Theses supervised by Prof. Dr. Zülfükar Kadir Sarıtaş

15 theses · Afyon Kocatepe University

DoctorateOpen AccessTR

Köpeklerde laringeal maske airway (LMA) ve endotracheal entübasyon (ETE) ile uygulanan isofluran anestezisinin; Kan gazları, hemogram, biyokimyasal, anestezik madde tüketimi üzerine etkilerinin karşılaştırılması

Kliniğimize ortopedik operasyon için getirilen 20 farklı yaş, kilo ve cinsiyet ayrımı yapılmayan Köpek iki gruba ayrılarak, bir grup ETE (n=10) ile diğer grup LMA (n=10) ile İzofloran anestezisi uygulanarak kan gazları (pH, pO2, pCO2, HCO3, BE, Anyon Açığı), biyokimyasal (Glikoz, Üre, Kreatinin, ALT, AST, Total Protein, Na+, K+; Cl-, Mg++) hemogram (WBC, RBC, Hb, Hct, MCV, PLT), vital (Solunum Frekansı, Nabız, Sistolik Kan Basıncı, Diastolik Kan Basıncı, Ortalama Arteriyal Kan Basıncı Vücut Isısı, İzo %), Oksidatif Stres (Kortizol, MDA, AOA), tüketilen anestezik madde parametreleri yönüyle karşılaştırılmıştır. Bu çalışmada LMA ve ETE gruplarında, 0, 15, 30, 45, 60, post. operatif 60. dk. larda Oksidatif Stres yönünden önemli bir parametre olan Kortizol sonuçlarının istatistiksel analizleri yapılmış ve LMA grubunda sırasıyla; 7.551±2.493, 6.380±2.71, 6.380±2.71, 6.111±1.18, 6.118±1.72, 5.649±1.56, ng/ml; ETE grubunda ortalama Kortizol ölçüm değerleri sırasıyla; 18.021±11.40, 15.456±12.60, 12.048±13.03, 6.368±2.74, 6.368±2.74, 5.451±2.45 ng/ml belirlenerek kaydedilmiştir. Gruplar arasında zamana göre elde edilen bulgular istatistiksel olarak karşılaştırıldığında 0, 15, dk. lar düşük olacak şekilde istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. (p˂0,05). Gruplar içinde elde edilen bulgular istatiksel olarak LMA-Kortizol değeri açısından zaman içerisnde düşüşü anlamlı bulunmuştur (p˂0,05). Malondialdehit (MDA) sonuçları LMA grubunda sırasıyla; 5.230±0.42, 4.903±0.66, 4.752±0.28, 4.676±0.44, 4.530±0.36, 4.339±0.42 nmol/ml olarak kaydedilmiştir. ETE grubunda sırasıyla; 5.838±0.96, 5.401±0.52, 5.331±0.72, 4.998±0.53, 4.803±0.42, 4.687±0.32 nmol/ml belirlenmiştir. Gruplar arasında zamana göre elde edilen bulgular istatistiksel olarak karşılaştırıldığında anlamlı bulunmamıştır (p>0,05). Grup içinde elde edilen bulgular istatiksel olarak LMA'da, ETE'ye göre MDA değerinin zaman içerisindeki düşüşü anlamlı bulunmuştur. (p˂0,05). LMA grubunda ortalama Antioksidant Aktivite (AOA) ölçüm değerleri sırasıyla; 9.436±0.57, 9.411±0.57, 9.569±0.54, 9.455±0.63, 9.518±0.65, 10.000±0.60 mmol/l olarak kaydedilmiştir. ETE grubunda ortalama AOA ölçüm değerleri sırasıyla; 8.734±0.47, 8.709±0.48, 8.779±0.29, 8.696±0.46, 8.812±0.37, 9.009±0.21 mmol/l belirlenerek kaydedilmiştir. Grup arasında zamana göre elde edilen bulgular istatistiksel olarak karşılaştırıldığında LMA, ETE 0, 15, 30, 45, 60, post. operatif 60. dk. larda anlamlı bulunmuştur.LMA ilk zaman diliminden itibaren ETE değerine göre yüksek çıkmış ve değeri sabit olarak aralarında çok büyük fark olmasa bile yükselerek devam etmiştir.(p˂0,05). Grup içinde elde edilen bulgular istatiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p>0,05). AST (U/L) sonuçları LMA grubunda sırasıyla; 31.800±18.34, 29.333±17.49, 30.444±18.28, 31.000±17.62, 29.000±19.24, 39.800±24.62 U/L olarak kaydedilmiştir. ETE grubunda ise sırasıyla; 29.320±14.71, 29.111±11.95, 26.900±12.23, 27.300±11.70, 28.800±12.66, 30.500±11.68 IU/L belirlenerek kaydedilmiştir. Gruplar arasında zamana göre elde edilen bulgular istatistiksel olarak karşılaştırıldığında anlamlı bulunmamıştır (p>0,05). Grup içinde elde edilen bulgular istatiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p>0,05). Üre (mg/dl) sonuçları LMA grubunda sırasıyla; 20.160±7.28, 19.878±6.67, 20.889±5.28, 17.065±8.11, 18.488±4.97, 19.560±6.14 mg/dl olarak kaydedilmiştir. ETE grubunda ise sırasıyla; 23.890±7.95, 23.578±8.88, 23.240±9.04, 23.000±8.76, 23.660±9.65, 23.460±9.20 mg/dl belirlenerek kaydedilmiştir. Gruplar arasında zamana göre elde edilen bulgular istatistiksel olarak karşılaştırıldığında anlamlı bulunmamıştır (p>0,05). Grup içinde elde edilen bulgular istatiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p>0,05). Kreatinin sonuçları LMA grubunda sırasıyla; 0.731±0.30, 0.654±0.31, 0.656±0.28, 0.702±0.26, 0.668±0.28, 0.652±0.23 mg/dl olarak kaydedilmiştir. ETE grubunda ise sırasıyla; 0.698±0.15, 0.673±0.15, 0.651±0.15, 0.655±0.13, 0.650±0.14, 0.656±0.12 mg/dl belirlenerek kaydedilmiştir. Gruplar arasında zamana göre elde edilen bulgular istatistiksel olarak karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamsız bulunmuştur (p>0,05). Grup içinde elde edilen bulgular istatiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p>0,05). Ülkemizde ve dünyada, köpeklerde supraglottik hava yolu yönetimi ve uygulanması açısından LMA'nın daha hızlı ve pratik uygulama kolaylığı sağladığı ve biyokimyasal, hemogram, kan gazları ve vital değerler üzerine etkilerini araştıran çalışma sayısı çok azdır. Aynı zamanda bu çalışma, köpeklerde uygulanan LMA'nın ETE'ye göre hemogram, kan gazı, vital değerlerin karşılaştırılması, kullanılan anestezik madde tüketimi ve biyokimyasal parametrelerden bazılarına olan etkilerini araştırması ile ilk orijinal bir çalışmadır. Sonuç olarak, LMA ve ETE'nin kardiyovasküler sistem başta olmak üzere, solunum sistemi fonksiyonlarını çok fazla etkilemediği, ancak ETE'nin LMA'dan daha fazla hipotansif olduğu tespit edildi. Her iki uygulamanın kan gazı, bazı hemogram ve biyokimyasal parametrelerde önemli bir değişikliğe neden olmadığı belirlendi. Bu açıdan, köpeklerde LMA'nın güvenirliğini ortaya koyan daha fazla çalışmanın yapılmasının, supraglottik hava yolu yönetiminin insanlarda olduğu gibi yaygın kullanımının sağlanması, klinisyen olan meslektaşlarımızın ilgi ile karşılacağı ve bilime katkısı bulunması yönünden önemli olduğu düşünülmektedir.

AnesteziEntübasyonEntübasyon-intratrakeal+6
Gökhan Ünlü
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Ratlarda zeytin yaprağı ekstretinin akut intestinal iskemi-reperfüzyon yaralanması üzerine etkilerinin araştırılması

Ratlarda akut intestinal iskemi reperfüzyon hasarında zeytin yaprağı ekstretinin etkilerinin araştırılması konulu bu tez çalışmasında ratlarda akut intestinal iskemi reperfüzyon hasarında zeytin yaprağı ekstretinin etkinliği araştırmak ve gelecekte bu çalışmadan yararlanılarak zeytin yaprağı ekstretinin iskemi üzerine etkilerine ışık tutmaktır. Bu çalışmada 250-300 gr aralığında bulunan Wistar cinsi erkek albino ratlar kullanıldı. Çalışmada her bir deney grubu 8 adet erkek rattan oluşacak şekilde rastgele 32 rat seçildi ve toplamda 4 grup olmak üzere (n=8) etik kurul onayı alındıktan sonra çalışmaya başlandı. Ratlar 12 saat aydınlık, 12 saat karanlık ortamda, standart kafeslerde ve aynı laboratuvarda barındırıldı. Ratlar çalışmaya başlandıktan sonra operasyondan öncesi 12 saate kadar ad libitum rat yemi verildi ve serbest biçimde su içmeleri sağlandı. Gruplar; Kontrol, SHAM, IIR-200 ve IIR-400 olarak sınıflandırıldı. Kontrol grubunda yalnızca sağlıklı ratlar beslendi. SHAM grubundaki ratlarda yalnızca akut intestinal iskemi reperfüzyon hasarı oluşturuldu. IIR-200 grubundaki ratlara günde 1 defa toplamda 7 gün olacak şekilde oral gavaj ile 200 mg/kg dozunda zeytin yaprağı ekstreti verildikten sonra akut intestinal reperfüzyon hasarı oluşturuldu. IIR-400 grubundaki ratlara ise günde 1 defa, toplamda 7 gün olacak şekilde oral gavaj yoluyla 400 mg/kg dozunda zeytin yaprağı ekstreti içirildikten sonra akut intestinal iskemi reperfüzyon hasarı oluşturuldu. SHAM, IIR-200 ve IIR-400 gruplarında derin anestezi altına abdomen steril şartlarda laparotomi için hazırlanarak, median laparatomi gerçekleştirilip, Arteria renalisin cranialinden arteria mezenterika cranialis bulldog klempler ile 30 dk süre ile oklüde edildi ve 30 dk sonunda klemp kaldırılarak 2 saat reperfüzyon gerçekleştirildi. 24. saatte olgular sakrifiye edildi. Sakrifiye edilen ratlardan ileum örneği toplandı. Sakrifikasyon işlemi yüksek doz anestezik ile gerçekleştirildi. Kan örnekleri kardiyak punksiyon ile alındı. Alınan ileum örnekleri histopatolojik olarak incelendiğinde çıkan sonuçlar gruplarda sırasıyla 0,38±0,38, 2,75±0,16, 2,13±0,13, 0,50±0,19 olarak kaydedildi. Tüm gruplarda elde edilen bulgular istatistiksel olarak karşılaştırıldığında kontrol ve sham ile IIR-200 ve IIR-400 grupları arasında istatistiksel farklar olduğu belirlendi (P < 0.05) Alınan kan örneklerinde ise hemogram değerlerine ve serumundan TAS, TOS, IL-1, IL-6, TNF-α, HYP, NO ölçümleri yapıldı. IIR-200 ve IIR-400 zeytin yaprağı ekstreti grubu SHAM ve kontrol grubuyla karşılaştırıldığında biyokimyasal olarak TAS IIR- 400 grubunda daha yüksek düzeyde belirlenmiş olup IIR-200 grubunda daha düşük olduğu belirlenmiştir (P<0.05). Bununla birlikte proinmflamatuar sitokinler daha düşük düzeyde olduğu belirlenmiştir (P<0.05). HYP ise kontrol ve SHAM grubuyla IIR-400 grubu karşılaştırıldığında istatistiksel önemi olmamakla birlikte aritmetik olarak daha düşük seviyede belirlenmiştir (P>0.05). Yine NO için de SHAM grubuyla IIR-400 grubuyla kıyaslandığında daha düşük seviyede ölçülmüştür (P<0.05). Yapılan çalışmadaki verilerden yola çıkılarak zeytin yaprağı eksteretinin iskemi oluşumunu önlemede olumlu etkilerinin olduğu görülmüştür.

Veyis Mert Şentürk
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Ratlarda siyatik sinir yaralanmasında zeytin yaprağı ekstratının terapötik etkinliğinin araştırılması

Çalışma 32 adet erişkin Wistar Albino ırk dişi rat üzerinde gerçekleştirildi. Denekler KONTROL, SHAM, ZY200 VE ZY400 gruplarına ayrıldı. Deneklere klinik değerlendirmeler için skin prick test, sinir fonksiyon analizi için walking track test ve EMG ölçümleri anestezi altında yapıldı. Çalışmanın ilk günü denekler kontrol grubu hariç olmak üzere anestezi altında operasyona alınarak, sağ bacaktaki siyatik sinirleri eksplore edildi. Eksplore edilen siyatik sinirlere bulldog klemp yardımıyla 60 saniye boyunca kompresyon uygulanarak siyatik sinir hasarı oluşturuldu. SHAM grubuna herhangi bir ilaç verilmedi, ZY200 grubuna 200 mg/kg/gün; ZY400 grubuna ise 400 mg/kg/gün doz ile zeytin yaprağı ekstratı gavaj yoluyla 8 hafta boyunca verildi. Çalışmanın sonunda ratlar sakrifiye edilerek histopatolojik, biyokimyasal ve hemotoloji yönünden değerlendirmeler yapıldı. Histopatolojik değerlendirmeler aksonal dejenerasyon, ödem ve vakuolizasyon yönünden değerlendirildi; ZY200 ve ZY400 gruplarının sonuçları KONTROL ve SHAM gruplarına oranla daha iyi olduğu görüldü ve istatiksel olarak anlamlı fark izlendi (p<0,05). Biyokimyasal değerlendirilmelerde NGF, TAS, TOS ve TGF-β1 yönünden değerlendirildi. ZY200 ve ZY400 gruplarının sonuçları SHAM ve KONTROL gruplarına göre daha iyi olduğu görüldü; NGF ve TOS değerlerinde anlamlı fark (p<0,05) izlenirken; TAS değerlerinde anlamlıya yakın fark (p=0,052) izlendi, TGF-β1 değerlerinde anlamlı fark izlenmedi (p=0,084). Klinik değerlendirmelerde skin prick test, sinir fonksiyon indeksi ve EMG ölçümlerinde anlamlı farklar izlenmiştir (p<0,05). Hematolojik değerlendirmelerde MID(%), MID, GRAN, RBC, MCV değerlerinde anlamlı farklar izlenmiştir (p<0,05). Sonuç olarak; zeytin yaprağı ekstratının siyatik sinir hasarı üzerinde iyileşmesine olumlu etkisi olduğu klinik, histopatolojik, biyokimyasal ve hematolojik incelemelerle ortaya konmuş olup daha ayrıntılı araştırmalara ihtiyaç olduğu kanısındayız.

Bacak yaralanmalarıBilimsel araştırmalarCerrahi yara+2
Can Kırbaş
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Farklı restoratif materyallerin tükrük ve serum kortizol seviyesi üzerine etkilerinin değerlendirilmesi

Yapılan bu çalışmada insan diş hekimliğinde son yıllarda kullanımı gittikçe artan ileri teknoloji dental restoratif materyalleri kullanılmıştır. Bu restoratif materyallerin kullanımı henüz veteriner diş hekimliğinde yaygınlaşmamıştır. Bu restoratif materyaller ile dolgu yapılan karies olgusu olan köpeklerde tükrük ve serum kortizol seviyesi üzerine olan etkisiyle, klinik ve radyolojik etkisi araştırılmıştır. Bu çalışma kontrol grubu (n=7), çalışma gruplarında toplam (n=5) köpek olmak üzere 12 köpekte gerçekleştirildi. Klinik ve radyografik muayeneler sonucu karies tanısı konulan 30 dişe farklı restoratif materyaller (3M Filtek One Bulk Fill Restoratif Kapsül Kompozit A2 Renk, 3M Z 550 Kompozit A2 Renk) ve bonding ajanlar (Tokuyama Bond Force II, 3M Universal Scotchbond Universal Plus) kullanılarak dolgu işlemi uygulandı. Serum kortizol düzeyinin belirlenebilmesi için dolgu öncesi 0. dakika, dolgu sonrası 0. dakika, 1. saat ve 24. saatlerde jelli tüplere kan örnekleri ve tükrük kortizol değerlerinin belirlenmesi için kan örnekleriyle eş zamanlı olarak swap ile tükrük örnekleri alındı. Elde edilen klinik bulguların, radyografik bulguların, hematolojik ve biyokimyasal bulguların değerlendirmeleri yapıldı. Klinik ve radyografik bulgular ile dolgu tedavisinin takibi yapıldı. Kontrol grubu ve çalışma grubu aralarında hematolojik olarak değerlendirildiğinde istatistiksel anlamlı bir fark gözlenmedi (p> 0.05). Biyokimyasal olarak değerlendirme yapıldığında ise yalnızca ALP (p= 0,003*) ve Globulin (p= 0,005*) verilerinde istatistiksel anlamlı bir fark gözlendi (p<0.05). Kan kortizol değerleri gruplara göre karşılaştırıldığında aralarında istatiksel olarak anlam ifade eden farklılık kaydedilmemiştir (p= 0,149). Çalışma grubunun kendi verileri zamana bağlı olarak değerlendirildiğinde ise; aralarında istatistiksel olarak anlamlı farklılık kaydedilmiştir (p= 0,019*). Tükrük kortizol değerleri gruplara göre karşılaştırıldığında aralarında istatiksel olarak anlam ifade eden farklılık kaydedilmiştir (p= 0,030*). Çalışma grubunun kendi verileri de zamana bağlı olarak değerlendirildiğinde aralarında istatiksel olarak anlamlı farklılık kaydedilmiştir (p= 0,048*). Sonuç olarak bu çalışmada kullanılan yukarıda sözü edilen materyallerin kan ve tükrük kortizol değerlerini dolgu sonrası düşürdüğü klinik ve radyolojik olarak da değerlendirilen bu olgularda veteriner alanında Türkiye'de ilk defa kullanılan bu materyallerin diğer dolgu materyallerin yerini alabileceği ancak pahalı olması göz önünde bulundurulduğunda ve olgu sayımızın da azlığı dikkate alındığında, daha geniş çaplı araştırmalara ihtiyaç duyulduğu kanısına varıldı.

Azı dişleriCerrahi-diş hekimliğiKöpek dişleri+1
Beyza Gül Erdoğan
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Myrtus communis'in (Murt ağacı ekstresi) ratlarda barsak ensizyon yarası iyileşmesi üzerine etkisinin araştırılması

Yapmış olduğumuz bu deneysel çalışmada ağırlıkları 250-300 gr arasında değişen toplam 50 adet erişkin Wistar Albino erkek Rat kullanıldı. Deneyde kullanılan ratların bakımında çalışmadan 2 saat öncesine kadar ad libitum rat yemiyle besleme yapıldı ve serbest su içmeleri sağlandı. Çalışmada kullanılan ratlar 12 saat aydınlık/12 saat karanlık standart kafeslerde aynı laboratuvarda bakımları gerçekleştirildi. Çalışmada Mrytus Communis (Murt ağacı ekstresi) kullanıldı. Murt ağacı ekstresi ArsArthro Biyoteknoloji A.Ş Ankara firması tarafından sağlanmıştır. Kontrol grubunda çalışmada kullanılan ratlara hiçbir ilaç uygulanmadı. Çalışmanın 3. gününde (n=5) ve 7. gününde (n=5) sakrifiye edildi. Sham grubunda çalışmada kullanılan ratlara hiçbir ilaç uygulanmadı. Operasyon sonrası postop 3. günde (n=5) ve 7. günde (n=5) sakrifiye edildi. Myrtus Communis 1 (n=10) Grubunda 3. (n=5) ve 7. (n=5) gün süre ile 0,15 ml/kg/gün Myrtus Communis, gavaj yoluyla uygulanabilmesi için serum fizyolojikle hazırlanıp operasyonu gerçekleşen hayvanlara uygulandı. Myrtus Communis 2 (n=10) Grubunda 3. (n=5) ve 7. (n=5) gün süre ile 0,25 ml/kg/gün Myrtus Communis, gavaj yoluyla uygulanabilmesi için serum fizyolojikle hazırlanıp operasyonu gerçekleşen hayvanlara uygulandı. Myrtus Communis 3 (n=10) Grubunda 3. (n=5) ve 7. (n=5) gün süre ile 0,50 ml/kg/gün Myrtus Communis, gavaj yoluyla uygulanabilmesi için serum fizyolojikle hazırlanıp operasyonu gerçekleşen hayvanlara uygulandı. Tüm gruplarda 3. (n=5) ve 7. (n=5) sakrifikasyonu gerçekleştirilen hayvanlardan histopatolojik inceleme amacıyla oluşturulan ensizyon hattından örnekler alındı. Biyokimyasal ölçüm amacıyla kardiak enjeksiyonla kan örnekleri alınarak 5000 devirde satrifüj edildi ve serumları çıkartılarak -20 derecede saklandı. Hemotolojik ölçüm amacıyla kardiak enjeksiyonla kan örnekleri alınarak akabinde sonuçları incelendi. Alınan örneklerden elde edilen serumda IL-1β, IL-6, TNF-α, TAS, TOS ve EGF düzeyleri ELİSA Yöntemi ile ölçüldü. Neovaskülarizasyon, fibroblastik aktivite, inflamatuar hücre ve kollajen ölçümleri gerçekleştirildi. Biyokimyasal olarak Albumin, ALP, ALT, AST, E GFR, Globulin, Kreatinin, Total Protein, Üre ve BUN seviyeleri ölçüldü. Hematolojik olarak WBC, LYM, GRA, MİD, LYM (%), GRA (%), MİD (%), Hb, MCH, MCHC, RBC, MCV, RDW, HCT ve PLT değerleri ölçüldü. Bu çalışmada sırasıyla Kontrol 3. gün, Kontrol 7. gün, Sham Grubu 3. gün, Sham Grubu 7. gün, Grup 1-3. gün, Grup 1-7. gün, Grup 2-3. gün, Grup 2-7. gün, Grup 3-3. gün ve Grup 3-7. gün gruplarında desendens kolon ensizyon hattından alınan doku kesitlerinin histopatolojik inceleme sonuçları sırasıyla İnflamatuar Hücre, fibroblastik Aktivite, Neovaskülarizasyon ve Kollajen düzeyi olarak verilmiştir. İnflamatuar Hücre ölçüm düzeyleri sırasıyla; 1,46±0,47, 1,45±0,42, 0,37±0,90, 0,00±0,00, 1,80±0,39, 1,92±0,38, 2,86±0,48, 3,00±0,00, 3,68±0,57 ve 3,88±0,49 olarak kaydedildi. Tüm gruplar da elde edilen bulgular istatistiksel olarak karşılaştırıldığında gruplar arasında anlamlı fark bulunmaktadır (p<0,05). Fibroblastik aktivite sonuçları ölçüm düzeyleri sırasıyla;1,26±0,05, 1,47±0,41, 0,37±0,90, 0,00±0,00, 1,50±0,00, 1,83±0,41, 3,46±0,73, 2,73±0,81, 3,92±0,52 ve 3,72±0,53olarak kaydedildi. Tüm gruplar da elde edilen bulgular istatistiksel olarak karşılaştırıldığında gruplar arasında anlamlı fark bulunmaktadır (P<0,05). Kollajen sonuçları ölçüm düzeyleri sırasıyla; 1,26±0,05, 1,22±0,04, 0,20±0,49, 0,00±0,00, 1,52±0,27, 1,67±0,16, 3,08±0,93, 3,30±0,81, 3,43±0,38 ve 4,08±0,44 olarak kaydedildi. Tüm gruplar da elde edilen bulgular istatistiksel olarak karşılaştırıldığında gruplar arasında anlamlı fark bulunmaktadır (P<0,05). Kollajen sonuçları ölçüm düzeyleri sırasıyla; 1,26±0,05, 1,22±0,04, 0,20±0,49, 0,00±0,00, 1,52±0,27, 1,67±0,16, 3,08±0,93, 3,30±0,81, 3,43±0,38 ve 4,08±0,44 olarak kaydedildi. Tüm gruplar da elde edilen bulgular istatistiksel olarak karşılaştırıldığında gruplar arasında anlamlı fark bulunmaktadır (P<0,05). Sonuç olarak; 7. Günde üç farklı dozda uygulanan Murt ağacı ekstresi denemesinde en yüksekdoz olan 0,50 ml/kg/gün dozu barsak ensizyon yarası iyileşmesine histopatolojik ve biyokimyasal olarak oldukça önemli katkı sağlamış olup, özellikle yara iyişelmesi gecikmesi beklenen olgularda tavsiye edilebilir olduğu ve daha ayrıntılı çalışmalara ihtiyaç duyulduğu sonucuna varılmıştır

AntioksidanlarBağırsaklarBitki özütü+7
Abdülkadir Çakır
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Deneysel kornea yarası oluşturulan tavşanlarda quercetin ve E-PRP uygulamalarının yara iyileşmesine etkisinin klinik, biyokimyasal ve histopatolojik olarak araştırılması

Bu tez çalışmasında; tavşanlarda deneysel olarak oluşturulan kornea yarasında Quercetin ve E-PRP uygulamasının yara iyileşmesine olan etkilerinin klinik, biyokimyasal ve histopatolojik olarak araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmanın hayvan materyalini ağırlıkları 2,5-3,5 kg arasında değişen 46 adet erkek Yeni Zelanda Albino tavşan oluşturmaktadır. Tavşanlar rastgele olacak şekilde 5 gruba ayrıldı. Bu gruplar; grup 1 (Kontrol -Tobrased %0,3- grubu, (n=6)), grup 2 (E-PRP grubu, (n=10)), grup 3 (1 mg/kg Quercetin grubu, (n=10)), grup 4 (5 mg/kg Quercetin grubu, (n=10)) ve grup 5 (1 mg/kg Quercetin + E-PRP, (n=10)) olarak belirlendi. Çalışmadaki tüm gruplara Tobrased damla çalışma boyunca günde 4 defa olacak şekilde uygulanmıştır. PRP uygulanan gruplara da her tavşanın kendi PRP'si günde 4 defa olacak şekilde uygulanmıştır. Quercetin kullanılan gruplarda ise gruplarda belirtilen dozlarda her tavşana 10 gün boyunca oral olarak quercetin verilmiştir. Çalışmanın 11. Gününde gruplardaki tavşanların yarısı sakrifiye edilip kalan yarısı 42. Gün sakrifiye edilip histopatolojik inceleme için örnekler alınmıştır. Çalışma süresi boyunca yapılan makroskopik muayenelerde purulent akıntı bulgusuna PRP, PRP-Q ve Q1 gruplarında rastlandı bu bulgular istatistiksel açıdan anlamlı kabul edildi. Diğer gruplarda purulent akıntıya rastlanmadı ve istatiksel açıdan anlamlı görülmedi (P>0.05). Tüm gruplar arasında fluorescein boyama yönünden anlamlı farklılıklar gözlendi (p<0,05). Çalışmanın 28. Gününden itibaren korneada oluşturulan lezyonlu alan tüm gruplarda fluorescein boya ile boyanmadı. Gruplar arasındaki farklılıklar incelendiğinde 28. günde PRP-Q1 grubu diğer gruplara göre daha hızlı iyileşme göstermiştir. TNF-α açısından yapılan değerlendirmelerde gruplar arasında yapılan karşılaştırmada ise, 11. günde TNF-α'nın PRP ve PRP-Q1 gruplarında K ve Q5 gruplarına göre anlamlı derecede yüksek olduğu görüldü (p <0,001). Q1 grubu ise sayısal olarak K ve Q5 grubundan yüksek olmakla beraber anlamlı bir farklılık göstermedi(p> 0,05). Çalışmamızda PDGF-BB değeri ölçümlerinde zamana göre anlamlı farklılıklar bulunmuştur. Gruplar, kendi içinde değerlendirildiğinde; PRP-Q1 grubunda zaman içinde PDGF-BB değerinde düşüş görülmüştür. Q5 grubunda Vesauloma (1997)'nın bahsettiği gibi yangı hücrelerinin yüksek olduğu dönemde 11. günde PDGF-BB değeri yüksek, zamanla yangı hücrelerinin azalması ile birlikte PDGF-BB değerleri de normal seviyelere gelmiştir. Yapılan bu çalışmada PRP ve PRP-Q1 gruplarında çalışmanın ilk gününde yüksek olan MMP-9 seviyesi zamanla azalmıştır ve bu düşüş istatistiksel açıdan anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Q5 grubunda ise çalışmanın 11. gününde anlamlı bir yükseliş olmuş ve 42. gününde tekrar düşüş görülmüştür (p<0,05). Kapsamlı ve uzun periyotta gerçekleştirilen bu araştırmada, hipotezimize paralel olarak, kuvvetli antioksidan özellikteki Quercetin'in 5 mg/Kg dozda 10 gün uygulamasının kornea yarası iyileşmesine olumlu etki sağladığı belirlenmiştir. Bundan sonraki çalışmalara bu bulguların ışık tutacağı ve Quercetin'in daha uzun periyotta uygulamaları ile yapılacak ayrıntılı çalışmalara ihtiyaç duyulduğu sonucuna varılmıştır.

GözHayvan deneyleriHistopatoloji+7
Zehra Yaşar
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kedilerde kornea hasar ve hastalıklarında, üçüncü göz kapağı flebinin tek başına kullanımı ve üçüncü göz kapağı flebi ile dehidre korneal kollajen bariyerin birlikte uygulmasının tedavideki etkinliğinin karşılaştırılması

Bu çalışmanın amacı; beşeri hekimlikte uzun yıllardır kullanılan dehidre korneal kollajen bariyerin, kedilerde kornea hasar ve hastalıklarındaki tedavideki etkinliğinin belirlenmesidir. Çalışmada, Karşıyaka Veteriner Kliniğine (İZMİR) kornea hasar ve hastalığı ile getirilen 20 kedi kullanıldı. Kedilerin 9 tanesi dehidre korneal kollajen bariyer kullanılan grup,11 tanesi dehidre korneal kollajen bariyer kullanılmayan grup olmak üzere 2 gruba ayrıldı. Çalışma kapsamında bütün kediler 80 µg / kg dozunda kas içi Medetomidin HCL enjeksiyonu ile premedikasyon sağlandı. İndüksiyon amacı ile %4 konsantrasyonda, genel anestezi amacıyla %1-2 konsantrasyonunda isofluran solutuldu. Cerrahi işleme başlamadan önce göze lokal anestezik olarak Proparakain HCl ve midriyatik ajan olarak tropikamid kullanıldı. Korneada gerekli görülen keratektomi ve/veya debridman sonrası 1.gruba sadece üçüncü göz kapağı flebi uygulanırken, 2.gruba üçüncü göz kapağı flebi öncesi DKKB uygulaması yapıldı. Her iki grupta da 28 gün sonra üçüncü göz kapağı flepleri açıldı, 1. 2. ve 4. hafta lezyonlardaki iyileşmenin boyutu Image J programı ile ölçülerek değerlendirme yapıldı. Operasyon sırasında dehidre korneal kollajen bariyer kullanılmayan grubun pre-op., 1.hafta, 2.hafta ve 4.haftaları arasında lezyonların iyileşme boyutları açısından istatistiksel bir fark görülmez iken operasyon sırasında DKKB kullanılan grubun pre-op., 1.hafta, 2.hafta ve 4.haftaları arasında lezyonların iyileşme boyutları açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark görüldü (p:0,020). Sonuç olarak; kornea hasarı ve hastalıkları olan kedilerde dehidre korneal kollajen bariyer kullanılmasının kornea lezyonlarının iyileşmesi üzerine olumlu etki gösterdiği gözlemlendi.

Kemal Can Küçük
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Ratlarda zeytin yaprağı ekstraktının barsak ensizyon yarası iyileşmesi üzerine etkisinin araştırılması

Yapılan çalışmada, ratlarda barsak ensizyon yarasında zeytin yaprağı ekstraktının iyileşme üzerine etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışma 32 adet erişkin yaşta Wistar Albino ırkı erkek Rat üzerinde gerçekleştirildi. Ratlar ilk gün aneztesi altında median laparotomiyi takiben kolon descende bölgesinde 2-3 cm boyutunda kesi yapılarak yara oluşturulduktan sonra cerrahi prosedürlere uygun olarak operasyon bölgesi kapatıldı. Kontrol, Sham, Grup 1 ve Grup 2 olmak üzere 4 gruba ayrıldı. Grup 1 grubuna 3.gün (n=4) ve 7.(gün) 200 mg/kg/gün, Grup 2 grubuna 3.gün (n=4) ve 7.gün (n=4) 400 mg/kg/gün uygulandıktan sonra ratlar sakrifiye edilerek histopatolojik, biyokimyasal ve hemotoloji yönünden değerlendirmeler yapıldı. Histopatolojik değerlendirmeler sonucunda zeytin yaprağı uygulanan Grup 1 ve Grup 2 de yer alan inflamatuar hücre , fibroblastik, neovaskülarizasyon ve kollajen değerlerinin 3. gün ve 7. günlerinde yer alan sonuçları Kontrol ve Sham grubu ile karşılaştırıldığında istatiksel olarak anlamlı farklılıklar gözlemlendi (p<0.05). Biyokimyasal değerlendirmelerde ise HYP (p* 0,693) dışında olan diğer TAS (p* 0,010), TOS (p* 0,001), IL-1 (p*0,000), IL-6 (p*0,018), TNF-α (p*0,14) ve NO (p*0,001) değerlerinde istatiksel olarak değerlendirildiğinde anlamlı farklılıklar gözlenmiştir (p<0.05). Hemotoloji değerlerinden GRA, GRA(%) ve PLT değerlerinde istatiksel yönden anlam ifade eden farklar kayıt edilmiştir (p<0.05). Sonuç olarak; ratlarda barsak enzisyon yarası iyileşmesi üzerine 200 mg/kg/gün ve 400 mg/kg/gün dozlarında kullanılan 3 gün ve 7 gün süre ile gavaj yolu ile verilen zeytin yaprağı ekstraktının 7. gün iyileşmesi üzerine olumlu etkisinin daha olumlu olduğu yapılan histopatalojik, biyokimyasal ve hematolojik incelemeler ile ortaya konmuş olup ancak daha ayrıntılı araştırmalara ihtiyaç olduğu kanısındayız.

Cerrahi yaraCerrahi yara enfeksiyonuCerrahi-veteriner hekimlik+1
Oğulcan Ahmet Nurdoğdu
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Trakya Bölgesinde kedi ve köpeklerde bilgisayarlı tomografi görüntülemesi ile tanı konulan toraks hastalıklarının değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı, kedi ve köpeklerde toraks bölgesinde görülen lezyonların, BT bulgularını sunmak, elde edilen lezyonların görüntülenmesinde tanı protokollerini oluşturmaktır. Bu çalışmada 2022-2023 yılları arasında Trakya bölgesi özel veteriner hastanelerine toraks hastalıkları şikayeti ile başvuran veya metastaz açısından taraması yapılan 210 hastada tespit edilen, intratorasik lezyonların (GE High Speed Dual GE medical Systems, Milwaukee,WI 2008 model) Bilgisayarlı Tomografi görüntüleri ile yapılan değerlendirmeleri ve 35 hastada intratorasik olarak gerçekleştirilen girişimsel radyolojik işlemler ele alınacaktır. Çalışmamızda toraks bölgesinde ve inceleme alanına giren yumuşak dokularda 56 farklı BT bulgusu tespit edilmiştir. Bu bulgular, 23 olguda (%10,95) akciğerde ekspanse görünüm, 7 olguda (%3,33) akciğer hemorajisi bulguları, 4 olguda (%1,90) akciğerde hava kistleri, 1 olguda (%0,48) akciğerde kalsifiye nodül, 3 olguda (%1,43) akciğerde nodül, 5 olguda (%2,38) akciğer ödemi bulguları, 20 olguda (%9,52) amfizematöz havalanma artışı, 1 olguda (%0,48) aort kökünde aterom plakları, 52 olguda (%24,76) atelektazi, 8 olguda (%3,80) hernia diaframatika, 7 olguda (%3,33) bronkopnömonik infiltrasyon bulguları, 88 olguda (%41,90) buzlu cam değişikliği, 2 olguda (%0,95) dekstra-kardi, 1 olguda (%0,48) deri altı apse koleksiyonu, 5 olguda (%2,38) deri altı kitle, 5 olguda (%2,38) deri altı lipom, 1 olguda (%0,48) empiyem bulguları, 1 olguda (%0,48) hemoperikardiyum, 1 olguda (%0,48) hemopnömotoraks, 2 olguda (%0,95) hiatal herni, 6 olguda 2,86) intratorasik kitle formasyonu, 5 olguda (%2,38) kalbin sağa-sola deviasyonu, 1 olguda (%0,48) kalsifik lenf bezleri, 10 olguda (%4,76) kardiyotorasik indekste belirgin artış, 43 olguda (%20,48) konsolide alanlar, 18 olguda (%8,57) kosta kırığı, 1 olguda (%0,48) kostalarda hiperostoz ve ekspansiyon, 4 olguda (%1,90) lenfadenopati, 3 olguda (%1,43) mediastinal hemoraji, 1 olguda (%0,48) mediastinal kistik kitle, 1 olguda (%0,48) mediastinal lenfadenopati, 1 olguda (%0,48) megaözefagus, 5 olguda (%2,38) torasik meme loblarında kitle, 1 olguda (%0,48) omuz ekleminde artroz bulguları, 9 olguda (%4,29) akciğer paranşiminde metastatik odaklar, 1 olguda (%0,48) pektus ekskavatus deformitesi, 9 olguda (%4,29) perikardiyal efüzyon, 4 olguda (%1,90) perikardiyal yağ dokusunda hipertrofi, 34 olguda (%16,19) plevral efüzyon, 15 olguda (%7,14) pnömonik infiltrasyon bulguları, 4 olguda (%1,90) pnömomediastinum, 38 olguda (%18,10) pnömotoraks, 1 olguda (%0,48) pulmoner emboli bulguları, 1 olguda (%0,48) pulmoner vasküler yapılarda ateroskleroz, 2 olguda (%0,95) pulmoner vasküler yapılarda dilatasyon, 6 olguda (%2,86) skapula kırığı, 2 olguda (%0,95) timus bezinde hipertrofi, 3 olguda (%1,43) torakal kifozda artış, 1 olguda (%0,48) torakal metastatik odak, 1 olguda (%0,48) torakal skolyoz, 27 olguda (%12,86) torakal vertebralarda dejeneratif değişiklikler, 6 olguda (%2,86) torakal vertebra kırığı, 1 olguda (%0,48) torakal vertebralarda kongenital yükseklik kaybı, 1 olguda (%0,48) trakeal kollaps ve 14 olguda (%6,67) yumuşak doku amfizemidir. Toraks BT'si değerlendirmesinde bir hastada amfizem varken yine aynı hastada atelektazi, buzlu cam görünümü gibi veya kitle lezyonu mevcut olan bir hastanın yüksekten düşmesi sonucu aynı BT tetkikinde pnömotoraks veya hemotoraks gibi patolojiler de görülebilmesi mümkündür. Sonuç olarak BT, intratorasik patolojilerin teşhisinde önemli bilgiler verir. Çalışmamıza konu olan, kedi köpeklerde rastladığımız 56 BT bulgusu; toraks bölgesi BT'lerini değerlendirmede göz önüne alınması gereken ve sık karşılaştığımız bulgular olarak değerlendirilmiş olup, inceleme yaparken özellikle bu bulguların öncelikle değerlendirilmesi önerilir.

Osman Aydın Kara
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Antalya ilindeki kedi ve köpeklerde görülen göz hastalıkları prevalansının belirlenmesi

Gözde görülen rahatsızlıklar, evcil pet hayvanlarında karşımıza çıkan sorunların büyük bir çoğunluğunu oluşturmaktadır. Bu çalışmada, Antalya ilindeki kedi ve köpeklerde göz hastalıkları prevalansının hastaların fizyolojik ve morfolojik özelliklerini değerlendirilerek ortaya koymak amaçlanmıştır. Çalışma materyalini, iki veteriner kliniği ve bir Hayvan Hastanesine olmak üzere üç Veteriner Sağlık Merkezine 2018-2024 yılları arasında getirilen 36397 pet hayvanına ait ırk, yaş, cinsiyet ve teşhis olarak toplamda göz hastalığı olan 3402 kedi ve köpek hasta sayısı belirlenmiştir. Bu hastalardan 1685 ini kediler oluşturmaktadır. Bu hasta kedilerde ise harder bezi prolapsusu (% 0) (n:0), ektropion (% 0) (n:0), glakom (% 23,3) (n:392), gözde yabancı cisim (% 3,7) (n:62), katarakt (% 0) (n:0), konjunktivitis (% 15,2) (n:256), keratokonjunktivitis (% 12,2) (n:205), keratitis (% 11,4) (n:192), entropion (% 5,3) (n:89), kornea ülseri (% 2,8) (n:48), korneal dermoid (% 0) (n:0), travmatik ekzoftalmus (% 1) (n:17), travmatik hifema (% 1,5) (n:26), üveitis (% 23,6) (n:398) olgusu gözlemlenmiştir. 1717 adet köpek hastalarından harder bezi prolapsusu (% 3) (n:52), ektropion (% 0,2) (n:4), konjunktivitis (% 15) (n:258), keratitis (% 3,4) (n:59), entropion (% 2,7) (n:46), glakom (% 14,6) (n:251), gözde yabancı cisim (% 4,4) (n:76), katarakt (% 7,9) (n:136), keratokontunktivitis (% 14,8) (n:254), kornea ülseri (% 0,5) (n:9), korneal dermoid (% 0,3) (n:6), travmatik egzoftalmus (% 2,4) (n:42), travmatik hifema (% 2,6) (n:44), üveitis (% 28) (n:480) olgusu gözlemlenmiştir. Kedilerde ve köpeklerde üveitis hastalığı diğer hastalıklara oranla daha yaygın gözlemlenmiştir. Kedi ırklarından tekir kedilerde % 80,2 oranında, köpek ırklarından melez köpeklerde % 74,2 oranında ve farklı ırklardan oransal olarak daha fazla gözlemlenmiştir. Kedilerde göz hastalıklarının yaşa bağlı prevalansında 1 yaş, köpeklerde ise 0-1 yaşta daha sık rastlandığı tespit edilmiştir. Sonuç olarak, Antalya ilindeki kedi ve köpeklerde göz hastalıkları prevalansı hastaların fizyolojik ve morfolojik özellikleri değerlendirilerek ortaya konmuş, çalışmada göz hastalıklarının genç yaşlardaki hastalarda daha fazla gözlendiği belirlenmiş olup, bu çalışma ile elde edilen verilerin lliteratüre katkı sağlayacağı kanaatindeyiz.

Volkan Kılıç
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

İzmir ilindeki kedi ve köpeklerde karşılaşılan tümör olgularının prevalansının belirlenmesi

Bu çalışmada İzmir ilindeki kedi ve köpeklerdeki Tümör prevalansının belirlenmesi ve sonuçların değerlendirilerek paylaşılması amaçlanmıştır. Çalışma materyalini İzmir ilinde bulunan, bir hayvan hastanesi ve altı tanesi veteriner kliniği olmak üzere toplam 7 farklı Veteriner Sağlık Merkezindeki veri kayıtları oluşturdu. Çalışmada incelenen 66830 Köpek ve 44553 Kediye ait bilgiler ile 133 köpeğin ve 57 kedinin patoloji raporları kullanıldı. 2018 ve 2024 yılları arasında kayıt altına alınan 6 yıllık süre zarfındaki olgular değerlendirmeye alındı. Araştırma sonucunda, incelenen 66830 kayıtlı köpekte Tümör oranı %0,20 olarak belirlenirken bu oran 44553 adet kedide ise %0,13 olduğu saptandı. Köpeklerde en sık karşılaşılan Tümör türü %7,5 oranı ile (10 olgu) Lenfoma olduğu tespit edildi. 57 adet kedide en sık görülen tümör türü ise 30 adet (%33,3) ile inflamatuar ve yumuşak doku tümörleri olduğu ortaya konuldu. Tümör tanısı konulan Köpeklerin yaş dağılımı; 0-5 yaş arası %29; 6-10 yaş arası %48; 10 yaş ve üzeri %23 olarak belirlendi. Kedilerde 6-10 yaş grubu 31 adet (%54,3) ile en çok tümör görülen grup oldu. Ayrıca malignite açısından; Köpeklerde %48,87 olarak belirlendi. Sonuç olarak tümörlerin kedi ve köpeklerde önemli medikal bir sorun olduğu ve tüm tümör tiplerinin yaşa bağlı olarak artış gösterdiği sonucu ortaya konuldu. Elde edilen bazı bulgular ile önceki çalışmalarla uyumlu çoğu noktaların oluşu ve bazı bulguların ise mevcut literatür bilgi ile eşleşmediği anlaşıldı. Ülkemizde kedi ve köpeklerde gözlenen tümör olgularının kayıt altına alınması, kayıtların analiz edilerek Türkiye'de Pet hayvanlarında Tümör prevalansının ortaya konulmasının Veteriner Onkoloji alanına önemli katkı sağlayacağı sonucuna varılmıştır.

Burhan Yılmaz
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Köpeklerde midazolam-ketamin-izofloran ve midazolam-propofol-izofloran anestezisinin koagulasyon parametrelerine etkisinin araştırılması

Bu çalışmanın amacı, köpeklerde Midazolam- Ketamin-İzofloran (MKİ) ve Midazolam- Propofol-İzofloran (MPİ) anestezisinin koagülasyon parametreleri, vital parametreler, hemogram parametreleri, kan gazı parametreleri, biyokimyasal parametreler üzerindeki etkisinin araştırılmasıdır. Çalışmada, Afyon Kocatepe Üniversitesi Veteriner Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezine çeşitli operasyonlar yapılması amacıyla getirilen, farklı ırktan, farklı cinsiyetten ve yaşları 4 ay ile 6 yaş arası değişen 20 adet köpek kullanıldı. Köpekler rastgele (MKİ n=10) ve (MPİ n=10) iki gruba ayrıldı. Çalışmada MKİ protokolü uygulanan köpeklerin ağırlık ortalamaları 24,69±10,85 kg, MPİ protokolü uygulanan köpeklerin ağırlık ortalamaları 24,87±3,51 kg idi. Her iki gruptaki köpeklere anestezik madde ve serum uygulamaları için vena sefalica antebrahi'ye 18 G intraket yerleştirildi. MKİ protokolü uygulanan köpeklerde 12 saat açlığı takiben preanestezik olarak midazolam 0,2-0,4 mg/kg dozda intravenöz yolla uygulandı. Anestezi indüksiyonu Ketamin HCl'ün 15 mg/kg dozda intravenöz uygulanmasıyla sağlandı. MPİ protokolü uygulanan köpeklerde 12 saat açlığı takiben Preanestezik olarak midazolam 0,2-0,4 mg/kg dozda intravenöz kullanıldı. Anestezi indüksiyonu; propofol solüsyonunun 6-7 mg/kg dozda intravenöz yolla yavaş şekilde enjekte edilmesiyle sağlandı. Hemen ardından iki gruptaki köpekleree uygun çaptaki endotrakeal tüplerle entübasyon gerçekleştirildi. Çalışmada tüm köpeklerden preoperatif 0. dakika, intraoperatif 15.dakika ve 30. dakikada ve postoperatif 0. dk ve 6. saatte hemogram, kan gazı ve koagülasyon parametreleri ölçümü için venöz kan örnekleri alındı ve vital parametreleri kaydedildi. Vücut ısısı termometre ile ölçüldü. Hospitalizasyon bokslarına nakledilen köpeklerden postoperatif 0. ve 6. saatlerde de kan örnekleri alındı ve vital parametreleri kaydedildi. 95 Gruplar karşılaştırıldığında preoperatif 0. dakika ölçümlerine göre tüm ölçüm zamanlarında PT, TT, Fibrinojen ve APTT değerlerinde istatistiksel önemi olmayan (p>0.05) değişim kaydedildi ve tüm ölçüm zamanlarındaki bulgular referans aralıktaydı. MPİ grubundaki pH ölçüm sonucu MKİ ile karşılaştırıldığında intraperatif 30. dakika ve postoperatif 6. saatlerinde kaydedilen düşüş istatistiksel olarak anlamlı (P<0,05) bulunmuştur. Buna paralel olarak MPİ grubunda pCO2 istatistiksel önemi olacak şekilde (p<0.05) postoperatif 6. saatte yükselmiş ve respiratorik asidoz gelişmiştir. Yapılan ölçümler sonucunda her iki anestezi protokolününde; koagülasyon parametreleri, vital parametreler, kan gazı parametreleri, hemogram parametreleri ve biyokimyasal parametreler göz önüne alınarak köpeklerde güvenle kullanılabileceği sonucuna varıldı. Anahtar Kelimeler: Köpek, Midazolam, Ketamin HCl, Propofol, İzofluran, Koagülasyon Parametreleri.

AnestetiklerAnesteziKan pıhtılaşması+6
Pınar Arca
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Kornea yarası oluşturulan ratlarda resveratrol'ün erken dönem iyileşmedeki etkisinin araştırılması

Kornea yaraları klinisyenlerin kedi ve köpeklerde sıkça karşılaştığı olgulardandır. Çoğunlukla sonuçları açısından genellikle olumsuz ve şüpheli kabul edilen olgular olarak değerlendirilmektedir. Veteriner hekimlikte insan hekimliğindeki tedavi yöntemlerinden faydalanarak, çoğunlukla modifiye tekniklerle sağaltım yapılmaya çalışılmaktadır. Bu çalışmada, Fitoaleksin olarak bilinen bir polifenol olan resveratrol günümüze kadar kullanılan ilaç ve cerrahi yöntemlerin yanıtına ek olarak ve belki de sağaltımda antibiyotik kullanımının yan etkilerini azaltmak ve resveratrol maddesinin antitümor, antioksidan etkinlikten destek alarak iyileşmeyi hızlandırmak ya da sekel oluşumunu azaltarak ya da ortadan kaldırarak her iki hekimlik alanında da önemli bir çığır açacak yeni bir sağaltım yöntemi ortaya koymak amaçlanmıştır. Bu amaçla değişik yaş ve cinsiyette 6 haftalık yaşta toplam 20 adet Erkek Wistar Albino Rat kullanıldı. Denekler iki gruba ayrıldı. 1. Grup denek; Kontol Grubu olarak, 2. Grup Denek; Resveratrol grubu olarak ayrıldı. Her bir ratın sağ gözüne her iki grup hayvanın korneasına Lup (2,5 X) kullanılarak, sentralde vertikal olarak bisturi ucu ile 2-3 mm uzunluğunda desement membrana kadar kornea yarası oluşturuldu ve yara 10/0 Nylon dikiş materyali ile basit ayrı dikiş yöntemi ile dikildi. Tüm gruplardaki deneklere tarsorafi uygulaması yapılarak 5 gün boyunca 1. Grup yani kontrol grubu deneklerde sadece tobramisin, 2. Gruptaki yani resveratrol grubu ratlara ise gözlere tobramisin uygulanmasına ek olarak yem ve resveratrol (30 mg/kg) içeren su gastrik gavaj ile; 1. Gruptaki ratlar ise sadece su ve yem ile ad libitum 11 gün boyunca beslendiler. Postoperatif 11 günlük gözlem boyunca oftalmoskopik bulgular not edildi. Tüm olguların yapılan klinik muayenelerinde neovaskülerizasyon gelişmediği ve korneal saydamlığın oluştuğu gözlendi. 11 gün sonunda sakrifiye edilen hayvanlardan alınan gözler histopatolojik olarak incelendi. Kontrol Grubu histopatolojik muayene bulguları; uygun kesit alınamadığı için 1 adet ratın korneası değerlendirilemedi. Her grupta toplamda histopatolojik olarak 9 adet ratın sağ göz korneası çalışılmıştır. Hayvanlardan sakrifikasyon öncesinde kan örnekleri toplandı ve kontrol ve deneme grubundan alınan kan örneklerinde yapılan biyokimyasal analizlerde MMP-9, NO, MDA ve AOS ölçüldü. BDP açısından skor 3: gruplarda sırayla %11.1 ve %0.0 idi (p<0.05). YHİ; skor 3 sırayla %11.1 ve %0.0 (p<0.05) idi. MDA sonuçları sırasıyla 0. gün ve 11. gün Grup K ve Grup R için 1,61±0,316, 2,854±0,57 ve 2,362±0,513 olarak ölçüldü. Grup K'daki artış istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0.001). MMP-9 ise sırasıyla; 1,115±0,197, 2,842±0,368 ve 2,437±0,323 olarak ölçüldü Grup K'daki artış istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0.01). AOS açısından gruplar arasında fark belirlendi (p<0.05). RES grubunda 11. gün ölçüm sonuçları 0. gün ölçüm sonuçlarına çok yakın bulundu. Çalışma sonucunda biyokimyasal ve histopatolojik bulgular yönünden yapılan değerlendirmelere göre resveratrolün kornea yara sağaltımında vaskülerizasyonun engellenerek korneanın saydam görünümünün tekrar kazandırılması ve dolayısı ile iyileşmenin sağlanmasında önemli oranda etkili olduğu ancak daha kapsamlı ve uzun takip gerektiren çalışmalara ihtiyaç olduğu sonucuna varılmıştır.

GözGöz hastalıklarıHayvan deneyleri+5
Hatice Çilem Perçin
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Buzağılarda ekstremite kırıklarının klinik, biyokimyasal, radyografik ve termografik olarak değerlendirilmesi

Bu tez projesinde 2019-2020 yılları arasında cerrahi büyük hayvan kliniğine getirilen 0-6 aylık yaş aralığındaki buzağılarda ekstremite kırıklarının klinik, termografik ve radyografik olarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Buzağılarda 18 adet Metakarpus, 3 adet Femur, 3 adet Metatarsus, 1 adet Antebrachium, 1 adet Tibia kırığı olmak üzere toplam 26 olgu ve 7 adet sağlıklı olgunun klinik, termografik ve radyografik olarak değerlendirilmesi gerçekleştirilmiştir. Termografi cihazı ile termografik incelemeler gerçekleştirildi; renk skalasında değişiklikler, elde edilen bulgular not edildi ve alınan görüntüler kaydedildi. Kırık olgularının radyografik muayeneleri yapıldı. Buzağıların vena jugularis'lerinden alınan kan örneklerinden tam kan sayımı yapıldı. Tam kan analizleri sonuçlarında istatiksel olarak anlamlı parametrelere rastlanmış olsa da sonuçların referans değerler arasında olduğu belirlendi. Kan örneklerinden çıkarılan serumlar da alikotlara konularak biyokimyasal analizler yapılana dek -20 oC'de muhafaza edildi. Gelen kırık olguları; yapısına ve etkileyen kuvvet mekanizmasına, anatomik olarak yerleşim yerine, kemik yapısına, kırık uçlarının dış ortamla ilişkisin, kırık derecesine, kırık sayısına, kırık çizgilerinin gidişine ve komşu organların yaralanmalarına göre sınıflandırılarak değerlendirildi. Elde edilen bulgular ışığında tanıya gidilerek ve tanı neticesinde literatür bilgide bahsedilen uygun sağaltım yöntemi uygulandı. Serum kalsiyum ölçüm değerleri kontrol ve kırık gruplarında sırasıyla; 10,60±0,25, 11,67±0,23 mg/dl olarak belirlenmiş ve kırık olgularındaki yükseliş istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). TNF-α ölçüm değerleri gruplarda sırasıyla; 0,11±0,01, 0,15±0,05 pg/ml belirlenmiş ve kırık olgularındaki yükseliş istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). IL-1β ölçüm değerleri sırasıyla; 18,67±4,71, 30,69±7,53 pg/ml belirlenmiş ve kırık olgularındaki yükseliş istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). IL-6 ölçüm değerleri sırasıyla; 61,79±5,52, 98,29±31,85 pg/ml belirlenmiş ve kırık olgularındaki yükseliş istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Kortizol ölçüm değerleri sırasıyla; 3,36±0,54, 4,93±0,97 mcg/dl belirlenmiş ve kırık olgularındaki yükseliş istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). MDA ölçüm değerleri sırasıyla; 3,77±0,39, 5,00±0,73 μmol/l belirlenmiş ve kırık olgularındaki yükseliş istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). AOA ölçüm değerleri sırasıyla; 6,80±0,64, 4,95±0,92 μmol/l belirlenmiş ve kırık olgularındaki düşüş istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Kırık olgularının termografik muayenesinde kırık hattında 4,14±2,2 oC'lik yükseliş kaydedilmiştir. Buzağılarda distosia'ya ve travma bağlı gelişen kırık olguları, buzağı cerrahi hastalıkları arasında önemli bir yer tutmaktadır. Kırık olgularında tanı yöntemi olarak termografinin de kullanılabileceği ve uygun sağaltım seçeneğinin gerçekleştirilmesi ile de ülke ekonomisine önemli bir düzeyde katkı sağlanacağı ve termografik muayenenin cerrahi sağaltımı izleyen dönemde kullanımına ilişkin daha ayrıntılı çalışmalara ihtiyaç olduğu sonucuna varılmıştır.

BuzağılarEkstremitelerKırıklar-kemik+3
Yusuf Koç
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2021
10
Master'sOpen AccessTR

Buzağılarda intestinal atresia'larda klinik ve operatif yaklaşımlar

Dünyanın birçok bölgesinde, ruminantlarda kongenital anomalilerle karşılaşıldığı çeşitli araştırıcılar tarafından bildirilmiştir. 2005-2014 yılları arasında kliniğimize kabul edilen 43 buzağıda intestinal atresiler gözlenmiş ve çalışmaya dahil edilen olguların preoperatif, intraoperatif ve postoperatif bulguları değerlendirilmiştir. Atresia ani gözlenen 27 olgunun 16 sının (%59.25) erkek, 11'inin (%40,74) dişi olduğu; tüm atresiler içinde % 62.79 oranında gözlendiği belirlenmiştir. Değerlendirmeye alınan buzağılar içinde 11 olguda (% 25.58) Atresia koli gözlenmiş, 3 olguda (% 6.97) Atresia ani et recti; 2 olguda da ( % 4.65) Atresia ani et rectovaginal fistül belirlenmiştir. Atresia ani olgularının 19'unun Holstein, 7'sinin Simental, 1'inin yerli-melez olduğu belirlenmiştir. Atresia ani et recti gözlenen 3 olgundan 1'inin simental, 1'inin yerli-melez, 1 olgunun da Montafon ırkı olduğu belirlenmiştir. Atresia ani et rectovaginal fistül gözlenen 2 olgudan 1'i Simental, diğeri ise yerli-melez olduğu kayıtlara geçmiştir. Atresia koli olgularından 6 'sı Holstein, 3'ü Simental, 1'i yerli-melez ve 1'i nin de Montafon ırkı buzağı olduğu saptanmıştır. İntestinal atresia gözlenen 43 buzağı içindeki 27 atresia ani, 3 atresia ani et recti ve 2 atresia ani et rectovaginal fistül belirlenen olgulara operatif girişim yapılmış ve tümü hayatta kalmıştır. Atresia koli gözlenen 11 olgudan 2 si hayatta kalmış ve diğerleri postoperatif kısa peryotta ölmüştür. Sonuç olarak, İntestinal atresialar içinde atresia koli olguları hariç diğer atresiaların operatif girişimle yaşatılabildikleri, atresia koli olgularının ise operatif girşim yapılsa dahi kısa peryotta öldükleri, çok azının hayatta kaldığı; İntestinal atresilerin erken tanısının operatif sağaltımın başarısını arttıracağı sonucuna varıldı.

BuzağılarCerrahi tedaviHayvan hastalıkları+4
Berk Alp Göksel
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2015
00

Other supervisors