Theses supervised by Yrd. Doç. Dr. Cengiz Asiltürk
20 theses · İstanbul Beykent University
Gül
Genç Sadık, evli bir ressamdır, ama geçimini sağlamak için, kendini iç dekorasyon ve inşaat işleri alanına yönlendirmiştir. Otellere, evlere., lokantalara duvar resimleri çalışmaktadır. Sipariş almayalı uzun zaman olmuştur. Bu yüzden maddi açıdan sıkıntı yaşamaktadır. Eski model arabasıyla korsan taksicilik yaparak evinin sadece ekmek parasını kazanmaktadır. Bir sabah evden çıkınca arabanın çalındığını far keder. Hayatta geçimini sağladığı tek şey çalındıktan sonra yasal olan tüm kazanç yolları kapanır. Eşiyle arasındaki sevgi maddi şartlardan dolayı zedelenir. Artık hırsızlık yapmaktan başka çaresi kalmamıştır. Bir araba çalmaya teşebbüs eder.
Konuşmak çok güzel (Kısa film)
Konuşmak Çok Güzel adlı kısa filmde; Elif, işitme engelli on iki yaşında bir kızdır. Filmde farklı kişiler, Elif'in hayat hikâyesi hakkında bilgi vermektedir. Elif'in arkadaşı Yeter, Eliflerin evinin pencere camına ayna tutarak onunla iletişim kurar. Elif, onun yardımıyla uyanır ve birlikte okula giderler. Yeter okul yolunda bize Elif ile ilgili bilgiler verir. Daha sonraki sahnede işitme engelliler öğretmeni beden diliyle ilgili bilgiler verir. Elif, rehabilitasyon merkezinde duyma, anlama, okuma, konuşma alıştırmaları yapar. Beş yaşına kadar duyamayan, dolayısıyla hiç konuşamayan Elif artık duyabilmekte, konuşabilmekte ve zamanda okuyabilmektedir. Elif, filmin sonunda mutlu ve huzur içinde, "Ben artık konuşuyorum, konuşmak çok güzel, anneciğim seni seviyorum" der.
OSCAR ödülü verilen filmlerin dil özellikleri
Sinema Sanat ve Bilimleri Akademisi Ödülü, daha çok OSCAR Ödülleri adıyla bilinir. OSCAR Ödülleri Organizasyonu 1927 yılında Metro-Goldwyn–Mayer Stüdyosu'nda yönetici olan Louis B. Mayer tarafından kuruldu. Mayer'in amacı, film yapımında sanatsal ve bilimsel standartları yükseltmekti. Bu kurum, adını daha fazla, her yıl önceki takvim yılında gösterime giren filmlerin, oyuncularını, yönetmenlerini, filmlerin kendilerini, senaryolarını, efektlerini, görüntülerini, müziklerini vb. ödüllendiren Akademi Ödülleriyle duyurdu. Film endüstrisinde üretilen filmlerin başarılarını onurlandıran Akademi Ödülleri, 2013 yılında resmen OSCAR olarak belirlendi. Çeşitli kategorilerde OSCAR heykeli ve liyakat olarak resmi Akademi Ödülünün kopyası verilir. İlki 1929 yılında, Hollywood Roosevelt Hotel'de sunulan bu ödül, Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi (AMPAS) tarafından denetlenir. 2015 yılında en iyi yerli yapım seçilen, Alejandro Gonzalez Innaritu'nun Birdman adlı filmi iki açıdan önemlidir: Birinci olarak kesintisiz kamera kullanımı, ikinci olarak anlık hayat ile tiyatro metninin olaylarının ve konuşmalarının iç-içe geçirilmiş anlatı yapısı. 2014 yılında En İyi Yabancı Filmi dalında birincilik ödülü alan Paolo Sorrentino'nun The Great Beauty (Muhteşem Güzellik) adlı filmi, klasik ile güncel sanat (İng. contemporary art) türlerinin karşılaştırmasını yapar. Bunu hem içerik hem sinema dilinde sergilediği için de ayrı özellik taşımaktadır. Bu noktada modern sanatla güncel sanatın karıştırılmaması gerekir.
Siyah elbiseli adalet
"SİYAH ELBİSELİ ADALET" adlı kısa film tezi senaryolaştırılırken hayal ürünü öğelerden yararlanılmıştır. Kısa film yöntemi "Dram-Psikoloji" dir.
Rastgele
Rastgele adlı bu belgesel filmde giderek yok olan bireysel balıkçılık anlatılmaktadır. Bilindiği gibi hayat ve teknoloji hızla değişirken ortaya yeni meslekler çıkmakta, ama kimi meslekler de yok olmaktadır. Çağa ayak uyduramayarak yok olan mesleklerden biri de bireysel balıkçılıktır. Zekeriya YILMAZ adlı Sarıyerli bir balıkçı üzerinden ele alınan bireysel balıkçılığa dikkat çeken bu belgesel filmle, bir farkındalık yaratılması amaçlanmıştır. Böylece Zekeriya YILMAZ adlı balıkçının günlük yaşantısı, deneyimleri, mesleğine ilgisi, bu konudaki düşünceleri, bu filmle belgelenmiş ve gelecek kuşaklara aktarılmış olmaktadır.
Baba
Soma faciasında hayatını kaybeden bir işçinin eşi ve iki çocuğunun öyküsüdür. Hayatını kaybeden "Baba"dan geriye kalan baretin üzerindeki fener ile yaşam alanlarını aydınlatan aile, "Baba"nın eksik sıcaklığını ve boşluğunu bir nebzede olsa, miras kalan baretin ışığıyla avutabiliyordu. Işığıyla aileyi bir "Baba" gölgesi gibi saran fener, bir gün artık çalışmadı. Anne panikle kendi kurduğu mekanızmayı zorlayınca, ip kopamasıyla birlikte miras kalan baret yere düşer ve fener bir daha aydınlatmamak üzere söner. Artık evi soğuk bir karanlık sarar ve tabaklar bir daha dolmamak üzere masada boş kalır.
An: Kurmaca kısa film
Hareketli bir şeyi sabit gördüğümüz zaman dilimi nedir?Zeynep, küçük ve sakin bir kafede yalnız başına oturmaktadır. Aynı mekânda bulunan Yusuf ise kitabını okumaya dalmıştır. İlk bakışta; Her şey, her zaman ki gibi sıradan gözükmektedir. Hesabını ödeyip kafeden ayrılan Zeynep, Fotoğraf makinesini masada unutur. Yusuf, kadının peşinden koşar ancak yetişemez. Zeynep taksiye binip, uzaklaşır. Ne yapacağını bilemeyen Yusuf, evine döner. Kadının çekmiş olduğu fotoğraflara göz atar. Son fotoğrafa geldiğinde ise (yakın plan çekilmiş) kendi fotoğrafı ile karşılaşır. Bu gizemli durumdan etkilenen Yusuf, Tutkulu bir arayışa girişir. Zeynep'in her biri faklı mekânlarda çekilmiş fotoğrafları, Yusuf'un bu arayışında yol haritası olmaktadır. Arayışın sonunda Yusuf, Zeynep'in ölmüş olduğu gerçeği ile yüzleşir. Sahil kenarından bir banka gider. Son kez kendi fotoğrafını çekerek o anı ölümsüzleştir. Fotoğraf makinesini bırakır. Gemilerin arasında yok olup gider. Bir başkası fotoğrafını bulana dek, bu döngü devam eder.Özet'te yer alan öykü, görüntü ağırlıklı filme alınmıştır.Anahtar kelimler: Yusuf, Zeynep, Fotoğraf Makinesi, Döngü
Olasılıklar üzerine bir aşk filmi
İki sevgili arasında olan ilişkilerin anlatıldığı bu filmde;Timur,üniversite mezunu fakat işsiz ve takıntıları olan bir kişiliktir.Canan ise tam tersi olarak paraya ve maddi değerlere önem vermektedir.İkili arasında Timur?un takıntıları ve işsiz olması nedeniyle sürekli tartışmalar yaşanmaktadır.Bunlara daha fazla dayanamayan Canan evi terk eder.Timur ise daha önceden Canan?ı mutlu etmek için aldığı borçlar yüzünden tehditler almaktadır.Bu yüzden intihar etmeye karar vermiştir.Fakat Timur?un takıntı haline getirdiği sayılar bir gün ona güler.Bunu duyan Canan ise hemen Timur?u arayıp tekrar birlikte olmak istediğini ve onu çok sevdiğini söyler.Ama Timur bunları dinlemez ve Canan?a artık birlikte olamayacaklarını söyler.İntihar etmekten vazgeçen Timur için hayat yeniden başlamaktadır. Hayatını sadece bir şans oyununa bağlayıp tüm planlarını buna göre yapan takıntılı bir adam(Timur) ve onun tam tersi karakteri olan sevgilisini(Canan) konu alan bir filmdir.Takıntıları ile uğraşan bir adamın kendisini kaybettiğini,karamsarlık içine girdiğini ve sevgilisi için borç para alarak büyük bir batağa düştüğünü görürüz.Bunun tam tersi olarak kadın karakter ise erkekte olan bu takıntılara daha fazla dayanamaz ve kendi isteklerini karşılayabilecek bir erkek ile birlikte olmak ister.Kadın-Erkek ilişkilerinin incelendiği bu filmde kadınların bazılarının erkekler ile para(menfaati)doğrultusunda birlikte olduklarını görürüz.Parası yokken terk edilen erkek karakter parası olduğu anda tüm kötü huyları,takıntıları unutulup tekrar aranıp birlikte olunmak istenmektedir.Yapacağım bu film ile birlikte artık günümüzde kaybolmaya başlayan aşk kavramının ilişkiler için aslında ne kadar önemli olduğu, ilişkilerimizde sadece para üzerinde kısıtlı kalınmaması gerektiğini,para ve gösteriş merakının önemsiz olduğunu,önemli olanın aşk ve mutluluk olduğunu,insanları oldukları gibi sevip,öyle kabullenip yaptıklarını yanlışlar ve doğrularda hep yanlarında olup onları desteklememiz gerektiği anlatılmaktadır.
Sinema dilinin yapım sonrası süreçte tekniğin olanaklarıyla yeniden yapılandırılması
Bir sinema yapıtının film üzerine doğrudan doğruya alınmasıyla ilgili çalışmaya çekim denir. Hazırlık evresinden sonra gelen çekim evresi, ilk çekim gününden son çekim gününe kadar uzanır ve çekim süresi adını alır. Çekim sonrası süreç post prodüksiyon sürecidir. Post prodüksiyon sürecinde kurgu, ses, renk, efekt, müzik, laboratuvar aşaması, basım, gibi işlemler yer alır. Kurgu aşamasında film yeniden yaratılır, bütün sahneler bir araya geldiğinde filmin fikrine, hikayesine, renklerine, ritmine, atmosferine senaryoda olmayan yepyeni bir yaklaşım da getirilebilir. Post prodüksiyon süreci offline kurguyu kısaca taslak kurgu diye tanımlabilir. Offline kurguda orijinal ham görüntüler yerine düşük çözünürlükteki kopyalar kullanılır. Bu yapılan taslak kurguya göre orijinaller montajlandığı zaman on-line kurgu yapılmış olur. Direkt ham malzemeden yapılan kurgular da online kurgudur. Offline kurgu tamamlandıktan sonra her planın giriş ve çıkışları timecode listesi halinde alınır. EDL(Edit Decision List/kurgu karar listesi) adı verilen bir veri dosyası oluşturur. Offline kurgu yapmanın çeşitli nedenleri vardır. Orijinal görüntülerin yıpranmasını önlemek, bütçeyi aşağıya çekmek bunların arasındadır. Ya da bilgisayarlı sistemlerde bilgisayar HD ve ya üstü görüntüleri montajlayacak hızda ve güçte olmayabilir. Önce offline bir kurgu yapar, sonra EDL dosyasıyla online kurgu sürecinde esas malzeme yerine konur. Böylece bütçede büyük bir indirime gitmiş olunur. Birçok kurgu offline aşamasına hiç girmeden direkt online olarak da yapılabilir. Bu tamamen çalıştığınız kurgu setinin olanakları ve projenin bütçesi göz önüne alınarak yapımcı tarafından değerlendirilerek belirlenir.
Patik
ÖZET Çoğu zaman yaşadığımız hayatın kendimize ait olduğunu düşünürüz. İçinde yaşadığımız toplum tarafından belirlenen kişiliğimizi ve değerlerim¬izi sahipleniriz. Bu sahiplenme o kadar üst düzeyde bir duyguya dönüşür ki hiçbir durumda ve şartta bu değerlerimizin eleştirilmesine izin vermeyiz. Toplumun belirlediği bu değerlerin kaynakları kimi zaman birbirinden farklılık arz eder. Bu sürecin en tehlikeli yanı ise eşdeğer tutumlarımızın birbiri ile çelişmesidir. Filmimizin başkarakteri Cemil de gelenekleri ve dini inancı gibi birbiri ile zaman zaman çelişen eşdeğer tutulan tutum¬larının arasında kalır. Bu durum bir dezavantaj gibi gözükse de bireyin hayatını yeniden yorumlaması ve kendini yeniden yapılandırması için bir fırsat niteliği de taşıyabilir. Tüm bunlara rağmen bu değişim ve yeniden yapılandırılacak bu değerleri kabullenmek, kendini sil baştan inşa etmek oldukça büyük çelişkiler ile dolu ve sancılı bir süreçtir. İşte filmimizin ana temasını bu oluşturmaktadır. Kendisini yeniden oluşturmaya çalışan bir kişinin yaşadığı sıkıntılar ve vicdani süreci? Film boyunca izleyici de Cemil ile beraber bir sorgulama sürecine girmektedir. Cemil?in,filmin başındaki duruşu ile filmin sonundaki duruşu arasındaki fark sürekleri,zihinleri meşgul edecektir. Cemil?in farkında ol¬madan kendisini içerisinde bulunduğu bu zalim kişiliğinden kurtulmasını sağlayan, farklı bir perspektif ile olaylara bakmasını sağlayan dini inancı ile neden bu kadar geç tanıştığı ve neden bu süreci yanlış yorumladığı da film içerisinde işlenmiştir. Filmin can alıcı noktalarından birisi de Cemil?in bir Cuma Namazı?nda gittiği camideki hocanın hutbesini yanlış anlamasıdır. Hocanın hutbe sırasında dile getirdiği ve filmin de sloganı olarak uygun gördüğümüz ?Cennet Anaların Ayakları Altındadır? hadisini yanlış anlayan Cemil, tra-ji-komik olarak nitelendirebileceğimiz bir son sahne ile filmi sonlandırmak-tadır. Filmin,final sahnesinde şaşırtıcı bir etki yaratan ve filme aynı zaman¬da bir kara mizah havası da katan yanlış anlaşılmanın sosyolojik sebepleri de film de ayrıca işlenmektedir. Bir Kürt köylüsü olan Cemil?in hikayesini işleyen film, natürel bir sanat anlayışını ifade etmesi açısından Türkçe ve Kürtçe olarak çekilmiştir. İngilizce-Tükçe ve Kürtçe altyazı ile de desteklenmiştir. Hikaye yerel bir hikaye gibi gözükmesine karşın filmdeki konu ve buna bağlı ortaya çıkan fikirler; mümkün olduğunca evrensel bir kaygı güdülerek işlenmiş olup ve hiçbir etnik, siyasi ideolojik veya inanç grubunun değerlerine zarar ver¬meden, tarafsız ve hümanist bir bakış açısı ile ve eleştirel sanat anlayışına sadık kalınarak çekilmeye gayret gösterilmiştir. Anahtar kelimeler: Şiddet, kadın-erkek, din, anne, cennet
Kâbus
?Kâbus? başlıklı kısa film tezi senaryolaştırılırken ?öteki kavramı?? ele alınmıştır. Dünyada her insan doğduğunda dil, din, renk gibi bir takım yaftalara maruz kalır. Bu çalışmada anlatılmak istenen, insanların dil yüzünden ötekileştirildikleri ve eksik görüldüklerinin anlatımıdır. Tezimdeki hedef; ?onları? anlamadan ve tanımadan sevmediğimiz, ötekileştirdiğimiz bu insanları öncelikli olarak Doğu?ya gidip Batılı, Avrupa?da Türk, Türkiye?de Kürt olarak ayırmadan anlamaya çalışmak, direkt olarak ötekileştirmemektir. Tezimdeki amaç; İnsanların geçmişten günümüze kadar bir takım yaftalara maruz kaldıkları ve bu etiketlenme sonucunda bireylerin, istekleri doğrultusunda hareket edememeleri, ?öteki? kavramanın duygu ve isteklerine ket vurmasına tepki olarak değinmektir. Zihnimizde yok edemediğimiz ötekileşmeyi, ötekini yok ederek halletmemiz mümkün olmaz. Bizler, genellikle insanların farklılıklarına yoğunlaşarak hiçbir ortak noktamız yokmuş gibi davranarak, bizden olanlar ya da olmayanlar diye direkt olarak ikiye ayırıyoruz. Toplumu bu derece çatışmaya sokan, bu engel sorun olarak görülmeli midir? Yoksa farklılıklara değil de ortak noktalara mı yoğunlaşılmalıdır? Sorularına mümkün olduğunca tarafsız yaklaşılmıştır. Kısa filmde anlatılmak istenen; Alkın?ın Şilan?ın kendisine gelmemesinin altında birçok neden araması; hatta ideolojisinde sakat olma ihtimalini dahi düşünürken aslında tek sebebin sadece aynı dili konuşamamalarından ibaret olduğu, Şilan?ın kendisini öteki olarak görmesi ve Alkın?dan kendini soyutlaması ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Öteki, Toplum
Memurun ölümü (Kısa film)
Bir memur ile zabıta müdürü arasında geçen olayların anlatıldığı bu filmde, Osman sıradan bir memurdur ve işinden fazla pek bir şey düşünmemektedir. Hakkı da belediyede çalışan bir zabıta müdürüdür. Osman bir akşam tiyatro izlerken Hakkı'nın ensesine hapşırır ve ensesine hapşırdığı kişinin zabıta müdürü olduğunu anlamasıyla paniğe kapılır. Her ne kadar kendi müdürü olmasa da sonuçta müdürdür ve kendini affettirmek ister. Tiyatro salonunda, fuaye alanında ve belediye binasında sürekli Hakkı'dan özür diler. Özür dilemeyi adeta bir takıntı haline getirmiştir. Osman özür diledikçe Hakkı bu durumdan sıkılır ve kızmaya başlar. Hakkı kızdıkça Osman kendini daha fazla suçlu hisseder ve özür dilemeye devam eder. Bu kısır döngü birbirini takip eder ve öyle bir noktaya gelir ki Osman'ın içi içini yer ve kalp krizi geçirerek hayata gözlerini yumar. Anahtar kelimeler: Takıntı, kalp krizi, özür, hapşırık.
Unıversal stüdyoları
Amerikan Sineması'nın kendi içindeki olağanüstü hızlı gelişimi ile başarı grafiğini yükseltmesinde, teknolojik olanaklarını sonuna kadar kullanması, digital efektleri kullanarak üretilen bilgisayar destekli filmlerde ki görsel şovları ve Hollywood'da ki adeta bir şehri andıran dev film stüdyolarının varlığı etkili olmuştur. Tezimde Hollywood'un en büyük stüdyosu olan ve kendi başına adeta bir şehir görünümünde ki Universal Stüdyoları'nı tanıtmak amaçlanmıştır. Yaklaşık yüz yıllık bir geçmişe sahip olan Universal Stüdyoları teknolojinin tüm olanaklarını bünyesinde barındırarak bir filmin yapım süreci için gerekli olan her aracı film ekibine sunmaktadır. Sadece Universal Stüdyoları'nı gezerek bile dünya pazarlarını rakipsiz bir şekilde elinde tutan Amerikan film endüstrisi hakkında fikir sahibi olunabilir. Gerek yüz yıl önce yapılmış filmlerde kullanılan setleri halen muhafaza ederek başka filmlerde de kullanabilen, çağın getirdiği imkanlarla bunlara her geçen gün yenisini ekleyen, gerekse film yapımının başladığı günden günümüze kadar gelişen "film hileleri" teknolojisini bize sunan Universal Stüdyoları bir film endüstrisinin oluşum basamakları için en iyi örneği teşkil etmektedir. Hollywood'un onlarca stüdyosu arasından belgesel için bu stüdyoların seçilme sebepleri bunlardır.
Kaos ve harmoni
Harun idealist bir psikiyatrdır. "Çoklu kişilik bozukluğu" yaşayan hastalar için alternatif bir tedavi yöntemine temel olacak bir kuram üzerinde çalışmaktadır. Hastanede olmadığı zamanlar evde çalışan Harun, annesi dışında kimseyle bir bağ kurmamaktadır. Çalışma arkadaşları ve hastalarıyla yaşadığı ilişki üzerinden tanıdığımız Harun, kendisini var eden bu yaşam biçimi dışında kişisel veya sosyal her türlü ilişkiden özenle kaçınmaktadır. Harun'un sadece çalışmakla geçen hayatı kimin tedavi etmesi, kimin tedavi olması gerektiğinin sorgulanması gerçeğini ortaya çıkarmaktadır.
Pasolini ve politik sinema
"Pasolini ve Politik Sinema" başlıklı bu biyografik ve teknik tez çalışması; politika kavramının, felsefi ve etimolojik kökenlerini ve kısa tarihini inceledikten sonra politikanın sinema sanatına ve özel olarak İtalyan sinemasına yansımalarını mercek altına almaktadır. İkinci Dünya Savaşı'nın ardından, 1960'lı ve 1970'li yılların entelektüel kuşağında yetişmiş, İtalyan sanat ve edebiyat dünyasında yaratıcı, özgün, cesur, duyarlı, analitik ve eleştirel düzeyi yüksek bir sanatçı olan Pier Paolo Pasolini'nin yaşamı, kişiliği, eserleri ve filmleri irdelenmiş, politik görüşleri ve kişiliğinin sinemasına yansımaları analiz edilip politik sinema kavramıyla ilişkilendirilmiştir.
Sinemada caz
Bu belgesel film çalışmasında, sinemanın tarihsel gelişimi içinde sessiz sinema döneminde kendini var etmesi olanaksız olan caz müziğinin, sesli sinema döneminde ilk sesli film Al Johnson'un çektiği Caz Şarkıcısı (Jazz Singer, 1927) adlı filminden başlayarak filmlerde ortaya çıkışı örneklerle konu edinilmiştir.Bir bakıma sinema tarihi içinde cazı konu edinen, caz müziğini kullanan ya da caz şarkıcılarının yaşamlarını anlatan başlıca filmler belgeselin içeriğini oluşturmuştur. Sonuçta Sinemada Caz adını taşıyan bu belgesel film, sinema ve caz ilişkileri kapsamında kurmaca ya da belgesel filmlerle oluşan süreci görsel-işitsel konu edinmektedir.
Türk Sinemasında nataşalar
Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra ortaya çıkan işsizlik ve yoksulluk, en çok kadınları vurur. Rus kadınları, hayatlarında ilk defa kendi ülkeleri dışına çıkarak farklı sektörlerde iş bulabilmek için yoğun bir çaba içine girerler. 1989'da Sarp Sınır Kapısı'nın açılmasıyla, Türkiye'de onlara en yakın şehirler olan Artvin, Rize ve Trabzon'a giderler. Onların gidişiyle muhafazakar Doğu Karadeniz Bölgesi'nde uzun bir süre sosyal travma yaşanır. Nataşa olarak adlandırılan bu kadınlar, bölge kadını tarafından yuva yıkan kadınlar olarak görülürler. Ancak buna rağmen Türk erkeklerle Rus kökenli kadınlar arasında büyük, ateşli ve bir o kadar da dramatik aşklar yaşanır. Farklı din, farklı dil ve farklı kültürde yetişen Rus kadınları ile Türk erkeklerin, muhafazakar bir bölgede yaşadıkları aşklar çok zor ve dramatik olur.
Sesten usanmışlar
"Sesten Usanmışlar" adlı uzun film tezi senaryolaştırılırken Azer-baycanlı yazar Neriman Abdurahmanlı`nın "İsimsiz" adlı hikayesinden esinlenilerek yazılmıştır. Uzun film yöntemi için "Dram-komediden" etkilenilmiştir.
Özgürlük
Neredeyse herkesin televizyon izleyicisi olduğundan yola çıkarak, üniversite düzeyindeki 424 kişi ile izleyici araştırması yaptık. Bu araştırmanın sonuçlarına göre farklı karakterler oluşturduk. Bu karakterler, yaşam standardı, giyim tarzı, hobileri gibi etkenlere göre farklı televizyon programlarını izlemektedir. Bir el tüm prizlerden televizyonların fişini çeker. Televizyonların kapanmasıyla hepsi farklı şeyler yapmaya başlar. Biri kitap okur, biri oğluyla ilgilenir, biri koşar, biri balık tutar, biri televizyondan vazgeçemez ve ipad'den izlemeye devam eder.
Bosna ruleti
1992 – 1995 yılları arasında gerçekleşen Bosna Savaşı'nın içindeki sniperları konu alan filmimiz, sniperların halk üzerindeki psikolojik etkisini ve özellikle hayatları körelen karakterlerimiz Stana, Fikret, Mehtiba, Samir, Majda, Dzana üzerinden anlattık. Stana ve Samir'in 1 yaşındaki kızı, Fikret'inse kendi ürettiği dürbünle öldürülen çocuğunun hikayesini izleyiciye aktardık. Saraybosna'nın en önemli simgesi olan Gras'ın makinistlerinden Mehtiba'nın ise gözleri önünde yüzlerce insan katledildi. Hayatlarının büyük bir parçasını kaybeden bu karakterin ortak noktası ise Sırp sniperlarından çıkan mermiler olmuştur. Vahşetin son eğlencesi insan yaşamı üzerine oynanan bahisli zengin oyunu, bir soykırım hikâyesi bu filmde açıkça gözler önüne serilmiştir.