Theses supervised by Doç. Dr. Soner Çakmak

14 theses · Çukurova University, Çağ University, Bolu Abant İzzet Baysal University

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Postmenopozal dönemde anksiyete ve depresif bozukluk hastalarında cinsel işlev ve bozuklukları

Postmenopozal Dönemde Anksiyete ve Depresif Bozukluk Hastalarında Cinsel İşlev ve Bozuklukları Amaç: Bu çalışmada, menopoz sonrası dönemde majör depresif bozukluk ve anksiyete bozukluğu hastalıklarının cinsel işlev bozukluğuna etkisini açıklamayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmaya Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı'nda 15.09.2023- 15.01.2024 tarihleri arasında ayaktan tedavi amaçlı polikliniğe başvuran postmenopozal kadınlar arasından, depresyon ve anksiyete bozukluğu tanısı almış 57 hasta ile kontrol grubu için 57 sağlıklı birey olmak üzere toplam 114 kişi dahil edildi. Katılımcılara Hamilton Depresyon Ölçeği (HDDÖ), Hamilton Anksiyete Ölçeği (HAÖ), Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ), Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ), Arizona Cinsel Yaşantılar Ölçeği uygulandı ve tarafımızca hazırlanan Sosyodemografik Veri Formu kullanıldı. Bulgular: Hasta grubunda 23 (% 40,3) kişide sadece yaygın anksiyete bozukluğu, 20 (% 35,1) kişide sadece majör depresif bozukluk, 14 (% 24,5) kişide hem yaygın anksiyete bozukluğu hem de majör depresif bozukluk olduğu belirlendi. İlaç kullanım oranları hasta grubunda daha yüksek bulundu (p<0,001). Hasta grubunda yer alanlarda, kontrol grubuna göre ACYÖ, BAÖ, BDÖ, HARS ve HDDÖ puan ortalamalarının anlamlı derecede daha yüksek olduğu saptandı (sırasıyla p<0,001; p<0,001; p<0,001; p<0,001; p<0,001). Hasta grubunda yer alanlarda, çalışmayanların (p=0,022)., geniş aile grubundaki hastaların (p=0,020), il merkezinde yaşayan hastaların (p=0,027) ve özgeçmişinde tıbbi hastalık öyküsü bulunan hastaların (p<0,001) ACYÖ puanlarının yüksek olduğu saptandı. Cinsel işlev bozukluğu olan hastalarda BAÖ, BDÖ, HARS ve HDDÖ ölçek puan ortalamalarının anlamlı derecede daha yüksek olduğu saptandı (sırasıyla p=0,008; p<0,001; p=0,001; p<0,001). Sonuç: Menopoz sonrası dönemde anksiyete, depresyon ve cinsel işlev bozuklukları arasındaki ilişki, özellikle BAÖ ve BDÖ gibi ölçeklerde elde edilen yüksek puanlarla belirginleşmektedir. Postmenopozal dönemde anksiyete, depresyon şiddetlerinin artmasıyla hastaların cinsel yaşantıları olumsuz etkilenmektedir. İşsizlik, geniş aile yaşamı, il merkezlerinde ikamet ve tıbbi hastalık öyküsü gibi faktörler, cinsel yaşantıları olumsuz etkileyebilir. ACYÖ, BAÖ, BDÖ, HARS ve HDDÖ gibi psikometrik ölçekler, postmenopozal dönemde anksiyete, depresyon ve cinsel işlev bozukluğu arasında anlamlı ilişkileri ortaya koymuştur. Anahtar Kelimeler: Depresyon, Anksiyete, Cinsel İşlev Bozukluğu, Postmenopozal Kadın

Nargıza Shermatova
Çukurova University
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Alkol ve madde bağımlılığında sosyal destek algısının özkıyım olasılığı ve depresyon düzeyi ile ilişkisi

Nicel ve kesitsel olarak planlanan bu araştırma ile öncelikle alkol ve madde bağımlılarının sosyal destek algısı ile özkıyım olasılığı ve depresyon düzeyi arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Bunun ardından alkol ve madde bağımlılarının sosyodemografik değişkenlere göre algıladıkları sosyal destek, özkıyım olasılığı ve depresyon düzeyi ölçek sonuçları incelenmiştir. Çalışma Mersin ili Toros Devlet Hastanesine bağlı AMATEM (Alkol ve Madde Bağımlılığı Tedavi Merkezi) kliniğinde gerçekleştirilmiştir. Ayakta tedavi gören 240 erkek bireyle görüşme yapılmıştır. Katılımcıların yaşları 18 ile 67 arasında değişmektedir. Görüşme yapılan bireylere Kişisel Bilgi Formu, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği, Beck Depresyon Ölçeği ve İntihar Olasılığı Ölçeği uygulanmıştır. Çalışmada tütün (sigara) madde tanımı dışında bırakılmıştır. Katılımcılar basit tesadüfi örnekleme yöntemi ile seçilmiş olup onay veren bireyler ile araştırma gerçekleştirilmiştir. Çalışmadan elde edilen veriler 3 aylık bir çalışma sonunda toplanmış, SPSS-25 paket programı ile analiz edilmiştir. Elde edilen bulgulara göre katılımcıların algıladıkları sosyal destek ile depresyon düzeyleri ve algıladıkları sosyal destek ile intihar olasılıkları arasında orta düzeyde negatif, anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Sonuçlara bakıldığında alkol ve madde bağımlılarının algıladıkları sosyal destek arttığında depresyon düzeylerinin ve intihar olasılıklarının azaldığı görülmüştür. Sosyodemografik verilere göre ölçek sonuçları incelendiğinde; çalışma durumu ve intihar girişimi değişkenine göre depresyon düzeyi anlamlı fark göstermektedir. Çalışma durumu, medeni durum, çocuk sahibi olma ve intihar öyküsü değişkenlerine göre intihar olasılığı anlamlı fark göstermektedir. Suç kaydı ve eğitim düzeyine göre de algılanan sosyal destek anlamlı fark göstermektedir. Çalışma sonucunda; bağımlı bireylerde önemli risk faktörü olarak kabul edilen intihar olasılığı ve depresyonun azaltılması için, bireylerin algıladığı sosyal desteği artırmaya yönelik çalışmaların yapılması önerilmektedir.

Yusuf Topaloğlu
Çukurova University · Bağımlılık ve Adli Bilimler Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Göçmenlerle doğrudan ilişkide olan insani yardım sektörü profesyonellerinde iş koşulları ile sigara bağımlılığı, anksiyete ve depresyon belirti düzeyleri arasındaki ilişki: adana ili örneği

Bu tez çalışması, Adana ilinde sahada göç alanında çalışan insani yardım sektörü profesyonellerinin iş koşulları ile depresyon, anksiyete ve nikotin bağımlılığı belirti düzeyleri arasındaki ilişkiyi incelemeyi amaçlamıştır. Çalışma kapsamında, Adana'da sahada göçmenlerle birebir çalışan ve Adana dışında saha dışı pozisyonlarda görev alan aktif nikotin kullanımı da olan toplam 167 katılımcıdan elde edilen veriler değerlendirilmiştir. Veri toplama sürecinde Beck Depresyon ve Anksiyete Ölçekleri, Fagerström Nikotin Bağımlılık Testi ve demografik bilgileri içeren bir anket kullanılmış, anketler CHERRIES standartlarına uygun şekilde Google Formlar üzerinden uygulanmıştır. Bulgular, sahada çalışanların depresyon ve anksiyete puanlarının saha dışında çalışanlara göre (p<0.01) ve sahadaki stresli çalışma koşullarından etkilendiğini söyleyenlerin nikotin bağımlılığı puanlarının etkilenmediğini söyleyenlere göre anlamlı olarak daha yüksek olduğu(p<0.001) bulunmuştur. Regresyon analizleri, depresyon ve anksiyete belirti düzeylerinin nikotin bağımlılığını anlamlı şekilde yordayabileceğini göstermiştir. (R²=0.17; p<0.001). Sahada iş yükünün fazla olduğunu düşünen çalışanların depresyon, anksiyete ve nikotin bağımlılığı puanlarının diğer gruplardan anlamlı olarak daha yüksek olduğu görülmüştür (p<0.001). Ayrıca iş güvencesinin olmadığını ifade edenlerin ve iş yeri destek mekanizmalarının eksik olduğunu söyleyenlerin depresyon ve nikotin bağımlılığı puanları anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur. Katılımcıların araştırma öncesindeki psikolojik durumlarının ve nikotin kullanım alışkanlıklarının değerlendirilmemiş olması bu araştırmanın kısıtlılıklarındandır. Buna rağmen çalışma, insani yardım sektöründe bağımlılık ve iş koşulları arasındaki ilişkiyi inceleyen az sayıdaki araştırmadan biri olarak, bu alandaki literatüre katkı sunmaktadır. Sonuçlar doğrultusunda, sahada çalışanlar için iş yükü yönetimi ve psikolojik destek programlarının geliştirilmesi, iş yerinde sosyal destek mekanizmalarının artırılması, iş güvencesinin güçlendirilmesi göç alanında çalışan insani yardım sektörü çalışanlarında nikotin bağımlılığı ile mücadele için önemli etkenler olarak belirlenmiştir. Anahtar kelimeler: insani yardım çalışanları, depresyon, anksiyete, iş koşulları, nikotin bağımlılığı.

Efsun Pırıl Yeneroğlu
Çukurova University · Bağımlılık ve Adli Bilimler Enstitüsü
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Depresyon hastalarında agresyon ve aleksitimi ilişkisi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, majör depresif bozukluk (MDB) tanısı almış bireylerde agresyon ve aleksitimi arasındaki ilişkiyi incelemektir. Gereç ve Yöntem: Bu araştırmaya, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Polikliniği'ne 2024-2025 yılı içinde başvuran, majör depresif bozukluk tanısı almış 105 hasta ile yaş, cinsiyet ve eğitim düzeyi açısından eşleştirilmiş 105 sağlıklı kontrol birey olmak üzere toplam 210 kişi dahil edilmiştir. Katılımcılar Beck Depresyon Envanteri (BDE), Hamilton Depresyon Derecelendirme Ölçeği (HAM-D), Toronto Aleksitimi Ölçeği (TAÖ) ve Buss–Perry Agresyon Ölçeği (BPAÖ) ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Depresyon grubunda Toronto Aleksitimi Ölçeği (TAÖ) ve Buss–Perry Agresyon Ölçeği (BPAÖ) toplam puanları kontrol grubuna göre anlamlı biçimde daha yüksektir (p<0,001). GLM (General Linear Model) analizinde TAÖ toplam puanının saldırganlığın tüm alt boyutları üzerinde anlamlı etkisi saptanmıştır: fiziksel saldırganlık (F=46,94; p<0,001; η²=0,186), sözel saldırganlık (F=5,21; p=0,023; η²=0,025), öfke (F=34,83; p<0,001; η²=0,145) ve düşmanlık (F=29,68; p<0,001; η²=0,126). Tanı faktörü açısından en belirgin fark öfke düzeyinde görülmüştür (F=38,01; p<0,001; η²=0,156). Korelasyon analizinde, duyguları tanıma ve ifade etme zorluğu alt boyutları öfke, düşmanlık ve toplam saldırganlıkla pozitif ilişkilidir (r=0,39–0,51; p<0,001). Regresyon analizinde TAÖ duyguları tanıma zorluğu fiziksel saldırganlığı artırırken (β=0,50; p<0,001), depresyon puanları azaltmıştır (β=–0,24; p=0,007). Aracılık analizinde aleksitiminin depresyon ve agresyon arasındaki ilişkide anlamlı bir aracılık rolü bulunmamıştır (p>0,05). Sonuç: Majör depresyon hastalarında aleksitimi ve saldırganlık düzeyleri anlamlı biçimde yüksektir. Aleksitimi özellikle duyguları tanıma zorluğu boyutunda, öfke ve saldırganlığın güçlü bir yordayıcısıdır. Depresyonun saldırganlık üzerindeki etkisi doğrudan değil, duygusal farkındalık eksiklikleri aracılığıyla dolaylı olarak gerçekleşmektedir. Bu bulgular, depresyon tedavisinde duygusal farkındalık ve öfke yönetimi odaklı yaklaşımların önemini vurgulamaktadır. Anahtar Kelimeler: Majör depresif bozukluk, aleksitimi, agresyon, öfke, depresyon

Melike Sarıyeva
Çukurova University
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlık çalışanlarında duygusal zeka ile tükenmişlik arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu araştırmanın amacı sağlık çalışanlarında duygusal zeka ve tükenmişlik ilişkisini incelemektir. Araştırmada bir devlet hastanesinde çalışan hekim, hemşire, sağlık memuru, ebe, ve yardımcı sağlık personeli olmak üzere 144 çalışanın duygusal zeka ve tükenmişlik düzeyi incelenmiştir. Sağlık sektöründe hasta ile doğru iletişimin sağlanması oldukça önemlidir. Bu durum sağlık çalışanlarında duygusal zekanın etkinliğini ortaya koymaktadır ve buna ek olarak çalışma şartları da tükenmişlik ile karşılaşma durumlarıyla ilgili bilgi vermektedir. Araştırmada Maslach Tükenmişlik Ölçeği ve Gözden Geçirilmiş Schutte Duygusal Zeka Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde ise; cronbach alpha, Mann Whitney U, Kruskal Wallis testi, korelasyon analizi, frekans testlerinden yararlanılmıştır. Araştırma sonucunda sağlık çalışanlarında duygusal zeka ve tükenmişlik ilişkisinin, demografik değişkenlere göre ve çalışma yıllarına göre farklılık gösterdiği saptanmıştır.

Devlet hastaneleriDuygusal zekaSağlık personeli+3
Gizem Nur Aydın
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Ortaokul öğrencilerinde ayrılma anksiyetesinin sosyodemografik özelliklere göre farklılıklarının ve akademik başarı düzeyiyle ilişkisinin incelenmesi

Yapılan bu çalışmada ortaokul öğrencilerinde ayrılma anksiyetesi belirti düzeyinin sosyodemografik özelliklere göre farklılıklarının ve akademik başarı ile ilişkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmada ilişkisel tarama modelinden faydalanılmıştır. Araştırmaya ortaokullarda öğrenim gören 299 kız ve 293 erkek öğrenci katılmıştır. Araştırmanın veri toplama sürecinde "DSM-5 Ayrılma Anksiyete Bozukluğu Şiddet Ölçeği-Çocuk Formu" kullanılmıştır. Araştırma kapsamında elde edilen verilerin analiz aşamasında SPSS 22 programında Mann Whitney U testi, Kruskall Wallis H testi ve Spearman Korelasyon analizi kullanılmıştır. Araştırmanın sonunda öğrencilerin hem fen ve sosyal bilgiler not ortalamalarının hem de genel not ortalamalarının orta seviyede olduğu bulunmuştur. Öğrencilerde ayrılma anksiyetesi düzeyinin yaş grubu, cinsiyet ve öğrenim gördükleri sınıf düzeyi değişkenlerine göre anlamlı farklılık gösterdiği tespit edilmiştir (p<0.05). Buna karşılık ayrılma anksiyetesinin anne eğitim düzeyi, baba eğitim düzeyi, anne ve babanın birlikte yaşama durumu, anne ve babanın çalışma durumu, doğum sırası ve aile gelir düzeyi değişkenlere göre farklılık göstermediği belirlenmiştir (p>0.05). Bunun yanında öğrencilerde ayrılma anksiyetesi ile not ortalamaları arasında anlamlı ilişkinin bulunmadığı belirlenmiştir (p>0.05). Sonuç olarak, ortaokulda bulunan öğrencilerde ayrılma anksiyetesi belirti düzeyi ile not ortalaması arasında anlamlı ilişkinin bulunmadığı, bunun yanında ayrılma anksiyetesi belirti düzeyinin bazı demografik değişkenlere göre farklılaştığı söylenebilir.

Akademik başarıAnksiyeteAyrılma anksiyete bozukluğu+4
Esengül Çelik
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Travma mağdurları ile bireysel görüşme yapan meslek elemanlarının psikolojik dayanıklılık düzeyleri ile travma sonrası büyüme düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi: Adıyaman ili örneği

Yapılan bu araştırmada travma mağdurları ile bireysel görüşme yapan meslek elemanlarının psikolojik dayanıklılık düzeyleri ile travma sonrası büyüme düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmaya Adıyaman ilinde görev yapan, farklı meslek dallarında yer alan (psikiyatrist, psikolog, sosyal çalışmacı, sosyolog vb.) ve travma mağdurları ile görüşme yapan 196 meslek elemanı katılmıştır. Araştırmanın veri toplama sürecinde "Sosyodemografik Bilgi Formu", "Travma Sonrası Büyüme Ölçeği" ve "Yetişkinler İçin Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği" kullanılmıştır. Elde edilen verilerin analiz sürecinde "Bağımsız Örneklemler t-Testi", "Tek Yönlü Varyans Analizi", "Pearson Korelasyon Analizi" ve "Çoklu Doğrusal Regresyon Analizi" kullanılmıştır. Araştırmanın sonunda meslek elemanlarının psikolojik dayanıklılık düzeyleri ile travma sonrası büyüme düzeyleri arasında pozitif yönde anlamlı ilişki olduğu bulunmuştur. Bunun yanında meslek elemanlarında psikolojik dayanıklılık düzeyinin cinsiyet, medeni durum, gelir düzeyi değişkenlerine göre anlamlı farlılık gösterdiği, travma sonrası büyüme düzeylerinin ise cinsiyet, meslekte çalışma süresi ve aylık gelir düzeyi değişkenlerine göre anlamlı farklılık gösterdiği tespit edilmiştir. Sonuç olarak, travma mağdurları ile görüşme yapan meslek elemanlarında psikolojik dayanıklılığın travma sonrası büyümeyi etkilediği, demografik değişkenlerin de psikolojik dayanıklılık ve travma sonrası büyüme üzerinde etkili olduğu söylenebilir.

Psikolojik dayanıklılıkStresStres bozuklukları-post travmatik+4
Rüken Güven Akgül
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinde sosyal medya kullanımının beden algısı ve depresyon ile ilişkisinin incelenmesi: Çağ Üniversitesi örneklemi

En temeline bakıldığında insanların kendi düşünce ve isteklerine göre paylaşım yapmalarına olanak sağlayan, bilgi paylaşmalarını ve bilgi edinmelerine yardımcı olan mecraların bütününe sosyal medya adı verilmektedir. Kişiler sosyal ağları kullanarak belirledikleri kişiler ile iletişim kurabilmektedirler. İstenilen sosyal medya platformunda kişilerin kendilerine ait bir profil hesabı oluşturması bunun için yeterlidir. Sosyal ağlar aracılığı ile kişiler fikirlerini, ilgi alanlarını, hayatlarından kesitleri diğer insanlar ile paylaşabilmektedirler. Kişi, sosyal medya kullanmaya karşı önlenemez bir istek duyuyorsa ve aşırı sosyal medya kullanımı kişinin iş, özel ve sosyal alanlarını sekteye uğratıyorsa kişi sosyal medyaya bağımlı hale gelmiştir denebilir. Sosyal medya insanların düşüncelerini paylaşmalarına zemin hazırlamakla birlikte, pek çok insan yaşamının her alanında sosyal medyanın olumlu ve olumsuz etkilerine maruz kalmaktadır. Beden algısı gelişimi ve değişiminde yaşanılan kültürle birlikte sosyal medya etkisi de yadsınamaz. Her insanın kendi bedenine yönelik olumlu ya da olumsuz değerlendirmeleri bulunmaktadır. Kişilerin kendi vücutlarıyla ilgili geliştirdiği duygu ve düşünceleri beden algılarını oluşturmaktadır. Yapılan araştırmalar sosyal medyanın ve depresif duygulanımın da birbiri ile etkileşimi içinde olduğunu göstermektedir. Duygusal ve psikolojik açıdan geçirilen sıkıntılı dönemlerin iki veya üç haftadan uzun olması ayrıca hayat akışında yapılması gereken şeylerin yapılamamasına depresyon adı verilmektedir. Kişilerin sosyal medya kullanımının beden algılarını olduğu gibi depresyon düzeylerini de etkileyebilmektedir. Bu nedenle bu çalışmada üniversite öğrencileri sosyal medya kullanımının beden algısı ve depresyon ile ilişkisi çalışılmıştır. Çağ üniversitesi örneklemi kapsamında 198 kadın 99 erkek olmak üzere toplamda 297 kişi çalışmaya katılım göstermiştir. Öğrencilerin "gönüllü" katılımlarının esas alındığı bu çalışmada katılımcıların kişisel bilgilerini öğrenmek için araştırmacı tarafından hazırlanmış kişisel bilgi formu kullanılmıştır. Katılımcıların sosyal medya bağımlılık düzeylerini ölçmek için "Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği-Yetişkin Formu", depresyon düzeylerini ölçmek için "Beck Depresyon Ölçeği", Beden algı düzeylerini belirlemek için "Beden Algısı Ölçeği" kullanılmıştır. Katılımcılardan toplanan veriler IBM SPSS 22,00 istatistik programı ile analiz edilmiştir. Yapılan analizler sonucunda sosyal medya bağımlılığı düzeyi ile beden algısı ve depresyon düzeyleri arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişkinin olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu çalışmanın, literatürde mevcut olan sosyal medya kullanımının beden algısı ve depresyon ile ilişkisi konulu diğer çalışmalara kaynak oluşturması amaçlanmıştır. Yapılan bu çalışmanın farklı değişkenler ve daha geniş çalışma grubu ile çalışılması önerilmektedir.

BedenBeden imajıDepresyon+5
Gizem Nur Yardımcı
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Boşanmış kadınlarda algılanan sosyal destek ile psikolojik sağlamlık ve öznel iyi oluş arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu çalışmada boşanmış kadınlarda psikolojik sağlamlık ve öznel iyi oluşun sosyodemografik değişkenlere göre farklılıklarının ve algılanan sosyal desteğin psikolojik sağlamlık ve öznel iyi oluşla ilişkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemini, İstanbul ilinin Anadolu yakasına ikamet eden 400 boşanmış kadın oluşturmuştur. Örnekleme ulaşılmasında kartopu tekniği kullanılmıştır. Araştırmada veri toplama araçları; Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği, Connor Davidson Psikolojik Sağlamlık Ölçeği, Öznel İyi Oluş Ölçeği ve Kişisel Bilgi Formu 'dur. Veriler SPSS 21 paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Ölçek puanlarının normalliği shapiro wilk testi ile incelenmiştir. Veriler için pearson korelasyon analizi, çoklu regresyon analizleri, student's t testi ve ANOVA testine yer verilmiştir. Pearson korelasyon analizi sonucunda, boşanmış kadınların aldıkları sosyal destek ile psikolojik sağlamlıkları arasında pozitif yönlü doğrusal bir ilişki tespit edilmiştir. Öznel iyi oluş hali, aile ilişkileri ve yaşamın zorluklarıyla baş etme ile sosyal destek arasında pozitif yönlü; yaşamını kendi geçmişi ve başkalarının hayatı ile kıyaslama ile negatif yönlü bir ilişki bulunmuştur. Kadınların yaşı ile psikolojik sağlamlık ve tüm alt boyutlarında pozitif yönlü doğrusal bir ilişki varken öznel iyi oluş hali, kendine güven ve yaşamın zorluklarıyla baş etme arasında pozitif yönlü; yaşamını kendi geçmişi ve başkalarının hayatı ile kıyaslama, başkalarının yaşamına imrenme arasında negatif yönlü doğrusal bir ilişki bulunmuştur. Kadının ekonomik durumu ile öznel iyi oluş, kendine güven, iyimserlik, geleceğe bakış ve yaşamın zorluklarıyla baş etme alt boyutları arasında pozitif yönlü; kendi geçmişi ve başkalarının hayatı ile kıyaslama, başkalarının yaşamına imrenme alt boyutları arasında negatif yönlü doğrusal bir ilişki bulunmuştur. Psikolojik sağlamlık, olumsuzluğa dayanıklılık ve azim ve kişisel yeterlilik alt boyutları ile ekonomik durum arasında ise pozitif yönlü doğrusal bir ilişki tespit edilmiştir. Boşanmış kadınlarda psikolojik sağlamlık ve öznel iyi oluşun sosyodemografik değişkenlerin analizi sonucunda boşanmış kadınların öznel iyi oluş ve psikolojik sağlamlık ölçeğinden aldıkları toplam puanların, çalışma durumu, eğitim durumu ve boşanma üzerinden geçen süreye göre farklılaştığı sonucuna varılmıştır. Ancak kadınların sahip olduğu çocuk sayısının öznel iyi oluş toplam puanı arasında anlamlı bir fark varken, psikolojik sağlamlık toplam puanı arasında anlamlı bir farklılık tespit edilmemiştir. Evlilik süresine göre öznel iyi oluş toplam puanı arasında anlamlı bir fark varken, psikolojik sağlamlık toplam puanı arasında anlamlı bir farklılık tespit edilmemiştir. Boşanma sonrası kadınların kiminle yaşadığı, çocuğun velayeti kimde olduğu değişkeni açısından ise hem öznel iyi oluş hem de psikolojik sağlamlık ölçeğinden aldıkları toplam puanların farklılaşmadığı sonucuna varılmıştır. Psikolojik sağlamlık ölçeği alt boyutlarına bakıldığında ise; eğitim durumunun, tüm alt boyutlarında anlamlı bir farklılık varken sahip olduğu çocuk sayısı ve çocuğun velayetinin kimde olduğuna göre tüm alt boyutlarında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Çalışma durumu, boşanma üzerinden geçen sürenin, evlilik süresinin azim ve kişisel yeterlilik alt boyutunda anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Evlilik süresine göre ise olumsuzluğa dayanıklılık alt boyutunda farklılık olmadığı bulgusuna ulaşılmıştır. Bunun yanında öznel iyi oluş ölçeği alt boyutlarına bakıldığında ise; eğitim durumunun aile ilişkileri alt boyutunda, çalışma durumunun iyimserlik, aile ilişkileri, yaşamın zorluklarıyla baş etme alt boyutlarında, boşanma üzerinden geçen sürenin iyimserlik, geleceğe bakış alt boyutlarında, sahip olduğu çocuk sayısının aile ilişkileri, başkasının yaşamına imrenme alt boyutlarında, evlilik süresinin iyimserlik, geleceğe bakış, aile ilişkileri, yaşamın zorluklarıyla baş etme alt boyutlarında, Boşanma sonrası kadınların kiminle yaşadığına göre başkalarının yaşamına imrenme alt boyutunda anlamlı farklılık bulunmamıştır. Çocuğun velayetinin kimde olduğuna göre öznel iyi oluş tüm alt boyutlarında farklılaşmadığı sonucuna varılmıştır. Çoklu regresyon analizlerinde çok boyutlu algılanan sosyal destek alt boyutları ile öznel iyi oluşun %8,6'sı açıklanmış ve oluşturulan model istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Çok boyutlu algılanan sosyal destek alt boyutları ile psikolojik sağlamlığın %3,7'si açıklanmaktadır ve oluşturulan model istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur.

Algılanan sosyal destekBoşanmaBoşanmış kadınlar+5
Nazan Savaş
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Suçla mücadele eden birimlerin algılanan stres düzeyi ve adil dünya inancının incelenmesi: Kriminal polis laboratuvarı örneği

Güvenlik güçleri mesleki olarak çok fazla stresli durumla karşı karşıya kalmaktadırlar. Bu durumlar ise işlerinin kaçınılmaz bir parçası olarak görülmektedir. Polis memurlarının eğitimi, görevlerini yerine getirirken en iyi düzeyde çalışabilmeleri ve bu duruma alışabilmeleri adına kasıtlı olarak stresli ortamlarda verilmektedir. Her ne kadar eğitim sürecinde strese karşı dayanıklıklarının artması hedeflense de kaçınılmaz olarak, sık sık başa çıkmakta zorlandıkları ağır stresli durumlarla da karşılaşmaktadırlar Polis memurları için stres birçok noktadan kaynaklanmakta ve bu durum davranış, duygu ve düşüncelerini etkilemektedir. Polis stresini anlamak ise işi tek bir açıdan incelemekten çok daha karmaşıktır. Bu çalışmada temel amaç; suçla mücadele eden birimlerin algılanan stres düzeylerini ve adil dünya inançlarını alt boyutlarıyla birlikte incelemek ve literatürdeki eksikliği gidermektir. Araştırmanın evreni İstanbul Kriminal Polis Laboratuvarı'nda görev yapan 104 personelden oluşmaktadır. Örneklem ise çalışmaya katılmayı kabul edip ölçekleri eksiksiz ve tam dolduran 100 katılımcıdan oluşmaktadır. Çalışma gerçekleştirilirken veri toplama aracı olarak Kişisel Bilgi Formu, Algılanan Stres Ölçeği ve Adil Dünya İnancı Ölçeği' nden faydalanılmıştır. Çalışma sonucunda algılanan stres düzeyi yüksek çalışanların, algılanan stres düzeyi düşük çalışanlara göre daha düşük adil dünya inancına sahip olduğu anlaşılmıştır. Ayrıca adil dünya inancı düştükçe, stres/rahatsızlık ve öz yeterlilik algısında da düşüş olduğu belirlenmiştir.

Onur Bölükbaşı
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

KOAH'lı hastalarda depresyon ve anksiyete belirti düzeyi ile solunum fonksiyonları arasındaki ilişkinin incelenmesi

Amaç: KOAH oldukça yaygın bir kronik hava yolu hastalığıdır ve çok büyük kişisel ve sosyal etkiye sahiptir. Hastalık tüm dünyada önemli bir halk sağlığı sorunudur. Bu çalışma, KOAH'lı hastalarda depresyon ve anksiyete düzeylerinin solunum fonksiyonları üzerindeki etkisini inceleyerek, bu iki önemli psikolojik durumun hastalık yönetimindeki rolünü ve etkilerini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Yöntem: 1 Ekim 2023 ve 31 Aralık 2023 tarihleri arasında Erciş Devlet Hastanesi Göğüs Hastalıkları Servisi'nde yatan 72 KOAH'lı hastaya anket formu, Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) ve Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ) yüz yüze görüşme yöntemiyle uygulanmıştır. Veriler, IBM SPSS Statistics 23.0 yazılımı kullanılarak analiz edilmiştir. Tanımlayıcı istatistikler, korelasyon ve regresyon analizleri yapılmıştır. Bulgular: Katılımcıların yaş ortalaması 70,1 ± 9,2 yıl olup, % 63,9'u erkektir. Ortalama vücut kitle indeksi (VKİ) 21,1±4,3 olarak bulunmuştur. BDÖ toplam puanı ortalaması 18,9±13,6 ve BAÖ toplam puanı ortalaması 25,4 ±14,8 olarak tespit edilmiştir. 1. saniyedeki zorlu ekspiratuar volüm yüzdesi, mMRC skoru, BDE ve BAE toplam puanları ile hastaneye yatış sayısı arasında anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Çoklu regresyon analizi sonuçlarına göre, hastaneye yatış sayısı üzerinde 1. saniyedeki zorlu ekspiratuar volüm yüzdesi, mMRC skoru, BDE ve BAE toplam puanlarının anlamlı etkileri olduğu saptanmıştır. Sonuç: Bu çalışma, KOAH'lı hastalarda depresyon ve anksiyetenin yaygın olduğunu ve bu durumların hastaneye yatış sıklığı ile klinik sonuçlar üzerinde olumsuz etkiler yarattığını göstermektedir. KOAH yönetiminde, hastaların psikososyal durumlarının düzenli olarak değerlendirilmesi ve gerekli psikososyal desteklerin sağlanması önerilmektedir. Bu bulgular, KOAH'lı hastaların tedavi süreçlerinde multidisipliner bir yaklaşım benimsenmesi gerektiğini vurgulamaktadır.

Gülşah Orhan Tıraşçı
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Hukuk fakültesi öğrencilerinde duygusal zeka ve algılanan stres düzeyinin etik karar verme ile ilişkisi

Bu araştırma, hukuk fakültesi öğrencilerinin duygusal zekâ, algılanan stres düzeyi ve etik karar verme arasındaki ilişkiyi incelemeyi amaçlamaktadır. Duygusal zekâ, bireylerin duygularını anlama, yönetme ve başkalarıyla sağlıklı ilişkiler kurma becerilerini ifade ederken, algılanan stres düzeyi, bireylerin stres faktörlerini nasıl algıladıklarına dair bir göstergedir. Etik karar verme ise bireylerin ahlaki ikilemler karşısında doğru ve adil kararlar alabilme yeteneğini ifade etmektedir. Araştırmada, gönüllülük esasına dayalı olarak farklı üniversitelerden hukuk fakültesi öğrencileri yer almıştır. Veriler, çevrimiçi anket yoluyla toplanmış ve ilişkisel tarama modeli kullanılarak analiz edilmiştir. Çalışmada, duygusal zekâ ve algılanan stres düzeyinin etik karar verme ile ilişkili olduğu hipotezi test edilmiştir. Bu çalışma, hukuk fakültesi öğrencilerinin etik karar verme süreçlerinde duygusal ve psikolojik faktörlerin önemini ortaya koymayı hedeflemektedir. Araştırma sonuçlarının, etik eğitim programlarının geliştirilmesi ve öğrencilerin duygusal farkındalıklarının artırılması açısından katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Bu bağlamda, bireylerin duygusal zekâ düzeylerinin ve stres algılarının etik karar verme süreçlerine olan etkilerini anlamaya yönelik yeni bir bakış açısı sunulmaktadır.

Hafize İpek Balıkoğlu
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Konteyner kentlerde yaşayan ergenlerin psikolojik dayanıklılık ve öz-yeterlilik düzeylerinin incelenmesi: Kahramanmaraş ili örneği

Bu araştırmada, 6 Şubat 2023 tarihinde meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremler sonrasında konteyner kentlerde yaşamını sürdüren ergen bireylerin psikolojik dayanıklılık ve öz-yeterlilik düzeyleri çeşitli demografik değişkenler açısından incelenmiştir. Araştırma, nicel yöntemle ve betimsel tarama modeli çerçevesinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın evrenini, Kahramanmaraş ilinde konteyner kentlerde yaşayan ergenler; örneklemini ise Onikişubat ve Dulkadiroğlu ilçelerinde bulunan konteyner kentlerde yaşayan, 14-17 yaş aralığında 124 kız ve 144 erkek olmak üzere toplam 268 ergen birey oluşturmuştur. Veriler; "Ergenlerde Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği", "Çocuklar İçin Öz-Yeterlilik Ölçeği" ve "Kişisel Bilgi Formu" aracılığıyla toplanmıştır. Verilerin analizinde t-testi, ANOVA, Kruskal-Wallis H testi, Spearman sıralı korelasyon analizi ve Pearson korelasyon analizi uygulanmıştır. Araştırma bulgularına göre, ergenlerin psikolojik dayanıklılık ve öz-yeterlilik düzeyleri; cinsiyet, yaş, kardeş sayısı, yakın kayıp yaşama durumu ve ebeveyn öğrenim düzeyi gibi değişkenlere göre anlamlı farklılık göstermemektedir. Ancak baba öğrenim düzeyine göre psikolojik dayanıklılık puanlarında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmıştır. Araştırmanın en dikkat çekici bulgusu ise, psikolojik dayanıklılık ile öz-yeterlilik düzeyleri arasında pozitif yönlü ve orta düzeyde anlamlı bir ilişkinin bulunmuş olmasıdır. Bu durum, öz-yeterlilik düzeyi yüksek olan ergenlerin aynı zamanda stresle başa çıkma konusunda daha dirençli olduklarını göstermektedir.

Hacı Mustafa Arslanhan
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Panik bozuklukta çocukluk çağı travmalarının, aleksitiminin ve anksiyete duyarlılığının disosiyatif belirtilerle ilişkisi

Normal popülasyondan klinik popülasyonlara kadar geniş bir yelpazede kendini gösterebilen disosiyatif belirtilerin Panik Bozuklukta bozukluğun seyrini olumsuz etkilediği ve hem farmakolojik hem psikoterapötik müdahalelere yanıtı güçleştirdiğine dair bulgular, Panik Bozuklukta disosiyatif belirtilerin ilişkili olduğu değişkenlerin araştırılmasını gerekli kılmaktadır. Bu çalışmanın temel amacı Panik Bozukluk tanılı bireylerde çocukluk çağı travmalarının, aleksitiminin ve anksiyete duyarlılığının disosiyatif belirtilerle ve Panik Bozukluğun şiddetiyle ilişkisini yapısal eşitlik modellemesiyle ortaya koymaktır. Diğer amaçlar ise çocukluk çağı travmalarıyla disosiyatif belirtiler arasında aleksitiminin aracılık rolünü test etmek ve yapısal modelin ihmal ve istismar içerikli travmalara göre nasıl değişeceğini incelemektir. Bu amaçlar doğrultusunda, komorbid başka bir psikiyatrik bozukluğu bulunmayan Panik Bozukluk tanılı, 20-50 yaş aralığında (35,71 ± 11,02), 87 birey (56 kadın, 31 erkek) katılmıştır. Veriler SPSS 21 programı aracılığıyla bağımsız gruplar t-testi, Tek Yönlü ANOVA ve korelasyon analizleri; SPSS PROCESS makrosu eklentisi kullanılarak aracılık analizleri ve AMOS 26 programı aracılığıyla yapısal eşitlik modellemesi ile analiz edilmiştir. Çalışmadan elde edilen bulgular çocukluk çağı travmalarının disosiyatif belirtileri aleksitiminin duyguları tanımada güçlük boyutu aracılığıyla yordadığını göstermiştir. Yapısal eşitlik modellemesi analizi sonucuna göre aleksitimi çocukluk çağı travmaları ile disosiyatif belirtiler arasında aracılık rolü üstlenirken disosiyatif belirtilerin anksiyete duyarlılığını ve anksiyete duyarlılığının da Panik Bozukluğun şiddetini yordadığı görülmüştür. Model ihmal ve istismar içerikli travma puanlarına göre ayrı ayrı test edildiğinde istismar içerikli travmalarla kurulan modelin ihmal içerikli olana göre daha iyi sonuç verdiği görülmüştür. Çalışmanın sonuçlarının klinik ortamlarda disosiyatif belirtiler rapor eden Panik Bozukluk tanılı danışanlarla çalışırken çözümlenmemiş travmalar ve duyguların işlemlenmesi konularının ele alınmasının önemini vurgulamaktadır.

Klinik psikolojiÇocukluk çağı travmaları
Ufuk Kocatepe Avcı
Bolu Abant İzzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2022
00

Other supervisors