Theses supervised by Doç. Dr. Hatice Kurdak
13 theses · Çukurova University
Kilolu ve obez kadınlarda grup görüşmelerinin vücut ağırlığına, iyilik haline ve sağlık denetim odağına etkisi
Amaç: Bu çalışmanın amacı, grup görüşmelerinin; kilolu ve obez kadınlarda kilo verme, iyilik hali ve sağlık denetim odağına etkilerini araştırmaktır. Yöntem: Çalışmaya, dahil edilme kriterlerine uyan 60 gönüllüyle başlandı. Katılımcılara Çok Boyutlu Sağlık Denetim Odağı ve Short Form-36 ölçekleri uygulandı. Kan değişkenleri, dinlenim metabolizma hızı, egzersiz stres testi ve arteriograf ölçümleri yapıldı. Beslenme ve egzersiz programları düzenlendi. Altı ayda sekiz grup görüşmesini tamamlayan 30 katılımcıya ölçekler, kan analizleri, egzersiz stres testi ve dinlenim metabolizma ölçümleri tekrarlandı. Bulgular: Katılımcıların çalışmanın başındaki ortalama ağırlıkları, çalışmanın sonunda anlamlı olarak %8,2 azaldı (sırasıyla; 84,7±13,8 kg, 77,8±14,1 kg, p<0,001). Ortalama beden kitle indeksi, bel-kalça çevresi ve bel/boy oranlarında anlamlı düşüş saptandı (p<0,001). HDL kolesterol değeri anlamlı olarak yükselirken, WBC, TSH, fT4, Hgb, Plt, AST, ALT, sistolik ve diyastolik kan basıncı ve nabızda anlamlı düşüş saptandı. Çalışmayı tamamlayan katılımcıların çalışmanın sonunda; fiziksel fonksiyon, beden ağrısı, genel sağlık, canlılık, emosyonel rol ve mental sağlık alt ölçeklerinde anlamlı iyileşme gözlendi (sırasıyla; p=0,011, p=0,005, p=0,006, p=0,048, p=0,023, p=0,041). Fiziksel komponent (p=0,002) ve mental komponent (p=0,044) özet ölçeklerinin ikisinde de anlamlı iyileşme bulundu. Katılımcıların Sağlık Denetim Odağı puanlarında anlamlı değişim olmadı. Grup görüşmeleri süresince bir hasta için harcanan zaman, bireysel görüşme için harcanandan 2,5-2,8 kat daha az bulundu. Sonuç: Çalışmadan elde edilen sonuçlar, kilolu ve obez kadınlarda grup görüşmesi ile anlamlı kilo kaybı ve yaşam kalitesi iyileşmesi sağlanabileceğini göstermiştir ve bu sonuçlar hekimlerin kilolu ve obez hastalarında grup görüşmelerini kullanmalarını motive edebilir.
Kilo sorunları için grup görüşmelerine katılan kilolu ve obez kadınların derinlemesine incelenmesi
Amaç: Kilo sorunları için grup görüşmelerine katılan kilolu ve obez kadınlarla yapılacak derinlemesine görüşmelerle obezite, kilo verme çabası ve grup görüşmelerinin niteliksel bir çalışmayla incelenmesi amaçlandı. Yöntem: Sağlıklı yaşam tarzı değişikliği için altı ay boyunca grup görüşmelerinin tümüne katılan kadınlardan amaçlı örneklemle 20'si çalışmaya, alındı. Katılımcılarla, yarı-yapılandırılmış sorular kullanılarak derinlemesine görüşmeler yapıldı. Görüşmelerin ses kaydı alınarak transkriptleri yazıldı. Transkriptlerin analizinde triangülasyon sağlanarak önce kodlama daha sonrasında da kategorizasyon yapıldı. Bulgular: Çalışmanın bulgularında dört ana temaya ulaşıldı. Ana temalar; "duygu, düşünce ve davranış döngüsünün, obezite ve kilo verme çabasına etkisi", "çevrenin obezite ve kilo verme çabasına etkisi", "grup görüşmeleri ile ilgili deneyimleri", "yaşam dönüm noktaları"dır. Birinci temanın alt temaları; "obezite konusundaki inanışlarının davranışlara etkisi", "internal stigmatizasyon-kısıtlanma", "kabul görme çabası", "kısır döngüye girme"dir. İkinci ana temanın alt temaları; "eksternal stigma", "kilo sorununa yönelik hitap tercihleri", "sağlık çalışanlarının kilo sorununa yönelik hitapları", "toplumsal cinsiyet ayrımcılığı" ve "çevrenin kilo verme çabasına etkisi"dir. Üçüncü temanın alt temanın alt temaları; "olumlu etkiler", "olumsuz etkiler", "sürdürebildikleri sağlıklı yaşam tarzı değişiklikleri", "motivasyonları" ve "önerileri"dir. Dördüncü ana temanın alt teması; "travmatik yaşam olaylarının obezite ve kilo verme çabasına etkileri" olarak bulunmuştur. Sonuç: Obezitenin nedenleri ve kilo verme davranışları birbiriyle ilişkili ve karmaşık bir yapıya sahiptir. Obeziteyle savaşımda bu karmaşık yapıya cevap verecek yöntemlere gereksinimi vardır. Aile hekimleri kilo sorunu olan bireylere biyopsikososyal-kültürel ve varoluşsal yaklaşımla etkin grup görüşmeleri yaparak yardımcı olabilirler. Anahtar Kelimeler: Obezite, grup görüşmeleri, niteliksel çalışma, derinlemesine görüşme
Çukurova üniversitesi Tıp fakültesi öğrencilerinin obeziteye ilişkin inanç tutum ve önyargılarının değerlendirilmesi
Amaç: Fakültemizdeki eğitimlerinin başında ve sonunda olan hekim adaylarının obeziteye yönelik, inanç, tutum ve önyargılarını ve bireysel özellikleriyle ilişkisini incelemek amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırmanın evreni fakültemizin birinci ve altıncı sınıf öğrencileriydi. Veri toplamak için, sosyodemografik bilgi formu, Obez Bireyler Hakkında İnanç, Tutum ve GAMS-27 obezite önyargı ölçekleri kullanıldı. Ayrıca boy ve ağırlıkları, obezite öyküleri, beden algıları, cinsiyete dair obezite yargıları, kiloya yönelik ayrımcılık deneyimleri, meslektaşlarına dair izlenimleri ve kendi tutumlarını nasıl değerlendirdikleri soruldu. Bulgular: Araştırmaya birinci sınıftan 170 (%58), altıncı sınıftan 149 (%71) öğrenci katıldı. Birinci sınıf öğrencilerinin BAOP puan ortalamaları altıncı sınıftakilerden anlamlı olarak yüksekti (p=0,037). ATOP puanları benzerdi. Öğrencilerin obez hasta görme sıklıkları, yaşları ile BAOP arasında zayıf pozitif korelasyon bulundu (sırasıyla r=0,229, r=0,164). Birinci derece akrabalarında obezite olanların BAOP ve ATOP puanları anlamlı olarak yüksek bulundu (sırasıyla, p=0,048, p=0,033). Öğrencilerin hastalara görüşme için ayırdıkları süre, obezlere önyargılı davranan meslektaşlarına şahit olma durumuyla ATOP puanları arasında anlamlı ilişki bulundu (sırasıyla p=0,019, p=0,005) Öğrenciler kilo sorunu olan hastalarına BKİ yüksekliği, kilo sorunu, obezite ve aşırı kilolu terimlerini daha çok tercih ettiklerini ifade ettiler. Öğrencilerin %80'den fazlası obez bireylerin aşırı yediğini, egzersiz yapmadığını, yiyecek bağımlısı olabileceğini, sağlıksız olduklarını ve çekici olmadıklarını ve obez bireylere önyargılı yaklaşan meslektaşlarına şahit olduğunu belirtti. Sonuç: Öğrencilerimiz obez bireylere yönelik nötr tutumlara sahiptir. Ayrıca altıncı sınflarda daha güçlü olmak üzere obezitenin obez bireylerin kontrolünde olduğuna dair inançlara sahiptirler. Geleceğin doktorlarının obez bireylere yönelik daha olumlu inanç ve tutumlara sahip olması için gerekli girişimler konusunda daha ileri araştırmalar yapılması önerilir. Anahtar kelimeler: Obezite, önyargı, tıp fakültesi öğrencileri
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi klinik bilimler asistanlarının obeziteye ilişkin tutum, inanç ve önyargılarının değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmada Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesinde klinik dallarda uzmanlık eğitimi alan hekimlerin, obez bireylere yönelik önyargı seviyeleri, inanç ve tutumlarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştımanın evrenini oluşturan araştırma görevlilerinden çalışmaya katılanlara sosyodemografik bilgi formu ve Obez Bireylere Yönelik Tutum, Obez Bireylere Yönelik İnanç ve GAMS-27 Obezite Önyargı Ölçekleri uygulanmıştır. Sosyodemografik bilgiler ve ek sorular ikiye bölünerek anketlerin yanıtlanmasında yönlendirici olabilecek sorular anketlerin sonuna yerleştirilmiştir. Ayrıca hekimlerin obezite hitaplarını kullanma tercihleri ve hastalarının tercihlerine yönelik tahminleri sorgulanmıştır. Bulgu: Katılımcıların Obez Bireylere Yönelik İnanç Ölçeği puan ortalaması 18,2±4,7', Obez Bireylere Yönelik Tutum ölçeğin puanı ortalaması ise 58,9±10,1'dir. GAMS-27 ölçeğinin Cronbach'ın Alpha katsayısı 0,165 olarak bulunmuştur. Bu ölçekler ile obezlere karşı tutum sorusu kıyaslandığında, inanç ölçeği ile hekimlerin obez bireylere karşı önyargı durumu ile anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Ancak obezlere karşı önyargılı olmadığını ifade eden hekimlerin, önyargılı olanlara göre tutum ölçeği puanının anlamlı olarak daha yüksek olduğu saptanmıştır (p=0.003). Çalışmada hekimlerin kullanmayı tercih ettikleri obezite terimlerinin sırayla "kilo sorunu, obezite, sağlıksız kilo, toplu" olduğu saptanmıştır. Hekimin cinsiyetine göre farklılık saptanmamıştır. Obez hastaların duymayı tercih etmedikleri hitap şekillerine dair tahminleri sorulduğunda bu kelimelerin "aşırı kilolu, şişman, obezite" olduğu saptanmıştır. "Obezite" kelimesini hastaların duymak istemediklerini belirtmelerine rağmen hekimlerin sık kullanmaları dikkat çekmektedir. Hekimlerin yakın çevre ve ailesinde obez sayısı arttıkça ve günlük görülen obez hasta sıklığı arttıkça obezitenin kişinin kontrolünde olduğuna dair inançları olduğu saptandı. Sonuç: Hekimlerin obezitenin obez bireylerin kontrolünde olduğu yönünde inançlarının olduğu saptanmıştır. Hekimlerin genel olarak obez bireylere yönelik tutumlarının nötre yakın olmakla birlikte olumsuz olduğu saptanmıştır. Anahtar sözcükler: obezite, önyargı, araştırma görevlisi hekimler
Çukurova Üniversitesi idari çalışanlarında beden kompozisyonu, beden algısı, yeme ve tartılma alışkanlıkları
Amaç: Obezite prevalansında dünya genelinde olduğu gibi ülkemizde de hızlı artış vardır. Obezitenin davranışsal paradigmalarıyla ilgilenen çalışma sayısı ise yeterli değildir. Bu çalışmada Üniversitemizdeki idari çalışanlarda beden algısı, yeme-tartılma alışkanlıklarıyla beden kütle indeksi arasındaki ilişkiyi incelemek amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Veriler, sosyodemografik bilgi formu, Stunkard Beden Algısı Ölçeği, Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi ve araştırmacılar tarafından literatür incelenerek oluşturulan, obeziteyle ilişkili davranışları değerlendirme formu kullanılarak toplanmıştır. Boy, beden ağırlığı, bel ve kalça çevresi ölçümleri yapılmıştır. Bulgular: Araştırmaya 513 kadın ve 335 (%39,5) erkek alındı. Obezite prevalansı kadınlarda %15,8, erkeklerde %19,7'ydi. Beden algısından memnuniyet oranı erkeklerde daha yüksekti (p=0,000). Kadınların %78,0'ı kilosundan memnun olmayıp kilo vermek istemekteydi. Beden memnuniyeti olanların oranı BKİ arttıkça düşme eğilimindeydi (p=0,000). Toplam 490'ının (%57,8) kilo verme girişiminde bulunduğu belirlendi. Erkeklerde hızlı yediğini bildirenlerin oranı (%43,9) kadınlardan (%31,0) yüksekti (p=0,001). Zayıftan obez gruba doğru hızlı yiyenlerin oranlarında artış olduğu saptandı (p=0,000). Katılımcıların üzüntü-stres durumunda %45,2'sinin iştahlarının kapandığı ve üzüntü-stres durumunda yemenin, obez grupta daha yüksek olduğu görüldü (p=0,0001). Toplamda % 65,7'nin düzenli tartılma alışkanlığı yoktu; düzenli ve düzensiz tartılanlar arasında normal ve kilolu oranları benzerken, zayıf ve obez grupta düzensiz tartılma daha yüksekti (p=0,041). Ölçülen ve ifade edilen BKİ değerleri benzer olup aralarında anlamlı fark bulunmadı (p=0,614). BKİ grupları arasında kahvaltı atlama, akşam atıştırmaları, öğünleri yeme yeri, kimlerle yediği, mutfak-oturma alanın birlikteliği ve fiziksel aktivite açısından bir fark belirlenmedi. Sonuç: Üniversitemiz idari çalışanlarında obezite prevalansı toplumdan daha düşüktür. Çalışmamızın sonucunda obezitede beslenme ve tartılmaya yönelik bir takım davranışsal faktörlerin etkisi olabileceği, bu nedenle korunmada ve yönetilmesinde bu etkenlerin yol gösterici olabileceği düşünülmüştür. Anahtar Kelimeler: Obezite, idari çalışan, beden algısı, yeme ve tartılma alışkanlıkları
Ailedeki yeme ve aktivite alışkanlıkları ölçeğinin Türkçe geçerlik ve güvenirlik çalışması
Amaç: Çocukluk çağında fazla kiloluluk ve obezite, artarak devam eden ciddi bir sağlık sorunudur. Başta kardiyovasküler hastalıklar, tip 2 diyabet olmak üzere çok sayıda sağlık problemine yol açmaktadır. Ailedeki yeme davranışları, alışkanlıklar, evdeki beslenme ve fiziksel aktivite ortamı çocukların davranışlarını şekillendirip kilo durumunu belirlemede önemli rol oynar. Bu faktörlerin belirlenmesi, çocuklarda kilo probleminin tedavisi ve önlenmesinde etkili olacaktır. Literatür taramasında bu etkenleri ölçebilen Türkçe bir ölçeğe ulaşılamamıştır. Bu çalışmanın amacı Family Eating and Activity Habits Questionnaire-Revised'ın Türkçe geçerlik ve güvenirliğini incelemektir. Gereç ve Yöntem: Ölçek metni, grup çevirisi ve geri çeviri yöntemi kullanılarak Türkçeye çevrildi. Öncelikle pilot çalışma grubu olarak Adana'da ilkokul ve ortaokul düzeyindeki farklı okullardan öğrencilerin velilerine üç hafta ara ile ön test ve tekrar testi uygulandı. Ardından; ana çalışma grubunda okullarda ve polikliniğe getirilen çocukların velilerine ölçek uygulandı. Bulgular: Pilot çalışmada iç tutarlılığı gösteren Cronbach alfa değeri 0,787; ön test-tekrar testi arası uyumu gösteren Pearson korelasyon analizi sonucu r değeri 0,761 (p<0,001) olarak hesaplandı. Ana çalışmada ise Cronbach alfa değeri 0,780 olarak elde edildi. Fazla kilolu/obez çocukların toplam skorları, normal kilolu çocukların toplam skorundan anlamlı olarak daha yüksekti. Ölçek toplam skoru, çocuğun kilo durumunu % 71 başarı ile belirleyebiliyordu. Sonuç: Elde ettiğimiz geçerlik ve güvenirlik değerleri, Ailedeki Yeme ve Aktivite Alışkanlıkları Ölçeği'nin benzer bir Türkiye örnekleminde kullanılabileceğini düşündürmektedir. Anahtar sözcükler: ailedeki yeme ve aktivite alışkanlıkları ölçeği, çocukluk çağı obezitesi, FEAHQ-R
Çukurova Üniversite Aile Hekimliği Polikliniklerine başvuranlarda depresif bozukluk taraması ve ilişkili faktörler
Amaç: Depresif bozukluk, birinci basamakta sıkça rastlanan önemli bir sorundur. Çalışmamızda Üniversitemizdeki Aile Hekimliği Polikliniklerine başvuranlarda depresif bozukluk sıklığı, ruh-sağlığı gereksinimleri için başvuru tercihleri ve ruhsal hastalıklara yönelik inanç ve tutumları belirlemek amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çukurova Üniversitesi Aile Hekimliği Polikliniğine 01.02.2019-15.03.2019 tarihleri arasında başvuranlardan basit rastgele örneklem yöntemiyle belirlenen ve çalışmaya katılmayı kabul edenlere sosyodemografik bilgi formu, Hasta Sağlık Anketi-2 ve 9 ve Ruhsal Hastalıklara Yönelik İnanç Ölçeği uygulandı. Depresif belirtisi olanlarla DSM-5 Yapılandırılmış Klinik Görüşme envanteri doğrultusunda görüşüldü. Bulgular: Katılımcıların (n=302) % 69,9'u (n=211) kadın olup % 83,1'i (n=251) öğrenciydi. PHQ-2'yle % 17,2 (n=52) ve PHQ-9'la % 15,2 (n=46) katılımcıda depresif bozukluk düşünüldü. Öğrencilerin PHQ-9 puan ortalamaları personelden daha yüksekti (9,88±5,1, 7,8±4,4, p=0,007). Yapılandırılmış klinik görüşme yapılanların (n=62) %32,6'sında (n=20) majör, % 11,3'ünde (n=7) tanımlanmamış depresif bozukluk belirlendi. Örneklemimizin % 6,6'sında majör olmak üzere toplam % 8,9'una depresif bozukluk tanısı konuldu ve tanı alanların tümü öğrenciydi. PHQ-9 puanları 20-24 yaş grubunda, bekarlarda, hekim başvuru sıklığı yılda ≥5 olanlarda ve eğitim düzeyi düşük olanlarda daha yüksekti (sırasıyla, p=0,003, p=0,001, p=0,005, p=0,017). Ruh sağlığı gereksinimleri için profesyonel olmayanlara başvuru oranları 18-19 yaş grubunda, bekarlarda, eğitim düzeyi üniversite ve öncesi düzeyde olanlarda daha yüksekti (sırasıyla, % 54,5, p=0,001, % 96,4, p=0,038, % 20,1, p=0,052). Ruhsal Hastalıklara Yönelik İnanç Ölçeğine göre; üniversite birinci sınıf öğrencilerinin diğer sınıflara göre tehlikelilik tutumunun, üniversite personelinin ise çaresizlik tutumunun daha olumsuz olduğu (p=0,001, p=0,043) saptandı. Sonuç: Üniversitemiz Aile Hekimliği Polikliniklerine başvuranlarda depresif bozukluk sıklığı ülke genelindeki rakamlara benzer bulundu. Tanı alanların tamamının öğrenci olması, ruh sağlığı gereksinimleri için profesyonel olmayanlardan yardım alma arayışı eğiliminin yüksek olması, ruhsal hastalıklara yönelik inançlar anlamında öğrencilerde tehlikelilik ve personelde ise çaresizlik tutumunun ön plana çıkması dikkat çekiciydi. Özellikle üniversitemiz öğrencileri için depresif bozukluk açısından koruyucu ve tedavi edici hizmetlerin etkinliğinin arttırılmasına gereksinim vardır. Bu bağlamda üniversite öğrencilerine ve çalışanlarına yönelik ruh sağlığı açısından doğru bilgilendirme yapılması için eğitimler de planlanabilir. Anahtar Kelimeler: Depresif bozukluk, Patient Health Questionnaire-9, öğrenci, inanç, tutum
Çukurova Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi öğrencilerinin HPV aşısına yönelik bilgi, tutum ve davranışlarına broşürle bilgilendirmenin etkisi
Amaç: Human Papillomavirus (HPV) enfeksiyonu cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlardan en sık görülenidir. HPV'nin neden olduğu serviks kanseri ülkemizde kadınlarda görülen kanser türleri arasında dokuzuncu sıradadır. Sağlık hizmeti sunumunda aktif görev alacak olan ebelik ve hemşirelik öğrencilerinin bilgi ve tutumu halkın özellikle aşıya karşı yaklaşımını etkileyecektir. Çalışmamızda Çukurova Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesinde eğitim gören öğrencilerin broşürle bilgilendirilmeden sonra HPV aşısına yönelik bilgi, tutum ve davranışlarında değişiklik olup olmayacağını tespit etmek amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışma örneklemini Sağlık Bilimleri Fakültesi Ebelik ve Hemşirelik bölümlerinde 2019-2020 eğitim öğretim döneminde eğitim gören birinci sınıf öğrencileri oluşturdu. Katılımcılara broşürle eğitim girişimi öncesi ve sonrası olmak üzere iki hafta arayla Kişisel Bilgi Formu, HPV Enfeksiyonu Bilgi Skalası, HPV Enfeksiyonu ve Aşılamasına ilişkin Sağlık İnanç Modeli Ölçeği ve broşürün etkisini sorgulayan anket uygulandı. Veriler IBM SPSS Statistics Versiyon 20.0 aracılığıyla değerlendirildi. Bulgular: Çalışmada birinci sınıfların % 80'ine ulaşıldı (n=231). Öğrencilerin yaş ortalaması 19,59 ± 1,85 (min:17 - max:31) olup % 76,1'i kadındı. Katılımcıların sadece % 8,7'sinin (n=20) aile hekimleri tarafından HPV aşısıyla ilgili bilgilendirildiği görüldü. Kadın ve erkeklerin eğitimden sonra bilgi puanı ortalamaları anlamlı olarak yükseldi (p=0,001, p=0,001). Her iki cinsiyette ciddiyet algısında anlamlı azalma engeller, yarar, duyarlılık algısında anlamlı artış olduğu görüldü (p=0,001, p=0,001, p=0,001, p=0,001). Broşürle bilgilendirmeden sonra kadınların % 60'ı erkeklerin % 41,1'i aşı yaptırmak konusunda istekli olurken aşının ücretsiz olması halinde ise aşı yaptırma isteğinde artış belirlendi (K: % 77,1, E: %69,6). Sonuç: Hazırladığımız broşürün öğrencilerin HPV bilgisinde artış, HPV enfeksiyonu ve aşılanmasına dair inançlarında değişiklik ve aşı yaptırma isteğinde artış sağladığı belirlendi. Aşı ücretinin sağlık sigorta sistemi tarafından karşılanması durumunda aşı yaptırma oranlarında artış olabileceği düşünüldü.
Çukurova Üniversitesi eğitim aile sağlığı merkezine başvuran bireylerin hasta merkezlilik algıları ve memnuniyet düzeyleri
ÖZET Çukurova Üniversitesi Eğitim Aile Sağlığı Merkezine Başvuran Bireylerin Hasta Merkezlilik Algıları ve Memnuniyet Düzeyleri Amaç: Bu çalışmada Çukurova Üniversitesi Eğitim Aile Sağlığı Merkezinde sunulan hizmetlerin hasta merkezli yaklaşım açısından bireyler tarafından nasıl algılandığının gösterilmesi, hizmet alanların memnuniyet düzeylerinin belirlenmesi hedeflenmiştir. Yöntem: Kesitsel tipte yapılan çalışmada veriler Mart 2020'de Çukurova Üniversitesi 047 ve 051 numaralı Eğitim Aile Sağlığı Merkezlerinde toplanmıştır. Hesaplanan örneklem büyüklüğüne (n=244) ulaşmak için basit tesadüfi örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Yaşanan COVID-19 pandemisi nedeniyle çalışma erken sonlandırılmıştır. Çalışmaya katılanlara Patients Evaluate General/ Family Practice Ölçeği ve Hastanın Hasta Merkezlilik Algısı Ölçeği-Yeniden gözden geçirilmiş formu uygulanmıştır. Bulgular: Değerlendirmeye alınan 109 katılımcının yaş ortalaması 25,9 10,07, % 71,6'sı öğrenci, % 51,4'ü kadın olup (% 16,5) düzenli ilaç kullanımı gerektiren bir hastalığı olduğunu belirtmiştir. Katılımcıların % 89,9'unun Eğitim Aile Sağlığı Merkezine kayıtlı olduğu saptanmıştır. Hasta memnuniyetinde "Sağlık Hizmet Organizasyonu" boyutu (3,931,47) dışında bütün boyutlarda (Doktor-Hasta İlişkisi, Sağlık Hizmeti Sunumu, Enformasyon ve Destek, Ulaşılabilirlik, Genel Değerlendirme, Memnuniyet Ortalaması) 5 üzerinden 4'ten yüksek bulunmuştur. Yaş, medeni durum ve kronik hastalık olup olmaması durumuna göre memnuniyet düzeyleri arasında anlamlı farklar görülmüştür. Yirmi altı ve üzeri yaştaki katılımcıların daha küçük yaştaki katılımcılara göre, evli katılımcıların bekarlara göre, kronik hastalığı olan katılımcıların olmayanlara göre sağlık hizmeti açısından daha memnun oldukları görülmüştür (p=0,001, p=0,012, p=0,024). Çalışmaya katılanların hasta merkezlilik algılarına genel olarak bakıldığında hasta merkezlilik algısı ortalama puanı 4 üzerinden 1,51±0,528 olarak bulunmuştur. Personel ve diğer katılımcıların hasta merkezlilik algıları öğrencilere göre anlamlı derecede yüksek olarak bulunmuştur (p=0,021). Uygulanan hasta merkezlilik algısı ile memnuniyet ölçeklerinin toplam puanları arasında ise orta düzeyde korelasyon olduğu görülmüştür (rs=-0,567, p=0,0001). Sonuç: Katılımcıların genel olarak Eğitim Aile Sağlığı Merkezinde verilen bakım hizmetinden memnun oldukları ve klinik yaklaşımda hasta merkezlilik deneyimlerinin yüksek olduğu görülmüştür. Hasta memnuniyetinin; yaş, medeni durum ve kronik hastalığa sahip olma durumuna göre, hasta merkezlilik algısının ise; öğrenci olma veya çalışma durumlarına göre hastaların sosyodemografik özellikleriyle ilişkili olduğu belirlenmiştir. Anahtar kelimeler: Aile hekimliği, Eğitim Aile Sağlığı Merkezi, hasta memnuniyeti, hasta merkezlilik algısı
Çukurova Üniversitesinde takip edilen COVID-19 vakalarının sigara içme ve bırakma oranlarının değerlendirilmesi
ÖZET Çukurova Üniversitesinde Takip Edilen COVİD-19 Vakalarının Sigara İçme ve Bırakma Oranlarının Değerlendirilmesi Amaç: COVID-19 şüphesiyle Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesine başvuranlarda sigara içme durumunu incelemek ve pandemide sigarayı bırakma lehinde kendi kendilerine davranış değişikliği gösterip göstermediklerini değerlendirmek amaçlandı. Gereç ve yöntem: Araştırmanın evrenini, Balcalı Hastanesine Mart 2020-Haziran 2020 arasında COVID-19 şüphesiyle başvuranlar oluşturdu. Örneklem grubu tıbbi kayıtlardan telefon bilgilerine ulaşılarak sigara içme durumları teyit edilenler oluşturdu. Vaka tanımlamasında Dünya Sağlık Örgütünün ve T.C. Sağlık Bakanlığının rehberleri kullanıldı. Sigara bağımlılığını Fagerström Nikotin Bağımlılık Testiyle ölçüldü. Sigara içicilerinin bırakma istekliliği transteorik model kullanılarak değerlendirildi. Bulgular: Vakaların % 11,4'ü COVID-19 negatif, % 71,7'si şüpheli, % 16,9'u kesin vakaydı. Kronik hastalıklar tek başlarına incelendiğinde şüpheli/kesin vakalarda hipertansiyon oranı COVID-19 negatif vakalardan düşüktü (sırasıyla, % 19,1, % 41,9, p=0,004). Diğer hastalıklar birlikte değerlendirildiğinde (Orak hücreli anemi, hipotiroidi, hipertiroidi, bening prostat hiperplazisi, osteoporoz, serebrovasküler hastalık) şüpheli/kesin vakalarda COVID-19 negatif vakalardan fazlaydı (sırasıyla, % 24,9, % 3,2, p=0,006). Kesin vakalarda (n=17 % 37,0) sigara içme oranı, COVID-19 negatif (n=4 % 12,9) ve şüpheli vakalara (n=47 % 24,1) göre yüksekti (p=0,050). Sigara içenlerde COVID-19 pozitif veya negatif vaka olmanın sigara bırakma denemesi üzerine anlamlı etkisi gözlenmedi (sırasıyla, % 13,3, % 35,1, p=0,179). Yoğun bakım gereksiniminin COVID-19 şüpheli/kesin vakalarda (% 33,6) PCR negatif vakalara (% 12,9) göre yüksek olduğu bulundu (p=0,019).COVID-19 kesin vakaların negatif vakalara kıyasla, sigara içme odds oranı iki kat yüksekti. (OR=2,011 % 95 CI 1,033-2,994, p=0,04). Sonuç: COVID-19 pozitif vakaların sigara içme odds oranı iki kat yüksek bulunmasına rağmen bırakma isteği hastalığa yakalanmayanlarla benzer bulundu. Bu durum mortalite riski yüksek pandemik bir hastalığın varlığına rağmen sigara bırakmak için profesyonel destek alınmasının önemini göstermektedir. Anahtar kelimeler=COVID-19, sigara bağımlılığı, sigara bırakma, mortalite
Tıp Fakültesi son sınıf öğrencilerinin pandemi dönemindeki yaşam tarzları, memnuniyetleri ve sosyal medya bağımlılıkları
Amaç: Bu çalışma, pandemi döneminde Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi son sınıf öğrencilerinin sağlıklı yaşam davranışlarını, yaşam doyumlarını ve sosyal medya bağımlılıklarını değerlendirmek ve birbirleriyle ilişkilerini ortaya çıkarmak amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Çukurova Üniversitesi son sınıf öğrencileri araştırmaya çevrimiçi anket yoluyla katıldı. Sosyodemografik Bilgi Formu, Yaşam Doyumu Ölçeği ve Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği-Yetişkin Formu kullanılarak toplanan veriler istatistik paket programı ile analiz edilmiştir. Bulgular: Ortalama yaş 24.5±1.38 (22-31) idi ve 215 katılımcının %55.8'i kadındı. Katılımcıların 1/3'ünden fazlası ideal beden kitle indeksinin dışındaydı. Her on katılımcıdan birinin kronik bir hastalığı vardı. Sosyal medyada geçirilen ortalama süre 2,7 saatti. Katılımcıların tümü, ortalaması dört olmak üzere birden fazla sosyal medya platformu kullanıyordu. En çok tercih edilen platformlar sırasıyla WhatsApp, YouTube, Instagram ve Twitter oldu. Katılımcılar sosyal medyayı ağırlıklı olarak "olayları ve gündemi takip etmek" amacıyla kullanmışlardır. Katılımcıların 2/3'ünden fazlası pandemi döneminde sosyal medya kullanımının arttığını belirtti. Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği-Yetişkin Formu ve Yaşam Doyumu Ölçeği puanları açısından Twitter ve Instagram kullananlar ile kullanmayanlar arasında anlamlı farklılık bulunmuştur. Kendilerini sosyal medya bağımlısı olarak gören katılımcılar diğer gruplarla karşılaştırıldığında sosyal medya bağımlılık puanlarının anlamlı olarak yüksek, yaşam doyum puanlarının ise düşük olduğu görüldü. Katılımcıların sosyal medyada geçirdikleri zamanın sosyal medya bağımlılık puanları ile pozitif yönde orta düzeyde, yaşam doyum puanları ile negatif yönde ilişkili olduğu belirlendi. Kullanılan sosyal medya platform sayısı ile sosyal medya bağımlılığı puanları arasında pozitif yönde zayıf, yaşam doyumu puanları ile zayıf negatif korelasyon vardı. Sosyal medya bağımlılığı puanları ile yaşam doyumu puanları arasında zayıf bir negatif korelasyon bulunmuştur. Sonuç: Pandemi döneminde sosyal medya kullanımının arttığı belirlendi. Ayrıca kendini sosyal medya bağımlısı olarak görenlerin sosyal medya bağımlılık puanları anlamlı olarak daha yüksekti. Sosyal medya bağımlılığı yüksek olanların yaşam doyumu daha azdı. Sağlıklı yaşam tarzı puanları ile sosyal medya bağımlılığı arasında anlamlı farklılık bulunmazken, yaşam doyumu ile pozitif yönde korelasyon saptanmıştır. Anahtar Sözcükler: Sosyal medya, bağımlılık, yaşam doyumu, pandemi, sağlıklı yaşam
Adana'daki aile hekimliği ve acil tıp araştırma görevlilerinin kadına yönelik eş şiddeti konusundaki bilgi, tutum ve uygulamaları
Amaç: Kadına yönelik şiddet önemli bir halk sağlığı problemidir. Sağlık çalışanlarının kadına yönelik eş şiddetini (KYEŞ) yönetebilmek için bilgili, yetkin ve uyanık olmaları gerekir. Bu kesitsel tanımlayıcı çalışmanın amacı, bölgemizdeki aile hekimliği ve acil tıp alanlarında uzmanlık eğitimi alan hekimlerin KYEŞ konusunda bilgi, tutum ve uygulamalarındaki mevcut durumun belirlenmesidir. Gereç ve yöntem: Veriler, sosyodemografik veri formu, Physician Readiness to Manage Intimate Partner Violence Survey (PREMIS) bilgi formu ve sağlık çalışanlarının KYEŞ konusunda tutum ve uygulamaları ölçeği kullanılarak online ve yazılı şekilde toplanmıştır. Bulgular: Çalışmamızda, katılmayı kabul eden toplam 177 (%84,3) araştırma görevlisine ait veriler analiz edildi. Katılımcıların %78'si mezuniyet öncesi dönemde, %84,2'si uzmanlık eğitimi süresince KYEŞ ile alakalı eğitim almadığını belirtti. İş yaşamlarında, AT Arş.Gör.nin istatistiksel olarak anlamlı farkla daha çok olgu ile karşılaşıldığı (9,81±27,82, 1,45±2,88 p=0,001) ve KYEŞ konusunda bildirim yapma prosedürünü daha iyi bildiği saptandı (%48,3, %24,8 p=0,002). Katılımcıların %49,2'si iş yaşamları süresince KYEŞ olgusu veya şüphesi ile karşılaştığında en çok ruhsal muayene aşamasında zorlandığını belirtti. Hekimlerin KYEŞ'ni bildirme konusunda isteksiz olmalarının en yaygın nedeni, yasal süreçler hakkında bilgi sahibi olmamalarıydı (%64,4). AH Arş.Gör., AT Arş.Gör.den daha büyük bir oranda hem kendisi hem de mağdurun güvenliğinden endişe ettikleri için bildirim konusunda çekinik davrandığını belirtti (%53,0, %20,0 p=0,001). Her iki bölümün araştırma görevlileri arasında bilgi puanları açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık yoktu (p=0,100). AT Arş.Gör.nin tutum puan ortalamaları istatistiksel olarak anlamlı farkla AH Arş.Gör.den yüksek bulundu (2,81±0,42, 2,69±0,33 p=0,032). Sonuç: Bölgemizde aile hekimliği ve acil tıp asistanlarının bilgi ve tutum puanlarının beklenen düzeyde olmaması hem lisans hem de uzmanlık eğitiminde KYEŞ konusunda teorik ve uygulamalı eğitim programlarına ve erişilebilir kaynaklara ihtiyaç olduğunu düşündürmektedir. Anahtar Kelimeler: Aile hekimi, acil tıp, asistan, kadına yönelik şiddet, kadın, PREMIS, Sağlık Çalışanlarının KYEŞ Konusunda Tutum ve Uygulamaları Ölçeği.
Çukurova Üniversitesi Eğitim Aile Sağlığı Merkezi kayıtlarının iki yıllık profili: Retrospektif bir inceleme
Amaç: Çalışma, Çukurova Üniversitesi Eğitim Aile Sağlığı Merkezi 047 Biriminin kuruluşundan bu yana geçen iki yıldaki kayıtlarının geriye dönük olarak incelenmesini amaçlamaktadır. Yöntem: Birime, 01.08.2018 - 01.08.2020 tarihleri arasında başvuran bireylerin elektronik sağlık kayıtları incelendi. Belirlenen zaman aralığındaki tüm kayıtlar, bireylerin sosyodemografik verileri, yakınmaları, muayene notları, tanıları ve aylara göre işlem sayılarını içeren elektronik dosyalarda değerlendirildi. Bulgular: Mevcut 2970 başvurunun 1395 kişi olduğu belirlendi. Kişi başına ortalama başvuru sayısı 2,12 olarak bulundu. Başvuranların %53.4'ü kadındı. Yaş ortalaması 32,2±15,4 olan bireylerin %65,2'si bekardı. %55,5 oranında sigara içme durumunun kaydedilmediği belirlendi. Sağlık raporu başvurularında sigara ve alkol kullanımının kayıt altına alınma oranının daha yüksek olduğu görüldü. Sigara kaydı olan bireylerde sigara içme oranı %16,4 idi. Evli bireylerde sigarayı bırakma oranının daha yüksek olduğu bulundu (p<0,001). Alkol tüketimi erkeklerde anlamlı olarak daha yüksekti (%13,9, p<0,001). Alkol kullanımında medeni durum açısından fark yoktu. En sık başvuru nedenleri sağlık raporları (%15,9), reçete yenilemeleri (%7,0) ve biyokimyasal kan analizleri (%5,7) idi. Başvuru nedeni bilgisinin hekim tarafından kayıt edilme oranı %56,7 idi. En sık konulan tanılar üst solunum yolu enfeksiyonları (%22,2), sağlık raporu uygulaması (%19,3) ve genel kontrol muayeneleri (%13,6) idi. Başvuru nedenleri ile tanılar arasında tutarsızlıklar olduğu görüldü. Sonuç: Birimin ağırlıklı olarak genç bireylere hizmet verdiği belirlendi. Muayene notlarının SOAPE formatında tutulmadığı, hekimlerin ICD kod yazarlığı konusunda eksiklikleri olduğu ve birimimizde kullanılan elektronik kayıt programının geliştirilmesi gereken yönleri bulunduğu tespit edildi. Anahtar kelimeler: Eğitim Aile Sağlığı Merkezi, Elektronik Sağlık Kaydı, Aile Hekimliği, Hasta Profili, SOAPE, ICD