Theses supervised by Doç. Dr. Zerrin Gamsızkan

13 theses · Düzce University

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Obezite polikliniğine başvuran hastalarda hematolojik parametreler ile kardiyovasküler risk skorlamasının karşılaştırmalı değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmada, obezite polikliniğine başvuran hastalarda; hematolojik ve biyokimyasal parametreler ile kardiyovasküler risk skorlamasının karşılaştırmalı değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Tanımlayıcı-kesitsel olarak planlanan bu araştırmada, Düzce Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesinin Obezite Polikliniğine 2017-2018 yılları arasında başvuran hastaların, dosya verileri retrospektif olarak değerlendirildi. Hastaların yaş, cinsiyet, sigara kullanımları, DM tanılarının varlığı, BKİ değerleri kaydedildi; kardiyovasküler risk faktörleri Avrupa ve Türkiye Kardiyoloji Dernekleri risk skorlamasına göre değerlendirildi. Bulgular: Çalışmaya %75,1'i kadın, %24,9'u erkek, 631 katılımcı dahil edilmiştir. Yaş ortalaması 38,9±12,1 (min=21-maks=65) olarak bulunmuştur. Hastaların %19,2'sinin sigara kullandığı, %4,6'sında DM ve %36,9'unda insülin direnci olduğu görülmüştür. Katılımcıların %3,3'ü zayıf, %7,3'ü normal kilolu, %22,5'i fazla kilolu ve %66,9'u obezdir. Türkiye Kardiyoloji Derneği risk skorlamasına göre hastaların %51,4'i düşük , %20,5'i orta ve %28,1'i yüksek risklidir. Avrupa Kardiyoloji Derneği risk skorlamasına göre ise hastaların %83,5'i düşük, %10,9'u orta ve %5,5'i yüksek risklidir. Her iki risk skorlamasına göre risk grupları arasında yaş, cinsiyet, beden kitle indeksi ve DM varlığı açısından anlamlı farklılık görüldü (p<0,001). Türkiye Kardiyoloji Derneği risk skorlamasına göre; düşük risk grubunda olanların daha yüksek trombosit/lenfosit oranına ve daha düşük total kolesterol/HDL oranına sahip olduğu görüldü. Her iki skorda da kardiyovasküler risk ile RDW, MPV, lökosit sayısı, nötrofil/lenfosit oranı değerlerinde ilişki saptanmadı. Sonuç: Birinci basamak sağlık hizmetlerine obezite danışmanlığı için başvuran hastalara risk değerlendirmesi yapılması önemlidir. Yapılan kardiyovasküler risk değerlendirmesi ile bazı önlemlerin erkenden alınması sağlanabilir. Riskin erken saptanması amacıyla klinisyenlerin kolay ulaşabilecekleri parametreleri ortaya çıkaracak daha çok çalışmaya ihtiyaç vardır. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Obezite, BKİ, trombosit/lenfosit oranı, kardiyovasküler risk skoru, hematolojik parametreler

Kan parametreleriKardiyovasküler hastalıklarKardiyovasküler sistem+2
Nursel Kaya
Düzce University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Obezite ve Aile Hekimliği polikliniklerine başvuran normal kilolu ve obez hastalarda vitamin B12 seviyelerinin karşılaştırılması

Amaç: İnsan vücudu için esansiyel olan ve birçok hücresel fonksiyonda rol oynayan B12 vitamini, özellikle hematolojik, nörolojik başta olmak üzere birçok sistemi etkilemesinin yanında genetik, çevresel, beslenmeyle ilişkili pek çok durumdan etkilenmektedir. Biz de bu çalışmamızda normal kilolu ve obez bireyler arasında vitamin B12 düzeylerinin karşılaştırılmasını amaçladık. Yöntem: Tanımlayıcı kesitsel özellikte olan araştırmamızda Eylül 2017-Aralık 2018 tarihleri arasında üniversite hastanemiz aile hekimliği ve obezite polikliniklerine başvuran 18-65 yaş arası 564 hastanın verileri retrospektif olarak incelenmiştir. Hastalar vücut kitle indeksine göre 2 gruba ayrılmıştır: Grup 1: Normal kilo (VKİ: 18.5-24.9 kg/m²), Grup 2: Obez (VKİ: ≥ 30 kg/m²). Serum vitamin B12 için referans aralığı 126-505 pg/ml olarak belirlenmiştir. Grup 1 ve Grup 2 arasında vitamin B12 düzeyleri karşılaştırılmıştır. Ayrıca hastaların sosyodemografik özellikleri, sigara ve alkol kullanım durumları, eşlik eden kronik hastalıkları ile VKİ ve vitamin B12 düzeyleri arasındaki ilişki incelenmiştir. Bulgular: Hastaların %26.4'ü erkek, %73.6'sı kadındı. Yaş ortalaması 35.6±12 idi. Hastaların %38.5'i normal kilolulardan, %61.5'i obezlerden oluşuyordu. Grup 1'in ortalama vitamin B12 seviyesi 252.4±115.1 pg/ml, Grup 2'nin 211.1±90.1 pg/ml idi. Gruplar arasında serum vitamin B12 düzeyi açısından anlamlı düzeyde fark vardı (p<0.001). Normal kilolularda ölçülen vitamin B12 düzeyi, obez olanlara göre anlamlı düzeyde daha yüksekti. Obez olanlarda normal kilolulara göre vitamin B12 düzeyi <126 pg/ml olanların oranı anlamlı düzeyde daha yüksek iken, vitamin B12 düzeyi 126-505 pg/ml arasında olanların oranı anlamlı düzeyde daha düşüktü (p<0.05). VKİ ile vitamin B12 arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki vardı (r=-0.170 p<0.001). Sonuç: Günümüzde yaygın bir sağlık sorunu olan obezite ile vitamin B12 seviyeleri arasında anlamlı bir ilişki bulundu. Obezlerde vitamin B12 seviyeleri daha düşük ve vitamin B12 eksikliği olma oranı daha yüksekti.

Aile hekimliğiKobalaminObezite+4
Mümine Öztürk
Düzce University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Obezite polikliniğine başvuran hastalarda HOMA-IR ile trigliserid glukoz indeksi ve plazma aterojenik indeks ilişkisinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmada obezite polikliniğine başvuran hastalarda HOMA-IR ölçümünün Trigliserit Glukoz indeksi (TyG) ve Plazma Aterojenik İndeks (PAİ) ile olan ilişkisini karşılaştırmayı amaçladık. Yöntem: Bu çalışmaya Düzce Üniversitesi Aile Hekimliği Obezite polikliniğine 01.01.2022-31.12.2022 tarihleri arasında başvuran 205 hasta dahil edildi. Hastaların laboratuvar verileri kullanılarak HOMA-IR, TyG ve PAİ değerleri hesaplanarak birbirleriyle olan ilişkileri değerlendirildi. Bulgular: Çalışmamıza katılan 205 hastanın %78.5'ini kadınlar oluşturmaktaydı. Çalışmada hem kadınların hem de erkeklerin en fazla Evre 1 obez grupta olduğu saptandı. VKİ arttıkça kilo, AKŞ, LDL, insulin, HOMA-IR ve TyG değerlerinde anlamlı bir artış olduğu görüldü. HOMA-IR değerine göre insulin direnci olan grupta ölçülen kilo, VKİ, AKŞ, Trigliserit, İnsülin, TyG, PAİ değerleri diğer gruba göre anlamlı düzeyde daha yüksek saptandı (sırasıyla p<0.001, p<0.001, p<0.001, p=0.044, p<0.001, p=0.004, p=0.003). TyG indeksine göre insulin direnci olan grupta ölçülen yaş, AKŞ, LDL, T.Kolesterol, Trigliserit, İnsülin, HOMA-IR, PAİ değerleri diğer grupta ölçülen değerlerden anlamlı düzeyde daha yüksek bulundu (sırasıyla p=0.006, p=0.003, p<0.001, p<0.001, p<0.001, p<0.001, p<0.001, p<0.001). PAİ'ne göre yüksek riskli olan grupta ölçülen LDL, T. Kolesterol, Trigliserit, HOMA-IR değerleri diğer gruplarda ölçülen değerlerinden anlamlı düzeyde daha yüksek saptandı (sırasıyla (p<0.001, p=0.008), (p<0.001, p=0.001), (p<0.001, p<0.001), (p=0.013, p=0.038)). Sonuç: Çalışmamızda yaygın olarak kullanılan insulin direnci belirteci olan HOMA-IR'nin yeni nesil TyG ve PAİ indeksleri ile bir korelasyon içinde olduğunu saptadık. Birinci basamak laboratuvar hizmeti verilen çoğu birimde insulin düzeyi ölçülemediği için TyG indeksi insulin direncini belirlemek için kullanılabilir. PAİ ile de hastaların kardiyometabolik riskleri kolaylıkla değerlendirilebilir. Anahtar Kelimeler: Obezite, HOMA-IR, Trigliserit Glukoz indeksi, Plazma Aterojenik İndeks

Aterojenite indeksiGlükoz tolerans testiHomeostaz+3
Mert Can Tuncel
Düzce University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Demir eksikliği anemisi ile uyku bozuklukları arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: Demir eksikliği anemisi (DEA) en sık görülen kansızlık tipidir. Demir eksikliği durumunda bozulmuş monoamin oksidaz aktivitesine bağlı olarak hastalarda uyku bozukluğu ve dolayısıyla uyku kalitesi etkilenebilir. Bu çalışmada DEA tanısı alan erişkin hastalarda uyku kalitesini değerlendirmeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı ve kesitsel tipte olan bu çalışmaya Düzce Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi Aile Hekimliği polikliniklerine çeşitli şikayetler ile başvuran ve tetkiklerinde demir eksikliği anemisi saptanan 78 hasta ile yaş ve cinsiyetleri benzer olan 74 sağlıklı kontrol çalışmaya dahil edilmiştir. Araştırmada sosyo-demografik formu, PUKİ ve PHQ-9 anketi kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmada hasta grubunun %67,9'unun kötü uyku kalitesi (n=53), %32,1'inin iyi uyku kalitesi (n=25) olduğu görüldü. Kontrol grubunun %37,8'inin kötü uyku kalitesi (n=28), %62,2'sinin iyi uyku kalitesi (n=46) olduğu görüldü. Hasta ve kontrol grubu karşılaştırıldığında hasta grubunun uyku kaliteleri anlamlı olarak kötü bulundu (p<0,001). Hasta grubunun subjektif uyku kalitesi, uyku gecikmesi ve uyku süresi açısından anlamlı olarak yüksek puan aldığı saptandı (sırasıyla p=0,001, p=0,001, p=0,025). Hasta grubunda depresyon düzeyleri anlamlı olarak yüksek bulundu (p<0,001). Hasta grubunda PUKİ ve PHQ-9 skorları arasında pozitif yönlü orta düzeyde bir korelasyon saptandı (r=0,449; p<0,001). PUKİ ve PHQ-9 şiddetine göre gruplandırıldığında aralarında yine anlamlı bir ilişki olduğu görüldü (p=0,002). Sonuç: Çalışmamız göstermiştir ki demir eksikliği ile uyku bozuklukları arasında aydınlatılmayı bekleyen bir ilişki vardır. Çalışmamızda bu konuda yapılan az sayıda çalışmadan farklı olarak çalışmamız DEA'nin uyku süresinde kısalma yapabileceğini ortaya koymuştur. Ayrıca uyku kalitesi düştükçe depresyon şiddeti ve görünürlüğü artmaktadır. Anahtar Kelimeler: Anemi, Demir, Uyku, Depresyon

AnemiAnemi-demir eksikliğiDemir+3
Gökhan Erdemir
Düzce University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hipertansiyonu olan hastalarda ilaç uyumunun değerlendirilmesi

Amaç: Hipertansiyon hastalarında kan basıncı kontrol oranları istenilen seviyelerde değildir ve kan basıncı kontrolünün sağlanamamasının en önemli nedenlerinden biri ilaç uyumsuzluğudur. Bu çalışma ile aile hekimliğine ve hipertansiyon kliniğine başvuran hipertansiyon tanısı almış hastaların bilgi düzeylerini, hastaların ilaç uyumunu, tedavi uyumunu etkileyen faktörlerin değerlendirilmesini amaçladık. Gereç-Yöntem: Çalışmamızın evrenini 22.10.2022-11.02.2023 tarihleri arasında Düzce Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi Aile Hekimliği veya Hipertansiyon Polikliniklerine başvuran, en az 1 yıldır antihipertansif tedavi alan, 18 yaşından büyük hipertansiyon hastaları oluşturmaktadır. Araştırmaya katılan hastalara literatür tarayarak oluşturduğumuz sosyodemografik veriler anketi, hipertansiyon bilgi düzeyi ölçeği (HİB-DÖ) ve ilaç uyumunu bildirim ölçeği (İUBÖ) uygulandı. Hastaların en az 2'şer dakika arayla 3 kez kan basıncı ölçümleri yapıldı. Bulgular: Çalışmaya 357 hipertansiyon hastası dahil edildi. Katılımcıların yaş ortalaması 56.7±11.8, %53.5'i kadın, %46.5'i erkekti. Hastaların HİB-DÖ ölçeği ortalaması 17.8±2.7, medyan 19, İUBÖ ortalaması 22.7±3.4, medyan 24 olarak bulundu. Kan basıncı hedef aralıkta olan hastaların oranı %44.3 iken hedef aralıkta olmayanlar %55.7'ydi. Hipertansiyon bilgi düzeyi ölçeği ile ilaç uyumunu bildirim ölçeği arasında anlamlı düzeyde pozitif bir ilişki vardı (r=0.194, p<0.001). Kan basıncı kontrol oranı hedef aralıkta olanların HİB-DÖ ve İUBÖ puanları olmayanlara göre anlamlı derecede daha yüksekti (p=0.017, p=0.001). Sonuç: Çalışmamızda hastaların bilgi düzeyi artıkça tedaviye uyumlarının ve kan basıncı kontrol oranlarının arttığını bulduk. Tedavi uyumu arttıkça hastaların kan basıncı kontrolü artmaktaydı. Hastalara kontrollerde yeterince vakit ayrılarak hipertansiyon hakkında bilgi düzeylerinin arttırılmalı ve ilaç uyumları sorgulanmalıdır.

Bilgi düzeyiHipertansiyonKan basıncı+3
Abdullah Işık
Düzce University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tı̇p 2 DM tanılı hastalarda dı̇yabet bı̇lgı̇ düzeyı̇nı̇n ı̇laç kulanımına etkı̇sı̇ ve glı̇semı̇k değerlerle ı̇lı̇şkı̇sı

Amaç: Tip 2 Diyabetes Mellitus (DM) pankreas hücrelerinin işlevselliğinin bozularak şeker metabolizmasının bozulduğu, ömür boyu tedavi gerektiren kronik bir hastalıktır. Hastanın ilaç uyumu ve hastalık hakkında bilgi düzeyi tedavi sonuçlarını etkilemektedir. Çalışmamızda Tip 2 DM hastalarında; hastalıkları hakkında ne kadar bilgiye sahip olduklarını ve bu hastaların ilaç tedavisine ne ölçüde uyum sağladıklarını araştırmayı, kan şekeri regülasyon durumlarını saptamayı amaçladık. Gereç-Yöntem: Çalışma, 20.10.2022-20.03.2023 tarih aralığında aile hekimliği ve diyabet polikliniklerine başvuran, 18 yaş üzeri en az 192 Tip 2 DM tanılı hastanın verileri incelenerek yürütülen tanımlayıcı-kesitsel tipte bir araştırmadır. Diyabet bilgi düzeyi Michigan Diyabet Bilgi Testi (DKT-2) kullanılarak hastalarda ölçülmesi planlanmıştır. Hastaların ilaç uyumu ise ilaç uyumunu bildirim ölçeği (İUBÖ) kullanılarak ölçülmesi hedeflenilmiştir. Hastaların regülasyonu son 6 aydaki HbA1c değeri ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmaya %48,4 (n=93) erkek ve %51,6 (n=99) kadın olmak üzere toplam 192 hasta dahil edilmiştir. HbA1c regülasyonu açısından hem DKT-2 hem de İUBÖ'den aldıkları puanların ortalaması istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermemektedir (p=0,898 p=0,064). DKT-2 açısından; eğitim durumu, meslek ve gelir durumu açısından anlamlı farklılık saptanmıştır (sırasıyla p=0,002; 0,038; <0,001). İUBÖ açısından; insülin kullanım durumu ve öğünlerde uygun gıda seçimi yapma açısından anlamlı farklılık saptanmıştır (p=0,027; 0,009). Sonuç: Sağlık hizmet sunucularının hastaların tedavisi sürecinde ister öz bakım ister komplikasyonu önlemede gerekli önlemleri alabilmeleri için diyabet eğitimine daha fazla önem vermelidirler. Hastaların diyet, egzersiz ve ilaca uyumunun da arttırılması gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Tip-2 diabetes mellitüs, Michigan diyabet bilgi testi, İlaç uyumu

Bilgi düzeyiDiabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 2+5
Esra Tombul Mafizer
Düzce University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

D vitamini eksikliği ve osteomalazi hakkında aile hekimlerinin bilgi, tutum ve davranışlarının değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: D vitamini kemik sağlığında önemli rol oynamaktadır ve ayrıca vücutta birçok iskelet dışı hedef üzerinde de bir hormon görevi görmektedir. Osteomalazi yaygın kas ve kemik ağrısı ile seyreden ve hastaların birçoğunda D vitamini eksikliğine bağlı gelişen bir durumdur. Bu hastalarda D vitamini replasmanı şikayetlerinin gerilemesinde önemli bir role sahiptir. Bu çalışmanın amacı, Türkiye'deki aile hekimlerinin D vitamini eksikliği ve osteomalazi hakkındaki bilgilerini, tutumlarını ve tedavi yaklaşımlarını değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma, tanımlayıcı ve kesitsel tipte bir araştırmadır. Çalışmamızda, aile hekimliği uzmanları ve pratisyen aile hekimleri hedef nüfusu oluşturmuştur. Çalışmada veri toplamak amacıyla literatür taranarak Google Forms aracılığıyla hazırlanan anket formu kullanıldı. Anket toplam 37 soru içermekteydi. Bulgular: Çalışmaya katılan hekimlerin %95,5'i aile sağlığı merkezlerinde 25(OH)D seviyelerine bakamadığını belirtmiştir. Sağlıklı yetişkinlere D vitamini takviyesi öneren aile hekimliği uzmanları (%83,1) ile pratisyen aile hekimleri (%60,5) arasında istatiksel olarak anlamlı farklılık tespit edildi (p=0.001). Katılımcıların 'Yaygın kemik ve eklem ağrısı, kemik hassasiyeti, kas güçsüzlüğü ve yürüme zorluğu olan bir hastada osteoporozdan daha çok osteomalazi akla gelmelidir' önermesine verilen cevapları incelendiğinde aile hekimliği uzmanları (%79,5) ile pratisyen aile hekimleri (%63,9) arasında anlamlı farklılık saptanmıştır (p=0,044). Sonuç: Elde ettiğimiz sonuçlara göre; ülkemizde aile hekimi olarak çalışan uzman hekimler ve pratisyen hekimler arasında D vitamini eksikliği ve osteomalaziye yaklaşımlarında farklılıklar olduğunu ve standart bir yaklaşımın henüz yerleşmediğini düşünebiliriz. D vitamini hakkındaki bilgiler hızla geliştiği için, doktorların bilgisini tazelemek ve güncellemek adına hizmet içi eğitimler sürekli tıp eğitiminin vazgeçilmez bir parçası olmalıdır. Anahtar Kelimeler: D vitamini, Osteomalazi, Aile Hekimliği

Bilgi düzeyiDavranışDoktorlar+5
Volkan Murat Samanci
Düzce University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Aile hekimleri ve aile hekimliği uzmanlık öğrencilerinin sosyal hizmetler ve sosyal reçeteleme konusundaki bilgi tutum vedavranışları

Giriş ve Amaç: Sosyal reçeteleme, aile hekimlerinin hastalarını, toplumda mevcut olan ve onların sağlığını destekleyebilecek çeşitli faaliyetlere yönlendirmelerini ifade eder. Bu çalışma ile sağlık hizmetlerinde bütüncül bir yaklaşımı mümkün kılan sosyal reçeteleme kavramını incelemek ve birinci basamak hekimlerinin konu hakkındaki bilgilerini tespit etmek amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma, aile hekimleri ve aile hekimliği uzmanlık öğrencilerinin sosyal hizmetler ve sosyal reçetelendirme konusundaki bilgi, tutum ve davranışlarını değerlendirmek amacıyla anket yöntemi kullanılarak tasarlanan tanımlayıcı kesitsel tipte bir araştırmadır. Anket toplam 37 sorudan oluşmaktadır. Bulgular: Çalışmaya katılan hekimlerin %40'ı tıbbi sosyal hizmet almaya uygun hastalarla her gün birden fazla kez karşılaştıklarını belirtmiştir. Katılımcıların %31,2'si tıbbi sosyal hizmet almaya uygun hastaları nereye yönlendireceklerini bilmemektedir. Mezuniyet öncesi tıp eğitimi sırasında sosyal hizmetler ile ilgili ders alan hekimlerin oranı %10,6'dır. Katılımcıların %80,1'i mevcut görev yerlerinde sosyal hizmetler konusunda eğitim almamıştır. Çalışılan kurumlarda sosyal çalışmacı bulunma oranı %18,4'tür. Katılımcıların %90.1'i, aile hekimliği uygulamasında sosyal çalışmacılara ihtiyaç olduğunu düşünmektedir. Sonuç: Sosyal reçeteleme kavramına yönelik farkındalık ve kabul, hastaların fiziksel aktivite, hobi kursları, sosyal faaliyetler ve diğer yaratıcı ve zihinsel faaliyetlere yönlendirilmesini içeren bir dizi öneride bulunma eğilimini yansıtmaktadır. Bu çalışma, sosyal hizmetlerin ve sosyal reçetelemenin aile hekimliği pratiğinde nasıl daha etkin bir şekilde entegre edilebileceği üzerine daha fazla araştırma yapılmasını önermektedir.

Mina Lara Üreten
Düzce University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Düzce üniversitesi obezite merkezinden hizmet alan hastaların değerlendirilmesi

Amaç: Ülkemizde obez hastaların sağlıklı yaşam tarzı kapsamında kilo kontrolünü hedefleyen obezite merkezleri kurulmuştur. Bu merkezlerde, multidisipliner bir yaklaşımla obezite tedavi edilmektedir. Bu çalışmanın amacı, obezite programlarına düzenli katılan ve katılmayan hastaların tedavi sonuçlarını ve merkezin etkinliğini değerlendirmektir. Gereç-Yöntem: Araştırma, retrospektif, tanımlayıcı ve kesitsel bir tasarıma sahiptir. Etik kurul izni alınmış ve hastaların dosyalarından elde edilen verilerle yaş, cinsiyet, boy, kilo, VKİ, Biyoelektriksel empedans analizi (BİA) verileri, kan tetkikleri, merkeze devamlılık durumları ve kronik hastalık bilgileri incelenmiştir. Hastaların aldıkları eğitimlere devamlılığı ve kilo verme başarıları arasındaki ilişki araştırılmıştır. Kilo vermedeki başarı durumu, vücut yağ yüzdesindeki değişim, VKİ ve kan tetkiklerindeki değişimin verilen eğitimlere devam durumu ile belirgin bir ilişkisi olup olmadığı incelenmiştir. Bulgular: Çalışmamıza % 85,4 (n=105) kadın ve %14,6 (n=18) erkek toplam 123 hasta alındı. Çalışmamızda cinsiyet ve kilo verme başarısı arasında anlamlı bir ilişki bulunmadı (p:0,869). Eğitimlere düzenli devam eden hastaların kilo verme başarısının, eğitimlere devam etmeyenlere göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu görüldü (p<0,001). VKİ'nin eğitimlere düzenli devam eden hastalarda etmeyenlere göre anlamlı düzeyde azaldığı çalışmamızda elde ettiğimiz bulgularından biridir (<0,001). VKİ'deki azalmanın, eğitimlere devam eden hastalar arasında trigliserit, LDL ve HbA1c gibi metabolik parametrelerde olumlu değişikliklerle ilişkilendirilmiştir ancak bu değişimler istatistiksel olarak anlamlı değildi. BİA sonuçlarına göre, eğitimlere düzenli devam eden hastalarda vücut yağ oranının istatistiksel olarak anlamlı düzeyde azaldığı ve bunun da kilo verme başarısı ile ilişkili olduğu görülmüştür (p<0,001). Hipertansiyon, diyabet, hiperlipidemi gibi eşlik eden kronik hastalıkların varlığının obezite tedavisi ve kilo verme üzerindeki etkileri de raporlanmış olup anlamlı fark bulunamamıştır. Sonuç: Çalışma sonuçlarımıza göre obezite merkezine başvuran hastalardan eğitimlere düzenli devam edenlerin kilo verme başarısının etmeyenlere göre anlamlı düzeyde yüksek olduğu görülmüştür. Çalışmamızın sonuçları, obezite tedavisinde düzenli takip ve kontrollerin kritik önemini tekrar işaret etmektedir. Tedavinin başarıya ulaşması ve sonuçlarının iyileştirilmesi için hastaların düzenli bir şekilde değerlendirilmesi ve grup içi eğitimlerle motive bir şekilde tutulması gerektiğini belirtmektedir.

Kilo vermeObeziteVücut kitle indeksi
Yusuf Ziya Balıkçı
Düzce University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Gebelikte Ortoreksiya nervozanın değerlendirilmesi ve doğum sonuçlarına etkileri

ÖZET Amaç: Bu çalışmada gebelerde ortoreksiya nervozanın (ON) değerlendirilmesi, ON'ye etki eden faktörlerin belirlenmesi ve ON'ye eğilimli gebelerin bebeklerinin doğum sonu verilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç-Yöntem: Çalışma 15.03.2024-15.11.2024 tarihleri arasında Düzce Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi Gebe Polikliniğine başvuran ve dahil olma kriterlerini karşılayan 366 gebe ile gerçekleştirilmiştir. Çalışmada gebeler, tanımlayıcı anket soruları ve ORTO-15 ölçeği ile değerlendirildi. Gebelik sonunda yenidoğan doğum sonu kilosu, boy, baş çevresi ve Apgar skoru verileri ile değerlendirildi. Bulgular: Gebelerde ortoreksiya nervoza eğilim oranı %79,8 olarak belirlenmiştir. Eğitim düzeyi arttıkça ON eğiliminin artması anlamlı bulunmuştur (P=0,01). Çalışan gebelerde ON eğilimi, çalışmayanlara kıyasla anlamlı düzeyde daha yüksek bulunmuştur (P<0,05). Çalışmamızda ON eğilimi olan ve olmayan gebelerin bebekleri arasında doğum ağırlığı, boyu, baş çevresi ile Apgar 1. ve 5. dakikadaki puanlar açısında anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05). Egzersiz yapan ve daha sık tartılan gebelerde ON eğilimi görülme oranı artmış bulunmuştur. Ancak istatistiksel olarak anlamlı değildir (p>0,05). Sonuç: Gebelikte sağlıklı beslenme bilincinin artırılması ve ortoreksiya nervoza eğilimlerinin erken dönemde fark edilmesi önemlidir. Özellikle eğitim seviyesi yüksek ve çalışan gebeler ON eğilimi açısından risk grubundadır. Bu gruplara yönelik psikososyal destek ve bilgilendirme programları geliştirilebilir. ON'ye etki edebilecek faktörler farklı popülasyonlardan daha geniş örneklem gruplarıyla yapılacak ilerideki çalışmalarda daha net bir şekilde araştırılabilir.

Sevda Gül Şahinol
Düzce University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Beslenme ve antropometrik ölçümler ile primer dismenore arasındaki ilişkilerin değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, bir üniversite hastanesinde aile hekimliği ve kadın hastalıkları ve doğum polikliniğine başvuran hastalarda primer dismenorenin (PD) beslenme ve antropometrik ölçümler ile arasındaki ilişkisini incelemektir. Gereç-Yöntem: Bu araştırma, tanımlayıcı ve kesitsel bir çalışma olarak Düzce Üniversitesi Araştırma Ve Uygulama Hastanesi'nde gerçekleştirilmiştir. Çalışmaya, 25.02.2025 ile 31.05.2025 tarihleri arasında aile hekimliği ve kadın hastalıkları ve doğum polikliniğine başvuran dâhil olma kriterlerini karşılayan 350 hasta katılmıştır. Katılımcıların sosyodemografik özellikleri, obstetrik öyküleri, menstrual siklus özellikleri, menstrual semptom özellikleri, beslenme egzersiz davranışları ve antropometrik özellikleri değerlendirilmiştir. Veri toplama sürecinde katılımcılara anket formu uygulanmış ve antropometrik ölçümleri yapılmıştır. Anket formu bireylerin belirtilen değişkenler açısından değerlendirilmesini sağlayan Visual Ağrı Skalası(VAS), Menstruasyon Semptom Ölçeği(MSÖ) ve Beslenme Egzersiz Davranış Ölçeğinden(BEDÖ) oluşmaktadır. Katılımcılar primer dismenore varlığına göre primer dismenoresi olan(PD(+)) ve olmayan(PD(-)) gruplarına ayrılarak karşılaştırmalar yapılmıştır. Bulgular: Çalışmaya toplam 350 hasta katılmış olup primer dismenore oranı %78,86 olarak bulunmuştur. Gruplar arasında VAS, BEDÖ ve antropometrik ölçümler açısından anlamlı fark bulunmamıştır. Ancak primer dismenoresi olan grubunda MSÖ'nün negatif etkiler/somatik yakınmalar alt boyutu ile psikolojik (bağımlı) yeme davranışı ve sağlıksız beslenme-egzersiz davranışları arasında anlamlı negatif ilişkiler saptanmıştır. Ayrıca menstrual ağrı belirtileri ile psikolojik yeme davranışı arasında anlamlı negatif ilişki gözlenmiştir. Primer dismenoresi olan grubunda bel/kalça oranı, PD(–) grubunda ise vücut kütle indeksi(VKİ) ile MSÖ'nün negatif etkiler/somatik yakınmalar alt boyutu arasında negatif ilişki bulunmuştur. Sonuç: Primer dismenore ile bazı davranışsal ve antropometrik özellikler arasında dolaylı ilişkiler bulunmuştur. Psikolojik yeme davranışlarının menstrual semptomlarla baş etmede rol oynayabileceği düşünülmektedir. Bu bulgular doğrultusunda, primer dismenore yönetiminde yalnızca farmakolojik yöntemlerin değil, yaşam tarzı temelli yaklaşımların da dikkate alınması gerektiği önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Primer Dismenore, Menstruasyon, Menstrual Semptomlar, Beslenme Davranışı, Antropometrik ölçümler, VAS

Kader Söğüt
Düzce University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Evde sağlık hizmetleri sunumunda kalite göstergelerinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışma, Düzce il merkezinde 2024 yılı boyunca sunulan evde sağlık hizmetlerinin (ESH) performansını; erişilebilirlik, zamanlılık, hizmet kapsamı ve hasta deneyimi boyutlarıyla değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Araştırmada ayrıca, hastaların klinik risk göstergeleri (NRS-2002 nütrisyonel risk puanı, frailty/kırılganlık skoru) ve fonksiyonel bağımlılık düzeylerinin sunulan hizmetin yoğunluğu üzerindeki etkisinin incelenmesi hedeflenmiştir. Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı, retrospektif ve kesitsel tasarımın benimsendiği araştırmanın evrenini, 2024 yılında Düzce Merkez'de evde sağlık hizmeti alan tüm bireyler (N=2511) oluşturmuş ve tam sayım yöntemi uygulanmıştır. Araştırma verilerinin temininde; Sağlıkta Kalite Standartları (SKS) göstergeleri için Evde Sağlık Yönetim Sistemi (ESYS), NRS-2002 nütrisyonel risk puanları için Hastane Bilgi Yönetim Sistemi (FONET) ve diğer hizmet süreçlerine ait veriler için birim kayıtları kullanılarak retrospektif olarak sağlanmıştır. Hasta memnuniyeti verileri ise birim tarafından periyodik olarak uygulanan ve sistemde kayıtlı bulunan 287 katılımcıya ait anket sonuçlarının analiziyle değerlendirilmiştir. Klinik verilerde ICD-10 tanı kodlarına dayalı "Hospital Frailty Risk Score" kullanılmıştır. İstatistiksel değerlendirmelerde tanımlayıcı analizlerin yanı sıra, klinik faktörlerin ziyaret sıklığı ve işlem sayısı üzerindeki etkisini belirlemeye yönelik karşılaştırmalı analizler yapılmıştır. Bulgular: Çalışma grubunun yaş ortalaması 75,04±17,09 olup, katılımcıların %80,8'i 65 yaş ve üzerindedir. En sık görülen tanı grupları sırasıyla kardiyovasküler hastalıklar (%26,8), diyabetes mellitus (%12,3) ve serebrovasküler hastalıklardır (%10,4). Hizmet sunumunda toplam 11.765 işlem kaydedilmiş olup, sonda uygulamaları (%25,0) ilk sırada yer almıştır. Kalite göstergeleri incelendiğinde; "başvurunun zamanında karşılanma oranı" yıl genelinde %98,5, "planlanan randevunun zamanında gerçekleşme oranı" ise %91,6 olarak saptanmıştır. Hizmet yoğunluğunu etkileyen faktörler incelendiğinde; hastanın bağımlılık düzeyi arttıkça yapılan toplam işlem sayısı ve ziyaret sıklığının belirgin şekilde arttığı görülmüştür. Yapılan analizlerde, ziyaret sıklığını en çok artıran temel faktörün hastanın bağımlılık düzeyi olduğu, ayrıca beslenme riski (NRS-2002) yüksek olan hastalarda da ziyaret ihtiyacının anlamlı düzeyde arttığı tespit edilmiştir. ix Sistem kayıtlarından elde edilen hasta deneyim sonuçlarına göre genel memnuniyet %92,2 düzeyindeyken, en düşük memnuniyet "tetkik ve sonuç bilgilendirmesi" (%85,5) alanındadır. Sonuç: Düzce ili evde sağlık hizmetleri, erişilebilirlik ve zamanlılık açısından ulusal kalite standartlarını yüksek düzeyde karşılamaktadır. Hizmet yükünün büyük bir bölümünü ileri yaş, kardiyovasküler, nörolojik/serebrovasküler hastalıklar ve tam bağımlı hasta grubu oluşturmaktadır. Çalışma, bağımlılık düzeyi ve klinik risk skorlarının (frailty, NRS-2002) hizmet planlamasında belirleyici faktörler olduğunu ortaya koymuştur. Hizmet kalitesinin sürdürülebilirliği için sonuç bilgilendirme süreçlerinin standardize edilmesi ve risk tabanlı dinamik bir kaynak planlaması modeline geçilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Evde sağlık hizmetleri; kalite göstergeleri; hasta deneyimi; NRS2002; frailty.

Levent Alkan
Düzce University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Fazla kilolu ve obez hastalarda yeme davranışının kronotip ile ilişkisinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmada bir üniversite hastanesinde aile hekimliği obezite polikliniğine başvuran hastaların yeme davranışları ile kronotipleri arasındaki ilişkiyi değerlendirmeyi amaçladık. Gereç-Yöntem: Çalışmamızın evrenini 25.02.2025 – 31.05.2025 tarihleri arasında Düzce Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi Obezite Polikliniğine başvuran, dahil olma kriterlerini karşılayan 18-65 yaş aralığında 420 kişi oluşturmaktadır. Katılımcılara sosyodemografik veri formu, Hollanda Yeme Davranışı Anketi ve Sabahçıl-Akşamcıl Anketi uygulanarak veriler toplanmıştır. İstatiksel analizler IBM SPSS v.22 paket programıyla yapılmıştır. Bulgular: Çalışmamıza 420 kişi katılmış olup yeme davranışları ile kronotipleri arasında anlamlı ilişki bulunmamıştır. Bununla birlikte diyet yapan bireyler ile yapmayan bireyler arasında yeme davranışları açısından anlamlı farklar gözlemlenmiştir. Diyet yapanlarda kısıtlayıcı ve duygusal yeme puanları, yapmayanlara göre anlamlı düzeyde yüksektir (p<0,001). Kısıtlayıcı yeme puanı en yüksek 1 ve 2 öğün tüketenlerde gözlemlenirken 3 ve 4 ve üzeri öğün tüketenlerde daha düşüktür (p=0,003). Duygusal yeme puanları 4 ve üzeri öğün tüketenlerde en yüksektir, diğer gruplara göre fark anlamlıdır (p<0,050). Dışsal yeme puanı ise öğün sayısı arttıkça yükselmekte olup, en yüksek değer 4 ve üzeri öğün tüketen grupta görülmektedir (p<0,001). Cinsiyete göre yeme davranışları incelendiğinde, kadınların kısıtlayıcı ve duygusal yeme puanları, erkeklere kıyasla anlamlı düzeyde daha yüksektir (p<0,001 ve p=0,003). Dışsal yeme puanları ise kadın ve erkekler arasında anlamlı fark göstermemektedir (p=0,213). Sonuç: Çalışmamızda yeme davranışları ile kronotip arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Bu durum, bireylerin yeme davranışlarının sadece biyolojik ritimle değil; diyet yapma durumu, öğün düzeni, cinsiyet gibi diğer bireysel ve çevresel faktörlerle daha güçlü ilişkili olabileceğini düşündürmektedir. Obeziteyle mücadelede bu bireysel özelliklerin dikkate alınması önemlidir.

Pelin Görmez
Düzce University
2025
10

Other supervisors