Theses supervised by Doç. Dr. Okan Cem Çırakoğlu

12 theses · Başkent University

Master'sOpen AccessTR

Yas sürecinin yordayıcıları: Geçmiş deneyimler, duygu düzenleme becerisi, psikolojik dayanıklılık, sosyal destek ve başa çıkma becerileri

Bu çalışma kapsamında ilk olarak son iki sene içerisinde bir kayıp yaşamış bireylerin geçmiş yas deneyimlerine katılmış olma, duygu düzenleme becerisine sahip olma, yüksek psikolojik dayanıklılık düzeyine sahip olma, sosyal destek düzeyinin yüksek olması ve stresle başa çıkma tarzları ile bireylerin yas süreçleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada ikinci olarak bu faktörlerin yas süreci üzerindeki yordayıcı etkisinin açıklanması hedeflenmiştir. Çalışmanın üçüncü hedefi ise geçmiş yas deneyimleri, duygu düzenleme becerisine saip olmanın ve stresle başa çıkma tarzlarının yas süreci ile olan ilişkisinde psikolojik sağlamlık ve sosyal destek düzeyinin yüksek olması aracı rolünü inceleyebilmektir. Örneklem, son 2 yıl içerisinde bir yakınını kaybetmiş 228 katılımcıdan oluşmaktadır. Katılımcılar 18-66 yaş aralığında (SS= 11.83) olup katılımcıların 94'ü (%41.2) kadın, 134'ü (%58.8) erkektir. Katılımcıların demografik bilgilerini toplamak adına sosyo demografik bilgi formu; geçmiş yas deneyimleri hakkında bilgi sahibi olmak adına Geçmiş Yas Deneyimleri Ölçeği (GYDÖ); duygu düzenleme becerilerinin ölçümü adına Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği (DDGÖ-16); dirençlik düzeylerinin ölçülmesi adına Yetişkinler İçin Dayanıklılık Ölçeği (YİDÖ), sahip olduğu sosyal destek boyutunun ölçülmesi adına Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (ÇBASDÖ), başa çıkma becerilerinin ölçülmesi adına Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği (SBÇTÖ) ve yasın etmenlerini ve şiddetini ölçmek adına ise Teksas Düzeltilmiş Yas Ölçeği ve Kısa Semptom Envanteri (KSE) uygulanmıştır. Çalışmada öncelikle demografik değişkenlerin yas ve psikopatoloji değişkenleri açısından karşılaştırılması adına tek yönlü ANOVA kullanılmıştır. Sonrasında geçmiş yas deneyimleri, duygu düzenleme güçlüğü, psikolojik dayanıklılık, algılanan sosyal destek, stresle başa çıkma tarzları, yas yoğunluğu ve psikopatolojiler değişkenleri arasındaki ilişkilerin incelenmesi amacıyla Pearson korelasyon analizi uygulanmıştır. Son olarak ise yas değişkeninin yordayıcılarının incelenmesi adına basit doğrusal regresyon analizi kullanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda daha genç katılımcıların (25 yaş ve altı) duygularını düzenleyebilme becerilerinin, dirençlik seviyelerinin ve aldıkları sosyal desteğin kendilerinden yaşça daha büyük katılımcılara (41 yaş ve üzeri) kıyasla daha düşük olduğu görülmüştür. Bununla birlikte erkek katılımcıların dirençlik düzeylerinin kadın katılımcıların dirençlik düzeyinden daha yüksek olduğu ve kadın katılımcıların ise aldıkları sosyal destek miktarının erkek katılımcıların aldığı sosyal destek miktarından daha yüksek olduğu bulunmuştur. Kaybedilen yakınlarının vefat sebebi kaza olan bireylerin anksiyete düzeylerinin daha yüksek olduğu da elde edilen bulgulardandır. Ek olarak geçmiş davranışlar alt boyutunun duygu düzenleme güçlüğü, dirençlik ve stresle başa çıkma tarzları ile negatif korelasyon içerisinde olduğu görülmüştür. Geçmiş yas deneyimlerinin endojen değişkenlerin yordayıcı gücünü arttırdığı sonucuna ulaşılmıştır. Duygu düzenleme becerileri, dirençlik ve stresle başa çıkma tarzları değişkenlerinin yas sürecini yordadığı; algılanan sosyal destek değişkeninin ise aracı rol üstlendiği görülmüştür. Anahtar Kelimeler: geçmiş yas deneyimleri, duygu düzenleme becerileri, psikolojik dayanıklılık sahibi olmak, sosyal destek, stresle başa çıkma becerileri

Duygu düzenlemePsikolojik dayanıklılıkSosyal destek+5
Esin Kırcalı
Başkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessEN

The role of sense of coherence and emotion regulation difficulties in the relationship between early maladaptive schemas and grief

Loss of a loved person is one of the important difficulties that individuals experience in their lives. Although loss is an inevitable part of life, studies on the grief process of people are limited in literature. In this study, the role of sense of coherence and emotion regulation difficulties in the relationship between early maladaptive schemas and grief was investigated among the population of individuals who have lost a closed, loved person in recent 5 years. The sample of the research consists of 291 participants residing in different cities of Turkey, aged between 18-73. The Sociodemographic Information Form, Turkish versions of The Two-Track Bereavement Questionnaire (TTBQ), Sense of Coherence Scale-Short Form (SOC-13), Difficulties in Emotion Regulation Scale-Brief Form (DERS-16), Young Schema Questionnaire-Short Form Version 3 (YSQ-S3) were used as data collection tools. According to the results of statistical analyses, there are significant relationships between the variables of this research. In addition, moderate to high levels of sense of coherence have a moderating role in the indirect effect of self-sacrifice schema on grief through the mediating role of emotion regulation difficulties. Also, emotion regulation difficulties have mediating role in the relationship between all schema dimensions and grief of individuals. Findings of the current study were discussed within the scope of relevant literature. Implications of the study, limitations of the study and future suggestions were presented.

Sense of coherenceEmotion regulationEmotion dysregulation+2
Didem Kaya Demir
Başkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Erken dönem uyum bozucu şemalar ile romantik ilişki ve partner odaklı obsesif-kompulsif belirtiler arasındaki ilişkide, mükemmeliyetçilik ve belirsizliğe tahammülsüzlüğün aracı rolü

Mevcut çalışmanın amaçları, ilişki ve partner odaklı obsesif kompulsif belirtiler ile erken dönem uyum bozucu şema alanları arasındaki ilişkide mükemmeliyetçilik ve belirsizliğe tahammülsüzlüğün aracı rolünü incelemek; hangi şema alanlarının doğrudan ilişki ve partner odaklı belirtileri yordadığını incelemektir. Araştırmanın örneklemi çalışmaya katıldığı zamanda süregelen bir romantik ilişki içinde olan ve herhangi bir psikolojik/psikiyatrik tanısı olmayan 18-58 yaş aralığındaki 290 bireyden oluşmaktadır. Araştırmanın verileri; Demografik Bilgi Formu, Obsesif-Kompulsif Envanteri-Gözden Geçirilmiş Form, Romantik İlişki Obsesyon ve Kompulsiyonları Ölçeği, Partnere İlişkin Obsesif-Kompulsif Belirti Ölçeği, Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği, Frost Çok Boyutlu Mükemmeliyetçilik Ölçeği ve Young Şema Ölçeği Kısa Form-3 aracılığıyla toplanmıştır. Yapılan istatistiksel analizler sonucunda, araştırmadaki temel değişkenler arasında pozitif yönde ve anlamlı ilişkiler olduğu bulunmuştur. İlişki odaklı obsesif-kompulsif belirtilerin oluşumu ve düzeyini inceleyen model sonuçlarıda, tüm şema alanlarındaki artışın, sadece belirsizliğe tahammülsüzlük aracılığıyla ilişki odaklı belirtileri arttırdığı görülmüştür. Diğer yönelimlilik ve zedelenmiş sınırlar şema alanlarının doğrudan ilişki odaklı belirtileri yordamadığı, sadece zedelenmiş otonomi, kopukluk ve yüksek standartlar şema alanlarının ilişki odaklı obsesif-kompulsif belirtileri doğrudan yordayabildiği tespit edilmiştir. Partner odaklı obsesif-kompulsif belirtilerin oluşumu ve artışını inceleyen model sonuçlarında ise tüm şema alanlarındaki artışın, hem belirsizliğe tahammülsüzlük (zedelenmiş otonomi hariç) hem de mükemmeliyetçilik aracılığıyla partner odaklı belirtileri arttırdığı görülmüştür. Diğer yönelimlilik ve zedelenmiş sınırlar şema alanlarının doğrudan partner odaklı belirtileri yordamadığı, sadece zedelenmiş otonomi, kopukluk ve yüksek standartlar şema alanlarının partner odaklı obsesif-kompulsif belirtileri doğrudan yordayabildiği tespit edilmiştir. Araştırma sonucunda elde edilen bulgular ilgili alanyazın ışığında tartışılmıştır. Anahtar kelimeler: İlişki ve partner odaklı obsesif-kompulsif belirtiler, Erken dönem uyum bozucu şema alanları, Mükemmeliyetçilik, Belirsizliğe tahammülsüzlük

Belirsizliğe tahammülsüzlükDuygusal ilişkiErken dönem uyum bozucu şemalar+5
Beliz Toroslu
Başkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

DEAHB olan bireylerin psikolojik sağlığı ile ilişkili faktörlerin incelenmesi

Bu çalışma dikkat eksikliği ve aşırı hareketlilik bozukluğu tanısı almış erişkin bireylerin yaşamda karşılaştıkları zorlukları, bu zorluklarla baş ederken ne gibi stratejiler oluşturduklarını ve bu stratejileri oluştururken kimlerden destek aldıklarını araştırmak amacıyla yapılmıştır. Araştırma için DEAHB tanısı almış 21- 35 yaş aralığında 4'ü kadın 7'si erkek olmak üzere toplam 11 kişi ile yarı yapılandırılmış sorular eşliğinde yüz yüze görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Elde edilen bulgular yorumlayıcı fenomenolojik analiz yöntemi kullanılarak değerlendirilmiştir. Analiz sonucunda 4 ana tema ortaya çıkmıştır. Bunlar; (1) yaşamdaki zorlular, (2) dikkat eksikliği ve aşırı hareketlilik bozukluğu ile baş etme stratejileri, (3)dikkat eksikliği ve aşırı hareketlilik bozukluğu ile baş etme stratejilerini keşfetme yolları ve (4)strateji geliştirirken destek alınan kişiler/kaynaklar olarak belirlenmiştir. Yaşamdaki zorluklar üst temasında ön plana çıkan alt temalar; (a) unutkanlık (b) arkadaşlık ilişkilerinde zorlanma, (c) ders dinleyemem, (d) başarısızlık ve (e) dikkatsizliktir. Dikkat eksikliği ve aşırı hareketlilik bozukluğu ile baş etme stratejileri üst temasının alt temaları ise (a) eşyaların yerini sabit tutma, (b) sistematik ilerleme, (c) arkadaş desteği alma ve (d)yapılacaklar listesi oluşturmaktır. Dikkat eksikliği ve aşırı hareketlilik bozukluğu ile baş etme stratejilerini keşfetme yolları üst temasının alt teması ise kendi kendine öğrenme olarak ortaya çıkmaktadır. Son olarak strateji geliştirirken destek alınan kişiler/kaynaklar üst teması altında aile alt teması yer almaktadır. Elde edilen bulgular alanyazındaki bilgiler ışığında tartışılmıştır.

Dikkat eksikliği ve aşırı hareketlilik bozukluğuPsikolojik sağlıkYetişkinler+1
Zehra Cansu Kartal
Başkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessEN

Mediating role of self-compassion on the relationship between early maladaptive schema domains and secondary traumatic stress of refugee aid workers

The present study aimed to examine the role of self-compassion on the relationship between early maladaptive schema domains and secondary traumatic stress of refugee aid workers. In this correlational study, purposive sampling was used. 116 participants from different institutions in Turkey participated voluntarily in the research. Their age range was between 23 and 64. The data was collected through Turkish versions of Young Schema Questionnaire-Short Form Version 3 (YSQ-SF3), Secondary Traumatic Stress Scale (STSS), and Self-compassion Scale (SCS). The demographic information of the participants was collected through the form developed by the researcher. The results of the research showed that there are significant relationships among the variables. Moreover, self-compassion had a medium to large effect size on the relationship between early maladaptive schema domains except for Impaired Limits and secondary traumatic stress of refugee aid workers considering the mediating role of self-compassion in the relationship between early maladaptive schema domains and secondary traumatic stress. The findings of the current study were discussed within the scope of relevant literature. Implications of the study, limitations of the study, and future suggestions were presented.

Early maladaptive schemasRefugeesSocial assistance+5
Ayça Güzey
Başkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Şizofreni hastalarının yaşam nitelikleri, hasta yakınlarının psikopatolojiye yönelik inançları, stresle başa çıkma tarzları, algılanan aile yükleri ve duygu dışavurumları arasındaki ilişkilerin incelenmesi

Araştırma, şizofreni hastaları ve gerektiğinde bakım veren konumunda olarak hastaların ihtiyaçlarını karşılayabilen ve en fazla vakit geçirdikleri yakın aile üyeleri ile yürütülmüştür. Hasta yakınlarının ruh hastalığına yönelik inançları, stresle başa çıkma tarzları, algılanan aile yükleri ve duygu dışavurumlarının birbirleriyle olan ilişkileri incelenmiştir. Ayrıca bu değişkenlerin hastanın yaşam niteliği ile olan ilişkisi de araştırılmıştır. Çalışma örneklemi şizofreni hastalarının üye olduğu bir dernek ve bir devlet hastanesine bağlı Toplum Ruh Sağlığı Merkezi'ne kayıtlı toplam 50 şizofreni hastası ile bu hastaların yakın aile üyelerinden oluşmaktadır. Hastaların yaş ortalaması 39.90 olmak üzere 14 kadın, 36 erkek katılımcı vardır. Hasta yakınlarının yaş ortalaması ise 53.86 olmak üzere katılımcılar 34 kadın ve 16 erkekten oluşmaktadır. Hastalar ile yarı yapılandırılmış bir görüşme yapılarak araştırmacı tarafından Şizofreni Hastaları İçin Yaşam Niteliği Ölçeği puanlanmıştır. Hasta yakınları ise Demografik Bilgi Formu'na ek olarak Ruh Hastalığına Yönelik İnançlar Ölçeği, Stresle Başa Çıkma Ölçeği, Algılanan Aile Yükü Ölçeği ve Duygu Dışavurumu Ölçeği'ni doldurmuşlardır. Araştırma sonuçlarına göre hasta yakınlarına ait değişkenler arasında beklenen korelasyon bulgularına ulaşılmıştır. Ancak hastanın yaşam niteliği ile hasta yakınının yalnızca algılanan aile yükü puanları arasında negatif yönde ve anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Ayrıca bu değişkenin hastaların yaşam niteliğini yordadığı görülmüştür. Duygu dışavurumu ile yaşam niteliği arasındaki ilişkinin anlamlılık düzeyi ise sınırda kalmıştır. Bu konudaki araştırmaların daha fazla örneklem sayısı ile çeşitlendirilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Hasta yakınına ait değişkenlerde ise ruhsal hastalığa yönelik inanç ile duygu dışavurumu arasındaki ilişkide algılanan aile yükünün aracı rolü olduğu görülmüştür. Böylece hastanın yaşam niteliğine ve hasta yakınının duygu dışavurum düzeyine etki eden aile içi sosyal faktörler incelenmiş ve önemli bulgulara ulaşılmıştır. Anahtar Sözcükler: şizofreni hastalarının yaşam niteliği, ruhsal hastalığa yönelik inançlar, stresle başa çıkma, algılanan aile yükü, duygu dışavurumu

Aile yüküDuygu dışavurum tarzlarıHasta yakınları+6
Ümeyra Efsane Akıncı
Başkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Travma sonrası stres belirtileri ve travma sonrası büyüme: Temel inançlardaki değişim, ruminasyonlar ve bilgece farkındalığın rolü

Bu araştırmada son yıllarda artan bir ilgiyle etkinliği araştırılan bilgece farkındalık kavramının, travmatik yaşantılar sonrası görülen travma sonrası stres belirtileri ve travma sonrası büyüme sürecine etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Bilgece farkındalığın yanı sıra, alanyazında travma sonrası stres belirtileri ve travma sonrası büyüme kavramıyla ilişkisi sıklıkla vurgulanan temel inançlarda sarsılma, istemsiz ve istemli ruminasyonlar ele alınmıştır. Bu doğrultuda temel inançlarda sarsılma düzeyinin, istemli ve istemsiz ruminasyonlar aracılığıyla, travma sonrası stres belirtileri ve travma sonrası büyüme üzerindeki dolaylı etkisinin bilgece farkındalık tarafından düzenlendiğine yönelik bir düzenlenmiş aracı değişken modeli oluşturulmuş; modelde bilgece farkındalığın alt boyutları ayrı ayrı incelenmiştir. Bu kapsamda araştırmaya travmatik yaşantısı olan, 19-77 yaş arası, 246 kişi katılmıştır. Katılımcılar Demografik Bilgi Formu, Travmatik Yaşantı Tarama Listesi, Temel İnançlar Envanteri, Olayların Etkisi Ölçeği Gözden Geçirilmiş Formu, Olay İlişkili Ruminasyon Envanteri, Travma Sonrası Büyüme Ölçeği ve Beş Boyutlu Bilgece Farkındalık Ölçeği'ni tamamlamıştır. Araştırma sonucunda değişkenlerden alınan puanlarda travma türüne bağlı farklılıklar göze çarpmıştır. Araştırmanın ana hipotezi olan bilgece farkındalığın düzenleyici rolü hem travma sonrası stres belirtileri hem de travma sonrası büyüme için doğrulanmıştır. Bununla birlikte bilgece farkındalığın farklı alt boyutlarının farklı etkileri olduğu dikkat çekmiştir. Değişkenlerin birbirleriyle ilişkilerine, travma türüne bağlı farklılıklara ve düzenlenen aracı model analizine ilişkin bulgular, alanyazına ve uygulamaya katkıları doğrultusunda tartışılmıştır.

BilgelikDeğişimFarkındalık+5
Ayperi Haspolat
Başkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
11
Master'sOpen AccessTR

Duygu düzenleme güçlüğü ile sınav kaygısı arasındaki ilişkide mükemmeliyetçilik ve obsesif kompulsif belirtilerin aracı rolü

Akademik alanda ve psikoloji alanında değerlendirilen ve öncelik kazanan bir konu olarak sınav kaygısı dikkat çeken bir konu olmuştur. Bu açıdan sınav kaygısı alanyazında birçok çalışmaya yer verilmiştir. Buna karşın yapılan birçok çalışma olsa da bu alanda daha fazla çalışmaya ihtiyaç duyulduğu görülmektedir. Bu açıdan bu çalışmada hem daha önceden ayrı ayrı incelenen sınav kaygısı, mükemmeliyetçilik, obsesif kompulsif belirtiler değişkenlerinin bir arada değerlendirilmesi hem de sınav kaygısı ile duygu düzenleme güçlüğü arasındaki ilişkide mükemmeliyetçilik ve obsesif kompulsif belirtilerin aracı rolü değerlendirilmiştir. Bu amaç doğrultusunda 246'sı kadın, 189'u erkek olmak üzere 450 üniversite öğrencisine sınav kaygı düzeylerini belirlemek amaçlı Sınav Tutum Envanteri, mükemmeliyetçilik özelliklerini belirleyici Çok Boyutlu Mükemmeliyetçilik Ölçeği, obsesif kompulsif belirtiler düzeyini belirlemek için Maudsley Obsesif Kompulsif Belirtiler Ölçeği ve duygu düzenleme güçlüğünü belirleyecek olan Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği uygulanmıştır. Bu ölçekler doğrultusunda sınav kaygısı, mükemmeliyetçilik, obsesif kompulsif belirtiler ve duygu düzenleme arasındaki ilişkiler incelenecelenmiştir. Yapılan analizlerde, duygu düzenleme güçlüğü ile sınav kaygısı arasında doğrudan olumlu ilişki olduğu görülmüştür. Ayrıca duygu düzenleme güçlüğü ile sınav kaygısı ilişkisinde mükemmeliyetçilik ve obsesif kompulsif belirtilerin aracılık rolü oynadığı belirlenmiştir. Cinsiyetin, duygu düzenleme güçlüğünün stratejiler, amaçlar, farkındalığın ve açıklık boyutunun, mükemmeliyetçiliğin yaptığından emin olamama, aileden eleştiri ve hata yapma endişe alt boyutlarının, obsesif kompulsif belirtiler açısından ise kontrol etme boyutunun sınav kaygısını anlamlı düzeyde yordadığı görülmüştür. Sonuçlar ilgili yazın çerçevesinde tartışılmıştır. Elde edilen sonuçların ilgili literatüre katkıda bulunabileceği düşünülmektedir.

Duygu düzenleme güçlüğüKaygıMükemmeliyetçilik+2
Melis Narlı
Başkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Engelli çocuğa sahip ebeveynlerin stres düzeyi, stresle başa çıkma tarzları, hastalık yükü algıları ve bilgece farkındalık düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu çalışmada engelli çocuğa sahip ebeveynlerin stres düzeyleri, stresle başa çıkma tarzları, hastalık yükü algıları ve bilgece farkındalık düzeyleri arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Araştırma kapsamında engelli çocuğa sahip ebeveynlerin sosyodemografik özellikleri (yaş, cinsiyet, medeni durum, eğitim düzeyi, çocuğun cinsiyeti, çocuğun yaşı ve çocuğun tanısı) bakımından anne-baba stresi, stresle başa çıkma tarzı, hastalık yükü değerlendirme ve bilgece farkındalık değişkenlerinin her biri açısından anlamlı farklılıklar olup olmadığı incelenmesi amaçlanmıştır. Ayrıca, anne-baba stresini hangi değişkenlerin (stresle başa çıkma tarzları, bilgece farkındalık ve hastalık yükü değerlendirme) yordayıp yordamadığı sorularına cevaplar aranmıştır. Araştırma örneklemi, Ankara ilinde yer alan Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerine devam eden, engelli çocuğa sahip 274 ebeveynden oluşmaktadır. Araştırmada katılımcılara Demografik Bilgi Formu, Anne-Baba Stres Ölçeği, Hastalık Yükü Değerlendirme Ölçeği, Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği ve Toronto Bilgece Farkındalık Ölçeği uygulanmıştır. Çalışmanın sonucunda anne-baba stresinin stresle başa çıkma değişkenlerinden yordayıcıları; kendine güvenli yaklaşım, çaresiz yaklaşım ve boyun eğici yaklaşımdır. Anne-baba stresinin hastalık yükü değişkeni boyutlarından yordayıcıları; günlük yaşamın kısıtlanması, hasta için endişelenme ve mesleki aksamalardır. Tüm bu değişkenler anne baba stresinin %41'ini açıklamaktadır. Bilgece farkındalık değişkeninin ise anne-baba stresini açıklamada istatistiksel olarak anlamlı bir rolü görülmemiştir. Elde edilen bulgular alanyazın çerçevesinde tartışılmıştır.

Bakım verme yüküBilgelikEbeveyn davranışı+7
Ayşe Koçhan
Başkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Belirsizliğe tahammülsüzlük, dürtüsellik, ruminasyon ve genel erteleme eğiliminin psikolojik belirtiler ile ilişkisi

Kişilerin kaygı, depresyon, benlik algısı gibi psikolojik belirtiler olarak genellenebilecek durumları birçok değişken tarafından şekillenmektedir. Mevcut çalışma belirsizliğin, psikolojik belirtiler üzerindeki etkisini çeşitli değişkenler yardımıyla açıklamaktadır. Belirsizlik durumlarının kişiler tarafından tehlikeli, stres verici ve kaçınılması gereken durumlar olarak değerlendirildiği bilinmektedir. Bu nedenle belirsizliğe tahammülsüzlük düzeyinin psikolojik belirti düzeyi üzerinde bir etkisi olmaktadır. Mevcut çalışmada alanyazından edinilen bilgiler doğrultusunda belirsizliğe tahammülsüzlüğün psikolojik belirtiler üzerindeki etkisi; ruminasyonların geviş getirircesine düşünme, derinlemesine düşünme alt boyutlarının ve genel erteleme eğiliminin aracılığında ve dürtüselliğin sıkışıklık alt boyutunun düzenleyici etkisinde bir model ile incelenmiştir. Çalışma tüm bu değişkenlerin bir model oluşturarak incelemesi yönüyle daha önce yapılan çalışmalardan farklılaşmaktadır. Bu kapsamda 18-30 yaş aralığında 225 kadın, 74 erkek olmak üzere Ankarada öğrenimine devam etmekte olan lisans ve yüksek lisans öğrencilerine, Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği, Ruminatif Tepkiler Ölçeği, UPPS Dürtüsel Davranış Ölçeği, Genel Erteleme Eğilimi Ölçeği ve Kısa Semptom Envanteri uygulanmıştır. Yapılan model testinin bulgularına göre dürtüselliğin sıkışıklık boyutunun orta ve yüksek düzey etkisinde; belirsizliğe tahammülsüzlük düzeyindeki artış geviş getirircesine düşünme ve genel erteleme eğilimi aracılığıyla psikolojik belirtiler düzeyindeki artışı yordamaktadır. Benzer olarak sıkışıklık boyutunun orta ve yüksek düzeyinin düzenleyici etkisinde belirsizliğe tahammülsüzlük düzeyindeki artış yalnızca geviş getirircesine düşünme aracılığıyla da psikolojik belirti düzeyindeki artışı yordamaktadır. Belirsizliğe tahammülsüzlük düzeyindeki artış aynı zamanda derinlemesine düşünme aracılığıyla psikolojik belirti düzeyindeki artışı yordamaktadır ancak sıkışıklık düzeyi bu ilişkide belirli bir farklılık yaratmamaktadır. Elde edilen bulgular alanyazın bilgileri ışığında tartışılmıştır.

Belirsizliğe tahammülsüzlükDürtüsel davranışGenel erteleme+3
İpek Armutlu
Başkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Fenilketonürili çocuk ve ergenlerde psikolojik belirtiler ve fenilketonürili çocuğa sahip ebeveynlere ilişkin değişkenlerin incelenmesi

Bu tez temel olarak, (1) fenilketonürili çocukların psikolojik belirtileri ve benlik algısı ile hastalık algısının ilişkisini ve (2) fenilketonürili çocuğa sahip ebeveynlerin ebeveynlik tutumları ve çocukları için belirttikleri psikolojik sorunlar ile hastalık algısının ilişkisini incelemeyi amaçlamıştır. Erken tanı alan ve tedaviye düzenli uyan fenilketonürili 10-18 yaşları arasında 66 çocuk ve fenilketonürili çocuğa sahip 118 ebeveyn araştırmaya dahil edilmiştir. Çalışmanın veri toplama aşamasında; öncelikle ebeveynlerin demografik bilgi formunu ve onam formunu doldurmaları istenmiş ve tüm ebeveynlere Hastalık Algısı Ölçeği – Hasta Yakını Formu (HAÖ), Aile Hayatı ve Çocuk Yetiştirme Tutum Ölçeği (PARİ), Güçler ve Güçlükler Anketi -Ebeveyn Formu (GGA) uygulanmıştır. Çocuklara İse Hastalık Algısı Ölçeği (HAÖ), Sosyal Karşılaştırma Ölçeği (SKÖ), Kısa Semptom Envanteri (KSE) ve Güçler ve Güçlükler Anketi uygulanmıştır. Ebeveynlerin hastalık algısı ile çocukları için belirttikleri psikolojik ve davranışsal problemler çoklu regresyon analiziyle incelenmiştir. Ayrıca, çocukların hastalık algısı ve psikolojik belirtileri arasındaki ilişki ve hastalık algısı ile benlik algısı arasındaki ilişki basit regresyon analizleri ile incelenmiştir. Genel olarak araştırma bulguları şu şekildedir; (1) çocuğun hastalık algısı, çocuğun kendini başkalarına göre daha olumsuz algılamasının %13'ü ile ve (2) psikolojik belirtilerinin de %18'i ile ilişkilidir. (3) Ebeveynlerin hastalık algısı ile çocukları için belirttikleri duygusal sorunlar ise birbirleriyle %18 ilişkili bulunmuştur. Ayrıca, bu çalışmada yapılan ek analizle birlikte annelerin hastalık algısının çocuğun hastalık algısı ile ilişki gösterdiği saptanmıştır. Araştırma bulguları, fenilketonüri hastalığını ele alırken aile sisteminin önemli olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur. Bununla birlikte hastalık algılarının hem ebeveyn hem çocuk için önemli bir değişken olduğunu göstermiştir.

EbeveynlerErgenlerFenilketonüri+2
Arda Yamaç Karaboncuk
Başkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Erken dönem uyumsuz şemalar ile yeme tutumu arasındaki ilişkide yakın ilişkilerin, vücut algısının ve benlik saygısının aracı rolü

Bu araştırmanın temel amacı, erken dönem uyumsuz şemalar ile yeme tutumu arasındaki ilişkide yakın ilişkilerin, vücut algısının ve benlik saygısının aracı rolünü incelemektir. Ayrıca, erken dönem uyumsuz şemalar ile yeme tutumu arasındaki ilişkide yakın ilişkilerin, vücut algısının ve benlik saygısının aracı rolünün cinsiyete göre değerlendirilmesi de amaçlanmıştır. Çalışmanın örneklemini 18 – 38 yaş arası kişiler oluşturmaktadır. Araştırmaya 401 katılımcı dahil edilmiştir. Araştırma örnekleminin 233 (%58,1)'ü kadın katılımcılardan, 168 (%41,9)'i erkek katılımcılardan oluşmaktadır. Öncelikle katılımcıların demografik özelliklerini öğrenmeye yönelik Demografik Bilgi Formu verilmiştir. Ardından araştırma soruları çerçevesinde, katılımcıların yeme tutumu hakkında bilgi edinebilmek için Yeme Tutum Testi, erken dönem uyumsuz şemalarını değerlendirebilmek için Young Şema Ölçeği Kısa Formu, yakın ilişkileri hakkında bilgi toplayabilmek için İlişki Değerlendirme Ölçeği, vücut algıları hakkında bilgi toplayabilmek için Vücut Algısı Ölçeği ve son olarak benlik saygılarını değerlendirebilmek için Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği uygulanmıştır. Çalışmada ilk olarak, genel örneklemde erken dönem uyumsuz şemalar ile yeme tutumu arasındaki ilişkide yakın ilişkilerin, vücut algısının ve benlik saygısının aracı değişken (mediator) rolünü incelemek amacıyla yapılan Aracı Değişken (Mediator) Analizi sonuçlarına yer verilmiştir. Ardından cinsiyete göre farklılaşmayı görebilmek için analizler kadın katılımcılar ve erkek katılımcılar için ayrı ayrı yapılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre ilk olarak; genel örneklemde erken dönem uyumsuz şemalar ile yeme tutumu arasındaki ilişkide ilişkisel depresyon ve vücut algısının aracı rolü olduğu ancak ilişkisel benlik saygısı, ilişkisel saplantılı düşünme ve benlik saygısının aracı rolü olmadığı görülmüştür. İkinci olarak cinsiyete göre yapılan ayrı analizler sonucunda; kadın katılımcılar için vücut algısının ve ilişkisel depresyonun erken dönem uyumsuz şema alanları ile yeme tutumu arasında aracı rolünün olduğu ancak ilişkisel benlik saygısı, ilişkisel saplantılı düşünme ve benlik saygısının aracı rolünün olmadığı gözlemlenmiştir. Erkek katılımcılar için ise sadece ilişkisel depresyonun erken dönem uyumsuz şema alanları ile yeme tutumu arasındaki ilişkide aracı rolünün olduğu ancak ilişkisel benlik saygısı, ilişkisel saplantılı düşünme, vücut algısı ve benlik saygısının aracı rolünün olmadığı görülmüştür. Alanyazındaki araştırmalar göz önünde bulundurularak araştırmadan elde edilen bulgular tartışılmıştır ve araştırmanın katkıları belirtilmiştir.

Beden algısıBenlik saygısıErken dönem uyum bozucu şemalar+3
Elif Ecem Helvalı
Başkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00

Other supervisors