Theses supervised by Prof. Dr. Suphiye Mine Yurttagül

14 theses · Hasan Kalyoncu University

Master'sOpen AccessTR

Tip 1 DM' li 9-18 yaş aralığındaki bireylerin beslenme durumunun ve diyabulimia riskinin antropometrik ölçümlere ve glisemik kontrole etkisinin araştırılması

Bu çalışma, T1DM'li bireylerin beslenme durumunun ve diyabulimia riskinin antropometrik ölçümler ve glisemik kontrol üzerindeki etkilerini araştırmak amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı ve kesitsel nitelikteki bu araştırma, Ocak 2025-Mayıs 2025 tarihleri arasında İnönü Üniversitesi'ne bağlı Turgut Özal Tıp Merkezi Çocuk Endokrinoloji ve Diyabet birimine kayıtlı 9- 18 yaş aralığındaki 93 bireyle (53 erkek, 40 kız) yürütülmüştür. Araştırmada veriler, Tanıtıcı Bilgi Formu, Diyabette Yeme Sorunları Anketi-Revize (DEPS-R), Akdeniz Diyet Kalitesi Ölçeği (KIDMED), Çocuklarda (9-14 yaş) Fiziksel Aktivite Anketi (PAQ-C), Adolesanlarda (14-18 yaş) Fiziksel Aktivite Anketi (PAQ-A) ve 24 Saatli Geriye Dönük Besin Tüketim Kaydı Formu aracılığıyla toplanmıştır. Biyokimyasal veriler (HbA1c (%) ve Plazma Glukozu) kaydedilmiş ve antropometrik ölçümleri (Boy uzunluğu, vücut ağırlığı, bel çevresi, kalça çevresi, boyun çevresi, üst orta kol çevresi) alınmıştır. Katılımcıların %26,9'unda diyabulimia riski tespit edilmiştir. Diyabulimia riski, Beden Kütle İndeksi (BKİ) göre fazla kilolu olan bireylerde, normal BKİ değerine sahip bireylere göre daha yüksek bulunmuştur (p<0,05). Lise düzeyinde eğitim alan bireylerin yeme davranış bozukluğu puanlarının, ilköğretim düzeyindeki bireylere kıyasla anlamlı düzeyde yüksek olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Erkek katılımcılar günlük enerji gereksinmesinin %94,7'sini, kız katılımcılar ise %78,1'ini karşılamaktadır. Öğün atlayan bireylerde, atlamayanlara göre daha yüksek diyabulimia riski görülmüştür (p<0,05). Egzersiz yapan bireylerin Akdeniz diyetine uyum düzeylerinin, yapmayanlara göre daha yüksek olduğu ve benzer şekilde HbA1c değeri düşük olan grubun Akdeniz diyetine uyumunun daha iyi olduğu belirlenmiştir (p<0,05). DEPS-R skoru ile KIDMED puanı arasında negatif; yaş, günlük insülin dozu, vücut ağırlığı, BKİ ve bel çevresi ile pozitif korelasyon saptanmıştır (p<0,05). Ayrıca fiziksel aktivite düzeyi ile KIDMED puanı arasında pozitif, günlük insülin dozu, vücut ağırlığı, BKİ ve bel çevresiyle negatif ilişki bulunmuştur (p<0,05). Normal yeme davranışı sergileyen bireylerin fiziksel aktivite düzeyleri de daha yüksek olarak belirlenmiştir (p<0,05). Sonuç olarak, diyabetli bireylerde beslenme alışkanlıkları, fiziksel aktivite düzeyi ve yeme davranışları diyabulimia riski ile yakından ilişkilidir. Bu nedenle T1DM'li çocuk ve ergenlerin çok yönlü bir yaklaşımla değerlendirilmesi önem arz etmektedir.

Efsun Kumru Durmuş
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinde sosyal medya bağımlılığı, fiziksel aktivite ve beslenme durumunun incelenmesi

Günümüzde sosyal medya insanların yaşamının ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir. Ancak sosyal medya kullanma alışkanlığı zamanla bağımlılığa dönüşebilmektedir. Sosyal medya bağımlılığı bireylerin fiziksel sağlık, psikolojik sağlık ve beslenme davranışları üzerinde zararlı bir etkiye sahip olabilmektedir. Bu araştırma, üniversite öğrencilerinde sosyal medya bağımlılığını saptamak ve sosyal medya bağımlılığının beslenme durumu ve fiziksel aktivite üzerine olan etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma korelasyonel (illişkisel) bir çalışmadır. Çalışmaya gönüllü 406 üniversite öğrencisi katılmıştır. Veriler online anket formu ile toplanmıştır. Bu araştırmada öğrencilerin demografik özellikleri, beslenme durumu, fiziksel aktivite düzeyleri sorgulanmış ve sosyal medya bağımlılığını değerlendirmek için 'Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği' ve beslenme durumunu belirlemek için 'Akdeniz Diyeti' ne Uyum Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmaya katılan öğrencilerin %25.6'sı erkek, %74.4'ü kız olup yaş ortalamaları 21.07±3.06'dır. Öğrencilerin %66.0'sı iki ana öğün tüketmektedir ve en çok atlanan öğün öğle öğünüdür. Erkek öğrencilerin %59.6'sının; kız öğrencilerin %57.9'unun Akdeniz Diyeti' ne uyumları orta düzeydedir. Sağlık Bilimleri Fakültesi'nde eğitim gören öğrencilerin Akdeniz Diyeti' ne uyumları diğer fakültedeki öğrencilerden daha yüksektir (p<0.05). Ana öğün tüketirken öğrencilerin %6.3'ü her zaman, %20.0'ı sıklıkla sosyal medya kullanırken %18.9'u ana öğün tüketirken hiç sosyal medya kullanmamaktadır. Öğrencilerin %63.8'inde farklı düzeylerde sosyal medya bağımlılığı saptanmıştır. Öğrencilerin %45.6'sı hafif aktivite düzeyindedir. Akdeniz Diyeti' ne uyum azaldıkça sosyal medya bağımlılığında artış olmaktadır (p<0.05). Fiziksel aktivite düzeyi ve SMBÖ puanı arasında ilişki bulunamamıştır (p>0.05). Sonuç olarak sosyal medya bağımlılığı öğrencilerin sağlıklı beslenme durumlarını etkilemektedir. Öğrencilerin sosyal medya kullanımı esnasında yemek yememe, ana öğün tüketirken sosyal medya kullanmama, sosyal medya kullanırken atıştırmalık tüketmeme ve doğru beslenme alışkanlıkları kazanma konusunda bilinçli olmaları sağlanmalıdır. En sağlıklı beslenme şekli olarak kabul edilen Akdeniz Diyeti' ne uyumlu beslenmeleri konusunda eğitilmelidir ve sağlık üzerine etkileri konusundaki farkındalıkları artırılmalıdır.

Akdeniz diyetiBağımlılıkBeslenme+7
Zeynep Şeyda Tut
Hasan Kalyoncu University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Diyetisyenlerin COVID-19 sürecinde çalışma koşulları ve kaygı durumları

COVİD-19 pandemisi tüm toplumları sosyal, ekonomik ve ruhsal olarak etkilemektedir. Sağlık hizmetlerinin tam olarak yerine getirilebilmesi ve sürdürülmesi için mücadele veren sağlık çalışanları, COVİD-19'dan en çok etkilenen gruptur. Bir sağlık çalışanı olan diyetisyenler de bu süreçten etkilenmişlerdir. Bu araştırma, Türkiye'de çalışan diyetisyenlerin COVİD-19 sürecinde çalışma koşullarını ve kaygı durumlarını araştırmak amacı ile yapılmış, tanımlayıcı kesitsel bir çalışmadır. Çalışmaya, gönüllü olarak 516 diyetisyen katılmıştır. Veriler, online anket formu aracılığı ile toplanmıştır. Anket formunda demografik özellikler, çalışma durumları, beslenme alışkanlıkları sorgulanmış ve Koronavirüs Anksiyete Ölçeği (KAÖ), Algılanan Stres Ölçeği (ASÖ) ve Durumluk-Sürekli Kaygı Ölçeği (DSKÖ) uygulanmıştır. Katılımcı diyetisyenlerin %32.4'ü erkek, %67.6'sı ise kadın olup yaş ortalaması 29.52±6.77'dır. Diyetisyenlerin %36.8'inin COVİD-19 sürecinde çalışma alanı değişmiş ve bu diyetisyenlerin %47.3'ü evden çalışırken %34.8'i ise filyasyon ekibinde görevlendirilmiştir. COVİD-19 sürecinde hasta/danışan görüşme şekli %56 oranında kısmen yüz yüze kısmen online şeklinde gerçekleşmiştir. Bu süreçte diyetisyenlerin %69.1'i besin desteği kullanırken, en çok tercih edilen besin desteği D vitamini (%77.5) olmuştur. Araştırmada kullanılan KAÖ, DSKÖ ve ASÖ puanlarına göre COVİD-19 sürecinde diyetisyenlerin %88.8'i yüksek anksiyeteye, %11.0'i yüksek durumluk kaygıya, %16,3'ü yüksek sürekli kaygıya sahipken, %14.1'inin ise stres altında olduğu sonucu elde edilmiştir. Cinsiyete göre değerlendirildiğinde, bu süreçte kadın katılımcılar erkek katılımcılardan daha az kaygılı ve streslidirler (p<0.05). Diyetisyenlerin yaş ve mesleki kıdemleri arttıkça bu süreçte stres düzeyleri azalmıştır (p<0.05). COVİD-19 sürecinde çalışma alanı değişen diyetisyenlerin stres ve durumluk kaygı düzeyleri daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Bu süreçte diyetisyenlerin günlük takip ettikleri hasta/danışan sayısı arttıkça stres ve kaygıları da artış göstermiştir (p<0.05). Pandemi sürecinde iştah durumunda değişiklik olan diyetisyenlerin daha stresli olduğu bulunmuştur (p<0.05). Sonuç olarak, çalışan diyetisyenler COVİD-19 sürecinde kaygılıdır ve bu kaygı çeşitli etkenlere bağlıdır. Kaygı ve stres durumunu azaltmak için iş yükü planlaması yapılması, kişisel koruyucu ekipman sağlanması, psikolojik ve sosyal destek verilmesi önerilmiştir. Anahtar kelimeler: Diyetisyen, COVİD-19, çalışma koşulları, kaygı, stres

AnksiyeteCOVID 19Diyetisyenler+3
Sena Bekerecioğlu
Hasan Kalyoncu University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinde yeni besin korkusu ile ortoreksiya nervozanın ve etkili etmenlerin araştırılması

Bu çalışma, üniversite öğrencilerinde yeni besin korkusu ile ortoreksiya nervozanın ve etkili etmenlerin araştırılması amacıyla yapılmıştır. Çalışma, Hasan Kalyoncu Üniversitesi'nde eğitim gören 270 gönüllü öğrenci ile yapılmıştır. Genel bilgiler, beslenme alışkanlıkları, besin tüketim sıklığı, yeni besin korkusu ölçeği ve ORTO-11 ölçeği olmak üzere beş bölümden oluşan bir anket ile veriler toplanmıştır. Öğrencilerin yaş ortalaması 21,46±2,04 yıldır. Erkek öğrencilerin BKİ ortalaması 24,34±3,12 kg/m2; kız öğrencilerin 21,52±3,62 kg/m2'dir (p<0,05). Sağlık Bilimleri Fakültesi öğrencilerinin %14'ünün, Sosyal Bilimler Fakültesi öğrencilerinin %12,6'sının ve Fen Bilimleri Fakültesi öğrencilerinin %17,8'inin neofobik olduğu tespit edilmiştir (p>0,05). Yeni besin korkusu ölçek puanı; Sağlık Bilimleri Fakültesi öğrencilerinde 40,84±8,59 puan, Sosyal Bilimler Fakültesi öğrencilerinde 40,59±8,85 ve Fen Bilimleri Fakültesi öğrencilerinde 38,81±10,6 puandır (p>0,05). Sağlık Bilimleri Fakültesi öğrencilerinin %30,1'i, Sosyal Bilimler Fakültesi öğrencilerinin %13,8'i ve Fen Bilimleri Fakültesi öğrencilerinin %26,7'si ortorektiktir (p<0,05). Öğrencilerin ortorektik olma durumları ile yeni besin korkusu düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (p>0,05). Neofobik olan öğrencilerin %20'sinin ortorektik olduğu saptanmıştır. Öğrencilerin yaş ve BKİ değerleri ile yeni besin korkusu ve ortoreksiya nervoza durumu arasında anlamlı bir fark saptanmamıştır (p>0,05). Bu çalışma ülkemizde üniversite öğrencilerinde yeni besin korkusu ile ortoreksiya nervoza arasındaki ilişkiyi inceleyen ilk çalışmadır. Yeni besin korkusu ve/veya ortorektik olma durumu, besin çeşitliliğini azaltarak, gereksinen besin öğelerinin alımını olumsuz etkileyebilmektedir. Üniversite öğrencilerinin sağlıklı beslenme alışkanlıkları edinebilmesi için düzenli aralıklarla beslenme eğitimlerinin verilmesi önemlidir.

BesinlerBeslenmeBeslenme ve yeme bozuklukları+4
Şeymanur Kahvecioğlu
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlıklı yaşam merkezine başvuran kişilerde duygusal iştah, uyku kalitesi ve depresyon durumunun araştırılması

Duygusal iştah, uyku kalitesi ve depresyon durumunun araştırılması amacıyla yapılan bu çalışmaya 18-65 yaş arası 140 yetişkin gönüllü birey dâhil edilmiştir. Bireylerle ilgili demografik bilgiler, beslenme alışkanlıkları, antropometrik ölçümlerin yer aldığı bir soru kağıdı ile bilgiler yüz yüze görüşülerek alınmıştır. Duygusal İştah Anketi, Üç faktörlü Beslenme Anketi, Pittsburgh Uyku Kalite Ölçeği (PUKİ) ve Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) uygulanmıştır. Bireylerin %34;3'ü normal vücut ağırlığına sahiptir. Yüzde 67,1 oranındaki bireyin uyku kalitesi kötüdür. Bireylerin %63,6'sı normal, %16,4'ü hafif depresyon, %15,0'ı orta depresyon ve %5,0'ı ciddi depresyon düzeyine sahiptir. Erkek bireylerin pozitif olaylar karşısında duygusal iştah puanı, kadın bireylere göre daha yüksek bulunmuştur. Evli bireylerin negatif olaylar karşısındaki iştahlarının bekâr bireylere göre daha düşük olduğu sonucuna varılmıştır. Düzenli fiziksel aktivite yapmayanların pozitif duygular karşısındaki iştah durumu düzenli aktivite yapan bireylere göre daha yüksek bulunmuştur. Üç faktörlü beslenme anketinde, kötü uyku kalitesine sahip bireylerin ölçek puan ortalaması, iyi uyku kalitesine sahip bireylere göre daha yüksek bulunmuştur. Evli bireylerin uyku kalitesi bekâr bireylere göre daha yüksektir. Alkol kullanan bireylerin ve öğün atlayan bireylerin uyku kalitesi daha kötü olarak tespit edilmiştir. Bekâr bireylerin depresyon puanları evli bireylere göre daha yüksek bulunmuştur. Sigara içen ve alkol kullanan bireylerin depresyon puanları daha yüksek bulunmuştur. Depresyon düzeyi arttıkça duygusal iştahın artığı ve uyku kalitesinin kötüleştiği saptanmıştır. Uyku kalitesi düşük olan bireylerde ise duygusal iştahta artış görülmemiştir. Bireyler yeterli ve dengeli beslenme fiziksel aktivite ve stres yönetimi ve uyku kalitesi konusunda eğitilmeli ve farkındalıkları artırılmalıdır.

DepresyonDuygusal yemeSosyal yaşam merkezleri+2
Edanur Aydın
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Beslenme danışma merkezine başvuran obez bireylerin 3 yıllık izlem sonuçlarının ve yeme farkındalığı davranışlarının araştırılması

Bu çalışmanın amacı, Adıyaman'da bulunan bir Beslenme Danışma Merkezine başvurmuş olan obez bireylerin ağırlık kayıpları ile ilgili 3 yıllık izlem sonuçlarının, etkili etmenlerin ve yeme farkındalığı davranışlarının araştırılmasıdır. Araştırma, obez bireylerden diyet uygulaması sonucu %10 oranında ağırlık kaybeden ve araştırmaya katılmaya gönüllü, %62,7'si kadın ve %37,3'ü erkek olmak üzere 102 yetişkin birey arasında yapılmıştır. Katılımcılar 3 yıl sonra Beslenme Danışmanlığı merkezine yeniden davet edilip aynı uzman tarafından ve aynı ekipmanlar kullanılarak antropometrik ölçümleri alınmış; Framson ve arkadaşları tarafından geliştirilen Mindful Eating Questionnare (MEQ)'un Türkçeye uyarlanmış versiyonu olan yeme farkındalığı ölçeği-30 (YFÖ-30) kullanılarak yeme farkındalıkları ölçülmüştür. Katılımcıların yaş ortalaması 38.97±9.44 yıl olup diyet öncesi BKİ ortalaması 34,87±5,97 kg/m², diyet sonrası 28,70±6,58 kg/m², 3 yıl sonraki BKİ ortalaması 30,99±6,52 kg/m² olarak hesaplanmıştır. Katılımcıların %33,3'ü 3 yıl içerisinde kaybettikleri ağırlığın %19,7'sini daha kaybetmiş, %62,8'si kaybettiği ağırlığın %60,3'ünü geri kazanmış, %3,9'u ise diyet sonrası ağırlığını korumuştur. Ağırlığı azalan bireylerin yaş ortalamaları daha küçük (p<0.05), eğitim seviyeleri daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Tüm katılımcıların yeme farkındalığı genel skor ortalaması 3.31±0.47, ağırlığı azalanların 3.37±0.50, ağırlığı değişmeyenlerin 3.76±0.34, ağırlığı artanların ise 3.26±0.44 olarak saptanmıştır. Katılımcıların yeme farkındalığı genel skoru ile ağırlık yönetimi arasında istatiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmamıştır (p>0.05). Ağırlığı azalanların yeme disiplini skoru ağırlığı artanlardan anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Ağırlık kaybeden obez bireylerin kaybettikleri ağırlığı uzun süre geri kazanmamaları için yeterli ve dengeli beslenmeyi ve egzersizi yaşam tarzı olarak benimsemeleri ve yeme farkındalığı konusunda bilinçlendirilmeleri ve izlenmeleri önemlidir.

AdıyamanDanışmanlıkHasta takibi+3
Selda Önder
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi öğrencilerinin ultra işlenmiş besin tüketiminin belirlenmesi ve beden kütle indeksi değerlerinin araştırılması

Bu çalışma, Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi öğrencilerinin ultra işlenmiş besin (UİB) tüketimlerini ve Beden Kütle İndekslerini(BKİ) araştırmak amacıyla yapılmıştır. Çalışmaya toplam 195 öğrenci (%40,5 erkek, %59,5 Kadın) katılmıştır. Erkek ve kadın öğrencilerin BKİ'leri sırasıyla 23,32 ve 22,12 kg/m²'dir. Öğrencilerin %5,6'sı tek ana öğün, %49,3'ü 2 ana öğün ve %45,1'i 3 öğün beslenmektedir. Öğrencilerin enerji, posa, E vitamini, B1, folat, C vitamini, K, Ca, Mg ve Fe alımları gereksinmelerini karşılayamamaktadır. Bunun yanısıra kadın öğrencilerin protein, B6, biyotin, pantotenik asit ve B12 tüketimleri de yetersizdir. Öğrencilerin % 19'u her gün çikolata gofret,% 13,8'i paketli unlu besinler, %10,3'ü gazlı içecek, %9.8'i sürülebilir çikolata, fındık ezmesi, %8,7'si şeker eklenmiş içecek tüketmektedir. Haftada 3-5 kez çikolata gofret tüketen öğrenci oranı % 25,6 iken bu oran cips ve şekerli içecekler (meyve suları, soğuk çaylar) için %19'dur. Haftada 1 – 2 kez gazlı içecek ve şekerli içecekleri tercih edenlerin oranı %23,6 iken, çikolata, gofret tüketenlerin oranı %30.8'dir. Öğrencilerin %66,7'si enerji içeceği tüketmemektedir. UİB'lerden sağlanan enerji toplam enerjinin %18,3'ünü oluşturmaktadır. Günlük tüketilen şekerin %21,9'u, sodyumun %7,3'ü, doymuş yağın %21,3'ü, kolestrolün %8,05'i UİB'lerden gelmektedir. BKİ ve UİB tüketimi arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır ( p>0,05). Öğrencilerin yetersiz ve dengesiz beslenmenin ve UİB tüketiminin sağlık üzerine etkileri konusunda bilinçlendirilmeleri gerekmektedir.

Beslenme alışkanlıklarıBeslenme incelemeleriGıda tüketimi+3
Didem Tıraş
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Aile Sağlığı Merkezine başvuran yetişkin kadın bireylerin beslenme durumlarının, serum B₁₂ vitamini düzeylerinin ve etkili etmenlerin araştırılması

Bu araştırma; yetişkin kadın bireylerin beslenme durumları ile serum B₁₂ düzeylerinin belirlenmesi ve etkili etmenlerin araştırılması amacıyla yapılmıştır. Araştırma, Kasım 2021 - Nisan 2022 tarihleri arasında Batman Aile Sağlığı Merkezine başvurmuş, 109 yetişkin kadın bireyi kapsamaktadır. Kadınların yaş ortalaması 35,94±10,73 yıldır. Kadınların ortalama BKİ değerleri 30,8±5,83 kg/m² olarak saptanmıştır. Katılımcıların serum B₁₂ değerleri ortalaması 308,88±138,75 olup, B₁₂ vitamini eksikliği ise %14,7 olarak bulunmuştur. Araştırmada yaş, Beden Kütle İndeksi, Fiziksel Aktivite Düzeyi (PAL) değeri, sigara ve alkol kullanımı, metformin kullanımı ile serum B₁₂ vitamini arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunamamıştır (p>0,05). Serum B₁₂ vitamin düzeyleri ile kırmızı et ve yoğurt tüketim sıklığı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür (p<0,05). Yirmidört saatlik geriye dönük elde edilen besin tüketim kaydına göre ortalama olarak günlük alınan B₁₂ vitamini gereksinimi yeterli oranda karşılanmaktadır. Günlük alınan B₁₂ vitamini ile katılımcıların B₁₂ seviyeleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (p>0,05). Çalışmaya katılan kadınların yaşları ile BKİ değeri ve vücut ağırlığı arasında pozitif yönlü anlamlı korelasyon varken, PAL değeri arasında negatif yönlü istatistiksel olarak anlamlı bir korelasyon bulunmuştur (p<0,05). Serum B₁₂ düzeyini etkileyen etmenlerin daha iyi anlaşılması ve araştırılması için daha büyük örneklemde ve her iki cinsiyetin de bulunduğu daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır.

Aile sağlığı merkeziBeslenmeBeslenme durumu+3
Muhammed Raşit Kapan
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Hafif şişman ve şişman bireylerin diyetlerinin diyet inflamatuar indeksinin araştırılması

Bu çalışma, hafif şişman ve şişman bireylerin diyetlerinin inflamatuar indeksinin araştırılması amacıyla 40 erkek ve 40 kadın yetişkin birey üzerinde yapılmıştır. Bel/ boy oranına göre erkeklerin %52,5'i, kadınların %95'i çok yüksek risk grubunda yer almaktadır. Erkeklerin %2.5'inin hareketsiz, %7.5'inin az hareketli, kadınların ise %12.5'inin az hareketli olduğu belirlenmiştir. Bireylerin diyetlerinin diyet inflamatuar indeksi (Dİİ) hesaplanmış ve 3 quartile ayrılmıştır. Birinci quartil anti-inflamatuar diyeti, ikinci quartil inflamasyona etkisiz diyeti ve üçüncü quartil pro-inflamatuar diyeti temsil etmektedir. Erkeklerin %30'unun diyeti anti-inflamatuar etkili (Dİİ Q1), %30'unun diyeti inflamasyon üzerine etkisiz (Dİİ Q2) ve %40'ının diyeti pro-inflamatuar etkili (Dİİ Q3) bulunmuştur. Kadınlarda ise bu oranlar sırasıyla %37,5, %35, ve %27,5'dir. Anti-inflamatuar (Dİİ Q1) diyet tüketen erkek ve kadınların ortalama lif, omega-3, A vitamini, karoten ve E vitamini alımları ; etkisiz (Dİİ Q2) ve pro-inflamatuar (Dİİ Q3) diyet tüketenlere göre daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Pro-inflamatuar (Dİİ Q3) diyet tüketenlerin ortalama D vitamini ve E vitamini alımları, anti-inflamatuar (Dİİ Q1) diyet tüketenlere göre daha düşüktür(p<0.05). Anti-inflamatuar diyet tüketenlerin B12 ve selenyum alımları daha yüksek bulunmuştur( p>0,05). Dİİ quartillerine göre bireylerin kan lipit düzeyleri farklı bulunmamıştır(p>0.05). Anti-inflamatuar etkili diyet ve fiziksel aktivitenin artması kronik hastalık riskinin azaltılması açısından önemlidir.

BeslenmeDiyetObezite+1
Mehmet Eyceöz
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

İnönü Üniversitesi öğrencilerinin beslenme bilgi düzeyi ve Akdeniz diyetine uyum durumlarının belirlenmesi

Yetersiz ve dengesiz beslenme ülkemizde önemli bir sorundur ve beslenme sorunlarının sıklıkla görüldüğü gruplardan biri de üniversite öğrencileridir. Üniversite eğitiminin başlamasıyla aile evinden ayrılan üniversite öğrencilerinin beslenme alışkanlıklarında değişimler gözlenmektedir. Öğrencilik döneminde dışarıda harcanan zamanın fazla olması, evde yemek pişirme ve ev yemeği yeme alışkanlığı yerini kolay ulaşılabilen, ucuz ve sağlıksız besinlere bırakmaktadır. Gençlerin beslenme alışkanlıklarını etkileyen bir diğer önemli faktör beslenme bilgi yetersizliğidir. Bu araştırma, üniversite öğrencilerinde beslenme bilgi düzeyini saptamak ve beslenme eğitimi alma durumunun beslenme bilgi düzeyi ve Akdeniz Diyeti'ne uyum üzerindeki etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Çalışmaya gönüllü 216 üniversite öğrencisi katılmıştır. Bu araştırmada öğrencilerin demografik özellikleri, beslenme durumu, fiziksel aktivite düzeyleri sorgulanmış ve 'Yetişkinler için Beslenme Bilgi Düzeyi Ölçeği (YETBİD)' ile 'Akdeniz Diyeti' ne Uyum Ölçeği (KIDMED) uygulanmıştır. Araştırmaya katılan öğrencilerin %43,1'i erkek, %56,9'u kız olup yaş ortalamaları 21,3±2,3'tür. Öğrencilerin %81,0'i iki ana öğün tüketmektedir ve en çok atlanan öğün öğle öğünüdür. Öğrencilerin %70,4'ü sağlıklı vücut ağırlığına sahiptir. Öğrencilerin %20,4'ü çok hafif, %56,9'u hafif aktivite düzeyindedir. Öğrencilerin %49,5' inin temel beslenme bilgisi orta düzeydedir ve beslenme eğitimi alan öğrencilerin temel beslenme bilgisi daha yüksektir (p<0,01, r=0,406). Erkek öğrencilerin %51,6'sının; kız öğrencilerin %47,2'sinin Akdeniz Diyeti' ne uyumları orta düzeydedir. Beslenme eğitimi alan öğrencilerin Akdeniz Diyeti' ne uyumları beslenme eğitimi almayanlardan daha yüksektir (p<0,05). Sonuç olarak beslenme eğitimi alma öğrencilerin beslenme bilgi düzeyini ve en sağlıklı beslenme şekli olarak kabul edilen Akdeniz Diyeti'ne uyumlarını etkilemektedir. Bireyler sağlıklı beslenme alışkanlıklarının kazanılması ve sürdürülmesi için doğru beslenme konusunda eğitilmelidir. Anahtar Kelimeler: Akdeniz Diyeti, Beslenme Eğitimi, YETBİD, KİDMED

Kübra Karadeniz
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinin beslenme durumunun, Akdeniz Diyet Kalite Indeksinin ve gıda beslenme okuryazarlığının araştırılması

Bu çalışmanın amacı, Gaziantep Hasan Kalyoncu Üniversitesinde öğrenim görmekte olan öğrencilerin beslenme durumlarını, Akdeniz diyetine uyum ve gıda beslenme okuryazarlığı durumlarını araştırmak, bu parametreler arasındaki ilişkileri incelemek ve öğrencilerde bu konularda farkındalık oluşturmaktır. Araştırma, Hasan Kalyoncu Üniversitesi'nde eğitim gören rastgele seçilen %44,8'i erkek ve %55,2'si kadın olmak üzere 210 gönüllü üniversite öğrencisi ile yapılmıştır. Yüz yüze uygulanan soru kağıdı ile öğrencilerden genel bilgileri, beslenme alışkanlıkları, antropometrik ölçümleri (boy uzunluğu, vücut ağırlığı), fiziksel aktivite yapma durumları, 24 saatlik besin tüketim kaydı alınmıştır. Ayrıca Akdeniz Diyeti Kalite İndeksi (KIDMED) ve Gıda Beslenme Okuryazarlığı Ölçeği (GBOY) uygulanmıştır. Öğrencilerin yaş ortalaması 21,35±1,86 yıldır. Beden kütle indeksi (BKİ) erkeklerde 24.81±3.68 kg/m², kadınlarda ise 21.96±3.48 kg/m²'dir (p<0.05). Öğrencilerin %65,2'si normal BKİ'ye (≥18.5-<24,9 kg/m²) sahiptir. Erkek öğrencilerin %58,6'sı kadın öğrencilerin %84,5'i sigara içmemektedir. Ortalama Fiziksel Aktivite Düzeyi (PAL) değeri 1.81±.26 olup, öğrencilerin %37.7'si hafif, %37.6'sı orta aktivite düzeyindedir. Erkek öğrenciler protein, niasin, B12, fosfor ve iyot dışındaki besin öğeleri ile enerji gereksinmelerini karşılayamamaktadır. Kadın öğrenciler ise, niasin ve fosfor gereksinmelerini karşılamış, enerji ve diğer besin ögesi gereksinmelerini karşılayamamıştır. Öğrenciler arasında Akdeniz diyetine uyumu düşük, orta ve iyi olanların oranı sırasıyla %33.3, %54.3 ve %12.4' dür. Öğrencilerin %52,9'unun GBOY bilgi düzeyi yetersiz, %40.0'ının GBOY tutum düzeyi yetersiz, %45,2'sinin GBOY davranış düzeyi sınırlıdır. Öğrencilerin Akdeniz diyetine uyum düzeyleri arttıkça gıda beslenme okuryazarlığı tutum ve davranış düzeyleri de anlamlı şekilde artmaktadır. (p<0.05). Öğrenciler sağlıklı beslenme ve beslenme sağlık etkileşimleri konusunda eğitilerek bilinçlendirilmeli, sağlıklı beslenme davranışları edinmeleri sağlanmalıdır.

Melike Kirişci
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Masa başı çalışanlarda beslenme durumu, fiziksel aktivite ve diyabet risk düzeyinin araştırılması

Diyabet dünya çapında önemli bir sağlık sorunu haline gelmiştir. Bu çalışmanın amacı, diyabet tanısı almamış masa başı çalışan 18-65 yaş arası bireylerde beslenme durumu, fiziksel aktivite ve diyabet risk düzeyinin araştırılması ve aralarındaki ilişkinin irdelenmesidir. Araştırma, Ankara'da bir kamu kuruluşunda çalışan 110 gönüllü birey ile yürütülmüştür. Bireylere bir anket uygulanmış ve antropometrik ölçümleri alınmıştır. Bireylerin beslenme durumunu değerlendirmek için 24 saatlik besin tüketim kaydı alınmıştır. Fiziksel aktivite düzeyini saptamak için, 24 saatlik fiziksel aktivite düzeyinin saptanması formu kullanılmıştır. Diyabet risk düzeyini belirlemek için Finlandiya Diyabet Risk Skoru Anketi uygulanmıştır. Çalışma verileri yüz yüze görüşülerek elde edilmiştir. Bireylerin yaş ortalaması 35,40±7,06'dır. Kadınların ortalama bel çevresi değeri 81,24±12,00 iken erkeklerin ortalama bel çevresi değeri 96,94±14,42'dir. Kadınların %65,5'inin beden kütle indeksi değeri normal aralıkta iken erkeklerin %56,4'ünün beden kütle indeksi değeri hafif şişman aralığındadır. Bireylerin %81,8'i sedanter olarak saptanmıştır. Diyabet risk değerlendirmesi sonucunda, bireylerin %40,9'u hafif risk grubunda, %20,9'u ise orta risk grubunda yer almaktadır. Kadınların ve erkeklerin, diyabet risk düzeyi arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05). Düşük, hafif, orta ve yüksek diyabet risk grubunda bulunan bireylerin, ortalama fiziksel aktivite düzeyi, beden kütle indeksi, bel/kalça oranı ve bel/boy oranı arasında anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0,05). Fiziksel aktivite düzeyi ile diyabet risk skoru arasında negatif yönde bir ilişki bulunmuştur (p<0,05). Yaş, beden kütle indeksi, bel/kalça oranı ve bel/boy oranı ile diyabet risk skoru arasında pozitif yönde bir ilişki bulunmuştur (p<0,05). Sonuç olarak, bireylerin antropometrik ölçüm değerlerinin ve fiziksel aktivite düzeyinin diyabet riski üzerinde etkin olduğu saptanmıştır.

Selin Akşahin
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Kronik hastalığı olan bireylerin diyetlerinin Diyet İnflamatuar İndeksi'nin araştırılması

Bu çalışma, kronik hastalığa sahip (obezite, Tip-2 Diyabet, hipertansiyon, hiperlipidemi, kardiyovasküler hastalıklar) bireylerin diyetlerinin inflamatuar indeksinin araştırılması amacıyla 27 erkek ve 23 kadın yetişkin birey üzerinde yapılmıştır. Bireylerden yüz yüze görüşülerek soru kağıdı ile veriler toplanmış, antropometrik ölçümleri ve besin tüketim kayıtları alınmıştır. Elde edilen veriler SPSS 22 programında analiz edilmiş ve istatistiksel anlamda önemlilik düzeyi p<0.05 olarak belirlenmiştir. Bireylerin Bel/Boy oranına göre erkek bireylerin %55.6'sı ve kadın bireylerin %78.3'ü çok yüksek risk grubundadır. Erkek bireylerin %59.3'ü günde 3 ana öğün tüketirken, kadın bireylerde bu oran %34.7'dir. Bireylerin diyetleri inflamatuar indeks skoruna göre 3 quartile ayrılmıştır. Birinci quartil (Q1) inflamasyon önleyici diyeti, ikinci quartil (Q2) inflamasyon üzerine etkisi olmayan diyeti, üçüncü quartil ise (Q3) inflamasyon artırıcı etkili diyeti temsil etmektedir. Erkek bireylerin %40.7'sinin diyeti inflamasyon önleyici (Q1), %40.7'sinin diyeti inflamasyon üzerine etkisi olmayan (Q2) ve %18.6'sının diyeti inflamasyon artırıcı (Q3) bulunmuştur. Kadın bireylerde ise %8.7'sinin diyeti inflamasyon önleyici (Q1), %56.5'inin diyeti inflamasyon üzerine etkisi olmayan (Q2) ve %34.8'inin diyetinin inflamasyon artırıcı (Q3) olduğu saptanmıştır. Anti-inflamatuar etki gösteren E vitamini, tiamin, niasin, B6 vitamini, folat, C vitamini, magnezyum, çinko, kafein, lif ve yeşil-siyah çay alım ortalamaları inflamasyon artırıcı (Q3) diyet tüketen bireylerde, inflamasyon üzerine etkisi olmayan (Q2) ve inflamasyon önleyici (Q1) diyet tüketenlere göre daha düşüktür(p<0,05). İnflamasyon önleyici (Q1) diyet tüketen bireylerin tekli doymamış, çoklu doymamış ve omega-3 yağ asidi tüketim ortalamaları diğer bireylere göre daha yüksektir(p<0,05). Bu besin ögelerinin tüketimi diyet inflamatuar skorunu düşürücü anti-inflamatuar etki göstermektedir. Bireylerin trigliserit, total kolesterol, LDL, HDL, CRP ortalama değerleri ile Dİİ quartilleri arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (p>0.05). Bireylerin Açlık Kan Şekeri (AKŞ) ile Dİİ skorları arasında anlamlı ilişki bulunmuştur (p<0.05) ve bireyin Dİİ skoru yükseldikçe AKŞ değeri de yükselmektedir. Besin ve besin öğelerinin vücuttaki inflamatuar süreç üzerine doğrudan etkisi bulunmakta olup, fiziksel aktivite ile beraber anti-inflamatuar etkili bir diyet kronik hastalık riskinin düşürülmesi açısından önemlidir.

Diyet inflamatuvar indeksiSağlıklı beslenme
Çağan Dağdeviren
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Beslenme ve diyet polikliniğine başvuran yetişkin bireylerde yeme davranışı, metabolik parametreler, antropometrik ölçümler ve visseral adipozite ındeksinin araştırılması

Yeme davranışında oluşan değişiklikler yetersiz veya aşırı beslenmeye ya da yeme bozukluklarına yol açabilmektedir. Aşırı enerji tüketimi sonucu obezite oluşabilir ve obezite de diyabet, kalp damar hastalıkları, hipertansiyon, dislipidemi, inme, kanser dahil pek çok hastalık için risk faktörüdür. Bu araştırmanın amacı yeme davranışı ile metabolik parametreleri, antropometrik ölçümler ve visseral adipozite indeksi arasındaki ilintilerin araştırılmasıdır. Araştırma tanımlayıcı, kesitsel bir çalışma olup Derik Devlet Hastanesi Beslenme ve Diyetetik Polikliniğine başvuran, 19-65 yaş arası 110 (E: 38, K: 72) birey üzerinde yürütülmüştür. Bireylerin demografik özellikleri, beslenme alışkanlıkları, yeme davranışları ile ilgili veriler araştırmacı tarafından yüz yüze görüşülerek elde edilmiş, antropometrik ölçümleri alınmış ve metabolik parametreleri kaydedilmiştir. Katılımcılar en çok (%46,4) obezite nedeni ile diyet polikliniğine başvurmuşlardır. Katılımcıların %60,9'u öğün atlamaktadır ve %60,9'u ara öğün yapmamaktadır. Bireylerin %84,5'i düzenli egzersiz yapmadıklarını belirtmiştir. Erkeklerin visseral adipozite indeksi (VAİ) 10,0±8,52 iken kadınların 4,4±2,94 dir (p<0,05). VAİ'ndeki 1 birimlik artışının; total kolesterol (T-K) değerinde 8.325 mg/dL, Trigliserit (TG) değerinde 18,670 mg/dL, LDL-K değerinde 2,020 mg/dL ve AKŞ değerinde 2,286 mg/dL'lik artışa ve HDL-K değerinde ise 0,765 birimlik azalmaya neden olduğu bulunmuştur (p<0,05). Bireylerin yeme davranışları üç faktörlü yeme ölçeği (TFEQ-Tr21) ile belirlenmiştir. Bilişsel Kısıtlama (BK), Duygusal Yeme (DY) ve Kontrolsüz yeme (KY) puanları sırasıyla 11,1±4,52, 16,3±6,21 ve 23,3±6,47 dir. Katılımcıların BK puanı ile DY ve KY puanları arasında negatif korelasyon, DY ve KY arasında ise pozitif korelasyon olduğu saptanmıştır (p<0,05). Bireylerin DY ve KY puanları ile antropometrik değerleri (BKİ, bel çevresi ve Bel/Boy oranı) ve metabolik parametreleri (T-K, LDL-K, TG ve AKŞ) arasında pozitif korelasyon olduğu görülmüştür (p<0,05). Egzersiz düzeyinin artması DY ve KY puanlarında azalmaya katkı sağlamıştır (p<0,05). ADD açısından şiddetli risk grubunda VAİ değerine sahip bireylerin DY ve KY puan ortalamalarının, normal VAİ değerine sahip bireylerden daha yüksek olduğu saptanmıştır (p<0,05). Tüm bu veriler doğrultusunda, yetişkinlerin yeme davranışlarının araştırılması ve düzeltici önlemlerin alınması obezitenin ve özellikle visseral obezitenin oluşmasının engellenmesi olası komorbiditelerin önlenmesi açısından önemlidir.

Aşırı yeme bozukluğuBeslenme bozukluklarıBeslenme ve yeme bozuklukları+1
Dozdar Şan
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2024
00

Other supervisors