Theses supervised by Doç. Dr. Devrim Bozkurt

10 theses · Ege University

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hemofagositoz seyrinde gelişen akut korunmuş ejeksiyon fraksiyonlu kalp yetmezliği hastalarında prognoz belirteçleri

GİRİŞ: Hemofagositik sendrom, şiddetli sistemik inflamasyonun prototipi olan klinik bir durumdur. Klinik prezantasyonu özgül ve özgün olmayan bulgular içerdiği için hastalar, çoğunlukla geç tanı ve tedaviye bağlı kaybedilir. Bu sendromun çoklu sistem bulguları içinde korunmuş ejeksiyon fraksiyonlu kalp yetmezliği gelişimi, aşırı inflamatuar sitokin salınımına sekonder miyokard depresyonu, akut dönemde hasta mortalite ve morbiditesini doğrudan etkilemektedir. AMAÇ-YÖNTEM: Bu iki ölümcül komponentin (HS-HFpEF) birlikte seyrettiği yoğun bakım hastalarında, hastane içi mortalite belirteçlerini ve rutin izlemde kullandığımız ucuz, kolay elde edilebilir ve güvenli laboratuvar verilerinin hasta sonlanımına etkisini, geriye dönük incelemeyi amaçladık. Ocak 2013- Eylül 2018 arasında Ege Üniversitesi Hastanesi İç Hastalıkları yoğun bakım ünitesinde yatan 3090 hastanın geriye dönük dosya taramasından hemofagositik sendrom tanısı alan 63 hastanın değerlendirilmeler sonucunda 39 ' unda eşlik eden HFpEF saptanmıştır. 39 hasta üzerinden analizler yapılmıştır. BULGULAR: 39 hastanın %36'sı (14 hasta) erkek, %64'ü (25 hasta) kadın olarak saptandı. HS etyolojisi 10 hastada enfeksiyon, 20 hastada romatolojik hastalıklar, 3 hastada malignite olarak tesbit edildi. 6 hastada ise sebep bulunamadı. Hastaların % 25,6'sı (10 hasta) izlemde kaybedilmiştir. Yapılan tek değişkenli analizde; KTO, NT-proBNP, ferritin, CRP, albumin seviyelerindeki zamanla değişim mortalite belirleyicileri olarak tespit edildi. Sonuçlar istatistiksel olarak anlamlı bulundu (sırasıyla p= <0.001, 0.007, 0.020, 0.001 ve 0.026). Ayrıca NLO ve MPV değerlerindeki değişikler de istatiksel anlamlı olarak gözlendi. SONUÇ: Bu çalışma, HFpEF ile sistemik ağır hiperinflamasyon arasındaki etkileşimi ve hastaların seyrini öngören yeni risk faktörlerini içeren ilk çalışmadır. Mortalite ve morbiditesi yüksek olan HS seyrinde gelişen akut HFpEF hastalarında, alışılagelmişin dışındaki takip parametrelerinin kullanılması bu hastaların takip ve tedavi sürecini yönetmek açısından çok kıymetlidir. Kolayca elde edilebilecek, ucuz ve hasta başında basitçe izlenebilecek bu parametrelerin rutin hasta takibi sırasında hekimlere erken bir uyarı olabileceğini düşünüyoruz. Anahtar kelimeler: Hemofagositik sendrom, Kalp yetmezliği, HFpEF, mortalite

FagositozKalpKalp hastalıkları+3
Osman Bütün
Ege University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yoğun bakım hastalarında sepsis ve sepsis dışı nedenli akut böbrek hasarı gelişen hastalarda mortalite belirteçlerinin saptanması ve kıyaslanması

Giriş : Akut böbrek hasarı (ABH) glomerüler filtrasyon hızında ani ve devam eden düşme, nitrojenöz artıkların birikimi, böbreklerin sıvı-elektrolit ve asit-baz dengesini sağlayamaması ile karakterize, yoğun bakımlarda sık görülen, artmış morbidite ve mortalite ile sonuçlanan bir durumdur. Sepsis ise, enfeksiyona karşı sistemik yanıtın yol açtığı belirli derecede organ işlev bozukluğunu içinde barındıran ciddi bir klinik tablodur. Gerek sepsis gerekse ABH tek başlarına ciddi mortalite nedenleri olup ikisinin birlikteliği hem mortaliteyi artırmakta hem de sağ kalan hastalarda ciddi morbiditeye neden olmaktadır. Amaç: Çalışmamızdaki amaç yoğun bakıma yatırılan ve takiplerinde ABH gelişen hastalarda mortalite ve morbidite üzerinde etkili olabilecek risk faktörleri ile laboratuvar parametrelerini saptamak ve inflamasyon göstergesi olarak kullanılan basit bir parametre olan NLO ve ΔNLO değerlerini incelemek ve ABH nedeni olarak sepsis ve sepsis dışı diğer nedenler arasındaki mortaliteyle ilişkili öngördürücü belirteçleri ortaya koymaktır. Yöntem: Çalışmamıza Ocak 2012 - Haziran 2014 tarihleri arasında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Yoğun Bakım Ünitesi'nde yatarak tedavi gören, ABH tanılı ve verilerine retrospektif olarak ulaşılabilen 201 olgu dahil edildi. Tüm Kohort hastaları (n= 201 ) ABH nedenlerine göre; sepsis zemininde ABH gelişen hastalar, Grup A (n= 112 ) ve sepsis dışı etiyolojilerle ABH gelişenler, Grup B (n= 89 ) olarak sınıflandırıldı. Bulgular : Hastaların % 51,7'si erkek ve yaş ortalaması 72.5 ± 14.80 (19-96) olup gruplar arasında fark saptanmadı. Takipte hastaların %26,9'u sonlanım noktası olan ölüm gerçekleşti. Grup A' da 42 (%36,6), Grup B' 13 hasta (%14,6) takipte excitus oldu (p= 0.002). ABH VIII etiyolojisi; sepsis %54.2 (n=109), KKY %14.9 (n=30) , ilaç %13.9 (n=28 ) ve diğer nedenler %17.2 ( n=34 ) şeklinde sıralanmaktadır. Hastaların %40.3 DM , % 52,1 KVH , %22,9 evre 1,2 veya 3 kronik KBH olup DM ve KVH açısından gruplar arasında fark yok iken KBH Grup A' da belirgin olarak daha sık saptandı ( p=0.01 ). Başvuruda Grup A'da sistolik ve diyastolik kan basıncı ortalaması daha düşük ve inotrop ihtiyacı belirgin olarak daha fazla idi ( p=0.001 ). Yatış süresi; tüm kohortta 11,9 ± 8,9 gün olup Grup B' de anlamlı olarak daha kısa saptandı ( Grup A 'da ortalama 12,8 ± 2,2 Grup B'de 10,2 ± 2 p<0.001 ) . Tüm Kohort hastalarında tek değişkenli analizde; ≥65 yaş, sepsis varlığı, KVH öyküsü, inotrop ihtiyacı, taburculuk kreatinin, CRP, albumin, WBC, NLO ve MPV değerlerinin mortalite ile ilişkili olduğu saptandı. Multivariate analizlerde ise; başvuru anındaki hemoglobin ve taburculuk esnasındaki kreatinin, CRP, albümin ve NLO değerlerinin mortalitenin bağımsız öngördürücüleri olduğu ve sepsis varlığının mortaliteyi bağımsız olarak 5.95 kat arttırdığı saptandı * OR: 5.95 (1.25-28.48) ]. Tüm Kohortta ve her iki grupta DM, KBH ve tanı anındaki ABH evreleri ile başlangıçta ya da takipte HD tedavisi almış olmanın mortalite ilişkili olduğu saptanmadı. Tüm gruplarda başvuru NLO değerleri tek başına mortalite ile ilişkili saptanmadı. Ancak sonlanım NLO değerleri; hem tüm kohortta hem de her iki grupta mortalite ile ilişkili saptandı ( p<0,001 ). Ayrıca ΔNLO (sonlanım NLO – başvuru NLO), tüm kohortta ve sepsis grubunda mortalite ile ilişkili saptandı (p<0,001) . Ancak sepsis dışı grupta istatistiksel anlamlığa ulaşmadı. Bu sonuç ışığında, bir hastada yatışındaki NLO değerinden ziyade asıl önemli olan hastalarda yatışı boyunca NLO' da olan değişimin mortaliteyi öngörmede daha değerli olduğu sonucuna ulaşıldı. Sonuç: Çalışmamızda, septik bir hastada başvuru NLO değerine göre takipte NLO değerinin artması ve/veya sabit kalması veya belirgin olmayan bir düşüş izlenmemesi hastalarda devam eden inflamasyonun önemli bir göstergesi olup mortalite ile belirgin ilişkisi mevcut olduğu saptanmıştır.

Böbrek hastalıklarıBöbrek yetmezliği-akutMortalite+3
Dilara Deniz Kılıç
Ege University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İç hastalıkları yoğun bakım ünitesinde terapötik plazmaferez deneyimimiz

Yoğun Bakım hastalarında immun aktive durumlar, sepsis, makrofaj aktivasyon sendromu, trombotik mikroanjiopati ve dissemine intravasküler koagulopati gibi hayatı tehtit eden patolojilerde plazmaferez hayat kurtarıcı tedavi seçeneğidir. Bu hastalarda spesifik olmayan klinik belirti ve laboratuvar bulguların varlığı bir çok hastada geç tanı konulmasına ve hastanın kaybedilmesine neden olmaktadır. İmmun aktivasyon durumlarında plazmaferez hem aktif inflamasyonu azaltan, hem de tanıya gidişe ve spesifik tedavi verebilmeye olanak sağlayan önemli bir tedavi yöntemidir. Bu çalışmada, İç Hastalıkları Yoğun Bakım Ünitesi'nde, 2010-2017 yılları arasında hematolojik ve/ve ya onkolojik maligniteler dışında, immun aktivasyon durumları nedeniyle yatırılarak, TPD uygulanan hastaların demografik verilerini, başlangıç ve sonlanım laboratuvar verilerini incelemeyi ve hasta sağkalımını etkileyen faktörleri saptamayı amaçladık. TPD uygulanan 105 hasta çalışmaya dâhil edildi. Tüm hastalara uygulanan toplam seans sayısı 474 hesaplandı. Çalışma hastalarımızın mortalite oranı %21 (n=22) saptandı. Tedavi modaliteleri açısından bakıldığında, TPD ile eş zamanlı 65 hastaya immunsüpresif tedavi, 49 hastaya İVİG tedavisi ve 36 hastaya ise HD uygulanmıştı. En fazla TTP, ANCA ilişkili vaskülit, hipertrigliseridemiye bağlı pankreatit endikasyonları ile sırasıyla 29, 18, 12 hastaya TPD işlemi uygulanmıştı. Romatolojik hastalık nedeniyle TPD uygulanan hastalarda mortalite oranı %37,9(11 hasta) izlenirken, hematolojik hastalık nedeniyle TPD uygulanan hastalarda %16,1 (9 hasta) izlendi. Multivarite analizinde Delta-NLR mortalite için önemli bir bağımsız belirteç olarak saptandı [OR: 1,06 (1.011-1.112)/ (p=0,016)]. İmmün aktive klinik acil durumlarda TPD uygulanan hastalarda, NLR, MPV ve PLR'nin prognostik önemi olduğunu düşünmekteyiz.

Kan bileşenlerini ayırmaPlazmaferezTerapötik yöntemler+3
Tarıyel Mammadov
Ege University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

2010-2017 yılları arasında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi iç hastalıkları yoğun bakım ünitesinde yatan geriatrik hasta (>65 yaş) populasyonunda mortalite belirteçlerinin retrospektif olarak incelenmesi

GiriĢ: Dünyada ve ülkemizde yaĢlı popülasyon oranları her geçen yıl artıĢ göstermektedir. Geriatrik yaĢ grubundaki hastaların YBÜ‟lerinde takipleri sırasında karĢılaĢılan sorunlar, halen daha sağlık politikalarının baĢta gelen sorunlarından birisidir (194-195). Dünya nüfusunun artması ile birlikte insanların yaĢam sürelerin uzamasının sonucu, yoğun bakımlara da yansımıĢtır. Yoğun bakımda bakılan yaĢlı hasta sayısı artmıĢtır. EriĢkin Yoğun Bakım Ünitelerinde yatan hastaların önemli bir kısmını ileri yaĢtaki hastalar oluĢturmaktadır (194). Bu hastalarda mortalite öngörücülerinin saptanmasının ve olası erken önlemlerin alınmasının, hem bu hastalardaki hastane yatıĢları hem de bu hastaların sonlanımları üzerine olumlu etki sağlayacağı açıktır. Amaç: 2010-2017 yılları arasında, Ġç Hastalıkları Anabilim Dalı Yoğun Bakım Ünitesi‟nde yatan geriatrik hasta popülasyonunda, demografik verilerin, yatıĢ nedenlerinin ve hasta sonlanımlarını belirleyen faktörlerin incelenmesi amaçlanmıĢtır. Bu sonuçlarla elde ettiğimiz veriler ıĢığında, ileride yatacak olan hastaların ve hastalığın gidiĢatı hakkında bilgi sahibi olmak amacıyla çalıĢma baĢlatılmıĢtır. Daha sonraki çalıĢmaların planlanmasında yol gösterici bir araĢtırma olması da amaçlanmıĢtır. Amacımız, Ġç Hastalıkları Yoğun Bakımda sınırlı yatağa sahip ünitemize yatıĢı yapılan 65 yaĢ ve üstü hasta grubunun demografik verilerinin, yatıĢ nedenlerinin ve hasta sonlanımlarını belirleyen faktörleri incelemek ve bu durumlar ile mortalite arasındaki iliĢkiyi değerlendirmektir. Bulgular: Hastaların %46‟sı (n: 503) erkek, %54‟ ü (n: 593) kadın, hastaların yaĢ ortalaması 77,2 ± 7,1 yıl olarak saptandı. ÇalıĢmamızda tüm geriatrik hastaların ortalama yatıĢ süresi 7,7 ± 6.0 gün, 80 yaĢ üstü hastalarda ise 8.0±7.2 olarak saptandı. Takipte hastaların %24,0 „u sonlanım noktası olan ölüm gerçekleĢti. ÇalıĢma hastalarının (n= 262) mortalite sebeplerine baktıldığında; 134 hastanın sepsisten, 103 hastanın kardiyovasküler nedenlerden, 13 hastanın ARDS (Akut VII Respiratuvar Distres Sendrom) ve 2 hastanın ise gastrointestinal kanamadan kaybedildiği saptandı. ÇalıĢma populasyonunda DM tanılı hasta sayısı 443 (%40.5), KKY tanılı hasta sayısı 513 (%56.1), ABY tanılı hasta sayısı 402 (%36.7), KBY tanılı hasta sayısı 213 (%19.5), GĠS hastalığı olan 84 (%7.7), malignite dıĢı Hematolojik hastalığı olan hasta sayısı 44 (%4.0), Romatolojik hastalığı olan hasta sayısı 27 (%2.5), Endokrinolojik hastalığı olan hasta sayısı 63 (%5.8) olarak saptanmıĢtır (Tablo 3). Mortalite oranında azalmayla beraber taburculuk oranınında yıllara göre arttığı, ortalama taburculuk oranı %46.9 olduğu belirlendi. ÇalıĢmaya alınan 80 yaĢ ve üstü hastaların mortalite ve taburculuk oranları sırasıyla %26.3 ve %46.8 olarak saptandı. Bazal NLO (Nötrofil/Lenfosit oranı) değeri yaĢayanlarda (n: 826) 11.38±11.71, ölenlerde (n: 256) 16.78±17.60 olarak ölçüldü. Hem univarite (p=0.000), hem de multivarite (p=0.000) analizinde istatistiksel anlamlı bulundu. [OR: 1.02 (1.01-1.03)]. (Tablo 22). ÇalıĢma hastalarında izlemde NLO‟ nun azalması ya da aynı kalmasının, artmasına oranla mortaliteyi %59 azalttığı saptandı (p<0,001). ÇalıĢma hastalarında izlemde MPV‟ nin azalması ya da aynı kalmasının, artmasına oranla mortaliteyi %57 azalttığı saptandı. [OR: 0,43 (0.31-0.59, ( p<0,001)]. Bunun dıĢında çalıĢma popülasyonumuzda literatürle uyumlu olarak hasta verilerinin çok değiĢkenli regresyon analizi yapılarak CRP, albumin ve HD alınmıĢ olmanın bağımsız mortalite öngörücüsü olduğu belirlendi. Sonuç: Ġzlemdeki NLR/O ve MPV değiĢimi, geriatrik yoğun bakım hastalarında bağımsız mortalite öngörücüsü bir parametre olarak kullanılabilir. Bu retrospektif çalıĢma, literatürde, bu hasta sayısında, malignite, kemoterapi ve erken ölümler göz ardı edildiğinde, bu büyüklükteki ilk çalıĢmadır.

Belirti ve semptomlarGeriatriLenfositler+7
Namıg Jafarov
Ege University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İç hastalıkları yoğun bakım ünitesinde intravenöz immünglobulin deneyimimiz

İntravenöz immünglobulin seçilmiş donör populasyonunun plazma havuzundan elde edilmiş immünglobulin deriveleri solüsyonudur.Bu çalışmada, İç Hastalıkları Yoğun Bakım Ünitesi'nde, 2010-2017 yılları arasındaimmun aktivasyon durumları nedeniyle yatırılarak, intravenöz immünglobulin uygulanan (SUT endikasyonları dahilinde) hastaların demografik verilerini, başlangıç ve sonlanım laboratuvar verilerini incelemeyi ve yoğun bakım ünitesi yatışı süresince hasta sağ kalımını etkileyen faktörleri saptamayı amaçladık.Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Yoğun Bakım Ünitesinde 2010-2017 yılları arasında, 3 gün ve daha uzun süre yatış öyküsü olan 3883 hastanın dosyaları retrospektif incelendi, içlerinden İVİG tedavisi verilen hastalar saptandı. Sağlık Uygulama Tebliği(SUT) kuralları dahilinde hipogamaglobulinemi, sepsis/ septik şok, immün trombositopeni, immün hemolitik anemi endikasyonları ile İVİG uygulanan 252 hasta çalışmaya dahil edildi.Çalışmada immün trombositopeni tanısı ile İVİG verilen 62 hasta mevcuttur. Bu hastaların 24'ünde altta yatan bağ doku hastalığı(SLE, sjögren hast. mikst bağ doku hastalığı) vardı. Mortalite oranları %14,56(n:9) saptandı. Sağ kalımın sağlandığı hastaların tamamında(n:53) taburculuk öncesi trombosit değerleri 50000 /mcl üzerinde saptandı ve aktif kanama bulgusu yoktu.Çalışmada Otoimmün hemolitik anemi tanısı ile İVİG verilen 27 hasta mevcuttur. Birinci basamak kortikosteroid tedavisine yanıtsız olan bu hastalarda kortikosteroid ile birlikte İVİG tedavisi sonrası izlemde mortalite oranı %14,81(n:4) saptandı

Murat Karateke
Ege University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi iç hastalıkları yoğun bakım ünitesine son 5 yılda yatan hastaların epidemiyolojik özelliklerinin incelenmesi

Bu çalışmada, Ocak 2010-Eylül 2015 tarihleri arasında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Yoğun Bakım Ünitesinde yatırılan hastalar (n=3438) incelenmiştir. Hastaların %51.19'u (n:1760) erkek, %48.81'i (n:1678) kadındır. Erkek hastaların yaş ortalaması 60.62 yıl, kadın hastaların yaş ortalaması 62.17 yıldır. Bizim çalışmamızda da 2010 yılından itibaren hasta yatış sayısında yaklaşık 2 katı bir artış olmuştur. Bu artış 65 yaş üstü hastalarda 2 katın üstünde seyretmiştir. Yoğun bakım hastalarının çoğu acil servis ve yatan hasta servislerinden transfer edilmiştir. Genel ve 65 yaş üstü hastaların hem yatış sayısında hem de taburculuğunda belirgin artış olmuş ve mortalite oranları belirgin şekilde düşmüştür. Tüm yıllarda tüm mortalite oranları arasında en yüksek mortalite oranı yaklaşık %50 ile hematolojiye aittir. Hematolojide mortalitenin en önemli nedeni olarak febril nötropeni sonrası gelişen sepsis/septik şok gözlemlenmektedir. Bizim araştırmamızda ise mortalite oranımız %28.82 olarak saptanmıştır. Çalışmamızda özellikle dikkati çeken 65 yaş üstü hasta sayısının artması, mortalite oranın düşmesi bu yaş grubuna yönelik daha aktif ve verimli yaklaşımların ortaya konması gerektiğini göstermektedir. Febril nötropenik hastaların eğitimi ve enfeksiyon kontrol önlemlerinin dikkatle uygulanması konusunda azami titizliğin gösterilmesi enfeksiyon ve mortalite oranını belirgin düzeyde azaltacaktır. Ayriyeten servis hijyeni, akılcı antibiyotik kullanımı, antibiyotik direnci, enfeksiyon etkeni açısından özellikle hematoloji servisi olmak üzere tüm hastanede ileri ve ayrıntılı araştırmalara ihtiyaç vardır.

APACHE skorlama sistemiEpidemiyolojiHastaneye yatırma+3
Ömer Emgin
Ege University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları yoğun bakım ünitesinde 2010 - 2017 yılları arasında yatan korunmuş ejeksiyon fraksiyonlu kalp yetmezlikli hastaların mortalite ve morbidite belirteçlerinin retrospektif incelenmesi

Amaç: Kalp yetmezlikli hastaların bir kısmının ejeksiyon fraksiyonu normal veya neredeyse normale yakındır. Bu durum diyastolik kalp yetmezliği veya korunmuş ejeksiyon fraksiyonlu kalp yetmezliği (HFpEF) olarak adlandırılır. HFpEF prevelansı yaşla birlikte artmaktadır. HFpEF tanısı koymanın güçlüğü devam etmektedir. Bu hastalarda morbidite ve mortaliteyi azaltıcı, uygun bir tedavi gösterilememiştir. Bu alanda çalışmalara ihtiyaç devam etmektedir. Ayrıca HFpEF hastalarının yatışı sırasında mortalitesini öngörecek belirteçlere ihtiyaç vardır. Biz de kliniğimizde yatırılan HFpEF'li hastaların demografik özelliklerini, eşlik eden komorbiditelerini, verilen tedavileri ve bunların mortaliteye olan etkisini değerlendirmeyi amaçladık. Gereç ve yöntem: 2010-2017 tarihlerinde, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi/Dahiliye Yoğun Bakım kliniğine yatırılan 3493 hastanın dosyaları geriye yönelik tarandı. HFpEF tanısı alan 105 hastanın verileri kaydedildi. 3 günden kısa yatışı olan, malignitesi olan hastalar çalışmaya alınmadı. 105 hasta üzerinden analizler yapıldı. Bulgular: 105 hastanın ortalama yaşı 62,019±16,88 idi. Hastaların %36,2'si erkek, %63,8'i kadındı. Hastaların %59'u hipertansif, %49,5'u diyabetikti. Hastaların %42,9'unun KBY tanısı vardı. Cinsiyet, diyabet varlığı, hipertansiyon varlığı, KBY varlığı ile mortalite arasında ilişki saptanmadı. Hastaların yatışı sırasında HD'e alınma ve inotrop ajan kullanılması artmış mortalite ile ilişkili bulundu. Çalışmamızda genel mortalite oranı %9,5 bulundu. Hastaların başlangıç nabız basıncı ve başlangıç plasma Na değerleri ile mortalite arasında ilişki olduğu görüldü. Hastalarımızın sonlanım ve başlangıç verilerinin farkı alındığında ∆Lenfosit sayısı ve ∆KTO oranlarının mortalite ile ilişkisi olduğu saptandı. Sonuç: Bizim çalışmamızda literatüre göre KBY oranının ve tüm sebepli hastane içi mortalite oranının daha yüksek olduğu görüldü. Birkaç mortalite belirteci bulundu. Sonuç olarak, kliniğimizde HFpEF hastalarını inceleme ve literatür ile karşılaştırma şansımız oldu. Literatür ile benzer klinik özelliklere ve mortalite belirleyicilerine sahip olduğumuz görüldü.

Fulya Odabaş
Ege University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Trombotik mikroanjiopatilerde mortalite belirteçlerinin retrospektif incelenmesi

GİRİŞ Trombotik mikroanjiopatiler (TMA), nadir görülen ancak hayatı tehdit eden, mikrodolaşımda değişik patolojiler ile oluşan trombüsler nedeniyle gelişen hemolitik anemi, trombositopeni ve organ iskemi bulgularıyla seyreden, komplike bir hastalık grubunu oluşturur (1). TMA'da mikrotrombüsler trombosit agregatlarından meydana gelir, koagülasyon sistemi intakttır (2). Klinik pratikte coombs negatif hemolitik anemi, trombositopeni, periferik yaymada şistosit olması,indirekt bilirubin yüksekliği ve haptoglobulin düşüklüğü ile karakterizedir (3). TMA, primer ve sekonder olmak üzere iki gruba ayrılır. Primer grupta; TTP, HÜS, metabolizma ilişkili,koagülasyon ilişkili ve ilaç ilişkili TMA lar yer alırken; sekonder grupta ise gebelik, otoimün hastalıklar, malignite, kemik iliği transplantasyonu yer almaktadır (3). Bu çalışmada dahiliye yoğun bakımımıza TMA tanısı ile yatan hastaların demografik verilerini, TMA etyolojik sınıflandırmayı yapmayı ve hastalara uygulanan tedaviler ile laboratuvar parametreler ve mortalite üzerindeki etkisini değerlendirmeyi amaçladık. MATERYAL METOD Bu çalışma; Ocak 2010- Aralık 2018 tarihleri arasında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı yoğun bakım birimine TMA tanısı ile yatırılan hastaların (n=35) dosyaları retrospektif incelenerek yapıldı. Çalışmaya; 18 yaş ve üstü,TMA tanılı hastalar alındı. TMA tanısı koymak için gerekli ön koşul olarak tam kan sayımında trombositopeni ve periferik yaymada fragmante eritrositlerin- şistosit görülmesi esas alındı. Tedavi başlangıcında tüm hastaların ADAMTS 13 düzeyleri saptanması için örnek göderildi ve TTP tanısı test sonucuna göre belirlendi. Hastaların adı, soyadı, protokol numaraları, cinsiyeti, tanı anındaki yaşları, TMA etyolojisi, tanı anındaki, eşlik eden santral sinir sistemi, renal ya da kardiyak semptom varlığı, hemodiyaliz ihtiyacı, laboratuvar verileri ve yatış süreleri her bir hasta için hazırlanan olgu formuna kaydedildi. Hastaların başvuru anında ve sonlanım (ölüm veya taburculuk) anındaki laboratuvar değerleri kaydedildi. BULGULAR TMA etyolojik sınıflandırmasında kliniğimizde en sık TTP ve sekonder sebepler saptanırken en az oranda da atipik HÜS'e rastlandı. Tüm hasta grubunda mortalitemiz %20 iken TTP grubunda %7,1, sekonder grupta %42,6 ve aHÜS grubunda %0 olarak saptandı.Sağ kalan grup ile ölen grup arasında tedavi öncesi ve sonrası bakılan (Δ olarak adlandırdığımız) laboratuvar parametrelerinin değişimleri incelendiğinde kreatinin, hemoglobin, trombosit, LDH ve nt proBNP değerlerinde istatiksel olarak anlamlı saptandı. TARTIŞMA TMA; klinik pratikte, çoğunlukla yakalanamayan durumların başında gelir. Erken ve etkin, plazmaferez ve/veya anti-kompleman tedavi, direkt hasta sağ kalımı ile ilişkilidir. TTP ve aHÜS grubundaki mortalitemizin düşüklüğünün nedenini; TPD tedavisini hızlı başlamamız olduğunu düşünüyoruz. Ölen ve sağ kalan gruplar arasında bakılan Δ kreatinin, hemoglobin, trombosit, LDH ve nt proBNP değerlerinde istatiksel olarak anlamlı saptadık ve bu parametrelerin TMA tedavi takibi sırasında prognoz belirleyicisi olarak takip edilmesinin doğru olacağını düşünüyoruz. Sonuç olarak hasta sayısı azlığı ve ölen hastaların birçoğunun klinik tanı alamamış olmasından dolayı, birçok laboratuvar parametresinde, mortalite öngörücüsü olarak istatistiksel anlam yakalayamadığımızı düşünmekteyiz

Anemi-hemolitikBiyobelirteçlerMortalite+3
Fırat Çağlar Çelik
Ege University
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Yaşlı parkinson hastalarında sarkopeni ile malnütrisyon ilişkisi

Parkinson hastalığı (PH), Alzheimer hastalığından sonra en sık görülen ikinci nörodejeneratif ve ilerleyici hastalıktır. Tipik olarak 55-65 yaşları arasında gelişir ve insidans ortalama 60 yaş civarında artar. Parkinson hastalarında görülen titreme, hareketin yavaşlaması ve kaslarda kasılma, hareket edememe, uzuvlarda kasılma, tutarsız yürüyüş ve kamburluk gibi motor ve uyku bozuklukları, kabızlık, koku duyusunun kaybı, depresyon, cinsel işlev bozukluğu ve anksiyete gibi motor olmayan semptomlar ile kullanılan ilaçların yan etkisi bu hastalarda malnütrisyon ve sarkopeni sıklığının artmasına sebep olabilmektedir. Ancak bu konuda literatürde yeterli ve net veri bulunmamaktadır. Bu nedenle bu çalışmanın amacı yaşlı Parkinson hastalarında sarkopeni ve malnütrisyon sıklığını saptamak, sarkopeni ile malnütrisyon ilişkisini inceleyerek, bu hasta grubunun hem hastalık şiddeti ve hem de yutma bozukluğu riskinin sarkopeni ve malnütrisyon ile ilişkili olup olmadığını araştırmaktır. Bu amaçla Haziran 2018-Mart 2019 tarihleri arasında Ege Üniversitesi Hastanesi Nöroloji Polikliniğine başvuran 60 yaş üstü PH tanısı olan 89 hasta (ort. yaş 68,9±6,4 yıl, %42,7 kadın, %57,3 erkek) çalışmaya dahil edilmiştir. Hastalara genel hasta bilgi formu doldurularak, malnütrisyon açısından Mini Nütrisyonel Değerlendirme (MNA) testi, yutma bozukluğu riski açısındn EAT-10 testi, fiziksel aktivite durumunun değerlendirilmesi için yaşlılarda fiziksel aktivite (PASE) anketi, hastalık şiddeti açısından Hoehn-yahr skalası doldurularak, antropometrik ölçümleri ( boy uzuluğu, vücut ağırlığı, baldır çevresi (BÇ), üst orta kol çevresi), yürüme hızı, el sıkma gücü ve vücut kompozisyonu ölçümleri yapılmıştır. Sarkopeni tanımlaması açısından EWSGOP 2 kriterleri kullanılmıştır. Veriler SPSS 22.0 paket programıyla değerlendirilmiştir. Hastaların MNA' ya göre %5,6'sı malnütrisyonlu, %43,8'i malnütrisyon riski altında ve %50,6'sı normal beslenme durumuna sahip olarak bulunmuştur. Hastaların %87,7'si sarkopenik değilken, %12,3'ü şiddetli sarkopenik olarak saptanmıştır. Hastalarda sarkopeni ile malnütrisyon arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmuştur (p=0,001). Hastalık şiddeti ile sarkopeni ilişkili olarak bulunmuşken, malnütriyonla ilişki saptanmamıştır. Yutma bozukluğu riski %48,3 oranında görülmekle birlikte yutma bozukluğunun ne sarkopeni ne de malnütrisyon ile ilişkisi bulunmamıştır. Faz açısının sarkopeniyi gösterme yeterliliği açısından kesme puanı değeri %53,3 sensivite ve %93,2 spesifite ile <4,5○ olarak belirlenmiştir (p=0,001). PH de hastalığın erken dönemlerinde sarkopeni ve malnütrisyonun farkında olunarak gerekli tarama ve değerlendirmelerin yapılması riskli hastaların saptanması, özellikle vücut ağırlığı kaybı sorgulaması, el sıkma gücü, BÇ ve beden kütle indeksi (BKİ) düşüklüğü gibi risk faktörleri önlem alınması açısından önemlidir.

BeslenmeBeslenme değerlendirmesiGeriatri+4
Merve Yılmaz
Ege University · Institute of Health Sciences
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sepsiste intravenöz immünoglobülin deneyimimiz

Sepsis, enfeksiyona düzensiz bir konakçı tepkisinden kaynaklanan hayatı tehdit eden organ fonksiyon bozukluğudur. Sepsis ve septik şok, her yıl dünyada milyonlarca insanı etkileyen ve dörtte birini (genellikle daha fazlasını) öldüren önemli sağlık sorunlarıdır. İntravenöz İmmunoglobulin tedavisi alan her hastada bakılan laboratuvar verilerinden albumin, c-reaktif protein (CRP), main platelet volume (MPV), trombosit sayısı (PLT) değişimlerini hesaplamak ve bu değişimlerin sepsisli olgularda sağkalım ve mortalite açısından değerlendirilmesini amaçlamaktadır. Çalışmamıza Ocak 2010- Aralık 2018 tarihleri arasında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Yoğun Bakım Ünitesinde İntravenöz İmmünoglobulin tedavisi alan 130 sepsis tanılı hasta dahil edildi. Hastalar IVIG başlanma zamanına göre; Grup 1 (IVIG<24 saat) (n=75) ve Grup 2 (IVIG>24 saat) (n=55) olarak sınıflandırıldı. Hastaların %53.1'i erkek ve yaş ortalaması 54.16 ± 17.28 olup gruplar arasında istatiksel anlamlı fark saptanmadı. Çalışmada toplam mortalite oranı %51.5'tir. Grup 1 ile grup 2 arasında mortalite açısından istatiksel anlamlı fark saptanmadı. İnotrop kullanan grupta mortalite oranı kullanmayan gruba göre istatiksel olarak daha anlamlı yüksek saptandı (%81.6 ve %9.3, p<0.001). Başvuru anında hastaların sistolik kan basıncı (SKB) ortalaması 106.5 ± 28.4 mmHg, diyastolik kan basıncı (DKB) ortalaması 66.3 ± 17.06 mmHg, serum albumin değeri 2.9 ± 0.63 g/L idi. Bu verilerden SKB, DKB ve serum albumin değerleri ölen grupta yaşayan gruba göre istatiksel olarak daha anlamlı düşük saptandı (p=0.017, p=0.019 ve p<0.001). Yaşayan grupta CRP (Δ CRP), MPV (Δ MPV) değişimlerinde ölen gruba göre istatiksel olarak daha anlamlı azalma saptandı (p<0.001 ve p<0.001). Albumin (ΔAlbumin) ve PLT (Δ PLT) değişimlerinde ise ölen gruba göre istatiksel olarak daha anlamlı artış saptandı (p=0.002 ve p=<0.001). Grup 1'de (IVIG<24 saat) Δ Albumin değişimi istatiksel olarak anlamlı daha iyi saptandı (p=0.040). Bu tez, sepsis hastalarında IVIG verme zamanı ile ilgili devam eden gözlemsel çalışmanın ilk sonuçlarının paylaşıldığı veriler içermektedir. Literatürde bu konuda yayınlanmış sadece iki çalışma vardır. İnotrop kullanan hasta grubunda mortalite oranı istatiksel olarak daha anlamlı yüksek saptandı. Ölen grupta SKB, DKB ve albumin değerleri yaşayan gruba göre istatiksel anlamlı düşük saptandı. Yaşayan grupta CRP (Δ CRP) ve MPV (ΔMPV) değişimlerinde istatiksel anlamlı düşme, albumin (Δ Albumin) ve PLT (Δ PLT) değişimlerinde ise artma saptandı. Grup 1 (IVIG<24 saat) ve Grup 2 (IVIG>24 saat) arasında mortalite açısından anlamlı farklılık saptanmadı.. Grup 1'de (IVIG<24 saat), albumin değişiminde (Δ Albumin), Grup 2'ye oranla istatiksel olarak daha anlamlı artış saptandı. Aynı şekilde PLT değişimi (Δ PLT) ve CRP değişimleri (Δ CRP) grup 1'de grup 2'ye göre sırasıyla daha fazla artış ve daha fazla düşüş olarak gerçekleşti ancak fark istatistiksel anlama ulaşmadı. Bunun nedeni hasta sayısının az olması olabilir. Her ne kadar az hasta popülasyonunda elde ettiğimiz veriler sunulmuş olsa da, Sepsis ve septik şokta erken IVIG tedavisi ile mortalitenin azalacağını düşünmekteyiz. Mortalite ön görücüsü olarak saptadığımız albumin değişiminin, erken grupta anlamlı daha iyi çıkması da bu olasılığı desteklemektedir. Süregelen dönemde, artan hasta sayısı ile daha sağlıklı veriler elde edeceğimizi düşünmekteyiz.

AlbüminlerC reaktif proteinMortalite+7
Farıd Ismayılov
Ege University
2019
00

Other supervisors