Theses supervised by Prof. Dr. Turgut Karlıdağ
10 theses · Fırat University
İdiyopatik ani sensörinöral işitme kayıplı hastalarda vestibüler sistemin değerlendirilmesi
Koklea ve vestibüler organlar arasındaki yakın ilişki nedeniyle koklear fonksiyon bozukluklarına vestibüler bozukluklar da eşlik edebilir. Bu çalışma ile idiyopatik ani sensorinöral işitme kayıplı hastalarda vestibüler fonksiyonların değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya, idiyopatik ani sensorinöral işitme kaybı tanılı 18-55 yaş arası 33 hasta ile işitme ve denge sorunu saptanmayan 30 gönüllü birey alındı. Hastalara tedavi öncesi, tedavinin 10. günü ve 30. gününde odyometri, cVEMP, oVEMP, kalorik test ve VNG testleri yapıldı. Ayrıca hastaların başvuru süresi, işitme kaybının derecesi ve konfigürasyonu, eşlik eden vertigo, tinnitus ve kulak dolgunluğunun işitme düzelme durumlarına etkisi değerlendirildi. Çalışma grubundaki 33 olgunun 19(%57,6)'u erkek, 14(%42,4)'ü ise kadın olup yaş ortalaması 40,24±13,05 idi. Kontrol grubundaki 30 bireyin 19(%63,3)'u erkek, 11(%36,7)'i kadın olup yaş ortalaması 39,53±13,03 idi. Ani sensorinöral işitme kaybı görülme sıklığında cinsiyet ve yaş açısından anlamlı bir fark olmadığı ve kadın hastalarda prognozun daha iyi olduğu gözlendi. Tedaviye erken başvurunun iyi prognoz, çok ileri derecede işitme kaybı ve bilateral işitme kaybının kötü prognoz olduğu gözlendi. Yükselen tip odyogram konfigürasyonu olan hastalarda prognoz daha iyi iken; düz, alçalan ve total işitme kaybı olan hastalarda prognozun daha kötü olduğu gözlendi. Vertigo, tinnitus, kulak dolgunluğu ve geçmişte işitme kaybı varlığının prognoza etkisinin olmadığı gözlendi. Çok ileri derecede işitme kayıplı ve total işitme konfigürasyonu olan hastalarda anormal kalorik yanıtın daha yüksek olduğu gözlendi. cVEMP ve oVEMP P1-N1 latanslarında tedavi sonrasında kısalma olduğu gözlendi. Anormal yanıtın en yüksek sırasıyla oVEMP, cVEMP ve kalorik testte olduğu gözlendi. Ayrıca, tedavi sonrasında anormal yanıtlarda düşüş gözlendi. Sonuç olarak; çalışmamızda idiyopatik ani sensorinöral işitme kayıplı hastalarda vestibüler fonksiyonun etkilendiği gözlendi. Bu sonuçlara göre, ani sensörinöral işitme kayıplı hastaların prognozunun tahmininde vestibüler sistemin değerlendirilmesinin önemli olduğunu düşünmekteyiz. Bu konuda daha fazla hasta serilerini içeren çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: İdiyopatik ani sensörinöral işitme kaybı, Vestibüler disfonksiyon, oVEMP, cVEMP, Kalorik test.
Sensörinöral işitme kayıplı hastalarda prestin düzeyinin değerlendirilmesi
Sensörinöral işitme, koklear tüylü hücrelerden serebral kortekse kadar olan yolların varlığı ve integrasyonuyla sağlanır. Bu bileşenlerden her birinin çeşitli nedenlerle etkilenmesi sensörinöral işitme kaybına (SNİK) yol açar. Prestin dış tüy hücrelerinde (DTH) oluşan hasarın, kalıcı işitme kaybına yol açan en erken habercilerden biridir. Bu çalışma Fırat Üniversitesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı polikliniğine başvuran hastalarda yapıldı. Çalışma, her grupta 30 hasta olacak şekilde dört gruptan oluşmaktadır. Grup 1: 55 yaş ve üzeri işitme kaybı olmayan (kontrol grubu); Grup 2: 20-55 yaş arası işitme kaybı olmayan (kontrol grubu); Grup 3: 20-55 yaş arası sensörinöral işitme kayıplı; Grup 4: 55 yaş ve üzeri presbiakuzili bireylerden oluşturuldu. Hastalara odyometri testi yapıldıktan sonra, serum prestin seviyesinin değerlendirilmesi için 5 cc kan alındı. İşitme kaybı olan gruplardan grup 1'in prestin düzeyi 445,32 pg/ml, Grup 2'nin prestin seviyesi 452,79 pg/ml, Grup 3'ün prestin seviyesi 123,64 pg/ml, Grup 4'ün prestin seviyesi 79,54 pg/ml olarak saptandı. İşitme kaybı olan gruptaki genç hastalar ile presbiakuzili hastaların serum prestin seviyesi arasında anlamlı bir fark bulunmadı (p=0,084). Kontrol grubundaki genç ve yaşlı hastaların serum prestin seviyesi arasında da anlamlı bir fark bulunmadı (p=0,399). Ancak genç işitme kaybı olan grup 3 ile genç kontrol grubu grup 2 arasında ve presbiakuzili hastalar ile yaşlı kontrol grubu arasında prestin seviyeleri açısından anlamlı oranda fark (kontrol grubunda prestin düzeyi daha yüksek) saptandı (sırasıyla p<0,001, p <0,001). Serum prestin düzeyleri presbiakuzi ve sensörinöral işitme kayıplı hastaların takibinde bir biomarker olabilir. Ayrıca bu hastalarda gelecekte işitme kaybının seviyesini belirlemede odyometri ile birlikte kullanılabilir. Anahtar Kelimeler: Prestin, Presbiakuzi, İşitme kaybı
Cisplatin'in oluşturduğu ototoksisite üzerine cortexin'in koruyucu etkisi
Bu çalışmanın amacı güçlü bir antineoplastik olarak kullanılan sisplatinin majör yan etkilerinden olan ototoksisiteye karşı cortexinin koruyucu etkisinin olup olmadığını değerlendirmektir. Çalışma ağırlıkları 200–240 gr arasında değişen sağlıklı erişkin 30 Wistar Albino cinsi sıçan üzerinde gerçekleştirildi. Denekler rastgele onarlı üç gruba ayrıldı. Grup I'e (Kontrol grubu) intraperitoneal (i.p) saline solüsyonu 1 ml/gün, Grup II'ye (Cisplatin grubu) i.p Cisplatin iki gün süreyle 10 mg/kg'lık dozlarla toplamda 20 mg/kg, Grup III' e (Cisplatin + Cortexin grubu) i.p Cisplatin iki gün süreyle 10 mg/kg'lık dozlarla toplamda 20 mg/kg ve ek olarak i.p Cortexin 2 mg/gün yedi gün süreyle uygulandı. Çalışma öncesi tüm deneklere ABR ve DPOAE testleri yapıldı. Çalışmanın 4. gününde tüm deneklere ABR ve DPOAE testleri tekrarlandı ve sonrasında her gruptaki deneklerin yarısı dekapite edilerek kokleaları histopatolojik değerlendirme için çıkarıldı. Çalışmanın 8. gününde kalan deneklerin ABR ve DPOAE testleri tekrarlandı ve sonrasında dekapitasyon işlemi yapılarak kokleaları histopatolojik olarak değerlendirildi. Yapılan ABR testi sonucunda tüm grupların 0. gündeki ortalama işitme eşikleri benzerdi. Çalışmanın 4. ve 8. gününde yapılan ABR testinde, II. ve III. gruplarda ortalama işitme eşiklerinde I. gruba göre istatistiksel olarak anlamlı yükselme izlendi (p<0.05) ancak çalışmanın 4. gününde II. ve III. gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir değişiklik izlenmedi. Çalışmanın 8. gününde grup II ile grup III' ün ortalama işitme eşikleri karşılaştırıldığında grup III' ün işitme eşiklerinde istatistiksel olarak anlamlı bir düşüklük izlendi (p<0.05). DPOAE testi sonucunda çalışma öncesi döneme göre çalışmanın 4. ve 8. günlerinde grup II ve grup III de emisyon değerlerinde kayıp izlendi. Grup II ile grup III birbiriyle kıyaslandığında emisyon kaybı çalışmanın 8. gününde daha fazla olmak üzere her iki dönemde de grup II de daha fazlaydı. Histopatolojik bulgularda, elektrofizyolojik bulguları destekleyecek şekilde, apoptozisin grup II de daha fazla olduğunu gösterdi. Çalışmamızda yapılan elektrofizyolojik testler ve histopatolojik bulgulara göre çalışma öncesi dönemle kıyasladığında grup II ve grup III te ototoksik etkilerin olduğu ancak bu etkilerin grup III de daha az olduğu görüldü. Bu bulgular cortexinin sisplatin ototoksisitesine karşı koruyucu etkilerinin olduğu ve ototoksik ilaç uygulamalarında ototoksisiteden korunmak için cortexinin bir alternatif olabileceğini düşündürmektedir. Anahtar Kelimeler: Ototoksisite, sisplatin, cortexin
Sistemik lupus eritematozus hastalarında saf ses ve yüksek frekans odyometri ile işitmenin değerlendirilmesi
Sistemik lupus eritematozus nedeni bilinmeyen, otoantikor ve immün kompleks birikimi ile doku ve organ hasarına sebep olan, kronik karakterli bir hastalıktır. Kadınlarda görülme oranı erkeklerin 9-10 katıdır. Sistemik lupus eritematozus kokleada vaskülit, atrofi, dış tüy hücre ve spiral ganglion kaybına sebep olur. Bunların sonucu olarak sensörinöral işitme kaybı gelişebilir. Bu çalışmada sistemik lupus eritematozus hastalığının işitme fonksiyonları üzerine etkisi ve işitme kaybı oluşumunda etkili olan olası risk faktörlerinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmaya 18-40 yaş arası Sistemik Lupus Eritematozus tanısı almış 70 hasta ve kontrol grubu olarak normal işitmeye sahip sağlıklı 70 birey alındı. Tüm bireyler dört ayrı yaş grubuna ayrıldı. Her yaş grubunda 10 kadın, 10 erkek olmak üzere 20 kişi bulunmaktadır. Ayrıca çalışma grubundaki hastalar, tanılama yaşı, hastalık süresi, tedavi süresi, hastalıkta uygulanan ilaç tedavisi ve cinsiyet parametreleri açısından değerlendirildi. Çalışma öncesi tüm bireylerin kulak burun boğaz muayeneleri yapıldı. Çalışmaya alınan tüm bireylerin saf ses ve yüksek frekans odyometri, konuşma odyometrisi, timpanometri ve akustik refleks testleri yapıldı. Çalışmanın sonucunda sistemik lupus eritematozus hastası olan her iki cinsiyette ve oluşturulan tüm gruplarda saf ses ortalamaları ve 250-6000 Hz arası hava yolu, 500-4000 Hz arası kemik yolu eşikleri ve konuşma odyometrileri normal sınırlardaydı. Hastalık ve tedavi süresi ile tanılama yaşı ilerledikçe yüksek frekanslarda işitme eşiklerinin yükseldiği görüldü (p<0,05). Kadın ve erkek grubunda her iki kulak için işitme eşiklerinin yükselmesi genellikle 12000, 14000 ve 16000 Hz frekanslarında görüldü. Hastalıkda kullanılan birinci ilaç grubu (steroid + hidroksiklorokin) ve ikinci ilaç grubu (steroid + hidroksiklorokin + azatioprin) ile işitme eşikleri arasında anlamlı bir fark bulunamadı. Sistemik lupus eritematozus hastası olan 40 kadından 16'sında (% 40), 30 erkekten ise 6'sında (% 20) orta derecede sensörinöral işitme kaybının olduğu görüldü. Çalışmamızda, sistemik lupus eritematozuslu hastaların yüksek frekanslarda işitme eşiklerinin yükseldiği saptandı. Sistemik lupus eritematozus hastalığının kokleada özellikle bazal bölge üzerine olumsuz etkileri nedeniyle hastaların takibinde standart frekanslar dışında yüksek frekanslarda da işitme eşiklerinin peryodik olarak değerlendirilmesinin uygun olacağını düşünmekteyiz.
Farklı etiyolojik faktörlere bağlı gelişen fasial sinir paralizilerinde Metilprednizolon'un etkinliği
Bu çalışmanın amacı fasial sinirde kesi, bası ve Herpes Simplex Virüs (HSV) tip-1 inokülasyonu ile oluşturulacak fasial sinir paralizi modellerinde metilprednizolonun etkinliğini araştırmaktır.Çalışma, 1200-3000 gram ağırlığında 30 adet dişi Yeni Zelanda türü tavşan üzerinde gerçekleştirilmiştir. Tüm tavşanlar ratgele beşerli altı gruba ayrılmıştır. Grup 1a (Kesi-Metilprednizolon grubu) ve 1b (Kesi-Kontrol grubu)'de bulunan tavşanların fasial sinirinde kesi tipi hasar oluşturulmuştur. Grup 2a (Bası- Metilprednizolon grubu) ve 2b (Bası-Kontrol grubu)'de bulunan tavşanların fasial sinirinde bası tipi hasar oluşturulmuştur. Grup 3a (HSV tip 1- Metilprednizolon grubu) ve 3b (HSV tip1-Kontrol grubu)'de bulunan tavşanların fasial sinirinde viral enfeksiyona bağlı fasial paralizi oluşturulmuştur. Her üç grubun ``a'' grubuna intramusküler 1 mg/kg/gün dozunda metilprednizolon, ``b'' grubuna 1 cc serum fizyolojik üç hafta süreyle uygulanmıştır. Çalışmaya alınan tüm denekler iki ay süreyle takip edilmiştir. Takip süresi sonunda deneklerin işlem uygulanan taraftaki fasial sinir bukkal dalı çıkartılmıştır. Spesmenler yarı ince doku kesitlerinde perinöral fibrozis, kollajen lif artışı, miyelin dejenerasyonu, aksonal dejenerasyon, Schwann hücre proliferasyonu ve ödem parametreleri açısından ışık mikroskobu ile değerlendirilmiştir. Her gruba ait sekiz kesitten altı adet alan (x40, 100, 200, 1000 objektif büyütme) sayılmış ve her grup için altı adet alanın ortalaması alınmıştır. Elde edilen bulgular; Yok: (0), hafif: +(1), orta: ++(2), şiddetli: +++(3) olarak derecelendirilmiştir.Yaptığımız deneysel çalışmada, kesi grubunda sinir anastomozu sonrasında metilprednizolon uyguladığımız grup ile kontrol grubu arasında perinöral fibrozis, kollajen lif artışı, miyelin dejenerasyonu, aksonal dejenerasyon ve ödem bakımından anlamlı farklılık saptanmamıştır. Sinir iyileşmesinde önemli bir faktör olan schwann hücre proliferasyonunda da her iki grup arasında anlamlı fark saptanmamıştır (p>0.05). Bası grubunda (Grup 2) kontrol grubu ve metilprednizolon uygulananlar arasında perinöral fibrozis, kollajen lif artışı ve Schwann hücre proliferasyonu açısından fark saptanmazken; metilprednizolon grubuna göre kontrol grubunda daha fazla aksonal dejenerasyon, miyelin dejenerasyonu ve ödem izlenmiştir, gruplar arasındaki bu fark istatiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). HSV tip-1 inokülasyonu yapılan grupta metilprednizolon ile kontrol grubu karşılaştırıldığında perinöral fibrozis, aksonal dejenerasyon, miyelin dejenerasyon, schwann hücre proliferasyon bakımından anlamlı fark saptanmamıştır. Bu grupta sadece ödem açısından metilprednizolon lehine istatiksel farklılık gözlenmiştir(p<0.05).Çalışmamızın sonucunda farklı fasial sinir paralizi modellerinde metilprednizolonun etkinliği değerlendirildiğinde; kesiye bağlı fasial paralizilerde metilprednizolonun sinir iyileşmesi üzerine etkili olmadığı, HSV tip-1 bağlı fasial paralizilerde sadece sinirdeki ödemi azalttığı, sinire bası sonucu ortaya çıkan fasial paralizilerde ise iyileşme üzerine olumlu etkilerinin olduğunu söyleyebiliriz. Bu çalışmanın bulgularını güçlendirmek amacıyla metilprednizolon tedavisi sonrasında fasial sinirde meydana gelen değişiklikleri histopatolojik ve klinik olarak EMG değerlendirmesininde dahil olduğu sonraki çalışmalara ihtiyaç vardır.Anahtar Kelimeler: Fasial sinir paralizisi, Metilprednizolon, Herpes Simplex Virüs tip-1.
Mikst tip işitme kayıplı yetişkinlerde saf ses odyometri eşikleri ile klik ve tonal işitsel beyinsapı cevap odyometri eşiklerinin karşılaştırılması
İşitsel beyinsapı cevapları (ABR) günümüzde odyolojik ve nörootolojik tanıda önemli bir yere sahiptir. Klinikte en çok işitme eşiğinin belirlenmesinde ve retrokoklear patolojilerin ayırıcı tanısında kullanılmaktadır. Bu çalışmada normal işiten ve mikst tip işitme kayıplı erişkinlerde ABR latans süreleri karşılaştırılarak mikst tip işitme kayıplı erişkinlerde hava-kemik aralığının tahmin edilmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya 19-55 yaş arası normal işitmeye sahip sağlıklı 30 gönüllü bireye ait 30 kulak (Kontrol grubu) ve 19-55 yaş arası mikst tip işitme kaybı olan 30 bireye ait 30 kulak (Çalışma grubu) alındı. Bütün bireylere ABR ölçümleri öncesinde saf ses odyometri, konuşma odyometrisi, akustik immitansmetri ve transient uyarılmış otoakustik emisyon testleri uygulandı. ABR?de I, III ve V. dalganın mutlak latansları ve bunların interpik latansları değerlendirildi. Mikst tip işitme kayıplı erişkinlerde klik ve tone-burst uyaran kullanılarak kaydedilen ABR latans sürelerinin, normal işiten erişkinlerden daha uzun olduğu görüldü (p<0.05). Ayrıca mikst tip işitme kayıplı erişkinlerde saf ses işitme eşiklerindeki hava-kemik aralığı ile ABR?de kaydedilen V. dalga latansı ve I-V interpik latanslar arasında pozitif yönlü zayıf düzeyde bir ilişki olduğu saptandı (sırasıyla r=0.28-0.50; r=0.15-0.51). Mikst tip işitme kayıplı erişkinlerin saf ses işitme eşiklerindeki havakemik aralığı arttıkça ABR?deki dalga latanslarının ve I-V interpik latansının uzadığı belirlendi. Fakat saf ses işitme eşiği hava-kemik aralığında meydana gelebilecek her 10 dB HL?lik değişimin ABR?de kaç milisaniyelik bir gecikmeye neden olduğunu kesin olarak söyleyebilmek için daha fazla olgudan oluşan ileriki çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Odyometri, ABR, Mikst tip işitme kaybı, Hava-kemik aralığı.
İşitme engelli 10-14 yaş arası çocuklarda işitme düzeyi ile yazılı dil becerisi ilişkisinin incelenmesi
Yazılı dil becerisi, bireylerin sosyal ve akademik hayatında önemli bir yere sahiptir. Yazılı dil becerisini etkileyen en önemli faktör dil gelişimidir. Dil gelişimleri zayıf olan işitme kayıplı bireyler yazılı anlatım becerilerinde problemlerle karşılaşmaktadırlar. İşitme engelli çocukların yazılı dil becerileri, onların dil düzeyleri, dili kullanma amaçları ve uygun eğitim ve eğitim ortamı ile bağlantılıdır.Bu çalışma ile Elazığ ilinde kaynaştırma eğitimi alan işitme engelli öğrencilerin yazılı dil beceri düzeyleri ile bu beceri düzeyi üzerinde etkisi olduğu düşünülen öğrenci özelliklerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya ilköğretim 4.-7. sınıfta 16?sı işitme cihazı, 9?u koklear implant kullanan 25 işitme engelli öğrenci ile 20?si normal işiten toplam 45 öğrenci dahil edilmiştir. Öğrencileremuayene, immitansmetrik inceleme, otoakustik emisyon testi, saf ses odyometri ve serbest saha odyometresi yapılmıştır. Yazılı dil becerisi veri toplama ve değerlendirme için, "Yazılı anlatım beceri düzeyini değerlendirme aracı" kullanılmıştır.İşitme engelli öğrencilerin yazılı anlatım beceri düzeyi, normal işiten öğrencilerden anlamlı düzeyde düşük olarak bulunmuştur (p<0.01). Yazılı anlatım beceri düzeyi ile işitme kaybı ortalaması, işitsel deprivasyon süresi, konuşmayı ayırt etme skoru ve okul öncesi eğitim alma durumu arasındaki ilişki istatistikselolarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Sosyo-ekonomik durum ile yazılı anlatım beceri düzeyi arasındaki ilişki istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p>0.05).Sonuç olarak, işitme kaybının yazılı dil becerisini olumsuz etkilediği, işitme kaybı olan bireylerin akranlarından daha düşük düzeyde yazılı dil becerisi geliştirdikleri söylenebilir. Bununla beraber sonuçlar, özellikle prelingual dönemde işitme cihazı ve koklear implant kullanmaya başlayan bireylerin normal akranları ile birlikte eğitim alabildiklerini ve yazılı dil becerilerini geliştirebildiklerini düşündürmektedir.Anahtar Kelimeler: İşitme engeli, İşitsel deprivasyon, Yazılı anlatım becerisi.
İşitme ve görme engelli bireylerde vestibüler uyarılmış miyojenik potansiyeller
Denge görsel, somatosensöriyel ve vestibüler sistemlerden gelen uyaranların integrasyonuyla sağlanır. Görsel, vestibüler ve somatosensör sistemi etkileyen patolojiler denge bozuklukları ile sonuçlanmaktadır. Bu çalışmanın amacı, işitme ve görme engelli bireylerde denge sistemini vestibüler uyarılmış miyojenik potansiyelleri kullanarak değerlendirmektir. Çalışmaya 18-50 yaş arası, normal işitme ve görmeye sahip 21 sağlıklı gönüllü birey (kontrol grubu), 21 işitme engelli birey (işitme engelli grubu) ve 21 görme engelli birey (görme engelli grubu) alındı. Bütün bireylere vestibüler uyarılmış miyojenik potansiyel testi öncesinde saf ses odyometri, konuşma odyometrisi, akustik immitansmetri testleri uygulandı. Vestibüler uyarılmış miyojenik potansiyel testinde p13- n23 dalga varlığı, yokluğu, p13- n23 dalga latansı, interpeak amplitüd değerleri değerlendirildi. İşitme engelli bireylerde 95 ve 105 dB HL?de p13 dalga latansının kontrol grubu ve görme engelli grubuna göre anlamlı derecede uzadığı (p< 0.05); görme engelli grup ile kontrol grubu arasında anlamlı farklılığın olmadığı saptandı (p>0.05). İşitme engelli ve görme engelli gruplarda kontrol grubuna göre n23 dalga latansında anlamlı fark saptanmadı (p<0.05). İşitme engelli bireylerde sakkulus fonksiyonlarında azalma olduğu ve subklinik etkilenmenin olabileceği gözlendi. VEMP testinin görme engelli bireylerde denge sistemini değerlendirmede iyi bir alternatif olabileceği düşünüldü. Anahtar Kelimeler: VEMP, İşitme engelli, Görme engelli.
Kolesteatomalı kronik otitte PCNA ve ki-67 ekspresyonu
Bu çalışmada, erişkin ve çocuk yaş gruplarında kolesteatoma dokusunda proliferasyon markırları olan Ki-67 ve PCNA ekspresyonu değerlendirilerek, bu markırların kolesteatomanın radyolojik ve intraoperatif evrelemesi ile ilişkisinin olup olmadığının ortaya konması amaçlanmıştır. Çalışma kolesteatomalı ve kolesteatomasız kronik otitis media nedeniyle opere edilen toplam 100 hasta üzerinde yapıldı. Çalışmada hastalar dört gruba ayrıldı. Kolesteatomalı kronik otit nedeniyle opere edilen 19-55 yaş hastalardan grup 1, kolesteatomalı kronik otit nedeniyle opere edilen 6-18 yaş hastalardan grup 2, kolesteatomasız kronik otit nedeniyle opere edilen 19-55 yaş hastalardan grup 3 ve kolesteatomasız kronik otit nedeniyle opere edilen 6-18 yaş hastalardan grup 4 oluşturdu. Grup 1 ve grup 2'den kolesteatoma matriksi ve dış kulak yolu cildinden, grup 3 ve grup 4'ten ise dış kulak kanalı cildinden doku örnekleri alınarak immünohistokimyasal olarak değerlendirildi. Pozitif hücrelerin boyanma oranı semikantitatif olarak dört gruba ayrılarak skorlandı: 0-boyanma yok, 1-hücrelerin %1-25'inde boyanma, 2- hücrelerin %26-50'sinde boyanma, 3-hücrelerin %51-75'inde boyanma ve 4- hücrelerin %76-100'ünde boyanma olarak değerlendirildi. Tüm gruplarda PCNA ve Ki-67 boyanma skorlarına bakıldığında en yüksek boyanma skoru çocuk kolesteatoma grubunda olduğu görüldü. Grup 1 ve grup 2'de kolesteatomanın radyolojik ve intraoperatif evresi ile PCNA, Ki-67 ekspresyonu arasında pozitif korelasyon saptandı. Grup 3 ve grup 4'de PCNA ve Ki-67 ekspresyonu karşılaştırıldığında grup 4'te boyanma skorlarının daha yüksek olduğu görüldü (p<0.05). Grup 4'deki bu farkın pediatrik yaş grubundaki mitotik aktivitenin daha yüksek olmasından kaynaklandığı düşünüldü. Çalışmada kolesteatomanın yaygınlığının artması ile PCNA ve Ki-67 ekspresyonunun arttığı gözlemlendi. PCNA ve Ki-67 ekspresyonunun değerlendirilmesi, kolesteatomalı hastaların prognozunun değerlendirilmesinde faydalı olabilir. Bu ilişkinin tam olarak ortaya konulması için daha fazla vaka sayısını içeren çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Kolesteatoma, PCNA, Ki-67
Metastatik papiller tiroid kanserlerinde asprosin, speksin ve suprabasin'in rolü
Tüm kanserlerin yaklaşık %1'ini tiroid kanserleri oluşturmaktadır. Tiroid kanserlerine bağlı mortalite milyonda yaklaşık 6-8 civarındadır. Çalışmamızda glikoz ve lipit metabolizmasında etkili olan asprosin ve speksin molekülü ile tümör anjiyogenezinde etkili olan suprabasin molekülünün doku kesitlerinde immünohistokimyasal olarak değerlendirilip, bu moleküllerin papiller tiroid karsinomunun takibindeki rolününe, servikal lenf nodu metastazı olan ve olmayan papiller tiroid karsinomunda (PTK) farklılık gösterip göstermeyeceğine bakıldı. Fırat Üniversitesi Hastanesi Kulak Burun ve Boğaz Kliniğinde multinodüler guatr (MNG) ve papiller tiroid karsinomu (PTK) nedeniyle opere edilen hastalar çalışmaya alındı. Çalışma her grupta en az 20 hasta olacak şekilde dört gruptan oluşmaktadır. Grup 1 (Kontrol grubu): Normal tiroid dokusu; Grup 2 (MNG grubu): Nodüler guatr dokusu; Grup 3a (Metastaz olmayan PTK grubu): Papiller tiroid karsinom olup servikal lenf nodu metastazı olmayan hastalar; Grup 3b (Metastazlı PTK grubu): Papiller tiroid karsinomu ve servikal lenf nodu metastazı olan hastalardan oluşmaktadır. Çalışmamızda 80 hastaya ait parafin bloklarda 4-6 mm kalınlığında kesitler polilizinli lamlara alındı. Tüm dokulara asprosin, speksin ve suprabasin primer antikoru uygulandı. Dokulardaki immünreaktivite düzeyi Leica DM500 mikroskobu ile değerlendirildi. Çalışmamızda histoskor = yaygınlık x şiddet olarak değerlendirildi. Tüm gruplara asprosin, speksin ve suprabasin boyanma düzeyleri açısından bakıldığında metastaz olmayan PTK ve metastatik PTK gruplarının boyanma düzeyi; kontrol ve nodüler guatr gruplarına göre istatistiksel olarak anlamlı şekilde yüksek bulundu (p=0.001). Kontrol ve nodüler guatr gruplarının kendi arasındaki karşılaştırmada anlamlı bir farklılık bulunmadı (p>0.05). Asprosin ve speksin boyanma düzeyleri, metastatik olmayan PTK ve metastazlı PTK grupları arasında anlamlı bir farklılık göstermedi (p>0.05). Metastazlı PTK grubunun suprabasin boyanma düzeyleri, metastatik olmayan PTK grubundan anlamlı şekilde yüksek bulundu (p<0.05). Bununla birlikte suprabasin immünreaktivitesi tümör boyutu, ekstratiroidal invazyon ve nüks ile pozitif yönde bir artış gösterdi (p<0.05). Asprosin, speksin ve suprabasin immunreaktivitesinin, papiller tiroid karsinomu tanısında ve takibinde kullanılabileceğini düşünmekteyiz. Suprabasin ise metastatik PTK konusunda yönlendirici bilgi verebilir. Bu konuda daha geniş vaka serilerinde yapılacak olan çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.