Theses supervised by Doç. Dr. Yunus Emre Tekinsoy
10 theses · Tokat Gaziosmanpaşa University
Bir denetim kurumu olarak Umumi Murakabe Heyeti (1938-1950)
1938 yılında 3460 sayılı kanunla kurulan Umumi Murakabe Heyeti, Kamu İktisadi Teşebbüsleri olarak ifade edilen kuruluşları idari, mali ve teknik açıdan denetlemek için kurulmuştur. Gelir ve giderlerin miktar olarak artması gibi sebeplerle parlamentolar, kamu harcamalarının denetiminde yetersiz kalmışlardır. Bu gelişmeler, gelir ve giderlerin denetimi konusunda uzman olan teşkilatların kurulmasını hızlandırmıştır. Yüksek Denetim Kurulu olan Umumi Murakabe Heyeti, kamu kurum ve kuruluşlarının faaliyet ve işlerinde hataların önlenmesine yardımcı olmak, hizmetlerin süreç ve sonuçlarını mevzuata, önceden belirlenmiş amaç ve hedeflere, performans ölçütlerine ve kalite standartlarına göre; tarafsız olarak analiz etmek, karşılaştırmak ve ölçmek, kanıtlara dayalı olarak değerlendirmek, elde edilen sonuçları rapor haline getirip yetkililere sunarak faaliyetlerini gerçekleştirmiştir. Böylece denetim sayesinde halk, kaynakların nereye ve nasıl kullanıldığı konusunda bilgi sahibi olmuşlardır. Yüksek Denetleme Kurulu'nun tarihsel gelişiminin, KİT'lerin kuruluş ve gelişiminden, bu kuruluşlara duyulan ihtiyaç olgusundan ayrılarak ifade edilmesi olanaksızdır. Bu yüzden çalışmamızın giriş bölümünde denetimin kapsamlı tanımı ele alındı ve denetimin tarihsel süreç içinde ortaya çıkışına değinildi. Birinci bölümde Umumi Murakabe Heyeti'nin kuruluşunu, tarihsel gelişimini ele aldıktan sonra ikinci bölümde, 1938 yılında murakabe heyetinin denetim kapsamında olan KİT'ler hakkında bilgi verildi. Üçüncü ve son bölümde ise murakabe heyetinin denetimine tabii olan kurumların faaliyetleri denetlenerek ele alındı. Sonuç ve öneriler kısmında ise denetimin öneminden ve etkin şekilde uygulanması için yapılması gerekenlerden bahsedildi. Tamamlanan tez çalışması, kurum tarihi bağlamında ele alındı.
Nüfus defterlerine göre 1839'da Zile kaza merkezi nüfusu
Osmanlı Devleti'nde nüfusu kayıt altına alma düzenine yönelik olarak ilk defa nüfus kayıtları oluşturulmuştur. Tarımda, ticarette, diplomaside, sanatta, vakıflardan devlet teşkilatlanmasına kadar her alanda yazı ile belgelendirmeye gidilmiştir. Devletin varlığını oluşturan önemli unsurlardan olan nüfusa ait kayıtlara tahrir defterleri ve benzeri arşiv kayıtlarında rastlamak mümkündür. İlk olarak II. Mahmud döneminde ilan edilen bir kanunla (1831), asker alımı ve vergi toplama amacıyla sadece erkek nüfusun sayıldığı bir nüfus sayımı yapılarak nüfus defterleri tutulmaya başlanmıştır. Belli dönemlerde bu sayımlar ve defterler yenilenmiş ve güncellenmiştir. 19. yüzyılda yapılan bu sayımlar sonucu Zile kazasının yerleşim birimleri tespit edilerek kişilerin fiziksel özellikleri, yaş ortalaması, aile yapısı, mesleki durumları ve kişilerin engel durumları belirtilmeye çalışılmıştır. Yapmış olduğumuz çalışma günümüzde Tokat iline bağlı, Zile ilçesinin tarihi köklerine ışık tutacak istatistiki ve tarihi veriler sunmaktadır. Bu verilerin dışında, bölgedeki halkın birçoğunun kullandığı soy isimlerinin köklerini aydınlatacak, ailelerin köklerini ortaya koyacak bir soy defteri olma özelliği de taşımaktadır. Bu çalışmada 1839 yılında, Zile Kazasına ait ve Cumhurbaşkanlığı Osmanlı Arşivinde bulunan Nfs.d 2507, Nfs.d 2508, Nfs.d 2512, Nfs.d 2513, ve Nfs.d 2514 koduyla kayıtlı defterlerin nüfus yapısı incelenmiştir. Defterde bulunan Müslim ve Gayrimüslim nüfusa ait bilgiler günümüz Türkçesine çevrilmiş ve elde edilen verilerin daha iyi yorumlanması için tablo ve şekillerle bölgenin nüfus miktarı, idari yapısı, ekonomik ve sosyal yapısı ortaya konulmaya çalışılmıştır.
Karakuş (Akkuş) kazasında nüfus (H. 1246-h. 1259)
Osmanlı Devleti'nde nüfus kayıt sistemi 19. yüzyılın ilk yıllarında oluşturulmaya başlanmıştır. İlk nüfus sayımı yalnızca erkek nüfus ele alınarak 1831 tarihinde yapılmıştır. Böylece Osmanlı toplumunun nüfus niteliği ve etnik yapısı hakkında elle tutulur bir kaynak olarak ilk nüfus defterleri oluşturulmuştur. Bu defterler sayesinde Müslüman ve Gayrimüslim unsurların aile yapısı, sosyal ilişkileri ve bireylerin toplumdaki yeri hakkında göreceli bilgilere rastlanılabilmektedir. Bu noktada Osmanlı toplumunun sosyal yapısını anlamak ve fikir edinmek noktasında nüfus defterleri önemli bir kaynak niteliği taşımaktadır. Bu çalışmada Osmanlı idare sisteminde Sivas vilayetine bağlı olarak gözüken ve günümüzde Akkuş olarak bilinen Karakuş kazasına ait iki adet nüfus defteri incelenmiştir. İlgili defterler, 2282 ve 2351 numaraları ile kayıt altına alınmıştır. Bu defterlerden 2282 numaralı olanı Hicri 1246 (1831) tarihli olmakla beraber diğer 2351 numaralı defter ise Hicri 1259 (1844) tarihlidir. İlgili defterlerde kaza erkek nüfusu, kayıtlı kişilerin eşkâl bilgileri, aile ve sülale bilgileri hakkında detaylı bilgilere ulaşılmıştır. Çalışma iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Karakuş (Akkuş) kazasının tarihçesi ve coğrafi yapısı hakkında ayrıntılı bilgiler verilmiştir. İkinci bölümde ise 2282 ve 2351 numaralı nüfus defterlerinin tanıtımı ve değerlendirmesi yapılmıştır. İlgili defterler üzerinden Karakuş (Akkuş) kazasına bağlı köylerin idari yapısı, köylerin nüfus yaş dağılımı ve kayıtlı kişilerin fiziki özellikleri hakkında bilgilere yer verilmiştir. Böylece günümüzde Ordu iline bağlı olan Karakuş (Akkuş) ilçesinin 19. yüzyılın ilk yarısındaki sosyal ve kültürel durumu verilere dayalı olarak aydınlatılmaya çalışılmıştır.
Periyodik istihbarat raporları çerçevesinde Kore Savaşı'nda Türk silahlı kuvvetleri
Kore Savaşı başta olmak üzere, savaş, yüzyıllar boyunca kapsamı ve yöntemleri değişime uğrayan bir kavramdır . Tarih boyunca devletler arasında süregelen güç savaşlarında, en etkili silahın bilgi ve bilginin doğru kullanımı olduğu görülmüştür. İstihbarat da bilgiye ulaşma yolları içerisinde en etkili yöntemlerden birisi olma hüviyetini çağlar boyunca korumuştur. Geçmişte ancak top ve tüfekle kazanılabilecek bir savaştan söz edilirken; bugün hem savaşı kazanmak hem de barışın devamını sağlamak için istihbarat, istihbarata karşı koyma, istihbarat faaliyetleri gibi kavramlar önem kazandığını görmekteyiz. Türk Silahlı Kuvvetleri kuruluşundan itibaren günümüze kadar geçen süre içerisinde farklı coğrafyalarda ve hava şartlarında, ülkemizin yakın desteği olmaksızın yurt dışında çeşitli görevler icra etmiştir. Bu görevlerin başarılı bir şekilde icra edilmesi için birçok faktörün doğru şekilde ve zamanda yönlendirilmesi gerekmektedir. Türkiye Cumhuriyeti'nin farklı bir coğrafyada gireceği ilk savaş olan Kore Savaşı, 1950 yılının ortalarında farklı düşüncelere ve ideolojiye sahip tek millet fakat iki devlet arasında anlaşmazlık ve husumetler olarak ortaya çıkmıştır. Özellikle Kuzey Kore kendisine bağlı tüm Kore Yarımadasını kapsayan bir devlet haline gelmek istemiştir. Birleşmiş Milletler bu iki hükümet arasında sorunun barışçıl yollarla çözülmesi için komisyon oluşturmasına rağmen bunda muvaffak olamamıştır. Bu iki hükümet arasındaki sorunlar 25 Haziran 1950 sabahı sıcak savaşa dönüşmüştür. Kore Savaşının en kritik zamanında Türk Tugayı savaşa dâhil olmuştur. Savaşların kaderini belirleyen en önemli unsurlardan biri de istihbarat faaliyetleridir. Soğuk Savaş dönemi Dünya ve Avrupa istihbaratı için dönüm noktası olmuştur. Bu durum Kore Savaşında da karşımıza çıkar. Savaşa katılan bütün devletler askeri istihbaratı çok yönlü kullanmayı bilmiş ve istihbarata karşı koyma faaliyetlerini daha fazla ön planda tutmuştur. Türk Tugayı görev yapmış olduğu bütün bölgelerde keşif ve istihbarat faaliyetlerini savaşın son anına kadar devam ettirmiştir. Bu çalışmada Kore Savaşı'nın safhalarına, istihbaratın kavramsal kökenine ve tarihine değinilerek, Genelkurmay Personel Başkanlığı Askerî Tarih ve Stratejik Etüt Daire Başkanlığı (ATASE) arşivinde yer alan "periyodik istihbarat raporları" çerçevesinde Kore Savaşı'na farklı bir açıdan bakmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kore, İstihbarat, Savaş, Kore Savaşı, Türk Silahlı Kuvvetleri
1842'de Florina'nın Müslüman nüfusu (5436 numaralı nüfus defterine göre)
Nüfus kelimesi belli bir coğrafyada yaşamını sürdüren insanları tanımlamak için kullanılır. Arapça "nefs" kelimesinin çoğuludur. Askeri güç olarak kullanılan nüfus, vergi mükellefiyetleri ve devletlerin ekonomik güçlerini temsil etmektedir. Tarih boyunca birçok devlet sahip olduğu güç miktarını tespit etmek amacıyla zaman zaman nüfus sayımları gerçekleştirmiştir. Osmanlı Devleti fethettiği bölgelerin sosyal, iktisadi ve askeri durumlarını tespit etmek amacıyla zaman zaman Tahrir kayıtları oluşturmuştur. Bu kayıtlar Osmanlı Devleti'nde nüfus sayımlarının ilk örneklerindendir. Osmanlı Devlet'inde ilk nüfus sayımı II. Mahmud döneminde Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılmasıyla devletin sahip olduğu askeri gücü belirlemek amacıyla yapılmıştır. Bu sayımlarda Osmanlı Devleti'nde yaşayan erkek nüfus miktarı tespit edilmiştir. Modern anlamda ilk nüfus sayımı ise 1831 yılında yapılmıştır. Deftere kaydedilen nüfusun yaşı, fiziki özellikleri ve askerlik durumları hakkında bilgi verilmiştir. Tez çalışmamızın konusu Rumeli Eyaleti Manastır vilayetinin Florina kazasına ait 5436 numaralı Müslim nüfusun kaydedildiği defterdir. Bu defterin incelenmesi sonucunda defterde bulunan kayıtlar transkript edilmiş ve değerlendirilmiştir. Bu defterde Florina kazasına ait köylerde yaşayan kişilerin sayıları, adları, baba adları, yaşları, fiziksel özellikleri, engel durumları, askerde olanlar, kazaya gelen nüfus hakkında bilgi verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Nüfus, Florina, Manastır, Nüfus Defteri
1904 Bulgar genel affının manastır merkez ve mülhakat hapishanelerindeki uygulamaları
Osmanlı Devleti, 8 Nisan 1904 tarihinde, o dönem kendisine bağlı özerk bir prenslik olan Bulgaristan'la bir itilafname imzalamıştır. Bu itilafnamenin üçüncü maddesi gereğince Osmanlı Devleti, Bulgar komitelerinin faaliyetlerine iştirak eden vatandaşlarına genel af ilan etmeyi kabul etmiştir. Ancak itilafname gereğince "vapur, tren ve köprüleri dinamitlemek suretiyle cinayet işleyen" kişiler genel af kapsamı dışında bırakılmıştır. İtilafnâmenin imzalanmasından kısa süre sonra 13 Nisan 1904 itibariyle genel af uygulamaya koyulmuştur. Affın kapsamı ilgili itilafnâmenin hükümleri gereğince o dönem "Vilâyât-ı Selâse" olarak adlandırılan Kosova, Selanik ve Manastır vilayetlerinde Bulgar komitelerinin faaliyetlerine katıldıklarından hapishanelerde bulanan komitecilerin salıverilmesini de kapsıyordu. Kosova, Selanik ve Manastır'ın dışında Edirne, İstanbul, Diyarbakır, Akka, Sinop ve Payas gibi Osmanlı Devleti'nin farklı şehirlerinde bulunan hapishanelerden affa tabi olup tahliye edilen mahkûmlar için hapishane defterleri tanzim edilmiştir. Bu defterlerden birisi de Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı Osmanlı Arşivi (BOA), Teftişat-ı Rumeli Evrakı Defterleri içerisinde kataloglanmış olan Manastır Merkez ve Mülhakat Hapishanelerinden tahliye edilen mahkûmların kayıtlarını içeren defterdir. Tez çalışmamız temelde Manastır Hapishanesi ile Serfice, Florina, Pirlepe, Kırçova, Grebene, Görice ve Kesriye hapishanelerinden salıverilen tutuklu ve mahkûmların değerlendirilmesine ayrılmıştır.
Transcription and evaluation of the muslim population book no. 2496 dated h.1246 in Yıldızeli kazası
II. Mahmud saltanatı sırasında yaptığı reformlarla Osmanlı Devlet teşkilatında yeni ve köklü düzenlemeler gerçekleştirmiştir. Bu devirde merkez ve taşra teşkilatı yeniden yapılandırılırken nüfus sayımlarına da başlanmıştır. Daha çok devletin askerî gücünü tespit etmek için yapılan nüfus sayımlarında erkek nüfusu ayrıntılı olarak kayda geçirilmiştir. Kadın nüfusu sayılmamıştır. Bu nüfus defterleri 19. yüzyılda Osmanlı Devleti'nin sayım yaptığı Anadolu ve Balkan topraklarıyla ilgili önemli demografik bilgiler ihtiva etmektedir. Tanzimat Fermanı'nın 1839'da ilan edilmesiyle beraber II. Mahmud'un başlattığı reform çabaları daha da hızlanmış ve Osmanlı Devleti'nin klasik kurumlarının yerini modern kurumlar almıştır. Osmanlı kurumlarında meydana gelen bu değişimden taşra idaresi de nasibini almıştır. 1842 yılında eyaletler sancaklara, sancaklar kazalara, kazalar ise köylere ayrılmış, bu düzenleme esas alınarak Osmanlı taşrasında nüfus sayımları bu şekilde defterlere yazılmıştır. İlgili düzenleme çerçevesinde Yıldızeli, Sivas eyaletine bağlı bir kaza olarak görülmektedir. Üzerinde çalıştığımız 2496 Numaralı Sivas Eyaleti Yıldızeli Kazası Müslim Defteri, Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı'nda NFS.d kodu ve 2496 sıra numarası ile yer almaktadır. Defter H.1256 (M.1840) tarihine aittir. Ebrulu bir kapakla ciltlenmiştir. Ebadı 20 x 55 cm'dir. Toplam varak sayısı 236'dır. Varak usulü numaralandırılmış olup defterin orijinal numaralandırılmasında 91. varaktan 94. varağa atlandığı görülmektedir. Defter, döneminin demografik yapısıyla sosyal ve ekonomik durumu hakkında bilgiler içermektedir. Bu defterden, Yıldızeli köylerinde yaşayan şahısların aile isimleri, kendi isimleri, askerlik durumları, yaşları ve nüfus hareketleri ile meslekleri konusunda bilgi edinilmektedir. Söz konusu defterde sadece Yıldızeli köylerinin Müslüman nüfusu mevcuttur. Bu köyler nahiyeler kapsamında bir bütün halinde ele alınmış ve gelirinin hangi tımara, vakfa ve mukaataya ait olduğu yazılmıştır. Ayrıca bunların hangi şahsın iltizamında olduğu belirtilmiştir. Köylerin toplam hâne sayısı: 1769, toplam erkek nüfusu: 5240'tır. Bu bilgiler ışığında bölge tarihin ve yörenin demografik, sosyal ve ekonomik durumuna bir nebze de olsa katkıda bulunmak istenilmiştir.
Eyüp Sabri Bey'in (Akgöl) Meşrutiyet ve Cumhuriyet dönemlerinde siyasi ve askeri faaliyetleri
Türk siyasi tarihinin en önemli olaylarından birisi olan İkinci Meşrutiyet'in ilan edilmesinde rol alan kişiler arasında Ohrili Eyüp Sabri Akgöl de yer almış ve "Hürriyet Kahramanı" olarak isimlendirilmiştir. Meşrutiyet sonrasında büyük bir şöhrete kavuşmuştur. İttihat ve Terakki Cemiyeti Merkez-i Umumi üyesi olarak Osmanlı Devleti'nin yönetiminde söz sahibi olmuştur. Ancak Eyüp Sabri Akgöl biraz kendi tercihi olarak biraz da Merkez-i Umumi'nin gizemli yapısından dolayı kendisi gibi "Hürriyet Kahramanı" olarak anılan Enver ve Ahmet Niyazi Beylerin gölgesinde kalmıştır. Ayrıca Eyüp Sabri Akgöl sadece Meşrutiyet döneminin etkili bir siması olmamıştır. 1897 Osmanlı-Yunan Savaşı'ndan başlamak üzere Türkiye Cumhuriyeti'nde tek partili yönetimin sonlandığı 1950 senesine kadar Türk tarihinin birçok önemli hadisesinde ön planda bir isim olarak yer almıştır. Fakat Türk siyasi tarihinde bu kadar aktif rol üstlenmesine rağmen bu güne kadar Eyüp Sabri Akgöl hakkında müstakil bir çalışma yapılmamış, hayatı ve siyasi faaliyetleri akademik çalışmaların ana konusu olmamıştır. Bu tez çalışmasında Eyüp Sabri Akgöl'ün askeri ve siyasi hayatı, yaşadığı dönemin olayları ışığında anlatılmaya çalışılmıştır. Onun okul ve askerlik hayatı, 23 Temmuz 1908 İhtilali'ndeki rolü, İttihat ve Terakki Cemiyeti Merkez-i Umumi üyeliği, Balkan Savaşları ile Birinci Dünya Savaşı'ndaki faaliyetleri Malta adasındaki esareti, Mütareke ve Milli Mücadele dönemindeki faaliyetleri, Ankara İstiklâl Mahkemesi yargılamaları ve Cumhuriyet Döneminde 1935-1950 yılları arasında yaptığı milletvekilliği görevi ile ilgili konuların üzerinde durulmuştur. Bu çalışma sayesinde Eyüp Sabri Akgöl'ün yaşamına paralel olarak vuku bulan hadiseler de irdelenerek, Yakın dönem Türk Siyasi tarihine farklı bir bakış açısı kazandırmak amaçlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Eyüp Sabri, Meşrutiyet, İttihat ve Terakki, Hürriyet.
Modern Osmanlı'dan erken Cumhuriyet dönemine mağazacılık ve Orosdi-Back Mağazaları'nın kuruluş ve gelişimi
Orosdi-Back mağazaları, Osmanlı İmparatorluğu'nda mağazacılık sektörünün ekonomik ve sosyal izdüşümüdür. Adolphe Orosdi ve Hermann Back'in kişisel girişimlerinin bir sonucu olan Orosdi-Back mağazaları, ilk olarak 1855 yılında Galata'da Ömer Efendi adıyla açılmıştır. Kısa sürede şubeleşerek geniş bir coğrafyaya yayılan firma; toptan ve perakende ticarette önemli bir ilerleme kaydetmiştir. Bu çalışma şuana kadar hakkında etraflı bir çalışma bulunmayan Orosdi-Back şirketi ve mağazalarını tanıtmayı amaçlamaktadır. Böylelikle özelde İstanbul, genelde ise Osmanlı topraklarında modern tüketim alışkanlıklarının değişimine dair mütevazı bir katkı sunulması planlanmaktadır. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde, mağazanın kurucuları olan Orosdi ve Back aileleri hakkında bilgi verilmiştir. Daha sonra bu ailelerin bir araya gelerek Orosdi-Back'i kurma sürecinden bahsedilmiştir. Ayrıca şirketleşme süreci, çalışma sistemi ve şubeler hakkında değerlendirmeler yapılmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde Orosdi-Back'in toplumsal hayata etkileri üzerinde durulmuştur. Bu bölümde halkın Orosdi-Back mağazalarına yaklaşımı, mağazaların tüketim alışkanlığı üzerindeki etkileri ve şirketin personel istihdam politikası değerlendirilmiştir. Üçüncü ve son bölümde Orosdi-Back mağazalarının Türkiye'deki şubelerinin kapatılma süreci işlenmiştir. Osmanlı Devleti'nin son dönemlerinde ilk örneklerine rastlanılan grev, boykot ve etnik sorunların Orosdi-Back üzerindeki olumsuz etkileri ve yaşanan olaylara karşı şirket yöneticilerinin tavrı değerlendirilmiştir. Son olarak Cumhuriyet Dönemi'nde uygulanan ekonomide millileştirme politikası anlatılmış ve ardından bu politika kapsamında Orosdi-Back'in Türkiye'deki son şubesi olan İstanbul şubesinin Sümerbank'a devredilme süreci üzerinde durulmuştur. Çalışmanın hazırlanması sürecinde Devlet Arşivleri kataloglarında bulunan belgeler başta olmak üzere birçok kaynaktan istifade edilmiştir. Bu bağlamda Taha Toros Arşivi, Salt Araştırma, Wikilala, Atatürk Kitaplığı vd. katalog arşivlerden görsel materyaller temin edilmiştir. Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Kütüphanesi, İslam Araştırmaları Merkezi (İSAM) Kütüphanesi, Cumhurbaşkanlığı Millet Kütüphanesi ve Milli Kütüphane kataloglarında bulunan kaynak eserlerden faydalanılmıştır. Annuaire Oriental (Şark Ticaret Yıllıkları)'nın 1891-1921 yılları arasında yayınlanan sayıları incelenmiştir. Döneme ait süreli yayınlardan konuyla alakalı taramalar yapılmış ve bulunan veriler değerlendirilmiştir. Ayrıca anı, mektup ve hatıra türü eserlere bakılmıştır. Orosdi-Back ile alakalı hazırlanan yıllık raporlar gözden geçirilmiş ve bu raporlardaki sayısal veriler üzerinden yıllık istatistikler çıkarılmıştır. Ayrıca GALLICA başta olmak üzere birçok yabancı kaynaktan Orosdi-Back hakkında bilgi temin edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Orosdi-Back, Mağaza, Şirket, Ticaret, Pazar
Tiyatronun tarihi hadiselerde propaganda unsuru olarak kullanılması (Girit meselesi, Trablusgarp ve Balkan Savaşları örneği)
Hedef aldığı kitle üzerindeki düşünsel ve davranışsal değişiklikleri istenilen yöne çekmeyi amaç edinen propaganda, birçok sanat dalını araç olarak kullanma yetkinliğine sahiptir. Bu anlamda propagandanın diğer sanat dallarından faydalandığı kadar tiyatroyu da araç olarak kullandığı söylenebilir. Tiyatronun da en az diğer sanat dallarında olduğu gibi kitleler üzerindeki etkisi yadsınamaz. Nitekim tiyatro, her dönemde topluma yakın olması, toplumların vicdanına hitap etmesi bakımından önemlidir. Ayrıca tiyatro seyircisinin okuma yazma bilme ihtiyacı dahi yoktur. Bu nedenle her kesimden seyirci tiyatrolarda verilen mesajları alarak kanıksayabilir. Bu etkiler, propagandanın tiyatronun çalışma sahası içerisine girmesini kaçınılmaz hale getirmiştir. Epik anlamdaki tiyatrolarda bu geniş seyirci kitlelerinin ikna edilmesinde önemli rol oynamıştır. Milletlerin tarihinde savaşlar önemli bir yere sahiptir. Bu açıdan değerlendirmek gerekirse Türk tarihinde de savaşlar, en önemli hadiseler arasında sayılmalıdır. Savaş beraberinde getirdiği yıkım, sınır değişiklikleri, siyasi ve ekonomik bunalımların yanında edebi sahada da savaş edebiyatının ortaya çıkmasına zemin oluşturmuştur. Çalışmamız, kökleri daha erken döneme tarihlense de Girit Meselesi, Trablusgarp ve Balkan Savaşları esnasında söz konusu hadiselerin tiyatroya yansımasını ve bu yönüyle tiyatronun bir propaganda aygıtı haline getirilmesini incelemek maksadıyla hazırlanmıştır. Girit Meselesi, Trablusgarp ve Balkan Savaşları Osmanlı topraklarının kaybıyla birlikte ciddi mahiyet insan kaybına zemin oluştururken, toplumsal desteğin sağlanabilmesi için tiyatro bir propaganda aracı olarak nasıl kullanıldı sorusunun cevabı, döneme ait tiyatro eserlerinin metinleri üzerinden çözümlenmeye çalışılmıştır.