Theses supervised by Prof. Dr. İlyas Doğan

15 theses · Gazi University, Ankara Hacı Bayram Veli University, Ankara Yıldırım Beyazıt University

Master'sOpen AccessTR

Mülkiyet ve fikrî mülkiyetin felsefi temelleri

Mülkiyet; bir kişiye bir mal üzerinde, yasaları ve üçüncü kişilerin haklarını ihlal etmediği sürece, düşünülebilecek her türlü egemenliği sağlayan hak olarak tanımlanabilir. Mülkiyet; kanımızca diğer ayrımların hepsini kapsar bir nitelik arz eden ferdî ve kolektif mülkiyet ayrımıyla tasnif edilebilir. Kolektif mülkiyet, belirli bir insan topluluğunun geçmiş ve gelecek nesillerinin birlikte mülkiyetini ifade etmekteyken; kolektif mülkiyet olmayan, diğer tüm mülkiyet türleri ise ferdî mülkiyeti ifade etmektedir. Fikrî mülkiyet ise ferdî mülkiyettir. Fikrî mülkiyet, her ne kadar ferdî mülkiyetin bir türü olsa da ferdî mülkiyeti felsefi açıdan gerekçelendirme amacıyla ortaya atılmış olan teoriler, fikrî mülkiyeti gerekçelendirmede yetersiz kalmaktadır. Zira fikrî mülkiyet ve ferdî mülkiyet arasında çeşitli farklar mevcuttur. Öncelikle fikrî mülkiyet, ferdî mülkiyetten farklı olarak soyut varlıklar üzerinde hak tanınması anlamına gelmektedir. Ferdî mülkiyet açısından ilkesel olarak zamansal bir sınır mevcut olmamasına rağmen; fikrî mülkiyet sahibi olan kişiye ait fikrî hak belirli süreyle sınırlı olarak tanınmaktadır. Ayrıca, ferdî mülkiyete konu somut nesne üzerindeki haklar; özgürlükleri hiç sınırlandırmamakta, basitçe o nesne üzerindeki faaliyetleri kısıtlamakta; oysa fikrî mülkiyet; zaman ve mekândan sınırsız olarak silsile hâlinde birden çok faaliyeti sınırlandırmaktadır. Böylece özgürlükleri de sınırlandırmaktadır. Fikrî mülkiyeti felsefi açıdan gerekçelendirmede kullanılan teoriler, esasen ferdî mülkiyet teorilerinin yetersizliklerinin giderilmiş; fikrî mülkiyete uyarlanmış hâlidir. Bu teoriler, emek teorisi, kişilik teorisi, yararcı teori ve sosyal planlama teorisidir. Fikrî mülkiyet yanlısı düşünürlerin gerekçelendirilmelerine rağmen; fikrî mülkiyete karşı düşmanlık da, uzun bir geçmişe sahiptir. Fikrî ürünler üzerinde mülkiyet tesis edilmemesi iddiasında olan yazarlar, öncelikli olarak fikrî mülkiyeti gerekçelendirmede kullanılan teorilerin yetersiz ve başarısız olduğunu savunmaktadır. Dolayısıyla onlara göre, fikrî mülkiyet gerekçelendirilememiştir. Bunun yanında bazı yazarlar, fikrî mülkiyetin hiçbir yararı olmayan lüzumsuz bir tekel olduğunu iddia etmektedir.

Dilara Buket Tatar
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Negatif din özgürlüğü

Toplumun, gündelik yaşamın ve hukukun laikleşmesi ile modernleşme ve modern devlet arasında göz ardı edilemez bir bağlantı bulunmaktadır. Bu bağlantı mutlak bir belirleme ilişkisi olmasa da modern hukuk ve toplum düzeninin laikleşme sürecinin bir ürünü olduğunun ve söz konusu laikleşme sürecinin de Aydınlanma'nın düşünce mirasıyla bağlantılı olmasının yanında en nihayetinde kapitalist üretim biçimiyle olanaklı hale geldiği görülmektedir. Bu bağlamda din ve vicdan özgürlüğü de içerik itibarıyla laik modern toplumun mümkün kıldığı bir özgürlüktür. Niteliği itibarıyla din özgürlüğünün pozitif görünümü modern anayasacılıkta neredeyse tartışmasız bir şekilde kabul görse de negatif din özgürlüğü konusu tartışmalı alanda kalmaktadır. Çalışmada negatif din özgürlüğünün tarihsel arka planı, negatif din özgürlüğüyle ilişkileri bağlamında laikleşme ve laikleşmeme tezleri ele alındıktan sonra yargı kararları da dikkate alınarak negatif din özgürlüğünün, temel bir yurttaş hakkı olarak kıymeti ve laikliğin niteliği itibarıyla talep edilebilir ve devlete pozitif yükümlülükler yükleyen bir hak olarak kabul edilip edilemeyeceği hukuk kuramı sınırları içinde tartışılmaktadır.

Din-hukuk ilişkileriHak ve özgürlüklere saygıHukuk felsefesi+6
Serdar Ünver
Ankara Hacı Bayram Veli University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Yön dergisi yazılarında demokrasi anlayışı

Bu çalışmanın konusu YÖN dergisi yazılarındaki demokrasi anlayışını incelemektir. Türkiye, 1946'da çok partili hayata geçmiş, 1950 seçimlerinde CHP iktidarını seçimler sonucunda Demokrat Parti(DP)'ye devretmişti. 10 yıl süren DP iktidarı döneminde yaşananlar, Türkiye'yi 27 mayıs 1960 tarihinde bir askeri müdahaleyle karlı karşıya bırakmıştır.Askeri müdahale sonucunda Türk Silahlı Kuvvetleri, yeni bir anayasa hazırlamak üzere bir meclis oluşturmuştur. Bu meclisin hazırladığı 1961 Anayasası, Türkiye'de siyasal mücadelenin, özellikle de sol hareketin önünü açmıştır.YÖN dergisi bu süreçte ortaya çıkan hareketlerin en önemlilerinden biridir. 21 Aralık 1961'den, çeşitli isimlerle 12 Mart 1971 askeri müdahalesi sonuna kadar siyasi hayatı yönlendirmiştir.Yayın hayatı boyunca, iktidara ulaşma biçimi bakımından ortaya koyduğu fikirler, TSK içindeki askeri gruplarla ilişkileri, demokrasiye bakış açısıyla her ?darbeci? bir hareket olarak değerlendirilmiştir.Çalışmamızın ana amacı da, YÖN hareketi hakkında öne sürülen bu düşüncelerin gerçeği ne ölçüde yansıttığıdır. Bu maç için YÖN dergisinin kuruluşunu, yayın tarihini, kurucularının siyasal kimliklerini, başka siyasal gruplarla ilişkilerini, 222 sayı yayınlanan YÖN dergisindeki, 79 sayı yayınlanan DEVRİM dergisindeki yazılara ve bu hareketin temsilcilerinin siyasal ilişkilerini ele alarak irdelemeye çalıştık.

12 Mart 1971 Dönemi12 Mart müdahalesiDemokrasi+4
Ersan Barkın
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de azınlıkların ve azınlıklara ait vakıfların hukuki statüsü

İki bölümden oluşan çalışmanın birinci bölümünde, azınlık kavramının tarihi ve günümüze kadar geçirdiği süreç ele alınmaktadır. Birinci bölümün birinci kısmında genel anlamda azınlık kavramı ve tarihi incelenirken, ikinci kısmında azınlıklara ilişkin uluslararası çalışmalar anlatılmaktadır. Uluslararası örgütlerin azınlık haklarının korunması için tarihsel süreç içerisinde yaptıkları düzenlemeler ayrı ayrı ortaya koyulmaktadır.?Azınlık? kavramının içeriğinin belirlenmesi gerektiği düşünülerek, öncelikle tanıma yönelik hukuki, sosyolojik ve en geniş anlamıyla uluslararası alanda bu konuda kabul edilen bütün belgelerde yer alan tanımlar izah edilip evrensel ve bağlayıcı bir tanıma ulaşmada yaşanan olumsuzluklarla birlikte devletlerin bu yöndeki isteksizliklerine değinilmektir. Milletler Cemiyeti'nden itibaren kronolojik olarak Birleşmiş Milletler, Avrupa Konseyi, AGİT ve Avrupa Birliği'nin hazırlamış olduğu uluslararası belgelerdeki tanımlara bakılmaktadır.İkinci bölümde, Türkiye'deki azınlıkların tarihi geçmişi, Osmanlı Devleti'ndeki ?Millet Sistemi?nin özellikleri ve Milletlere tanınan haklar ve Tanzimat'la birlikte Osmanlı siyasi, sosyal ve kültürel hayatındaki değişimlerin gayrimüslimlere yansıması irdelenmektedir. Osmanlı Devletinden zihinlere miras kalan ancak gayrimüslimlerin azınlık olarak kabul edilebileceği düşüncesinin Lozan Anlaşması ile Türkiye Cumhuriyeti'ne ne şekilde intikal ettiği incelenmektedir.Avrupa Birliği'ne aday ülke konumunda olan Türkiye'nin azınlıklara yönelik uygulamalarının İlerleme Raporları, Katılım Ortaklığı Belgeleri ve Uyum Yasaları ile kaydettiği ilerlemesi incelenirken AB'nin Türkiye'den taleplerinin haklılığı sorgulanmaktadır.

Azınlık haklarıAzınlıklarHukuki statü+4
Emine Gülselcen Kafkasyalı
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

1921 Anayasası'nın kuramsal temelleri ve dayandığı egemenlik anlayışı

Egemenliğin halka ait olduğunu kabul eden 1921 Anayasası bir köşe taşıdır. Bu tez çalışması 1921 Anayasası'nın kuramsal temellerini ortaya çıkarmayı amaçlamaktadır. Bunu yapabilmek için Osmanlı Devleti'ndeki egemenlik anlayışı ve Avrupa'da halk egemenliğinin gelişmi incelenmiştir. Avrupa'da devlet ve egemenlik anlayışıyla ilgili gelişmelerden ve bu gelişmelerin Türk düşünce dünyasına yansımalarından bahsedilmiştir. Sonuç olarak egemenliğin halka ait olduğunun kabul edilmesiyle cumhuriyet yönetimine ve sekülerleşmeye geçişin adımının atılmış olduğundan bahsedilmiştir.

Anayasa 1921AnayasaDevlet+3
Gülden Çamurcuoğlu
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Mültecilerin hukuki durumuna ilişkin sözleşme ve Türkiye

İnsanların yaşadıkları yerleri baskı ve zulüm korkusu nedeniyle terk etmesi ve yeni yaşam alanları bulmaya çalışması insanlık tarihi kadar eski bir sorundur. Bu sorun için hiçbir zaman kalıcı ve tatmin edici bir çözüm bulunamamıştır. En temel insan hakkı olan yaşam hakkının korunması evrensel hukukun temel ilkelerindendir. Ancak devletler iç ve dış politik kaygıları nedeniyle yeterli hassasiyeti gösteremeyebilmektedirler. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin 14. maddesinde düzenlenen sığınma hakkı da yaşam hakkıyla sıkı sıkıya bağlıdır. Bu bağlamda sığınma hakkı, yaşam hakkının korunması için kullanılan bir hak olagelmiştir. Biz de çalışmamızda başta yaşam hakkı olmak üzere tüm haklarını korumaya çalışan mülteciler üzerinde duracağız.Çalışmamızın birinci bölümünde öncelikle mülteciliğin tarihçesinden kısaca bahsedilecektir. Daha sonra Türk tarihindeki mülteci hareketleri, Milletler Cemiyeti dönemi, Birleşmiş Milletler dönemi, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği hakkında kısa bilgiler verilecek ve asıl inceleme konumuz olan 1951 Tarihli Mültecilerin Hukuki Durumuna İlişkin Cenevre Sözleşmesi ve 1967 Tarihli Mültecilerin Hukuki Statüsü ile İlgili Protokol bu bölümde özet olarak anlatılmaya çalışılacaktır. Ayrıca yine çalışmamızın birinci bölümünde bölgesel sözleşmeler ile konu ile ilgili Türk Mevzuatında yer alan düzenlemelere ve Türk Yargı Kararlarına yer verilecektir.Çalışmamızın ikinci bölümünde ise 1951 Sözleşmesi ayrıntılı olarak incelenecektir. Bu bölümde mülteci olma şartları, mülteci statüsünü engelleyen sebepler, mülteci statüsünün sona ermesi konuları irdelenecektir.Son bölümde ise, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği tarafından belirlenen mülteci statüsünün belirlenmesinde uygulanacak usuller üzerinde durulacaktır.Sonuç kısmında ise olması gereken hukuk açısından dünyada ve ülkemizde mültecilerin yaşadıkları sorunların çözülmesi ve tarihteki acı olayların bir daha yaşanmaması için öneriler ile bize düşen görevler üzerinde durulacaktır.Anahtar Kelimeler:1- Mülteciler,2- Sığınmacılar,3- Zorunlu Göç,4- Geri Göndermeme,5- Sığınma Hakkı

Birleşmiş MilletlerBirleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek KomiserliğiHukuki denetim+6
Volkan Keskinkaya
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Irak Anayasalarında temel hak ve özgürlüklerin gelişimi

İngiliz ordusunun Irak'a girmesi ile Osmanlı'nın hükmü; Irak'ta 1918 de son buldu. 1918 ile 1925 dönemi sırasında birçok olaylar meydana geldi. Bu olayların en önemlisi, yirminci devrimin olması ve Irak Devletinin kurulmasıdır.İngilizlerin Irak'a girmesinden sonra, yirminci devrimin bastırılması ve Birleşik bir Irak Devletinin kurulması için anlaşmaların imzalanması; Devlet Reisinin verasetle devamını şart koşmuştur. İngiltere ve Irak Krallıklarının anlaşması ile 1925 Anayasa tasarısı (Kasım 1923 ta) yazılmış oldu. 10 Temmuz 1923 tarihli kırk birinci oturumunda müzakere edilmesi için de Kurucu Meclise havale edildi ve 12 Mart 1925 de onaylandı.Ama 1925'de çıkarılan Irak Anayasasının kaynağı; Fransız insan ve vatandaş haklarının 1789'da ilan edilmesidir. Aynı şekilde mesela Mısır 1923 Anayasası gibi başka Anayasalardan da yardım almışlardır.Ama 1789 Fransız İnsan Hakları Beyannamesinin 6.maddesi: Kanun önünde (haklar verilmiş olsun veya verilmesin, fark etmez) herkes birdir ve eşittir. Aynen böyle, 1925 Irak Anayasasının 6.maddesi: Irak'lılar için, (milliyet, din ve dil bakımından farklı olsalar bile) kanun önünde fark yoktur, hepsi eşittir. 1925 Irak Anayasasının 18.maddesinde: Bütün Irak'lılar; medeni ve siyasi haklardan istifadeden, aynı şekilde; mülkiyet hakkından, şahsi hürriyetlerden, din hürriyetinden, görüş açıklama hürriyetinden ve vergi kanunlarından eşit olarak faydalanırlar, hükmünü getirmiştir. Bütün bu hak ve hürriyetler, 1789 Fransız insan hakları beyannamesinden etkilenerek bunları almıştır. Ancak Fransız İnsan Hakları Beyannamesinin bahsetmediği hak ve hürriyetler vardır ki, Irak Anayasası bunları yazılı hüküm olarak yürürlüğe koymuştur. Bunlardan; konut dokunulmazlığı, posta haberleşmelerinin, telgraf ve telefon haberleşmelerinin gizliliğidir.Ayrıca yargıya başvurma hakkı, şikayet hakkı ve gurupların özel okul yapma hakları da bunlardandır.Ama Irak Anayasasının hükme bağladığı genel hürriyetler, ki bunlarsan birisi, vatandaşlık hakkıdır. Irak Anayasası, Osmanlı Anayasasının 8. maddesinin 2. bendinden etkilenerek bu hakkı düzenlemiştir: ?Osmanlı tabiiyetinden olan makamı ve dini ne olursa olsun, Osmanlı sıfatını almaya ve kaybetmeye haiz olur. Herkese istisnasız Osmanlı lakabı verilir. Kanunda belirlenen durumlara göre Osmanlı unvanını alır. Aynı şekilde 1925 tarihli Irak Anayasası, 1920 tarihli Suriye Anayasası ve 1923 Mısır Anayasası da bunları almıştır.Aynı şekilde eşitlik, iktisadi ve sosyal haklardaki eşitlikler olsun veya askeri hizmetin yerine getirilmesindeki eşitlik olsun veya vazife almada, şahsi hürriyette, konut hürriyeti, mülk edinme hakkı, fikir hürriyeti, din hürriyeti olsun veya eğitim hürriyeti hakları veya öğrenme hakkı, görüşünü açıklama hürriyeti, toplanma hürriyeti, cemiyetleri teşkil etme hakkı, haberleşme hürriyeti ve onun gizliliği, tasarıları sunma hakkı ve vergileri düzenleme hakları olsun, bütün bunlar Irak Anayasasının düzenlediği ve 1789 tarihli Fransız insan hakları beyannamesinin düzenlemediği hükümlerdir.Ama 27 Temmuz 1958 de çıkarılan Irak Anayasası Irak'taki Krallık düzenini kaldırarak Cumhuriyetçi Halk düzenini kurmuştur ki Krallık Düzeni esnasında ve ellili yılların ortasındaki genel hürriyetlerin kısıtlanması ve sıkıyönetimlerinin çoğalmasından dolayı bu anayasa uygulamaya konmuştur. Bunun için Halk, Krallık sistemine karşı devrim yapmış ve 1958 de Irak yeni anayasasını çıkarmıştır. 1925 Irak Anayasası hükümden düşürülerek onun yerine 1958 Anayasası yürürlüğe konulmuş ve Irak halkı için iktisadi ve siyasi yönden, genel hak ve hürriyetler yönünden daha çok uyumlu değişikliklere tabi tutulmuştur. 1958 Anayasası, halk için demokratik bir anayasa olmuştur. Bütün Iraklılara 1958 Anayasasının 160. madde, bütün hak ve yükümlülükleri tanımıştır.1963 Yılı 8 Şubatında uygulanmakta olan siyasi nizam tamamen ortadan kaldırıldı. Bu sistemin 14 Temmuz devriminin ortaya koyduğu ilkelerden kesin olarak sapması dolayısı ile nihayet bulmuştu. Çünkü iktidar hakkının ve gelişmenin Başbakanın şahsında merkezileşmeye götürmüştür. Bu bireysel sistem; her alanda bütün genel statüyü kötüleştirmiş, bireylerin hakları ve hürriyetleri çeşitli ihlallere maruz bırakmıştı. Onun yerine, 12 Eylül 1968 anayasası geçmişti.16 Temmuz 1970 Tarihinde, Devrim Komuta Konseyi, bu anayasayı iptal eden yeni bir anayasa çıkardı. 21 Eylül 1968. 21 Eylül 1968 anayasasında, bir çok değişiklikler yapıldı. Bu değişikliklerin en genişi, genel hak ve hürriyetler konusunda idi. Bu anayasa bir gurup hak ve hürriyetleri düzenledi. Kadın erkek eşitliği bunlardan birisidir. Din, dil ve ırk ayırımını yasak etmiştir. Irak'ta ilk defa çoğunluğu Kürtçe, Türkmence ve Süryanice konuşan azınlıklara kendi dilleri ile okullarda eğitim hakkını vermiştir. 11 Mart 1964 de Cumhurbaşkanı; Irak'ın Kürdistan bölgesinde özerk yönetim uygulanacağını ilan etmiştir.

AnayasaIrakTemel haklar+1
Abdülazim M.ibrahim
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

İdari yargı kararlarının uygulanmamasından doğan sorumluluk

İdari yargı kararlarının uygulanmasına yönelik temel düzenleme, İYUK'nun 28.maddesidir. Buna göre: Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idare gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecburdur. Yasa, bu sürenin, kararın idareye tebliğinden başlayarak otuz günü geçemeyeceğini hükme bağlamıştır. Ancak, haciz veya ihtiyati haciz uygulamaları ile ilgili davalarda verilen kararlar hakkında, bu kararların kesinleşmesinden sonra idarece işlem tesis edilir. Belli bir miktarı içeren tam yargı davaları hakkındaki kararlar ise genel hükümlere göre infaz ve icra olunur.İdari Yargılama Usulü Kanunu, idari yargıda verilen kararların uygulanmasını yukarıdaki maddelerle düzenlemekle yetinmemiş; ayrıca kararların uygulanmaması halini de öngörmüştür. Kanuna göre, Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemeleri kararlarına göre işlem tesis edilmeyen veya eylemde bulunulmayan hallerde idare aleyhine Danıştay ve ilgili idare mahkemesinde maddi ve manevi tazminat davası açılabilir. Ayrıca, mahkeme kararlarını otuz gün içinde kasten yerine getirmeyen kamu görevlileri aleyhine de tazminat davası açılabilecektir.Bu düzenleme, tazminat ödemek koşuluyla mahkeme kararına uyulmayabileceği şeklinde yorumlandığından yargı kararlarına uymamayı cesaretlendirmektedir. Kamu görevlileri, kasıtlı olmadıklarını ileri sürerek, tazminat davalarından kurtulmaya çalışmakta; tazminata hükmedilmesi, yargı kararının uygulanmasını sağlayamamaktadır.İdareye karşı açılan davalar, kamu görevlileri bakımından caydırıcı özellik taşımamaktadır. Çünkü, kamu görevlisine rücu edilmesi, uygulamada işletilmemektedir. Ayrıca manevi tazminat, Danıştay'ın ?manevi tazminatın zenginleşme aracı olmadığı? şeklindeki içtihadı sebebiyle, idare bakımından kayda değer miktara ulaşmamakta, ilgilileri de tatmin edememektedir.Yargı kararlarının uygulanmamasının yaptırımı olarak hukuki sorumluluğun yanında cezai, mali ve siyasi sorumluluğun da etkin bir şekilde uygulanması gerekmektedir.Öğretide ve uygulamada yargı kararlarının uygulanmaması halinde kasıtlı davranan kamu görevlisinin cezai sorumluluğunun varlığı kabul edilmektedir. Buna göre yargı kararlarının uygulanmaması Türk Ceza Kanununun çeşitli hükümlerine aykırılık teşkil eder ve suç oluşturur. Burada görevi kötüye kullanma, görevi ihmal, anayasayı ihmal suçları gibi değişik suçlar gündeme gelmektedir.Anahtar Sözcükler1.İdari Yargı Kararları2.Sorumluluk Hukuku3.Tazminat Davası4.Cezai Sorumluluk5.Hukuk Devleti

Osman Kaya
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Türk Anayasa Mahkemesinin oluşumu ve denetim yetkisi

?Türk Anayasa Mahkemesi'nin Oluşumu ve Denetimi Yetkisi? başlığı taşıyan tez üç bölümden oluşmaktadır.Birinci bölümde,1961 ve 1982 Anayasaları'nda Türk Anayasa Mahkemesi'nin Kuruluşu ve İşleyişine yer verilmiştir.İkinci bölümde, Anayasa Mahkemesi'nce gerçekleştirilen soyut denetimi de denilen iptal davaları ve sonuçları incelenmiştir.Üçüncü bölümde, Anayasa Mahkemesi'nin somut denetim yetkisi ve soyut norm denetimi dışındaki diğer görev ve yetkileri incelenmiştir.Anahtar sözcükler1.Türkiye2.Anayasa Yargısı3.Anayasa'ya Uygunluk4.İptal Davası5.İtiraz Davası

AnayasaAnayasa MahkemesiAnayasa yargısı+4
Isam Mohammed Ameen Husseın
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Lozan antlaşması ve Musul sorunu çözümü

Tez Giriş ve Üç Bölümden oluşmaktadır. Giriş'te Tarihsel bir arka plan verilmiştir.Birinci Bölümde, Musul Meselesinin ortaya çıkmasına yol açan Gelişmeler, Birinci dünya savaşı ve Musul Meselesinin Başlangıcı.İkinci Bölümde, Lozan Konferansında Musul Meselesi, Musul Sorunu Milletler Cemiyetinde Musul Hakkında Kararlar, Lahey Adalet Divanının kararı.Üçüncü Bölümde, Irak'ın Krallık Döneminde Irak Türkleri, Cumhuriyet Döneminde Irak Türkleri, Saddam Hüseyin Döneminde Irak Türkleri, Savaş ve İşgal Döneminde Irak Türkleri.Anahtar Sözcükler1- Lozan2- Musul3- Irak4- Irak Türkleri

IrakIrak TürkleriLozan Antlaşması+1
Sawash H. Muhammad Ali
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Askeri yargının hukuk devletindeki yeri

Tezin birinci bölümünde, Avrupa ve Türkiye'de askeri yargı sistemi, tarihi gelişimi de dikkate alınarak incelenmiş ve askeri yargının gerekliliği problemi üzerinde durulduktan sonra, Türk Askeri Yargı sisteminin kendine özgü yapısı ve işleyişi ortaya konulmuştur. Ayrıca, AİHS ışığında Türk askeri yargısı detaylı olarak incelenmiştir.İkinci bölümde ise, Türkiye'nin uluslararası yükümlülükleri temel kıstas alınarak, askeri yargı sistemindeki problemli sahalar tespit edilmiş ve AB standart ve değerleriyle uyumlu hale getirilmesi için öneriler ortaya konulmuştur.Sonuçta, Türk Askeri Yargı Sisteminin mükemmellikten uzak olduğu belirlenmiş ve Askeri yargı alanında da hukuk reformuna ihtiyaç olduğu değerlendirmesine ulaşılmıştır. Askeri yargının kendine has özellikleri de unutulmayarak, yapılacak bu reformla ilgili öneriler ana başlıklar halinde ortaya konulmuştur.

Askeri mahkemelerAskeri yargı
Fırat Acil
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Türk Anayasa yargısında düşünceyi ifade özgürlüğü ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarıyla karşılaştırılması

KILDAN, İsmail Turgut. Türk Anayasa Yargısında Düşünceyi İfade Özgürlüğü ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararlarıyla Karşılaştırılması, Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2008.Bu tez, Türkiye'de ifade özgürlüğünü, özellikle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 10. maddesi çerçevesinde ifade özgürlüğü ve sınırlarını, ifade özgürlüğü hakkında Türk Yargısı ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının karşılaştırılmasını, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ndeki Türkiye ile ilgili ifade özgürlüğü ihlallerinin hangi sebeplerden kaynaklandığını belirlenmeyi amaç edinmiştir.Çalışma üç ana bölümden oluşmaktadır, tezin birinci bölümünde, ifade özgürlüğünün uluslararası insan hakları belgelerinde düzenlenişi, Türk Anayasa Yargısında ifade özgürlüğünün tarihsel gelişimi ve 1982 Anayasası'nda ifade özgürlüğünün sınırları ve sınırlamanın sınırları ile TCK'nın 301. maddesi incelenmiştir.İkinci bölümde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 10. maddesi çerçevesinde ifade özgürlüğünün kapsamı ve unsurları ile Sözleşmede ifade özgürlüğünün sınırlandırılmasına değinilmiştir.Üçüncü bölümde ise ifade özgürlüğü hakkında Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi kararları ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin Türkiye'deki ifade özgürlüğü ihlalleri iddiaları ile ilgili verdiği kararlar incelenmiş, bu kararlar karşılaştırılmış, Türk Yargısı ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının hangi konularda farklı olduğu ve çözüm yolları çalışmaya yansıtılmıştır.Sonuç olarak ifade özgürlüğünün önemi, hangi durumlarda ifade özgürlüğüne sınırlama getirilebileceği ayrıntılı olarak ele alınmış, İfade özgürlüğüne yapılan müdahalenin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne göre meşru kabul edilebilmesi için, bu müdahalenin, sözleşmenin 10/2. maddesindeki nedenlerden birine dayanması, demokratik toplumda gerekli olması, sınırlamanın meşru bir amaç için ve kanunla öngörülmüş olması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.Anahtar Sözcükler:1. İfade Özgürlüğü2. İnsan hakları3. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi4. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi

Avrupa Birliği hukukuAvrupa insan hakları hukukuAvrupa İnsan Hakları Mahkemesi+4
İsmail Turgut Kıldan
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Ermeni iddialarının Soykırım Hukuku açısından değerlendirilmesi

Yüzyıllarca Anadolu'da Türklerle birlikte refah içinde yaşayan Ermeniler, 19. yüzyılda milliyetçilik akımı ve dış kışkırtmalar sonucu ayaklanarak özellikle I.Dünya Savaşı sırasında Osmanlı Devletini zor durumda bırakmıştır. Bunun üzerine savaş yıllarında zor şartlar altında, eldeki kısıtlı imkanlarla yapılan tehcir ve alınan tedbirler ,1948 yılında uluslar arası hukukta tanımlanan soykırımı suçunun maddi ve manevi unsurlarını içermemektedir. Tehcir esnasında Ermeniler milli , dini , ırki veya etnik bir grup olarak hedef alınmamış, tehcirde ırkçı nefret ve yok etme kastı ile hareket edilmemiş, devlet tarafından uygulanmakla birlikte önceden planlanmamıştır. Bu olaylar ancak karşılıklı kırım olarak tanımlanabilir. Savaşın getirdiği bir askeri zaruretler sonucu yapılan tehcir, Osmanlı Devletinin münhasır egemenlik alanına giren iç işleridir. Bu sebeple uluslararası hukuk açısından, devletin sorumluluğunu gerektirmez. Ermeni iddialarının hukukçular tarafından değerlendirilmesi durumunda sağlıklı sonuçlara ulaşılacaktır.Anahtar Sözcükler1.Ermeni İddiaları2.Soykırımı3.Tehcir4.Uluslar arası Hukuk5.Devletin Sorumluluğu

Ermeni ayaklanmalarıErmeni olaylarıErmeni sorunu+3
Mehmet Takımsu
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa Parlamentosu

Avrupa Birliği'nin seçimle işbaşına gelen tek kurumu olan Avrupa Parlamentosu, benzersiz tarihi geçmişiyle eşine az rastlanır bir demokratik deneyimdir. Avrupa Parlamentosu, başlangıçta, Avrupa Toplulukları'nın işleyişine, denetim yetkilerinin vasıtasıyla demokratik bir unsurun katılımı olarak öngörülmüştür. Daha sonra Parlamento, tedrici ve maximalist yaklaşımlarla, Avrupa Birliği'nde eş yetkili bir yasakoyucu olmak için artan yetkiler üstlenmiştir.Bu çalışmanın amacı, Avrupa Parlamentosu'nun oluşumunu, örgütlenmesini ve yasama yetkilerini yürürlükteki mevzuat ve Lizbon Antlaşması hükümlerine dayanarak incelemektir. Tez, sırasıyla, ?Avrupa Birliği Hakkında Genel Bilgiler ve Avrupa Parlamentosu'nun Tarihi Gelişimi?, ?Avrupa Parlamentosu'nun Oluşumu ve Avrupa Parlamentosu Üyeliği?, ?Avrupa Parlamentosu'nun Örgütlenmesi ve Çalışma düzeni? ve ?Avrupa Parlamentosu'nun Yasama Süreçlerindeki Rolü? şeklinde dört bölümden oluşmaktadır.

Avrupa BirliğiAvrupa Birliği hukukuAvrupa Parlamentosu+1
Emre Topal
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
DoctorateOpen AccessTR

Parlamentonun İngiltere'de ve Türkiye'de doğuşu ve gelişimi

Çalışmamızda İngiltere ve Türkiye'de parlamentonun doğuşunda rol oynayan meşruluk kaynakları araştırılmış ve bu iki ülkenin meşruluk kaynakları arasındaki farklılığın Türk anayasacılık hareketleri üzerinde hangi etkilere sahip olduğu incelenmiştir. İngiltere'de parlamentonun doğuşu 5. yüzyılaüzyılda kadar götürülebilir. Krallar hem Anglosakson döneminde hem de Norman istilası sonrasında karar almada tamamen bağımsız olmamış, vergilendirme gibi bazı önemli kararları almada meclise danışmak zorunda kalmıştır. Aristokrasinin yanında seçilmiş temsilcileri de içeren parlamento 13. yüzyılın sonundan itibaren düzenli olarak toplanmaya başlamıştır. Bu noktada kralın mutlak egemenliğe sahip olamayışı ve hukuka duyulan bağlılık parlamentonun meşruluk kaynaklarını oluşturmuştur. Türkiye'de parlamentonun doğuşu için ise 19. yüzyılda başlayan modernleşme hareketlerini incelemek gerekmektedir. 19. yüzyılda devletin güç kaybettiğinin anlaşılması üzerine hızlı bir modernleşme dönemine girilmiş ve bu noktada anayasal hareketler modernleşmenin siyasal yüzünü oluşturmuştur. 1876'da Kanun-i Esasi'nin ilan edilmesi ile meşrutiyet ilk kez deneyimlenmiştir. İlk meclis açılışından kısa bir süre sonra tatil edilmiş, meşrutiyete yeniden dönülmesi ancak 1908'de II. Meşrutiyet'in ilanı ile mümkün olmuştur. Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra siyasal iktidarı elinde tutan güçlerden hiçbirinin işgaller karşısında harekete geçmemesi üzerine, yerel kongreler dönemi başlamıştır. Bu kongreleri tek bir çatı altında birleştirmeyi başaran ulusal direniş hareketi sayesinde 1920 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi kurulmuş ve Teşkilât-ı Esasiye Kanunu ile millet egemenliği ilkesi kabul edilmiştir. Türkiye'de parlamentonun doğuşunun modernleşmenin zorunlu bir unsuru olarak görülmesi ve modernleşme sürecinin asıl kaygısının "devletin kurtarılması" olması anayasal gelişmeleri ve yasama ile yürütme arasındaki ilişkileri derinden etkilemiştir. Anahtar Kelimeler: Avam Kamarası, Meşruluk Kaynakları, Meşrutiyet, Parlamento

Kamu hukukuMeşruiyetParlamento+3
Emine Feyza Tiryakioğlu
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00

Other supervisors