Theses supervised by Yrd. Doç. Dr. Rıdvan Atilla

13 theses · Dokuz Eylül University

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Künt abdominal travma ile acil serviste izlenen hastaların laboratuar ve yatak başı hemoglobin ölçümlerinin karşılaştırılması

AMAÇ: Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi Erişkin Acil Servisine künt abdominal travma nedeniyle başvuran hastaların acil servis içindeki takibinde ve klinik sonlanma kararında yatak başı girişimsel olmayan seri hemoglobin ölçümünün etkinliğini değerlendirmeyi amaçladık.YÖNTEM: Prospektif, kesitsel ve tanımlayıcı özellikteki çalışmamızın evrenini 01.11.2011 - 30.11.2011 tarihleri arasında Dokuz Eylül Hastanesi Erişkin Acil Servise başvuran ?Künt abdominal travmalı ve rutin olarak kan hemoglobin takibi? yapılan hastalardan dahil olma kriterlerini karşılayanlar oluşturdu. Hastaların yatak başı girişimsel olmayan seri hemoglobin ölçümleri, dominant olmayan elin dördüncü parmak ucundan, Radical-7TM Pulse CO-OksimetreTM (Masimo Corp, Irvine, CA, ABD) ve parmak ucu probu ile yapıldı. Referans kan hemoglobin değerlerinin ölçümü ise Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi Merkez Laboratuarında Coulter® LH 780 hematoloji analizatörü (Beckman Coulter, Stive) kullanılarak yapıldı.BULGULAR: Dahil olma kriterlerini karşılayan 70 hasta çalışmaya alındı. Hastaların acil servise başvuru anında ölçülen laboratuar hemoglobin değerlerinin ortalaması 13,9±1,5 gr/dl, girişimsel olmayan hemoglobin değerlerinin ortalamaları 13.4±1.6 gr/dl saptandı. İki yöntem karşılaştırıldığında hemoglobin değerleri arasında ortalama 0.56 ±0.83 gr/dl (%95 Güven aralığında 0,3685- 0,7687) bir fark olduğunu saptandı.SONUÇ: Bu çalışmada Radical-7TM Pulse CO-OksimetreTM cihazı ile yapılan yatak başı girişimsel olmayan seri hemoglobin izlemi ve standart laboratuar hemoglobin ölçümü sonuçlarının birbiriyle uyumlu olduğu bulundu. Künt abdominal travma hastalarının hemoglobin değeri takibinde bu cihaz alternatif yöntem olarak kullanılabilir.ANAHTAR KELİMELER: Hemoglobin, künt abdominal travma, Radical-7TM Pulse CO-OksimetreTM

Abdominal yaralanmalarAcil servis-hastaneAcil tıp+2
Özgür Doylan
Dokuz Eylül University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil serviste gastrointestinal kanamalı hastaların izleminde yatak başı girişimsel olmayan seri hemoglobin ölçümünün etkinliği

Acil serviste gastrointestinal sistem kanama şüphesiyle izlenen hastaların izleminde yatak başı girişimsel olmayan yöntemle seri hemoglobin ölçümünün etkinliğiDr. Hanife Çiftcioğlu, Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp Anabilim Dalı, İzmir, TürkiyeAMAÇ: Çalışmamızın amacı Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi Acil Servisine gastrointestinal sistem kanaması şüphesiyle başvuran erişkin hastaların acil servis takibinde ve sonlanma kararında yatak başı girişimsel olmayan hemoglobin değerlerinin kullanılabilirliğinin ve erken transfüzyon kararında yol göstericiliğinin değerlendirilmesidir.YÖNTEM: Prospektif, kesitsel ve tanımlayıcı araştırmamız Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi Erişkin Acil Servisinde yapıldı. Bir ay boyunca acil servise başvuran gastrointestinal sistem kanama şüpheli hastalardan dahil olma kriterlerini karşılayan tüm hastalar değerlendirilmeye alındı. Çalışmaya dahil edilen hastaların yatakbaşı girişimsel olmayan seri hemoglobin (HbYB) ölçümü dominant olmayan elin dördüncü parmak ucundan MasimoRadical-7 yatakbaşı karboksimetre cihazı ile yapıldı. Kan hemoglobin (HbLab) ölçümü ise Coulter® LH 780 hematoloji analizatörü kullanılarak hematoloji laboratuarında yapıldı. Gastrointestinal kanamalı hastalarda HbYB ve HbLab ölçümleri tanı, endoskopi gerekliliği, sıvı tedavisi ve kan transfüzyonu ihtiyacının belirlenmesi açısından karşılaştırıldı.BULGULAR: Çalışmaya dahil edilen hastaların genel yaş ortalaması 61.7±19.8 yıl idi. Hastaların en sık kanlı kusma ve kanlı dışkılama nedeniyle acil servise başvurduğu saptandı. Çalışmamızda acil serviste GİS kanama öntanısı ile izlenen hastaların HbLab değerleri ile HbYB değerlerinin istatistiksel olarak anlamlı derecede uyumlulukta olduğu saptandı.SONUÇ: Acil serviste GİS kanama öntanısı ile izlenen hastaların endoskopi, sıvı tedavisi ve kan transfüzyonu ihtiyaçları değerlendirilirken halen rutin olarak kullanılmakta olan hemoglobin ölçümlerinin yerine yatakbaşı girişimsel olmayan Hb ölçüm yöntemi kullanılabilir.Anahtar kelimeler: gastrointestinal kanama, yatak başı hemoglobin, Radical- 7TM Pulse CO-OksimetreTM

Acil servis-hastaneGastrointestinal hemorajiGastrointestinal sistem+2
Hanife Çiftcioğlu
Dokuz Eylül University
2012
10
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil serviste minör kafa travmalarında taşınabilir yakın-kızılötesi görüntüleme cihazı (ınfrascanner) ve bilgisayarlı beyin tomografisi sonuçlarının karşılaştırılması

AMAÇDokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi acil servisinde minör kafa travması tanısı alan ve bilgisayarlı beyin tomografisi çekilen hastalarda kafa içi kanamaların tesbitinde yakın-kızılötesi görüntüleme cihazının ve beyin bilgisayarlı tomografi sonuçlarının karşılaştırılmasıdır.YÖNTEMİleriye dönük ve tanımlayıcı olan araştırmamızda, üç aylık sürede acil serviste minör kafa travması tanısı alan ve bilgisayarlı beyin tomografisi çekilen hastaların sosyodemografik, klinik özellikleri, bilgisayarlı beyin tomografisi verileri ve yakın-kızılötesi görüntüleme cihazının verileri karşılaştırıldı. Tüm veriler çalışma için hazırlanmış standart bilgi formlarına, daha sonra bir veri tabanı programına kaydedildi.BULGULARÇalışma süresince 3558 travma hastası başvurdu, tüm başvuran hastalardan 546 (%2.6) tanesi minör kafa travması tanısı alırken, çalışmaya dahil olma kriterlerine uyan 151 hasta çalışmaya alındı. Hastaların 143'ünde (%94,7) bilinç kaybı ve 132' sinde (%87,4) amnezi yoktu. Hastaların 148 `inde (%98) GKS'u 15 idi. En sık yaralanma mekanizması aynı seviyeden düşme (n=68, % 45) idi. Çalışmaya alınan hastalarda en sık görülen saç rengi siyah (n=57 ,% 37,7) idi. Hastalardan 148' inde (%98) motor/duyu fonksiyon kaybı yoktu. Ek yaralanma 26 hastada (%17,3) saptandı ve en sık ek yaralanma bölgesi ekstremiteler idi.Beyin Bilgisayarlı Tomografi ile yedi hastada (%4,6) kafa içi kanama saptandı. yakın-kızılötesi görüntüleme cihazı altı hastayı yakalarken bir hastada kanamayı göremedi. Beyin Bilgisayarlı Tomografi ile karşılaştırıldığında yakın-kızılötesi görüntüleme cihazı ile yapılan ölçümlerin duyarlılığı %85,7, özgünlüğü%66.6, negative prediktif değer %98,9, pozitif prediktif değer %11,1 olarak saptandı. Infrascanner? sonucu ile radyoloji resmi Beyin BT sonucu arasında patolojiyi saptama oranları açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark vardı (p<0,001). Yakın-kızılötesi görüntüleme cihazı 48 olguda yanlış pozitif sonuç verdi. Hastaların saç rengi ile yakın-kızılötesi görüntüleme cihazı sonuçları arasında anlamlı ilişki bulunmadı (p>0.05). Yakın-kızılötesi görüntüleme cihazı sonuçları ile hastane içi sonlanımları arasında uyum bulunamadı (p=0,905).SONUÇBu çalışmamızda yakın-kızılötesi görüntüleme cihazı kafa içi kanamalarda beyin bilgisayarlı tomografi nin yerine kullanılabileceği yönünde kanıtlara uluşılamadı. Ancak yakın-kızılötesi görüntüleme cihazı acil servisde minör kafa travmasıhastalarında kafa içi kanamayı tesbit etmede erken değerlendirme amacıyla kullanılabileceğini düşünüyoruz. Yakın-kızılötesi görüntüleme cihazı hastane içi sonlanımları belirlemede yetersiz kaldı.ANAHTAR KELİMELER; Minör kafa travması, yakın-kızılötesi görüntüleme cihazı, acil servis

Acil servisAcil servis-hastaneKafa yaralanmaları+2
Pınar Yeşim Akyol
Dokuz Eylül University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi erişkin acil servisinde ses düzeyinin değerlendirilmesi ve bilgisayarlı benzetim programı ile ideal akustik ortamın oluşturulması

AMAÇ: Gürültü kirliliği, insan sağlığı için çeşitli yönlerden bir risk oluşturan çevre sorunlarından birisidir. Hastanelerin diğer servislerine kıyasla acil servisler içindeki gürültü seviyesinin daha yüksek olduğu ve sağlık çalışanları ve hastalar üzerinde olumsuz etkileri olduğu geçmişte yapılan çalışma sonuçlarında gösterildi. Ancak bugüne kadar yapılan önceki çalışmaların tümü sesin hacimsel değerleri üzerinde durdu. Biz çalışmamızda acil serviste ses düzeyinin hacimsel olarak belirlenmesine ek olarak bir adım öteye giderek acil servisimizde gürültü kaynaklarını tanımlayarak bilgisayarlı benzetim programı ile sanal ortamda mimari açıdan uygun akustik bir düzenlemeye yapmayı ve acil servis çalışanları ve hastalar için ideal gürültü önleyici çözümleri bulmaya çalıştık. YÖNTEM: Çalışma iki aşamada gerçekleştirildi. Modelleme ve kayıt aşamasında altı günlüksürede acil servis içindeki üç farklı fiziksel alanda el tipi ses ölçüm cihazı ile ortamdaki ses düzeyi sekizer saatlik dilimler halinde belirlenip, kaydedildi. Çalışmanın akustik betimlemeaşamasında, yapılan ölçümler özel bir bilgisayar yazılımı aracılığıyla sanal ortamda acil servisin uygun bir akustik benzetim modelini oluşturup, ses frekanslarındaki önceliklerine göre gürültü kaynaklarına yönelik acil servis için uygun olabilecek ideal akustik ortamın oluşturulmasına çalışıldı. BULGULAR:Araştırmamız sonucu elde ettiğimiz ses seviyeleri; resüsitasyon alanında ortalama 62,9 dBA, monitörlü gözlem alanında ortalama 62,9 dBA ve bakı birimleri alanında ortalama 64,8 dBA bulduk. Her üç bölgedeki genel ortalama alınarak acil servisin genel ses düzeyi 63,54 dBA saptandı. Ayrıca tüm alanlarda bazı ses frekanslarında ki insan kulağının duyabilecekleri de dahil olmak üzere çınlanım sürelerine baktık. Betimleme sonrası çınlanım değerleri istatistiksel olarak daha düşük çıktıSONUÇ: DEÜH Acil Servisi resüsitasyon alanı, monitörlü gözlem alanı ve bakı birimleri alanındaki gürültü seviyeleri ulusal ve uluslararası değerlerin çok üstündedir. Alanlar arasında ortalama gürültü seviyeleri arasında fark bulunmadı. Anlık en yüksek gürültü seviyeleri 9zaman zaman turbo jet ya da gök gürültüsü seviyelerine ulaşabilmektedir DEÜH Acil Servisinin mimari yapısal özellikleri sanal ortamda ses için ideal materyaller ile değiştirilerek akustik betimleme yapıldı. Akustik betimleme sonrasında gürültü seviyelerinde bir miktar iyileşme sağlansa da istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı. Betimleme sonrası çınlanım değerlerinin istatistiksel olarak daha düşük çıkması bize acil servis içi gürültü yüksekliğinin sadece yapısal nedenlere bağlı olmayıp kalabalık gibi nedenlerin de olabileceğini düşündürdü. ANAHTAR KELİMELER: Acil servis, gürültü, ideal akustik ortam

Acil servis-hastaneAcil tıpAkustik stimülasyon+3
Nihat Ak
Dokuz Eylül University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Dokuz Eylül Hastanesi Acil Serviste varfarin kullanımına bağlı İNR yüksekliği olan hastalara yaklaşım: Bir yıllık geriye dönük tarama

AMAÇ: Bu çalışmamızda Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi Acil Servisine (DEUHAS) bir yıllık sürede Varfarin kullanımına bağlı INR yüksekliği ile başvuran hastaların demografik ve klinik profillerini çıkartmak, bu hasta grubu içinde majör kanaması olan veya olmayanların, acil servisteki klinik süreçlerini, tedavi ve sonlanımlarını araştırmayı amaçladık. YÖNTEM: Geriye dönük bir yıllık dosya taraması olan çalışmamızın evrenini 01.08.2010 ? 31.07.2011 tarihleri arasında DEUHAS?a başvuran ve INR bakılan tüm 18 yaş üstü erişkin hastalar oluşturdu. Hastalar INR düzeylerine göre gruplandı. Hastane Bilgi Yönetim Sisteminden alınan veriler ile INR < 2 olanlar ve tedavi amaçlı olmayan maruziyetler (süpervarfarin vb.) çalışma dışı bırakıldı. INR ? 2 olanlar INR düzeylerine göre dört gruba alındı. Bu gruplarda başta major kanama olup olmadığı olmak üzere klinik süreçleri, tanı, tedavi ve sonlanımları araştırıldı. BULGULAR: Çalışmaya varfarine bağlı INR ? 2 olan 450 hasta alındı. INR 2-3 grubunda 242, INR 3-5 grubunda 120, INR 5-8 grubunda 50 ve INR ? 8 grubunda 38 hasta vardı. Bu gruplarda sırasıyla 40 (%16,5), 31 (%25,8), 17 (%34) ve 19 (%50) hastada toplam 107 major kanama (%23,8) saptandı (P 0.000). Varfarin kullanım endikasyonları içinde en sık nedeni atrial fibrilasyon (%43,6) ve mekanik kalp kapağı problemi (%30) idi. INR düzeyinin artması ile tedavi alması arasında anlamlı bir ilişki vardı (p = 0,000). Tedavi de INR düzeyinin düşük olması ile İV sıvı tedavisi yüksek olması da kan ürünleri tedavisi ile uyumlu iken; vitamin K tedavisi INR düzeyleri ile uyumlu değildi. Hastaların %70?i taburcu olurken, % 24.5?i servislere yatırıldı ve %3,1?i öldü. Terapötik INR düzeylerinde hem taburculuk hem ölüm anlamlı derecede yüksekti. Major kanama olması, hastaların sonlanıma doğrudan anlamlı bir etkide bulunmazken, acil servis içi ölümler, acil servis içi kalış süresi, servis ve yoğun bakım yatışları ile INR ? 8 olması arasında anlamlı ilişki vardı (p = 0.000). SONUÇ: INR düzeyi ile major kanama, tedavi alımı, tedavi seçeneği, sonlanım, acil servis içi ölümler, acil servis içi kalış süresi ve servis ve yoğun bakım yatışları arasında anlamlı bir ilişki bulundu. Major kanama ile sadece kontrol INR süresi arasında anlamlı bir uyum bulundu

AntikoagülanlarHemorajilerKan pıhtılaşma zamanı+3
Berrin Yavuztürk
Dokuz Eylül University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Künt kafa travmalı hastalarda acil serviste kontrol beyin BT çekilmesi gerekli midir?

Giriş ve Amaç: Kafa travmaları, potansiyel ölüm ve komplikasyon risklerinin yüksekliği nedeniyle gerek tıbbi açıdan gerekse ekonomik açıdan acil servislerde önemli paydaya sahiptirler. Bu çalışmada amacımız Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi Erişkin Acil Servisi'nde künt kafa travmalı hastalarda çekilen kontrol BBT lerin klinik yarar sağlayıp sağlamadıklarını belirlemektedir. Yöntem ve Gereç: DEÜH Erişkin Acil Servisi'nde künt kafa travması ile başvuran ve acil serviste ilk ve kontrol BBT'si çekilen hastaların iki yıllık geriye dönük analizi yapıldı. İlk BBT lerinde radyolojik anormal bulgu olan ve olmayanlar olarak ikiye gruplanan hastalar daha sonra Kontrol BBT lerinde yeni lezyon varlığı ve/veya ilerleme ve yeni lezyon olmayan ve/veya gerilmenin olduğu iki gruba daha ayrıldılar. Tüm gruplarda hastaların demografik ve klinik bilgileri, nörolojik ve radyolojik bulgularındaki değişimleri veri formuna kaydedildi Sonuçlar: Çalışmaya toplam 396 hasta alındı. En sık kafa travması mekanizması olarak en sık düşme (%40,4) görüldü. Hafif kafa travmalı hastalar en kalabalık grubu oluşturdu (% 90,4) Kafa travması şiddeti artıkça ilk BBT de anormal bulgu çıkması ile anlamlı ilişki bulundu. En sık yüz travması nın eşlik ettiği bulundu (%43,4) İlk BBT sinde anormal bulgu 208 hastada (%52,5) vardı. Bu radyolojik anormalliklerin yaklaşık yarısı Subaraknoid Kanama (%47.8) idi. İlk BBT de anormal bulgu varlığı ile 65 üstü yaş, komorbid hastalık varlığı, Geliş aPT ve aPTT yüksekliği arasında anlamlı ilişki arasında anlamlı ilişki bulundu. Kontrol BBT çekilme zamanının ortalama 9 saat 33 dakika olduğu ve bunun bulgularda değişim ile anlamlı ilişkide olduğu bulundu. İlk BBT olmadığı halde kontrol BBT lerde 20 yeni lezyon/ilerleme saptandı. Ancak bu lezyonların alt analizlerinde spesifik bir yaralanmayla ilişkili bulunmadı. Kontrol BBT sonrasında %61 hasta acil servisten taburcu oldu. Yaklaşık %35 hasta DEÜH ne yatırıldı. Hastaların %1,5 u acil serviste ölürken başka kurumua sevk oranı %2,5 oldu. Yorum: Bu çalışmanın sonuçlarına göre DEÜH Acil Servisinde künt kafa travmalı hastalarda Kontrol BBT lerin, nörolojik anormalliklerde değişimlerin dikkate alınmadan istemi yapıldığı ve ilk BBT sonuçları ve klinik sonlanım arasında anlamlı bir farklılık olmadığı sonucuna ulaştık.

Acil servis-hastaneAcil tıpKafa yaralanmaları+5
İnci Akgün Bayzin
Dokuz Eylül University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi Acil Servisi Ocak 2007-Haziran 2010 yılları arasında kardiyak arrest vakalarının analizi

ÖZET?Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi Acil Servisi Ocak 2007-Haziran 2010 Yılları Arasında Kardiyak Arrest Vakalarının Analizi?GİRİŞTürkiye'de geçmişte kardiyak arrestlerin yaşam oranları hakkında çok fazla veri bulunmamaktadır. Kardiyak arrest vakalarını, 3. basamak acil servisimizde geriye dönük olarak 3,5 senelik bir periyodda inceledik. Amacımız acil servis içi veya acil servis dışında arrest olan vakaların demografik özelliklerini belirlemektir.METOD:Acil servise getirilen veya acil servis içinde kardiyak arrest gelişen vakalar çalışmaya dahil edildi. Veriler geriye dönük olarak acil servis sevk formlarından, ambulans vaka formlarından, acil servis ve hastane kayıtlarından elde edildi. Kardiyak arrest vakaları olayın olduğu yere göre acil servis içi (AİKA) ve acil servis dışı (ADKA) olarak iki gruba ayrıldı.BULGULAR:1 Ocak 2007 ile 30 Haziran 2010 arasında 205.771 hasta acil servise başvurdu. 42 aylık dönemde toplam 1473 kardiyak arrest vakası mevcuttu. AİKA ve ADKA vakalarının sayıları sırasıyla 1047(%71) ve 426(%29)'idi. Travmatik kardiyak arrestlerin sayısı 52(%3,5)'idi. AİKA grubunda KPR yapılan hasta sayısı, anlık sağ kalım (20 dakikanın altında), 24 saatlik yaşam, 30 günlük yaşam ve 30. gün sonunda taburcu olan hasta sayıları sırasıyla; 1,045 (99.8), 434 (42), 344 (33), 144 (13.7) ve 40 (3.8)' idi. ADKA grubunda KPR yapılan hasta sayısı, anlık sağ kalım (20 dakikanın altında), 24 saatlik yaşam, 30 günlük yaşam ve 30. gün sonunda taburcu olan hasta sayıları sırasıyla; 370 (86.7), 157 (43), 118 (32), 63 (17) ve 11 (2.9)'di. Çalışmamızda AİKA ve ADKA grupları arasında yaşam oranları açısından anlamlı bir fark saptanmadı. AİKA ve ADKA gruplarının ikisinde de acil servis içinde en sık arrest ritmi asistoli idi (sırasıyla %86.7 ve %61.6).SONUÇ:Bu çalışma Türkiye'nin önceden yayınlanmış benzer bir çalışmanın olmadığı bir bölgesinde, kardiyak arrest sonrası taburculuk oranlarını ilk kez ortaya koyması açısından önemlidir.

Acil servis-hastaneKalp durmasıKardiyopulmoner reanimasyon+1
Ferdi Akbulut
Dokuz Eylül University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil serviste akut pulmoner emboli tanısı ile kan hemoglobin düzeyinin ilişkisinin araştırılması

Pulmoner emboli, toplardamar sistemindeki normal dışı pıhtı oluşumu ve bu pıhtının pulmoner arterleri tıkaması ile karakterizedir.Kanı oluşturan bileşenlerdeki değişkenlikler, endoteliyal fonksiyonları etkileyerek, çeşitli faktörlerin salınımına neden olur. Literatürde kan viskozitesi, hematokrit, hemoglobin ile pıhtılaşma arasındaki ilişkiyi gösteren çalışmalar vardır. Bu çalışmalarda, düşük hemoglobin nedenli azalmış kan viskozitesi sonucunda, endotel hücresinden anti-trombotik medyatörlerin salınımlarının azalacağı ve bu durumunun tromboz ile sonuçlanabileceğini yönünde sonuçlar vardır.Fakat literatürde kan hemoglobin düzeyi ile pulmoner emboli riski arasındaki ilişkiyi inceleyen çalışma bulunmamaktadır. Bu çalışmamızda kan hemoglobin düzeyi ile pulmoner emboli arasında bir ilişki olup olmadığını araştırmayı hedefledik.Gereç ve Yöntem: Bu çalışma 01.01.2007 ile 31.12.2009 arasında, Dokuz Eylül Üniversite Hastanesi Acil Servisine başvurmuş ve son tanı olarak pulmoner emboli hastaları ile aynı dönemdeki kontrol grubuyla birebir eşleştirmeli olgu-kontrol yöntemi kullanılarak 402 hasta (201 hasta, 201 kontrol) içericek şekilde yapıldı. Onsekiz yaş üstünde pulmoner emboli saptanan hastaların yaş, cinsiyet, hemoglobin, hematokrit, eritrosit ortalama hacmi, kırmızı küre dağılım genişliği, trombosit değerleri ve Wells skorları kontrol grubunun değerleri ile karşılaştırıldı.Bulgular: Çalışmaya alınan 402 kişinin, 110 tanesi kadın idi, yaş ortalaması 63,0 ± 17 olarak saptandı. Pulmoner emboli olan grupta kan hemoglobin düzey ortalaması 11,6 ± 2,0 g/dl iken, kontrol grubunun ortalaması 13,0±1,7 g/dl olarak saptandı (p<0.001). Çalışmaya dahil edilen olguların kırmızı kan hücrelerinin dağılım genişliği ortalamaları yüzde 16,0±3,0 iken kontrol grubunun kırmızı hücrelerinin ortalamaları yüzde 14,0±3,0 olarak bulundu (t-test, p<0.001). Çalışmaya dahil edilen 201 olgudan 61 tanesinde orta-yüksek risk wells skoru saptanırken kontrol grubunda düşük risk wells skoru saptanan hasta sayısı beş tane idi (p=0,000).Sonuç: Bu çalışma, serum düşük hemoglobin düzeyinin, pulmoner emboli oluşumunda bağımsız bir risk faktörü olabileceği yönünde sonuçlar göstermiştir.Anahtar Kelimeler: pulmoner emboli, hemoglobin, acil servis.

Acil servis-hastaneAcil tıpHematokrit+2
Çağdaş Can
Dokuz Eylül University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ege bölgesinde yedi ildeki 100 hastanede st elevasyonlu miyokard enfarktüsü tedavi yaklaşımları

GİRİŞ ve AMAÇTüm dünyada acil servis başvurularının ve mortalite ve morbiditenin en önemli nedeni akut koroner sendromlardır (AKS). Türkiye'de kalp damar hastalıklarına bağlı ölümler tüm ölümlerin %47,7'sidir, ölüme neden olan ilk 10 hastalığa bakıldığında iskemik kalp hastalıklarına bağlı ölümler %21,7 ile birinci sıradadır. ST elevasyonlu miyokart enfarktüslü (STEMİ) hasta erken tanınıp tedavi edilmezse mortalite her 30 dakikada artmaktadır. Mortalite ve morbiditeyi azaltmak açısından STEMİ'de erken tedavi önemlidir. Bu çalışmada Ege bölgesi hastanelerinde STEMİ hastalarında uygulanan tedaviler, STEMİ'li hastaların sonuçlandırılması ve bunları etkileyen faktörleri araştırmayı amaçladık.METODÇalışmaya coğrafi olarak Ege bölgesi içinde sayılan İzmir, Manisa, Uşak, Muğla, Afyon, Aydın, Denizli ve Kütahya illeri ve bu illerin ilçelerindeki toplam 110 hastanede çalışan hekimlerin alınması planlandı. Çalışma formunda dolduran kişinin kurumu, uzmanlık alanı, yaşı, cinsiyeti, hastanede yoğun bakım ünitesi varlığı, perkütan koroner girişim yapılıp yapılamadığı, en yakın koroner anjiyografi ünitesine uzaklık, hastaların sonuçlanması (sevk yada yatış) ve uygulanan tedaviler sorgulandı. Hazırlanan çalışma formları çalışmaya alınan kurumlardaki hekimlere ulaştırıldı. Her kuruma acil servis sorumlu hekimi ve uzman konsültan hekim tarafından doldurulması için çalışma formu gönderildi.BULGULARToplam 182 adet çalışma formu dolduruldu. Tüm hastanelerin %69'u ilçelerde ve %31'i il merkezlerinde yer alıyordu. Hastanelerin %45'inde bir yoğun bakım ünitesi vardı. Hastanelerin %18'inde perkutan koroner girişim (PKG) yapılabiliyordu. Beş hastanede (%5) STEMİ'li hastalar için tercih edilen damar açıcı tedavi yöntemi direkt PKG idi. STEMİ'li hastaların %58'i sevk, %35'i yatış ve %7'i duruma göre sevk yada yatış şeklinde sonuçlandırılıyordu. Sevk yapılan kurumlardaki hekimlerin %60'ını pratisyen hekimler ve yatış yapılan kurumlarda ise %70'ini uzman hekimler oluşturuyordu.TARTIŞMAEge bölgesi hastanelerinde STEMİ'de uygulanan damar açıcı tedavi yönteminin büyük oranda fibrinolitik tedavi şeklinde olduğunu tespit ettik. Merkez hastanelerinde, yoğun bakım ünitesi ve konsültan uzman hekim bulunan hastanelerde fibrinolitik tedavi daha fazla uygulanmaktadır. Hastanede PKG yapılabilmesi fibrinolitik tedavi kullanılmasını etkilememektedir.STEMİ'li hastaların sonuçlandırılması da hastane yerleşimi, hastanede yoğun bakım ünitesi ve konsültan uzman hekim olup olmaması ve PKG yapılıp yapılamamasıyla değişmektedir.

Huriye Akay
Dokuz Eylül University
2008
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sıçanlarda karaciğer yaralanmasına bağlı kontrolsüz kanamada, Terlipressin'in sağkalım ve abdominal kanamaya etkinliğinin değerlendirilmesi

AMAÇ:Kanamalar, travmaya bağlı yaralanması olan hastalarda ölüm ve sakatlığın önemli sebeplerinden birisidir. Buna karşın kontrolsüz hemorajik şok hastalarında en iyi sıvı tedavi yöntemi henüz tartışmalıdır. Karaciğer boyutu ve anatomik lokalizasyonu nedeniyle künt ve penetran travmalarda en sık yaralanan solid organdır. Bu çalışmada sıçanlarda karaciğer yaralanmasına bağlı kontrolsüz kanama tedavisinde, intravenöz bolus Terlipressin ve hemorajik şoka bağlı uygulamasının, kontrollü kristaloid sıvı tedavisiyle karşılaştırıldığında; abdominal kanamaya hemodinamik parametrelere etkisinin değerlendirilmesini amaçladık.GEREÇLER VE YÖNTEM:Çalışma için randomize olarak seçilen, ağırlıkları 250 ± 30 gr arasında değişen, 21 adet erkek Wistar albino ırkı sıçan kullanıldı. Sıçanlara anestezi uygulandıktan sonra standart karaciğer yaralanması için orta hat abdominal insizyon sonrası median ve sol lateral lobların yaklaşık %65'i bisturi insizyonu ile çıkartıldı. Cerrahi işlem sonrası kanama kontrolü için ek cerrahi girişim uygulanmadı, karın cildi sütüre edildi. Karaciğer yaralanmasından sonra sıçanlar her biri 7 sıçandan oluşan 3 gruba ayrıldı; 1. grup kontrol grubuydu ve karaciğer yaralaması sonrası, terlipressin bolus dozuyla aynı miktarda serum fizyolojik (SF) (500 µL) plasebo olarak verildi. Sonrasında ek sıvı veya ilaç uygulanmadı. 2. gruba karaciğer yaralaması sonrası bolus ringer laktat uygulandı, 3. gruba karaciğer yaralaması sonrası bolus Terlipressin (500 µL) uygulandı ve sonrasında 2. ve 3. gruplara ortalama arteriyel kan basıncı (OAB) 40mmHg'nın altına düşmeyecek şekilde ilave ringer laktat (RL) (2ml/kg/dk) verildi. İhtiyaç halinde sıvı uygulaması, sonraki 75 dakika boyunca devam ettirildi. Stabilizasyon periyodu sonunda ve karaciğer yaralanması itibariyle 30. ve 90. dk'larda veya deney sırasında ölen sıçanlardan ölüm anında heparinize enjektörlere arteriyel kan örnekleri alınarak (250 µL) arteriyel kan gazı, laktat düzeyi ve hematokrit düzeyleri ölçüldü. Deney sonunda ringer laktat ve terlipressinin abdominal kanamaya etkisini belirlemek için, peritoneal kavitedeki serbest kan pamuğa emdirilerek tartıldı. Pamuğun tek başına ağırlığından çıkartılarak batın içi kanama miktarı hesaplandı.BULGULAR:Deney gruplarının OAB'ları, kalp hızları (KH), vücut ağırlıkları, kan gazları ve laktat başlangıç değerleri ile çıkarılan karaciğer ağırlıkları arasında fark yoktu. Tüm gruplarda karaciğer yaralanması sonucu OAB'ında başlangıca göre anlamlı azalma saptandı (p<0.001). Terlipressin bolus uygulamasından ortalama 4.57±0.9 dakika sonra OAB'ında %190±23.13'lik artış oluştu. Kan kaybı kontrol grubu ile karşılaştırıldığında RL grubunda anlamlı şekilde fazlaydı, kontrol grubu ile terlipressin grubu arasında istatistiksel anlamlı fark yoktu (8.11±0.655 mL, 12.76±1.927mL ve 10.50±1.251mL; kontrol grubu ile RL ve terlipressin grupları sırasıyla, p=0.041 ve p=0.117). Deney sonunda kontrol grubunda 5, RL grubunda 6, terlipressin grubunda 2 hayvan kaybedildi, yaşam süreleri (30.dk) sırasıyla 28.6%, 28.6% ve 71.4% idi.SONUÇ:Karaciğer yaralanmasından sonra bolus terlipressin uygulaması, OAB'ında artış oluştururken, kontrol grubuna göre abdominal kanamada artmaya yol açmadan yaşam süresini belirgin şekilde uzatmıştır.ANAHTAR KELİMELER:Terlipressin, travma, karaciğer, kanama

Başak Bayram
Dokuz Eylül University
2008
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil serviste akut koroner sendromun hızlı tanısında kalp tipi yağ asidi bağlayıcı protein

Kalp tipi yağ asidi bağlayıcı protein (H-FABP), kalp kası hücresinde bulunur. H-FABP'ın dolaşımda erken dönemde yükselmesi ve hızlı atılımı nedeni ile AMI olan hastaların erken dönemde tanınması ve dışlanmasında kullanılabilir. Çalışmamızda H-FABP değerinin AKS'nin erken dönem tanısındaki değerinin saptanması amaçlandı. H-FABP'ın 3. saat değeri, troponinin 6. saat değeri ile kıyaslanarak duyarlılığı ve özgüllüğü araştırıldı. Böylece AKS şüphesi olan hastaların takibinin üç saate indirilmesi öngörüldü.Acil servise iskemik tipte göğüs ağrısı yada benzeri yakınmalarla başvuran hastalar çalışmaya alındı. Hastaların geliş anında EKG'leri çekildi, CK, CK-MB, troponin I, myoglobin ve yatak başı kantitatif H-FABP değerleri ölçüldü. EKG'si tanısal olanlar STEMI kabul edildi. EKG'si tanısal olmayan hastaların 3. saatte H-FABP ve 6. saatte CK, CK-MB, troponin I, myoglobin, H-FABP değerleri ölçüldü.İskemik tipte göğüs ağrısı ya da benzeri semptomlarla gelen 183 hasta çalışmaya alındı. STEMI ve NSTEMI ortak grubunda, geliş H-FABP değerinin duyarlılığı %80,9 özgüllüğü %19,2, pozitif prediktif değeri %23 ve negatif prediktif değeri %77,1 olarak bulundu. NSTEMI grubunda, üçüncü saat H-FABP değerinin duyarlılığı %46,7 özgüllüğü %80,2, pozitif prediktif değeri %42,4 ve negatif prediktif değeri %82,8 bulundu. NSTEMI grubunda, altıncı saat H-FABP değerinin duyarlılığı %33,3 özgüllüğü %73,9, pozitif prediktif değeri %24,2 ve negatif prediktif değeri %81,5 bulundu.Yaptığımız çalışmada H-FABP, akut koroner sendromların teşhisinde yatak başı hızlı sonuç vermesi açısından avantajlı bir kardiyak belirteç olmakla beraber, duyarlılığı STEMI ve NSTEMI grubu hastalar birlikte değerlendirildiğinde myoglobine üstün görülmektedir. Üçüncü saatte bakılan H-FABP değerinin NPV değeri %82,8 olarak bulunmuş olması bu testin henüz kardiyak izlem sürelerini kısaltacak güvenirlilikte olmadığı ancak umut verici olduğunu göstermektedir.

Önder Limon
Dokuz Eylül University
2009
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi Acil Servisi Triyaj Skalası'nın oluşturulması ve uygulanabilirliğinin değerlendirilmesi

GİRİŞ VE AMAÇAcil tıbbi bakımı bekleyebilecek olanlar ile bekleyemeyecek olanların ayrılması içinyapılan uygulama acil tıbbi triyajdır, kısaca triyaj olarak anılır. Çalışmamızdaoluşturduğumuz triyaj sisteminin (DETS) acil servisimizde uygulanması ileuygulanabilirliğinin değerlendirilmesini amaçladık.GEREÇ VE YÖNTEMÇalışmamız prospektif, kesitsel tanımlayıcı klinik çalışmadır. Çalışmamıza acilservisimize bir ay süreyle başvuran hastalardan olasılıklı örnekleme yöntemi kullanılarak 558hasta seçildi. Çalışma öncesinde triyaj görevlilerine DETS eğitimi verildi. Başvuran bütünhastalar DETS'e uygun olarak acil servise alındı. Hastalar retrospektif olarak doktortarafından incelendi, kategorilerin uygunluğu değerlendirildi. Doktor sonuçları asıl kategorikabul edildi. Geçerlilik için hastaların hastaneye yatış oranı, acil serviste kalış süresi, bir aylıkhastane içi mortalite ve ek inceleme ihtiyacı incelendi.BULGULARHastalar beş kategoride incelendi. Hasta sayıları Kategori I'de 7 (%1,3), Kategori II'de142 (%26,4), Kategori III'te 167 (%31,1), Kategori IV'te 166 (%30,9), Kategori V'te 55(%10,2) bulundu. İki farklı uygulayıcı grubu arasında değerlendirme yapıldığında ağırlıklıkappa değeri 0,825 bulundu. Aşırı triyaj oranı %15,5 (n=83), düşük triyaj oranı %3,7 (n=20)bulundu. Triyaj görevlilerinin Kategori I ve II'deki hastaları yakalamadaki duyarlılığı %99,3,özgüllüğü %96 bulundu.TARTIŞMAÇalışmamızda DETS'nın uygulanabilirliği ?mükemmel değer? bulundu. DETS'e görehastaneye yatış oranı, acil serviste kalış süresi, bir aylık hastane içi mortalite ve ek incelemeihtiyacı Kategori I ve II de daha yüksekti. DETS'nın erişkin acil servislerde güvenlekullanılabilecek bir triyaj sistemi olduğunu düşünmekteyiz.ANAHTAR KELİMELERTriyaj, güvenirlik, geçerlilik.

GeçerlikTriyaj
Özlem Akıncı
Dokuz Eylül University
2009
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil tıp uzmanlarının bilgisayarlı beyin tomografilerini yorumlamada doğruluk derecelerinin araştırılması

BBT, acil servislerde hastaların değerlendirilmesinde sık kullanılan bir görüntüleme yöntemidir (24,25). Yazarlar tüm acil servis hastalarının %3' ne BBT çekildiğini belirtmektedirler (24). Acil servislerde çekilen BBT' nin uygun şekilde yorumlanması ve bu yorumların doğrultusunda alınacak cerrahi veya medikal tedavi kararlan, potansiyel olarak hasta morbidite ve mortalitesinde önemli bir rol oynamaktadır. Bu çalışma Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Servisinde 1 Haziran - 30 Temmuz 2000 tarihleri arasında prospektif olarak yapıldı. Çalışmamızda acil tıp uzmanlarının BBT yorumlarının mutlak doğruluğu ve herhangi bir uyumsuzluğun klinik olarak anlamlı olup olmadığı değerlendirildi. Radyolog yorumu altın standart olarak kabul edildi. Elde edilen verilerin istatistiksel analizi SPSS 8.0 for Windows bilgisayar programı ile Kappa istatistiği kullanılarak yapıldı, p<0.005 anlamlı kabul edildi. Çalışmaya BBT istemi yapılan ardışık 209 hasta alındı. 209 hastanın 67' sine (%32) travma nedeniyle, 43' üne (%20) fokal defısit, 26' sına (%12) bilinç değişikliği, 22' sine (%10) başağrısı, 19' una (%9) vertigo, 12' sine (%6) nöbet ve 20 (%9) hastaya da çeşitli nedenlerle (menenjit, ansefalit, senkop etyolojisi vb) BBT çekildi. 209 olgunun BBT' si radyolog ve ATU' 1ar tarafından birbirinden bağımsız şekilde yorumlanarak karşılaştırıldı. Yorumdaki uyumsuzluklar vakaların %42' sinde bulundu. Ancak klinik olarak potansiyel öneme sahip yorum uyumsuzluğu %31 oldu. ATU tarafından yorumlanan majör bulguların radyologa göre duyarlılığı %63 oldu. ATU' nun minör bulgulardaki duyarlılığı ise %41 oldu. Serebral infarkt bulgusu, ATU tarafından gerek majör yanlış negatif gerekse majör yanlış pozitif olarak en sık hatalı şekilde yorumlanan bulgu oldu. Minör yanlış negatif bulgular içinde en sık rapor edilmeyen bulgu ise kalsifikasyon oldu. ATU' nun majör yanlış negatif ve minör yanlış negatif BBT yorumlarında radyologa göre uyumsuzluğu yüksek bulundu. Ancak bu uyumsuzluğun klinik gidişi olumsuz yönde etkilemediği bulundu. Acil uzmanlarının yorumlama eksikliği bu konuda formal bir eğitim almamalarından kaynaklanabilir. Bununla beraber literatürde önerildiği gibi acil uzmanlarına yönelik hızlandırılmış eğitimler bu uyumsuzluğu azaltabilir. Bazı patolojik bulguların düşük oranda yorumlanması, ATU tarafından bu bulgulara ait BBT görüntülerinin gözden geçirilmesini gerektirebilir. Gelecekte hızlandırılmış eğitim alan acil uzmanları ile benzer çalışmaların yapılarak bizim çalışmamızın sonuçları ile kıyaslanması uygun olacaktır.

Feyzullah İnan
Dokuz Eylül University
2001
00

Other supervisors