Theses supervised by Doç. Dr. Semih Büyükkol
13 theses · Akdeniz University
Caspar David Friedrich'in eserlerine tekinsizlik ve gizem kavramlarının yansımaları
Gerçekleştirilen bu tez çalışmasında Alman ressam Caspar David Friedrich'in eserlerinin tekinsizlik ve gizem kavramları bağlamında irdelenmesi amaçlanmaktadır. Tez çalışmasının önemi Friedrich'in eserlerine yansıdığı düşünülen, gizem ve tekinsizlik kavramlarının, aslında sanatçının iç dünyasından birer yansıma olarak tezahür ettiği düşüncesidir. Böylelikle sanatçının salt doğa eserleri üzerinde değil, doğa üzerinden içsel dünyasını yansıtma üzerinde durdurduğu düşüncesi, tezin önemini oluşturmaktadır. Bu düşünceler doğrultusunda sanatçının eserlerinin incelenmesi ve analiz edilmesinin değerli olduğu ve bundan sonraki araştırmalara kaynak olma açısından önemli olacağı düşünülmektedir. Literatüre ufakta olsa katkı sağlayacağı temenni edilmektedir. Bu hedef doğrultusunda tez çalışmasında sanatçının bu konuya en uygun olan ve konuyu en çarpıcı özellikleriyle ortaya koyan sanat eserlerinin seçilmesine özen gösterilmektedir. Friedrich'in eserleri, Romantik dönemin ruhunu yansıtarak doğa manzaralarının içerdiği derin anlamları bizlere, tercih ettiği gizemli atmosfer ile sunmaktadır. Friedrich'in eserlerindeki tekinsizlik ve gizem, belirgin mekân seçimleri yer yer sembolik anlatımlar ve atmosferik detaylar aracılığıyla izleyiciye aktarılmaktadır. Tabi tüm bu unsurlarla birlikte Friedrich'in doğa ile olan birlikteliği hemen gözlere çarpmaktadır. Ressamın doğa ile olan bu ilişkisi, doğanın insan üzerindeki etkisi ve insanın doğa karşısındaki küçüklüğü gibi temel kavramlar, eserlerinde sıklıkla karşımıza çıkmaktadır. Özellikle ışığın kullanımı, seçilen mekanların belirsizliği ve sembolik detaylar, eserlerin tekinsiz ve gizemli atmosferini güçlendirmektedir. Friedrich'in eserlerindeki doğa manzaraları, sanatçının atmosfer ve gizemli yaklaşımıyla izleyiciye fiziksel dünyanın ötesine geçme, bu eserleri duygusal, doğa ve yaşam bağlamlarında daha derin anlamlarını araştırma fırsatı sunmaktadır. Doğanın ve insanın ilişkisini fark etme deneyimi, izleyiciyi eserlerin içsel dünyasına, tekinsiz ve gizem dolu atmosferine çekmektedir. Bu da gizemin, bir keşif ve içsel yolculuk hissiyatı yaratmasına olanak sağlamaktadır. Tez yazısında gizem ve tekinsizlik kavramlarının daha iyi anlaşılması adına gizem ve tekinsizlik temalarına, açıklamalarına bölümlerde yer verilmiştir. Sonuç olarak bu tez çalışması, Caspar David Friedrich'in eserlerindeki tekinsizlik ve gizem kavramlarının sanat tarihindeki önemini vurgulamaktadır. Aynı zamanda Friedrich'in sanatının, Romantik dönemin ruhsal derinliğini ve doğa ile insanın metafiziksel ilişkisini yansıttığı da görülmektedir. Sanatçının eserleri adeta doğanın, tekinsizliğin ve gizemin özündeki anlamları araştırma arzusuyla yüklü görünmektedir. Doğanın içsel ve dışsal dünyanın bir yansıması olduğu fikri ise sanatçının eserlerinde somutlaşmaktadır. Friedrich'in doğayı yorumlama ve insanın doğa karşısındaki konumunu vurgulama şekli, onun sanatının benzersizliğini ve gizemli etkisini ortaya koymaktadır. Bu tez, Friedrich'in sanatının derinliği ve zenginliği hakkında önemli bir bakış açısı sunmaktadır. Son olarak ressamın eserleri, doğanın ve yaşamın özündeki gizem ve tekinsizliği keşfetme arzusuyla izleyiciyi baş başa bırakmaktadır. Araştırmada nitel araştırma yöntemi kapsamında literatür tarama ve eser incelenmesi yapılmıştır. Konuyla ilgili kaynakların yanı sıra konuyu destekleyecek ve besleyecek yan kaynaklarla birlikte inceleme amaçlı kitap, makale, dergi, ansiklopedi, kütüphane, interaktif bağlantılar, fotoğraf, gibi görsel ve yazınsal kaynaklar kullanılmıştır.
Trompe L'oeil tekniğinin resim sanatındaki yeri ve Cornelis Norbertus Gijsbrechts'in resimleri üzerinden çözümlemeler
Sanat tarihi boyunca sanatçılar, gerçeği olduğu gibi yansıtma, özgün ifade biçimleri oluşturma ve izleyiciyle farklı şekillerde etkileşim kurma arayışında olmuşlardır. Perspektifin keşfiyle birlikte bu arayış, yalnızca estetik kaygılarla sınırlı kalmamış; görsel algıyı manipüle eden teknik stratejilerin gelişimine de zemin hazırlamıştır. Bu kapsamda, en dikkat çekici yaklaşımlardan biri, görsel yanılsama temelli sanat anlayışları olmuştur. Görsel gerçekliğin, yanılsama yoluyla yeniden betimlenmesini temel alan trompe l'oeil tekniği; antik dönemlerden günümüze kadar uzanan bir geçmişe sahiptir. Özellikle Rönesans ve Barok dönemlerinde mimari süsleme, duvar resimleri ve natürmort alanlarında çarpıcı örneklerle gelişimini sürdüren bu anlayış, modern sanatla birlikte farklı disiplinlere yayılmış ve çok boyutlu bir anlatım formuna evrilmiştir. Bu bağlamda trompe l'oeil tekniği, sanatçılar tarafından görsel yanılsama yaratmayı amaçlayan yöntemlerden biri olarak öne çıkmaktadır. Fransızca kökenli olan bu terim, "gözü kandırmak" anlamına gelmekle birlikte izleyiciyi optik bir yanılsamaya sürükleyerek gerçek ile illüzyon arasındaki sınırları bulanıklaştıran bir anlatım biçimidir. Araştırmanın temel amacı, görsel yanılsama sanatının en etkileyici ve teknik açıdan en karmaşık örneklerinden biri olan trompe l'oeil tekniğini; tarihsel gelişimi, sanatsal boyutu ve uygulama biçimleri üzerinden bütüncül bir yaklaşımla incelemektir. Söz konusu tekniğinin resim sanatındaki yeri araştırılmış, tekniğin temel yapı taşları olan perspektif, espas, renk ve ışık-gölge gibi unsurlar ile uygulama şekli analiz edilmiştir. Tezin odak noktalarından olan diğer bir konu, Barok dönemde trompe l'oeil türündeki ustalığıyla tanınan sanatçılarından Cornelis Norbertus Gijsbrechts'in resimleri üzerinden yapılan çözümlemelerdir. Sanatçının yapıtları, bu tekniğin görsel yanılsama ve temsil sorunlarını nasıl ele aldığını ortaya koymaktır. Bu araştırma bağlamında, Eyüp Çakmak'ın resimlerindeki algısal yanılsama temelli yaklaşımlar irdelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Trompe L'oeil, Yanılsama, Cornelis Norbertus Gijsbrechts, Görsel yanılsama teknikleri
Birinci Dünya Savaşı'nın ekspresyonizm resim sanatına metaforik yansımaları
Gerçekleştirilen çalışma kapsamında Birinci Dünya Savaşı'nın sanata etkileri incelenmiş olup, özellikle Ekspresyonizm resim sanatına nasıl yansıdığı üzerinde durulmuştur. Birinci Dünya Şavaşı'nın yaşandığı yılların öncesi ve sonrası ele alınarak seçilen sanatçılar üzerinde değerlendirmeler yapılmıştır. Sanatçıların Birinci Dünya Savaşı'na bakış açılarıyla beraber çalışmalarına yansımaları metaforik olarak irdelenmiştir. Seçilen sanatçılar o dönem yaşanan gelişmelerden çok fazla etkilenmiş olup savaşa katılan ve yaşadıklarını işlerinde ciddi olarak ele alan sanatçılardan oluşturulmuştur. Gerçekleştirilen çalışmanın kapsam olarak geniş olmasından kaynaklı olarak çerçeve daraltılmıştır. Bu çalışma konusu ile ilişkili olarak George Grosz, Otto Dix, Kathe Kollwitz, Max Beckmann ve Ernst Ludwig Kirchner'ın eserleri üzerinden çözümlemelere gidilmiştir. Araştırmaya konu olmuş sanatçılar Birinci Dünya Savaşı'nın yaşandığı yıllarda savaşın dehşetini birebir yaşamış olan kişiler olarak çıkarlar karşımıza. Bunlardan biri olan Alman sanatçı Otto Dix savaşa katılmış olup uzun süre cephede yer almıştır. Savaş sırasında ciddi yaralanmaları olmuştur. Yaralanmanın ötesinde psikolojik olarak da zor zamanlardan geçmiştir. Sonuç olarak yaşadığı bu zorlu yıllar sanatına önemli ölçüde yön vermiştir. Bir diğer sanatçı olan Kathe Kollwitz ise savaştan önceki çalışmaları ile savaşın yaşattıklarından kaynaklı eserlerindeki yorum değişmiştir. Özellikle savaşta kayıplar vermesinden kaynaklı savaş karşıtı birçok eser üretmiştir. Savaşa gönüllü olarak katılan sanatçılardan olan George Grosz, savaşa katıldıktan kısa bir süre sonra yaşadığı ruhsal sıkıntılardan dolayı görevine son verilmiştir. Ancak George Grosz' un savaş hikâyesi burada sonlanmamıştır. Sanatçı bir asker olarak kendi deneyimlerini belgelemiş ve savaşla ilgili idealist inançlarının çöküşünü açıkça göstermiştir. Seçilen sanatçılar işlerinde Birinci Dünya Savaşı'nın yaşatmış olduğu maddi ve manevi sıkıntılar imgeleştirilmiştir. Her ne kadar işler savaşın acımasızlığını gözler önüne sermiş olsa da aslında yaşananlara karşı ciddi eleştiriler, sembolik anlatımlar ve metaforik yorumlar yer almaktadır. Anahtar kelimeler: Ekspresyonizm Şavaş, Metafor
Japon ahşap baskı resimlerinde manzara: Hiroshige örneği
Uzun yıllardır süre gelen siyasal karışıklık ve savaşlardan yorgun düşmüş Japonya, Tokugawa Shogun'nun iç savaşı bitirip ülkeyi kontrol altına almasıyla yaklaşık iki yüz elli yıl sürecek olan huzur ve refah ortamına kavuşmuştur. Artan refah ve huzur, sanatsal ve kültürel faaliyetlerin gelişmesine uygun ortam sağlamıştır, Shogun yönetimi tarafından Japonya'nın dış dünyaya da kapatılması eşsiz ve tamamen Japon bir sanat üslubunun (Ukiyo-e) doğmasına vesile olmuştur. Ukiyo-e'nin ilk teması eğlence dünyasıdır. Ancak Tokugawa döneminin sonlarında yaşanan siyasi gerginlikler ve sosyal yaşamdaki değişimler betimlenen konularında değişime uğramasına sebep olmuştur. Artan seyahat etme alışkanlığıyla birlikte gezilen ve görülen yerler baskı resimlerde yer almış ve artan taleple manzara baskı temasında eserler üretilmiştir. Bu çalışmada manzara temasında da eserler üretmiş olan Japon baskı resminin önemli sanatçılarından Utagawa Hiroshige'nin yaşamı, sanat anlayışı ve sanat hayatı ele alınmıştır. Sanatçının 'Tōkaidō Yolu'nun Elli Üç İstasyonu Serisi'nden belli başlı eserler seçilerek, Japon ahşap baskı sanatındaki yeri, önemi ve katkısı incelenmeye çalışılmıştır. Hiroshige'nin eserleri sadece salt manzara baskılar olarak değerli değillerdir. Aynı zamanda onlar dönemin Japon kültürünün, inanışının ve yaşam biçiminin de birer yansıması ve zamanının tanığıdır. Eserlerinde dönemin popüler edebiyatından, şiirlerinden, dini inanışlarından, yöresel yemeklerden ve geleneklerinden izler kompozisyonun birer parçası olarak yerlerini almışlardır. Sonuç olarak elde edilen bulgularda Hiroshige'nin yapmış olduğu baskıları doğanın faklı zamanlarını şaşırtıcı bir gerçeklik ve şairane duygularla dolu bir atmosferde tasvir ettiğini göstermiştir. Gözlemlerine dayanarak oluşturmuş olduğu eskizlerinde zevk ve zarafetten yoksun olan kısımları çıkartarak idealize edilmiş bir gerçekliği sunmuştur. Hiroshige, derinliği ve hava perspektifinin etkilerini oluşturmasına yardımcı olması için sabah ve akşam sislerini kullanmış ve genellikle bir sahnenin kuş bakışı görüntüsünü sunmuştur. Ay ışığı, sis, kar, yağmur gibi atmosferik olayları tasvir yeteneği en büyük sanatsal başarılarından biridir. Bu araştırmada nitel araştırma yöntemi kullanılarak, literatür taraması yapılmış ve kavramsal çerçeve oluşturulmuştur. Literatür taraması neticesinde Türkçe kaynaklarda sanatçı hakkında yazılmış detaylı bir çalışmanın olmadığı görülmüştür. Özellikle konunun uzmanları tarafından yazılan basılı kaynaklardan bilgilere ulaşılmıştır. Çalışma bu özelliğiyle ülkemizde sanatçı Hiroshige üzerine yapılan en kapsamlı çalışma olarak alandaki bu boşluğu doldurması amaçlanmaktadır. Hiroshige'nin ahşap baskı eserlerini konu alacak araştırmalara ve konu ile ilgilenen araştırmacılara kaynak oluşturması amaçlanmıştır.
Türk mitolojisindeki hayvan figürlerinin Rauf Tuncer'in resimlerine yansıması
Çalışmada, "Türk Mitolojisindeki Hayvan Figürlerinin Rauf Tuncer'in Resimlerine Yansıması" konusu ele alınmıştır. Resim sanatı dünyası içerisinde Türk mitolojisi alanında kendine özgü üslubuyla ve yapmış olduğu resimleriyle ön plana çıkan Ressam Rauf Tuncer'in hayvan figürlerini yansıttığı resimlerinin analizi çalışmanın konusunu oluşturmaktadır. Çalışma konusunu oluşturan sanatçının hayvan figürlü eserleri, genel tarama modeline göre incelenerek çalışma içerisine dâhil edilmiştir. Nitel araştırma yöntemleri ve teknikleri kullanılarak gerçekleştirilen bu çalışmada, yapılandırılmış sanatçı görüşme formu/röportaj tekniği ile sanatçının yaşamı, sanatçı-eğitimci kişiliği ve Türk resim sanatına dair görüşlerine yer verilmiştir. Gerçekleştirilen literatür incelemeleri sonucunda çalışmanın kuramsal çerçevesinde, Türk mitolojisine dair kavramlara ve mitolojik hayvan figürlerine yer verilerek, Türk destanları, efsaneleri ve hikâyeleri içerisindeki hayvan tasvirlerinden yararlanılmıştır. Çalışmanın kuramsal çerçevesi doğrultusunda sanatçının hayvan figürlerini yansıttığı resimleri betimsel olarak analiz edilerek, biçim, form, renk, kompozisyon, hayvan motifleri, Türk sembol, simge ve damgaları Türk kültürü ve mitolojisi bağlamında yorumlanarak bu kapsamda uygulama çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Sanatçının incelenen resimlerinde, Türk kültürü ve ögelerini kendine özgün üslubuyla yorumlayarak çalışmalarına aktardığı görülmüştür. Çalışma kapsamında gerçekleştirilen literatür taraması sonucunda bu çalışmanın, Türk mitolojisi alanında yaptığı resimlerle önemli bir yere sahip olan Ressam Rauf Tuncer'in bilinmeyen eserlerinin alana kazandırılması ve tanıtılması, daha sonra yapılacak çalışmalar için kaynak oluşturması ve alandaki boşluğu doldurması açısından önemli olduğu düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: Türk Mitolojisi, Hayvan Figürleri, Türk Resim Sanatı, Sembol, Destan
Gustav Klimt ve Egon Schiele'nin resim anlayışlarının birbirine yansıması
Bu çalışmanın konusu Viyanalı İki ressam Gustav Klimt ve Egon Schiele'nin aynı atölye ortamında birbirlerinin sanat anlayışından ne şekilde etkilenmiş olduklarını incelemek ve sonraki araştırmacılara ışık tutmak amacıyla belirlenmiştir. Araştırmada akademi eğitiminin dışında, aynı atölyede usta- çırak ilişkisi bağlamında Klimt ve Schiele'nin üslup olarak kazanımlarına eser örnekleri vasıtasıyla değinilmiştir. Bu araştırmanın kavramsal çerçeve bölümü Klimt ve Schiele'nin mensup olduğu sanat akımları ve tanımları üzerinden şekillenmiştir. Gustav Klimt ve Egon Schiele, üslupları son derece farklı olsa da eserlerinde kadın temasına yaklaşımları bakımından benzerlikler görülmektedir. Çoğu zaman aynı atölyede, aynı modellerden çalışmışlardır. Klimt ve Schiele'in hem arkadaş hem de usta- çırak ilişkisine dayalı yakınlıkları her iki sanatçının eserlerinde de tarihe iz bırakacak etkiler kazandırmıştır. Araştırmada nitel bilgi toplama yöntemlerinden literatür tarama tekniğinin kullanılması ve plastik sanat eserleri incelemeleri sağlanmıştır. Bu bağlamda konuya ilişkin kitap, tez, makale, görsel taraması yapılmış ve aktarılmıştır. Çalışmanın yazınsal kısmını desteklemek adına her iki sanatçının da aynı dönemde sürdürdükleri çalışmaları üzerinden karşılaştırmalı olarak eser analizlerine yer verilmiştir. Yazınsal kaynaklar için ise güvenilir olması adına ağırlıklı olarak kaynak kitaplar ve süreli yayınlar tercih edilerek, interaktif kaynaklar daha çok görsel unsurlar için tercih edilmiştir. Yapılan çalışmanın bulgular ve yorum kısmında, Gustav Klimt ve Egon Schiele'nin birbirleriyle tanışmalarının ardından ürettikleri eserler dahilinde 1905-1918 arası yılları kapsamaktadır.
1950 sonrası kent olgusu ve mimari yapılaşmanın çağdaş Türk resim sanatına yansımaları
Türkiye Cumhuriyeti'nin kent yaşamında meydana gelen göç, ekonomi, teknolojinin gelişmesi, yasalar ve benzeri olayların kentlerdeki mimari yapıya ve çağdaş Türk resim sanatında üretilmiş olan sanat eserlerine etki etmiş olduğu görülmektedir. 1950 sonrası kırsal kesimden kentlere doğru gerçekleşen göç olaylarının kısa zaman içerisinde olgu halini almış olduğu, devam eden süreçte kentlerde baraka ve gecekonduların oluştuğu görülmektedir. Sanayinin gelişmesiyle kentlerde yaşayan insan sayısının her geçen gün daha da arttığı hissedilmektedir. Kentlerdeki konut ihtiyacının da yaşanan olaylara paralel olarak arttığı görülmektedir. Böylece kentlerde konut ve diğer mimari yapıların sayısının artmış olmasıyla konunun çağdaş Türk resim sanatında kent teması bağlamında yer edinmiş olduğu görülmektedir. Kentlerin büyümesiyle yerleşim alanlarındaki mimari yapıların önce apartmanlara daha sonra gökdelenlere dönüşmüş olduğu bilinmektedir. Büyüme, kentlerde yaşayan insan sayısının artmasına sebep olmuş, böylece kentler metropollere dönüşmüştür. Bu araştırmada, tarihsel süreç içerisinde kent olgusu ve mimari yapılardaki gelişme ve değişmenin günümüz Türk resim sanatında ne şekilde ele alınarak eserlere yansıtıldığının gösterilmesi amaçlanmıştır. Sonuç olarak elde edilen bulgularla devletin, planlı ve düzenli bir kent oluşturma çabası içinde olduğunu, diğer yandan gelişen ve sürekli olarak devam eden gecekondulaşma sorununu çözme çabası içine girildiği görülmektedir. Bu sürece ortak olan kentsel toprakların mali değerinin artışı kent planının değişmesine sebep olduğu dolayısıyla erken dönemde yüksek katlı binaların oluştuğu ifade edilmektedir. Sanatçıların eserlerinde ele aldıkları göç, gecekondu, inşaat, meslekler, metropol gibi konularla üretmiş oldukları eserler, insanla var olan kentin yine insanla değişim göstermiş olduğunu göstermektedir. Bu bağlamda incelendiğinde sanat eserlerinde apartman imgesi ve metropollerin yer almasının kaçınılmaz olduğu görülmektedir. Bu araştırmada nitel araştırma yöntemi kullanılarak, literatür taraması kapsamında kavramsal çerçeve oluşturulmuş, 1950'den günümüze kent olgusu ve mimari yapılaşma alanındaki gelişmeleri yansıtan eserler incelenmiştir. Birçok sanatçının eserlerinde bu yansımalar görülmektedir ancak bazı sanatçıların eserlerinde daha belirgin olarak ön plana çıkmaktadır, bu açıdan Nuri İyem, Cihat Burak, Nedim Günsür, Fethi Arda ve Setenay Alpsoy'un resimlerine daha yakından bakılarak eser analizleri yapılmıştır.
Mustafa Özel'in figüratif resimlerindeki ifade biçimleri üzerine çözümlemeler
Gerçekleştirilen çalışma kapsamında, Türk resminde figüratif ifadecilik anlayışı içerisinde önemli bir yere sahip olan Mustafa Özel'in genel sanat anlayışı üzerinden hareketle, figüratif eserlerindeki ifade biçimleri üzerine çözümlemeler gerçekleştirilmiştir. Yaşam ve insan arasındaki gerçekleşen etkileşimler sonucu insan bedenine yansıyan psikolojik ruh hallerini ifade eden sanatçının eserlerinde plastik çözümlemelere ve altyapı okumalarına gidilerek, sanatçının kaygısının ve eserlerinin barındırdığı anlamların ne olduğuna dair bilgilerin aktarılması amaçlanmıştır. Çalışma bu bağlamda nitel araştırma yöntemleri kapsamında gerçekleştirilmiştir. Nitel araştırma modeli ile görüşme, gözlem, yazılı doküman incelemeleri, literatür taraması ve eser incelemesi yapılmıştır. Tez çalışmasına konu olan Mustafa Özel hakkında, biyografik araştırma ve genel sanat anlayışının yanı sıra, insan bedeni üzerinden hareketle oluşturduğu eserlerini işleyiş ve duyumsayış şekli irdelenmiştir. Çağdaş Türk resminin önemli isimlerinden olan Mustafa Özel, realist bir yaklaşımla tuvallerini boyayarak insan formunu ustaca kullanmaktadır. Özel'in insan bedeni üzerinden hareketle oluşturduğu eserlerini işleyiş ve duyumsayış şekli, sanatçıyı figüratif ifade biçiminde kendine has bir konuma taşımaktadır. İnsan bedenini betimlerken zihinsel ve psikolojik duygu durumlarını da figürlere aktarmaktadır. Yaşam ve insan arasındaki etkileşimler sonucu insan bedenine yansıyan duygusal ruh halleri, yeni form ve biçimlerde izleyici ile buluşmaktadır. Figürlerinde onların iç dünyalarını, psikolojik ve içe dönük ruhsal yapılarını ten, bakış ve hareketler üzerinden biçimlendirmektedir. Beden çıplak bir şekilde salt olarak ön planda olduğunda dahi birçok ressamın fantezi ve tutku olarak resmettiği gibi değil de, insan ruhunun yaşadığı sevinçler, acılar, kırılganlıklar, yaşama karşı direniş ve mücadelelerden izler barındıracak şekilde resmedilmiştir. Özel'in resimlerinde figür kendini hem resmin yüzeyinde hem de derinlerinde duyumsal süreçler barındırarak açığa çıkarmaktadır. Figürler salt yaşanmışlığa, benliğe dair anı ve izler barındırmaktadır. Bedenlerin bürünmüş oldukları biçimler yaşam içerisindeki gerilimlerin dışa vurulma isteğinin belirgin özelliklerindendir. Figürler ve portreler var oldukları anın duygu derinliklerinde yaşayarak, insanın tüm gerçekliği ile duruşunu aktarmaktadır. Sanatçı eserlerini oluştururken, tenin kırılgan ve hassas yapısını tüm insani özellikleriyle birlikte, ruhsal yıpranmışlıklarla açığa çıkartmaktadır.
Çağdaş Türk resim sanatında toplumsal gerçekçilik bağlamında baba rolünün temsili
Araştırmanın ana temasını "Çağdaş Türk Resim Sanatında Toplumsal Gerçekçilik Bakımından Baba Rolünün Temsili" oluşturmuştur. Cumhuriyetten günümüze Toplumsal Gerçekçiliğin, Türk Resim Sanatı tarihine büyük etkisi olmuştur. Eserlerinde erkek figürüne atfedilen baba unsurunu konu alan sanatçıların tabloları incelenerek elde edilen veriler doğrultusunda sonuçlar araştırmaya aktarılmıştır. Resim Sanatı ve Toplumsal Gerçekçiliğin tarih boyunca birbirleri ile olan yansımaları ve oluşturulan kaynakların ele alındığı bu çalışmada; sosyo- kültürel alanda yaşanan değişim, bu değişime bağlı olarak şekillenen sanat ortamı, dönemsel Türk resim sanatının genel tarihi, Türk resim sanatında figüratif sanatı, toplumsal gerçekçilik bakımından üreten sanatçıların üslup ve özellikleri, eserler oluşturulurken kullanılan, tasarım öğeleri, kompozisyon, bağlı oldukları sanat akımları ele alınmıştır. Sonuç olarak; araştırılan Çağdaş Türk resim sanatında toplumsal gerçekçilik bakımından oluşturulan resimlerde Anadolu insanı olan baba figürünün kendine özgü yapısı ve duyarlılığı konu olarak ele alınmıştır. 1940 yılından sonra ortaya çıkan yeniler grubu, Türk resim sanatında sanatsal kaygılar aşılarak bizzat çalışan halkın resmini çizmeye yönlendirmiştir. Eserleri plastik değerler açısından incelediğimizde, sanatçıların içinde bulunduğu duygu, düşünce ve zaman, sosyo kültürel farklılıklar ve bulundukları konumdaki yöresel değerler eserler üzerinde etkili olmuştur. Bununla beraber sanatçıların üslup anlayışları ve sanat akımları eserler üzerinde etkisini göstermiştir.
1950 sonrası çağdaş Türk resim sanatında figüratif resimlerde leke bağlamında devingenlik
Bu çalışma, 1950 sonrası Çağdaş Türk resim sanatında figüratif bağlamda lekesellik yaklaşımı ile ele alınmış olup mağara duvarlarında ilk figürün bulunması ve bununla başlayarak resimsel sürece dahil olan lekesel devinimlerle ilerleyerek Batı dünyası ve Çağdaş Türk resim sanatından örneklemelerle ilerletilmiştir. Tarihsel süreç ve sınırlılık göz önünde bulundurularak figürün ve lekeselliğin devinimi ilk bölümde sunulmuştur. Çalışmanın ikinci bölümünde figür, figüratif ve leke kavramlarının tanımlarına detaylıca yer verilmiştir. Bu kavramlarla birlikte 1950 sonrası Çağdaş Türk resmindeki anlayıştan önce, Avrupa resim sanatında lekesel bağlamda figüratif resim anlayışına değinilmiştir. Avrupa'da sanatçıların ele aldığı figür bağlamındaki lekesel devingenliği içeren çalışmalar, romantizmden başlayarak empresyonizm, fovizm, ekspresyonizm, kübizm, fütürizm, sürrealizm, soyut sanat, soyut dışavurumculuk, pop art ve kavramsal sanat akımlarının tarihsel süreci göz önünde bulundurularak örnekleriyle birlikte verilmiştir. Üçüncü bölümde, 1950 öncesi Türk resim sanatında lekesel bağlamda figüratif yaklaşımlar ele alınmıştır. 50'li yıllar öncesi Türk resmini temsil eden, Çallı Kuşağı, Müstakil Ressamlar ve Heykeltıraşlar Birliği, D Grubu, Yeniler Grubu ve On'lar Grubu kendi dönem sanatçılarının, figürlerdeki lekesel vurgulu eserleriyle birlikte incelenerek konuda bütünlük sağlanmıştır. Dördüncü bölümde 1950 sonrası Çağdaş Türk resim sanatında lekesel bağlamda figüratif yaklaşımlar, 50'li ve 60'lı yıllardan başlayarak günümüze kadar gelen sanat anlayışından bahsedilmiştir. Çağdaş Türk resim sanatçılarımızdan Mustafa Ata, Ergin İnan, Turan Erol, Mehmet Özer ve Süleyman Saim Tekcan'ın sanat hayatlarına ve eserlerindeki figür üzerindeki lekesel devingenliklere yer verilmiştir. Beşinci bölümde, Çağdaş resim bağlamında figüratif resimlerde lekesel devingenliği temsil eden on adet kişisel çalışmama yer verilmiştir. Çalışmalarımda mağara duvarlarından başlayan ve stilize edilmiş insan figürleri kullanılmıştır. Bu figürler lekesel devingenlikle birlikte etkileyici bir kompozisyon oluşturmaktadır. Beş bölümden oluşan bu tez çalışmasının her bir bölümü örneklemeler, alıntılar ve yorumlarla birlikte konu bağlamında tez başlığına hizmet etmektedir.
Cumhuriyet'ten günümüze Türk resim sanatında toplumsal statü yansımaları
Türk Dil Kurumu'na göre statü; bireyin bir kurum veya bir toplum içindeki durumu anlamına gelmektedir. Sosyologlar, statüyü belirleyen unsurlar arasında öncelikli olarak; soy, servet, işlevsellik, eğitim, din ve biyolojik yapıyı işaret etmektedir (Turner, 1998: 13). Toplumu eleştirel bir bakışla yorumlayan sanatçı, tarih boyunca toplum üyelerinin hangi yöntemlerle o statüye sahip olduklarını ve statünün toplum üyeleri arasında nasıl pay edildiğini sorgulayan eserler yapmışlardır. Sanatçının statü sistemine yönelttiği eleştirel tavrı, ironik, öfkeli, lirik, melankolik bir karşı duruş ve meydan okumalar şeklinde olmuştur. Avrupa resim sanatı ilk olarak, kilisenin güdümünde ilerlediği görülmektedir. Daha sonra Rönesans'ta burjuvazinin sanata sahip olma arzusuna ve itibar edinme hevesine araç olduğu görülmektedir. Bu dönemler boyunca, yüksek statü sahipleri tarafından şekillenen, bir sanat ortamı dikkat çekmektedir. Osmanlı İmparatorluğu'nda gelişen batılılaşma hareketiyle birlikte Sanayi-i Nefise Mektebi'nin kurulması, çağdaş sanatların Osmanlı'daki ilk hareketleri olarak görülmektedir. Cumhuriyet devrimleri ise, Türk resim sanat tarihi için bir milat olarak kabul edilmektedir. Atatürk, Cumhuriyet'in ilk yıllarında devletin geliştirdiği kültür-sanat politikasıyla birlikte sanata hem destek hem de önem vermiştir. Böylece, Cumhuriyet, hem Türk toplumuna hem de sanatçısına önemli bir itibar ve statü kazandırmıştır. 1950 yıllardan sonra, devletin sanata olan desteğinin azaldığı görülmektedir. Buna karşılık, sanat alanında bireysel üsluplara yönelişlerin başladığı görülmektedir. Sanayileşme ve kentleşme sorunlarına ilgi artmaktadır. Dışardan sanat ve düşünce akımlarının etkisi bir yandan görülürken bir yandan da Evrensellik ve Ulusallık tartışmaları önem kazanmaktadır. Böylece, bireysel üslup çabalarıyla birlikte toplumsal statüler arasındaki farklılıkların yansıması eserlerde görülmeye başlamıştır. Cumhuriyet'ten günümüze, toplumsal statü yansımalarının, sanatçılar tarafından nasıl ele alındığı ve yansıtıldığı incelenmiştir. Birçok sanatçının eserlerinde, bu yansımalar görülmektedir. Ancak, bazı sanatçıların eserlerinde daha belirgin olarak öne çıkmaktadır. Bu açıdan, Nuri İyem, Cihat Burak, Neşe Erdok, Hakan Gürsoytrak ve Ali Elmacı'nın resimlerine daha yakından bakılmıştır.
1960 sonrası Türk resim sanatında ölüm teması
Bu çalışmada 1960 sonrasından günümüze kadar olan zaman diliminde Türk resim sanatında tema ve imge kullanımı sanat yapıtları ve sanatçılar üzerinden incelenmiştir. Tarihsel süreç göz önünde tutularak yapılan bu incelemede öncelikle Türk resim sanatının kökeninde ele alınan temalar ve kullanılan imgeler, eş zamanlı olarak dünyadaki gelişmeler ve bu gelişmelerin 1960 sonrası Türk resmine yansımaları incelenmiştir. 1960'lı yıllardan sonrası Türk toplumunun, yeni kültürel kimlik oluşturma sürecinin en yoğun yaşandığı dönem olarak nitelendirilebilir. 20. Yüzyıl'ın sonunda politik ve ideolojik yöntemlerin başarısızlığa uğradığı yeni arayışlara gidildiği bir dönemdir. Bu dönemde düşünsel ve sanatsal alanda tartışılan postmodernizm Türk resmini tema ve imge açısından yeni bir döneme taşımaktadır. Bu anlamda 1960'ların sonundan itibaren daha yoğun bir şekilde kişisel yasam öykülerinden, fantezilere, güç, cinsiyet ve kimlik sorunlarına kadar birçok konu geçmiş ile ilinti kuran fakat günümüz dünyasında anlamını değiştiren farklı semboller ile kullanılmaktadır. Ayrıca geçmişten günümüze değin; sanat tarihçileri, sanat eleştirmenleri, filozoflar ve sanatçılar tarafından en çok sorgulanan kavramlar içinde yer alan "tema" ve "imge" kavramları kuramsal çerçeve içinde ele alınmıştır. Bu bilgilere dayanarak; çalışma kapsamında benzeşik öğretim yöntemiyle seçilmiş resimler tema ve imge açısından çözümlenmiştir. Ölüm olgusunu, sanat var olduğu günden beri ressamlar ele almıştır. İnsanı ilgilendiren en önemli kavramlardan biri ölümdür. Bütün toplumlarda ölüm, bireyin yaşadığı yaşamın nihai bir sonucu, olayların etrafında döndüğü bir olgudur. Hayatın kaçınılmaz sonunu dile getirir. Bu yüzyılda yaşanan olaylara ve savaşlara sanatçılar sessiz kalmamış çalışmalarına yansıtmış içinde yaşadığı sürecin bir parçası olarak karşımıza çıkmıştır. Ölüm teması, daima sanatçıların eserlerine konu olmuş en çok üzerinde durulan konuların başında gelmiştir. Vanitas, macabre, memento mori gibi terimlerle adlandırılan ölüm konusunun ele alındığı resim, heykel ve baskılar üretilmiştir. İmgesel olarak ifade edebilme sanatsal açıdan önem arz eder. 1960 sonrası Türk resim sanatında ölüm olgusu bağlamında ele alınan imgeler, ölüm olgusunun Türk resim sanatı kapsamındaki ölüme bakış açısını değiştirmiştir. Şiddetin ve ölümün resmedilmesi yüzyıllar öncesinde de görülmektedir. Fakat yaşanan toplumsal olayların ve savaşların bir yansıması olarak şiddet ve ölüm 1960'lardan sonra, teknolojinin de gelişmesiyle daha fazla görselleşmeye başlamıştır. Resimde ölüm olgusu, öldürme teması yoğun bir şekilde kompozisyonlara yansımıştır. Buna dayalı olarak Türk resim sanatında da 1960'lı yıllardan sonra değişen imgeci yaklaşım, ölüm olgusu için ortaya atılan ve çağımızın koşullarına göre yeniden şekillenen haliyle ele alınmıştır denilebilir. Sanatçılar çağının bir gereği olarak ölüm olgusundan hareketle psikolojik ve sosyolojik olayları ve durumları gözlemleyip sanatının konularından biri haline getirmişlerdir. "1960 Sonrası Türk Resim Sanatında Ölüm Teması" başlıklı çalışmada, genel olarak ölüm kavramı üzerinde durularak ölüm olgusunu farklı imgelerle konu edinen sanatçılar ve yapıtları incelenerek konu bağlamında değerlendirilecektir. Anahtar Kelimeler: Ölüm, Türk Resim Sanatı, Sanat, Resim sanatı, İmge
At imgesinin plastik çözümlemesi: Şişli Atölyesi örneği
At, ihtiyaç-yarar ilkesi neticesinde insanoğlu tarafından evcilleştirildiğinden beri yaşamın her evresini sırtlanmış bir yaratının serüvenidir. Çağlar boyu insanla süregelen yolculuğu, imge olarak ata yücelmiş bir kutsiyet bahşetmiştir. Dış dünyada etkileşimde bulunulan her at nesnenin algılanışı, imgeye dönüştürülme süreci ve yeniden üretilmesi her toplumda zamana göre farklılıklar göstermiştir. Her kültür kendi sanatını, her sanatçı da o kültürün imgelerini görünür kılmıştır. Sanatçı bu bahaneyle kendi düşünsel yapısını, sanat anlayışını görünür kıldığı imgelere yansıtmıştır. Bu yaklaşımın neticesinde karşılaşılan her at imgesi sanatçının yönlendirdiği ölçüde yaşamsal deneyim sunabileceği gibi izleyicinin kendisi de öznel bakışıyla bağlamsal özgürlük alanı yaratmıştır. İzleyicisi at imgesiyle karşılaştığı an nasıl bir süreç başlamıştır? O zaman at imgesi bize ne anlatmaktadır? Sanat eserinde at imgesi, izleyicisiyle kavuştuğu an nasıl deneyimler yaşama fırsatı sunmuştur? İmgenin doğasında olan biçim ve bağlam sınırsızlığı karşısında, izleyici nasıl yaklaşım sergilemiştir? At imgesi hangi kavramlarla özdeşleşmiştir? Sanatçı, imgelem yetisini kullanarak at imgesini nasıl görünür kılmıştır? Bu tez çalışmasında, "At İmgesinin Plastik Çözümlemesi: Şişli Atölyesi Örneği" başlığı ile Şişli Atölyesinde oluşturulmuş resimlerdeki at imgeleri ele alınmıştır. Bu konu kapsamında at imgesinin resim sanatında kompozisyona olan katkıları araştırmanın amacı olmuştur. Araştırılan konu ile ilişkili resimler üreten bir sanatçı seçkisi oluşturulmuş, Şişli Atölyesinin yapıtlarında at imgeleri tespit edilip biçimsel ve bağlamsal eleştiri çerçevesinde plastik çözümlemelerinin yapılması amaçlanmaktadır. Anahtar Kelimeler: At İmgesi, Türk Resim Sanatı, Şişli Atölyesi,