Theses supervised by Doç. Dr. Aslı Ilgıt

10 theses · Çukurova University

Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de dil hakları: Çukurova Bölgesi Arapça lehçesi örneği

19. yüzyılda meydana gelen ulus-devletleşme hareketine bağlı olarak uygulanan politikalar ve küreselleşmeyle birlikte dil ve lehçe çeşitliliği tüm dünyada aşınmaya maruz kalmıştır. Fakat aynı zamanda Ulus-devletleşme hareketi neticesinde dil ve lehçelerin aşınmasına karşı bilinç gelişmiş ve dil hakları ortaya çıkmıştır. Son on yıllarda ise dil hakları birçok dil ve lehçe topluluğunun mücadelesini verdikleri bir hak kategorisi haline gelmiştir. Dil hakları dünyanın birçok yerinde olduğu gibi Türkiye'de de sıkça gündeme gelir olmuştur. Bu araştırmanın amacı Türkiye'de dil haklarının Çukurova Bölgesi Arapça lehçesi örneği üzerinden incelenmesidir. Türkiye'de dil haklarının araştırılabilmesi için ikinci bölümde dile ilişkin kavramlar ve üçüncü bölümde de dil haklarının insan hakları içindeki yeriyle dünyadaki gelişimi literatürde yer alan farklı görüşler ışığında incelenmiştir. Dördüncü bölümde Türkiye'de dil hakları tarihsel gelişim içerisinde ele alınmıştır. Beşinci bölümdeyse Türkiye'de dil hakları Çukurova Bölgesi Arapça lehçesi ve lehçeyi konuşan topluluklardan Arap Aleviler örneğinde incelenmiştir. Lehçe hakların mücadele sonucunda elde edildikleri gerçeğinden yola çıkılarak mevcut hakların yanında hak taleplerinin de incelenmesi maksadıyla Arap Alevi topluluğunun önde gelen temsilcileriyle görüşmeler yapılmıştır. Bu araştırmanın sonucunda, topluluğa bahşedilen hakların lehçenin korunması ve canlandırılması için yeterli olmadığı ortaya çıkmıştır. Bununla birlikte, lehçeyi kullanan toplulukta mevcut hakların verimli kullanımı ve dil hakları talebi geliştirme yönünde yeterli bilinç oluşmadığı ancak bilincin gelişmekte olduğu tespit edilmiştir.

AlevilerAraplarArapça+7
Bengisu Görgün
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

50 yıllık iç savaştan barış görüşmelerine giden mücadele: FARC ve Kolombiya örneği

Terörizmle mücadele içerisinde olan devletler, Soğuk Savaş döneminin bitimine kadar mücadele yöntemi olarak çoğunlukla askeri unsurlara odaklanmışlardır ve terörizme etki eden diğer unsurları görmezden gelmişlerdir. Bu nedenle terörizmle mücadele konusunda başarıya ulaşmada zorlanmışlardır. Diğer bir ifadeyle, terörizmle mücadelede başarıya ulaşılabilmesi için halk-askeri mücadele-siyasi iradenin birlikte uyum içerisinde çalışması gerektiğinin göz ardı edilmesi Kolombiya örneğinde olduğu gibi diğer pek çok ülkede de terör sorunun yıllarca sonlandırılamamasına neden olmuştur. Bu çalışma içerisinde öncelikle savaş ve güvenlik kavramları tanımsal olarak ele alındıktan sonra tezin teorik yapısını oluşturmak adına kuramsal olarak savaşın değişen yapısı, özellikle Soğuk Savaş dönemi ve sonrası dönem içerisinde değişen güvenlik ve tehdit algısı incelenecektir. Daha sonra ise terör, gerilla, azınlık konularına yönelik genel bir çerçeve çizilecek olup, Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri(FARC) ve Kolombiya örneğinde yaklaşık 50 yıldır süren iç çatışma sürecini ve Kolombiya'nın bu örgütle olan mücadelesine odaklanılarak hem çatışma sürecini hem de son dönemde başlayan barış görüşmelerini etkileyen faktörler incelenecektir. Bu çerçevede, hem devlet başkanlarının rolü gibi iç faktörlerin hem de uluslararası örgütler ve diğer devletler gibi dış faktörlerin Kolombiya ve FARC arasında süren bu çatışmaya ve son dönem barış görüşmelerine ne derece etki ettiği konusu incelenecektir. Kolombiya'da 1600'lü yıllarda ortaya çıkan ayrımcılık, ötekileştirme sorununun 1900'lere gelindiğinde öncelikle siyasi yaşamın sonrasında ise sosyal ve ekonomik hayatın istikrarsız bir hal almasına ve bunların neticesinde terör sorunun ortaya çıkmasına ortam hazırladığı fakat bu sorunun çözüm süreçlerinde hem iç hem de dış faktörlerin önemli rol oynadığı savunulabilir. İç faktör olarak, yönetime gelen devlet adamlarının çatışma sürecinin sonlandırılması adına ilk başlarda izlediği sadece askeri unsurlarla ülke içindeki sorunları sonlandırma çalışmaları FARC'ın ortaya çıkmasına neden olduğu gibi, son dönemde çatışma sürecini sonlandırma adına anayasal çalışmalar gibi daha demokratik çözüm yollarının devlet adamlarınca tercih edilmesi bugünkü barış görüşmelerine gelinmesi hususunda önemli katkı sağlamıştır. Dış faktör olarak ise, küreselleşen dünya nedeniyle hem çatışma sürecinin ortaya çıkması ve devam etmesi hem de çözüm sürecinin başarılı şekilde devamı için sadece uluslararası sisteme egemen olan devletler değil aynı zamanda bölge devletleri de bu sorunun çözümünde önemli unsur oluşturmaktadır. Buna ek olarak uluslararası örgütler ve devletler Soğuk Savaş sonrası değişen güvenlik algısı ve yeni tehdit unsurları karşısında, var olan çatışma sürecinin sonlanmasına ve barış görüşmeleri sürecinin kesintisiz olarak devamında ve de kalıcı barışın oluşması adına önemli bir unsur olarak görülmektedir.

BarışFARCKolombiya+6
Ömer Gedik
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Göçün güvenlikleştirilmesi: Suriye krizi ve Avrupa Birliği

Göç ve güvenlik, Soğuk Savaş sonrası dönemde uluslararası sistemde yaşanan değişimlerin etkilediği en önemli alanlar arasında yer almaktadır. Özellikle 1990 sonrası dönemde derinleşen-genişleyen boyutlara ulaşan güvenlik ve iç savaşlar sonucu yaşanan yoğun göç akışı bu iki konuyu ön plana çıkarmıştır. Bu tez çalışması da bu iki alanı Avrupa Birliği (AB) kapsamında ele almaktadır. Çalışmanın amacı, temel olarak AB kurumlarının göç yaklaşımlarının güvenlik ile ilişkisini incelemektir. Bu kapsamdaki çalışma, Kopenhag Okulu kuramı ile AB tarafından "mülteci krizi" olarak ele alınan dönem olan 2011 Suriye krizi çerçevesinde AB kurumlarının göç yaklaşım benzerliklerini ve farklılıklarını incelemektedir. Dolayısıyla çalışma, Birliğin ortak göç politikasını tanıtırken Avrupa Komisyonu, Avrupa Konseyi ve Avrupa Parlamentosu'nun göç söylem haritasını çizmektedir. Çalışmada ele alınan Suriye krizi, 2011 yılı öncesi 22 milyona sahip nüfusundan yaklaşık olarak 12 milyon kişinin ülke içinde ve dışında yerinden edilmesine neden olan bir vakadır. Aynı zamanda mülteci krizi dönemi, göçün AB'nin gündemine yoğun bir şekilde yerleşmesi açısından önemlidir. Böylece bu örneklem, AB kurumlarının Avrupa'ya yönelen yoğun göç akışı karşında göçü nasıl ele aldığını araştırma imkanı sağlamaktadır. Bu kapsamdaki çalışma, AB kurumlarının göçü güvenlikleştirdiğini ve bu kurumların söylemlerinde ekonomik, kültürel ve iç güvenlik temaları kapsamında benzeşen ve farklılıklaşan yaklaşımların bulunduğunu savunmaktadır. Anahtar kelimeler: AB, AB kurumları, ortak göç politikası, mülteci krizi, güvenlikleştirme

Avrupa BirliğiGöçlerGüvenlik+6
Özge Çetiner
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

"Arap Baharı" sonrası Orta Doğu'da su sorunu: Mısır ve Suriye örnekleri

Bu çalışmanın konusu, küresel iklim değişimi ile birlikte "Arap Baharı" sonrasında Orta Doğu Bölgesi'nde yaşanan su sorunlarını Mısır Arap Cumhuriyeti ve Suriye Arap Cumhuriyeti örneklemleri üzerinden incelemektir. Bu çalışmada su sorunu, Arap Baharı sonrasında çalışmanın konusu ülkeler ve halkları nezdinde su kıtlığı, su güvenliği, gıda kıtlığı ve gıda güvenliği çerçevesinde ele alınmıştır. "Arap Baharı"nın Orta Doğu coğrafyasında son derece önemli sosyal, ekonomik, siyasi ve demografik değişiklikler meydana getirdiğine sürekli değinilmektedir. Yalnız bu değişikliklerin neler olduğu, su sorunun bu değişikliklerden ne derece etkilendiği ile ilgili çalışmalar yetersizdir. Bu çalışma, literatürde böyle bir eksikliğin giderilmesine katkı sağlamayı hedeflemektedir. Çalışmada küresel iklim değişimine değinilmiştir. Yalnız bu konu, küresel iklim değişiminin su kaynakları üzerindeki etkisi ile sınırlı tutulmuştur. Aynı zamanda Orta Doğu bölgesi denildiğinde çok geniş bir coğrafya kastedilmektedir. Bu bakımından bölgenin iki önemli ve birbirinden farklı su sorunu yaşayan devletleri olan Mısır Arap Cumhuriyeti ve Suriye Arap Cumhuriyeti incelenmiştir. Bu çalışmanın sonucunda küresel iklim değişimi ve buna bağlı oluşan su sorununun bahsi geçen ülkelerde mevcut durumu daha da tırmandırdığı/kötüleştirdiği ortaya çıkmıştır. Anahtar Kelimeler: İklim Değişimi, Su Sorunu, Arap Baharı, Suriye, Mısır.

Arap BaharıMısırOrtadoğu+3
Nurefşen Kamarı
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Irak'ta İslam Devleti Örgütü'nün (IŞID) çıkış ve yayılmasının sebepleri: 2003-2017

Sovyetler Birliği'nin Afganistan'a müdahale ettiği 1980'lı yıllar, Selefilik gibi İslam'ın en radikal yorumu ile hareket eden cihadi örgütlerin ortaya çıktığı dönem olarak nitelendirilmektedir. Bu dönemde birçok Selefi grup ve örgütler tarafından önce Sovyetler Birliği'ne daha sonra A.B.D. ve Batılı ülkelere karşı küresel bir cephe oluşturularak cihat adına savaş ilan edilmiştir. Daha sonra bu küresel cepheye liderlik yapan El Kaide terör örgütünün kurucusu Usame bin Ladin'in yardımı ile günümüzde dünyanın en tehlikeli ve aykırı terör örgütü konumuna gelen ve IŞİD olarak da bilinen İslam Devleti örgütünün 1999 yılında kuruluşunun ilk adımı atılmıştır. Dünyada tek bir Müslüman devletin dahi olmadığı inanışına sahip olan ve yeniden hilafeti öncelikle Ortadoğu'da daha sonra da tüm dünyada canlandırmayı amaçlayan IŞİD, 2003 Irak işgali sonrasında bölgede kendini göstermesiyle birlikte, 2011'de ve ardından devam eden süre içinde, Irak'ın batı bölgelerinde ve Suriye'nin doğusunda geniş bir coğrafyayı işgal edip bu alanlarda hilafeti ilan etmeyi başardı. Ayrıca IŞİD gerçekleştirdiği işgaller neticesinde insan gücü, askeri yeterlilik, mali kaynaklar ve propaganda yönünden yalnızca hâkim olduğu bölgelerde değil aynı zamanda tüm dünyaya korku salan bir tehdit unsuru haline gelmiştir. Bu çalışma, Irak Devleti'nin siyasi tarihinde önemli bir dönem olan 2003'ten 2017 yılına kadar IŞİD'in hilafet ilan ettiği sürece kadar geçen zaman dilimini inceleyerek yerel koşulların örgütün ortaya çıkması, güç unsurlarını bünyesinde toplaması ve yayılmasında oynadığı rolün önemini analiz etmektedir. Bu bağlamda, örgütün yapılanma süreci anlatıldıktan sonra 2003'te ABD'nin Irak'ı işgal ederek Saddam rejimini ortadan kaldırılmasıyla yaşanan istikrarsızlık ortamında Baasçıların kamu kurum ve kuruluşlarından el çektirilmesi,2006-2007 yılları arasında mezhepsel savaşların meydana gelmesi, Sünnilerin siyasal süreçten uzaklaştırılması, 2011 yılında IŞİD'in güç ve otorite boşluğunu avantaja çevirerek Irak ve Suriye'de yükselmesi ve yayılmaya başlaması, Baasçı subayların örgütün yönetim kadrolarında bulunmalarının rolü ele alınarak tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: IŞİD, İslam Devleti, Irak, Suriye, Mezhep, Mezhepsel Savaş, Terör, Terörizm.

IŞİDMezheplerTerör+2
Sarkan Salman Abubaker Abubaker
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Popüler kültür ve güvenlik: Türk sinemasında güvenliği okumak

Popüler kültürün Uluslararası İlişkiler (Uİ) çalışmalarında önemli bir alan olarak ele alınması özellikle 2000'li yıllardan itibaren görülmektedir. Bununla birlikte, özellikle Güvenlik Çalışmalarında popüler kültür konuları yeteri kadar ilgi görmemekte ve göz ardı edilmektedir. Bu çalışma, güvenliği etkileyen ve güvenlikten etkilenen popüler kültürün, güvenlik çalışmaları için önemli bir çalışma sahası olduğunu öne sürmekte ve popüler kültür-güvenlik ilişkisini, Türk popüler kültüründe önemi yadsınamayan Türk Sineması çerçevesinde ele almaktadır. Bu çerçevede, 2000'li yıllar Türk Sineması'ndan seçilen film örnekleri üzerinden bir güvenlik okuması yapılarak, Türk Sineması'nın güvenlikle ilgili belli sorulara (kimin güvenliği, hangi tehditler) nasıl cevaplar verdiği ve güvenlikleştirme süreçlerinde nasıl bir rol oynadığı incelenmiştir. Bu çalışma, hem popüler kültür ve uluslararası ilişkiler çalışma sahasına güvenliği ekleyerek mevcut literatüre katkı sağlamayı hedeflemekte hem de Türk popüler kültürü ve güvenlik arasındaki ilişkiyi değerlendirerek bu konuda önemli bir eksikliği ortaya çıkarmaktadır.

FilmGüvenlikKültür+5
Necmettin İşik
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Ortadoğu'da su sorunu ve su güvenliği: IŞİD faktörü

Hayatın ana kaynağı olan su, doğadaki tüm canlıların yaşamlarını sürdürebilmeleri için mutlak ihtiyaç duyulan bir maddedir. Bununla birlikte yeryüzünde farklı sebeplerle su toplumlar için bir sorun haline dönüşebilmektedir. Geçmişten günümüze dek gelen su sorunu nedenlerine baktığımızda en temelde; dünya nüfusundaki hızlı artış, kuraklık, küresel ısınma ve kirlilik yer almaktadır. Ortadoğu bölgesindeki su sorunu ise, bölgedeki siyasi istikrarsızlıklar, su kaynaklarının su ihtiyacını karşılayacak miktarda olmaması gibi temellere dayanmaktadır. Türkiye ve Irak arasında yer alan Fırat ve Dicle nehirleri üzerinde sınıraşan su sorununa bağlı anlaşmazlıklar mevcuttur. Fırat ve Dicle nehirlerinin paylaşımlarında Türkiye ve Irak ihtilaf olup farklı görüşler ortaya atmaktadırlar. Bunun sonucunda bir uzlaşma yoluna varılamamış, Irak ve Türkiye arasındaki su sorunu bölgede yeni bir aktörün, Irak Şam İslam Devleti (IŞİD),varlığıyla daha da karmaşık bir hale gelmiştir. Örneğin, IŞİD'in 2014 yılının Temmuz ve Ağustos aylarında Musul Barajı'nı ele geçirmesiyle baraj çevresinde yoğun çatışmalar yaşanmıştır. Bu çalışma, Türkiye ve Irak ilişkilerinde su sorununun tarihsel arka planına yer vererek, her iki ülkenin su paylaşımı konusunda kabul ettikleri tezleri inceleyip, bölgede 2013 ve sonrasında varlığını gösteren IŞİD'in bölgedeki su sorununa etkisini ele almaktadır. IŞİD'in ortaya çıkması yıllardır su sorunu yaşayan Irak için probleme farklı bir boyut katarken, diğer bir kıyıdaş ülke olan Türkiye'de Irak'taki bu çatışmalardan olumsuz olarak etkilenmektedir.

GüvenlikGüvenlik politikalarıIŞİD+7
Bilgenur Kızılkoca
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

İklim değişikliği politikalarının çevresel güvenlik bağlamında değerlendirilmesi: Türkiye örneği

Çevre ve güvenlik arasındaki ilişki 1960'ların sonlarından itibaren hem akademisyenlerin hem de politika yapıcıların dikkatini çekmeye başlamıştır. Uluslararası İlişkiler disiplininde, özelikle Soğuk Savaş sonrası dönemde güvenlik kavramındaki gelişme ve genişlemelerle birlikte ortaya çıkan farklı güvenlik yaklaşımları arasında çevresel güvenlik kavramı da önem kazanmaya başlamıştır. Günümüzün ön plana çıkan çevresel sorunlarından bir tanesi neden olduğu etki ve şiddetindeki artıştan dolayı iklim değişikliğidir. İklim değişikliği sınır aşan ve sınır ötesi etkilerini hissettirmeye başlamasıyla birlikte uluslarararası ölçekte mücadele edilmesi gereken bir çevresel sorun olarak değerlendirilmiş, bu çerçevede uluslararası diplomasi süreci başlamıştır. Bu çerçevede, çalışmanın amacı, genelde çevre sorunlarının özelde ise iklim değişikliğinin Türkiye'deki siyasi ve toplumsal aktörler tarafından nasıl algılandığını değerlendirmektir. Bu kapsamda çalışma iklim değişikliğinden en çok etkilenmesi beklenen bölgelerden birisi olan Akdeniz Havzası'nda yer alan Türkiye'nin 2000'li yıllarda hem tek parti hükümetinin hem de toplumun iklim değişikliği ve çevresel sorunlar konusundaki söylemlerini Kopenhag Okulu kuramı ile incelemektedir. Bu çerçevede çalışma Türkiye'nin iklim değişikliğini bir sorun olarak algıladığını ve bu sorunu siyasallaştırdığını, öte yandan Türk toplumunun çevresel sorunları kendisine karşı ekonomik ve çevresel tehdit olarak değerlendirdiğini ve toplumun çevresel tehdit söylemine karşı hükümetin toplum söylemlerini siyaset dışı alanda değerlendirdiğini savunmaktadır. Anahtar Kelime: Çevresel Güvenlik, İklim Değişikliği, Türkiye, Siyasallaştırma

GüvenlikleştirmeSiyasallaşmaTürkiye+5
Sezen Kaya
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Uluslararası ilişkilerde Soğuk Savaş sonrası güvenlik çalışmaları ve Türk akademisindeki NATO algısı

İkinci Dünya Savaşı'ndan hemen sonra devletler, savaşın yıkıcı etkisinden çıkmaya çalışırken, uluslararası sistemdeki değişimlerle birlikte dünya kendini çift kutuplu sistem içerisinde bulmuştur. Savaş sonrası dönemde Sovyet tehdidinin artmaya başlaması nedeniyle, ABD ve Avrupalı güçler ortak bir savunma örgütünün gerekliliğini vurgulayarak Kuzey Atlantik Paktı Örgütü (NATO) temellerini atmışlardır. Günümüzde de varlığını sürdüren NATO'nun özellikle Soğuk Savaş sonrası dönemden itibaren misyonu ve sorumlulukları sorgulanmaya başlanmıştır. Bu araştırmanın temel amacı, Türkiye'nin de üyesi oldugu ortak güvenlik ve savunma örgütü olan NATO'nun, Uluslararası İlişkiler teorilerı çerçevesinde Türk akademisyenler tarafından Soğuk Savaş sonrası dönemde nasıl algılandığını araştırmak ve bulguları ortaya çıkarmak olmuştur. Çalışmanın sonucunda, Türk akademisinde (Neo)realizm başta olmak üzere, (Neo)liberalizmin ağırlığı göze çarpmıştır. Diğer bir ifadeyle, Türk akademisyenlerin NATO ile ilgili çalışmalarında geleneksel teorileri eleştirel yaklaşımlara nazaran daha çok kullanılmıştır. Bu çerçevede Türkiye'de güvenlik ve NATO çalışmalarında yeni güvenlik çalışmaları bağlamında eleştirel yaklaşımların eksikliği göza çarpmaktadır. Bu durum disiplinin teorik çoğulculuğu ve konuların özgünlüğü açısından önemlidir. Anahtar kelimeler: NATO, Güvenlik Çalışmaları, İçerik Analizi

AkademisyenlerGüvenlikNATO+3
Ramazan Görgeç
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye akademisinde göç ve kültür çalışmaları

Türkiye toplumu, 2011 yılından bu yana, Suriye'den göç eden insanlarla neredeyse 10 yıllık bir birlikte yaşama tecrübesi edinmiştir. Bu zaman dilimi içerisinde Türkiye'de göç çalışmaları ve araştırmalarına ilgi hızla artış göstermiş, projelere gelen destek ve fonlarla birlikte daha fazla saha çalışmasının önü açılmış ve konuyla ilgili yazılan rapor, tez, makale vb. yayınların sayısında yükselen bir ivme yakalanmıştır. İstihdam, eğitim ve sağlık gibi konuların yanı sıra aynı mekanı paylaşan iki toplumun birlikte yaşama pratiği ve kültürü de pek çok kavram altında tartışılmaya başlanmıştır. Sürecin misafirlikten kalıcılığa uzanan yapısı gerek siyaset yapımında gerek akademik literatürde entegrasyon, uyum, çokkültürlülük gibi kültürü de içeren kavramların/yaklaşımların ön plana çıkmasına neden olmuş ya da çıkması gerekliliğini doğurmuştur. Bu araştırma, göç ve bir arada yaşama konusunda önemli bir yer teşkil eden kültür kavramının Türkiye akademisindeki çalışmalarda nasıl yer aldığını, dolayısıyla Türkiye akademisinde Suriye göçü ve kültür konusunun nasıl çalışıldığını anlamaya çalışmaktadır. Bu amaçla Dergipark üzerinde yapılan taramayla elde edilen makaleleri biçim ve içerik açısından 12 farklı kategori altında değerlendiren bu araştırma, Türkiye'de konuyu çalışan akademik makalelerin artışta olduğu, en çok doktor öğretim üyelerinin konuyu çalıştığı, yazılan makalelerin %55.9'un tek yazarlı olduğu ve %55.9 oranında kadın yazarlar tarafından yazıldığı ve makalelerin en çok entegrasyon ve uyum kavramlarını kullandığı gibi birtakım sonuçlara ulaşmıştır.

Akademik çalışmalarAsimilasyonBütünleşme+7
Asuman Kübra Baş
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00

Other supervisors