Theses supervised by Prof. Dr. Tunç Alkın

11 theses · Dokuz Eylül University

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Erişkin dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu hastalarında emosyonel disregülasyon ve impulsivite ilişkisi

Amaç: Yeni araştırmalar dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB) etyopatogenezinde emosyonel disregülasyonun (ED) rolü üzerinde durmaktadır. Dürtüsellik ise bu bozuklukta iyi bilinen bir çekirdek belirtidir. Çalışmamızın amacı erişkin DEHB hastalarında ED ve dürtüsellik arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Duygusal durum ile davranışsal boyutun incelenecek olmasının bu hastalığı daha iyi anlamamızı sağlayacağı düşünülmüştür. Yöntem: Araştırmaya DSM-5 tanı ölçütlerine göre DEHB tanısı alan 45 erişkin hasta ve 46 sağlıklı kontrol (SK) dahil edilmiştir. Hastalarda DEHB belirtilerinin şiddetini belirlemek amacıyla DEHB özbildirim ölçekleri ile kullanılmıştır. Ayrıca hastalar anksiyete ve depresyon belirtilerinin ölçümü için Hamilton Anksiyete ve Hamilton Depresyon Derecelendirme Ölçekleri ile değerlendirilmiştir. Tüm katılımcılar Duygu Düzenlemede Güçlükler Ölçeği (DDGÖ) ve Barrat Dürtüsellik Ölçeği-11 (BDÖ-11) ile değerlendirilmiştir. Hasta grubundaki 17 dikkat eksikliği baskın tip (DEHB-DB) hastası bir grupta (n=17); 27 bileşik tip hastası ile 1 hiperaktivite/dürtüsellik baskın tip hastası (n=28) ise ayrı bir grupta (DEHB-Diğer) incelenemiştir. Bulgular alt gruplar ve sağlıklı kontroller arasında karşılaştırılmıştır. Bulgular: DEHB-DB ve DEHB-Diğer gruplarında DDGÖ toplam ve tüm alt ölçek puanları istatistiksel olarak birbirine benzer ve sağlıklı kontrol grubundan yüksek olarak saptanmıştır. Ayrıca BDÖ toplam ve tüm alt ölçek puanları da DEHB alt gruplarında kontrol grubundan yüksek olarak saptanmıştır. DDGÖ tüm alt ölçekleri ile BDÖ tüm alt ölçekleri arasında anlamlı ilişkiler olduğu gösterilmiştir. Wender Utah Derecelendirme Ölçeği-25 (WUDÖ-25) ile ölçülen çocukluk dönemi DEHB belirtileri ile daha çok "strateji", "dürtü" ve "hedefler" alanlarındaki duygu düzenleme güçlüklerinin ilişkili olduğu bulunmuştur. Erişkin DEHB Kendi Bildirim Ölçeği (ASRS) alt ölçeklerinden "dikkat eksikliği" ile "hedefler" arasında da anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Sonuç: Çalışmamızda her iki alt gruptaki DEHB hastalarının sağlıklı kontrollere göre duygu düzenlemekte belirgin güçlük yaşadıkları ve daha yüksek düzeyde dürtüsel davranışlar gösterdikleri saptanmıştır. Bu bulgulara ek olarak, ED ile dürtüsellik arasında anlamlı bir ilişki saptanması nedeniyle bu iki yapının birlikte DEHB kliniğini olasılıkla değiştirdiği düşünülmüştür. Genel olarak sonuçlar önceki çalışmaların sonuçlarıyla uyumludur. Çalışmamızın önemli bir noktası, erişkin DEHB ve alt tiplerinde duygu düzenleme güçlükleri ve dürtüsel davranış boyutunu birlikte araştıran bildiğimiz ilk çalışma olmasıdır. Bu iki yapının benzerlikleri ve ayrımları, bilişsel işlevlere yönelik nöropsikolojik testler ile beyin görüntüleme tekniklerini birlikte uygulayarak yapılacak gelecek araştırmalarla belirlenebilir. Anahtar kelimeler: Emosyonel disregülasyon, impulsivite

DuyguDuygu düzenlemeDürtüsel davranış+1
Taha Selim Bilgin
Dokuz Eylül University
2015
10
Master'sOpen AccessTR

Ayrılma anksiyetesi için yapılandırılmış Klinik Görüşme, Çocukluk ve Yetişkinlik Ayrılma Anksiyetesi Ölçekleri'nin geçerlik ve güvenirliği

Amaç: Ayrılma anksiyetesi, kişinin anne ya da temel bağlanma figüründen ayrılma durumunda veya ayrılma beklentisinde endişe duyması halidir. Son yıllarda ayrılma anksiyetesinin, yetişkinliğe uzadığı veya yetişkinlikte de başlayabileceği gösterilmiştir. Çalışmanın amacı ayrılma anksiyetesinin tanı ve şiddetinin belirlenmesinde kullanılan 1) ?Ayrılma Anksiyetesi Belirti Envanterini (AABE)? (Separation Anxiety Symptoms Inventory; SASI), 2) ?Yetişkin Ayrılma Anksiyetesi Anketini (YAA)? (Adult Separation Anxiety Questionnaire; ASA) ve 3) ?Ayrılma Anksiyetesi Belirtileri için Yapılandırılmış Klinik Görüşme'yi (AAB-YKG)? (Structured Clinical Interview for Separation Anxiety Symptoms; SCI-SAS) ölçeklerinin Tükçe'ye uyarlanarak, hasta ve sağlıklı gönüllü gruplarında geçerlik ve güvenirlik çalışmalarının yapılmasıdır.Yöntem: Çalışma DSM-IV tanı ölçütlerine göre anksiyete bozukluğu ve/veya majör depresyon tanısı almış 282 hasta ve herhangi bir psikiyatrik hastalığı olmayan 128 sağlıklı gönüllü grubundan oluşan, toplam 410 kişinin oluşturduğu bir örneklemle yapılmıştır. Tüm katılımcılara M.I.N.I. (Mini International Neuropsychiatric Interview; Kısa Uluslar Arası Nöropsikiyatrik Görüşme, Klinisyen Değerlendirmesi) uygulanarak psikiyatrik bozukluklar belirlenmiş ve sosyodemografik veri formu, AAB-YKG, AABE, YAA, Panik Bozukluğu Şiddet Ölçeği (PBŞÖ), Yaşam Boyu Panik-Agorafobik Spektrum Ölçeği'nin (PASÖ-YB) ?Ayrılmaya Duyarlılık Alt Ölçeği? ve Kaygı Duyarlılığı İndeksi (KDİ) uygulanmıştır.Bulgular: Geçerlik çalışmalarında, her üç ölçeğin de hastaları sağlıklılardan ayırt ettiği gözlenmiştir. Bu üç ölçeğin birbirleri ile ve PASÖ-YB ayrılmaya duyarlılık puanlarıyla yüksek düzeyde ilişkili olduğu, KDİ'le orta düzeyde ilişkili olduğu anlaşılmıştır. Faktör analizi ile AAB-YKG çocukluk bölümünün 3, yetişkinlik bölümünün 2, AABE'nin 3 ve YAA'nin ise 5 faktörlü yapıya sahip oldukları saptanmıştır. AAB-YKG'nin orta düzeyde iç tutarlılık gösterdiği (çocukluk bölümü Cronbach alfa katsayısı=0.57; yetişkinlik=0.59), iki alt ölçeğindeki tüm maddelerinin ölçeğin tümüyle orta düzeyde tutarlı olduğu, buna karşılık test-tekrar test ve görüşmeciler arası tutarlılığının oldukça iyi olduğu gösterilmiştir. AABE ve YAA'nin ikisininde yüksek iç tutarlılığa (AABE için Cronbach alfa=0.89; YAA için Cronbach alfa=0.93) sahip oldukları, madde-toplam puan korelasyonlarının yüksek olduğu ve test-tekrar test güvenirliklerinin de oldukça iyi olduğu gösterilmiştir.Sonuç: Bu çalışmayla Türkçeye kazandırılan iki ayrılma anksiyetesi ölçeği ile bir yapılandırılmış klinik görüşmenin geçerli ve güvenilir oldukları belirlenmiştir. Bu gereçler yetişkinlik dönemindeki ayrılma anksiyetesi bozukluğu konusunda yapılacak klinik araştırmalarda tanı koymak ve şiddet belirlemek amacıyla kullanılabilir.Anahtar sözcükler: Yetişkin ayrılma anksiyetesi, Yetişkin Ayrılma Anksiyetesi Anketi, Ayrılma Anksiyetesi Belirti Envanteri, Ayrılma Anksiyetesi Belirtileri için Yapılandırılmış Klinik Görüşme.

AnketlerAnksiyeteAyrılma anksiyete bozukluğu+3
Meliha Diriöz
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Depresyon hastalarında elektrokonvülsif tedavinin beyinden türeyen nörotrofik faktör düzeylerine etkisi

Amaç: Elektokonvülsif tedavinin (EKT) etki düzeneği henüz bilinmemektedir. Öncül çalışmalar EKT'nin nörotrofik etkisini desteklemektedir. Bu çalışmada, hasta ve kontrol grupları arasında serum ve plazma beyinden türeyen nörotrofik faktör (BDNF) düzeylerinde farklılık olup olmadığını, hastaların EKT sonrası klinik seyirle ilişkili olarak serum ve plazma BDNF düzeylerinin değişip değişmediğini ve bunun bilişsel işlevlerle ilişkisini araştırmayı amaçladık.Yöntem: Serum BDNF (S-BDNF) düzeyleri major depresif epizod (MDE) tanısı alan 30 hasta ile 33 sağlıklı kontrolde tedavi öncesi (T0), EKT'den sonra (T1) ve son EKT'den bir ay sonra (T2) ELISA (enzyme-linked immunosorbent assay) yöntemi ile ölçüldü. Ayrıca bu örneklemin 17 hasta ve 19 kontrolden oluşan alt grubunda plazma BDNF (P-BDNF) düzeyleri ölçüldü.Bulgular: Hastaların S-BDNF düzeyleri T0'da kontrollerden farklı değildi ve T0-T1-T2 arasında belirgin klinik iyileşmeye rağmen S-BDNF düzeylerinde anlamlı değişiklik saptanmadı. Bunun aksine, hastaların P-BDNF düzeyleri T0'da kontrollere göre anlamlı olarak düşüktü ve T0-T1-T2 arasında belirgin klinik iyileşmeye paralel olarak P-BDNF düzeylerinde anlamlı artış gözlendi. Hastalar tüm bilişsel testlerde kontrollere göre daha düşük performans göstermesine rağmen BDNF düzeyleri ve bilişsel test puanları arasında anlamlı ilişki saptanmadı.Sonuç: Bulgularımız P-BDNF'nin depresyonun nörotrofik hipotezini ve EKT'nin antidepresan etkisinin nörotrofik düzenek üzerinden gerçekleştiğini desteklemekte, S-BDNF'nin ise depresyonun özgül olmayan bir özelliği olduğunu düşündürmektedir. Hastaların bilişsel performansı kontrollere göre daha kötü olmasına rağmen, serum/plazma BDNF düzeyleri ve bilişsel işlevler arasında anlamlı ilişkinin yokluğu çalışmamızın belleğe odaklanmış, dar kapsamlı bilişsel testlere sahip olmasıyla açıklanabilir.

Bilişsel işlevlerBipolar bozuklukBipolar bozukluk+5
Mehmet Bayın
Dokuz Eylül University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Panik bozukluğu ve yetişkin ayrılma anksiyetesi bozukluğu hastalarında Co2 duyarlılığı

Amaç: Panik bozukluğu (PB) hastalarının CO2 kışkırtması ile panik atak geçirme sıklığının kontrollerden yüksek olduğu bilinmektedir. Çocuklardaki ayrılma anksiyetesi bozukluğunun (çAAB) da hem CO2 duyarlılığıyla ve hem de yetişkinlikte ortaya çıkan PB'yle ilişkili olduğunu bildiren çalışmalar bulunmaktadır. Bu çalışmada, PB ve/veya ayrılma anksiyetesi bozukluğu (AAB) olan yetişkin hastalarda ve sağlıklı bireylerde CO2 duyarlılığının ve ilişkili olabilecek klinik özelliklerin, karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır.Yöntem: Çalışmamıza PB tanısı almış 38 hasta, yetişkin ayrılma anksiyetesi bozukluğu (yAAB) tanısı almış 31 hasta ve 40 sağlıklı birey katılmıştır. Katılımcılar ağız ve burunlarını kapatan bir maske ile %35 CO2-%65 O2'den oluşan bir gaz karışımını, vital kapasitelerinin en az %80'i kadarlık hacimde ve iki kez solumuşlardır. CO2 uyarımından hemen önce ve sonra akut panik envanteri (APE) ve görsel anolog ölçeği (GAÖ) katılımcılar tarafından puanlanmıştır. Bu puanlar temelinde CO2 ile tetiklenmiş panik atağının olup olmadığı değerlendirilmiştir.Bulgular: CO2 kışkırtması ile panik atağı geçirme oranları APE'ye ve GAÖ'ye göre PB ve yAAB grupları arasında anlamlı farklılık göstermezken, her iki grupta kontrol grubuna göre anlamlı olarak yüksek bulundu. Anksiyete duyarlılığı indeksi-3 (ADİ-3) toplam puanları da PB ve yAAB gruplarında benzer bulunurken, her ikisinde de kontrol grubundan anlamlı olarak daha yüksekti. ADİ fiziksel alt ölçeği ise diğer iki alt ölçekten farklı olarak PB grubunda yAAB grubundan yüksek bulundu.Sonuç: Çalışmamızda PB'de CO2 duyarlılığı olduğu bir kez daha doğrulanırken, yAAB'de de CO2 duyarlılığı olduğu bulunmuştur. Bulgularımız iki hastalığın oluşumundan ortak patofizyolojik süreçlerin sorumlu olabileceğini desteklemektedir.Anahtar kelimeler: Panik bozukluğu, yetişkin ayrılma anksiyetesi bozukluğu, CO2 duyarlılığı, anksiyete duyarlılığı

AnksiyeteAnksiyete bozukluklarıKarbon dioksit+2
Özgür Atli
Dokuz Eylül University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yetişkinlik ayrılma anksiyetesi bozukluğu hastalarında karakter ve mizaç özellikleri

Amaç: Bir çocukluk çağı bozukluğu olarak kabul edilen ayrılma anksiyetesi bozukluğunun yetişkinliğe uzanabileceği ya da ilk kez yetişkinlikte başlayabileceği gösterilmiştir. Bu çalışmada yetişkin ayrılma anksiyetesi bozukluğu (YAAB) hastalarında araştırılmamış olan karakter ve mizaç özelliklerinin PB hastaları ve sağlıklı kontroller ile karşılaştırarak belirlenmesi amaçlanmıştır.Yöntem: Çalışmamıza DSM-IV tanı ölçütlerine göre anksiyete bozukluğu tanısıyla psikiyatri polikliniğine baş vuran 121 hasta ile 35 sağlıklı gönüllü katılmıştır. YAAB tanısı Ayrılma Anksiyetesi Belirtileri için Yapılandırılmış Klinik Görüşme (AAB-YKG) ile konmuştur. YAAB varlığını ve şiddetini değerlendirmek amacıyla AAB-YKG'nin yanısıra Yetişkinlik Ayrılma Anksiyetesi Anketi (YAA), Ayrılma Anksiyetesi Belirti Envanteri (AABE), tüm katılımcıların karakter ve mizaç özelliklerini değerlendirmek amacıyla Mizaç ve Karakter Envanteri (MKE), PB şiddetini değerlendirme amacıyla Panik Bozukluğu Şiddeti Ölçeği (PBŞÖ), çocukluk çağı travmalarını değerlendirme amacıyla Çocukluk Çağı Travmaları ölçeği (ÇÇTÖ) ve de disosiyatif yaşantıları değerlendirmek amacıyla Disosiyatif Deneyimler Ölçeği (DDÖ) kullanılmıştır. Hastalar önce YAAB (N=77) ve PB (N=44) gruplarına ayrılarak değerlendirilmiştir. PB ektanısının varlığına göre YAAB grubu YAAB ve YAAB+PB gruplarına ayrılarak da karşılaştırmalar yapılmıştır.Bulgular: YAAB'de mizaç boyutlarından zarardan kaçınma (ZK) puan ortalaması hem PB hem de kontrol grubundan yüksek, karakter boyutlarından kendini yönetme (KY) puanları ise hem PB hem de kontrol grubundan daha düşük olarak bulundu. ZK boyutunun alt ölçekleri incelendiğinde tüm alt ölçek puanlarının kontrollerden anlamlı olarak daha yüksek olduğu görüldü. YAAB grubu PB ektanısına göre ayrılarak incelendiğinde ZK puanları YAAB ile YAAB+PB grupları arasında farklılık göstermezken, her iki grubun ZK puanları PB ve kontrol grubundan yüksek saptandı. Ayrıca YAAB grubunun KY puanları hem PB ve hem kontrol grubundan daha düşüktü. Ek olarak mizaç boyutlarından ÖB ve karakter boyutlarından KA kontrol grubundan yüksek saptandı.Sonuç: Çalışmamızda YAAB'de diğer anksiyete bozukluklarına benzer şekilde mizaç boyutlarından zarardan kaçınma (ZK) yüksek, karakter boyutlarından kendini yönetme (KY) düşük bulundu. Mizaç ve karakter özelliklerinin değerlendirilmesi, diğer anksiyete bozukluklarında olduğu kadar, YAAB için de en uygun tedavinin düzenlenebilmesi ve tedavi sonucunun kestirebilmesi açısından önemlidir. Bildiğimiz kadarıyla literatürde MKE ile yapılmış başka çalışma olmaması doğrudan karşılaştırmalar yapmamızı engellemektedir.Anahtar kelimeler: Yetişkin ayrılma anksiyetesi bozukluğu, mizaç, karakter

AnksiyeteAnksiyete bozukluklarıKarakter+4
Seda Mertol
Dokuz Eylül University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Obsesif-kompulsif bozukluğu olan hastalarda motor kortekse eksitabilite ölçümleri ve ölçümlerin klinik seyir ile ilişkisini araştıran kontrollü bir çalışma

Giriş: Günümüze dek Obsesif ? Kompulsif Bozukluğun (OKB) patofizyolojisiyle ilişkili çeşitli biyolojik varsayımlar ve bunları destekleyen birçok ilaç, beyin görüntüleme ve elektrofizyolojik çalışmaları mevcuttur. OKB'de yapılan elektrofizyolojik çalışmaların sayısı ve eksitabilite ilgili veriler henüz yetersiz ve bulguların bir kısmı çelişkilidir. Ayrıca bu çalışmaların çoğunun örneklem büyüklüğü oldukça küçüktür.Amaç: Mevcut çalışmanın amacı ilaç kullanımı ve komorbidite kısıtlaması olmadan daha geniş bir örneklemde, OKB hastaları ile sağlıklı gönüllüler arasında motor eşik ve diğer eksitabilite ölçümleri arasında anlamlı farklılıklar olup olmadığını incelemektir.Yöntem: Çalışmaya Mayıs 2008 ? Şubat 2009 tarihleri arasında, DSM-IV'e göre OKB tanısını karşılayan ve yaşları 18 ? 65 arasında değişen toplam 32 hasta ve 21 sağlıklı gönüllü alınmıştır. Hasta ve sağlıklı kontrollerin eksen I tanıları KUNG ile değerlendirilmiştir. Herhangi bir eksen I bozukluğu, alkol ? madde kullanımı olan sağlıklı gönüllüler çalışmadan dışlanmıştır. Katılımcılar elektrofizyolojik ölçümlerle eş zamanlı (± 1 hafta) uygulanan, Y-BOCS, HAM-D, HAM-A, CGI, BDE ve Görsel Analog Skalalar ile değerlendirilmiştir. Katılımcıların elektrofizyolojik uyartımları için ?MagProX100 incl. MagOption? (Medtronic A/S, Denmark) TMS cihazı ve 70 mm çaplı olan kelebek biçimli TMS halkası (MCF-B65) kullanılmıştır. EMG ölçüm kayıtları sağ elin ABP kasından, yüzeyel elektrodlarla saptanmıştır. Daha sonra sol motor korteks uyartımı ile katılımcıların RMT, SICI, ICF ve LICI ölçümleri yapılmıştır.Bulgular: Bu çalışmanın ana bulgularına bakıldığında, RMT ölçümlerinde sağlıklı kontrol ve hastalar arasında anlamlı bir fark saptanmamış, ancak depresyon komorbiditesi olan ve hastalık şiddeti yüksek olan hasta alt gruplarında RMT anlamlı biçimde daha yüksek olarak saptanmıştır. SICI ölçümleri ne hastalar ile kontroller arasında, ne de hasta alt grupları içinde farklılık göstermemiştir. ICF değerlerinde ise hastalar ve sağlıklı kontroller arasında istatistiksel farklılık saptanmamış, ancak kombine ilaç kullanımı olan ve hastalık süresi uzun (> 10 yıl) olan OKB alt gruplarda anlamlı biçimde yüksek saptanmıştır. Hasta ve sağlıklı kontroller arasında LICI değerleri de bir farklılık göstermemekte, ancak erken hastalık başlangıcı olan OKB grubunda istatistiksel olarak daha yüksek saptanmıştır.Sonuç: Günümüze kadar OKB ile ilgili yapılan eksitabilite çalışmalarına bakıldığında, bu çalışma yayımlanmış çalışmalar arasında örneklem büyüklüğü en geniş olanıdır. Çalışmamızda sağlıklı kontroller ve OKB hastaları arasında elektrofizyolojik ölçümler açısından belirgin farklılık saptanmamıştır. Bu durum, sağlıklı kontrollerin seçiminde bir yan tutma olabileceği gibi, muhtemel metodolojik farklılıklardan, hastaların kullandıkları ilaçların ve/veya komorbid hastalıkların etkilerinden kaynaklanıyor olabilir. Diğer taraftan, önceki çalışmaların örneklemlerinin küçük olması, çoğunda eşlik eden tik bozukluğu / Tourette Sendromu'nun olması ve kontrol olgularının seçimindeki yan tutmaları da, OKB ile ilgili önceki bulguları etkilemiş olabilir. Çalışmamızda, özellikle depresif olan hastaların elektrofizyolojik bulguları, major depresif bozuklukla ilgili önceki bazı elektrofizyolojik çalışmalarla uyumludur. OKB'de kortikal eksitabilite ölçümlerini değerlendirmeyi amaçlayan gelecek çalışmaların planlanmasında araştırma yönteminin olabildiğince önceki çalışmalara benzer seçilmesi, ilaç kullanımı açısından daha homojen olan hasta gruplarının seçilmesi ve komorbiditenin olası etkilerinin farklılıkların göz önüne alınması önemlidir.Anahtar Sözcükler: Obsesif ? Kompulsif Bozukluk (OKB), Kortikal Eksitabilite, Motor Eşik, Transkraniyel Manyetik Stimülasyon (TMS).

AnksiyeteDepresyonElektrofizyoloji+5
Selçuk Şimşek
Dokuz Eylül University
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Obsesif-kompülsif bozukluk ile NLRP3 inflamazom aktivitesi arasındaki olası ilişkinin araştırılması

Giriş: Obsesif kompulsif bozukluk (OKB) tanılı hastalarda ve sağlıklı kontrollerde yapılan çalışmalarda belli başlı pro-inflamatuar ve anti-inflamatuar sitokinlerin kandaki düzeyleri incelenmiş ve nöroinflamatuar düzensizliklere işaret edebilecek ipuçları elde edilmiştir. Ancak OKB patogenezinde inflamasyonun yeri tartışmalıdır. Amaç ve Hipotez: Araştırmanın amacı, OKB patofizyolojisinde rol oynadığı düşünülen inflamatuar süreçlerde NLRP3 inflamazomunun olası rolünün ortaya çıkarılması ve klinik özelliklerle ilişkisinin değerlendirilmesidir. Araştırmanın hipotezi, OKB etiyolojisinde rol oynadığı düşünülen inflamasyonun, NLRP3 inflamazomu aracılığıyla etkili olduğudur. Yöntem: Çalışmaya, DSM-IV'e göre OKB tanısı almış, 18-45 yaş arasındaki 51 hasta ve yaş ve cinsiyet olarak eşleştirilmiş psikiyatrik bir hastalığı bulunmayan, 52 sağlıklı kontrol dahil edilmiştir. Tüm katılımcılara "Yapılandırılmış Klinik Görüşme", "Yale Brown Obsesyon ve Kompulsiyon Ölçeği", "Hamilton Depresyon Ölçeği" ve "Hewitt Mükemmeliyetçilik Ölçeği" uygulanmıştır. Periferik kan örneklerinden mononükleer hücrelerden (PKMH) RNA ve protein elde edilerek, NLRP3 inflamazomonu oluşturan proteinleri kodlayan NLRP3, Kaspaz-1 ve ASC genleri ile bu inflamazomun aktivitesini düzenleyen NEK7 geninin mRNA ifade seviyeleri gerçek-zamanlı kantitatif PCR (qRT-PCR) yöntemiyle, protein seviyeleri ise Western Emdirim (blotlama) yöntemiyle belirlenmiştir. Serum IL-1beta ve IL-18 sitokin seviyeleri ELISA yöntemiyle belirlenmiştir. Bulgular: NEK7 ve Kaspaz-1 mRNA ifade seviyelerinin OKB hastalarında kontrollere kıyasla daha yüksek olduğu belirlendi. Regresyon analizi sonucunda, NEK7 mRNA ifade seviyesinin hasta ve sağlıklı grupları ayırıcı olduğu belirlendi. İnflamazom alt birimleri ile OKB alt grupları arasındaki ilişki incelendiğinde, ASC mRNA seviyeleri ile OKB Dini-cinsel obsesyon-kompulsiyon alt grupları arasında ilişki saptandı. Sonuç: Kandaki NEK7 ve Kaspaz-1 gen ifade seviyeleri OKB'de biyobelirteç olarak kullanılabileceği gibi, OKB'deki inflamatuar değişimleri açıklamaya yardımcı olabilir. Anahtar Kelimeler: Obsesif kompulsif bozukluk, NLRP3, inflamazom, Kaspaz-1, ASC, NEK7

ApoptozisBiyobelirteçlerKaspazlar+2
Melike Tetik Oktay
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Majör depresif bozuklukta koku algısı ve kokunun hedonik değerlendirmesi

Amaç: MDB'li hastalar ile sağlıklı kontroller arasındaki koku duyusu açısından fark olup olmadığı araştırılmıştır. Ayrıca, bireylerdeki anhedoni düzeyi ile kokulara verilen hedonik puanlamalar arasındaki ilişki de incelenmiştir. Kognitif işlevler ile koku testleri arasındaki ilişki araştırılmıştır. Yöntem: Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi Psikiyatri Polikliniği'ne başvurmuş majör depresif bozukluk tanısı almış 16 hasta ile yaş ve cinsiyet açısından eşleştirilmiş 11 sağlıklı kontrol çalışmaya dahil edilmiştir. Katılmcıların depresyon düzeylerini ölçmek için Hamilton Depresyon Derecelendirme Ölçeği, anhedoni düzeylerini ölçmek için ise TEPS Anhedoni Ölçeği kullanılmıştır. Her iki grup için kognitif işlevler Addenbrook Kognitif Değerlendirme Bataryası ile tespit edilmiştir. Koku duyu performansı Sniffin' Sticks Koku Çubukları ve olfaktometre ile elde edilen uyarılmış potansiyel verileri ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Depresyon hastaları ve sağlıklı kontroller arasında yapılan karşılaştırma sonucunda hasta grupta, koku çubukları testinde koku eşiği (p= 0,000), koku ayırt etme (p= 0,008) ve toplam koku puanlarının (p= 0,000) anlamlı düzeyde düşük olduğu görülmüştür. Olfaktometre bulgularında hasta ve sağlıklı kontroller arasında koku uyaranlarından elde edilen genlik ve latans değerlerinin anlamlı olarak farklılaşmadığı saptanmıştır (p>0,05). Hasta ve sağlıklı kontroller arasında Addenbrook Kognitif Değerlendirme Bataryasına göre toplam puanlar (p=0,002) ile akıcılık (p=0,002) ve bellek (p=0,027) skorları arasında anlamlı bir fark saptanmıştır. Hastaların kognitif işlevlerinin sağlıklı kontrollerden anlamlı düzeyde daha düşük olduğu görülmüştür. Kognitif işlevler ile koku testleri arasında bir ilişki bulunmamıştır 2 (p>0,05). Hasta ve sağlıklı kontrollerin kokulara verdikleri hedonik puanlar karşılaştırıldığında gruplar arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (p>0,05). Kokuların hedonik değerlendirmesi ile anhedoni düzeyleri arasında bir ilişki saptanmamıştır (p>0,05). Sonuç: Depresyon hastalarında koku duyusunda bozulma olduğu psikofizik testler sonucunda görülmüştür. Kokunun hedonik değerlendirmesi gruplar arasında anlamlı bir fark göstermemektedir. Kokunun hedonik değerlendirmesi ile anhedoni düzeyleri arasında ilişki bulunmamıştır. Koku testleri ile kognitif işlevler arasında bir ilişki bulunmamaktadır. Bulgularımız daha büyük bir örneklemle tekrar araştırılmalıdır. Anahtar Kelimeler: Depresyon, Sniffin' Sticks, kemoduysal uyarılma/olay ilişkili potansiyeller, kognisyon, anhedoni

AnhedoniBilişBilişsel işlev+6
Ezgi Seray Erdoğan
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Travma sonrası stres bozukluğunda üstbiliş ve bilişsel işlevler ilişkisi

Giriş: Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB), travmatik olaylara maruz kaldıktan sonra gelişebilen; yeniden yaşantılama, kaçınma, duygudurum, aşırı uyarılmışlık ve bilişle ilgili problemler gibi dört temel belirti kümesiyle kendini gösteren psikiyatrik bir hastalıktır. Bununla birlikte TSSB'nin bilişsel işlevler üzerindeki olumsuz etkisini gösteren birçok çalışma mevcuttur. En genel tanımıyla düşünme hakkında düşünme eylemi olarak tanımlanan üstbiliş kavramının işlevsel olmayan kullanımı psikopatolojilerle ilişkili bulunmuştur. Amaç: Araştırmada travmatik bir yaşam olayı olan trafik kazasını geçirmiş bireyler içerisinden; TSSB var olan hastalar ile trafik kazası sonucunda TSSB geliştirmemiş katılımcılar arasında bilişsel işlevler ve üstbiliş performanslarının karşılaştırılması amaçlanmaktadır. Yöntem: Çalışmaya Dokuz Eylül Üniversitesi Adli Tıp Anabilim Dalı'na başvuran 43 kişi olgu 53 kişi kontrol grubu olmak üzere 96 kişi alınmıştır. Katılımcılara tanı konulmasında ve doğrulanmasında DSM-5 için TSSB tanı ölçekleri ve Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği" ölçekleri, üstbilişi ölçmek için Üstbiliş 30 Ölçeği (ÜBÖ- 30) ve nöropsikolojik testler (Stroop Testi, Rey İşitsel Sözel Öğrenme Testi, Sayı Sembolleri, İz Sürme Testi (A ve B) uygulanmıştır. Bulgular: TSSB geliştiren kişilerin üstbiliş ölçeği toplam puanlarının ortalaması, geliştirmeyen kişilerin toplam skorlarının ortalamasına göre anlamlı şekilde yüksek tespit edilmiştir (p<0,05). İki grubun bilişsel işlev ortalamaları karşılaştırıldığında ise anlamlı bir farklılık saptanamamıştır. Bilişsel işlevler ve üstbiliş performanslarının ilişkisi incelendiğinde anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0,05). Sonuç: Sonuçlar işlevsiz üstbilişlerin yani kişilerin kendi düşünceleri hakkındaki olumlu ve olumsuz inancının TSSB'nin ortaya çıkmasına zemin hazırlayabileceğini gözler önüne serilmektedir. Analizler sonucunda TSSB ve üstbiliş ilişkisinin güçlülüğü ortaya çıkmış ve hastalığın tanı ve tedavisinde hem belirteç hem tedavi yöntemi olarak üstbiliş modelinin önemi açığa çıkmıştır. Anahtar Kelimeler: Travma Sonrası Stres Bozukluğu, üstbiliş, bilişsel işlevler

NöropsikiyatriNöropsikolojiNöropsikolojik testler+1
Gizem Ucuz Torunoğlu
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Nörobilişsel esneklik ile travma sonrası büyüme ilişkisi

Giriş: Travmatik olaya verilen yanıtlar patolojik olabildiği gibi, Travma Sonrası Büyüme (TSB) şeklinde pozitif ve işlevselliğin daha iyi olduğu yanıtlar da olabilir. TSB için bilginin yeniden işlemlenmesi gerekmektedir. Bilişsel esneklik ise bilginin değişen koşulların getirdiği karmaşıklığa göre yeniden yapılandırılması işlevidir. Bilişsel işlevlerle Travma Sonrası Stres Bozukluğunu (TSSB) inceleyen çok sayıda araştırma olmasına karşın TSB ile bilişsel işlevler hakkındaki bilgiler kısıtlıdır. Travmaya verilen yanıtların bütüncül bir yaklaşımla ele alınabilmesi açısından bu araştırmada TSSB ve TSB birlikte incelenmiştir. Amaç: Nörobilişsel esneklik ile TSB arasındaki olası ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. TSB ile TSSB arasındaki ilişkinin incelenmesi araştırmanın amaçları arasındadır. Yöntem: DEUTF Adli Tıp ve Psikiyatri ABD'ye trafik kazası ile başvurmuş 96 gönüllü dahil edilmiştir. Tanı için DSM-5 için Yapılandırılmış Klinik Görüşme (SCID-5), doğrulanmasında Klinisyen Tarafından Yöneltilen Travma Sonrası Stres Bozukluğu Ölçeği (CAPS-5) kullanılmıştır. İlgili değişkenler için; Sosyodemografik ve Travmaya İlişkin Özellikler veri formları, DSM-5 İçin Yaşam Olayları Kontrol Listesi (LEC-5), DSM 5 için Posttravmatik Stres Bozukluğu Kontrol Listesi (PCL-5), Depresyon Anksiyete Stres Ölçeği 42 (DASS-42) kullanılmıştır. TSB için Travma Sonrası Büyüme Envanteri (TSBE), bilişsel esneklik için Stroop Testi, İz Sürme Testi, Kategorik Akıcılık Testi kullanılmıştır. Bulgular: TSBE yaşam felsefesinde değişim alt boyutu puanları ile İST A, Stroop Testi arasında zayıf düzeyde, negatif yönde; Kategorik Akıcılık Testi toplam puanları arasında zayıf düzeyde, pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Sonuç: TSSB ve TSB arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Katılımcıların nörobilişsel esneklik düzeyleri ile yaşam felsefesinde değişim alt boyutu arasında istatistiksel açısından zayıf düzeyde, pozitif bir ilişki bulunmuştur.

Bilişsel esneklikNörobilişsel hastalıklarNörobiyoloji+2
Cansu Aykaç Kemik
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Obsesif kompulsif bozuklukta nörobilişsel esneklik, mükemmelliyetçilik ve obsesif inanışlar

Giriş: Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) heterojen bir ruhsal bozukluktur. Dolayısıyla altında yatan birçok sebebin olduğu düşünülür. Bu çalışmada, olası sebeplerden nörobilişsel esneklik, mükemmelliyetçilik ve obsesif inanışlar incelenmiştir. Bu faktörlerin, OKB'nin altında yattığını gösteren çalışmalar olmasına rağmen çalışmalar arasında bazı tutarsızlıklar bulunmaktadır. Amaç ve Hipotezler: OKB'li bireylerde nörobilişsel esneklik ve obsesif inançlar arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi ve sağlıklı bireylerle karşılaştırılarak bu olası ilişkinin OKB'ye özgü olup olmadığının belirlenmesi amaçlanmıştır. Hipotezler ise, nörobilişsel esneklik, mükemmelliyetçilik ve obsesif inançların OKB etiyolojisinde rol oynayabileceği ve bu inançlar yoğunlaştıkça nörobilişsel esnekliğin bozulabileceğidir. Yöntem: Berg Kart Eşleme Testi (BKET), İz Sürme Testi (İST) ve Kategori Akıcılık Testi ile nörobilişsel esneklik; Hewitt Çok Boyutlu Mükemmelliyetçilik Ölçeği ve Obsesif İnançlar Ölçeği-44 ile mükemmelliyetçilik ve obsesif inançlar değerlendirildi. OKB tanısı almış 66 hasta ile hiçbir psikiyatrik tanısı olmayan 75 sağlıklı birey çalışmaya dahil edildi. Bulgular: Hastalar sağlıklı kontrollere göre mükemmelliyetçi kişilik özelliğine sahipti ve obsesif inançları daha fazlaydı. Hastaların İz Sürme Testi performansları kontrollere göre kötüydü, fakat hastaların mükemmelliyetçilik ve obsesif inanç düzeyi ile nörobilişsel esneklik arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Bulaş obsesyon ve kompulsiyon alt grubu İST'de bu obsesyon ve kompulsiyonu olmayan hastalara göre performans açısından daha kötüydü. Saldırganlık alt grubu sorumluluk ve tehlike beklentisiyle; dini obsesyonlar ve tabu obsesyonları ise düşüncelere önem verme, düşünce kontrolünün önemi alt ölçeğiyle ilişkiliydi. Sonuç: Mükemmelliyetçilik ve obsesif inanç düzeyi ile nörobilişssel esneklik açısından bir ilişki saptanmamıştır. OKB alt grupları arasında nörobilişssel esneklik ve obsesif inançlar açısından farklılıklar vardır. Anahtar Sözcükler: obsesif-kompulsif bozukluk, nörobilişsel esneklik, yürütücü işlevler, mükemmelliyetçilik, obsesif inançlar

MükemmeliyetçilikMükemmeliyetçilikNörobilişsel hastalıklar+3
Betül Önder
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2019
10

Other supervisors