Theses supervised by Doç. Dr. Ebru Karaman
18 theses · İstanbul Beykent University
Türk Hukukunda idarenin takdir yetkisi ve denetimi
İdare Hukuku kapsamında pek çok alanda kullanılan takdir yetkisi, kanunların özel olarak düzenleme yapmadığı böylelikle idareye hareket serbestisi bırakılması ve idarenin bu alan çerçevesinde, somut olayın gereklerini göz önünde tutarak hareket edebilmesini ifade eder. İdareye takdir yetkisi verilmesinin gerekliliği doktrinde kabul görmüştür; ancak takdir yetkisinin sınırlarının ne olacağı hususu buna bağlı olarak söz konusu sınırların nerede başlayıp nerede bittiği hakkında bir uzlaşı sağlanamamıştır. Hukuk devleti ilkesi gereği, idarenin yapacağı tüm eylem ve işlemler yargı denetimine tabidir. Ancak idarenin takdir yetkisinin bulunduğu durumlarda yargısal denetimin farklı özellikleri söz konusu olmaktadır. İdarenin takdir yetkisinin varlığı halinde yargısal denetim sadece hukukilik denetimi ile sınırlıdır. İdarenin sahip olduğu takdir yetkisi, yerindelik denetimi dışında yer alır. Teorik olarak yerindelik denetimi yasağı olmasına rağmen, uygulamada zaman zaman bu kuralın ihlal edilmesinden dolayı 1961 ve 1982 Anayasaları'nda yargısal denetim ile ilgili çeşitli düzenlemeler getirilmiştir. Çalışmada, idare hukukunun içtihatlara dayanan bir hukuk dalı olması nedeniyle yerindelik alanının sınırları konusunda, son sözü yargı organlarının söylediği görüşüne ulaşılmıştır. İlk bölümde genel olarak takdir yetkisi üzerinde durulmuş, idarenin takdir denetiminin kavramsal çerçevesi çizilmiş, tanımı hususunda açıklamalara yer verilmiştir. Bununla birlikte idarenin bir konuda takdir yetkisi olup olmadığının nasıl anlaşılacağı takdir yetkisinin tam tersi olan bağlı yetki üzerinde durularak açıklanmış, Türk Hukukunda takdir yetkisinin nasıl düzenlendiği ve Danıştay'ın genel olarak takdir yetkisine nasıl yaklaştığı incelenmiştir. Takdir yetkisinin unsurlarının incelendiği ikinci bölümde ise, söz konusu unsurlar detaylı olarak açıklanmaya çalışılmıştır. Çalışmanın üçüncü ve son bölümü olan idarenin takdir yetkisinin denetlenmesi bölümünde ise, denetim konusundaki anayasal ve yasal düzenlemeler ele alındıktan sonra, doktrindeki görüşlere yer verilmiştir. Denetimde uygulanan yöntemler ve tarihi seyir içinde Danıştay tarafından geliştirilen ilkeler ve içtihatlar üzerinde durularak, konu açıklanmaya çalışılmıştır.
Türk Hukukunda ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde özel hayatın gizliliği ve korunması
Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz' (Anayasa 20. md.). Bu hak, Anayasa ile de güvence altına alınmıştır. Son yıllarda teknolojinin gelişmesiyle birlikte özel hayata dâhil olan alanların boyutları da genişlemiştir. Kişinin, özel hayatı ve aile hayatı yanında, konutuna, haberleşmesine, kamusal ve sanal alanlardaki haklarına da saygı gösterilmelidir. Özel hayatın gizliliği bir insan hakkıdır ve ihlali durumunda suç teşkil eder. Milli güvenlik, kamu düzeni, genel sağlık, genel ahlak, ülkenin ekonomik refahı, suç işlenmesinin önlenmesi, başkalarının hak ve özgürlükleri, dirlik ve düzenin korunması gibi durumlarda özel hayata müdahale olabilir. Ancak bu müdahale, yasayla belirlenmiş olmak koşuluyla ve bir kamu otoritesinin izniyle gerçekleşebilir. Yasalara dayanmayan ve bir izne tabii olmayan müdahaleler, özel hayatın gizliliğine müdahaledir ve suç teşkil eder. Bu çalışmada Türk Hukukunda ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde Özel Hayatın Gizliliği işlenmiştir.
Adil yargılanma hakkı çerçevesinde Türk hukuku'nda makul sürede yargılanma hakkı
Çalışmada adil yargılanma hakkının en önemli unsuru olup, aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde düzenlenmiş olan Türk Hukuku'nda makul sürede yargılanma hakkı değerlendirilmiştir. Makul sürede yargılanmanın amacı, yargılamanın uzun sürmesinin engellenmesidir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ndeki düzenleme ile adaletin etkinliği ve adalete güvenin korunması amacıyla adaletin gecikmeden gerçekleşmesi gerektiğinin önemi vurgulanmaktadır. Çalışmamın ilk bölümünde, genel hatlarıyla adil yargılanma hakkı ele alınmış ve makul sürenin adil yargılamadaki yeri ve önemine değinilmiştir. İkinci bölümde makul süre ve makul süre ihlali, Türk Hukuku çerçevesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesi ışığında ele alınmıştır. Üçüncü bölümde ise uygulamada makul sürede yargılanma hakkının ihlali ve ihlalin ortadan kaldırılması için gereken tedbirler üzerinde durulmuştur. Bu bağlamda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde makul sürenin değerlendirilmesindeki kriterler ele alınmış, makul süre ihlaline ilişkin mahkeme kararları da incelenmiştir.
Risk değerlendirme ve sağlık kurumları
Ülkemizde son dönemlerde meydana gelen iş kazaları toplumun her kesiminde büyük bir üzüntü ile karşılanmakta, maddi ve manevi olarak derin yaralar oluşturmaktadır. Haziran 2012 tarihinde çıkarılan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, bu iş kazalarını minimum düzeye indirgemek için gerekli tedbirleri alma hususunda, tüm işverenlere büyük bir sorumluluk yüklemektedir. Bu kanun ile birlikte tüm işletmeler, iş güvenliği açısından ortaya çıkabilecek tehlike ve riskleri analiz ederek, kabul edilebilir seviyelerde tutabilmek için alınması gereken tüm önlemleri almak zorundadırlar. Sağlıklı ve güvenli bir çalışma ortamının oluşturulması, birey ve işyerleri için günlük hayatın öncelikli şartıdır. İş sağlığı ve güvenliği için alınacak tedbirler, işyerlerinin daha güvenli, çalışanların ise daha mutlu ve huzurlu, işletmelerinde daha etkin ve verimli olabilmesi için bir öncelik olarak görülmelidir.
Sağlık kurumlarında satınalma süreci ve ihtiyaç tedariki (Diyarbakır İl Sağlık Müdürlüğü örneği)
Dünyanın yaratılışından sonuna kadar değerini ve önemini koruyacak olan insan ve insanın sağlığıdır. Hizmetlerinde en değerlisi insan sağlığına hizmettir. Tüm ülkelerin en temel hedefleri arasında şüphesiz sağlık noktasında bilinçli ve sağlıklı fertlerden oluşan gelişmiş bir sağlıklı toplum oluşturup bu sağlıklı toplumun sağlığının korunması ve devam ettirilmesidir. Çalışmada tarihçi metot ve kaynak taraması esas alınmıştır. Bu hedefe ulaşabilmek için ancak iyi bir sağlık yönetimi ve iyi bir sağlık sistemi ile mümkün olabilir. Bundan dolayı bütün dünyada sağlık hizmetleri ayrıcalıklı bir yere sahiptir. İnsanın hayatının devamı, mutluluğu ve huzuru için de ihtiyaçlarının zamanında ve süresinde tedariki ile mümkündür. Sağlık kurumları da bir bünye gibidir. Kurumların hizmetlerini ifa etmesi, bünye gibi hayatını devam ettirmesi ancak ihtiyaçlarının tedariki ile mümkündür. İnsan sağlığına hizmet sunarken, hizmet binasından sarfa kadar birçok hizmet aracına ihtiyaç duyulmaktadır. Tamda burada ihtiyaçların tedariki için satın alma önem kazanmaktadır. Sağlık hizmetlerinin sunumunda ihtiyaç duyulan ve kurumca üretilemeyen mal ve hizmetlerin tedarik edilmesi hayati önem taşımaktadır.
Sağlık kurumlarında yöneticilikte kadınlarda görülen cam tavan sendromu
Kadınların karşılaştıkları kariyer engelleri, çalışma yaşamında ayrımcılık kadınların iş sektöründe yükselmelerini engelleyen önemli bir unsur olarak görülmektedir. Bu durum kadın çalışanlarda cam tavan engellerinin ve bu engellerin sonucunda cam tavan sendromunun oluşmasına sebep olmaktadır. Çalışmada kaynak taraması tekniği esas alınmıştır. Çalışma yaşamında ayrımcılık, kadın çalışanlarda cam tavan sendromunun oluşmasına neden olmuştur. Günümüzde cam tavan olgusu kadınların yükselmesinin önündeki en önemli engellerdendir. Bu durum kadınların çalıştığı birçok iş sektöründe görülmektedir. Özellikler kadın iş gücünü yoğun olarak bünyelerinde barındıran sağlık kurumlarında daha sık karşımıza çıkmaktadır. Cam tavan sendromunun kadın çalışanların iş hayatlarına etkisinin azaltılması için çalışmalar yapılmalıdır ve iş sektöründe kadınlara yönelik bu önyargıların değiştirilmesi gerekmektedir.
Kronik böbrek hastalığı eğitimi ve periton diyalizinin önemi ve maliyet analizi
Tüm kronik hastalıklar gibi Kronik Böbrek Hastalığı (KBH) da tedavi maliyetlerinin oldukça yüksek olduğu bir hastalık türüdür. KBH'ın izlemi ve tedavisi için gereken ekonomik giderler ülkelerin bütçelerini zorlamaktadır. Kronik hastalıklara bağlı olarak sağlık harcamalarının giderek arttığı günümüzde hükümetlerin amacı tedavi giderlerini mümkün olduğu kadar azaltmaktır. Çalışmada kaynak taraması ve saha tecrübesi tekniği esas alınmıştır. Araştırmalara göre KBH 'nın ilerlemesi eğitimle yavaşlatılabilmekte bu nedenle hem hasta yaşam kalitesi hem de ülke ekonomisi olumlu yönde etkilenmektedir. Son dönem böbrek yetmezliği tedavilerinden biri olan periton diyalizinin (PD) de hasta yaşam kalitesi ve maliyet açısından olumlu katkıları bulunmaktadır. Son dönem böbrek yetmezliğinin kaçınılmaz sonucu olan diyaliz, KBH Eğitimi ile geciktirilebilmektedir. Ne yazık ki birçok hastanede uygulanan KBH Eğitim Programı Sağlık Uygulama Tebliği (SUT)'inde yer almamaktadır. Üstelik, SUT'da karşılığı olmayan bu eğitim programına hastane idareleri de yeterli desteği vermemektedir. Periton diyalizi açısından da durum çok farklı değildir. Bir çok olumlu yararları bulunan PD ve KBH eğitiminin sağlık bakanlığı tarafından desteklenmesi, öncelikle bu hizmetlerin maliyetlendirilmeyen kısımlarının maliyetlendirilmesi, KBH eğitimine SUT'da yer verilmesi KBH 'nın tedavi maliyetlerinin azalmasında önemli ölçüde katkı sağlayacaktır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında eğitim hakkı
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararlarında Eğitim Hakkı başlıklı bu çalışmanın amacı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında eğitim hakkının nasıl yorumlandığı, söz konusu kararlar alınırken hangi değer ve ilkelerin temel alındığı ve söz konusu bu kararların eğitim alanındaki mevcut sorunlara çözüm getirip getirmediğinin tespit edilmesidir. Bununla birlikte belirlenen sorunlu alanlara çözüm önerileri getirilmesi amaçlanmıştır. Bu bağlamda, öncelikli Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin konuya yönelik kararları araştırılmış, bu kararlardan çıkarılan temel ilke ve esaslar, eğitim hakkının farklı yönlerine ilişkin durumlar çeşitli başlıklar altında açıklanmaya çalışılmıştır. Buna ek olarak, söz konusu temel ilke ve esasların eğitim alanında özel konulara ne denli yansıdığı tespit edilmeye çalışılmıştır. Konunun detaylandırılabilmesi açısından gerek görüldükçe Mahkeme'nin yaklaşımına ilişkin doktrindeki görüşlere ve eleştirilere atıfta bulunulmuş, bu görüşler çerçevesinde açıklamalar yapılmış, sonuç bölümünde ise Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin eğitim hakkına ilişkin kararları neticesinde ortaya çıkan sorunların tespiti yapılarak sorunların etkin çözümünün sağlanması adına çözüm önerilerinde bulunulmuştur
Türk hukukunda özel hayatın gizliliği
Günümüzde özel hayatın gizliliği, başka bir tabirle özel yaşamın korunması, teknolojinin gelişmesi ve kişilerin hem gerçek hem de dijital mecralarda sosyalleşmesi ile temel hak ve özgürlüklerin önemli bir parçası haline gelmiştir. Tezimin birinci bölümünde; özel hayatın gizliliği kavramını daha detaylı şekilde anlatabilmek için kişi ve kişilik hakları kavramlarını, doktrin ve yargı kararları ile anlatmaya başladım. Daha sonra özel hayatın gizliliğinin kapsam ve içeriği Yargıtay kararları ışığında olmak üzere Türk Hukukunda ne gibi sınırlamalarının olduğunu değerlendirdim. İkinci bölümde ise Uluslararası Hukuk açısından özel hayatın gizliliğinin bugüne kadar nasıl geldiği ve Türk Hukukundaki yeri ve diğer hukuk dallarını nasıl etkilediğini inceledim. Üçüncü bölüm olan son bölümde ise Türk Ceza Kanununda özel hayatın gizliliğini ihlal eden suçların tanımlarını ve özelliklerini farklı Yargıtay kararları ışığında inceledim.
Yenidoğan, yoğunbakım ve ağrı yönetimi
Tıp alanında ve özellikle de Yenidoğan uzmanlığı (Neonataloji), yenidoğan bakımında bilimsel, teknolojik ve yapısal alanlarda köklü değişikler süregelmektedir. Bu değişiklikler beraberinde holistik yaklaşımı zorunlu kılarken, karmaşık tedavi prokollerini, çoklu uzmanlıklarla işbirliğini ve yenidoğan hemşireliği bakım kalitesinin önemini ortaya çıkarmıştır. Yenidoğanlar hakkında elde edilen yeni bilgiler ile yenidoğanın anne karnında başlayan gelişimi hafta hafta izlenebilmiş, oluşan sorunlara yönelik gerek sahadaki hasta çalışmaları, gerek kilink gözlemler ve bilgi paylaşımları ile bilgiler birleştirilmiş, yenilikler ortak prokoller ile yenidoğanda uygulanmaya ve ilkeler çercevesinde kanıta dayalı kabuller olarak sayılmıştır. Özellikle de yenidoğanın fetal hayat gelişimi, organların fonksiyonel değerlendirmeleri sayesinde eski bilgilerden Olan "Yenidoğan Ağrı Duymaz" bilgisi geçerliliğini kaybetmiştir. Günümüz Yenidoğan tedavi prokolleti ve ilkelerinden olan Yenidoğanın bireyselleştirilmiş gelişimsel bakım planı ilkesi (YBGBP) yenidoğanın fiziksel, biyolojik ve psikilojik olarak görmeyi ve tanı tedavisinde bu ilke ile çalışmayı zaruri yapmıştır. Yenidoğanda Ağrı hakkında elde edilen yeni veriler, yenidoğan bakımında yeni tedavi ve bakım planlarının yapılmasına dayanak göstermiştir. Elde edilen bu veriler ile yenidoğanın Ağrıyı daha anne karnında iken duyabildiğini ortaya koymuştur. İleri yenidoğan ağrı çalışmaları ile ağrıya ait klinik belirtiler, ağrıyı ölçen ölçekler, skalalar artık yenidoğan klinklerinde hem hekim bazında hem de hemşire bakında kullanılmaya, ağrıya yönelik davranışsal, ilaç ve diğer uygulamaları genel kurallarla belirtilmiştir.
Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyelik sürecinde kamu idaresi reformuna yönelik talepler ve vatandaşın "İyi yönetilme hakkı" açısından kamu hastanelerindeki yeni yapılanmanın incelenmesi
Avrupa Birliği, oluşturduğu kendine özgü kurumsal yapı ile uluslar arası ilişkiler disiplinine yeni bir entegrasyon boyutu kazandırmıştır. Hükümetler arası işbirliğinin çok ötesinde geliştirilen bu entegrasyon modeli, çok uluslu bütünleşme sürecinde üye ülkelerin bazı egemen yetkilerini Birlik kurumlarına devretmesi esasına dayanır. Uluslar üstü bir yapı olan Avrupa Birliği son yıllardaki sağlık politikaları alanındaki yetkilerini genişletmiş ve derinleştirmiştir. Avrupa Birliğinin sağlık politikaları çerçevesinde oluşan bu yetkilerinin gerek üye ülkeler ve gerekse aday ülkeler açısından etkileri ve sonuçları olmaktadır. Araştırma tarihçi metoda ve bu metot bağlamında kaynak tarama tekniğine dayalıdır. Türkiye de Avrupa Birliği ile bu ilişkilerinin bir sonucu olarak diğer alanlarda olduğu gibi sağlık alanında da reform ve uyum politikaları ile katılımı hızlandırmayı amaçlamıştır. Türkiye Avrupa Birliği sürecinde hasta haklarının temel insan haklarından farklı olmadığını kabul etmiş ve bu alanda çeşitli reformlar yapmıştır.
Gebelerin doğum öncesi, doğum anı, doğum sonrası bilgi düzeylerinin düzenlenmesi ve hizmetlerden memnuniyetleri(Elbistan örneği)
Gebelik insanlığın doğuşundan itibaren var olmasına rağmen toplumsal olarak doğal bir süreç olduğunu anlamaktan ziyade, hastalık hali olarak algılanan bir sürece dönüşmüştür. İnsanın hayatında kritik bir öneme sahip olan bu dönemin doğru algılanması, anne ve bebek sağlığı açısından desteklenmesi, modern tıbbın gebe takip standartlarına uygun kararların alınmasında sağlık çalışanlarının zamanında ve doğru hizmet sunması gerekmektedir, sağlık çalışanlarının yol göstericiliği kendini hasta memnuniyeti ile hissettirmektedir. Bu çalışma, gebelerin gebelik boyunca tıbbi takip süreçlerinin incelenmesi ve bu süreç içerisinde bilgi düzeylerinin belirlenmesi ve ne ölçüde bilgilendirildiklerinin saptanması amacı ile ilgili kavramların genel olarak açıklanmasını ve hastane memnuniyetlerinin incelenmesini kapsamaktadır. Çalışmada gebelik, doğum ve doğum sonrası süreçler, gebelikte tıbbi aydınlatma ve tıp etiği hakkında özellikleri, temelleri, süreçleri ve araçları incelenmiştir. Gebe takibinin tıbbi ve tıp etiğiyle ilgili boyutları, modern tıbbın gebe takip standartları, "Özerklik ve Özerkliğe Saygı" ile Bilgilendirme ve "Onam Alma İlkeleri" çerçevesinde gebe takibi, insan hakları, sağlık hakkı, hasta hakları çerçevesinde gebe takibi açıklanmıştır. Gebelik dönemi tüm yönleri ile ele alınıp bununla ilgili olarak Elbistan Devlet Hastanesi'nde gebelerin bilgi düzeyi, bilgi paylaşımı, hastaneden ve sağlık çalışanlarından memnuniyetlerini de kapsayan bir anket çalışması yapılarak örnek bir uygulama gerçekleşmiştir. Bulgular genel olarak değerlendirildiğinde gebelere bilgi aktarılması modern tıp etiği çerçevesinde yeterince sağlanamadığı görülmüştür. Gebelerin sağlık çalışanlarından özellikle doktor ve ebe- hemşireden daha fazla ilgi görmek istedikleri, sorularına anlaşılır ve açıklayıcı cevaplar bekledikleri, güler yüzlü, samimi iletişim kurmak istedikleri bilgisi elde edilmiştir. Anket verilerinin analizinde IBM SPSS Statistics 20 paket programından yararlanılmıştır ve frekans dağılımı, korelasyon ve regresyon analizi kullanılmıştır. Sonuçlar literatür taraması yoluyla elde edilen bilgiler doğrultusunda yorumlanmıştır.
Psikolojik şiddetin (mobbing) sağlık çalışanları üzerine etkisi
Mobbing kavramı, kanıtlanamayan suçlamalar, küçük düşürücü davranışlar, taciz boyutuna ulaşan davranışlar, psikolojik rahatsızlıklardan dolayı kişiyi çalıştığı kurumdan ve mesleğinden soğutmak amacı güden, bilerek, isteyerek ve art niyetli olarak uygulanan eylemler periyodunda oluşan bir süreçtir. Mobbing sürecinde kurbanı, sürecin sıklığı ve süresi önemli derece etkilemektedir. Doğrudan üzerinde titizlikle durulması gereken başka bir durum ise, mobbinge maruz kalan kişilerde, uygulamanın şiddetine ve süresine dayanma sıklığında farklılıklar olabileceğidir. Mobbing ile mücadele gücü arttıkça, uygulamanın şiddetinde ve saldırganların sayılarında bir artış da olabilmektedir. Mobbing uygulaması ile kişisel olarak mücadele etme konusunda yetersiz kalan, tek başına bırakılan ve bu davranışları göz ardı edemeyen kişiler ise, "benlik duygusunun kaybı" problemiyle karşılaşabilirler. Bu sebeple, mobbing sürecinin doğru biçimde çözümlenebilmesi ve her aşamasında gerekli ve etkili önlemlerin alınması önem arz etmektedir. Sağlık sektöründe, insan canının ön planda olması sebebiyle diğer sektörlerden ayrı tutulmaktadır. Sağlık sektöründe çalışanların karşılaştıkları problemler bu sektörün ilgi alanı sebebiyle büyük önem ifade etmektedir. Bu çalışmanın mobbing uygulamalarına karşı ilgiyi artırması, çalışanların uğradıkları periyodik yıldırma davranışlarını algılayıp mobbinge maruz kaldıklarını ayırt edebilmeleri için bu konuda farkındalık yaratılması, mobbing davranışlarına dair saptamalarda bulunup çözüm yolları sunulması amaçlanmıştır.
Cumhurbaşkanlığı kararnameleri ile temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması
Toplumumuzun ve değişen dünyanın etkisiyle birlikte siyasi politikalarda hızlı bir değişiklik içerisine girmiştir. Anayasal nitelik taşıyan düzenlemeler sonucunda, Türkiye'nin yönetim sisteminde ciddi değişikliklere gidilmiştir. En önemli düzenlemeler ise 21 Ocak 2017 tarihli ve 6771 sayılı Kanun ile getirilen değişikliklerdir. Bu sebeple, olağan dönem ve olağanüstü dönemde çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerinin kaldırılmasıyla Cumhurbaşkanlığı kararnameleri önem kazanmış ve temel hak ve özgürlüklerin nasıl sınırlandırılacağı çalışmamızın konusu olmuştur. Tezimin birinci bölümünde, temel hak ve özgürlüklerin, kavramsal olarak ne anlam taşıdığı ve tarihi açıdan geçmişten günümüze nasıl önemli olduğu açıklanmaya çalışılmıştır. Daha sonra 1982 Anayasası'nın hukuki çerçevesi de dikkate alınarak temel hak ve özgürlüklerin nasıl sınıflandırıldığı ve nasıl güvence altına alındığı incelenmiştir. İkinci bölümde ise, Cumhurbaşkanının görev, yetki ve işlemlerinin neler olduğu, olağan dönemlerde ve olağanüstü hal dönemlerinde çıkartacağı Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin unsurlarının nasıl düzenlediğini, yine Cumhurbaşkanı tarafından çıkartılan Cumhurbaşkanlığı yönetmelikleri ile diğer düzenleyici işlemlerinin farklılıkları ve benzerlikleri üzerinde durulmuştur. Üçüncü bölümde ise, Cumhurbaşkanlığı kararnameleri ile olağan ve olağanüstü hal dönemlerinde temel hak ve özgürlüklerin nasıl sınırlandırıldığı, bu sınırlandırmaların Anayasa'ya ve diğer şartlarının hukuka uygunluğu açısından irdelenmiştir
İhtiyati hacizin 6183 sayılı kanun (Kamu hukuku) ile icra iflas kanununa (özel hukuk) göre karşılaştırılması
Haciz davaları, günümüz ekonomik koşulları göz önüne alındığında dünya genelinde en sık karşılaşılan davaların başında gelmektedir. Bu sebeple de haciz davalarına yönelik birçok kanuna ve güncellemeye rastlanmaktadır. İhtiyati haciz davaları ise görece daha az karşılaşılan ama azımsanmayacak düzeyde olan davalardır. Bu davaların sonuca bağlanmasına yönelik ise icra iflas kanunu ve 6183 Sayılı Kanun'da yararlanılmaktadır. Bu iki kanunun da davayı sonuca bağlama kapsamına sahip olması yorumsal farklılıkların yaşanmasına yol açmaktadır. Bu doğrultuda çalışma kapsamında ihtiyati haciz kavramından ve her iki kanuna göre kapsamından bahsedilmiştir. Çalışmanın ilk bölümünde ihtiyati haciz kavramının tanımına, yasal kaynaklarına ve 6183 Sayılı Kanun kapsamındaki yasal düzenlemelere yer verilmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde bu kez İcra İflas Kanunu kapsamında ihtiyati haciz kavramı ele alınmış, iki kanun arasındaki farklılıklara ve benzerliklere yer verilmiştir. Çalışmanın üçüncü ve son bölümünde ise mahkeme örneğine yer verilerek çalışma tamamlanmıştır.
Sağlık hakkı açısından ayrımcılık yasağı
Bu çalışmada sağlık hakları açısından ayrımcılık yasağı incelemesi yapılmıştır. Ayrımcılık kavramı, insan haklarına aykırı bir durum olması yönüyle değerlendirilen bir kavram olup, etkileri insan hayatını zorlu bir sürece yöneltebilmektedir. Söz konusu bu süreç, sağlık haklarına yönelik ifadeleri kapsaması ölçüsünde değerlendirme kazanmaktadır. Sağlık hakkı, kişinin hem ruhen hem de fiziken sağlıklı bir şekilde yaşamasını gerektirmesi yönüyle dikkate alındığında, en önemli haklar içerisinde yer edinmektedir. Ancak sağlık hakkına yönelik ayrımcılık günümüzde, belirli gruplar ile ilişkilendirildiğinde %70'den fazla düzeyi içermektedir. Söz konusu ayrımcılık etkeninin bu denli fazla olması ise, farklı ayrımcılık türleri ve mekanizmaları olmasından kaynaklıdır. Bu türler arasında doğrudan, dolaylı, dolayısıyla ayrımcılıklar, tacize, makul uyumlaştırmaya, çoklu temele ya da istisnalara göre şekillendirilmektedir. Bu ayrımcılıkların gelişmesinde temel ölçütler ise etnik kökene, sağlık hizmetlerine, hasta problemlerinde yetkin bir çözümü geliştirmemeye, din ve inanç temeline, engelliliğe, mültecilik statüsüne, yaşlı ya da çocuk olmasından dolayı yaşa göre, hastanın taciz edilmesine, gerekli ilgiyi gösterememeye ve hastanın bakım sürecindeki ihlale göre meydana gelebilmektedir. Buna göre söz konusu ifade edilen bu ölçümlemelerden kaynaklı olarak, araştırmada mücadele yöntemlerine bakış ve diğer ülkelerde genel kapsam irdelemesi geliştirilmeye çalışılmıştır.
1982 anayasasında yasama dokunulmazlığı ve uygulaması
Yasama Dokunulmazlığı, 23 Aralık 1876 tarihinde kabul edilen Kanun-ı Esasi ile birlikte hukukumuza giriş yapmış ve küçük değişiklikler ile günümüze dek gelmiştir. Yürürlükte olan 1982 Anayasası'nın 83. Maddesinde "yasama dokunulmazlığı" başlığı atında yasama sorumsuzluğu ve yasama dokunulmazlığı düzenlenmiştir. İki farklı kavramın aynı başlık altında düzenlenmesi yasa yapma tekniğine uygun değildir. Bu nedenle yasama sorumsuzluğunun ayrı bir madde başlığı altında düzenlenmesinin daha uygun olacağı kanaatindeyiz. Getirilen düzenleme ile, Seçimden önce veya sonra suç işlediği ileri sürülen bir milletvekili, Meclisin kararı olmadıkça tutulamaz, sorguya çekilemez, tutuklanamaz ve yargılanamaz. seçiminden önce veya sonra verilmiş bir ceza hükmünün yerine getirilmesi, üyelik sıfatının sona ermesine bırakılır. Ancak söz konusu suçlar bakımından üyelik süresince dava ve ceza zamanaşımı işlemez. Aynı madde içinde yasama dokunulmazlığına bazı istisnalar getirilmiş, Ağır cezayı gerektiren suçüstü hali ve Seçimden önce soruşturmasına başlanılmış olmak kaydıyla Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlarda yasama dokunulmazlığının uygulanmayacağı belirtilmiştir. Anayasa eklenen geçici 20. Madde ile yasama dokunulmazlığına Anayasal bir istisna getirilmiştir. Madde ile getirilen istisnalar kamuoyunda tartışmalar yaratmıştır. Türkiye'de yıllardır yasama dokunulmazlığının sınırlandırılması, kapsamının daraltılması istenmektedir. Milletvekillerinin adlarının suç teşkil eden dosyalarla anılması ve gelişen olaylar bu konuda yapılan eleştirileri arttırmıştır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarının infazı
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin verdiği kararların infazı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin tarafı olan ülkelerin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince verilmiş olan ihlal kararları çerçevesinde iç hukuklarıyla uygulamalarını sözleşmeye uyarlamasını sağlayan en mühim araçlardandır. Bakanlar Komitesince Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin verdiği kararların taraf olan devletler tarafından uygulanıp uygulanmadığı denetlenir. Taraf devletler Bakanlar Komitesi'ne Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin verdiği kararların infazı çerçevesinde bilgi vermek mecburiyetindedir. Böylece taraf ülke kararın infazına yönelik olarak başvuru yapanın ihlal durumunu telafi edip ihlale yol açan konuları düzeltip sonradan oluşacak benzer ihlalleri engellemek üzere çalışmalar yapacaktır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, günümüze dek ülkemize ilişkin pek çok ihlal kararına imza atmıştır. Bunun için, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin vermiş olduğu kararların uygulanması ile iç hukukumuz mühim gelişmelere sahne olacaktır.