Theses supervised by Doç. Dr. Mehmet Seyfettin Erol
14 theses · Gazi University
Soğuk Savaş Sonrası Dönemde Türk dış politikasında entegrasyon sürecinde Orta Asya ve Özbekistan
SSCB?nin dağılmasıyla birlikte Orta Asya devletleri bağımsızlıklarını kazanmış, sahip oldukları jeopolitik önem ve ekonomik kaynaklar bağlamında çeşitli aktörlerin odak noktası olmuş ve ?Yeni Büyük Oyun? olarak tabir edilen hâkimiyet mücadelesinin sahnelendiği alanlardan biri haline gelmiştir. Bugün bölge ülkelerinden birisi olarak Özbekistan, Orta Asya ve daha genelde Avrasya jeopolitiğinde merkezi durumda bulunan, önemli bir ülkedir. Gerek jeopolitik konumu, gerek bölgenin sahip olduğu enerji kaynakları gerekse de Türk-İslam medeniyetinin merkezi olması ve bünyesinde barındırdığı nüfus yapısıyla bölgesel ve küresel politikalar açısından önem arz eder konumdadır. Dolayısıyla Orta Asya bağlamında verilen liderlik mücadelesinde Özbekistan?ın kilit bir ülke olduğunu görmekteyiz.Bugün özellikle ekonomik ve ticari ilişkiler açısından ön plana çıkarılması gereken bu coğrafya, Türk Dış Politikası bağlamında ihmal edilmemesi gereken bir alandır ve şüphesiz Türkiye?nin bölgesel gücü ve rolü açısından son derece önemlidir. Dolayısıyla çalışmamız, özellikle ekonomik açıdan bölgesel bir işbirliğinin gerekliliği noktasında bir katkı yapabilme amacındadır. Kapsam olarak Türkiye ve beş Orta Asya devleti incelenmiş ve zaman aralığı olarak ise Soğuk Savaş sonrası dönem dikkate alınmıştır. Metodolojik açıdan özellikle ekonomik ve ticari işbirliklerini ön plana çıkaran neoliberal kurumsalcı yaklaşımın benimsenerek işbirliğini sağlama noktasında bir çözüm sunulabileceği savunulmuştur. Nitekim vardığımız sonuç, bugün Türkiye-Orta Asya Türk Cumhuriyetleri arasında kurulması istenen bölgesel bir entegrasyonun mümkün görünmediği ancak ekonomik ve ticari bağları kuvvetlendirmek suretiyle özellikle ikili ilişkileri sağlamlaştıracak şekilde adımlar atılmasının gerekliliğidir.269Tabi bunu yaparken de Türk Dış Politikası?nda sağlam ve kararlı adımların doğru bir zamanda atılması gerekliliğine ek olarak milli bir şuur içerisinde hareket edilmesi gerekliliği de vurgulanmıştır. Anahtar Kelimeler: 1. Entegrasyon2. Orta Asya 3. Özbekistan4. Türk Dış Politikası5. Ekonomik İşbirliği Örgütü (ECO)
Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinde Ermenistan ve normalleşme krizi
Çalışmada Türkiye ? Azerbaycan ilişkileri ele alınmış ve özellikle bu ilişkilerde yaşanan normalleşme krizi araştırılmıştır. Bu kapsamda Türkiye ? Azerbaycan ve Türkiye ? Ermenistan ilişkileri detaylı bir şekilde incelenerek Ermenistan?ın Türkiye ve Azerbaycan dış politikasında yeri ortaya konulmuştur. Özellikle de Ermenistan?ın Türkiye ? Azerbaycan ilişkilerinde yeri gösterilmiştir. Ayrıca Türk dış politikasında yaşanan değişim, bu değişimin Güney Kafkasya?ya yansımaları incelenerek, Türkiye ? Ermenistan arasındaki normalleşme süreci, onun sebepleri açıklanmıştır. Bu süreç Türkiye ? Azerbaycan ilişkilerini derinden etkileyip ilişkilerde derin bir krize yol açtığından çalışmada bu krizin sebepleri, ortaya çıkardığı sorunlara açıklık getirilmeye çalışılmıştır. Çalışmanın kapsamı boyunca ilk bölümde iki ülke arasında yaşanan krizin iyi bir şekilde açıklanması için uluslararası ilişkilerde kriz kavramı her taraflı bir şekilde ele alınıp açıklanmıştır. İkinci bölümde Türkiye ? Azerbaycan ilişkileri üzerinde durulmuş, ilişkilerin tarihsel arka planı araştırılarak, 1991?den sonra iki ülke arasındaki siyasi, ekonomik, güvenlik ilişkileri, ayrıca ilişkilere etki eden faktörler açıklanmıştır. Bununla birlikte Ermenistan?ın Türkiye ve Azerbaycan dış politikasında ve ikili ilişkilerde yeri üzerinde ayrıca olarak durulmuştur. Çalışmanın üçüncü bölümünde, normalleşme süreci detaylı bir şekilde analiz edilerek, bu süreci tetikleyen sebepler, bölgesel ve bölge dışı aktörlerin tutumları açıklanmış, Azerbaycan?la ilişkilerde yarattığı kriz araştırılmıştır. Anahtar Sözcükler 1. Kriz 2. Güney Kafkasya 3. Türkiye ? Azerbaycan 4. Ermenistan 5. Normalleşme süreci
11 Eylül sonrası süreçte ABD'nin yeni güvenlik politikasında Türkiye
Güvenliğin kavramsal yapılanmasıyla başlayan süreç teorik temelle birlikte verilmektedir. Güvenliğin tarihsel süreci, tanımı ve gelişimiyle devam eden yapılanma, karşılaştırmalı analizlerle devam etmektedir. ABD?deki güvenlik yapısını anlamak için tarihin derinliklerine inilmekte, Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi ve Monroe Doktrini bağlamında yalnızcılık politikası anlatılmakta, I. Dünya Savaşı?na kadar gelen bu süreçte, iki dünya savaşı arasındaki olaylara da değinilmektedir.Özellikle Soğuk Savaş dönemi, ABD ile Türkiye arasındaki güvenlik ilişkisini anlamak bakımından çok önemli bir dönemdir. Çünkü iki ülke arasındaki siyasi, ekonomik ve güvenlik ilişkileri bu dönemde yoğunluk kazanmıştır. Ardından gelen ve Demir Perde (Iron Curtain)?nin inmesiyle devam eden süreç, SSCB?nin yıkılmasından 11 Eylül?e kadar geçen dönemi kapsamaktadır.11 Eylül terör saldırılarının ardından oluşturulan Bush Doktrini, Irak ve Afganistan işgalleri, ardından gelen Obama yönetiminin güvenlik perspektifi, çeşitli analizleri de içererek anlatılmaktadır. Tabii ki bu süreçlerin içinde, 1 Mart Tezkeresi, Çuval Hadisesi vb. önemli olaylar da bulunmaktadır. Tüm bu olaylar tarihsel döngü çerçevesinde kimi bağlantılar, paralellikler ve farlılıklar perspektifinde anlatılmakta, kimileri kısa ve özlü, kimileri ise uzun ve detaylı analizlerle değerlendirilmektedir. Aslında tüm bu süreç birbirinden farklı anlam yoğunlukları içinde tek bir kapıya çıkmaktadır. Anahtar Sözcükler 1) Güvenlik 2) Monroe Doktrini 3) Bush Doktrini 4) 1 Mart Tezkeresi 5) Çuval Hadise
Rusya federasyonu'nun ?yakın çevre? politikası ve Orta Asya güvenliği üzerindeki etkileri
Çalışmada post-Sovyet dönemde Rusya Federasyonu'nun Orta Asya devletlerine yönelik olarak izlediği ?yakın çevre? politikası öncelikle teorik ve tarihsel arka plan çerçevesinde ele alınmıştır. Bununla birlikte ?Yeni Büyük Oyun? kapsamında bölgenin uluslararası politikadaki yeri ve önemi ortaya konulmaya çalışılmıştır. Akabinde ise, Rus tarihinde yakın çevre uygulamaları anahatlarıyla ele alınmış ve ağırlıklı olarak Soğuk Savaş sonrası dönem irdelenmiştir. Bu bağlamda tezin odak noktasını RF'nın Yetsin ve Putin döneminde ?yakın çevre? politikaları oluşturmuştur. Orta Asya bölgesi ve buradaki ülkelere ilişkin olarak RF hükümetinin izlediği politikalara değinilirken, söz konusu politikaların oluşumuna etki eden faktörler ile RF ve bölge ülkeleri arasındaki işbirliğine yansıyan temel eğilimler de dikkatle incelenmeye çalışılmıştır. Aynı zamanda Orta Asya'da ?Yeni Büyük Oyun? kapsamında ABD, Çin gibi küresel aktörlerin ve İran, Türkiye gibi bölgesel aktörlerin RF'nın ?yakın çevre? politikasına etkileri irdelenmiştir.Çalışmanın kapsamı boyunca, ilk bölümde RF'nın bölgesel dış politika analizinde güncel jeopolitik paradigmalar, teoriler ile metodolojik temellerine kavramsal açıklama verilmiştir. Genel olarak Sovyetler Birliği yıkıldıktan sonra ortaya çıkan jeopolitik kuramlar hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde, Rusya'nın post-Sovyet Orta Asya devletleriyle ilişkilerinin tarihsel arka planı ve gelişimi üzerinde durulmuştur. Bununla birlikte, Soğuk Savaş sonrası RF'nın ulusal güvenlik sorunları ve yakın çevre politikası anlatılmaya çalışılmıştır. Bu kapsamda RF'nın yakın çevre politikasının şekillenmesinde Primakov Doktrini'nin yeri ve önemi ele alınmış ve bununla birlikte, Rusya'nın yakın çevre politikasının gelişiminde Putin faktörü ve yeni ulusal güvenlik doktrini incelenmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde ise, güncel jeopolitik ve jeoekonomik uluslararası ilişkiler yapısında RF'nın yakın çevre politikası ve Orta Asya güvenliği analiz edilerek, tüm boyutlarıyla ortaya konmaya çalışılmıştır. Ayrıca, RF'nın yakın çevre politikasını etkileyen jeoekonomik faktörler, yakın çevre politikasının aktifleşmesinde bölgesel entegrasyon girişimleri ve Orta Asya güvenliği üzerinde durulmuştur.Anahtar Sözcükler:1. Yakın Çevre2. Orta Asya3. Yeni Büyük Oyun4. Güvenlik5. Rusya Federasyonu
Avrasya'da yeni bir bölgesel güvenlik sorunu olarak Fergana Vadisi (Etnik çatışmalar ve terörizm ekseninde)
Evrensel bilim etiğine uyularak hazırlanan bu çalışmada, Fergana Vadisi'nin, Avrasya'nın istikrar ve güvenliğindeki yeri üzerinde durulmuş ve etnik çatışmalar ile terörizm ekseninde Vadi'nin çatışma üretme potansiyeli tespit edilmeye çalışılmıştır. İdari, coğrafi ve demografik olarak Özbekistan, Kırgızistan ve Tacikistan tarafından paylaşılmış olan Vadi'de çatışma kültürünü tetikleyen olgular incelenerek, Vadi ile ilgili yerel ve uluslararası aktörlerin rolü üzerinde değerlendirmelerde bulunulmuştur. Bu aktörlerin izledikleri stratejilere etki eden parametrelerden hareketle, bundan sonrası dönemlerde izleyecekleri muhtemel politikalar üzerinde öngörüler yapılmıştır. Durum tespitinden sonra, hem Avrasya'nın hem de tüm dünyanın istikrar ve güvenliğini tehdit edecek düzeyde çatışma potansiyeli taşıyan Fergana Vadisi'nde, çatışma veya savaş olasılıklarının bertaraf edilmesi için yerel ve uluslararası aktörlere düşen görevler vurgulanmıştır.Çalışmanın birinci bölümünde Fergana Vadisi'ni tanımaya yardımcı olacak temel parametreler anlatılmaya çalışmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde ise, Fergana Vadisi ve yakın coğrafyasının geleceği mevzu bahis olduğunda etkili olduğu ve etkili olacağı düşünülen yerel ve uluslararası aktörler hakkında bilgiler verilmiştir. Üçüncü bölümde de, diğer bölümlerde anlatılanlardan yola çıkılarak büyük resim ortaya konmuş ve yerel yada uluslararası aktörlerin gelecekte Fergana Vadisi'nde çıkması muhtemel çatışmaların önlenmesi konusunda üstlenmesi gereken sorumluluklar üzerinde durulmuştur. Vadi'de çatışma kültürünü besleyen ve girift bir hal almış olan yapısal sorunlar ayrı ayrı analiz edilerek, tüm boyutlarıyla ortaya konmaya çalışılmıştır.Anahtar Sözcükler:1. Fergana Vadisi2. Yeni Büyük Oyun3. Hegemonya4. Güvenlik5. Etnik Çatışma
SSCB sonrası Orta Asya'da sınıraşan sular meselesi ve bölgesel güvenliğe etkileri
Su, Yirmi Birinci yüzyıl gündeminin temel konularından biridir. Günümüzde en az enerji kadar önem taşıyan su kaynakları; hızlı nüfus artışı, kentleşme, sanayileşme, tarımsal kullanım ve benzeri nedenlere bağlı olarak ortaya çıkan önemli ekolojik tehditlerle karşı karşıyadır. Dünyanın bir çok yerinde yerel, bölgesel ve uluslararası su gerginlikleri yaşanmaktadır. Uluslararası hukuk, su kaynaklarının hakça paylaşımı ve akılcı kullanımı konusunda henüz bağlayıcı bir hukuk normu geliştirmemiştir. Su kaynaklarının yönetimine ilişkin belirsizlikler ve sorunlar, suyun yakın ve uzak gelecekte bölgesel-küresel çatışmalara zemin oluşturma riskini gittikçe arttırmakta ve sürdürülebilir kalkınmanın gerçekleştirilmesini de zorlaştırmaktadır.Orta Asya Cumhuriyetleri de bu konuda sorunlar yaşamaktadırlar. Bu ülkelerin su kaynaklarını ortak bir anlayışla ve etkin biçimde kullanma yollarını aramaları bölgenin geleceği açısından önemlidir.Bu tez çalışmasında, özellikle SSCB'den sonra meydana gelen yeni devletlerin politik ilişkileri ve jeopolitik ekseninde Orta Asya'da su sorunun dünü, bugünü ve yarınına ilişkin sorunlar ve çözüm önerileri ele alınmaya çalışılmıştır.Anahtar Kelimeler:Orta Asya,Sınıraşan akarsular,Amu Derya,Siri Derya,Aral Gölü Havzası
Türk dünyasında entegrasyon süreci: Türkiye-Kazakistan ikili işbirliğinin sürece etkileri
Bu çalışma Türk Dünyasında Entegrasyon sürecini, sürece engel olan faktörleri, Türkiye ve Kazakistan'ın bu sürece olan etkilerini incelemek amacında hazırlanmıştır.1991 yılında eski Sovyetler Birliğinin yıkılmasıyla bağımsızlıklarına kavuşan Azerbaycan ve Orta Asya'daki Türk Cumhuriyetleriyle Türkiye arasında başlatılan sürecin karşılaştığı engeller, ülkelerin kendi aralarında yaşadığı iç sorunlar da çalışma kapsamına girmiştir.Ayrıca Orta Asya bölgesindeki entegrasyon faaliyetlerinin Türk Dünyası Birliğine giden yolda sağlayabileceği katkıya da yer verilmiş, diğer önemli güçlerin bölgeye olan çıkarları üzerinde durulmuştur. Çalışma, özellikle 2009 Nahçıvan zirvesinden sonra yeni bir dönem kazanan süreç ve resmi bir kurum olarak kurulan Türk Konseyi çerçevesinde yürütülmeye başlayan ve geleceğinden umut veren somut çalışmalar, Türkiye ve Kazakistan arasında her alandaki işbirliğinin sürece etkileri üzerinde odaklanmaktadır.
Soğuk savaş sonrası dönemde ulus-devlet inşa süreçleri ve Beluç sorunun geleceği
17. yy.da milliyetçilik kavramı Avrupa'da ortaya çıkarak kısa bir süre içerisinde tüm dünyaya yayılmıştır. Bu bağlamda, ?Ulus-devlet?'e dönüşen bu akım, Birinci ve İkinci Dünya Savaşları ardından ve özellikle Soğuk Savaş sonrası dönemden günümüze kadar etkisini kısmen devam etmektedir. 1991 yılından sonra SSCB'nin dağılmasıyla birlikte, Orta Asya'da çıkan yeni ulus-devlet oluşturma düşüncesi bölgede yaşayan tüm halklar üzerinde ciddi anlamda tesir bırakmıştır. Bu durumdan etkilenen halklar kendi bağımsızlıklarını elde edebilmek için çeşitli yol ve yöntemlere başvurmuşlardır.SSCB'nin dağılmasından sonra dünyada tek egemen güç haline gelen ABD, bu halklarla yakından ilgilenmiş ve bağımsızlıklarını kazanabilmeleri için siyasi, askeri ve ekonomik destek vermiştir. 18. yy.da Güney Asya bölgesinde ortaya çıkan Beluç sorunu daha sonra ABD'nin BOP'si kapsamında yeniden bölge ülkeleri arasında gündeme gelmiştir. 2001 yılında ABD'nin terörle mücadele adlı operasyonuyla Afganistan işgal edilmiştir. Bununla birlikte Beluç sorunu yeni ismiyle (Free Balochistan) uluslararası camianın dikkatini çekmiştir. ABD, ?Özgür Beluçistan? olarak ortaya çıkardığı ismi bölgedeki rakiplerine karşı desteklemiş ve kendi çıkarları doğrultusunda koz olarak da kullanmayı göz ardı etmemiştir.Dolayısıyla ABD, başta Çin olmak üzere Hindistan, Rusya, İran vb. ülkelerin gelişmelerini engellemek için bölgede ?Özgür Beluçistan? düşüncesini savunmaktadır. Ayrıca ABD, bölgede varlığını sürdürmek için bölgede siyasi entrikasını devam etmektedir. Kuşkusuz, 2014 yılından sonra bölgenin kontrolünü tutabilmek için Beluçlar önde olmak üzere bölgedeki diğer etnik grupları başkaldırmalarına vesile olacaktır.Anahtar Kelimeler:1. Etnik Milliyetçilik2. Ulus-devlet İnşası3. Beluç Milliyetçilik harekatı4. Afganistan, İran ve Pakistan'da Beluç sorunu5. Beluç Sorunun Geleceği
Arnavutluk-Yunanistan ilişkilerinde bir azınlık sorunu olarak: Çamerya Arnavutlarının yeri ve geleceği
Soğuk Savaş sonrası dönemde Yugoslavya'da yaşanan iç savaşla birlikte bir kez daha gündeme gelen Balkanlar, ulus-devletler açısından etnik sorunları iç ve dış politikalarının öncelikli bir mevzu haline taşımıştır. Bölgede, çatışmalar şu an için barış gücü operasyonuyla dondurulmuş gibi gözükse de, Balkanlar her an patlamaya hazır bir bombadan farksızdır. Bu bağlamda bölgedeki mevcut sorun alanları ile potansiyel nitelikteki sorunlar, bölge devletleri açısından olduğu kadar, küresel çapta da etki yaratacak bir öneme sahiptir. Bir diğer ifadeyle, Balkanlardaki azınlık sorunları, yerel boyutun ötesinde bölgesel ve global bazda bir etki yaratma kapasitesine sahiptir. Bu bağlamda, bölgenin potansiyel sorunlarından birisi de Çamerya bölgesi ya da Çameryalı Arnavutlar (Çamlar)'dır.Yunanistan sınırları içerisinde yer alan Çamerya bölgesi her ne kadar şu an için bölge ve dünya gündeminde ön plana çıkmamış olsa da, diğer taraftan yapısı itibarıyla Balkanlar'daki azınlık sorunlarının ayrılmaz bir parçası olarak varlığını devam ettirmektedir. Özellikle de, Yugoslavya iç savaşı ve sonrasında Arnavut azınlıkların bölgede artan rolleri, Çamerya sorununu da Yunanistan açısından yerel bir nitelikten, bölgesel çapta bir kriz taşıma potansiyeli taşımaktadır. Bu da, hiç kuşkusuz, öncellikle Arnavutluk ve Yunanistan arasındaki ilişkilerin etkilenmesi anlamda gelmektedir ki, tezin çıkış noktasını da bu husus oluşturmaktadır.Dolayısıyla bu tezde ilk olarak dünyada değişen azınlık kavramı tarihsel ve teorik çerçevede ele alınmakta, akabinde ise sorunun tarihsel gelişim seyri ortaya konulmaktadır. Bu süreçte, AB üyesi Yunanistan'ın bölgeye yönelik izlediği inkârcı, ayrımcı ve asimilasyoncu politikaların Çamerya Arnavutları üzerindeki etkisi ve buna bölge halkının verdiği tepki ele alınmaktadır. Sorunun çözülmemesinin Yunanistan-Arnavutluk ilişkilerini olumsuz olarak etkilediğinin varsayıldığı bu tezde, Balkanlar'daki diğer Arnavut azınlıklar ile Arnavutluk'un yaklaşımı da Büyük Arnavutluk Projesi iddiaları çerçevesinde ele alınmakta olup, meselenin geleceğiyle ilgili senaryo çalışmaları ve çözümüyle ilgili alternatif projeler sunulmaktadır.Anahtar Kelimeler:1.Arnavutluk2.Yunanistan3.Çamerya4.Azınlık5.Güvenlik
Soğuk savaş sonrası dönemde küresel güç mücadelelerinde Afrika
Afrika kıtası, Soğuk Savaşın sona ermesiyle dünya siyasetinde önem kazanmaya başlamıştır. Kıtanın sahip olduğu yeraltı kaynakları, enerji ihtiyacı dolayısıyla birçok ülkenin gündeminde ön sıraları işgal etmiştir. Küresel anlamda iddiası olan hemen her devlet, kıtayı doğal zenginlikleri bakımından alternatif olarak değerlendirmektedir.Bu amaçla Amerika Birleşik Devletleri, Çin Halk Cumhuriyeti ve Rusya Federasyonu başta olmak üzere küresel güç mücadelelerinde Afrika'nın potansiyel kaynaklarını kullanma çabasına giren aktörler birbirleriyle Soğuk Savaşta ve günümüze uzanan süreçte sürekli bir rekabet içinde olmuşlardır. Afrika'nın küresel konumu ve arz ettiği önem de bu rekabet temelinde iniş ve çıkış göstermiştir.Günümüzde kıtaya yönelik politikalar söz konusu aktörlerin ihtiyaçları ve dönemsel tercihlerine göre şekillenmektedir. Dolayısıyla yakın gelecekte Ortadoğu ve Avrasya coğrafyası üzerinde yürütülen rekabetin alacağı seyir, adı geçen devletlerin Afrika'yla kurdukları ilişkilerin verimliliği ile paralellik gösterecektir. Afrika, Soğuk Savaştan sonra var olan çok kutuplu dünyada güç ilişkilerinin dengesinin belirlenmesinde başlıca rol üstlenecektir.
ABD'nin işgalinin ardından Türkiye-Irak güvenlik ilişkilerinde Kuzey Irak faktörü
Dünya hâkimiyet teorileri incelendiği takdirde Ortadoğu'nun öneminin büyük olduğu anlaşılmaktadır. Bu coğrafyada Irak'ın jeo-stratejik ve jeo-politik konumu da önemli bir yer tutmaktadır. Osmanlı'nın son döneminden itibaren gerçekleşen olayların bu durumun önemini ortaya koyduğu bir gerçektir. 19. yüzyılın son çeyreğinde endüstride ve ulaşımda kullanılmaya başlanan petrolün bu bölgede bulunması da güç mücadelesini tetikleyen bir başka etkendir. Bu tarihsel süreçten dolayı Irak acılı bir geçmişe sahiptir. Yakın tarihe bakıldığında da, özellikle iki kutuplu dünyanın ortadan kalkmasıyla gerçekleşen olaylar Irak'ın bugünkü siyasi durumunu etkilemiştir. Birinci Körfez Krizi ile başlayan bu süreç günümüzde daha da karmaşık bir hale gelerek devam etmektedir. Bu çalışmada bölgede yaşanan sorunların etnik, siyasi, dini ve ekonomik boyutları ele alınmaya çalışılacaktır. Bölgede Kürt varlığı tartışılmaz bir gerçek olmakla beraber Türkmenlerin, Arapların, Asurîlerin ve Keldanilerin varlığı bilinçli veya bilinçsiz gözlerden uzak kalmaktadır. Oysaki çalışmada ortaya konan argümanlarla bölgenin sorunlarının bu unsurlardan uzak kalarak çözülemeyeceği iddia edilmektedir. Böylece, Irak'ın gerek kuzeyine, gerekse bütününe etki eden sorunlara çözüm önerisi sunulmaya çalışılırken, ülkenin sayılan bu unsurları açısından da konular ortaya konmaktadır. Birinci Körfez Krizi ile uluslararası kamuoyu tarafından farkına varılan sorunlar, Ankara için de bir milat niteliği taşımaktadır. Kuveyt'in işgaliyle başlayan süreç Türkiye'nin ulusal ve uluslararası güvenlik politikalarını doğrudan etkilemektedir. Çekiç Güç ve 36. paralelinin kuzeyi söyleminden günümüze, Kuzey Irak'taki özerk yapılanmaya gelinmiştir. Bu da olayın hem uluslararası ölçekte hem de Türkiye açısından ulusal ölçekteki etkilerini ortaya koymaktadır. Tez Çalışması Irak'ın ve özellikle de Kuzeyi'nin çok boyutlu sorunlara sahip olduğunu ortaya koyarak genel görüşün haricinde bölgedeki diğer etnik ve dini grupları da dâhil ederek çözüm önerileri getirmektedir. Bu özelliği ile çalışma özgün olma şartlarını yerine getirmenin dışında bölgeye farklı bir açıdan bakma yolunu açabilir.
21. yüzyıl güvenlik politikalarında enerji ve Hindistan'ın enerji güvenliği siyaseti
21. yüzyıla girerken ?güvenlik? kavramında birçok değişim meydana gelmiştir. Bunlardan birisi de güvenliğin ?enerji? boyutudur. 20. yüzyılın başlarında petrolün keşfiyle başlayan mücadele yaklaşık yüz yıldır tüm hızıyla devam etmektedir. Enerji alanında yaşanan mücadele hemen hemen tüm dünya devletlerinin gündemine yerleşmiştir. Devletlerin dış politika hamleleri büyük ölçüde enerji merkezli olmaya başlamıştır. Asya kıtası ise enerji alanında giderek kendinden daha fazla söz ettirmeye başlamaktadır. Özellikle Çin ve Hindistan toplamda 2.5 milyar civarındaki nüfusları ve artan enerji ihtiyaçlarıyla enerji politikalarında önemli yer edinmeye başlamıştır. Bu bağlamda Hindistan bölgenin önemli bir aktörü olarak gerek bölgesel gerek küresel gelişmelerde varlığını iyiden iyiye hissettirmeye başlamıştır. Enerji tüketiminde giderek yükselen grafiği bölgenin diğer önemli gücü Çin ile Hindistan'ı karşı karşıya getirmektedir. Hindistan'ın bölgedeki rekabette önemli bir unsur olarak yer alması ise enerji kaynaklarına sahip olabilmekten ve enerji kaynaklarının mümkün olabildiğince çeşitlendirmekten geçmektedir. Hindistan gibi bölgesel güç olma yolunda önemli adımlar atan bir devletin gücü ?enerji güvenliği? politikalarını doğru bir biçimde yönlendirmesiyle doğru orantılıdır. Artan nüfus ve ekonomik kalkınma ile birlikte enerji ihtiyacı da giderek artmakta bu da bölgede enerji alanında rekabetin giderek artacağına işaret etmektedir. Hindistan'ın bu mücadelede kazanan taraf olmasını ?enerji güvenliği? politikaları belirleyecektir.
Soğuk Savaş Döneminin Avrupa'daki terör faaliyetlerine etkisi: Almanya, İtalya, Yunanistan
Terörizmin konusunda uluslararası alanda genel kabul görmüş bir tanımın olmamasının pratikteki anlamı, terörizmin, bir güç mücadelesi olarak kabul edilen uluslararası ilişkilerde, uluslararası alanda kıt olan kaynaklar üzerinde söz sahibi olarak ihtiyaçların karşılanması, rakip olarak görülen aktörlerin siyasi, askeri, toplumsal ve ekonomik güçlerinin zayıflatılarak, uluslararası alanda öne çıkmalarının engellenmesi, oluşacak boşluktan faydalanarak, dış politika hedeflerinin gerçekleşmesinde mesafe almak ve uluslararası toplumda öne çıkmak, statükoyu korumak, terör eylemleri üzerinden silah satarak ekonominin işletilmesini sağlamak, yeni silah ve teknolojilerin denenmesi ve terörle mücadele adına, Afganistan ve Irak gibi, belli bir bölgeye yerleşilmesi gibi amaçlar çerçevesinde bir dış politika aracı olarak kullanıldığına işaret etmektedir.Bu bağlamda iki kutuplu dünya sisteminde ve sonrasında Avrupa uluslararası güvenliği tehdit eden Marksist-Leninist terör örgütlerinin, Doğu bloğunun yanı sıra Batı bloğu tarafından da kullanıldığı yönünde ciddi ihtimaller bulunmaktadır. Soğuk Savaş döneminde ABD ve SSCB, özellikle Avrupa'daki çıkarlarını koruyabilmek, sürdürebilmek ve geliştirebilmek için, bu tarzdaki örgütlerden fayda sağlamaya çalışmışlardır. Böylece Avrupa ülkeleri, günümüze kadar etki eden bir terör macerası içinde olmuştur. Bu durum tabiatiyle Avrupa Birliği'nin terörle mücadele boyutuna da yansımıştır.
Pakistan'da etnik milliyetçilik hareketleri ve Beluç sorunu
Etnik kimlik ve etnik milliyetçilik hareketleri devletlerin iç ve dış politikasını şekillendiren önemli olgulardan biridir. Asırlık Müslüman-Hindu mücadelesi sonunda 1947'de Hindistan'dan koparak bağımsızlığını kazanan Pakistan'ın siyasi tarihi beş temel etnik unsurun birbirleriyle ve merkezi yönetimle mücadelesi üzerine kuruludur. 1948'de Pakistan'a katılarak beş federe bölgeden biri olan Belucistan, Pakistan seçkinlerinin devletin idari, politik ve ekonomik gücünü paylaşmasındaki isteksizliği nedeniyle ayrılmak için fırsat kollamaktadır.ABD öncülüğündeki tek kutuplu uluslararası sistemin çok kutupluluğa dönüşmesiyle dünya politikalarına yön veren ezberler de bozulmaya başlamıştır. Büyük Ortadoğu Projesi'nin başarısızlığa uğraması, Afganistan ve Irak'ta yaşanan olumsuz gelişmeler ABD'nin önemli ölçüde güç ve prestij kaybetmesine neden olmuştur. Ortadoğu'da başarısız olan ABD Obama ile başlayan yeni dönemde rotasını Avrasya'ya çevirmiştir.Avrasya dünya nüfusunun yüzde yetmiş beşini, toplam enerji kaynaklarının dörtte üçünü barındırmaktadır. Avrasya'yı kontrol etmek için ABD, Rusya ve Çin arasında küresel; İran, Pakistan ve Hindistan arasında bölgesel rekabet yaşanacaktır. Pakistan ve Belucistan'ın geleceği bu rekabetin sonucuna bağlı olarak şekillenecektir.Anahtar Kelimeler:1.Etnik Kimlik2.Etnik Milliyetçilik3.Pakistan'da Etnik Milliyetçilikler4.Beluç Etnik Milliyetçiliği5.Beluç Sorunu