Theses supervised by Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Süruri
10 theses · Ibn Haldun University
Yeni İlm-i Kelâm bağlamında Darvinizm'e yazılan reddiyeler
19. yüzyılda kelam ilmini canlandırmak ve Pozitivizm, Materyalizm ve Darvinizm gibi akımların etkisiyle ortaya çıkan sorunları çözmek için İslam coğrafyasında kelam alanında ıslahat çalışmaları başlamıştır. Yaklaşık iki yüz yıl süren ve günümüzde de devam eden bu çalışmalar ile kelamın hem içerik hem de yöntem olarak yeniden şekillendirilmesi ve işlev kazanması amaçlanmıştır. Bu çalışmanın temel amacı, Yeni İlm-i Kelam bağlamında Darvinizm'e yazılan reddiyelerin incelenip bu reddiyelerdeki savunulan düşüncelerin ortaya konulması, benzer ve farklı yanlarının ele alınması, kullandıkları delil ve yöntemlerin karşılaştırılmasının yapılması ile kelam literatürüne küçük bir katkı sunmaktır. Bunun yanında reddiyeler özelinde "evrimin varlığı, yaratıcının varlığının ispatına engel midir?" sorusunun cevabına ulaşılmaya çalışılacaktır. Ele alınan bu reddiyelerin Yeni İlm-i Kelam bağlamında daha önce çalışılmamış olması bu araştırmayı önemli kılmaktadır. Çalışmanın ilk bölümünde çalışmanın konusu, çalışmanın önemi ve literatür değerlendirilmesi ele alınmıştır. İkinci bölümünde Darvinizm başlığı altında Darvinizm'in oluşmasında etkili olan kişiler ele alınmıştır. Bu bağlamda Jean Baptiste Lamarck (1744-1829), Charles Darwin (1809-1882) ve Herbert Spencer'ın (1820- 1903) görüşleri ele alınıştır. Üçüncü bölümünde Osmanlı Düşüncesinde Darvinizm başlığı altında, Darvinizm'in Osmanlı'ya girişinde rol alan kuruluş ve yayınlar ve Darvinizm'in Osmanlı düşüncesinde öne çıkan temsilcileri ele alınmıştır. Dördüncü bölümünde ise Ali Sedad (1857-1900), İsmail Ferid (1852-?), Hasîrîzâde Mehmed Elif Efendi (1850-1927), İsmail Fenni Ertuğrul (1855-1946) ve Ömer Nasuhi Bilmen (1883-1971) gibi kişilerin Darvinizm'e yaptığı eleştiriler ele alınmıştır. Sonuç kısmında ise yukarıda ismini zikrettiğimiz kişilerin Darvinizm hakkındaki tenkitleri birbirleri ile karşılaştırılmıştır. Bunun yanında eleştirilerini yaparken reddiyelerinde kullandıkları delil ve yöntemler de incelenmiştir. Bu bağlamda kullandıkları delillerin ve öne sürdükleri görüşlerinin benzerlikleri ve farklılıkları ortaya konulmuştur. Daha sonra bu kişilerin Darvinizm'e yaptıkları eleştiriler için kullandıkları delillerin güçlü ve zayıf yönleri ele alınmıştır. Böylelikle ortaya koydukları reddiyelerin güçlülük durumu anlaşılmaya çalışılmıştır.
İmam Hatip lisesi kelâm ders kitapları üzerine bir değerlendirme
Kelâm ilminin Türkiye'de geldiği noktayı anlayabilmek için ülkedeki kelâm derslerini ve kelâm kitaplarını incelemek büyük önem taşır. Bu tez, kelâm öğretiminin bir kısmının yapıldığı İmam Hatip liselerindeki kelâm ders kitaplarını mevzu edinmekte, bu kitapların içeriğini kelâm ilmi açısından değerlendirmeyi ve bir durum tespiti yapmayı amaçlamaktadır. Bu amaç doğrultusunda, öncelikle İmam Hatip liselerinin tarihiyle ilgili bilgi verilecek, ardından İmam Hatiplerin kuruluşundan bu yana kullanılan kelâm ders kitapları muhteva açısından ele alınacaktır. Ulaşılan on iki ders kitabı ve üç yardımcı kitap içerik açısından karşılaştırılacak ve zaman içindeki konusal değişimler gösterilmeye çalışılacaktır.
Hz. Peygamber'in nübüvvetine yönelik modern eleştirilerin tahlili
Din veya benzeri olgularla karşılaşmak tarih boyunca her çağda olagelmiştir. Dine dair şüphecilik ise genel olarak peygamberlik kurumu etrafında yoğunlaşmıştır. Bununla birlikte kelâm alanında yapılan akademik çalışmaların kahir ekseriyeti ilâhiyyât ile ilgilidir. Türkiye'de yazılmış kelam tezleri incelendiğinde, nübüvvet alanında daha az araştırma yapıldığı, Hz. Peygamber'e yönelik eleştirileri inceleyen çalışmaların ise yok denecek kadar az ve ihtiyacı karşılamaktan uzak olduğu görülmektedir. Bu açığın kapatılmasına katkı sağlamak amacıyla bu çalışmada modern çağda Hz. Peygamber'e yöneltilen eleştiriler analiz edilecektir. Bu çalışma giriş, üç ana bölüm ve sonuç olmak üzere toplamda beş bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde (I. Bölüm) teorik temel sunulurken, sonraki bölümde (II. Bölüm) eleştirilere ilişkin tartışmaların çözümlenmesine zemin oluşturan peygamberlik anlayışları incelenecektir. Eleştirilerin genel olarak Ehl-i Kitap olarak bilinen vahiy temelli dinlerin mensuplarından geldiği göz önünde bulundurularak, bu bölümde üç semavi dinin peygamberlik anlayışlarına detaylı bir şekilde yer verilecek, diğer dinlerin ve filozofların konuyla ilgili görüşlerine ise nispeten daha az yer ayrılacaktır. Bu bağlamda nübüvvetin fikri temellerinin (peygamberliğin imkânı ve gerekliliği) yanı sıra, nübüvvetin standartları, peygamberlerin görev ve sorumlulukları ile kişisel özellikleri de ele alınacaktır. Ayrıca vahiy ve mûcize kavramları incelenecek olup üç dinin bakış açıları karşılaştırılacak, tanımlardan yola çıkarak anlayış farklılıkları ve benzerlikleri ortaya konulacaktır Üçüncü bölümde eleştirilerin tarihsel arka planı, biçimi ve dönemlere göre yoğunluğu ele alınacaktır. Eleştirilerin hangi mecralarda ve hangi başlıklar altında yapıldığı belirlenmeye çalışılacaktır. Dördüncü bölümde, üçüncü bölümde yer alan bilgilerden yola çıkılarak eleştiriler kategorize edilecek ve karşıt görüşlerle bir arada aktarılarak sağlıklı bir muhakemenin önü açılacaktır. Referans değeri taşıması hasebiyle bazı asılsız iddialara da yer verilecek, maddî dayanaktan yoksun ithamlar reddedilecektir. Soyut bazı eleştirilerin daha iyi anlaşılması için, mümkün oldukça, her eleştirinin, eleştirmenlerin çoğunluğu tarafından öne çıkarılan bir örneği üzerinden tahlil edilmesine özen gösterilecektir. Sonuç bölümünde ise birinci bölümde ele aldığımız peygamberliğe ilişkin açıklamalar ve standartlar temel alınarak tüm bu veriler genel bir değerlendirmeye tabi tutulacaktır. Anahtar Kelimeler: Hz. Muhammed, Kelâm, Modern dönem, Nübüvvet, Nübüvvet eleştirisi.
Vahîdüddin Han'da ahiretin varlığı
Kelam ilminin tarihi açıdan geçirdiği üç dönemden biri yeni ilm-i kelam dönemidir. 19. ve 20. yüzyıldaki bilimsel gelişmeler din-bilim arasında birtakım çatışmaların patlak vermesine ve dinî ilimlerin yeniden yorumlanması ihtiyacına zemin hazırlamıştır. Hindistan'da Şiblî Nu'manî (ö. 1914), Osmanlı'da İzmirli İsmail Hakkı (ö. 1946) ve Mısır'da da Muhammed Abduh (ö. 1905) başta olmak üzere birçok âlim kelam ilminin yenilenmesi fikrini gerekli görerek kitaplar telif etmiştir. Kelam ilminin konu edindiği üç asıldan biri olan sem'iyyât bahislerinde incelenen ahiretin varlığı ve ahiret halleri başlıkları da bu dönemde ya vahye uygun bir perspektiften ya da pozitivizmin etkisiyle bilimsel ifadelere yer verilerek ele alınmıştır. Bu çalışmada Hindistan'daki yeni ilm-i kelam geleneğine örnek olabilecek Vahîdüddin Han'ın (ö. 2021) ahiretin varlığı konusuna dair görüşleri onun kelam tasavvurunun bir izdüşümü olarak çeşitli yönleriyle incelenmiştir. Han'ın ahiret konusunu vahyî mi yoksa tecrübî bilgiyle mi ele aldığı, delillendirme metodunun nasıl olduğu ve onun yeni ilm-i kelamın kurulmasına dair önerilerinin bu ilmin genel yapısına uygun olup olmadığı da ahiret konusu özelinde sunulmuştur. Kelam ilminin yenilenmesi düşüncesini işlerken zamanın değişimini de göze alan Han'ın bu ilme yaklaşımı modern ve postmodern dünyadaki çeşitli bilimsel gelişmeler ışığında açıklığa kavuşturulmuştur. Bilimsel verilerle kıyas mantığının işlevselliğini sorgulayan Han'ın yeni kelam metodunu tecrübî bilgi temelleriyle nasıl aktardığı da gün yüzüne çıkarılmıştır. Ele aldığı yaklaşımlar ve ahiretin varlığı Han'ın eserlerine bağlı kalınmak suretiyle dönemin diğer âlimlerinin fikirlerine de yer yer atıfta bulunularak işlenmiştir. Bu araştırmada Han'ın atıfta bulunduğu farklı dillerdeki eserlerin asıllarına da ulaşılmaya çalışılmış ve ele aldığı konularla mutabakatı incelenmiştir. Bu incelemeler neticesinde Han'ın eski kelam geleneğinin karşısında olduğu ve uygulamak istediği yeni metodunun kelam camiasında pek ses getirmediği ortaya çıkmıştır. Han'ın bilimsel bilgiler ve bulguları kullanarak ahiret hayatının varlığının imkanını-zorunluluğunu bilimsel bilgiler ve bulgularla kıyaslaması neticesinde de ahiretin varlığı inanılması zorunlu olan mutlak bir varoluşsal zorunluluğa dönüşmüştür. Anahtar Kelimeler: Ahiret, Kelam, Vahîdüddin Han, Yeni İlm-i Kelam.
Yeni ilm-i kelâm bağlamında Madde ve Kuvvet adlı esere yazılan reddiyeler
Batı'da bilim devrimi ve aydınlanma sonrası ciddi bir ivme kazanan ve maddeyi yegâne gerçeklik olarak kabul eden bilimsel materyalizmin Osmanlı'ya girişi, XIX. yüzyıl ortalarında Batılı tarzda okulların açılması ve maddeci fikirlerin sadeleştirilip popülerleştirildiği eserlerin Osmanlıcaya çevirileri ile gerçekleşmiştir. Bu eserlerden en çok yankı uyandıranı Louis Büchner'in (öl. 1899) Madde ve Kuvvet'i (Kraft und Stoff, 1855) olup materyalizmin şiddetli savunucularından Baha Tevfik (öl. 1914) ve Ahmed Nebil'in (öl. 1945) 1911 yılında tercüme ettiği esere, dönemin aydınları tarafından nitelikli reddiyeler yazılmıştır. Araştırmamız kapsamında inceleyeceğimiz eserler arasında İsmail Ferid'in (öl. [?]) İbtâl-i Mezheb-i Maddiyyun'u (İzmir, 1895), Harputizade Hacı Mustafa Lütfi Efendi'nin (öl. 1920) Red ve İsbât'ı (İstanbul, 1912), Şehbenderzâde Ahmed Hilmi'nin (öl. 1914) Huzûr-ı Akl ü Fende Maddiyyun Meslek-i Dalâleti (İstanbul, 1914) ve İsmail Fenni Ertuğrul'un (öl. 1946) Maddiyyun Mezhebinin İzmihlâli (İstanbul, 1928) yer almaktadır. Materyalizmin II. Meşrutiyet'ten sonra önü alınamaz bir şekilde yükselişi, bu fikirle mücadele noktasında kelâm ilminin çağın ihtiyaçları göz önünde bulundurularak yenilenmesini gündeme getirmiştir. Amacımız Yeni İlm-i Kelâmın inşasını zaruri kılan atmosferi yansıtıp kelâm ilminin çağın inanç problemlerine ışık tutma işlevine dikkat çekmektir.
Mu'tezilî İbn Ebi'l-Hadîd'in Fahreddin er-Râzî'ye yönelik eleştirileri (bilgi ve varlık)
İbn Ebi'l-Hadîd, geç dönem (hicrî VII. yüzyıl) Bağdat Mu'tezilesi'ne mensup bir âlimdir. Onun kelâm ve mantık alanında kaleme aldığı eserler göz önüne alındığında yaşadığı dönemde Mu'tezilî düşüncenin sürekliliğini sağlaması ve onu geliştirmesi adına çaba gösterdiği açıkça görülecektir. Öte yandan Fahreddin er-Râzî ise, tevarüs ettiği Eş'arî kelâmını Gazzâlî sonrasında yeni bir okumaya tabi tutmuş ve kelâm ile felsefe arasında tahkik metodunu uygulamaya çalışmıştır. Bu minvalde, Râzî'nin eserlerini kabaca; kelâmî, felsefî ve kelâmî-felsefî olarak tasnif etmek mümkündür. Bu çalışma ise, Fahreddin er-Râzî'nin özellikle Muhassal isimli eseriyle birlikte kelâma dair sunmuş olduğu bu yeni anlayışın İbn Ebi'l-Hadîd tarafından hem muhteva hem de yöntem açısından bir eleştirisini içermektedir. Onun Râzî'ye yönelik eleştirileri Muhassal ile sınırlı değildir. Râzî'nin Erbaîn isimli eserine et-Ta'lîk 'ale'l-Erbaîn/Nakzü'l-Erbaîn, Mahsûl isimli fıkıh usûlüne dair kaleme aldığı eserine et-Ta'lîk 'ale'l-Mahsûl/Nakzü'l-Mahsûl şeklinde eleştirel metinler kaleme almıştır. Bu yönüyle İbn Ebi'l-Hadîd'in sıkı bir Râzî eleştirmeni olduğunu söylemek mümkündür. İbn Ebi'l-Hadîd'in Râzî'ye yönelik yöntem eleştirileri birkaç başlık altında toplanabilir. Buna göre, Râzî'nin kelâm ve felsefeyi birlikte okuması, tahkik değil tasnif yapması, şüphe üreterek cevapsız bırakması, Mu'tezile literatürüne tam anlamıyla hâkim olmaması ve mantığı kelâm kitaplarında gereğinden fazla kullanması bu sorunlardan bazılarıdır. Bununla birlikte, İbn Ebi'l-Hadîd, Râzî'nin Muhassal'da Eş'arî değil, büyük ölçüde Hüseynî olduğunu ifade ederek onun Ebü'l-Hüseyin el-Basrî'nin görüşlerini benimsediği hususları yirmi altı madde halinde zikretmiş ve konuları ele alırken de bunlara temas etmiştir. Bilgi ve varlık düzeyinde ele aldığımız bu çalışma, Râzî'nin tasavvur ve tasdik anlayışını, nazar ve istidlâl metodunu ne şekilde ele aldığını, var olanları nasıl sınıflandırdığını ve bunları yaparken hangi kabullerden yola çıktığını incelemekte ve İbn Ebi'l-Hadîd'in eleştirileri bağlamında bunları değerlendirmektedir. Tüm bunların yanında eserin, iki yazma nüshası üzerinden tahkik edilerek gün yüzüne çıkarılması hedeflenmiş, tezin ekler bölümünde okuyucuya sunularak tezdeki iddiaların ve konuların test edilmesinin yolu açılmıştır.
Ebü'l-Müeyyed en-Nesefî'nin er-Râ'iyye adlı akâid manzûmesinin şerhi: Tahkik ve değerlendirme
İslam ilim geleneği metin yazım türleri içerisinde önemli bir yere sahip olan şiir türü, kelâm ilminin bir alt dalı olarak akaid literatüründe de kendisine yer bulmuştur. Genel olarak düz yazı şekinde telif edilen akaid metinleri, eğitim ve öğretim faaliyetlerinin gelişip medreselerin yaygınlaşmasıyla birlikte şiir şeklinde de yazılmaya başlanmıştır. Bu tür eserlerin kolay ezberlenmesi, zihinde daha kalıcı olması ve talep edilen ilmin konularını bir araya toplaması gibi faydaları sebebiyle bu tarz telif türlerine ilgi artmış ve ilmî ortamlarda yaygınlaşmıştır. Bu çalışmanın temel amacı, Ebü'l-Müeyyed en-Nesefî'nin (ö. 519/1125) şiir formatında telif etmiş olduğu el-Manzûmetü'r-râ'iyye adlı eseri ve bu esere anonim bir kimse tarafından yazılmış olan şerhin incelemesi ve tenkitli neşrini yaparak kelâm literatürüne mütevazı bir katkı sunmaktır. Hanefî-Mâtürîdî telif geleneğinde şiir türünde üretilen akaid metinlerinin ilk örneğini oluşturan bu eserin ve şerhlerinin daha önce çalışılmamış olması bu araştırmayı önemli kılmaktadır. Çalışmanın ilk bölümünde el-Manzûmetü'r-râ'iyye adlı eserin müellifi olan ve hakkında çok az bilgiye sahip olduğumuz Ebü'l-Müeyyed en-Nesefî'nin hayatı hakkında bilgi verilmiş olup bu eserin el yazma nüshaları tanıtılmış ve eserin Nesefî'ye aidiyeti incelenmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde ise el-Manzûmetü'r-râ'iyye şerhinin nüshaları tanıtılmış ve eserin müellifi tespit edilmeye çalışılmıştır. Çalışmanın son bölümünde el-Manzûmetü'r-râ'iyye şerhinin içerik analizi yapılmış ve kelâm literatürü içerisindeki yeri tespit edimeye çalışılmış olup çalışmanın sonunda manzumenin şerhinin tenkitli neşri bulunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Akaid, Ebü'l-Müeyyed en-Nesefî, er-Râ'iyye, Manzume
The theological foundations of ethics in ʿAḍuḍ al-Dīn al-Îjī's works: A comparative and analytical study of al-Îjī's and Muʿtazilites' arguments
Theology has been ignored or poorly studied in ethical inquiries; therefore, this study intends to present and discuss al-Ījī's arguments on theological ethics to prove that theological arguments can form a solid theoretical ground for Islamic ethics. Al-Ījī's arguments will be presented thoroughly and dialectically with the Muʿtazilites' arguments in order to sharpen and manifest al-Ījī's position. The study is divided into three chapters to discuss the nature and the source of ethical value, human and divine agencies, as well as the comprehension of the ethical value in human and divine actions. As a result, the study will define al-Ījī's position of theological ethics and provide thorough theological discussions that could be the foundations for further ethical inquiries.
İmam Mâtürîdî ve Alvin Plantinga'da kötülük problemine sunulan çözüm önerileri
Kötülük problemi, ateistlerin Tanrı aleyhine geliştirdikleri en güçlü delillerden biridir. Özellikle Tanrı'nın "iyi" oluşu dikkate alındığında problemin zorluğu daha belirgin bir şekilde hissedilmektedir. Tezimizin amacı kötülük probleminde ispatlamak istenen "Tanrı-kötülük zıtlığının" başarılı bir şekilde kanıtlanmadığını ortaya koymaya çalışan çözüm önerileri incelemektir. Bu doğrultuda, Ebû Mansûr el-Mâtürîdî (ö. 333/944) ve Alvin Plantinga'nın (d. 1935) çözüm önerileri tartışılacaktır. Bu iki teologun argümanları betimlendikten sonra çözüm önerileri değerlendirmeye tabi tutulacak ve neticesinde birbiriyle karşılaştırılacaktır. Yapılacak değerlendirme ve karşılaştırma sonucunda Mâtürîdî ve Plantinga tarafından sunulan çözüm önerilerinin felsefî anlamda başarılı bir örgüye sahip oldukları, iki farklı noktada birbiriyle ayrıştıkları ve bir noktada benzerlik gösterdikleri ortaya çıkacaktır.
Alevîlik'teki Hak-Muhammed-Ali inancının Hıristiyanlık'taki teslis ile karşılaştırması: Teslis benzerliği eleştirisi
Alevîlik-Bektaşîliğin temel yapı unsuru Hak-Muhammed-Ali inancıdır. Bu inancın kendine has yapısı onun anlaşılmasını problemli hale getirmektedir. Bu sebeple pek çok yerli ve yabancı araştırmacı bu inancın temelinde Hıristiyanlığın teslis öğretisinin yattığını iddia etmektedir. Ancak tarihî süreç ve bu inancın oluşumunda etki eden unsurlar bütünlüklü olarak incelendiğinde bunun böyle olmadığı fark edilecektir. İşte bu çalışmanın amacı da, Hak-Muhammed-Ali inancının ortaya çıkış serüvenini gözler önüne sermek ve bu inancı teslis öğretisiyle mukayese etmek suretiyle onun Hıristiyanlığın teslis inancının bir kopyası olmadığını ortaya koymaktır. Bu çalışmanın yöntemi ise literatürde Alevîlik-Bektaşîlik tarihi ve inancı hakkında yazılmış çeşitli kaynakları incelemek ve onları analiz etmektir. Bu analiz sonucu ortaya çıkan bulgularsa şu şekildedir; Alevîlik-Bektaşîliğin oluşumunda Türkmenlerin yaşantıları ve onların İslam öncesi inançları etkili olmuştur. İslam'a yeni girmiş bu topluluklar, eski inançlarının mirası üzerinde Hak-Muhammed-Ali inancını inşa etmişlerdir. Bu yönüyle Hak-Muhammed-Ali inancının Hıristiyanlığın teslis öğretisinin bir kopyası olmadığı bilakis Alevîlik-Bektaşîliğin kendi iç dinamikleri ile oluştuğu söylenebilir. İkinci olarak vahdet-i vücûd öğretisinin etkisinde bir hayli kalan Hak-Muhammed-Ali inancının tevhid akidesine de çokça vurgu yaptığı görülmektedir. Bu yönüyle de teslis ile arasında bir farkın olduğu görülmektedir. Ortaya konan bu bulgular ise, Alevîlik-Bektaşîliği özünden kopararak değerlendirmek isteyenlere karşı bir temel direği vazifesi gerçekleştirmeyi ve Alevîlik-Bektaşîliğin daha doğru anlaşılmasını sağlayacaktır.