Theses supervised by Doç. Dr. Gökhan Coşkun

12 theses · Kütahya Dumlupınar University, Sakarya University

Master'sOpen AccessTR

Seyitömer Höyük M.Ö. I. bin Gri Monokrom Seramikleri

Seyitömer Höyük'ten ele geçen M.Ö. I. Bin Gri Monokrom Seramikler bu tez kapsamında incelenmiştir. Bu tezin yapılmasında ki amaç M.Ö. I. bin gri monokrom seramiklerin katoloğunun oluşturulması ve gri seramiklerin değerlendirilmesi. Yapılan incelemeler göstermektedir ki Seyitömer Höyük'te üretilen gri monokrom seramikler M.Ö. 6. yüzyılın sonundan Hellenistik Dönem'in sonuna kadar kullanım görmüştür. Tez konusu oluşturan malzemenin incelenmesi sonucunda, Seyitömer Höyük'te Phryg mimarisi ve tabakası olmadığı halde Phryg seramiklerinin var olması, Pers hâkimiyeti altında Phrygler'in yaşadığının bir göstergesidir. Phrygler'in Pers hâkimiyeti altında kültürlerini devam ettirmesi, M.Ö. 5. yüzyılda Phryg seramik geleneğini hala sürdürdüklerinin en önemli kanıtıdır. Bu durum bize gösteriyor ki Seyitömer Höyük'te farklı etnik grupların var olduğunu ve bu grupların kendilerine özgü kültürlerini rahatça yaşadıklarının göstermektedir. Çalışma kapsamında tüm, tüme yakın, profil veren ağız parçaları, gövde parçaları yer almaktadır. Seyitömer Höyük'ten ele geçen parçalar kendi içinde gruplandırılmıştır. Belirlenen gruplar buluntu tabakaları da göz önünde bulundurularak, diğer yerleşimlerden ele geçen örneklerle karşılaştırılarak tarihlendirilmiştir. Söz konusu malzememizin hamur özellikleri (hamur rengi ve katkı malzemesi) ve yüzey işçiliğine göre değerlendirilmesi yapılmıştır. Bu ayrımlar da göz önünde bulundurularak, malzeme mal gruplarına ayrılmıştır. Anahtar Kelimeler: Seyitömer Höyük, M.Ö. I. Bin Gri Monokrom, Phryg

PhrygSeyitömer Höyük
Fatih Durgu
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Seyitömer Höyük siyah firnisli gri seramikleri

ÖZET SEYİTÖMER HÖYÜK SİYAH FİRNİSLİ GRİ SERAMİKLERİ USTA, Hüseyin Yüksek Lisans Tezi, Arkeoloji Anabilim Dalı Tez Danışmanı: Doç. Dr. Gökhan COŞKUN Temmuz, 2014, 174 sayfa Bu çalışmada Seyitömer Höyük Akhaemenid ve Hellenistik Dönem tabakalarından ele geçen siyah firnisli gri seramikler incelenmiştir. Mevcut malzemenin formları belirlenmiş, tipolojik ayrımları yapılmış, sınıflandırılmış ve bir katalogda toplanmaya çalışılmıştır. Ele geçtikleri tabakalar ile birlikte değerlendirilen seramikler, aynı zamanda diğer merkezlerden ele geçen benzer örnekler ile karşılaştırılarak incelenmiş ve tarihlendirilmeye çalışılmıştır. Yapılan araştırmalar sonucunda Akhaemenid Dönem tabakalarından ele geçen seramiklerin M.Ö. 5. ve 4. yüzyıllara ait olduğu, Hellenistik Dönem tabakalarından ele geçen seramiklerin ise M.Ö. 4. yüzyıl ile 2. yüzyıl arasındaki süreçte kullanıldıkları anlaşılmıştır. En yoğun kullanımın ise M.Ö. 4. yüzyıl'da olduğu saptanmıştır. Araştırmamızın sonucunda; Seyitömer Höyük örneklerinin, Attika seramiğinden esinlenerek yapılan imitasyon eserler olduğunu söylemek mümkündür. Diğer yandan, bu merkezden ele geçen siyah firnisli Attika seramiklerinin de söz konusu gri seramikler için model teşkil ettiği anlaşılmaktadır. Bilindiği üzere gri hamurlu seramikler Phrygia bölgesinde yüzyıllar boyunca sevilerek kullanılmıştır. Bu tez çalışması kapsamında değerlendirilen seramiklerin profil, hamur yapısı ve yüzey işçiliği açısından benzerlerini bu bölge içerisindeki çeşitli merkezlerde görmek mümkündür. Seyitömer Höyük'ten ele geçen siyah firnisli gri seramiklerin yerel ürünler olduğunu söylemek mümkündür. Henüz bu seramiklerin Seyitömer Höyük'te üretildiğini kanıtlayacak kesin bir veri bulunmamaktadır. Ancak sayısal yoğunlukları ve diğer özellikleri göz önünde bulundurulduğunda bu seramiklerin Seyitömer Höyük veya yakın çevresinde üretildiğini düşünmek mümkündür. Anahtar Kelimeler: Seyitömer Höyük, Siyah Firnis, Yerel Üretim Seramik, Gri Seramik.

SeramiklerSeyitömer HöyükSiyah figür tekniği
Hüseyin Usta
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
DoctorateOpen AccessTR

Tam elektrikli araçlarda pil yangınları ve etkin söndürme sistemlerinin incelenmesi

İçten yanmalı motorlu araçlardan kaynaklanan yüksek miktarda sera gazı salınımı ve bunun sonuçlarından biri olan çevresel kirliliğe karşı güçlü bir alternatif olarak elektrikli araçlar (EA) ortaya çıkmıştır. Sessiz, çevreci ve ekonomik özellikleri sayesinde günümüzde giderek artan bir ilgi görmektedir. Her ne kadar elektrikle tahrik sistemleri araç teknolojisinin ilk çalışılan alanlarından biri olsa da, batarya kapasitelerinin yetersizliği ve içten yanmalı motorların hızlı gelişimi, elektrikli araçların uzun yıllar boyunca geri planda kalmasına neden olmuştur. Fosil yakıtların azalması ve yanma ürünlerinin atmosferde birikerek ozon tabakasına zarar vermesi ile oluşan sera etkisi, elektrikli araçlara olan ilgiyi yeniden artırmıştır. Günümüzde elektrikli araçlar; tam elektrikli, hibrit ve yakıt pilli olmak üzere üç ana grupta üretilmektedir. Tam elektrikli araçlar yalnızca elektrik motoru ile çalışmakta ve enerjilerini bataryalardan sağlamaktadır. Hibrit araçlar, elektrik motoruna ek olarak içten yanmalı motorları da kullanabilmekte, yakıt pilli araçlar ise hidrojen depolama sistemlerinden elde edilen enerjiyi elektrik motorlarına aktarmaktadır. Elektrikli araçların gelişiminde en kritik bileşenlerden biri lityum iyon piller (LİP) olmuştur. Lityum iyon piller yüksek enerji yoğunluğu, uzun ömür ve hızlı şarj gibi avantajlar sunarak elektrikli araçların menzil, performans ve kullanım kolaylığını artırmıştır. Bu pillerde anot genellikle grafit, katot ise metal oksitlerden oluşmakta, elektrolit olarak ise iyon iletken karbonat bazlı sıvılar kullanılmaktadır. Lityum iyon pillerin birçok kimyasal varyasyonu bulunmaktadır; Lityum Kobalt Oksit (LCO), Lityum Nikel Manganez Kobalt Oksit (NMC), Lityum Nikel Kobalt Alüminyum Oksit (NCA), Lityum Demir Fosfat (LFP), Lityum Titanat Oksit (LTO), Lityum Sülfür Dioksit (Li-SO2) ve Lityum Manganez Dioksit (Li-MnO2) gibi farklı tipler, enerji yoğunluğu, güvenlik, maliyet ve döngü ömrü açısından farklı özellikler sunmaktadır. Örneğin, NMC ve NCA yüksek enerji yoğunluğu ile öne çıkarken, LFP güvenlik ve dayanıklılık açısından daha avantajlıdır. LTO ise düşük sıcaklıklarda bile yüksek güvenilirlik ve uzun döngü ömrü sağlarken, Li-SO2 yüksek teorik enerji yoğunluğuna sahip olmasına rağmen henüz teknik kısıtlamalar nedeniyle yaygınlaşmamıştır. Li-MnO2 ise güvenlik ile makul ömür arasında denge sağlasa da günümüzde daha gelişmiş kimyaların gerisinde kalmıştır. Tüm bu gelişmeler, elektrikli araçların performansını ve güvenilirliğini artırmakta, gelecekte sürdürülebilir ulaşımın dönüşümünde lityum iyon pil teknolojisinin kilit bir rol üstleneceğini göstermektedir. Elektrikli araçlar ve LİP ile ilişkili yangınların sıklığı, risk unsurları, yangın davranışları ve çeşitli söndürme yöntemlerinin etkinlikleri, kapsamlı ve disiplinler arası bir çerçevede ele alınmaktadır. Küresel veriler, tam elektrikli ve hibrit araçlarda bildirilen yangın oranlarının, içten yanmalı motorlu araçlara kıyasla daha düşük seviyelerde olduğunu ortaya koysa da; bu durum, elektrikli araçların küresel araç filosundaki sınırlı pazar payından kaynaklanmakta ve mutlak risk değerlendirmelerinde yanıltıcı sonuçlar doğurabilmektedir. Araç parkının kompozisyonundaki değişim ve elektrikli araç kullanımının hızla artmasıyla birlikte, mutlak olay sayılarının yükselmesi beklenmekte; bu durum yangın riskinin özellikle kentsel alanlar, uzun mesafe taşımacılığı, lojistik operasyonlar ve toplu taşıma filolarında daha görünür hâle gelmesine neden olmaktadır. İtfaiye raporları, elektrikli araç yangınlarının söndürülmesinden günler veya haftalar sonra bile yeniden alevlenebildiğini göstermekte; ayrıca bu yangınları kontrol altına almak için gereken su miktarının, içten yanmalı araçlara kıyasla yaklaşık 40 kat daha fazla olduğu belirtilmektedir. Birleşik Krallık ve New York İtfaiyesi verileri, 2019-2024 döneminde batarya kaynaklı yangınlarda, yaralanma ve ölüm oranlarında istatistiksel olarak anlamlı artışlar yaşandığını ortaya koymakta; 2023 yılı hem yaralanma hem de ölüm sayıları açısından zirve yılı olarak öne çıkmaktadır. Açık deniz taşımacılığı, batarya üretim hatları ve geri dönüşüm tesislerinde meydana gelen olaylar, zincirleme yangın riski, toksik gaz yayılımı ve yüksek ekonomik kayıplar açısından kritik bir tehdit oluşturmaktadır. Lityum iyon piller; yüksek enerji içeriği, uzun ömrü, hızlı şarj/deşarj kapasitesi ve kompakt yapıları sayesinde taşınabilir enerji depolama teknolojilerinin temelini oluşturmaktadır. Ancak kimyasal bileşimleri gereği yüksek derecede reaktif ve yanıcı olmaları, bu pilleri yangın güvenliği açısından riskli kılmaktadır. Mekanik hasar, aşırı şarj, aşırı deşarj, imalat hataları veya harici ısı maruziyeti gibi faktörler, termal kontrol kaybı (TKK) sürecini tetikleyebilir. Bu süreçte katı elektrolit ara yüzeyi (SEI) tabakasının bozulması, ayırıcı erimesi ve iç kısa devre oluşumu zincirleme ekzotermik reaksiyonlara neden olur; sıcaklık artışı oksijen açığa çıkmasına yol açar ve pilin kendi oksijenini üretme kapasitesi, geleneksel "oksijen kesmeye dayalı" söndürme yöntemlerinin etkinliğini sınırlar. Ek olarak, hidrojen florür (HF) ve fosforil triflorür (POF3) gibi yüksek toksisiteye sahip gazların açığa çıkması, müdahale eden personel ve çevre için ek riskler oluşturur. Literatürdeki karşılaştırmalı çalışmalar, yangın söndürme ajanlarının etkinliklerinin birbirinden önemli ölçüde farklı olduğunu ortaya koymaktadır. ABC tipi kuru kimyasal tozlar, yeniden alevlenme riski taşımaları ve iletken kalıntı bırakmaları nedeniyle uygun değildir. Su sisi, TKK yayılımını geciktirme ve soğutma açısından avantajlı olsa da yüksek kapasiteli pillerde ve engelli ortamlarda sınırlı etkiye sahiptir; ayrıca bazı durumlarda toksik gaz salınımını artırabilir. Yüzey aktif madde katkıları, suyun yüzey gerilimini düşürerek söndürme performansını artırabilir. CO2, pilin kendi oksijen üretmesi nedeniyle düşük etkinlik gösterir. HFC-227ea ve C6F12O (NOVEC 1230), kapalı alanlarda erken uygulandığında etkili olabilir; ancak toksik gaz salınımını artırma riski taşır. Sıvı azot, yüksek soğutma kapasitesi sayesinde TKK'yi geciktirebilir veya önleyebilir; ancak depolama ve lojistik zorluklar uygulamayı sınırlar. Aerosol söndürücüler başlangıçta soğutma sağlasa da yeniden alevlenme problemini ortadan kaldıramaz ve korozif kalıntılar bırakabilir. Genel olarak, LİP yangınlarının karmaşık yanma mekanizmaları, yüksek yeniden alevlenme riski, toksik gaz salınımı ve operasyonel zorluklar, mevcut yangın söndürme tekniklerinin çoğunun tek başına yeterli olmadığını ortaya koymaktadır. Etkin müdahale için söndürücü seçiminin; araç türü, batarya kimyası, yangın senaryosu, çevresel koşullar ve operasyonel kısıtlar dikkate alınarak yapılması; aktif (soğutma sistemleri, yangın algılama, hızlı izolasyon) ve pasif (batarya muhafaza tasarımı, yangına dayanıklı malzemeler) güvenlik önlemlerinin entegre edilmesi gerekmektedir. Ayrıca, mevzuatın güncellenmesi, standart test protokollerinin oluşturulması, uluslararası iş birliği mekanizmalarının güçlendirilmesi ve sürekli eğitim programlarının yaygınlaştırılması, LİP yangın riskinin yönetilmesinde kritik öneme sahiptir. Bu çalışmada, elektrikli araçlarda kullanılan 18650 tip Lityum Nikel Manganez Kobalt Oksit (NMC) lityum iyon pillerde meydana gelen yangın olaylarını incelemekte ve farklı yangın söndürücü ajanların kontrollü koşullar altında etkinliğini değerlendirmektedir. Lityum bazlı pil bileşenlerinde yer alan malzemelerin yanma özellikleri, bu tür yangınların söndürülmesini güçleştirmektedir. 18650 tip NMC pillerin yanma davranışları, özel olarak tasarlanmış güvenlik düzenekleri içerisinde aşırı ısınma yöntemiyle kontrollü şekilde tutuşturularak analiz edilmiştir. Test edilen yangın söndürücü ajanlar; Su, BIOVERSAL, NOVEC 1230 ve YVSS (yüksek viskoziteli sıvı madde) olarak belirlenmiş, deneyler iki aşamada yürütülmüştür. İlk aşamada tek pil hücresinin serbest yanma testi gerçekleştirilmiş, ikinci aşamada ise ısı kaynağının kesildiği ve sürekli ısı uygulandığı koşullar altında söndürme müdahaleleri yapılmıştır. Performans değerlendirmesinde yanma ve patlama sıcaklıkları, tutuşma gecikmesi ve ortam gaz bileşimindeki değişimler (O2, CO, CO2) dikkate alınmıştır. Isı kesme koşullarında BIOVERSAL yaklaşık 247,6 °C ile en yüksek termal direnci gösterirken, Su yaklaşık 82 saniyelik tutuşma gecikmesi ile öne çıkmıştır. Sürekli ısı uygulama koşullarında ise YVSS yaklaşık 247 °C ile en yüksek patlama sıcaklığına ve yaklaşık 75 saniyelik tutuşma gecikmesine ulaşarak en başarılı ajan olmuştur. Buna karşılık NOVEC 1230 en düşük bastırma verimliliğini sergilemiştir. Elde edilen bulgular, BIOVERSAL'ın ısı kesme koşullarında, YVSS'nin ise sürekli ısı maruziyetinde en verimli yangın söndürücü ajanlar olduğunu ortaya koymakta ve lityum iyon pil yangınlarının kontrol altına alınmasında söndürücü seçiminin uygulama senaryosuna bağlı olarak kritik öneme sahip olduğunu göstermektedir.

Elektrokimyasal pillerYangın güvenliği
Onur Mammacıoğlu
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Science
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Uçucu yanıcı gazların birikme davranışının hesaplamalı akışkanlar dinamiği simülasyonu yöntemiyle incelenmesi

Hayatımızın her alanında kullandığımız gazların birçok tehlikesi bulunmaktadır. Gazlar özelliklerine göre zehirleyici, yanıcı/patlayıcı ve boğucu etkileri bulunmaktadır. Kullanım alanları oldukça geniş olup başlıca Dolum ve Dağıtım Tesisleri, Doğalgaz Santralleri, Petrol Rafinerileri, Trafo Merkezleri ve İmalathaneleri, Akaryakıt İstasyonları kimyasal sanayi gibi en çok endüstride kullanılır. Günlük yaşam alanlarımızda doğalgaz, tüp gaz olarak mutfak ve salonlarımıza kadar girmiş durumdadır. Bu gazların tehlikelerinden korunmak için farklı yöntemler kullanılır. En yaygın olanı gaz kaça durumlarında erken uyarı sistemleridir. Bu kullanılan yöntemlerin etkinliği muhtemel tehlikeye neden olacak gazın davranışını bilmekten geçer. Yanlış alınan önlemler etkisiz kalacak olup sonuç vermeyip tehlikeli durum yaratabilir. Bundan dolayı risk yaratacak gazın nerde nasıl birikeceği nasıl davranacağı bilinmelidir. Bu davranış özellikleri yanı sıra gazın bulunduğu fiziksel ortamda önem arz etmektedir. Bu çalışmada patlayıcı gaz özelinde incelenmiştir. Patlayıcı gazlar, havadan ağır ve havadan hafif olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Bu nedenle gazın türüne ve yoğunluğuna göre kapalı bir mekandaki gazın dağılımı da farklılık göstermektedir. Gaz kaçaklarının tespitinde, gazın türüne göre çeşitli gaz dedektörleri kullanılır. Gaz tespitinde kullanılan sistemler için en önemli nokta gaz dedektörlerinin konumlarıdır. Doğru konumlandırılan dedektörler yardımı ile gaz kaçakları ölçülerek erken önlem alınılabilir. Gaz dedektörün konumu gazın türüne, yoğunluğuna ve mekânın fiziksel yapısına göre değişiklik gösterip algılanmak istenilen gazın türüne bağlıdır. Gaz kaçaklarının erken tespiti maddimanevi zararları en aza indirmekte ve ölümlü kaza risklerini azaltmaktadır. Bu çalışmada uçucu-yanıcı gazların birikme davranışı hesaplamalı akışkanlar dinamiği simülasyonu yöntemi kullanılarak Metan gazı örnek için izlenmiştir. Kapalı bir kabin içerisinde farklı yüksekliklerde tavana yakın 8 okuma noktası tanımlanıp bu okuma noktaları yaklaşık 10cm aralıklarla yerleştirilmiştir. Kapalı alan oda, okuma noktaları ise gaz dedektörleri olarak tanımlanmıştır. Odanın alt bölgesinden ortama Metan gazı verilerek modelleme yapılmıştır. Oluşturulan kabin ve gaz dedektörleri 3-boyutlu Solidworks programı kullanarak hazırlanmıştır. FDS yazılımı ile bilgisayar ortamında senaryo oluşturulmuş ve modelleme için PyroSim programı kullanılmıştır. Elde edilen veriler Smokeview programı ile çözümlenmiştir. Bu çalışmadan elde edilen bulgular, tavana en yakın gaz dedektörünün metan gazinin en erken tespit ettiğini göstermiştir.

Fırat Celep
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Havadan hafif patlayıcı gazların kapalı ortamlarda birikme davranışının deneysel olarak incelenmesi

Gaz maddenin dört temel halinden biridir. Gazların yoğunluğu az, akışkanlığı son derece fazladır. Madde gaz galindeyken belirli bir şekli yoktur fakat hacmi vardır. Katı ve sıvıların aksine Gaz'ı oluşturan moleküller her yönde hareket edebilir, bulundukları kabın hacmini alırlar. Her oranda birbirleriyle karışabilen gazların oluşturdukları karışımlar homojendir. Hacimleri dolayısıyla yoğunlukları basınç ve sıcaklığa tabidir. Sanayi devriminin başladığı 1750 yılından itibaren gazlar endüstriyel üretim süreçlerinin girdisi, yarı mamulü veya çıktısı olmuşlardır. Üretim süreçlerinin herhangi bir anında kullanılan veya ortaya çıkan gazların sürekli kontrol altında tutulması gereklidir. İstenmeyen bir salınım veya kaza halinde ortaya çıkacak gazlar çalışanların ve tesislerin güvenliği açısından oldukça büyük risk teşkil etmektedir. Gazlar oluşturdukları risk gruplarına göre yanıcı/parlayıcı, zehirleyici veya durağan gazlar olarak adlandırılırlar. Yanıcı/parlayıcı gazların ortama salınması ve oluşan konsantrasyonun Alt Patlama Sınırını (LEL) geçmesi halinde çok büyük yıkımlar gerçekleşmektedir. Dünyadaki en büyük endüstriyel kazalar zehirleyici gazların ortama salınması sonucu oluşmuştur. İtalya'da Seveso ve Hindistan'da Bhopal kazaları bunlara örnek olarak gösterilebilir. Durağan gazlar zehirleyici veya patlayıcı olmamasına rağmen ortamdaki Oksijen miktarını azalttıkları için ani boğulmalara neden olabilmektedir. Tesislerdeki gaz dedektörlerinin yerleşimine rehberlik etmesi amacıyla TS EN 60079-10-1 ve TS EN 60079-29-2 standartları kullanılmaktadır. Yerleşim sırasında dikkat edilmesi gereken çok fazla kriter olmasına rağmen özellikle algılanacak gazın molekül ağırlığına, bölge sınıflandırmasına, gaz gruplarına, koruma metotlarına, ortam havalandırmasına ve sıcaklığına dikkat edilmelidir. Gaz algılama sistemlerinin seçimi ve yerleşimi kriterleri izlenirken en önemli konulardan biri gaz dedektörünün kaçan gazı en kısa zamanda algılayabilmesidir. Algılamanın en kısa zamanda gerçekleşmesi için gaz dedektörünün uygun yükseklikte konumlandırılması gereklidir. Havanın moleküler kütlesinden (28,97 g/mol) daha fazla ağırlığa sahip olan gazlar, kapalı bir alanda yer seviyesinde ve daha az moleküler ağırlığa sahip gazlar tavan seviyesinde birikme eğilimine sahiptirler. Genel kabul olarak havanın moleküler kütlesinden daha ağır gazların algılanması için gaz dedektörleri taban seviyesinden 20-30 cm yüksekliğine yerleştirilirler. Moleküler kütlesi havadan hafif gazların algılanması için ise tavan seviyesinin 20-30 cm aşağısında bir yerleşim yapılmaktadır. 4 Hidrojen ve 1 Karbon molekülünden oluşan Metan gazı 16 g/mol ağırlığı ile havadan hafif patlayıcı bir gazdır. Genel kabullere göre ortamda salınan Metan gazının algılanması için gaz dedektörünün tavan seviyesinden 20-30 cm daha aşağıya yerleştirilmesi beklenmektedir. Bu tez çalışması ile havadan hafif patlayıcı gazların kaçak durumunda nasıl bir birikme davranışı sergileyecekleri metan gazı özelinde incelenmiştir. İncelemenin yapılması için özel bir kabin tasarlanmış ve içerisine farklı yüksekliklerde endüstriyel Metan gaz dedektörleri yerleştirilmiştir. %30 LEL ve %50 LEL konsantrasyonundaki gazlar ve farklı akış hızlarıyla gaz kaçağı modellenmiş ve sonuçlar kayıt altına alınmıştır. Sonuçlar incelendiğinde kabinin farklı yüksekliklerinde bulunan bütün gaz dedektörleri düzenli artan birikmeyi ortaya koymuştur. Birikme kabininin her noktasında olmakla birlikte her iki gaz konsantrasyonunda da tavan yüksekliği 150 cm olan kabinde 122 cm seviyesinde en yoğun gaz birikmesi oluşmuştur. Havadan hafif bir gazın birikmesinin yukarıdan aşağıya doğru azalması beklenirken deney sonuçları bu beklentinin doğru olmadığını, daha düşük yüksekliklerde göreceli daha yüksek gaz konsantrasyonlarının olabileceğini göstermiştir.

Özkan Karataş
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Havacılık sektöründe kullanılan kompozit malzemelerin yangına karşı davranışlarının incelenmesi

Bu çalışmada, hava araçlarının yapısallarında kullanılan kompozit malzemelerin, olası bir yangına karşı malzeme özelliklerindeki değişimi incelenmiştir. Havacılık malzemesi olan kompozitin, kontrolsüz yanma deneyi sonucundaki mekanik karakteristiği oluşturulmuştur. Üç aşamadan oluşan bu tez çalışması, sırasıyla; "kompozit numunelerin üretimi", "yangın deneyi" ve "mekanik davranışların incelenmesi" operasyonlarını içerir. Farklı kalınlıklardaki "kompozit numunelerin üretimi", prepreg UD E-glass fiber (elektrik geçirgenliğine karşı dirençli cam elyaf) malzemeden, hand lay-up ve otoklav curing imalat yöntemleriyle oluşturulan bir step lamine plakasının frezelenerek deney standart formlarına kesilmesiyle gerçekleştirilmiştir. Her bir numune, belirli zaman periyotlarıyla, laminer akışlı propan alevinden oluşturulan "yangın deneyi"nde yakılmıştır. Yanmış kompozit numunelerin çekme dayanımı deneyi ile "mekanik davranışların incelenmesi" sonucunda ise, 132 adet numune datası kayıt altına alınmıştır. Araştırmalardan elde edilen bulgularda, havacılık malzemesi numunelerinden, belirli oranlarda yanmış ve tahrip olmuş olanlarının, yanmamış referans olanlara göre mekanik davranışları karşılaştırılmıştır. Zamana bağlı yanma etkisinin, malzeme özelliklerindeki gerilmeye ve dayanıma olan etkileri incelenmiş ve bunların raporları tez çalışmasının sonucu olarak gösterilmiştir.

Cam elyaf kompozitlerKendiliğinden yanmaMekanik dayanım+4
Alptuğ Topcuoğlu
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Petrol rafinelerindeki yangınların CFD ile modellenmesi

Petrol tesislerinde yangınları modellemek için çeşitli yöntemler bulunmaktadır. Katı alev modeli, tek nokta kaynak modeli ve HAD modeli. Katı alev modeli ve tek nokta kaynak modeli, petrol tanklarındaki yangınları modellemek için yaygın olarak kullanılan iki yöntemdir. Katı alev modeli, tank içindeki yangının, iyi tanımlanmış şekli ve boyutu olan katı bir alev olduğu varsayımına dayanmaktadır. Bu model, yangını katı bir nesne olarak ele alır ve alev yüksekliği, şekli ve sıcaklık dağılımı gibi faktörleri dikkate alır. Tek nokta kaynak modeli ise, yangının ısı ve yanma ürünleri salan tek nokta kaynakla temsil edilebileceğini varsayar. Bu model, yalnızca ısı yayma oranını ve ışınımsal ısı akısı dağılımını dikkate alarak yangın davranışını basitleştirir. Hem katı alev modeli hem de tek nokta kaynak modelinin güçlü yanları ve sınırlamaları vardır. Modelleme yönteminin seçimi, çalışmanın özel amaçlarına, mevcut verilere ve istenen doğruluk düzeyine bağlıdır. Güvenilirliğini ve uygulanabilirliğini sağlamak için seçilen modeli deneysel verilere veya gerçek hayattaki yangın olaylarına karşı doğrulamak önemlidir. Petrol depolama tankları için HAD'de (Hesaplamalı Akışkanlar Dinamiği) bir yangını modellemek, yangın güvenliğini değerlendirmede ve etkili yangından korunma önlemleri tasarlamada önemli bir araçtır. Bu çalışma, petrol depolama tanklarındaki yangınların davranışını anlamak ve çevredeki ortam üzerindeki termal etkileri tahmin etmek için HAD simülasyonlarını kullanmaya odaklanmaktadır. Araştırma, depolama tanklarının geometrisini ve fiziksel özelliklerini doğru bir şekilde temsil eden kapsamlı bir HAD modeli oluşturarak başlar. Model, tank boyutları, malzeme özellikleri, yakıt özellikleri ve atmosferik koşullar gibi faktörleri içerir. Yangın kaynağı, yakıt-hava karışımı, tutuşma ve alev yayılımı dikkate alınarak uygun yanma modelleri kullanılarak simüle edilir. HAD simülasyonları aracılığıyla, alev şekli, sıcaklık dağılımı, ısı akısı ve duman üretimi dahil olmak üzere yangın davranışının çeşitli yönleri araştırılabilir. Simülasyon sonuçları, kütle yanma oranı için iki farklı değerle değerlendirildi. SFPA referans değeri olan 0.055 kg.m-2s-1 ile karşılaştırıldığında, 1.5, 3 ve 4 metre çapına sahip tanklar için sırasıyla 1.3, 1.28 ve 0.6 kW/m2 radiant ısı akısı elde edildi. Bu koşullar altında yayma gücü, sırasıyla 50.03, 67.95 ve 81.67 kW/m2 olarak hesaplandı. Aynı simülasyonlar, daha yüksek bir kütle yanma oranı olan 0.083 kg.m-2s-1 değeri ile de değerlendirildi. Sonuçlar, 1.5, 3 ve 4 metre çapına sahip tanklar için sırasıyla 1.84, 1.72 ve 0.7 kW/m2 radiant ısı akısı elde edildiğini gösterdi. Bu koşullar altında yayma gücü, sırasıyla 56.37, 73.8 ve 84.12 kW/m2 olarak hesaplandı. Simülasyonlardan elde edilen sonuçlar, petrol depolama tanklarındaki yangınlarla ilgili potansiyel tehlikeler ve riskler hakkında değerli bilgiler sağlar. Bu bilgi, yeterli xx havalandırma, yangın söndürme sistemleri ve acil durum müdahale planları gibi yangın önleme ve azaltma stratejilerinin tasarımına rehberlik edebilir. Ek olarak, HAD simülasyonları, değişen yangın boyutları, tank konfigürasyonları ve yangın söndürme stratejileri gibi farklı senaryoların değerlendirilmesine olanak tanır. Sonuçları karşılaştırarak ve analiz ederek, petrol depolama tesislerinin güvenliğini artırmak için en uygun tasarım seçimleri yapılabilir. HAD modelinin doğruluğu ve güvenilirliği, simülasyon sonuçlarının mevcut deneysel veriler ve gerçek hayattaki yangın olayları ile karşılaştırılmasıyla doğrulanır. Herhangi bir tutarsızlık dikkatli bir şekilde analiz edilir ve yangın davranışını tahmin etmedeki doğruluğunu sağlamak için modelde iyileştirmeler yapılır. Sonuç olarak, benzin depolama tankları için HAD'de bir yangının modellenmesi, yangın güvenliği analizi ve tasarım optimizasyonu için güçlü bir araç sağlar. Yangın davranışını doğru bir şekilde simüle ederek, potansiyel riskler belirlenebilir ve petrol depolama tesislerinde yangınların etkisini en aza indirmek için etkili yangından korunma önlemleri uygulanabilir.

Ahmet Abdullah
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
11
Master'sOpen AccessTR

Orman yangınlarında helikopter bambi (Su kovası) operasyonlarında yangın baskılama ve geciktirme için kullanılan mayilerin etkilerinin incelenmesi

Orman yangınları; sıcaklığın mevsim normallerinin üzerine çıkmasıyla, doğal sebeplerle ya da kötü amaçlı kişilerce bilinçli şekilde meydana gelebilen olaylardır. Orman yangınları kuraklık, yüksek sıcaklıklar, rüzgâr ve insan faktörlerinin birleşmesiyle oluşur. Bu yangınlar, flora ve fauna kaybına, ekosistemlerin zarar görmesine, ekonomik kayıplara ve insanların hayatlarını tehdit eden durumlara sebep olabilir. Dahası orman yangınları sebebiyle hem ağaçlar hem de ormanda yaşayan bin bir türlü canlı yok olmaktadır. Dünya genelinde orman yangınları, iklim değişikliği, kuraklık, insan etkinlikleri ve yangın yönetimi eksiklikleri gibi birçok faktörden etkilenmektedir. Özellikle Avustralya, Amerika Birleşik Devletleri, Brezilya, İspanya ve Portekiz gibi ülkelerde orman yangınlarının sıklığı ve şiddeti artmaktadır. Bu yangınlar, geniş alanlara yayılarak doğal yaşamı ve ekosistemleri ciddi şekilde etkilemektedir. Orman yangınları, dünya genelinde doğal afetler arasında en ciddi tehditlerden biri olarak kabul edilir. Son yıllarda, çeşitli bölgelerde meydana gelen büyük orman yangınları, doğal yaşamı, ekosistemleri ve insan yerleşimlerini ciddi şekilde etkilemiştir. 2023 yılına kadar dünyada meydana gelen en büyük orman yangınlarına ilişkin; Avustralya'da 2019 ve 2020 yıllarında meydana gelen orman yangınları, dünya genelinde en dikkat çeken yangın olaylarından biridir. Bu yangınlar, Avustralya'nın çeşitli eyaletlerinde şiddetli şekilde etkili olmuş ve milyonlarca hektarlık alanın yanmasına yol açmıştır. Amerika Birleşik Devletleri, her yıl çeşitli bölgelerinde yangınlarla mücadele etmektedir. 2020 yılında, Batı Kıyısı boyunca meydana gelen şiddetli orman yangınları ülkenin birçok eyaletini etkilemiştir. Özellikle Kaliforniya, Oregon ve Washington eyaletlerindeki yangınlar büyük dikkat çekmiştir. Sibirya, geniş ormanlık alanlarıyla ünlüdür ve sık sık orman yangınlarına maruz kalmaktadır. 2019 ve 2020 yıllarında, Sibirya'da meydana gelen yangınlar, bölgenin tarihindeki en büyük yangın olaylarından biri olarak kaydedilmiştir. Bu yangınlar, milyonlarca hektarlık alanın yanmasına ve büyük ölçekli ekosistem tahribatına neden olmuştur. Amazon Ormanları, dünyanın en büyük tropikal yağmur ormanlarından biridir ve birçok biyolojik çeşitliliğe ev sahipliği yapar. Ancak, 2019 yılında Amazon'da meydana gelen yangınlar, bölgenin tarihindeki en büyük yangın dalgası olarak kaydedilmiştir. Türkiye, özellikle yaz aylarında sıcak ve kuru iklim koşullarına sahip olduğundan, orman yangınlarının sıkça yaşandığı bir ülkedir. Son yıllarda, özellikle Ege, Akdeniz ve Güneydoğu Anadolu bölgelerindeki orman yangınları artmıştır. Bu yangınlar, çoğunlukla insan etkinlikleri, dikkatsizlik, tarım faaliyetleri ve yangın önleme eksiklikleri gibi nedenlerden kaynaklanmaktadır. Orman yangınları, çevresel, ekonomik ve sosyal açıdan birçok zarara neden olur. Bunlar arasında; Doğal yaşamın tahribi: Orman yangınları, bitki örtüsünün ve habitatların yok olmasına, hayvanların yaşam alanlarının kaybolmasına ve biyoçeşitliliğin azalmasına neden olur. Ekonomik kayıplar: Yangınlar, tarım arazilerinin, ormanların ve tarım ürünlerinin zarar görmesine, yerleşim birimlerinin zarar görmesine ve turizm sektöründe kayıplara yol açar. İnsan kayıpları ve sağlık sorunları: Yangınlar, insanların yaşamını ve sağlığını tehdit eder, hava kirliliğine ve solunum yolu hastalıklarına neden olabilir. Toplumsal etkiler: Yangınlar, yerinden edilmiş insanlar, psikolojik etkiler, sosyal huzursuzluklar ve göç hareketleri gibi toplumsal sorunlara yol açabilir. Türkiye, çeşitli iklim ve coğrafi özelliklere sahip bir ülke olarak orman yangınlarıyla sık sık karşı karşıya kalmaktadır. Son yıllarda, Türkiye'de meydana gelen orman yangınları, doğal yaşamı, ekosistemleri ve insan yerleşimlerini ciddi şekilde etkilemiştir. Yanan bölgelere baktığımızda; Antalya'nın Manavgat ilçesinde 2020 yılında çıkan orman yangını,. Muğla'nın Marmaris ilçesinde 2021 yılında başlayan orman yangını, Aydın'ın Karpuzlu ilçesinde 2022 yılında çıkan orman yangını, Muğla'nın Milas ilçesinde 2023 yılında çıkan orman yangını, Türkiye'nin en büyük yangınları olarak kaydedilmiştir. Yangın, sıcak hava ve rüzgarın etkisiyle hızla yayılarak binlerce hektarlık ormanlık alanı etkisi altına almıştır. Yangında, birçok ev ve iş yeri zarar görmüş, hayvanların yaşam alanları yok olmuş ve binlerce kişi evlerini terk etmek zorunda kalmıştır. Dünya genelinde yaşanan büyük orman yangınları, doğal yaşamı, ekolojiyi ve insan yaşamını ciddi şekilde etkilemektedir. Bu yangınlar, iklim değişikliği, kuraklık, dikkatsizlik, tarım faaliyetleri ve yangın yönetimi eksiklikleri gibi birçok faktörden etkilenmektedir. Orman yangınlarında erken, hızlı ve etkili müdahale ile yangınların yayılmasını önlemek ve söndürmek ana hedeftir. Karadan söndürmenin yanında havadan acil müdahaleler önem arz etmektedir. Orman yangınlarının kontrol altına alınması ve söndürülmesi için birçok yöntem ve araç kullanılmaktadır. Günlük hayatta yolcu veya yük uçağı, helikopteri olarak kullanılan bir hava aracı pratik bir dönüşümle yangınla mücadele konseptine çevrilebilir. Bu şekilde azalan maliyetler ve artan aidiyet duygusuyla, yangınla mücadele azminin bir üst seviyeye çıkarılabilir olduğu düşünülmektedir. Ülkeler, kendi imkânları nispetinde, gerek yangın filoları gerekse, Devlet Hava Araçları (DHA) ile yangın seferberliği başlatabilir. Orman yangınının; henüz başlamadan tespit edebilme, ortaya çıktığında ani müdahale ve sonrasında yeniden yeşertme süreçleri, orman hayatı için elzem hususlardır. Bu mihmalde çalışma yapan hava destek unsurları, olarak uçaklar ve helikopterlerle havadan söndürme çalışmaları yapılmaktadır. Yangın helikopterleri, yangınla mücadele ekiplerine yangın söndürme operasyonlarında keşif, gözetleme, yük - yolcu taşıma ve söndürme çalışmasıyla destek sağlar. Helikopter vasıtasıyla en uygun yerden ve yükseklikten, yanan bölgeye su/geciktirici, bırakmak şeklinde olan bu yöntemde gerekli olan su, en yakın göl/deniz vb. su kaynağından temin edilmektedir. Bu operasyonlar, yangınla mücadele ekiplerine zor ulaşılabilir bölgelere sutaşıma ve yangınları kontrol altına alma yeteneği sağlar. Gövde altına sabitlenen tanklar (Helitak), su alma hortumu ucuna bağlı birkaç metrelik bir su emiş pompası ile doldurulurlar. Gövde altı yük taşıma kancasına bağlanan halat vasıtasıyla Helikopter Su Kovaları(HSK) ile yapılacak havadan yangın söndürme operasyonları, yangının yayılmasını kontrol altına almak ve yangın alanındaki ekiplere destek olmak için hayati öneme sahip havadan söndürme cihazlarıdır. Orman yangınlarını havadan söndürmede kullanılan yaygın yöntemlerden biri "Bambi" (Helikopter Su Kovası) ile müdahaledir. Helikopter Su Kovaları(HSK), yangın geciktirici maddeler veya diğer yangın söndürme ekipmanlarıyla donatılmış olabilirler. Helikopter kaldırma yeteneği nispetinde, farklı görünüm ve ölçülerde, HSK'lar bulunmaktadır. Yaygın kullanılan HSK'larıyla birlikte, HSK operasyon aşamasındaki kronik arızalar ve arızaların getireceği olumsuzluklarda değerlendirilmelidir. Başlı başına disiplinler süreçler olan havacılık ve yangın konuları, havadan yangın söndürme noktasında ciddiye alınması gereken disiplinler üstü bir kavram olarak düşünülmelidir. HSK operasyonlarında yapılan sorti sayılarından ziyade etkin söndürme yapmak gerekir. Bu sebeple suyun tesirini artıracak katkılar kullanılır. Bu katkılar, yangın geciktiriciler olarak adlandırılır ve yangınların kontrol altına alınması, söndürülmesi tekrar etmemesi aşamaları için kullanılan kimyasal maddelerdir. Köpükler, tozlar veya sıvılar şeklinde olabilirler ve yangının yayılmasını kontrol altına alabilirler. Orman yangınları söndürme kapsamında etkili birçok ürün olduğu bilinmesine karşın, yangın sonrasında yeniden yeşerme, tabiatın kendini yenilemesi hususları da önem arz eden durumlardır. Kullanılan ürünlerin doğa dostu ürünler olmasının, orman ve dolayısıyla insan geleceğinin sürdürülebilirliği ve akıbeti bakımından önemli olduğu hatırlanmalıdır. Orman yangınlarında daha hızlı ve etkili söndürmeyi sağlayabilmek için yola çıkılan bu tez çalışmasında, Bambi HSK'nda kullanılan suya göre buharlaşma noktası ve ısı sığası daha yüksek bir karışımla müdahale etmek amaçlanmaktadır. Tez çalışması kapsamında uygun karışımın hazırlanması, söndürme deneylerinin yapılması, suya göre söndürme etkisinin ortaya konulması hedeflenmektedir. Çalışmada TS 862-7 EN 3-7 + A1 standardına uygun prosedürle deneyler gerçekleştirilecek olup su ve mayii karışımı ile söndürme sonuçlarının yanı sıra yangın geciktiriciliği hususları da karşılaştırılacaktır. Deneylerde kullanılacak sarıçam odunları, standartlara uygun şekilde hazırlanmıştır. Sarıçam numuneleri belirli boyutlara sahip olmalı ve standartlarda belirtilen özellikleri sağlamalıdır. Söndürme testleri 5x5x50cm bir tabakada 5 adet olacak şekilde sarıçam bloklarıyla TS 862-7 5/A testi gereğince kullanılır. Yanmazlık testlerinde 2,5x2,5x15 cm sarıçam blokları, geciktirici mayi ile empreye edilmek suretiyle yakılmış ve neticeler karşılaştırılmıştır. Deneyler, kontrollü bir ortamda gerçekleştirilir. Çalışma orman yangını kapsamında olduğundan açık havada kontrollü bir deney icra edilmiştir. Yangın parametreleri, yanma, sönme, soğutma aşamaları, standartlara uygun olarak kontrol edilir. Sarıçam odununun yangın davranışı gözlemlenerek, yangın yayılımı, alevlerin durumu, duman ve gaz çıkışı gibi çıktılar elde edilir. Bu çıktılar ışığında değerlendirmeler yapılabilecektir. Yangın deneyi tamamlandıktan sonra, numunelerin yanma süresi, yanmamış kısımları ve diğer özellikleri değerlendirilir. Bu değerlendirmeler, sarıçam bloğunun yangın direnci hakkında önemli bilgiler içermektedir. Sonuçlar, standartlara uygun şekilde raporlanır ki bu raporlar, malzemenin yangına karşı davranışı ve yangınla mücadele de belirlenecek stratejiler için kullanılabilir. Ahşap yanmazlık deneyleri, malzemelerin yangına karşı direncini belirlemek için ve söndürücülük deneyleri de en makul söndürme seçeneğine ulaşabilmek maksadıyla yapılır. Bu deneyler, malzemelerin yangın sırasında nasıl davrandığını, yanma hızını ve yangınla mücadele stratejilerini belirlemeye yardımcı olur. Bu sayede yangın daha çabuk söndürüleceği gibi yangının tekrar etmemesinin de sağlanması planlanmaktadır. Bu süre içerisinde soğutma çalışmaları için söndürme ekibine zaman kazandırılmış da olunabilecektir. Orman yangınları, küresel bir sorun olup ciddi zararlara yol açmaktadır. Bu nedenle, yangın önleme ve kontrol stratejilerinin geliştirilmesi, yangınla mücadele kapasitesinin artırılması, yangın riskinin azaltılması ve kamuoyunun bilinçlendirilmesi önemlidir. Ayrıca, iklim değişikliğiyle mücadele, yangın riskini azaltmak için etkili bir önlemdir. Orman yangınlarının etkilerini azaltmak için yerel, ulusal ve uluslararası düzeyde işbirliği ve koordinasyon gerekmektedir. Bu şekilde, ormanlarımızı koruyabilir ve gelecek nesillere temiz bir çevre bırakabiliriz.

HavacılıkHelikopterKöpük+7
Şaban Yılmaz
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Organize sanayi bölgelerinde (Osb) faaliyet gösteren şirketlere ilişkin yangın güvenliği algısının araştırılması

Bu çalışmanın amacı organize sanayi bölgelerinde faaliyet gösteren şirketlerin yangın güvenliği algı düzeylerini ölçmektir. Bu çerçevede Marmara Bölgesinde faaliyette olan organize sanayi bölgelerinde çalışan toplam 957personelin katılımı ile anket çalışması yapılmıştır. Elde edilen veriler SPSS (Versiyon 22,0) programına girilerek veri analizi yapılmıştır. Çalışmada analizler tanımlayıcı istatistik kullanılarak yapılmıştır. Cinsiyet haricindeki bütün değişkenlerin yapısal, teknik ve yönetimsel tedbir boyutlarının tamamında anlamlı bir etki ettiği görülmüştür. Bütün norm çalışmalarında da belirtildiği gibi bilgi ve tecrübenin yangın güvenliği bilinç seviyesi üzerinde etkili bir faktör olduğu tespit edilmiştir. Tedbirler tüm boyutları ile yangın güvenliği açısından hayati öneme sahiptir. Ancak hiçbir katılımcının tedbirlerin tamamını son derece önemlidir şeklinde işaretlememesi yangın güvenliği algısının tüm boyutları ile ele alınması gerektiğini göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Yangın, yangın güvenliği, organize sanayi bölgesi, yangın güvenliği algısı

Selçuk Kömcü
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Science
2020
10
Master'sOpen AccessTR

Kütüphane binalarında tahliye yönetimi

Tahliye, yangın güvenlik konseptlerinin bir parçasıdır. Tahliye güvenliği ve hızı yapısal, teknik ve yönetimsel yangın güvenlik tedbirlerden doğrudan etkilenmektedir. Tahliye güvenliğini ve hızını etkileyen diğer bir husus ise insan faktörüdür. Tahliye hızlarının hesaplanmasında genel olarak iki model kullanılmaktadır. Tahliye hızı makroskobik modellerde manuel olarak hesaplanırken, mikroskobik modellerde dijital olarak hesaplanmaktadır. Makroskobik modellerde insan davranışına etki eden çevresel faktörler istenilen düzeyde yansıtılamazken, mikroskobik modellerde insan faktörü tam olarak simüle edilememektedir. Bu çalışmanın amacı tahliye sürelerinin hesaplanmasında makroskobik ve mikroskobik modellerle elde edilen bulguların karşılaştırılmasıdır. Tahliye tatbikatı üniversite bünyesinde hizmet veren kütüphanede gerçekleştirilmiştir. Aynı şekilde tahliye simülasyonu da üniversite kütüphanesi için kurgulanmıştır. Normal şartlar altında gerçekleştirilen tahliye tatbikatına ve simülasyonuna 296 kişi/ajan katılmıştır. Analiz sonucunda her iki model sonuçlarının farklı olduğu görülmüştür. Ayrıca makroskobik model üzerinde çevresel faktörlerin ve mikroskobik model üzerinde insan faktörünün hesap edilemediği tespit edilmiştir.

GüvenlikGüvenlik önlemleriKütüphane binaları+6
Bülent Açıl
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Science
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Hastanelerde itfaiye müdahale planı ve tahliye

Anahtar kelimeler: İtfaiye müdahale planı, tahliye, acil durum, hastane, simülasyon Bu tez çalışmasında İstanbul itfaiyesinin yapmış olduğu farklı müdahale planları incelenmiştir. Bu müdahale planları, itfaiye birimlerinin sorumlu olduğu alan içerisinde, önem arz eden işletmelere yönelik hazırlıklı bir müdahalenin olması adına örnek bir şablon oluşturması için hazırlanmıştır. Hazırlanan müdahale planın da itfaiye biriminin ihtiyaç duyacağı bilgiler için, hedef kitle hastane olarak değerlendirilmiş ve içerik bu duruma göre kurgulanmıştır. Yapılan saha çalışmasında itfaiye birimi ile hastane yetkililerince müdahaleye engel durumlar ve eksiklikler değerlendirilerek, çözüm yolları aranmıştır. Hastanenin tahliyesi değerlendirilerek yapılan çalışmada, yaş, hareket kabiliyeti, insanların kaçış hızları, yardımcı personelin taşıma hızı ve toplu hareket sonucunda kullanıcıların sosyal davranışları gibi parametrelerden faydalanılarak tüm insanların hastaneden tahliye oldukları gerçek sürenin hesaplamaya etkisi araştırılmıştır. Acil durum tahliyesine olumsuz etki eden faktörler, kullanıcıların özellikleri ve hareket kabiliyet verileri Pathfinder simülasyon programına girilerek belirlenmiştir. Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesinin mimari projesi Pathfinder simülasyon programına aktarılarak 2019 hastane istatistik bilgileri doğrultusunda yataklı servis bölümünde bulunan 977 kullanıcının tahliyesi ve hastanenin tamamında bulunan 1948 kullanıcının tahliyesi simülasyon ile çalışılmıştır. Hastanelerde acil durumlarda asansörlerin çalışmayacağı göz bulundurularak hastanedeki taşıyıcı ekipman sayısının araştırılarak tekrar değerlendirilebilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

Onur Özkan
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Science
2021
11
Master'sOpen AccessTR

Eğitim kurumlarında yangın anında binadan tahliye edilen kullanıcıların dumandan etkilenme risklerinin araştırılması

Bu çalışmada, Kocaeli ili Darıca ilçesinde faaliyet gösteren bir özel okul bünyesinde eğitim gören öğrenciler üzerinde, meydana gelmesi muhtemel bir yangın anında ki davranışları, binanın mimari yapısına göre tahliyenin en kısa ve en sağlıklı şekilde nasıl yapılacağı, tahliye sırasında yığılmaların ve kargaşanın önlenmesi amacıyla uyulması gereken kurallar, asgari tahliye süresinin simülasyon programı yardımı ile belirlenmesi gibi konular üzerinde çalışılmıştır. Tüm bu çalışmalar gerçek zamanlı tatbikatlar ile birlikte, tahliye simülasyonu programı ve HAD(Hesaplı Akışkan Dinamiği) tabanlı yangın simülasyonu programları kullanılarak yapılmıştır. Özel okulda ilkokul ve ortaokul öğrencileri üzerinde çalışılmıştır. Yapılan gerçek zamanlı tahliye tatbikatlarında gerçekçiliğin arttırılması ve duman yayılımının da görülebilmesi için suni duman kullanılmış, öğrencilerin sergilediği yanlış davranışlar kamera kayıtları ve gözlemler ile belirlenmiş, bunların düzeltilmesi için eğitimler düzenlenmiştir. Ayrıca okulun mimari çizimi ve öğrencilerinde yürüme hızları, koşma hızları, boy uzunlukları gibi verileri tahliye simülasyonu ile yangın simülasyonu programlarına aktarılmış, tahliye ile yangın simülasyon çalışmaları yapılmıştır. Yangın simülasyonu programı ile dumanın ilerleyişi, yayılma alanı ve yayılma süresi görülmüş, tahliye simülasyonu programı ile öğrencilerin tahliye süreleri, yığılma bölgeleri ve duman yayılımından elde edilen verileri ışığında öğrencilerin dumana maruz kalma süreleri ile öğrenci bazında Karbon monoksit, karbon dioksit ve azalan Oksijen değerine bağlı olarak FED zehirlenme verileri elde edilmiştir. Bu çalışma ile simülasyon programlarından elde edilen verilerin, gerçek zamanlı tatbikatlar ile elde edilen veriler ile karşılaştırılması sağlanmış ve simülasyon programlarının doğruluk yüzdesine ulaşılmıştır. Bu sayede akla gelecek tüm senaryolarda gerçek zamanlı tatbikat yapılamayacağı için simülasyon çalışmaları ile denenmesi mümkün olabilmektedir.

Fatih Denizli
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Science
2021
00

Other supervisors