Theses supervised by Doç. Dr. Recep Yıldız

14 theses · Bandırma Onyedi Eylül University, Yalova University

Master'sOpen AccessTR

Geçici koruma altındaki Suriyelilerin kalıcı çözüm yollarına bakış açılarının sosyal destek mekanizmaları çerçevesinde değerlendirilmesi

Araştırma Türkiye'de yaşayan geçici koruma altındaki Suriyeli bireylerin gönüllü geri dönüş, sosyal uyum, yeniden yerleştirme olarak kategorize edilen üç kalıcı çözüm yoluna bakış açılarının sosyal destek mekanizması varlığına göre nasıl şekillendiğini araştırmayı amaçlamaktadır. Araştırmaya geçici koruma altındaki 20 Suriyeli birey dahil edilmiş olup çalışma grubu olarak Bursa ili seçilmiştir. Katılımcılarla yarı yapılandırılmış mülakat gerçekleştirilerek araştırma sonucunda elde edilen veriler MASQDA 2022 nitel veri analiz programı aracılığı ile analiz edilmiştir. Araştırma nitel yöntem ile gerçekleştirilmiş olup elde edilen veriler fenomenolojik desen ile yorumlanmıştır. Suriye'de başlayan iç karışıklıklar sonrası 2011 yılından bu yana güvenli yaşam alanı arayışındaki bireyler sınır komşusu olan Türkiye'ye sığınmaya devam etmektedir. Bu çalışma ile mültecilerin kalıcı çözüm yollarına bakış açılarını görmek hedeflenmiştir. Kalıcı çözüm politikaları üretirken bireylerin kendi kaderini tayin hakkının göz ardı edilmemesi önemlidir. Araştırma sonucunda geçici koruma altındaki Suriyeli bireylerin güncel koşullarda gönüllü geri dönüşü bir seçenek olarak dahi görmediği, Türkçe öğrenmiş, Türkiye'de eğitim almış ve kayıtlı iş gücü piyasasına dahil olmuş bireylerin Türkiye'de kalıcı olmak istedikleri, sosyal uyum çözüm yoluna yakın oldukları tespit edilmiştir. Türkiye'de istihdam, dil, ekonomi alanlarında problem yaşayan bireylerin ise yeniden yerleştirme çözüm yolunu tercih etme eğiliminde oldukları hatta üçüncü ülkeye geçiş amacı ile düzensiz göçü bir seçenek olarak gördükleri tespit edilmiştir.

Selin Arıkın
Bandırma Onyedi Eylül University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Yazılı basında yer alan kadına yönelik şiddet haberlerinin feminist sosyal hizmet bağlamında değerlendirilmesi

Kadına yönelik şiddet tüm dünyada çözülmesi gereken küresel problemler arasında yer almaktadır. Günümüze kadar toplumsal cinsiyet eşitliği alanında uluslararası alanda çeşitli sözleşmeler imzalanmış ve şiddeti önlemeye dair çeşitli politikalar üretilmiş olsa da kadına yönelik şiddet günümüzde devam etmekte ve modern toplumların karanlık yüzü olarak karşımıza çıkmaktır. Türk basınında kadına yönelik şiddet haberlerinin sunumunda toplumsal cinsiyet rollerini kalıplaştırmaya yönelik kullanılan dilin, şiddete maruz kalan kadının kullanılan görselinin ve suçun normalleştirilmesine yönelik ifadelerin kadın haklarını örselediği ve kadının toplumda dezavantajlı konumunu pekiştirdiği düşünülmektedir. Bu çalışmadaki amaç, kadına yönelik şiddet vakalarının yazılı basında sunuş şeklinin kadın hakları ve feminist sosyal hizmet bağlamında ele alarak kadına yönelik şiddet konusunda farkındalık oluşturmaya çalışmaktır. Çalışmanın örneklemini 2021 yılına ait tirajı en yüksek ilk onda yer alan ulusal gazeteler oluşturmaktadır. Bulgular analiz edildiğinde, şiddet haberlerinde kadınların mağdur gösterildiği ve edilgen kimliklerinin devam ettirildiği, failin saldırgan olarak gösterildiği ve etkin konumda olduğu görülmüştür. Sosyal hizmet feminist yaklaşım çerçevesinden analiz gerçekleştirildiğinde bireysel ve toplumsal fayda sağlama amacı haberlerde bulunmamıştır. Okuyucunun ilgisini çekmek ve tiraj kaygısı kadının hak ihlaline sebep olmuştur. Kadına yönelik şiddet vakalarının yazılı basında sunuluş şeklinin, eril söylem ve ayrımcı tutum içerdiği ve böylece ataerkil sistemi sürdürdüğü, kadının dezavantajlı konumunu pekiştirdiği ve eşitsiz konumunu devam ettirdiği sonucuna ulaşılmıştır.

Simge Çin Hazer
Bandırma Onyedi Eylül University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Flört şiddeti tutumlarının anne babanın çocuk yetiştirme tutumları ve transaksiyonel analiz ego durumları ile ilişkisi

Araştırmada, üniversite öğrencilerinin flört şiddeti tutumlarının çocuk yetiştirme tutumları ve ego durumları ile ilişkisinin ve sosyodemografik özellikler (cinsiyet, ebeveyn birlikteliği, anne-baba eğitim durumu, geçmişte şiddete maruz kalma durumu, aile gelir durumu, sayısal/sözel ağırlıklı bölümde okuma) açısından farklılık gösterip göstermediğinin incelenmesi hedeflenmiştir. Anne-babası hayatta olan, seçkisiz olarak seçilen 408 öğrenci ve "Flört Şiddeti Tutum Ölçeği", "Çocuk Yetiştirme Tutumları Ölçeği", "Ego Durumları Ölçeği" ve "Sosyodemografik Özellikler Formu" aracılığıyla veriler toplanmış ve frekans hesaplamaları, KruskalWallis, Anova, Mann Whitney U, Pearson korelasyon ve Bağımsız t testleri aracılığıyla değerlendirilmiştir. Bulgulara göre, FŞTÖ ve tüm alt boyutları (genel, fiziksel, ekonomik, duygusal, cinsel şiddet) ile cinsiyet; fiziksel şiddet ile anne eğitim düzeyi; flört şiddeti tutumları ile baba eğitim düzeyi; ekonomik şiddet ile geçmişte fiziksel şiddeti yaşamak; FŞTÖ ve ekonomik şiddet ile geçmişte cinsel şiddeti yaşamak; FŞTÖ ve duygusal şiddet ile aile gelir düzeyi; FŞTÖ, genel-fizikselduygusal ve cinsel şiddet alt boyutları ile öğrencinin sayısal ya da sözel bölümde öğrenim görmesi arasında anlamlı bir farklılaşma ortaya çıkmıştır. FŞTÖ ile ÇYTÖ anne kabul/ilgi; genel şiddet ile anne sıkı denetim/kontrol, anne kabul/ilgi ve baba kabul/ilgi; duygusal şiddet ile anne ve baba sıkı denetim/kontrol; ekonomik şiddet ile anne kabul/ilgi; cinsel şiddet ile anne kabul/ilgi ve anne sıkı denetim/kontrol alt boyutları arasında ilişki tespit edilmiştir. Eleştirel ebeveyn ego durumu ile fiziksel şiddet ve duygusal şiddet arasında ilişki bulunmuştur. Eleştirel Ebeveyn ego durumu ile ÇYTÖ baba ölçeği ve baba sıkı denetim/kontrol alt boyutu; Uygulu Çocuk ego durumu ile ÇYTÖ anne ölçeği, anne sıkı denetim/kontrol ve baba sıkı denetim/kontrol alt boyutları arasında ilişki bulunmuştur.

Ana-baba çocuk ilişkileriBaskın ben durumlarıEbeveyn-çocuk ilişkisi+5
Gözde Yılmaz Gökyaka
Bandırma Onyedi Eylül University · Institute of Health Sciences
2024
21
Master'sOpen AccessTR

Toplumsal bellek ve gündelik hayatta evlenmeme ile evlenememenin sosyal hizmet açısından analizi

Bu araştırma, günümüzde artan boşanma oranlarının ötesine geçerek evlenememe durumunun toplumsal bir sorun alanı olarak ortaya çıkışını ele almaktadır. Ailenin yapı taşı olduğu yıllardır bilinen bir gerçeklik iken bu çalışma, evlenememe durumunun toplumun yapı taşlarını nasıl etkilediğini anlamaya ve bunu sosyal hizmet perspektifiyle analiz etme çabasıyla ortaya koyulmuştur. Araştırma, katılımcıların evlilik ve aile kavramlarına yönelik algılarını, evlenememe nedenlerini, evlilikten beklentilerini anlamaya odaklanmıştır. Elde edilen bulgular, evlilik ve aile müessesi adına daha geniş perspektiflerle yeni çalışmalar yapabilmek amacıyla; aile kurumunun değişen dinamiklerini anlamak ve yeni bir toplumsal sorun olarak karşımıza çıkan evlenememe konusunda gerekli mesleki çalışmaları yürütmek isteyen uzmanlara yol gösterici olabilecektir. Aynı zamanda, evlenme tercihlerinin altında yatan motivasyonları anlamak, toplumun evlilik ve aile anlayışını daha geniş bir bakış açısıyla değerlendirmek için kullanılabilir. Çalışma, fenomenolojik desen ile nitel bir araştırma olarak gerçekleştirilmiş olup çalışmada görüşme/mülakat ve gözlem teknikleri kullanılmıştır. Çalışmanın evrenini herhangi bir evlilik yaşamamış 30 yaş ve üzerindeki, lise üzeri eğitim seviyesine sahip bekâr bireyler; çalışma grubunu ise Bandırma ilçesinde yaşayan 30 yaş ve üzerinde olan geçmişinde herhangi bir evlilik tecrübesi bulunmayan, lise üzeri eğitim seviyesine sahip 13 kişiden oluşan bekâr bireyler oluşturmaktadır. Çalışmadan elde edilen verilerin kodlanması için nitel veri analiz programı olan MAXQDA kullanılmıştır.

Kök aile deneyimleriTürk ailesi
Ayşen Gündüz
Bandırma Onyedi Eylül University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Evlenmek yerine yalnız yaşamayı tercih eden bireyler üzerine bir saha araştırması: Balıkesir örneği

Sağlıklı bir toplumun varlığı sağlıklı bir aile yapısıyla mümkündür. Günümüzde yaşanan hızlı toplumsal değişimlere bağlı olarak aile ve evlilik kurumuyla ilgili algı, tutum ve beklentilerin de değiştiği görülmektedir. Evlenmek yerine yalnız yaşamayı tercih etmek daha sık görülür olmuştur. Bu araştırmada, evlenmek yerine yalnız yaşamayı tercih eden bireylerin evliliğe ve yalnız yaşamaya yönelik düşüncelerini ve bu tercihlerinin arkasındaki nedenlere ilişkin görüşlerini incelemek amaçlanmıştır. Araştırmada nitel araştırma yöntemleri ve olgubilim deseni kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu kar topu örnekleme tekniğiyle belirlenen yalnız yaşamayı tercih etmiş farklı yaş ve meslek gruplarından olan 6 erkek ve 6 kadın oluşturmaktadır. Araştırmanın verileri yarı yapılandırılmış görüşme formları aracılığıyla toplanmış ve MAXQDA programı kullanılarak içerik analiz yöntemiyle analiz edilmiştir. Araştırmanın bulguları yalnız yaşamayı tercih edenlerin bu tercihlerinin ardındaki öncelikli nedenin bireysellik olduğunu göstermiştir. Yalnız yaşamayı tercih edenlerin kendi seçim ve tercihlerinin ön planda olduğu ve kendilerine çok daha fazla zaman ayırabildikleri daha özgür bir hayat yaşamak istedikleri sonucuna ulaşılmıştır. Bireylerin evlilikten kaçınma nedenlerinin de yalnızlığı tercih etme nedenleriyle örtüştüğü tespit edilmiştir. Önceki ilişkilerde yaşanan deneyimler nedeniyle ve etrafta şahit olunan olumsuz evlilik örnekleri nedeniyle de evlilikten kaçınıldığı saptanmıştır. Evlilik sürecinde geleneksel olarak takip edilen çok sayıdaki ritüelin ve prosedürün de evlilikten kaçınmanın öncelikli nedenlerinden olduğu belirlenmiştir. Bireyler evlendikleri zaman ekonomik olarak zorlanacakları düşüncesiyle de evlilikten kaçınmaktadırlar. Kök aile dolayısıyla sahip olunan önyargıların, geleneksel ve sosyal medyanın da bireylerin evlilikten kaçınmaları üzerinde önemli bir etkisi olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Gerçekçi olmayan aile beklentisiRisk altındaki ailelerÇekirdek aile
Pınar Demirişler
Bandırma Onyedi Eylül University · Institute of Health Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Sosyal hizmet teori ve uygulamalarında çok kültürcülük

İnsanın değer ve onuru kendi öz varlığından kaynaklıdır. Farklı renklerden oluşan toplumlar, kendi içinde bir kültür mozaiği oluşturur. Bu kültür mozaiğinin ise sosyal alanda hizmet iddiasında olan her meslek ve meslek elemanı tarafından bilinmesi insanın değer ve onuruna güçlü katkılar sunacaktır. Sosyal hizmet gibi meslekler, insana hizmet adına ortaya atılan ve insanın biricikliğini vurgulayan sosyal mesleklerdendir. Ancak mesleğin başında sosyal olması gerçekten de sosyal olduğu anlamına gelir mi? Sosyal olabilmesi, sosyal gerçekliklerden hareketle insanın değer ve onuruna uygun bir şekilde yine insanın/müracaatçının hayatına dokunabilmesine bağlıdır. Hayatlara dokunabilmek içinse, o hayatın sosyal bağlamını iyi okumak gerekir. Sosyal hizmet mesleğinin insan odaklı bir meslek olarak bu gerçeklikten uzak durması, farklılıkları göz ardı etmesi düşünülemez. Farklılıklar ise günümüz çokkültürlü toplumlarının en belirgin özelliğidir. Bu anlamda araştırmanın amacı, evrensel bir nitelik taşıyan ve bir anlamda insan hakları mesleği olarak kabul edilen sosyal hizmet disiplininin çokkültürlülükle ilişkisini; çokkültürcü sosyal hizmetin bilgi ve uygulama boyutunda meslek elemanları ve müracaatçılar açısından gerekliliğini ortaya koymaktır. Böylelikle dil, din, ırk, mezhep, kültür ayrımı gözetmeksizin çokkültürcü sosyal hizmet paradigmasının gelişimine katkı sunmaktır. Araştırma söylem analizi yöntemi ile gerçekleştirilmiştir. Başka bir deyişle çokkültürlülük ve sosyal hizmet alanındaki literatür çalışmaları söylem analizi bağlamında incelenerek ilişki düzeyi ortaya konulmuştur. Araştırmanın birinci bölümünde çokkültürlülük, ilişkili kavramlar ve tanımlar üzerinden kavramsal çerçeve oluşturulmuştur. İkinci bölümde, çokkültürlülük perspektifinden araştırmacı tarafından oluşturulan dokuz tematik başlık üzerinden sosyal hizmetin kuramsal tartışmaları yapılmıştır. Üçüncü bölümde ise, sosyal hizmet uygulamasının değer, bilgi ve beceri boyutları çokkültürcü sosyal hizmet perfspektifinden ele alınmıştır. Bu bölümde ayrıca, sosyal hizmet kuruluşlarında, mevzuatlarda, sosyal hizmet yönetiminde, refah rejimlerinde ve sosyal politikalarda çokkültürcülüğün ne anlama geldiği eleştirel bakış açısıyla tartışılmıştır. Tartışmalar vaka örnekleri ile desteklenmiştir. Araştırmada "Sosyal hizmet uygulamalarının insan temelinde dil, din, ırk, mezhep, kültür ayrımı gözetmeksizin sunulabilmesinin ön şartı, insan hakları bağlamında değer, bilgi, beceri boyutunda çokkültürcü sosyal hizmet yaklaşımıdır" genel hipotezi doğrulanmıştır. Araştırmanın sonuçları arasında ayrıca çokkültürcülüğün yerel perspektiften okunmasına olan ihtiyaç da sayılabilir.

FarklılıklarSosyal hizmetlerÇeşitlilik+1
Fikri Keleşoğlu
Yalova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Hayatı anlamlandırmada kuşaklararası analiz: (Atilla Uras Anadolu Lisesi örneği)

İnsanın doğumuyla başlayan ve bir ömür boyu süren anlam arayışı, öznel bir karaktere sahip olduğundan her insan, diğerlerinden farklı olarak olay, olgu ve nesneleri anlamlandırmaktadır ve yaşam amaçlarını belirlemektedir. Bu bağlamda yapılan çalışma, "hayatın anlam ve amacı nedir?", "hayat nimet midir, zahmet midir?", "hayatı anlamlandırma ve yaşam amaçlarını belirlemede etkili kişi ve kurumlar nelerdir?" vb. sorulara cevap aramaktadır. Hayatı anlamlandırmak ile hayatın içinde var olan anlamı aramak arasındaki farkı da dikkate alarak "Hayatın anlamı, kuşaklararası toplumsal dönüşüm neticesinde değişime uğramaktadır" hipotezini test etmektedir. Araştırma, İstanbul İli Maltepe İlçesi Atilla Uras Anadolu Lisesi örnekleminde değişen yaşam şartlarının etkisiyle çocuklar (527 öğrenci), onların orta kuşak ebeveynleri (258 kişi) ve büyükanne ile dedelerden (79 kişi) oluşan kuşakların hayatı anlamı konusundaki düşüncelerinin tespit ederek karşılıklı analiz etmeyi amaçlamaktadır. Toplam 864 kişiye anket uygulanmış; cinsiyet, öğrencilerin sınıfları, öğrenim durumu, meslek, aylık gelir düzeyi, ikamet yeri bağımsız değişikenleri üzerinden analizler yapılmıştır. Araştırmada elde edilen bulgular, genç kuşakların önceki kuşaklara göre daha bireysel bir bakış açısına sahip olduklarını gösterirken yaşlı kuşaklara doğru toplumsal ve dini değerlerin yaşamı daha fazla anlamlandırdığı ve sosyal sorunlara yönelik bir ilginin varlığını orta koymaktadır. Kuşaklar hayatın bir anlamı olduğuna ama bu anlamın insanın kendisi tarafından bulunması gereğine inanmaktadırlar. Kuşakların hayatını anlamlandıran en önemli sosyal kurum ise aile ve yakın çevredir. Onu anne/babalar ve öğrencilerde eğitim ve kültür; dede/ninelerde ise din izlemektedir. Ekonomi, bilim ve teknoloji ise en fazla genç kuşakların hayatını anlamlandırmaktadır. Kuşakların hayatını anlamlandırmada anne/babalar ve öğretmenler toplumsal sorunlar, erdemli davranışlar, dini ve kültürel değerler, zorluklarla mücadele konusunda; akran grupları ise özgürlük, şöhretli bir hayat, bireysellik, maddi beklentiler, ümitsizlik ve karamsarlık gibi duyguların oluşmasında etkilidirler. Zorluklar karşısında aile ve dini değerler en önemli destek mekanizmasını oluştururken; kurumsal destek alma konusunda kadınlar erkelere göre daha isteklidirler. Yaşam amaçlarına ulaşılmasını engelleyen en önemli faktörler ise eğitimin tamamlanamamış olması ve maddi imkansızlıklardır. Anne, baba ve kardeşleriyle sevgi bağının koparılmaması ise kuşakların gelecekle ilgili en önemli beklentisini oluşturmaktadır. Çocuklar/torunlar, orta ve yaşlı kuşakların yaşama sevincini artırırken; soyun devam etmesi, yaşlılık güvencesi olması ve dini gerekçeler yaşlı kuşaklar için çocuk sahibi olma sebebidir. Anne/babalar, topluma yararlı ve erdemli insanlar yetiştirmeyi hedeflerken; genç kuşaklar ise gelecekte aileyi eğlendirmesi, neşelendirmesi ve sevgi vermesi için çocuk sahibi olmak istemektedirler. Dolayısıyla toplumsal yaşam koşullarında meydana gelen değişim ve dönüşümler yaşlı kuşaklardan genç kuşaklara doğru insanların hayata bakışı, yaşam amaç ve hedefleri, zorluklara ve sıkıntılara karşı davranış biçimleri, diğer insanlarla ilişkileri ve gelecekle ilgili beklentileri üzerinde etkili olmaktadır. Bu kapsamda, bulgular hipotezi doğrularken, genç kuşakların yaşamı anlamlandırma ve yaşam amaçlarını belirleme konusunda önceki kuşaklara göre daha bireysel ve kararsız bir yapıda olduğu saptanmıştır. Dolayısıyla bu durum, sosyal hizmetlere olan ihtiyacı artırmaktadır.

AnlamlandırmaHayatın değeriKuşaklar+4
Sadık Emecen
Yalova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Sosyal belediyecilik çerçevesinde engelli bireylere sunulan hizmetler: Tepebaşı belediyesi örneği

Bu çalışma, Tepebaşı Belediyesinde yaşayan engelliler ve engelli ailelerine yönelik tanımlayıcı bir çalışmadır. Belediyelerin engelliler için gerçekleştirmekte olduğu uygulamaları kendisine konu alan bu çalışmada, engellilik kavramı, tarihten günümüze değin engelliliğe atfedilen anlam ve değer ile sosyal belediyecilik konularını ele almaktadır. Çalışmanın amacı, Tepebaşı Belediyesi örneğinde; bir yönüyle engelli bireylere ve engelli bireye sahip ailelere yönelik belediyeler tarafından (ulaşım, sosyal, kültürel, sportif, meslek edinme ve eğitim vb. alanlarda) gerçekleştirilen faaliyetleri incelemek, diğer yönüyle hem vatandaşları hem de engelli bireyleri bilgilendirmektir. Araştırmanın temel problemi, engelli bireyler ile ailelerinin Tepebaşı belediyesi tarafından kendilerine sunulan hizmetlerden ve haklarından yeterince bilgilerinin var olup olmadığıdır. Araştırmada nitel araştırma tekniği kullanılmıştır. Gönüllülük esası ile Tepebaşı Belediyesi sınırları içerisinde yaşayan 35 kişi ile görüşülmüş ve toplamda 20 engelli ve engelli ailesine Tepebaşı Belediyesinin engellilere yönelik sunduğu hizmetlere yönelik dört adet soru yöneltilmiştir. Yapılan görüşmeler sonrasında engelli bireylerin ve ailelerinin, Tepebaşı Belediyesinin engellilere yönelik verdiği hizmetlerden, istihdam olanaklarından haberdar oldukları ve bu hizmetlerden memnun oldukları görülmüştür. Bununla birlikte katılımcıların Tepebaşı Belediyesi tarafından verilen sağlık, spor, kültürel hizmetlerinin sayısının artırılması, ulaşımda yaşadıkları sorunların azaltılması ve hayatı engellilerle paylaşan diğer bireylerin engellilere yönelik farkındalığını artırmaya yönelik çalışmaların yapılmasına yönelik beklentilerin olduğu da anlaşılmıştır.

Toplumcu belediyecilik
Tuğba Yavuz Karagöz
Yalova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

ASDEP görevlilerinin aile sosyal destek programının uygulama sürecine ilişkin değerlendirmeleri ve iş tatminlerinin ölçülmesi

Araştırmanın amacı, Aile ve Sosyal Destek Programı'nda (ASDEP) görevli personelin görev alanı deneyimlerini, ASDEP modeline yönelik yaklaşımlarını incelemek ve iş tatminlerini ölçmektir. Nicel araştırma yöntemi ve genel tarama modeli ile tasarlanan çalışmanın evrenini, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı'na bağlı 81 ilde bulunan Sosyal Hizmet Merkezleri'ndeki 2700 ASDEP personeli oluşturmuştur. Çalışmada veri toplama aracı olarak görüşme formu ve Minnesota İş Tatmin Ölçeği kullanılmıştır. Veriler google forms aracılığıyla toplanmış ve Türkiye genelinde toplam 687 kişiye ulaşılmıştır. Elde edilen veriler IBM SPSS Statistics 23 programı ile analiz edilmiştir. Araştırmada elde edilen bulgularda; ASDEP personelinin sahada mesleki sağlık ve güvenlik sorunları yaşadıkları, neredeyse tamamına yakınının kendi görev tanımları dışında görevlendirildikleri, mesleki unvanların dağılımında ciddi farklılıkların olduğu ve bu durumun saha çalışmalarına olumsuz şekilde yansıdığı, hizmet içi eğitim ve süpervizörlük ihtiyaçlarının bulunduğu, fiziki anlamda uygun çalışma ortamlarının bulunmadığı ve bu durumun iş verimlerini düşürdüğü, iş yükü fazlalığı ve çeşitliliği nedeniyle iş tatminlerinin düştüğü ve neredeyse katılımcıların tamamına yakınının yönetimsel sorunlar yaşadıkları, ayrıca ilgili Bakanlıkça kullanılan anket sorularının katılımcılar tarafından yetersiz bulunduğu ve tüm sonuçların modele ilişkin iş tatminini olumsuz yönde etkilediği belirlenmiştir. Araştırma sonucunda; ASDEP kapsamında verilen hizmetler ve uygulanan yöntemler, meslek elemanlarının çalışma koşulları, uygulamaya ilişkin görüşlerinin dikkate alınması ve iş tatminlerinin ölçülmesinin hizmet sağlayıcılarına, politika yapıcılarına, alanda çalışan ya da çalışmayı düşünen meslek elemanlarına öngörü sunması açısından önemli olduğu düşünülmektedir. Devlet bütçesi ile gerçekleştirilen sosyal politikaya dair modellerin ara değerlendirmelerinin yapılması, aksayan yönlerin belirlenmesi, ihtiyaç halinde revizyonlara gidilmesi gerekmektedir. Bu doğrultuda, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının son dönemde önemli bir hizmet aracı haline gelen koruyucu, önleyici ve aynı zamanda sorun çözücü olan ASDEP modelinin yeni teknolojik gelişmeler, personelin görüşleri ve kurumsal bilgi açısından gözden geçirilmesi ve güncellemeler yapılmasının amaç ve hedeflere ulaşmada etkinlik sağlayacağı düşünülmektedir.

AileAile Sosyal Destek ProgramıAile desteği+7
Arif Laçin
Yalova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
10
Master'sOpen AccessTR

Sosyal hizmet penceresinden güvenliğin tesisi emniyet teşkilatı

Güvenlik gereksinimlerinin karşılanması için Emniyet Teşkilatı, polis halk ilişkilerini geliştirerek toplum destekli polislik kavramıyla güven oluşturmak için çalışmaktadır. Birebir yüz yüze ilişkiler ile yapılan toplum destekli polislik hizmetleri iletişim ve güven duygusunu vurgu yaparak suçun oluşmadan önce önlenmesi için çalışmaktadır. Sosyal hizmet mesleği, insanı merkeze almakta, korunmaya ihtiyacı olan toplumda dezavantajlı olarak görülen kesimler başta olmak üzere insanın dolayısıyla birey, grup ve toplumun iyilik hali için çalışmakta, hizmet etmektedir. Çalışma polisin idari görevleri kapsamında ve toplum destekli polislik aracı ile suç oluşmadan önce yaptığı önleyici ve düzenleyici hizmetleri ile sosyal çalışmacıların görev ve çalışma alanlarında yürüttüğü ya da sorumluluğundaki hizmetlerin benzerliklerini, özellikle suçun önlenmesi açısından aralarındaki işbirliğinin önemini incelemektedir. Çalışma ortaya koymuştur ki: polislik ile sosyal hizmet mesleği, rehberlik etme, yardım etme, koruyucu ve kollayıcı olma özellikleri ile toplumsal yaşam içinde dezavantajlı durumda olan insanlar ve onların sorun alanları üzerinde çalışarak bireylerin kendi güçlerini keşfetmesini sağlar ve destekleyerek onları güçlendirir. Müdahale ettiği konular ve bazı durumlarda aynı hedef gruba hitap ederek çalıştığı alanlar ortak ya da benzerdirler. Kamu düzeni ve hukuksal açıdan güvenliği sağlamakla görevli olan polis, insan merkezli ve insanın iyilik halini geliştirmek için çalışan sosyal çalışmacıdan farklılaşmaktadır. Ancak bu farklılık bu iki mesleğin ayrışmasını değil yardımlaşarak birlikte çalışmalarını icbar etmektedir.

Emniyet tedbirleriGüvenlikGüvenlik önlemleri+2
Nurcan Şaylı
Yalova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Yeniden yapılanan ailelerde ebeveyn ile çocuk arasındaki ilişkiye yönelik aile danışmanlığı bağlamında yeni bir model önerisi

İnsanoğlunun sahip olduğu en kadim kurum, aile kurumudur. Aile kurumu tarihsel süreç içerisinde çeşitli değişim ve dönüşümler yaşamakta ve bu dönüşümler neticesinde çeşitli kırılmalarla karşı karşıya kalmaktadır. Yeniden yapılanan aileler de bu kırılmanın meydana getirdiği ve profesyonel bir destek ağının geliştirilmesinin elzem kıldığı ailelerin başında gelmektedir. Çiftlerden en az birinin daha önce bir evlilik yapmış olduğu ve bu evliliğinden meydana gelen çocuk ya da çocuklarla birlikte yeni bir evlilik gerçekleştirdiği yeniden yapılanan aileler, gerek oluşum gerekse yaşadıkları güçlükler bakımından diğer birçok aile tipolojisinden farklılıklar göstermektedirler. Bir günde hem yeni bir eş hem de yeni bir ebeveyn olan bireyler birçok farklı dinamik ile karşı karşıya kalmaktadırlar. Batı toplumları'nda 1970'li yıllardan itibaren üzerine eğilinen ve sayıları da bir hayli dikkat çekici olan bu aileler, Türkiye'de sayıları artış göstermesine rağmen keşfedilmemiş birçok dinamiği bünyesinde barındırmaktadır. Araştırma bu minvalden hareketle yeniden yapılanan ailelerde ebeveyn çocuk arasında yaşanan güçlükleri, bu güçlüklerin nedenlerini, ebeveyn çocuk ilişkilerini kaleme almıştır. Bu ilişkiler analiz edilirken her bir ebeveynin geçmiş yaşantıları (çocukluk dönemleri, travmatik geçmişleri, aile ilişkileri) detaylı bir biçimde sorgulanmış ve analiz edilmiştir. Yine yeni bir evlilik kararı almaya giden yolda ilk evlilikleri, bu evlilikte yaşanan güçlükler de sorgulanmıştır. Bu bağlamda fenomenolojik temele dayanan nitel bir araştırma deseni oluşturulmuştur ve elde edilen bulgular 7 ana kategori ve bu kategorilere bağlı alt kategorilere ayrılarak şekillendirilmiştir. Araştırmacı, Kırıkkale ilinde ikâmet eden yirmi yeniden yapılanan aile üyesi ile ayrı ayrı ve derinlemesine görüşmeler yaparak bulgularını elde etmiştir. Elde edilen görüşme bulguları Maxquda 2020 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Yeniden yapılanan ailelerin birçok farklı güçlük alanı ile karşı karşıya kaldığı, bu güçlükler arasında başat sorun alanının çocuklar olduğu, bu ailelerin kurulum ve devamlılığında ebeveyn çocuk arasında kurulan ilişkinin belirleyici olduğu iddiasından hareketle yola çıkan araştırmada elde edilen sonuçlar araştırmacının iddiasını doğrular nitelikte çıktılar ortaya koymaktadır. Elde edilen bulgular neticesinde yeniden yapılanan ailelerin güçlükleri ve beklentilerine karşılık verecek sosyal hizmet bakış açısıyla bireylerin iyilik halini arttırıp onları güçlendirecek bir aile danışmanlık modeli tasarısı geliştirilmiştir. Geliştirilen modelde; Bowen'ın sistematik aile danışması, yaşantısal, bilişsel davranışçı, öyküsel, stratejik, çözüm odaklı aile danışmanlık kuramları ve bilhassa Virginia Satir'in Iceberg metaforunun öğretilerine yer verilerek, bu aileler özelinde bir tasarı sunulmuştur. Bilhassa aile yapılarının, rollerinin, aile içi etkileşim ağının, hiyerarşinin, gücün ve dengenin yeniden yapılandığı ve uygun bir müdahalenin sunulamadığı durumlarda evlilik ve aile birliğinin tekrar tekrar sekteye uğradığı ve boşanmaya kadar gidebildiği düşünüldüğünde; bireye yapılan müdahalenin bir sarmal halinde aile ve toplumun iyilik haline etki ettiği gerçeği de her adımda gözönünde bulundurulmuştur.

AileAile birleşmesiAile danışmanlığı+5
Ceylan Sülü Akgül
Yalova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Ötenazi sürecinde sosyal hizmet

Tetraplejik hastalarda birçok müdahale biçiminin yararlı olmaması veya yarar düzeyinin düşük olması, kronik problemlerle baş edememe ve problemlerle karşı karşıya olmanın getirisi olarak sosyal sermaye kaybı gibi sorunlarının ortaya çıkmasına sebep olmaktadır. Bu baş edememe ve kayıplar sonrasında birey tam anlamıyla bir buhran yaşamaktadır. Bu buhrandan kurtuluş yolu aramakta olan bireylerden bazıları ölümü kabullenmekte ve dahi ölmeyi ister duruma gelmektedir. Bu ve benzeri durumlardan ortaya çıkmakta olan kabullenişlerden doğan bir müdahale biçimi olarak ötenazi, günümüzde Avrupa ülkelerinin bazılarında yasal olarak sunulmaktadır. Ötenazi uygulamalarında görülmekte olan sosyal hizmet izlerinin araştırıldığı bu çalışmada ötenazinin intihar olmadığı, Sosyal Hizmet disiplininde 'yaşam sonu bakımı' kavramı çatısı altında müdahale edilmesi zorunlu alanlardan biri olarak görülebileceği üzerinde durulmuştur. Bununla birlikte ötenazi vakalarında Sosyal Çalışmacıların bulunmasının hem birey hem de yakınları adına azami önem arz etmektedir.

Kendi kaderini tayin hakkıSosyal hizmetlerTetrapleji+2
Mehmet Emin Aslanlı
Yalova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Dayatılmış engelli kimliği: Bir sosyal inşa süreci olarak engellilik

Çalışma daha önce ele alınmamış bir konu olan Türk toplumunda engellilik olgusuna yüklenen anlamların engelli bireylerin kimlik tanımlamalarına olan yansımalarını keşfetmektedir. Engellilik olgusunun sosyal bir inşâ ürünü olduğu kabulünden hareket eden çalışma, toplumun engelliliğe yüklediği anlamların engelli bireylerin kişisel kimlik tanımlamalarına yansıması ve bu anlamlandırmalarla baş etme yollarını/çabasını Türkiye ölçeğinde incelemektedir. Bu açıdan çalışmanın amacı; (i) kültürel yapı, psikolojik yaklaşım ve kognitif kalıplardan kaynaklı toplumdaki engelli algısının engelli bireylere bir kimlik dayatıp dayatmadığı; (ii) toplumun engelliliğe yüklediği anlamların engelli bireylerin kişisel kimliklerini tanımlama süreçlerini etkileyip etkilemediği; (iii) Engelli bireylerin engellilik olgusuna yüklenen anlamlandırmalar karşısında kimliklerini koruma adına ne gibi baş etme yollarına müracaat ettikleri sorularına cevap vermektir. Bu nitel çalışmada veriler yarı yapılandırılmış mülakatlar yoluyla toplanmıştır. Araştırmanın örneklemi 14 görme, 14 ortopedik engelli ve 9 işitme engelli 37 katılımcıdan oluşturulmuştur. Araştırma örneklemi 21-57 yaş aralığında 20 kadın ve 17 erkek katılımcıdan oluşmaktadır. Mülâkatlarda katılımcılara 19 açık uçlu soru yöneltilmiştir ve araştırma bulguları 7 ana tema altında sunulmuştur. Temalar altında yer alan veriler (I.) engelli bireylerin kendi kimliklerine getirdikleri tanımlamaların toplumun tanımlamalarından farklılık gösterdiğini; (II.) engelliliğin engelli bireyler için temel bir kimlik tanımlayıcısı olmadığını ancak toplum için en önemli kimlik tanımlayıcısı olduğunu; (III.) engelliliğin katılımcılar ve toplum için aynı anlamları taşımadığını; (Iv.) dayatılan engelli kimliğinin katılımcıların duygu dünyalarında öfke, üzüntü, rahatsızlık, yorgunluk ve umutsuzluk gibi yansımalarının olduğunu; (V.) bilişsel düzeyde ise iş seçimi, beklentiler, eş seçimi, arkadaş seçimi gibi kararlarda etkili olduğunu; (VI.) dayatılan engelli kimliğinin bireylerin sosyal ilişkilerini, aidiyetlerini ve rollerini olumsuz etkilediğini;(VII.) engelli bireylerin dayatılmış kimlikle kendini ispat etme, dışadönük olma, çalışma ve üretme gibi çabalara girişerek mücadele ettiklerini göstermektedir. Araştırma şu sonuçları ortaya koymuştur. (i) Engelliliğe yüklenen anlamlar ve bu olguya verilen reaksiyon formları engelli bireyleri bir kimlik dayatmasıyla karşı karşıya bırakmaktadır. (ii) Bu kimlik dayatması engelli bireylerin kendi kimlik tanımlamalarını etkilemektedir. Bu çerçevede engelli bireyler özgün bireysel kimlikleri ile dayatılmış engelli kimliğini bir arada taşıma adına bir tür kimlik yönetimi stratejisi gözetmektedir. (iii) Engelli bireyler dayatılmış engellilik kimliğiyle baş etme adına bir dizi çaba içerisine girişmektedir ve bu çabalar dayatılan engelli kimliğinin varlığı konusunda bir bilince sahip olduklarını göstermektedir. (iv) Engelin görünürlük düzeyi ile dayatılmış engelli kimliğini üreten toplumsal algılara muhatap olma arasında pozitif bir ilişkiden söz etmek mümkündür.

Engelli kişilerEngellilikKimlik+2
Selahattin Aydın
Yalova University · Institute of Graduate Studies
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Engelli bireylerin toplumla bütünleşmesinde sosyal sermayenin rolü

Çalışma dezavantajlı gruplar içerisinde yer alan engelli bireylerin karşılaştıkları engellere ilişkin başa çıkma kapasitelerinin ve sosyal çevre ile bütünleşmelerinde izledikleri yolların sosyal sermaye bağlamında keşfedilmesini amaçlamaktadır. Bu bağlamda, dezavantajı belirleyen etmenlere, engelli bireylere toplumda atfedilen stereotiplerin ve dışlanmanın toplumla bütünleşmeye etkisine, geliştirilen becerilerin ve alınan sosyal desteğin baş etme kapasitesine etkisine yer verilmiştir. Bununla birlikte toplumla bütünleşmede sosyal sermaye bileşenlerinin (güven, dayanışma/iş birliği, sosyal ağlar/bağlar) katkısı, örgütlenmenin toplumsal bütünleşmeye katkısı ve sosyal sermayenin örgütlenmedeki konumu, özgü hakların dezavantajlara dair sorunların çözümündeki etkisi, toplumsal güven, dayanışma ve iş birliğinin toplumsal bütünleşme için önemi ele alınmıştır. Yaşanmış deneyimlerin ve atfedilen anlamların derinlemesine keşfedilebilmesi için fenomenolojik deseni temel alan niteliksel bir araştırma tercih edilmiştir. Araştırmanın örneklemi 5 ortopedik, 5 süreğen, 5 görme ve 7 zihinsel engelli birey olmak üzere 22 katılımcıdan oluşmaktadır. Bu nitel çalışmada veriler yarı yapılandırılmış mülakatlar yoluyla toplanmıştır. Mülâkatlarda katılımcılara 19 açık uçlu soru yöneltilmiştir. Ortaya çıkan ham veriler nitel veri analiz programı olan MAXQDA 2020 (20.4.0 versiyonu) programından faydalanılarak kodlanmıştır. Araştırma bulguları 9 ana tema altında sunulmuştur. MAXQDA programı kullanılarak üç analiz yöntemi uygulanmıştır. Kodların aynı tema altındaki yoğunluğunu tespit edebilmek amacıyla frekans analizi, kodlar arasındaki ilişkileri tespit edebilmek amacıyla yakınlık analizi ve engel türlerine göre kodların yoğunluğunu tespit edebilmek için gösterge temelli analiz yapılmıştır. Araştırmada şu sonuçlar ortaya çıkmıştır: 1) Dezavantajı, sadece engelli bireylerin "engelleri" belirlememektedir, sosyal ve çevresel etkenlerin belirleyici bir yönü bulunmaktadır. 2) Toplumda engelli bireylere atfedilen stereotipler ve ayrımcı/baskı kurucu uygulamalar sosyal dışlanmaya sebep olduğu için bireylerin toplumla bütünleşmesine zarar vermektedir. 3) Engelli bireylerin geliştirdiği becerilerin ve aldığı sosyal desteğin baş etme kapasitelerini güçlendirmesinde etkin bir rolü bulunmaktadır. 4) Engelli bireylerin sosyal sermaye ile irtibatlarını örgütlenme ile gerçekleştirdiği görünmektedir. 5) Örgütlenme seviyesi ile sermaye düzeyi arasında doğrusal bir ilişki olduğu, başka deyişle sosyal sermayenin aynı zamanda örgütlenme ile birlikte ortaya çıktığı keşfedilmiştir. 6) Yaşanılan dezavantaj durumlarına ilişkin tanınan özgü hakların sorunların çözümünde önemli olduğu ancak özgü hakların temel insan hakları söyleminden koparılmadan sunulması gerektiği görülmüştür. 7) Toplumsal bütünleşmenin dezavantajlı gruplar özelinde engelli bireyler için tanımına bakıldığında örgütlenmeyle mümkün olabildiği ve toplumsal güven, dayanışma ve iş birliğinin varlığıyla güçlenebildiği anlaşılmıştır.

Dezavantajlı gruplarEngelli kişilerEngellilik+3
Yasin Erdurak
Yalova University · Institute of Graduate Studies
2021
00

Other supervisors