Theses supervised by Doç. Dr. Koray Doğan

14 theses · Dokuz Eylül University

Master'sOpen AccessTR

Türk ceza hukukunda tekerrür ve özel tehlikeli suçlular

Tekerrür gerek ceza hukuku ve infaz hukuku gerekse kriminoloji, sosyoloji ve psikolojinin en önemli konularından biridir. Zira kabul edilen sisteme bağlı olarak gerçekleşmesi için belirli koşullar aranmasına karşın tüm bu koşulları yerine getirerek tekraren suç işleyen ve böylece suç işlemedeki inat ve ısrarını gösterip toplum bakımından tehlikeliliğini ortaya koyan kişi anılan bilim dallarının araştırma alanına girmektedir. Bu nedenle tekerrür kurumunun her yönüyle incelenmesi büyük önem arz etmektedir. Bu amaçla oluşturulan çalışmamızın birinci bölümünde, tekerrür kavramı, tekerrür kurumunun düzenlenme amacı, Türk ve Batı hukukundaki tarihi gelişimi, tekerrürün çeşitleri ile mahiyetini açıklayan teoriler ve hukuki niteliği incelenmiştir. Çalışmamızın ikinci bölümünde, tekerrür hükümlerinin uygulanabilmesi için gerekli olan koşullar ile bu hükümlerin uygulanamayacağı durumlar, üçüncü bölümde ise tekerrürün doğrudan ve dolaylı olarak ortaya çıkan sonuçları açıklanmıştır. Son olarak dördüncü bölümde ise, tehlikeli hal kavramı ile bu halin tespitinin nasıl yapılacağı açıklandıktan sonra özel tehlikeli suçlular olarak adlandırılan itiyadi suçlular, suçu meslek edinen kişiler ve örgüt mensubu suçlular ile özel tehlikeli olarak görülebilecek diğer suçluların kimler olabileceği tartışılmıştır. Çalışmamızda özellikle yakın tarihli Yargıtay kararlarından yararlanılarak uygulamadaki durum ve öğretideki görüşler değerlendirilmiştir. Böylece meseleye her bakımdan kapsayıcı bir şekilde yaklaşılarak hem mevzuattaki hem de uygulamadaki sorunlar ve çözüm önerileri getirilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Ceza ve Ceza Muhakemesi Hukuku, İnfaz Hukuku, Tekerrür, Mükerrir, İnfaz Rejimi, Denetimli Serbestlik Tedbiri, Tehlike, Özel Tehlikeli Suçlu.

Ceza hukukuKamu hukukuSuçlular+3
Can Hocaoğlu
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
20
Master'sOpen AccessTR

6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nda iktibas veya iltibas suretiyle marka hakkının ihlalinden doğan cezai sorumluluk

Ticari hayatta önemli bir işlev gören markanın hukuki ve cezai açıdan korunması amacıyla ulusal ve uluslararası hukuk metinlerinde bazı düzenlemelere yer verilmiştir. Türkiye hukukunda markaya sağlanan ceza hukuku korumalarından biri de marka hakkına iktibas veya iltibas suretiyle tecavüz suçudur. Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 30. maddesinin birinci fıkrasında başkasına ait tescilli marka ile aynı ya da benzer olan bir işaretin, tescile konu mal ya da hizmetler üzerinde kullanılması suretiyle işlenen birtakım fiiller cezai yaptırıma bağlanmıştır. Bu düzenleme, tarafı olduğumuz uluslararası bir sözleşme olan TRIPS içerisinde yer verilen marka hakkına sağlanan cezai koruma ile uyumluluk taşımaktadır. Marka hakkının cezai korumasına ilişkin düzenlemeler 20. yüzyılın ikinci yarısında yapıldığından bu düzenlemeler doğal olarak birtakım eksiklikler içermektedir. Çalışmamızda, mevcut düzenlemedeki eksikliklerin neler olduğunu tespit etmeye ve bunlara ilişkin çözüm önerileri sunmaya çalıştık.

Cezai sorumlulukFikri ve sınai mülkiyet haklarıKanunlar 6769 sayılı+5
Gülberk Gür
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

6362 Sermaye Piyasası Kanunu'nda bilgi suistimali ve piyasa dolandırıcılığı suçları

İkinci Dünya Savaşı ve global ekonomik kriz, devletlerin ekonomi alanına müdahale etmesini gerektirmiştir. Bu alanda hukuk düzenlemeleri ve ceza yaptırımları aracılığıyla koruma sağlanması amaçlanmıştır. Sermaye piyasası suçları, küreselleşen dünyada devletlerin uğraştığı önemli sorunlardan biri halini almıştır. Bu kapsamda özellikle bilgi suistimali ve piyasa dolandırıcılığı suçları en sık karşılaşılan suçlar olmuştur. Bu kapsamda tezimizde Sermaye Piyasası Kanunu'nda düzenlenen bilgi suistimali ve piyasa dolandırıcılığı suçları çalışılmıştır. Bilgi suistimali ve piyasa dolandırıcılığı suçları, ceza hukuku sistematiği doğrultusunda incelenmiştir. Konuyla ilgili Yargıtay kararları, ilgili başlıklar altında değerlendirilmiş ve sorunlu noktalar tespit edilmeye çalışılmıştır. Çalışmamız üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm, sermaye piyasası suçlarının daha iyi anlaşılabilmesi bakımından önem arz eden temel bilgileri içermektedir. İkinci bölümde bilgi suistimali ve üçüncü bölümde ise piyasa dolandırıcılığı suçları aynı sistematiğe bağlı kalınarak incelenmiştir. Bu kapsamda her iki bölümde de suçun maddi ve manevi unsuru, korunan hukuksal değer, hukuka aykırılık, teşebbüs, iştirak, içtima ve yaptırım detaylı biçimde ele alınmıştır. Diğer yandan muhakeme hukukuna ilişkin olarak, yazılı başvuru, yetkili ve görevli mahkeme, ispat sorunu gibi konular hakkında da değerlendirmelerde bulunulmuştur.

Bilgi güvenliğiBilgi saklamaCeza hukuku+5
Gizem Dursun Özdemir
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
10
Master'sOpen AccessTR

Türk ceza muhakemesi hukukunda seri muhakeme usulü

Ceza muhakemesi hukuku, maddî gerçeğe ulaşma amacını sağlarken kişi hak ve hürriyetlerini doğrudan doğruya etkileyebilmektedir. Dolayısıyla ceza muhakemesine ilişkin düzenlemeler, maddî gerçeğe ulaşma amacıyla kişi hak ve hürriyetlerinin korunmasını dengeli bir şekilde gözetecek şekilde yapılmalıdır. Öte yandan genel soruşturma ve kovuşturma usulü, ceza muhakemesine katılan kişilerin, özellikle şüphelinin ve sanığın haklarının korunabilmesi amacıyla ayrıntılı düzenlemeler içermektedir. Bu durumda muhakemenin kesin bir hükümle sonuçlanmasına kadar geçen süre de uzamakta, Cumhuriyet başsavcılıklarının ve mahkemelerin iş yükü altından kalkabilmesi neredeyse imkânsız hale gelmektedir. Birçok ülkede olduğu gibi ülkemizde de bazı suçlara ilişkin cezaî uyuşmazlıkların kamu davasının açılmasının ertelenmesi, mağdur ile fail uzlaşması, önödeme ve benzeri kurumlar ile ceza adaleti sistemi dışına çıkarılması suretiyle yargının çığ gibi büyüyen iş yükünün azaltılması amaçlanmıştır. Ancak benimsenen bu yöntemler de iş yükünün azaltılması için yeterli olmamıştır. 7188 sayılı ve 17/10/2019 tarihli Kanun ile Türk Ceza Muhakemesi Hukukuna, seri muhakeme usulü adı verilen yeni bir sistem getirilmiştir. Bu usul ile kanunda sınırlı şekilde sayılmış olan bazı tip suçlara ilişkin soruşturma evresi, Cumhuriyet savcısının yapacağı teklifi şüphelinin de müdafii huzurunda kabul etmesi koşuluyla görevli ve yetkili mahkemeden verilebilecek bir hükümle sona ermektedir. Ceza muhakemesi hukukumuzun temel kavramları ve ilkeleriyle birçok noktada çelişen bu usulün titiz bir şekilde irdelenmesi gerekmektedir. Zira şüpheli, seri muhakeme usulünü kabul etmekle, genel soruşturma ve kovuşturma usulünde kendisine tanınmış olan birçok haktan vazgeçmekte; fakat bunun karşılığında muhakeme sürecinin sonucunda alabileceği ceza yarı oranında indirilmektedir. Çalışmamızda; seri muhakeme usulünün hukukumuzdaki yeri ve amacı, hukukî niteliği, seri muhakeme usulünün uygulanma koşulları ve uygulanamayacağı haller ile seri muhakeme usulünün uygulanması ve sonuçları, karşılaştırmalı hukuktaki benzer düzenlemeler de dikkate alınarak incelenmiştir.

Adil yargılanmaCeza muhakemesi hukukuKarşılaştırmalı hukuk+2
Ozancan Belci
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında manevi, mali veya bağlantılı haklara tecavüz suçu (FSEK md. 71)

Tarihsel süreç içerisinde insanlığın adeta gelişmişlik ölçütü olan fikir ve sanat eserleri, ilk ortaya çıktığı günden bu yana aslında bir mülkiyete konudur. Fikir ve sanat eserleri onu emeği ile oluşturan, ortaya çıkaran kişilerden bağımsız bir biçimde düşünülemez. Elbette bir tür mülkiyete konu olan fikir ve sanat eserlerinin hukuk alanı tarafından korunmaması söz konusu değildir. Henüz son yüzyıllarda gelişen bir kavram olsa da fikir ve sanat eserleri artık hukuk tarafından korunma altına alınmaya çalışılan eserler olup bu eserlerin sahiplerine belli haklar tanınmıştır. Yapılan koruma yalnızca özel hukuk yaptırımları ile sınırlı değildir. Fikir ve sanat eserleri ayrıca ceza hukuku yaptırımları ile de koruma altına alınmıştır. Çalışmamızda esas itibariyle fikir ve sanat eserlerinin cezai açıdan korunması amacıyla düzenlenen manevi, mali veya bağlantılı haklara tecavüz suçları incelenmiştir. Ancak suç tipi incelemesinden önce suç tiplerinin özel hukuk düzenlemeleri ile olan bağlantısından ötürü fikir ve sanat eserleri hukuku ana hatlarıyla anlatılmaya çalışılmıştır. Buradan hareketle iki bölümden oluşan çalışmamızda, ilk bölümde genel olarak fikir ve sanat eserleri hukukundan bahsedilmiş, telif hukuku olarak da adlandırılan fikir ve sanat eserleri hukukundaki suçların genel esasları incelenmiştir. İkinci bölümde ise inceleme konumuz olan suç tiplerinin ceza hukuku açısından irdelenmiştir. Bu kapsamda suçlardaki tipiklik unsuru açıklanmış, örneklerle ve mahkeme kararlarıyla suçları oluşturan hareketler somutlaştırılmaya çalışılmıştır. Ardından suçun hukuka uygun olmasını sağlayan hukuka uygunluk sebepleri incelenmiştir. Son olarak suçun özel görünüş şekilleri ve muhakemesi üzerinde durulmuştur. Anahtar Kelimeler: Ceza ve Ceza Muhakemesi Hukuku, Fikir ve Sanat Eserleri Hukuku, Telif Hukuku, Telif Ceza Hukuku, Telif Hakkı İhlali, Eser, Eser Sahibi, Manevi Haklar, Mali Haklar, Bağlantılı Haklar.

Bağlantılı haklarCeza hukukuCeza muhakemesi hukuku+5
Alp Kocaoğlu
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Şirket yönetimi için kayyım tayini (CMK m. 133)

Şirketlerin ekonomik ve sosyal hayatımızdaki önemi her geçen gün büyümektedir. Suçlular şirketleri paravan olarak kullanıp işleyecekleri suçlara ilişkin delilleri yok etmek ve delillere ulaşılmasını zorlaştırmaktadırlar. Suçun işlenmesini durdurmak, suçla ilişkili delilleri toplamak ve müsadere kararı verilirse bunun uygulanabilir olmasını sağlamak üzere şirketlerin yönetimine ceza muhakemesi vasıtasıyla elkonulması gerekmektedir. Şirket yönetimine kayyım tayini de bu gerekliliğin bir sonucu olarak 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 133. maddesi ile hukuk sistemimize girmiştir. Şirketlerin, ortakları, çalışanları ve iş ilişkisi içerisinde bulundukları düşünüldüğünde birçok insanın hayatı üzerinde önemli etkileri olduğu ortadadır. Tedbirin uygulanması sırasında değer kaybının önlenmesi ve dolayısıyla bu kişilerin ve ekonominin zarara uğramaması amaçlanmıştır. Çalışmamızın birinci bölümünde kayyımlık kavramının Türk hukukundaki yeri ve hukuki niteliği, uygulama alanı, özellikle Türk Medeni Kanunundaki düzenlemeler esas alınarak açıklan ve kayyım tayini koruma tedbirinin temel hak ve özgürlüklerle ilişkisi irdelenmiştir. İkinci bölümde koruma tedbirlerinin genel özellikleri ve bu tedbire hakim olan ceza muhakemesi ilkeleri ortaya konulduktan sonra şirket yönetimine kayyım tayini koruma tedbirine dair Türk hukukundaki düzenlemelerden bahsedilmiştir. Üçüncü bölümde şirket yönetimine kayyım tayininin amacı, şartları ve kayyım tayininin usulü, ne zaman sona ereceği hususları incelenmiştir. Dördüncü bölümdeyse atanan kayyımın hakları ve sorumluluğu, şirket yönetimi için kayyım tayini kararına karşı kanun yolu, kayyımın işlemlerine karşı itiraz, koruma tedbiri sebebiyle tazminat isteminin usulü ve şartları açıklandıktan sonra kayyımın ceza muhakemesinde şirketi temsil edip edemeyeceği konusu tartışılmıştır. Çalışmamızda özellikle yakın tarihli Yargıtay, bölge adliye mahkemesi ve yerel mahkeme kararlarından faydalanarak uygulamadaki duruma ve öğretideki eleştirilere yer verilmiştir. Mevzuata ve tedbirin uygulanışına dair sorunlu noktalara işaret etmeye ve çözüm önerileri sunulmaya gayret edilmiştir. Anahtar kelimeler: Ceza Muhakemesi, Koruma Tedbirleri, Kayyım, Kayyum, Kayyım Tayini, Şirket.

Ceza muhakemesi hukukuKayyumKoruma tedbirleri+1
Mustafa Uğur Demiral
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
10
DoctorateOpen AccessTR

Ceza Hukukunda akıl hastalığının kusur yeteneğine etkisi

Günümüzde hemen hemen tüm modern ceza hukuku sistemlerinde, işlenmiş bir fiil nedeniyle doğacak ceza sorumluluğunun temelini, failin suçu işleme iradesi oluşturmaktadır. Failin ceza hukuku kuralları karşısında, bu kuralların emrettiği şekilde davranma imkân ve iktidarı bulunmasına rağmen, kanunu ihlal etme iradesi, onun toplumsal olarak kınanmasına yol açmaktadır. Bu kınama ile birlikte failin gerçekleştirdiği davranış için cezalandırılmasının da önü açılmaktadır. Bu davranışın ceza yaptırımı ile kınanmış olmasının nedeni failin kusurlu hareket etmiş olmasıdır. Failin kusurlu hareket edebilmesi için, kendisinde birtakım özelliklerin bulunması gerekmektedir. Ceza hukukunda bu özellikler, kusur yeteneği kavramı ile ifade edilmektedir. Kural olarak toplum içindeki tüm bireyler kusurlu davranabilmektedir. Ancak ceza hukuku düzeni, bireylerin davranışlarını hukuk kurallarına uygun şekilde yönlendiremeyen kişi gruplarını istisna olarak belirlemektedir. Bu istisna gruplardan birisi de, akıl hastalığı durumudur. Nitekim akıl hastalığı bulunan kişiler, davranışlarının hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ya da davranışlarını hukuk kurallarına uygun olarak yönlendirme yetenekleri bulunmamaktadır. Bu nedenledir ki, akıl hastaları davranışları nedeniyle ya hiçbir şekilde cezalandırılamamakta, ya da normal insanlardan daha az bir şekilde cezalandırılmaktadır. Böylece ceza hukuku sisteminde cezalandırılamayan akıl hastaları için, tedavi içerikli tedbirlerin uygulanması yolu öngörülmüştür. Bu tedbirlere hükmedilmesinin nedeni, bir suç işlemiş akıl hastasının, hastalığı nedeniyle ileriki yaşamında da benzer suçları işleme tehlikesi yaratmasıdır. Akıl hastalarına tedavi uygulanarak, bu kişilerin tehlikeliliklerinin önlenmesine çalışılmaktadır. Çalışmanın konusunu kusur yeteneğine etki eden hal olan "akıl hastalığı" kavramı oluşturmaktadır. Bu nedenle çalışmada Türk Ceza Kanunu madde 32 ve 57 kapsamında kusur, kusur yeteneği, akıl hastalarının ceza sorumluluğu, akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirleri gibi konulara yer verilmiştir.

Akıl hastalarının cezadan muaf tutulmasıAkıl hastası kişilerAlgı bozuklukları+7
Mehmet Emre Yıldız
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
10
Master'sOpen AccessTR

Ceza Muhakemesi Hukukunda yakalama ve gözaltına alma

Çalışmamızın konusunu oluşturan yakalama ve gözaltına alma koruma tedbirleri, kişi hak ve özgürlüğünü sınırlandıran tedbirler olduğundan, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve diğer uluslararası sözleşmelerde hüküm altına alınmış ve iç hukukumuzda ise Anayasa ve Ceza Muhakemesi Kanunu başta olmak üzere diğer yasal mevzuat ile ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir. Üç bölümden oluşan çalışmamızın birinci bölümünde yakalama ve gözaltına alma tedbirlerinin tanımı, diğer kavramlardan farkı, temel ilkeleri, özellikleri, bu tedbirlerin amaçları ve bu tedbirlere başvurulması için gerekli olan ön şartlar ve koşullar, Türk hukukunda tarihsel süreç içerisinde geçirmiş oldukları değişim ve uluslararası sözleşmelerde ne şekilde düzenlendikleri incelenmiştir. İkinci bölümde, yasal mevzuatta yer alan düzenlemeler dikkate alınarak tedbirlerin uygulanma şartları, gerek kişi bakımından gerek uygulanan durumlar bakımından özellik taşıyan yakalama ve gözaltına alma halleri incelemiştir. Üçüncü ve son bölümde ise, yakalama ve gözaltına alma tedbirlerinin yerine getirilmesi, denetimi ve hukuki sonuçları incelenmiştir. Çalışmamız içerisinde iç hukukumuzda yer alan yasal mevzuat ayrıntılı bir şekilde irdelenmiş ve olması gereken hukuk açısından kanaatimizi oluşturan eleştirilere yer verilmiştir. Yetkili makamlar tarafından gerçekleştirilen uygulamaların, uluslararası düzenlemelere uygun olup olmadığını irdelemek açısından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından verilen kararlara da değinilmiştir. Çalışma neticesinde varmış olduğumuz kanaat gereğince; iç hukukumuzda bu tedbirlere ilişkin ayrıntılı düzenlemelere yer verilmiş olsa da, asıl önemli taşıyan husus, bu tedbirleri uygulamakla görevli makam ve kişilerin kanunda belirtilen usul ve şartlar çerçevesinde bu tedbirlere başvurması ve şüpheli ve sanığa tanınan temel hak ve özgürlükler çerçevesinde bu tedbirlerin yerine getirilmesidir. Anahtar Kelimeler: Kişi Özgürlüğü ve Güvenliği Hakkı, Koruma Tedbiri, Yakalama, Gözaltına Alma, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi.

Ceza muhakemesi hukukuGözaltına almaKamu Hukuku+2
Özge Ak
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Dolandırıcılık suçunda hile unsuru

İnsanlık tarihi boyunca hile eylemleri her toplumda sorun olmuştur. Günümüzde de teknolojik gelişmelere bağlı olarak hileli eylemler artış göstermiştir. Her gün telefon dolandırıcılığına uğrayan kişilerin haberlerini görmekteyiz. Binlerce vatandaşımız basit bir kurgu ile dolandırılabilmektedir. Dolayısıyla tez konumuz olan, dolandırıcılık suçunda hile kavramının önemi günden güne artmaktadır. Gelişen ticari ilişkiler, insanlardaki kolay yoldan para kazanma arzusu, gelir dağılımındaki adaletsizliklerle birlikte bu eylemler daha da artacaktır. Hile kavramı üzerine özel hukukçular tarafından birçok eser mevcutken ceza hukukçuları tarafından çok incelenmemiştir. Günlük hayatta yaşanan olayların dolandırıcılık suçu mu yoksa özel hukuk uyuşmazlığı mı olduğu tam olarak belirlenememektedir. Bu çalışmamızda doktrindeki görüşler ve Yargıtay kararları etrafında bu sorunları çözmeye çalışacağız. İki bölümden oluşan bu tez çalışmasında, birinci bölümde hile kavramı, hilenin tarihsel gelişimi ve hilenin irade hürriyeti üzerine etkilerinden bahsettik. İkinci bölümde, Dolandırıcılık suçunda hile kavramının nasıl anlaşıldığını açıklamaya çalıştık. Devamında da dolandırıcılık suçunda hileli hareketler üzerine yaşanan sorunlarını yargı kararları ve doktrin görüşleri ile açıklamaya çalıştık, yine Türk Ceza Kanununda dolandırıcılık suçunun benzer suçlarla ilişkilerini hile unsuru üzerinden açıklamaya çalıştık. Öte yandan çalışmamızda özel hukuktaki hile kavramı ile ceza hukukundaki hile kavramını nasıl kabul edildiğini, borçlar hukuku bakımından hile olarak kabul edilen eylemlerin ceza hukuku bakımından hile olarak kabul edilip edilemeyeceği; bu konu ile bağlantılı olarak soyut yalan ile hileli hareketin oluşup oluşmayacağını, susmanın bu suça vücut verip veremeyeceğini örnekler ve yargı kararları üzerinden açıklamaya çalıştık. Son olarak da suçun ihmali hareketle işlenebilir olduğuna ve bazı karşılıksız yararlanma fiilleri ile yakın zamanda yaşanan "çiftlik bank" sistemi olarak basına yansıyan ve yüz binlerce kişinin dolandırılma yöntemi olan kartopu sözleşmeleri hakkında nasıl bir kanuni düzenleme yapılması gerekliliği üzerinde durduk. Anahtar Kelimeler: Hile, İrade Serbestisi, Dolandırıcılık, Karşılıksız Yararlanma, Kartopu Sözleşmeleri.

DolandırıcılıkHileKamu Hukuku+2
Osman Erdoğu
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Mülteci çocukların hukuki statüsü

Çocukların, başka bir ülkeye sığınmaya iten koşulları deneyimlemelerinin olumsuz etkilerini taşımaları muhtemeldir. Bunun yanı sıra çocukların sığınma ülkesinde yeni ve çoğu zaman belirsiz bir yaşama ayak uydurmaya çalışmak zorunda kalmaları da kaçınılmazdır. Fiziksel ve psikolojik olarak henüz gelişmekte olan bu grubun tüm bu zorluklardan yetişkinlerden daha çok etkileneceği ise bir gerçektir. 1951 tarihli Mültecilerin Hukuki Durumuna Dair Cenevre Sözleşmesi'ne göre, hem yetişkinler hem de çocuklar için mülteci olabilme şartları aynıdır. Ancak çalışma konumuz çocuklar olduğundan bu kriterler, onların özelinde ve özellikli durumları esas alınarak incelenecek ve bu koşulların pratikte, yetişkinlerle çocuklara aynı şekilde uygulanıp uygulanmadığı üzerinde durulacaktır. Sığınmak üzere bir ülkeye gelen kişinin statüsü ile alakalı bütün süreçlerde korunması esastır. Bu kişilerin çocuk olması halinde de üstün yararlarının ve Çocuk Hakları Sözleşmesi'nde yer alan diğer temel ilkelerin iltica ve sığınma usulüne ilişkin uygulamalarda gözetilmesi zaruridir. Çalışmamızın bölümleri, genel olarak çocukların mültecilik statülerinin belirlenmesi kriterlerine ve usulüne ayrılmıştır. Temel mülteci kavramlarının yanı sıra çalışma konumuzun mülteci çocuklar gibi hassas bir konu olması nedeniyle çocukları koruyan başlıca düzenlemelere de çalışmamızda yer verilmiştir. Özellikle 2011 yılından sonra Suriye vatandaşlarının ülkelerindeki iç karışıklıklardan ötürü ülkemize sığınmaları sonucunda, bu sığınmacıların büyük bir çoğunluğunu oluşturan çocukların durumlarının değerlendirilmesi adına geçici koruma statüsüne ilişkin şartlar da çalışmamıza dahil edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Sığınma, Mülteci Çocuk, Uluslararası Koruma, Geçici Koruma.

GöçmenlerHukuki statüKamu hukuku+4
Nurçin Küçükyazıcı
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

BM Pekin Kuralları ekseninde çocuk yargılaması ve çocuğun üstün yararı ilkesi

Uluslararası hukukta çocuk haklarına ilişkin en kapsamlı düzenleme Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşmedir. Sözleşmenin 40.maddesi ile çocuklara özgü bir ceza adalet sistemi kurulması hedeflenmiştir. Hedeflenen yargı düzeni bakımından Sözleşme çerçeve metin olarak birtakım ilkeler ortaya koymuş; bu ilkeler çeşitli Genel Kurul kararları ile detaylandırılmıştır. İşte Pekin Kuralları bu Genel Kurul kararlarından biridir. Pekin Kuralları; ulusal çocuk ceza hukuku politikaları bakımından yol gösterici temel ilkelerden olup, birtakım asgari standartlar ortaya koymaktadır. Bu standartların özünde ise her zaman "Çocuğun Üstün Yararı İlkesi" yer almaktadır. Çalışmamızın ana konusu, Pekin Kuralları ve Çocuğun Üstün Yararı İlkesi özelinde Türk hukukundaki çocuk yargılamasının incelenmesidir. Ulusal mevzuatımızda takip edeceğimiz öncelikli kanun ise Çocuk Koruma Kanunu olacaktır. Çalışmamızın ilk bölümünde; çocuk adalet sisteminin ilke ve amaçları tarihsel seyri içinde incelenmiş; çocuk adalet sistemine ilişkin ulusal ve uluslararası mevzuat hükümleri belirlenmiş, "çocuk" kavramı ve "çocuğun üstün yararı ilkesi" hukuki düzlemde ele alınmıştır. Çalışmamızın ikinci bölümünde ise Türk hukukunda çocuk yargısı Pekin Kuralları rehberliğinde incelenmiştir. Soruşturma aşamasından başlayarak, ceza yargılamasının her aşaması suça sürüklenen çocuk özelinde ele alınmıştır. Mevcut çocuk yargı sistemi, çocuğun üstün yararı ilkesi yönünden büyüteç altına alınmıştır. Bu anlamda yer yer sistemde mevcut aksaklıklar ve çözüm önerileri hakkında kanaat belirtilmiştir. Anahtar Kelimeler: Çocuk Adalet Sistemi, Çocuk Koruma Kanunu, Çocuk Yargılaması, Çocuk Ceza Hukuku, Çocuk Mahkemesi, Pekin Kuralları, Çocuğun Üstün Yararı İlkesi, Suça Sürüklenen Çocuk, Koruyucu ve Destekleyici Tedbirler.

Birleşmiş MilletlerPekin KurallarıSuçlu çocuklar+6
Şeyma Şahin
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Ceninin hukuki statüsü ve Ceza Hukuku yoluyla korunması

Ceninin ahlaki statüsü ve nasıl bir korumaya tabi tutulacağı, neredeyse her kültürde bir tartışma konusu olarak kendini göstermektedir. Bu çalışmada cenine Türk Ceza Hukuku ile sağlanan hukuki korumanın incelenmesi ve ceza hukukunda ceninin yaralamasına neden olunmasına ilişkin bir düzenleme bulunmamasının vurgulanması amaçlanmıştır. Ceninin ahlaki statüsü ile ilgili çeşitli görüşler ileri sürülmektedir. Bu görüşlerin hangilerinin uygulanabilir ve tercih edilen görüşler oldukları devletlerin hukuki düzenlemeleri incelenerek ortaya çıkarılabilir. Çalışmamızın ikinci bölümünde bazı devletlerin embriyonik kök hücre çalışmaları ve gebeliğin sonlandırılması konusundaki hukuki düzenlemeleri incelenerek ceninin statüsüyle ilgili görüşlerine ulaşılmaya çalışılmıştır. Devletlerin bu iki konudaki hukuki düzenlemeleri ve uygulamaları, ceninin statüsü, kişiliğin kazanılma anı, ve dolayısıyla ceninin nasıl korunduğu konusunda genel bir fikir vermiştir. Çalışmamızın üçüncü bölümünde ise cenine Türk Ceza Hukuku ile sağlanan koruma incelenmiştir. TCK madde 99'da düzenlenen çocuk düşürtme ve madde 100'de düzenlenen çocuk düşürme suçlarının yanında, bazı suçların nitelikli halleriyle de cenine zarar verilmesinin cezalandırıldığı görülmüştür. Çocuğun düşmesi, yani ceninin ölmesi, durumunda fail cezalandırılmaktadır. Öte yandan ceza hukuku sisteminin ceninin anne karnındayken gördüğü zarar nedeniyle yaralı veya engelli olarak doğması durumu için bir suç öngörmediği anlaşılmaktadır.

AbortusCeninCeza hukuku+4
Tansu Sayar
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
10
Master'sOpen AccessTR

Ceza muhakemesinde makul sürede yargılanma hakkı

Ceza muhakemesinde makul sürede yargılanma hakkı incelendiğinde bu hakkın sadece muhakeme hukukuna özgü bir kavram olmadığı ve fakat hem şüpheli/sanık hem de mağdurların hayatını etkileyen bir insan hakkı olduğu görülmektedir. Bu nedenle uluslararası metinlerde ve Türk Hukuku'nda makul sürede yargılanma hakkına ilişkin düzenlemeler yer almaktadır. Makul sürenin belirlenmesi ve değerlendirme ölçütleri uluslararası yargı makamları tarafından oluşturulan içtihatlarla belirlenmiş ve Anayasa Mahkemesi de bu içtihatlara paralel bir içtihat oluşturmuştur. Bu çalışmamızda öncelikle makul sürede yargılanma hakkının insan haklarıyla bağlantısı incelenmiştir. Daha sonra hem uluslararası hukukta hem de Türk Hukukunda makul sürenin belirlenmesi ve değerlendirme ölçütleri ayrı ayrı incelenmiştir. Bu inceleme esnasında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin belirlediği ölçütlerden yararlanılmış ve fakat yargılamayı uzatan sebeplerin Türk Hukuku'ndaki yansımalarına ağırlık verilmiştir. Çalışmamızın son bölümü yargılamanın hızlandırılması ve iş yükünün azaltılmasına ilişkin düzenlemeler ve hak ihlallerine karşı başvuru yollarına ayrılmıştır. Bu bağlamda Türk Ceza Kanunu, Ceza Muhakemesi Kanunu ve diğer kanunlarda yargılamanın hızlandırılmasına yönelik olan düzenlemeler, Soruşturma, Kovuşturma Veya Yargılama Hedef Sürelerinin Belirlenmesi Ve Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik, Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu ve suç olmaktan çıkarma hareketleri incelenmiştir.

Ceza yargılamasıMakul süreTürk Ceza Hukuku+3
Ezgi Çırak
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Sendika özgürlüğü ve korunması

Tarihsel süreç içerisinde antik çağlardan küreselleşme sürecinin yoğun bir şekilde yaşandığı günümüze kadar insanlığın zihnini disiplinler arası ölçekte meşgul eden önemli kavramlardan birisi insan hakları ve özgürlükleridir. İnsan hakları, temelde bireyin ön planda olduğu, hak objesi olarak değil, hak süjesi olarak değerlendirildiği bir yaklaşımın sonucudur. Bu kavramın temel amacı ise devlet gibi güçlü yapılar karşısında görece zayıf bir nitelik arz eden bireyin korunmasının sağlanmasıdır. Bu çerçevede birey, hakları sayesinde dezavantajlı pozisyonundan kurtulacaktır. Her ne kadar insan hakları düşüncesinin başlangıcında bireyin karşısında güçlü bir organizasyon olarak sadece devlet yer alsa da hukukun tüm dallarının insan hakları bağlamında ele alınmaya başlanmasıyla birlikte, birey kavramı spesifikleşmiş, ve spesifik bireyin karşısına, ona göre daha güçlü konumda olan kişi ya da kurumlar çıkmaya başlamıştır. Gerçekten de iş hukukunu insan hakları bağlamında ele alırsanız birey kavramı spesifikleşerek işçiye dönüşecek, karşısına da işveren çıkacaktır.Bu bağlamda işverene göre zayıf konumda bulunan işçinin korunması, adaletin sağlanması açısından gerekli olacaktır. İşçinin sahip olduğu hakların korunması ise güçlü bir organizasyonun işçiyi desteklemesiyle mümkün olabilecektir. İşte, bu güçlü organizasyon ise işçi sendikasıdır. İşçi sendikaları, organizasyon yapıları sayesinde özellikle toplu iş sözleşmesinde güçlü ve önemli bir pozisyon elde etmiştir. Bu durum ise işverenlerin dezavantajlı durumla yüzleşmesine sebep olmuştur. Bunun üzerine işverenler açısından da organize bir yapı ihtiyacı doğmuştur. Bu ihtiyaç işveren sendikalarının kurulması yoluyla giderilmiştir. Zaman içerisinde sadece işçi ve işverenlerin değil üretim sürecine emeğiyle katkıda bulunan tüm çalışanların sendikal korumadan yararlanması gerektiği düşüncesi güçlenmiştir. Anahtar Kelimeler: İnsan Hakları, Bireysel Sendika Özgürlüğü, Kolektif Sendika Özgürlüğü

SendikalarSendikalaşmaSendikalaşma özgürlüğü+1
Sencer Metin Ses
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00

Other supervisors