Theses supervised by Doç. Dr. Harun Kırılmaz
13 theses · Sakarya University
Hasta deneyiminin değerlendirilmesi: Türkiye ve Kazakistan karşılaştırması
Deneyim, sağlık hizmetleri kullanımında öne çıkan kavramlardan biridir. Tüketim kavramıyla yakından ilişkili olan deneyimin, sağlık hizmetlerinde kalite ve memnuniyet ile yakından ilişkisi vardır. Hasta deneyimi, hastaların sağlık hizmeti almak için sağlık kuruluşuna başvurmadan başlayan sağlık planlarını, sağlık profesyonellerinin uygulamalarını ve sağlık kuruluşunun sunduğu hizmetleri içeren sağlık sistemi ile etkileşimini kapsamaktadır. Hasta deneyimi sağlık kuruluşunun hizmet kalitesini ve performansını değerlendirmenin yanı sıra, hasta memnuniyetinin değerlendirilmesini de dikkate alan bir süreçtir. Günümüzde sağlık kuruluşlarının performans ve kalite algıları, tek başına ideal sağlık bakımının sağlanmasını incelemenin ötesine geçmeye ve hasta deneyimini önemli bir gösterge olarak görmeye ve benimsemeye başlamıştır. Bu doğrultuda, hasta deneyiminin sağlık hizmetlerinde önemli bir konu olduğu düşünülmektedir. Diğer taraftan yabancı ülkelerde tedavi gören hastaların kültürel farklılıklarla karşılaşmaları beklenmektedir. Bu farklılıkların olumsuz algılanması durumunda, hasta memnuniyetsizliğine, tedavi uyumsuzluğuna ve olumsuz sağlık sonuçlarına neden olabilmesi muhtemeldir. Nitekim yabancı hastalar tarafından algılanan sağlık hizmetlerindeki kültürel farklılığın hasta deneyimini etkileyeceği varsayılmaktadır. Bu doğrultuda çalışmanın amacı kültürel farklılıkların hasta deneyiminde değişikliğe yol açıp açmayacağının belirlenmesidir. Çalışmanın evrenini Türkiye'de sağlık hizmeti alan Kazakistan Cumhuriyeti vatandaşları ile Kazakistan'da sağlık hizmeti alan Kazakistan Cumhuriyeti vatandaşları oluşturmaktadır. Kolayda örnekleme yöntemi ile Türkiye'de sağlık hizmeti alan 300 Kazakistan Cumhuriyeti vatandaşına ve Kazakistan'da sağlık hizmeti alan 300 Kazakistan Cumhuriyeti vatandaşına ulaşılması hedeflenmektedir. Araştırmada veri toplama aracı olarak anket formu kullanılacaktır. Anket formu "Sosyo-Demografik Bilgi Formu" ile "Picker Hasta Deneyimi Ölçeği" esas alınarak hazırlanacaktır. Anket sonucunda elde edilecek verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiksel yöntemler ve fark analizleri kullanılacaktır. Bu çalışma ile hasta deneyiminin değerlendirilmesinin yanı sıra, Türkiye'de ve Kazakistan'da sağlık hizmeti alan hastalar arasında hasta deneyiminin farklılaşıp farklılaşmadığının tespit edilmesi ve Kazakistan'da sağlık kuruluşları ve sağlık sistemi için hasta deneyimine yönelik çıkarımlara ulaşılması hedeflenmektedir. Anahtar Kelimeler: Hasta Deneyimi, Türkiye, Kazakistan
Bireylerin sosyal sağlık düzeyinde sosyal statünün rolü: Kocaeli ili örneği
Sosyal statü, bir kimsenin toplum içindeki durumunu ifade etmektedir ve yaşamın birçok alanında etkisini göstermektedir. Bireylerin sosyal sağlık düzeyinde sosyal statünün etkisinin değerlendirilmesi; sağlık hizmetlerinin etkili, verimli ve hakkaniyete uygun bir şekilde organize edilmesini ve sunulmasını amaçlayan, toplumsal refahın artmasında etkili olan sağlık yönetimi için önem arz etmektedir. Çalışmanın nihai amacı, bireylerin sosyal sağlık düzeyleri ve sosyal statüleri arasındaki ilişkinin ve sosyal statünün sosyal sağlık düzeyine etkisinin değerlendirilmesidir. Çalışma, Kocaeli ilinde araştırmaya katılmayı kabul eden 25 yaş ve üzeri 405 birey ile gerçekleştirilmiştir. Nicel araştırma yöntemi kullanılan çalışmada veri toplama aracı olarak anket yöntemi kullanılmıştır. Anket; sosyo-demografik bilgi formu, Erkoç (2021) tarafından Türkçeye uyarlanan Sosyal Sağlık Ölçeği, Adler ve diğerleri (2000) tarafından geliştirilen MacArthur Sosyal Statü Ölçeği'nden oluşmaktadır. Elde edilen verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, güvenirlik ve geçerlilik analizleri, bağımsız örneklem t testi, tek yönlü varyans (ANOVA) analizi, korelasyon analizi ve regresyon analizi kullanılmıştır. Çalışma bulgularına göre, bireylerin öznel sosyal statü ve nesnel sosyal statüleri ortanın üzerindedir. Sosyal sağlıkları orta düzeyde olup; aile alt boyutu ortalaması en yüksek; toplum alt boyutu ortalaması en düşüktür. Bireylerin öznel sosyal statüleri ve sosyal sağlık düzeyleri arasında anlamlı, pozitif yönde ve düşük bir ilişki saptanırken; nesnel sosyal statüleri ve sosyal sağlık düzeylerinde anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Araştırmada, bireylerin öznel sosyal statülerinin sosyal sağlık düzeylerini etkilediğine ulaşılmaktadır. Bu doğrultuda hem politika yapıcıların hem de bireylerin öznel sosyal statü ve etkilerini daha iyi bir şekilde anlamlandırabilmesi için bireylerin öznel sosyal statülerini değerlendirirken göz önünde bulundurdukları unsurların incelenmesi ve sağlıkta eşitsizlikleri azaltacak, toplumsal katılımı artıracak politikaların geliştirilmesi önerilmektedir.
Duygusal zekânın hasta merkezli bakım algısına etkisi: Hasta perspektifinden bir araştırma
Son yıllarda sağlık sektöründe yaşanan değişim ile hekim merkezli yaklaşımdan hasta merkezli yaklaşıma geçilmektedir. Odağında insan olan sağlık sektöründe hastaların tanı, tedavi, klinik işlemler ve bakım sürecine dâhil edilmesi önem arz etmektedir. Hasta ve hekimin ortak karar alması sonucunda hasta memnuniyetine olumlu katkı sağlayacağı, sağlık hizmeti alımındaki maliyet ve eşitsizlikleri azaltacağı, bakım kalitesi arttırılarak sağlığın gelişimine katkı sağlanacağı öngörülmektedir. Bu faydalara duygusal zekâya sahip bireyler ile erişilebileceği düşünülmektedir. Bu çıkış noktası ile çalışmanın amacı, duygusal zekâ düzeyinin hasta merkezli bakım algısına etkisini belirlemektir. Çalışma üç ana bölümden oluşacaktır. Birinci bölümde hasta merkezli bakım kavramı ile bu kavramların tarihsel gelişimine değinilecektir. İkinci bölümde duygusal zekâ kavramı ve sessizlik kavramı açıklanacaktır. Üçüncü bölümde ise çalışmanın metodoloji kısmına yer verilecektir. Araştırma belirlenen il sınırları içerisinde bulunan 18 yaş üstü bireylerde anket uygulanarak yürütülecektir. Araştırma verileri Hasta Merkezli Bakım Ölçeği, Rotterdam Duygusal Zekâ Ölçeği ve sosyo-demografik soru formu ile toplanacaktır. Çalışmanın sonuç bölümünde ise araştırma ile ilgili sonuç ve önerilere yer verilecektir. Araştırmanın tamamlanması ile duygusal zekâ düzeyinin hasta merkezli bakım algısına etkisinin olup olmadığının ortaya konması ve katılımcıların duygusal zekâ ve hasta merkezli bakım algısı düzeylerinin belirlenmesi hedeflenmektedir.
Sağlık hizmet kalitesinin hasta memnuniyeti üzerine etkisi (Sakarya Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi örneği)
Bu araştırmanın amacı, Sakarya Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesinde poliklinik hizmetlerinden yararlanan hastaların memnuniyetinin düzeyini ölçmek ve algılanan sağlık hizmetlerinin kalitesinin hastaların memnuniyetinde ne kadar etkili olduğunu belirlemektir. Araştırmada veri toplama aracı olarak kişisel bilgi formu ve hizmet kalitesi ölçeği Zeithmal, Berry ve Parasuraman (1985) tarafından geliştirilmiş olup, orijinali 22 madde olan ölçek Babakus ve Mangold (1992) tarafından hastanelere uyarlanma sürecinde 15 madde ve beş boyuta indirgenmiştir. Ölçeğin Türkçe geçerlilik ve güvenilirliği Sevimli (2006) tarafından yapılmıştır ve Yurtsever (2013) tarafından geliştirilen hasta memnuniyeti ölçeği kullanılmıştır. Araştırmanın bulgularına göre katılımcıların hizmet kalitesi algı düzeylerinin orta düzeydedir. Katılımcıların cinsiyeti, medeni durum, gelir durum ve yaşlarına göre hizmet kalitesi algılarında anlamlı fark bulunmamaktadır. Buna karşılık katılımcıların eğitim düzeylerine göre istatiksel olarak anlamlı fark vardır. Öte yandan hizmet kalitesi ile hasta memnuniyeti arasında anlamlı, pozitif yönde ve orta düzeyde bir ilişki bulunmaktadır. Ayrıca hizmet kalitesi algısı hasta memnuniyeti düzeyini anlamlı bir şekilde etkilemektedir. Sonuç olarak sağlık kurumlarında hizmet kalitesine önem verilmesi sonucunda hasta memnuniyetinin artacağını söylemek mümkündür.
Sağlık çalışanlarının hasta güvenliği iklimi algılarına yönelik bir araştırma
Hasta güvenliği son dönemde hem ulusal hem de uluslararası literatürde üzerinde önemle durulan bir konu haline gelmiştir. Hasta güvenliğine farklı açılardan bakmak önemlidir. Günümüzün karmaşık ve değişen sağlık hizmetleri ortamlarında hasta refahını korumak için tek bir eğitim aracı veya değerlendirme aracı yeterli olmayacaktır. Hasta güvenliği ile ilgili endişeler sağlık çalışanlarının içinde yer alırken, hasta güvenliği ikliminin kabul edilmesi, ölçülmesi ve yönetilmesi nispeten yeni gelişmelerdir. Bu bağlamda bu tezde sağlık çalışanlarının hasta güvenliği iklimi algılarının ölçülmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda bir kamu hastanesinde çalışan 254 sağlık çalışanı üzerinde anket çalışması yürütülmüştür. Çalışmada Sexton ve arkadaşları (2003) tarafından geliştirilen, Budak (2008) tarafından Türkçeye uyarlanan Güvenlik İklimi anketi kullanılmıştır. Nicel verilerin analizi frekans ve fark analizleri yapılarak değerlendirilmiştir. Araştırmanın bulgularına göre, demografik değişkenlerden eğitim düzeyi ile hasta güvenliği iklimi algısı arasında anlamlı bir fark bulunmuştur. Katılımcıların hasta güvenliği iklimi algılarını değerlendirildiğinde 116 (%45,7) kişinin hasta güvenliği iklimini iyi seviyede algıladığı tespit edilmiştir. Araştırmanın sonuçlarına göre, eğitim düzeyi arttıkça hasta güvenliği iklimi algısının da arttığı görülmüştür. Araştırmanın yapıldığı kurumda sağlık çalışanlarının yaklaşık olarak yarısı olumlu bir hasta güvenliği iklimi algılamaktadır.
Sağlık çalışanlarının örgütsel adalet algıları ile etik duyarlılıkları arasındaki ilişki
Bir örgüt içerisinde hangi çıktıların adalet algılarıyla ilişkili olduğu son yıllarda sıklıkla sorgulanan bir konu haline gelmiştir. Çalışanların davranış ve tutumlarını etkilemesinden dolayı, özellikle insan hayatı gibi, hataların tolere edilemeyeceği hassas konularda faaliyette bulunan sağlık kuruluşları için bu konu çok daha önemli görülmektedir. Bununla birlikte, sıklıkla etik ikilemlerle karşılaşılan sağlık kuruluşları için önemli olan diğer bir faktör ise çalışanlarının etik duyarlılık düzeyleridir ve bu iki değişkenin birbiriyle ilişkili olabileceği düşünülmektedir. Bu kapsamda hazırlanan tez çalışmasının amacı örgütsel adalet algısı ile etik duyarlılık düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki olup olmadığının belirlenmesi ile örgütsel adaletin etik duyarlılığı etkileyip etkilemediğini ve katılımcıların sosyo-demografik özelliklerinin örgütsel adalet algıları ve etik duyarlılık düzeyleri üzerinde bir farklılık oluşturup oluşturmadığını ortaya koymaktır. Çalışmada örgütsel adalet algısını ölçmek için Niehoff ve Moorman (1993) tarafından geliştirilen Örgütsel Adalet Ölçeği; etik duyarlılık düzeyini ölçmek için Kim Lutzen (1994) tarafından geliştirilen Etik Duyarlılık Anketi ile katılımcıların sosyo-demografik özelliklerinin yer aldığı bir anket formu kullanılmıştır. Verilerin analizinde öncelikle güvenilirlik analizleri, tanımlayıcı istatistiksel yöntemler, bağımsız örneklerde t testi, tek yönlü varyans (ANOVA) analizi, korelasyon analizi ve regresyon analizi kullanılmıştır. Çalışmadan elde edilen verilere göre; katılımcıların çalıştıkları kurum, eğitim düzeyi ve kurumdaki çalışma süreleri gibi özellikleri bakımından örgütsel adalet algıları ve etik duyarlılık düzeyleri üzerinde istatistiksel açıdan anlamlı farklılıklar bulunmaktadır. Bununla birlikte, genel örgütsel adalet algıları ile etik duyarlılık düzeyleri arasında pozitif yönlü düşük düzeyde bir ilişki bulunmuştur. Ölçeklere ait alt boyutlar arasında ise en yüksek ilişkinin adil dağıtım ve oryantasyon boyutu arasında olduğu belirlenmiştir. Bu sonuçlara göre, örgütsel adalet algılarındaki artışa bağlı olarak etik duyarlılık düzeylerinde de bir artış olacağı beklenmektedir. Bu nedenle çalışanların örgütsel adalet algılarını etkileyen faktörleri göz önünde bulundurarak adil çalışma ortamları oluşturmak ve etik duyarlılığı olumlu yönde beslemek sağlık kuruluşları için son derece önemli görülmektedir.
Medikal turizm kapsamında hizmet alan hastaların sağlık hizmetine ilişkin algıları: İstanbul' daki özel hastanelerde bir araştırma
Sağlık turizmi içinde önemli bir konuma sahip olan medikal turizmin günümüzde cazip bir sektör haline gelmesi ile beraber artan rekabet ortamında ülkeler ve sağlık işletmeleri medikal turizm pazarından daha fazla pay alabilmek için yoğun araştırma ve yatırım maliyetlerine girmektedir. Bununla birlikte, hastaların aldıkları sağlık hizmetine ilişkin algılarını ölçebilmek, istek ve beklentilerini öngörmek ve bunları karşılayabilmek sağlık işletmeleri için çok daha önemli bir konu haline gelmektedir. Ayrıca, hastaya sunulan tedavi hizmetlerine yönelik oluşacak yeterlilik algısı ile hasta memnuniyetinin birbiriyle ilişkili olabileceği düşünülmektedir. Buradan hareketle çalışmanın amacını, sağlık turizmi kapsamında Türkiye'ye gelen medikal hastaların aldıkları tedavi hizmetlerine yönelik genel yeterlilik algıları ile genel memnuniyetleri arasındaki ilişkinin incelenmesi ve demografik bilgilere göre farklılaşmasının anlamlı olup olmadığının belirlenmesi oluşturmaktadır. Bu amaçla araştırmaya medikal turizm kapsamında İstanbul ili merkez ve ilçelerindeki özel sağlık işletmelerine başvuran 447 medikal hasta katılmıştır. Araştırma verilerinin toplanmasında anket yöntemi kullanılmıştır. Verilerin analizinde bağımsız örnekler t-testi, tek yönlü varyans (ANOVA) analizi ve pearson korelasyon analizi kullanılmıştır. Çalışmadan elde edilen verilere göre; medikal hastaların aldıkları tedavi hizmetlerine yönelik genel yeterlilik algıları ile aldıkları hizmetlerden genel memnuniyet düzeylerinin, cinsiyete, yaşa, eğitim durumuna, aylık toplam gelire, sigorta durumuna, uyruğa, bölgeyi tercih etme nedenine ve tedavi merkezine geliş kanalına göre anlamlı farklılıkları bulunmaktadır. Ayrıca, medikal turizm hizmetlerinden genel memnuniyet düzeyi ile bölgesel yeterlilik arasında anlamlı bir ilişki olmadığı fakat tedavi hizmetlerine yönelik genel yeterlilik algısı, konaklama tesisleri yeterliliği algısı, sağlık hizmetleri yeterliliği algısı, emniyet yeterliliği algısı ve ek hizmet yeterliliği algısı arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Bu sonuçlara göre, hastaların medikal turizm hizmetlerini yeterli buldukları oranda memnuniyetleri de artmaktadır. Bununla birlikte hastaların, memnuniyet düzeyini artıracak faktörleri göz önünde bulundurmak, bir sonra ki tedavi için tekrardan ülkemizi ve sağlık işletmesini seçmesi ve yakınlarına tavsiye etmesi açısından oldukça önemli görülmektedir. Ayrıca ülkemizin uluslararası pazarda rekabet edebilecek bir konumda olmasına katkı sağlaması, medikal turizmin gelişimi ve vizyonu için de büyük önem taşımaktadır.
Örgütsel sessizliğin informal iletişime etkisi: Bir kamu hastanesi örneği
Organizasyonlardaki bürokratik yapılanma sebebi ile artan hiyerarşik kademeler iletişimi güçleştirmektedir. Çalışanlar memnun olmadıkları durumları üst yönetime dile getirmek yerine sessiz kalmayı tercih etmektedirler. Üst yönetime karşı sessizlik gösteren çalışanların mesai arkadaşları ile memnuniyetsizliklerini paylaşma eğiliminde olmaları sebebi ile örgütsel sessizliğin informal iletişimi etkilediği düşünülmektedir. Bu çıkış noktası ile çalışmanın amacı, örgütsel sessizliğin informal iletişime etkisinin bulunup bulunmadığı ve hangi yönde olduğu konusunu belirlemeye yöneliktir. Çalışmada örgütsel sessizlik düzeyini ölçmek için Dyne (2003) tarafından geliştirilen ve Şehitoğlu (2010) tarafından Türkçe'ye uyarlanan Örgütsel Sessizlik Ölçeği; informal iletişim düzeylerini ölçmek için ise Bektaş (2014) tarafından geliştirilen İnformal İletişim Kanalları Ölçeği ile çalışanların cinsiyet, yaş, eğitim düzeyi gibi sosyo-demografik özelliklerinin yer aldığı bir anket formu kullanılmıştır. Verilerin analizinde öncelikle güvenilirlik analizleri, tanımlayıcı istatistiksel yöntemler, Mann Whitney U, Kruskal Wallis testleri, korelasyon analizi ve regresyon analizi kullanılmıştır. Çalışmadan elde edilen verilere göre; katılımcıların, genel örgütsel sessizlik ve informal iletişim düzeyleri arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki ve örgütsel sessizliğin informal iletişim üzerinde pozitif yönlü anlamlı bir etkisi bulunmuştur. İlişki ve etki boyutu düşük düzeyli olsa bile katılımcıların örgütsel sessizlik düzeyleri arttığında, informal iletişim düzeylerinde de artış olacağı beklenmektedir. Bu nedenle çalışanların örgütsel sessizlik eyleminde bulunmalarına sebep olan faktörler göz önünde bulundurularak etkili iletişimin sağlanabileği çalışma ortamları oluşturarak, informal iletişimi olumlu yönde beslemek sağlık kuruluşları için önemli görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Örgütsel Sessizlik, İnformal İletişim, Sağlık Kuruluşları
E-sağlık okuryazarlığının siberkondriye etkisinde güven iletişiminin aracı rolü
E-sağlık okuryazarlığı, bireylerde siberkondrinin ortaya çıkmasının önlenmesi ve bireylerin hekimle kurdukları ilişkide güven iletişiminin geliştirilmesi bakımından önemlidir. Bu düşünceden hareketle çalışmanın amacı, e-sağlık okuryazarlığının siberkondriye etkisinde güven iletişiminin aracı rolünü ve katılımcıların sosyo-demografik özelliklerinin siberkondri, e-sağlık okuryazarlığı ve güven iletişiminde bir farklılık oluşturup oluşturmadığını ortaya koymaktır. Çalışmanın örneklemini Eskişehir ilinin Odunpazarı merkez ilçesinde yaşayan basit tesadüfi örnekleme yöntemi ile seçilen 395 birey oluşturmaktadır. Çalışmada McElroy ve Shevlin (2014) tarafından geliştirilen ve Uzun (2016) tarafından Türkçeye uyarlanan "Siberkondri Ciddiyet Ölçeği", Norman ve Skinner (2006a) tarafından geliştirilen ve Gencer (2017) tarafından Türkçeye uyarlanan "E-Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği", Yılmaz (2005) tarafından geliştirilen "Hasta-Hekim İlişkisinde Güven İletişimi Ölçeği" ve katılımcıların sosyo-demografik özelliklerinden oluşan bir anket formu kullanılmıştır. Elde edilen verilerin geçerlilik ve güvenilirlik analizleri yapılmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiksel yöntemler, korelasyon analizi, SPSS Process Macro 4. Model regresyon analizi, bağımsız örneklerde t-testi ve tek yönlü varyans analizi kullanılmıştır. Çalışmanın bulgularına göre siberkondri ve alt boyutları, e-sağlık okuryazarlığı, güven iletişimi arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki bulunmaktadır. E-sağlık okuryazarlığının siberkondri ve alt boyutları üzerinde negatif yönlü etkisi; güven iletişiminin siberkondri ve alt boyutları üzerinde negatif yönlü etkisi bulunmaktadır. E-sağlık okuryazarlığı güven iletişimini pozitif yönde etkilemektedir. Ayrıca e-sağlık okuryazarlığının siberkondriye etkisinde güven iletişiminin aracı rolü bulunmaktadır. Katılımcıların medeni durumu e-sağlık okuryazarlığında; medeni durumu, yaşı ve eğitim durumu (zorlantı alt boyutu hariç) siberkondri ve alt boyutlarında; cinsiyeti, medeni durumu, yaşı ve eğitim durumu güven iletişiminde anlamlı farklılık oluşturmaktadır. Sonuç olarak e-sağlık okuryazarlığının ve güven iletişiminin geliştirilmesi siberkondrinin azalmasına, e-sağlık okuryazarlığının artması güven iletişiminin artmasına katkı sağlamaktadır. Bu sebeple e-sağlık okuryazarlığı becerisini güçlendirme çalışmalarının yapılması, güvenilir sağlık bilgi sayfalarının oluşturulması ve teşvik edilmesi, hekimlerin güven iletişimini kuvvetlendirme adına uygun etkileşim ortamının sağlanması ve iletişim becerilerinin geliştirilmesi için mezuniyet öncesi ve sonrası eğitim programlarının düzenlenmesi önerilmektedir. Konunun önemi açısından daha geniş bir örneklemde ve farklı araştırma yöntemlerini kullanarak siberkondri, e-sağlık okuryazarlığı ve güven iletişiminin araştırılmasında fayda vardır.
Kendi kendine ilaç kullanımı ile sağlık inanç modeli arasındaki ilişki
İnsanlığın yegane ve eski kaygılarından biri olan sağlığın korunması çeşitli faktörlerden etkilenmektedir. Bu nedenle, hekimin tanı ve tedavi sürecinde reçetesi ya da tavsiyesi olmadan ilaçların alımı olarak tanımlanan kendi kendine ilaç kullanımı, dünya çapında yaygın şekilde görülen önemli sağlık konularının başında gelmektedir. Toplumun ve bireylerin belirli bir davranışı geliştirmeye yönelik kararını ve motivasyonunu etkileyen sağlık inanç modeli, sağlığı tehdit eden durumların önlenmesine yönelik eylemlerin benimsenmesine odaklanmaktadır. Bu tez çalışmasında, bireylerin kendi kendine ilaç kullanımları ile sağlık inanç modeli ve alt boyutları arasındaki ilişki düzeyinin ölçülmesi amaçlanmaktadır. Çalışmada, ayrıca bireylerin sosyo-demografik özelliklerinin kendi kendine ilaç kullanımı ile sağlık inanç modeli üzerinde etkili olup olmadığının ortaya konulması ve katılımcıların kendi kendine ilaç kullanımına ilişkin bilgi, tutum ve davranış düzeylerinin sağlık inanç modeli çerçevesine göre değerlendirilmesi hedeflenmektedir. Araştırma Sakarya ilinde yaşayan 384 birey üzerinde gerçekleştirilmiştir. Çalışmada veri toplama aracı olarak, kendi kendine ilaç kullanımını ölçmek için Koç (2017) tarafından geliştirilen Kendi Kendine İlaç Kullanımı Anketi; Çiçek (2012) tarafından geliştirilen İlaç Kullanmaya İlişkin Sağlık İnanç Modeli Ölçeği ile katılımcıların sosyo-demografik özelliklerinin yer aldığı bir anket formu kullanılmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiksel yöntemler, bağımsız örneklerde t testi, tek yönlü varyans (ANOVA) analizi, korelasyon ve regresyon analizlerinden yararlanılmıştır. Veriler %95 güven aralığında analiz edilmiştir. Elde edilen bulgulara göre; sağlık inanç modelindeki en yüksek ortalama yarar algısı (4,27±0,737), en düşük ortalama ise önemseme (3,68±0,914) boyutlarında görülmüştür. Katılımcıların eğitim ve meslek durumları kendi kendine ilaç kullanım düzeylerinde anlamlı farklılık oluşturmuştur. Kendi kendine ilaç kullanımı ile sağlık inanç modelinin alt boyutları olan duyarlılık, önemseme/ciddiyet algısı, sağlık motivasyonu, yarar algısı ve öz-etkililik arasında istatistiksel açıdan pozitif yönlü, anlamlı ve düşük düzeyde bir ilişki söz konusudur. Engel algısı boyutunda ise anlamlı bir ilişki gözlenmemiştir. Kendi kendine ilaç kullanımı ve ilaç kullanmaya ilişkin sağlık inanç modeli arasında istatistiksel açıdan anlamlı ve düşük seviyede ilişki olduğu saptanmıştır. Ayrıca kendi kendine ilaç kullanımının sağlık inanç modeli ve alt boyutları olan duyarlılık, önemseme, sağlık motivasyonu, yarar ve öz-etkililik algıları üzerinde anlamlı etkisi bulunmaktadır. Sonuç olarak; sağlık inanç modeli bileşenlerinden duyarlılık, önemseme, sağlık motivasyonu, yarar ve öz-etkililik algılarının artması kendi kendine ilaç kullanma performansını azaltmaktadır. Bu sebeple bireylerin kendi kendine ilaç kullanmayla ilgili bilgi ve inançlarını değiştirmeye yönelik farkındalıklarını artırmayı amaçlayan, toplumun her kesimini içene alan eğitim programlarının tasarlanması ve uygulanması önerilmektedir.
Örgütsel güven ve örgütsel demokrasi ilişkisi: Sağlık çalışanlarına yönelik bir araştırma
Örgütsel güven konusu örgütsel amaçların gerçekleştirilmesi, performans, verimlilik ve örgütsel bağlılık gibi konularda önemli görülmektedir. Literatürde örgütsel güven düzeyi ve ilişkili olduğu değişkenlerle ilgili çokça çalışma yer almaktadır. Bununla birlikte örgütlerde çalışan katılımı için önemli görülen bir diğer değişken örgütsel demokrasi algılarıdır. Bu çerçevede değişkenler arasında ilişkili olabileceği düşünülmektedir. Mevcut tez çalışmasında asıl amaç örgütsel güven düzeyleri ve örgütsel demokrasi algıları arasında anlamlı bir ilişkinin olup olmadığının belirlenmesidir. Çalışmanın diğer amaçları örgütsel güven düzeylerinin örgütsel demokrasi algılarına etkisini ortaya koymak ve örgütsel güven düzeyleri ile örgütsel demokrasi algılarının sosyo-demografik özelliklere göre bir farklılık gösterip göstermediğini belirlenmesi şeklindedir. Araştırmada veri toplama aracı olarak anket formu kullanılmıştır. Örgütsel güven düzeyinin belirlenmesi için Bromiley ve Cummings (1996) tarafından geliştirilen, Türkçe çevirisi Tüzün'ün (2006) çalışmasından alınan "Örgütsel Güven Envanterinin Kısa Formu" ve örgütsel demokrasi algısının belirlenmesi için Geçkil ve Tikici (2015) tarafından geliştirilen "Örgütsel Demokrasi Ölçeği" ile sosyo-demografik özelliklerin yer aldığı anket formu kullanılmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiksel yöntemler, bağımsız örneklerde t testi, tek yönlü varyans analizi, korelasyon analizi ve regresyon analizlerinden yararlanılmıştır. Elde edilen bulgulara göre ortalamalar örgütsel güven (3,14±0,73) ve örgütsel demokrasi (2,90±0,69) için orta düzeydedir. Katılımcıların çalışma süresi örgütsel demokrasi algılarında anlamlı bir farklılık oluşturmaktadır. Ayrıca örgütsel güven düzeyi ve örgütsel demokrasi algısı arasında pozitif yönlü, yüksek düzeyde ilişki bulunmaktadır. Ölçeklerin alt boyutlarına ilişkin en yüksek düzeyde ilişki bilişsel güven ve katılım-eleştiri alt boyutları arasında; en düşük düzeyde ilişki ise duygusal güven ile hesap verebilirlik alt boyutları arasındadır. Sonuç olarak örgütsel güven düzeylerindeki artış örgütsel demokrasi algılarını da arttırmaktadır. Sağlık çalışanlarının örgütsel güven düzeylerini etkileyen faktörler dikkate alınmalı, örgütlerde güven ortamının oluşturulması ve örgütsel demokrasi algılarının olumlu yönde desteklenmesi için çeşitli eğitim ve programların tasarlanması önerilmektedir.
Sağlık kurumlarında kadın çalışanların cam tavan algı düzeylerinin işten ayrılma niyetine etkisinde iş stresinin aracı rolü
Bu çalışmada, sağlık sektöründe kadın çalışanların cam tavan algı düzeylerinin işten ayrılma niyetine etkisinde iş stresinin aracı rolü incelenmiştir. Bu amaçla çalışmada Sarıoğlu (2018) tarafından Smith ve arkadaşlarının (2012) geliştirdiği "Kariyer Yolları Ölçeği" uyarlanarak hazırlanan "Cam Tavan Sendromu Ölçeği", çalışanların işten ayrılma niyetlerinin belirlenmesinde Grandey'in (1999) "İşten Ayrılma Niyeti Ölçeği", House ve Rizzo (1972) tarafından geliştirilen ve Efeoğlu (2006) tarafından Türkçe uyarlaması yapılan "İş Stresi Ölçeği" kullanılmıştır. Çalışmada yöntem kısmında değişkenler arası ilişkiyi ölçmek için Pearson Korelasyon analizi, etkiyi ölçmek için Basit Doğrusal Regresyon analizi ve aracı rolü ölçmek için Process Macro Regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre, cam tavan sendromu ve iş stresinin işten ayrılma niyeti arasında cpozitif yönlü olumlu ilişki; cam tavan sendromu ile iş stresi arasında ise pozitif yönlü olumlu ilişki bulunmuştur. Yapılan basit doğrusal regresyon analizi sonuçlarına göre ise, cam tavan sendromu ve iş stresi işten ayrılma niyetini; cam tavan sendromu ise iş stresini pozitif yönde anlamlı şekilde etkilemektedir. Aracı rolü analizine göre ise, cam tavan sendromunun işten ayrılma niyetini etkilediğini, iş stresi faktörü ile birlikte bu etkinin daha da arttığı bulunmuştur. Tüm olumsuz etkenler ve tetikleyici unsurlar göz önüne alındığında kadınlar, kariyer yollarını ilerlerken ve üst düzey pozisyonlara yükselmeye çalışırken cam tavan engelleri ile karşılaşabilmektedir. Sonuç olarak, aşılamayan engeller ile birlikte kadınlar işten ayrılma veya işi bırakma düşüncesine kapılabilir. Bununla birlikte sağlık sektörünün hali hazırda yüklediği iş stresi tüm bu engellerin üzerine eklenebilir ve işten ayrılma niyetini dolaylı şekilde etkileyebilmektedir.
İş yükünün iş stresine etkisinde yöneticiye güvenin aracı rolü: Sakarya 112 Acil Sağlık Hizmetleri örneği
Çalışanın görev gerekliliklerini yerine getirmek için göre talebi olarak tanımlanan iş yükü; sağlık hizmeti sunumunda gerçekleştirilen görevlere, görevleri tamamlamak için gereken toplam süreye ve hastaların bakım gereksinimlerine bağlıdır. Diğer taraftan, hem çalışan ve hem de kuruluş için önemli bir sorun olan iş stresi; sıkıntı, tükenmişlik ve psikosomatik hastalıklara yol açabilmekte ve çalışanların yaşam kalitesini ve sağlık hizmeti sunumunu olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Yöneticiye güven ise insan ilişkilerinin en önemli konularından biridir ve sağlık çalışanının yöneticisine güveninin niteliği, sağlık çalışanının davranışını ve performansını etkilemektedir. Bu çerçevede çalışmanın amacı sağlık hizmetlerinde iş yükü, iş stresi ve yöneticiye güven arasındaki ilişki ve etkinin araştırılmasıdır. Çalışmanın evrenini Sakarya 112 Acil Sağlık Hizmeti çalışanları oluşturmaktadır. Çalışmada nicel araştırma yöntem kullanılmıştır. Veri toplama aracı olarak anket yöntemi tercih edilmiştir. Veri toplama aracı olarak "Bireysel İş Yükü Algı Ölçeği", "Genel İş Stresi Ölçeği", "Örgütsel Güven Ölçeği" ve sosyo-demografik özellikleri içeren anket formu kullanılmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiksel yöntemler, korelasyon analizi ve SPSS Process Macro 4. Model regresyon analizi kullanılmıştır. Çalışmanın bulgularına göre hissedilen iş yükü düzeyi ile iş stresi düzeyi arasında pozitif, yöneticiye güven arasında negatif yönlü; yöneticiye güven ile iş stresi arasında negatif yönlü ilişki bulunmaktadır. Hissedilen iş yükü düzeyi iş stresini pozitif, yöneticiye güveni negatif yönde anlamlı yönde etkilerken; yöneticiye güven ile iş stresini arasında anlamlı etki bulunmamaktadır. Hissedilen iş yükü düzeyi iş stresine etkisinde yöneticiye güvenin aracı rolü bulunmamaktadır. Sonuç olarak, 112 Acil Sağlık Hizmeti çalışanlarının iş stresi düzeylerinde iş yükü algılarının ve yöneticiye güvenin etkili olduğu görülmektedir. Sağlık çalışanları için optimal iş yükünün belirlenmesi ve görev dağılımında hakkaniyetin gözetilmesi gerekmektedir. Sağlık çalışanlarının iş yükü ve iş stresi düzeyleri düzenli olarak değerlendirilmeli, kurumlar ve yöneticiler tarafından olumlu iş yükü algısını destekleyecek adımlar atılmalıdır.