektif olarak incelenmiştir. Mortaliteyi etkileyen faktörleri saptamak için APACHE II, SOFA 1. gün ve SOFA 3. gün skorları kullanılmıştır. 0., 1. 2. ve 3. gün laktat düzeyleri, magnezyum, fosfor, potasyum, BUN ve beta 2 mikroglobülin düzeyleri belirlenmiştir. Hastaların yoğun bakımda takip edildiği süre boyunca vazopressör, renal, solunumsal destek ihtiyacı, nötropeni ve enfeksiyöz etkenler ile mortalite arasındaki ilişki belirlenmiştir. Yoğun bakım takibinden çıkarılıp servise devredilen hastalar (Grup 1: 40 hasta) ve yoğun bakım takibinde ölen hastalar (Grup 2: 60 hasta) olmak üzere iki grupta incelenmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde SPSS 17.0 (SPSS Inc. Chicago, Ill, USA) paket programı kullanıldı. Bulgular: Grup 1 ve Grup 2 'deki hastaların APACHE II değeri (p<0,001), SOFA 1. Gün ve SOFA 3. Gün skoru (p<0,001), Prediktif mortalite oranı (p<0,001), yoğun bakıma kabul anındaki laktat değerleri (p<0,001), vazopressör destek ihtiyacı, solunumsal destek ihtiyacı, (p<0,001), renal destek ihtiyacı (p<0,05), BUN düzeyi (p<0,05), K düzeyi (p<0,05), Mg düzeyi (p<0,05) ve Acinetobacter baumannii üremesi (p<0,05) ile hastaların yoğun bakım takiplerinde exitus olması arasında istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Ayrıca hastaların izlemi sırasında yeni yoğun bakım ünitesinde izlenen hastalarda mortalite daha az bulunmuştur. Sonuç: Çalışmada incelenen parametreler dikkate alındığında hastaların uzun dönem mortalitesi ve yoğun bakım mortalitesini belirleyebilmek amacıyla tek bir parametreden ziyade birden fazla parametreyi kapsayan yeni skorlama sistemlerine ihtiyaç vardır. Yoğun bakım ünitelerinin hastaların enfeksiyon riskini azaltmak ve mortalitenin düşürülmesi amacıyla yapılması gereken ilk adımın hastalar arasındaki kontaminasyonu önleyecek şekilde sağlık personelinin eğitimi ve hastaların ayrı odalarda takibin yapılması mortaliteyi anlamlı şekilde düşürmüştür.

APACHE skorlama sistemiBeta 2 mikroglobülinKanser hastaları+7
Ali Oğul
Çukurova University
2014
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Antineoplastik kemoterapi alan hastalarda serolojik ve non-invaziv yöntemlerle kardiyotoksisitenin prospektif olarak değerlendirilmesi

Amaç: Antrasiklin ve trastuzumab alan meme kanserli olgularda kardiyotokisitenin konvansiyonel EKO, doppler EKO, doku doppler EKO ve kardiyak biyo-belirteçler ile prospektif olarak değerlendirilmesi amaçlandı. Metod: Antrasiklin ve trastuzumab alan 43 meme kanserli hasta çalışmaya alındı. Tüm hastalara tedavi öncesi, birinci ve dördüncü kür tedavileri sonrası ve tedavi başlangıcının 6. Ayında değerlendirmeler yapıldı. Her değerlendirme aşamasında hastalara EKO, dopler EKO ve doku dopler EKO yapıldı. Ekokardiyografik olarak aort ve sol atrium çapları, interventriküler septum, posteriyor duvar kalınlıkları, sol ventrikülün sistol sonu ve diyastol sonu çapları parasternal uzun aks kullanılarak hesaplandı. Mitral ve triküspit kan akım velosite hesaplamaları ve aynı zamanda sol ventrikülün lateral septal duvar ve triküspit anülüsün doku doppler incelemeleri yapıldı. Ayrıca yine her değerlendirmede tedavi uygulamasından 2 saat sonra kardiyak biyo-belirteçler için kan örneği alındı. Kan örnekleri alındıktan sonra 30 dk içinde santrifüj edildi ve plazmaları ayrılarak -70 °C'de saklandı ve toplu olarak tüm hastalardan hsTn-T, hsCRP ve pro-BNP çalışıldı. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen hastaların ortanca tanı yaşı 52,72 yıl (Aralık 27 – 76) olarak saptandı. Çalışmamızda kardiyotoksisite gelişme oranı %18,6 (8 hasta) olarak gözlendi. Hastaların sol ventrikül fonksiyonları değerlendirildiğinde ortalama EF, E' mitral lateral anulus, E' mitral septum ve E'/A' mitral septum değerlerindeki azalmalar istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Hastaların E/E' mitral değeri ortalamasındaki artış istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Hastaların kardiyak biyo-belirteçlerinden hsTn-T düzeylerindeki artışlar istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Bunlara ek olarak birinci kür tedavi sonrası pro-BNP ve hsTn-T yükselmesinin kardiyotoksisite gelişimini öngördüğü bulunmuştur. Sonuç: Antrasiklin ve trastuzumab alan hastalarda kardiyak yan etkilerin tanısında ekokardiyografik takipler konvansiyonel EKO ve sistolik fonksiyon takibiyle sınırlı kalmamalı, beraberinde doppler ve doku doppler EKO ile diyastolik fonksiyonlar da sık aralıklarla izlenmelidir. Ayrıca hsTn-T ve pro-BNP düzeylerinin takibinin kardiyotoksisitenin subklinik dönemde teşhisi için kullanılabileceği uygun görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Antrasiklin kardiyotoksisitesi, hsTn-T, pro-BNP.

Antikorlar-monoklonalAntineoplastik ajanlarAntineoplastik ajanlar+7
Osman Şahin
Çukurova University
2015
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Mezotelyomada c-MYC ve EZH-2 ekspresyonu ile merlin ve BAP-1 kaybının klinik önemi

Amaç: Malign mezotelyoma (MM), plevral, peritoneal veya perikardiyal boşluklardan kaynaklanan agresif bir tümördür. MM için en güçlü prognostik faktörler evre ve histoloji olmakla birlikte, hassas tıp için MM için prognostik ve / veya öngörücü faktörlerin bulunmasına ihtiyaç vardır. Bu çalışmanın amacı MM'de demografik değişkenler ile BAP-1, EZH-2, c-MYC ve Merlin'in prognostik önemi arasındaki ilişkiyi araştırmaktır. Hasta Seçimi ve Yöntem: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Onkoloji Anabilim Dalı tarafından takip edilen 75 MM hastası retrospektif olarak değerlendirildi. Asbest maruziyeti, sigara içme öyküsü, tümör yerleşim yeri, histopatolojik tip, tedavi yöntemleri, ECOG performans durumu ve hastalık evresi de dahil olmak üzere 75 hastanın demografik özellikleri değerlendirildi. BAP-1, EZH-2, c-MYC ve Merlin ifadeleri 67 vakada immünohistokimya ile değerlendirildi ve ekspresyon düzeyleri ve / veya ekspresyon kaybı ve sonuçları sağkalım süreleri ile karşılaştırıldı. İstatistiksel analizler için IBM SPSS 20.0 sürümü kullanıldı. Bulgular: Kadın / erkek oranı 42/32, yaş ortalaması 60 ± 10,8 idi. Olguların çoğunda epiteloid tip MM (60 olgu), 12'sinde bifazik tip MM ve 3'ünde sarkomatoid tip MM vardı. Ortanca toplam sağkalım, kadınlarda, erken evre hastalığı olanlarda, sigara içmeyenlerde, iyi performans gösteren ve epiteloid tip MM' li olgularda daha uzundu. BAP-1 kaybı ile progresyonsuz sağkalım ve toplam sağkalım arasında ilişkili bulunmadı. Merlin kaybının toplam ve hastalıksız sağkalım ile ilişkili olduğu saptandı. Güçlü EZH-2 ekspresyonunun daha kısa toplam sağkalım ile ilişkili olduğu saptandı. Güçlü c-MYC ekpresyonunun daha kısa toplam sağkalım ile ilişkili olduğu saptandı. EZH-2 ve c-MYC için kombine yüksek ekspresyonun, en kısa sağkalım ile ilişkili olduğu, ikisinin de negatif olduğu vakaların en kısa sağkalıma sahip olduğu saptandı. Çok değişkenli analizlerde histolojik alt tip, evre, ECOG performans durumu ve EZH-2 prognostik faktör olarak bulundu. Sonuç: BAP-1, EZH-2, c-MYC ve Merlin ifadeleri biyopsi örneklerinde veya cerrahi örneklerde immünohistokimya ile tespit edilebilir. Özellikle EZH-2 ve c-MYC ifadelerinin daha kısa hastalıksız ve toplam sağkalım ile ilişkili olduğu bulunmuştur. EZH-2 ve / veya c-MYC'yi hedef almak, MM'li olgularda önemli bir tedavi seçeneği olabilir. Bu sonuçları doğrulamak için daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: Malign mezotelyoma, BAP-1, EZH-2, Merlin, c-MYC, sağkalım

BiyobelirteçlerGen ifadesiGenler-MYC+6
Ahmet Melih Arslan
Çukurova University
2019
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Hodgkin lenfomalı hastalarda PET/BT metabolik parametreleri ile biyokimyasal verilerin korelasyonu ve prognostik önemi

Amaç: Bu çalışmada HL'da tedavi sonrası yeniden evrelemenin doğru yapılabilmesi, farklı tedavi yaklaşımlarına aday olabilecek risk açısından farklı özellikler gösteren hasta alt gruplarının doğru tanımlanabilmesi amacıyla, önemi giderek artan semikantitatif PET metabolik ölçümlerinden SUVMAX, SUVMEAN, MTV, TLG'nin prognoza etkisini ve son yıllarda kullanılan yeni inflamatuar göstergelerden SII, PNI ,NLR, LMR ile ilişkisini karşılaştırmalı olarak incelemeyi, ileri evre hastalarda prognostik öneme sahip olan kısmen inflamatuar belirteçlerden oluşan IPS7'ye tüm evrelerde anlamlı olabilecek potansiyel alternatif biyobelirteç araştırma sürecine katkıda bulunmayı hedefledik. Hastalar ve Yöntem: Çalışmaya Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde histopatolojik olarak Hodgkin Lenfoma tanısı alan en az 6 ay takip edilmiş otoimmun hastalık ve ikincil malignite öyküsü olmayan, erişkin yaş grubunda olan (17-78) 142 hasta retrospektif olarak dahil edildi. Kayıtlarına ulaşılabilen 52 hastanın tedavi öncesi, tedavi arası ve tedavi sonrası PET metabolik parametrelerinden maksimum standardize uptake değeri (SUVMAX), ortalama standardize uptake değeri (SUVMEAN), metabolik tümör volümü (MTV), total lezyon glikolizis (TLG) ve Deauville skorları kıyaslandı. Klinik inflamatuar parametrelerden tanı anındaki sistemik immun inflamasyon indeksi (SII), prognostik nütrisyonel indeks (PNI), nötrofil/lenfosit oranı (NLR), lenfosit/monosit oranı (LMR), lenfosit, nötrofil, monosit, trombosit sayıları ve lenfosit yüzdesi, B2 mikroglobulin, LDH düzeyleri değerlendirildi. IPS-7 ve IPS-3 skorları hesaplandı. PET/BT metabolik parametreleri ile inflamatuar biyobelirteçlerin korelasyonu ve prognostik önemi incelendi. Bulgular: PET/BT metabolik parametrelerine ulaşılan 52 hastanın tedavi öncesi SUVMAX, SUVMEAN, MTV, TLG sonuçları ile OS ve PFS ilişkisi bulunmadı. SUVMAX iPET, MTV iPET, TLG iPET ve Deauville iPET sonucu pozitif olan hastaların daha kötü prognoza sahip olduğu bulundu. Tedavi sonrası SUVMAX, SUVMEAN, MTV, TLG ve Deauville skoru toplam sağkalım (OS) ile ilişkili bulundu. Erken evre iyi risk grubundaki hastaların progresyonsuz sağkalımının (PFS) daha uzun olduğu bulundu. Bulky hastalığı olan hastalarda PFS olmayanlara göre daha kısa olduğu bulundu. Lenfosit sayısı <1,33, lenfosit yüzdesi <% 16,31, nötrofil/lenfosit oranı>4,84, lenfosit/monosit oranı <2,09 olması PFS ile ilişkili bulundu. LDH, B2 mikroglobülin ve PNI değeri ile PFS arasında istatistik olarak anlamlı bir ilişki saptanmadı. IPS-7, IPS-3 ve IPS-4 ileri evre hastalarda OS ile, IPS-4 OS ve PFS ile ilişkili bulundu. İleri evre hastalarda sadece IPS-4 mortalite ile ilişkili bulundu. Hastanın yaşı, B2 mikroglobülin değerinin >2,59 olması ve Lenfosit sayısının <1,33 olması ve hastanın tedaviye yanıt şeklinin sağkalım için bağımsız risk faktörleri olduğu bulundu. Daha geniş hasta grupları ile verilerimizin valide edilmesi yararlı olacaktır. Sonuç: PET/BTnin prediktif değerini artırmaya yönelik yaptığımız bu çalışmamız güncel literatür bilgileri ışığında HL'da PET metabolik parametreleri ile NLR, LMR, SI ve PNI'nin karşılaştırıldığı ilk çalışmadır. PET metabolik parametreleri ile incelenen inflamatuar biyobelirteçler arasında anlamlı bir ilişki saptanmamışsa da hasta sayısının arttırıldığı çalışmalarla tüm evrelerde anlamlı olabilecek prognostik biyobelirteçlerin araştırılması gereklidir.

BiyobelirteçlerHodgkin hastalığıLenfoma+4
Tuba Korkmaz Kapukaya
Çukurova University
2020
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Plazma hücreli neoplazilerde MYC ve EZH2 ekspresyonunun klinik ve prognoz üzerine etkisi

Plazma Hücreli Neoplazilerde Myc ve EZH2 Ekspresyonunun Klinik ve Prognoz Üzerine Etkisi Giriş ve Amaç: Multipl miyelom (MM), monoklonal immünoglobulin üreten plazma hücrelerinin neoplastik proliferasyonu ile karakterizedir. MM, moleküler patogenezi oldukça kompleks ve heterojen bir hastalıktır. MM patogenezi genetik ve epigenetik değişikliklerden oluşan çok basamaklı bir süerçtir. MYC protoonkogenini içeren yeniden düzenlemeler, yeni tanı MM'da yaygındır, ancak bunların prognostik önemi hala belirsizdir. EZH2 aberasyonu, çeşitli B ve T hücreli lenfoid maligniteler de dahil olmak üzere çok çeşitli kanserlerde görülmüştür ve kötü klinik prognoz ve sonuçlarla ilişkilidir. Bu çalışmanın amacı MYC yeniden düzenlemesinin ve EZH2 aşırı ekspresyonunun yeni tanı MM'da klinik özellikler, tedavi yanıtı ve sağkalım üzerindeki etkisini değerlendirmektir. Materyal ve Method: 2005-2019 yılları arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesinde takip edilen Plazma hücreli neoplazi tanılı 92 vaka seçildi. EZH2 immünohistokimya (İHK) yöntemi ile değerlendirildi. Myc, İHK ve FİSH yöntemleriyle değerlendirildi. İstatistiksel olarak hastaların sağkalım ve tedaviye yanıt analizi yapıldı. Bulgular: Hastaların %65,2 (n:60)'si erkek, %34,8 (n:32)'si kadındı. Ortanca yaşı 58,5 (min:21-maks:83) idi. Hastaların %24,4'ü EZH2 pozitif, %18,5'u Myc İHK pozitif, %26,7 Myc FİSH pozitif ve %7,7'si EZH2 ve Myc İHK pozitif boyanma gösterdi. EZH2 pozitif hastalarda toplam sağkalım anlamlı olarak daha kısa saptanırken, EZH2 ve Myc pozitif hastalarda sağkalım süresi yalnız EZH2 pozitif hastalardan daha kısa saptandı. Sonuç: EZH2 ve Myc, MM'da kötü prognostik özellik göstermektedir. Biyolojiyi kötü etkilediği gösterilen bu iki parametrenin birlikte hedeflenerek tedavi edilmesi bu hastalar için tedavide yeni ufuklar açabilir. Anahtar Kelimeler: MM, EZH2,MYC

Gen ifadesiMultipl miyelomNeoplazmlar+2
Esra Asarkaya
Çukurova University
2020
00
DoktoraAçık ErişimTR

Malign ve benign over tümörlü hastalar ile platin sensitif ve dirençli over kanserli hastalarda metabolomik biyobelirteçlerin araştırılması

Bu çalışmada, over kanseri hastalarda platin direncine sahip olanların önceden belirlenerek alternatif tedavi protokolünün zaman kaybedilmeden başlatılması, over kanserinin erken teşhisi, kanserli hastaların benign tümörlerden ayırt edilmesini kolaylaştıracak metabolomik biyobelirteçlerin tespiti, belirlenen biyobelirteçlerin tanımlanması, doğrulanması ve metabolik yolakların belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada, platin dirençli over kanserli hastalar, platin sensitif over kanserli hastalar, benign tümörlü hastalar ve sağlıklı kontrollerin idrar ve serum örnekleri GC-MS kullanılarak analiz edilmiştir. Veriler tek değişkenli, çok değişkenli ve ROC analizleri sonrasında doğrulanarak biyobelirteçler belirlenmiş ve sonrasında metabolik yolak analizleri yapılmıştır. Platin dirençli ve sensitif over kanseri hastaların idrar ve serum örneklerinde yapılan metabolomik çalışmalarda R2Y, Q2, AUC, sensitivite ve spesifite değerleri sırasıyla 0,85, 0,545, 0,844, %91,30, %81,08 ve 0,570, 0,206, 0,743, %77,78, %74,28 olarak bulunmuştur. Malign ve benign tümörlü hastaların idrar ve serum örneklerinde yapılan metabolomik analizlerde R2Y, Q2, AUC, sensitivite ve spesifite değerleri sırasıyla 0,719, 0,482, 0,887, %83,50, %92,53 ve 0,488, 0,091, 0,843, %79,54, %79,00 olarak belirlenmiştir. Over kanserinin erken teşhisine yönelik çalışmalarda malign grubu hastalar ile sağlıklı kontrollerin idrar ve serum örnekleri karşılaştırılmış olup R2Y, Q2, AUC, sensitivite ve spesifite değerleri sırasıyla 0,870, 0,773, 0,987, %91,75, %97,18 ve 0,809, 0,748, 0,990, %93,18, %96,77 olarak bulunmuştur.

Evren Çağlar Eroğlu
Çukurova University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Over kanserinde CD47 ekspresyonunun klinik önemi

Amaç: Malign over tümörlerinde CD47 ekspresyonunun klinik-patolojik özelliklerle prognoz üzerine etkileri incelenmiştir. Materyal-metod: Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesi'nde over kanseri tanısı almış 83 hastaya ait parafin bloklardan alınan kesitlerde immünohistokimyasal olarak CD47 ekspresyonu değerlendirilmiştir. Bulgular: Over kanseri olan 83 hastanın %38,6'sında CD47 ekspresyonu saptanmazken %61,4'ünde CD47 ekspresyonu saptandı. Sonuç: Yüksek CD47 ekspresyonu OS ve PFS'de kısalmaya neden olmuş kötü prognozla ilişkilendirilmiştir. CD47 ekspresyonunun varlığının ve yüksekliğinin önemi kliniko-patolojik olarak gösterilmiştir. Anahtar Kelimeler: CD47, over kanseri, immünohistokimya, monoklonal antikor, prognoz

Antikorlar-monoklonalOver neoplazmlarıPrognoz+1
Nazife Gümüş
Çukurova University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tirozin kinaz inhibitörleri ile tedavi edilen onkoloji hastalarında tiroid profillerinin incelenmesi

Amaç: Tirozin Kinaz İnhibitörleri (TKİ'ler) kanserli hastalarda uygun hedef varlığında yaygın olarak kullanılan tedavi ajanlarındandır. TKİ kullanan onkoloji hastalarında nadir olmayarak hipotiroidi gözlenmektedir. Bu çalışmanın amacı, TKİ tedavisi alan kanser hastalarının tiroid fonksiyon testlerini değerlendirmek ve bu testlerin diğer laboratuvar değişiklikleri ve radyolojik görüntüleme ile yanıt değerlendirmeleri ile ilişkisini araştırmaktır. Materyal-metod: Çukurova Üniversitesi Onkoloji kliniğine 2010 -2021 yılları arasında kanser tanısı ile TKİ tedavisi kullanmış 173 hasta dünden bugüne olarak çalışmaya dahil edildi. Hastaların tiroid fonksiyon testleri, laboratuvar ve radyolojik değerlendirmeleri ile aralarındaki korelasyon incelendi. KML (Kronik Myeloid Lösemi) hastaları çıkarılarak hipotiroidi gelişen ve gelişmeyen hastalarda inflamatuvar indeksler ile hastaların tedaviye radyolojik yanıtları karşılaştırıldı. Bulgular: Kanser tanısı alan 173 hastanın % 16,7 hipotiroidi saptandı. En sık Pazopanib (%47,4) ve sunitinib alan (%30,7) grupta hipotiroidi gözlendi. Hastalarda 3.ayda bakılan prognostik nutrisyon indeksi (PNİ) anlamlı olarak yüksek bulundu. Kalsiyum ve fosfor düzeylerinde anlamlı azalma saptandı. Hipotiroidi saptanan grupta tedavi yanıtları daha yüksek bulunmasına rağmen istatiksel olarak anlamlı değildi. Hasta sayısının sınırlı olması ile ilişkilendirildi. Sonuç: TKİ tedavisi alan hastalarda hipotiroidi önemli bir yan etki olup özellikle pazopanib ve sunitinib alan hastalarda dikkat edilmelidir. Kalsiyum ve fosfor düzeyleri tedavi öncesi bakılmalı gerekli replasmanlar yapılmalıdır. Hipotiroidi gelişen hastalarda tedavi yanıtlarının daha yüksek olması ilerde daha geniş hastalarda yapılan çalışmalar için yol gösterici olabilir. Anahtar Kelimeler: Kanser, Hipotiroid, FT3, FT4, TSH, TKİ

Gizem Asa Tepeoğlu
Çukurova University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Diffüz büyük B hücreli lenfoma hastalarında tedavi öncesi ve tedavi sonrası F-18 FDG PET/BT'de metabolik parametrelerin karşılaştırılması ve prognostik önemi

Bu çalışmada 80 Diffüz Büyük B Hücreli Lenfoma (DBBHL) olgusunda F-18 FDG PET/BT semikantitatif parametreler [(SUVmax, en geniş lezyonun çapı (MTÇ), metabolik tümör volümü (MTV), bulky lezyon glikolizis (BLG), toplam MTV (TMTV), total lezyon glikolizis (TLG), tümör SUVmax/karaciğer SUVmax (TLr) ve parametrelerde değişim yüzdesi (ΔSUVmax, ΔMTV, ΔTLG)], ile Ann Arbor Evre, Deauville skorunun tedavi öncesi (0), tedavi arası(i) ve tedavi sonu(eot) değerleri kıyaslandı ve prognozla ilişkisinin araştırılması amaçlandı. Yaşayanlar ve ölenler arasında TMTV PET0, SUVmax PETi, Deauville PETi, TLr PETi, ΔSUVmax PETi, ΔTLG PETi ortalama değerlerinde anlamlı farklılık bulundu. Yaşayanlar ve ölenler veya nüks olanlar arasında MTÇ PET0, MTV PET0, BLG PET0, SUVmax PETi, SUVmax PETeot, TMTV PET0, TMTV PETi, TMTV PETeot, TLG PET0, TLG PETi, TLG PETeot, Deauville PETi, Deauville PETeot, TLr PETi, TLr PETeot, ΔSUVmax PETi, ΔSUVmax PETeot, ΔTMTV PETi, ΔTMTV PETeot, ΔTLG PETi, ΔTLG PETeot ortalama değerleri arasında anlamlı farklılık saptandı. Yaşayanlar ve ölenlerde ROC analizinde kesim noktası TMTV PET0 için 195, ΔSUVmax PETi için 101 olarak hesaplandı. Yaşayanlar ve nüks olanlarda yapılan ROC analizinde kesim noktası MTÇ PET0 için 5,675; MTV PET0 için 39,5; BLG PET0 için 530,900; TLG PET0 için 1821, TMTV PET0 172,5; ΔTLG PETi için 99,94 olarak hesaplandı. Nüks ve yaşayanlarda MTÇ PET0, MTV PET0, BLG PET0, TLG PET0, TMTV PET0, ΔTLG PETi'nin ROC eğrilerindeki kesim noktasına göre elde edilen değerlerin üzerinde ve altında kalanlarda hastalıksız sağkalım süresinde anlamlı farklılık bulundu. Araştırmamızın sonuçları DBBHL'de semikantitatif PET/BT parametrelerinin prognozu öngörmede yardımcı olabileceğini göstermiştir.

Ebru Salmanoğlu
Çukurova University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2025
00
DoktoraAçık ErişimTR

Yüksek riskli endometrium kanserinde moleküler sınıflama ve klinik önemi

Bu çalışmada, yüksek riskli endometrial adenokarsinom (EK) ve fertilite koruyucu yaklaşım (FKY) uygulanan hastalarda moleküler özelliklerin belirlenmesi ve klinik-patolojik prognostik faktörlerle moleküler sınıflama arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi amaçlandı. Çalışmada 16 FKY, 33 grade 3EK, 50 tip 2 EK (37 seröz ve 13 berrak hücreli EK) ve 33 nüks olgu olmak üzere toplamda 132 olgu değerlendirildi. Olguların klinik bilgileri, miyometriyal invazyon derecesi (Mİ), lenf nodu metastazı (LNM), lenfovasküler alan invazyonu (LVAİ), evre ve adjuvan tedavi durumları belirlendi. Olguların mismatch repair (MMR) ve p53 durumları immünohistokimyasal yöntemlerle değerlendirildi. Olgular MMR eksik (MMRd), p53 mutant (p53abn) ve p53 wild tip (p53wt) olarak 3 moleküler gruba ayrıldı. İstatistik yöntemler ile moleküler grupların prognostik özellikleri ve klinik-patolojik özellikler ile moleküler gruplar arasındaki ilişki analiz edildi. FKY grubundaki olguların tamamı p53wt grubunda idi. Yüksek riskli gruplar birlikte değerlendirildiğinde 29 olgu (%25) MMRd, 43 olgu (%37) p53abn ve 43 olgu (%37) p53wt grubunda yer aldı. Bir olgu hem MMRd hem de p53abn idi. LVAİ, Mİ, LNM ve evre açısından moleküler gruplar arasında anlamlı fark bulunmadı. Total sağkalım (OS) açısından gruplar arasında anlamlı fark saptandı (p=0,004). Hastalıksız sağkalım (DFS) açısından gruplar arasında istatistiksel anlamlı fark bulunamadı. Yüksek riskli gruplarda Mİ≥% 50, LVAİ, p53abn ve nüks varlığı bağımsız kötü prognostik faktörler olarak bulundu. p53abn grubunda bulunmak beklenen yaşam süresini 5,9 kat azaltmaktaydı. Yüksek riskli ve nüks eden olgularda, moleküler sınıflama sadece prognostik açıdan değil aynı zamanda yönetimi belirlemede de kritik rol oynamaktadır. Bu nedenle bu grup hastalara İHK ile MMR ve p53 bakılması önerilir. Anahtar Kelimeler: Endometrial Adenokarsinom; Fertilite Koruyucu Yaklaşım; Moleküler Sınıflama; Nüks Endometrial Karsinom; Yüksek Dereceli Endometrial Adenokarsinom.

Ümran Küçükgöz Güleç
Çukurova University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2024
00

Diğer danışmanlar