Theses supervised by Dr. Öğr. Üyesi Aman Sado Elemo
20 theses · İstanbul Gelişim University
Beliren yetişkinlik dönemindeki bireylerin sigara bağımlılıkları ile psikolojik iyi oluşları ve stresle başa çıkma biçimleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı beliren yetişkinlik dönemindeki bireylerin sigara bağımlılık düzeyleri ile psikolojik iyi oluş düzeyleri ve stresle başa çıkma biçimleri arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Araştırma 18-29 yaş arasında bulunan beliren yetişkinlik dönemindeki bireyleri kapsamaktadır. Veriler çevrimiçi olarak toplanmıştır ve online anket uygulaması Google Formlar üzerinden gerçekleştirilmiştir. Araştırma kapsamında 317 kişiye ulaşılmıştır. Anket formu sosyo-demografik bilgileri belirlemek amacıyla 'Demografik Bilgi Formu', bireylerin sigara bağımlılık düzeylerini belirlemek amacıyla 'Fagerström Nikotin Bağımlılık Testi(FNBT)', bireylerin psikolojik iyi oluş düzeylerini belirlemek amacıyla 'Psikolojik İyi Oluş Ölçeği(PİOÖ)' ve bireylerin stresle başa çıkma biçimlerini belirlemek amacıyla 'Stresle Başa Çıkma Ölçeği(SBÖ)' ölçeğinden oluşmaktadır. Araştırmada ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın veri analizi JAMOVİ 2.4.11 programında yapılmıştır. Araştırmada sigara bağımlılık düzeyleri, psikolojik iyi oluş düzeyleri ile stresle başa çıkma biçimleri arasındaki ilişki tespit edilmeye çalışılmıştır. Araştırma sonucunda sigara bağımlılık düzeyi ile psikolojik iyi oluş düzeyi arasında negatif yönlü ilişki ve yine bir başka sonuca göre sigara bağımlılık düzeyi ile stresle başa çıkma biçimlerinden sosyal destek alt boyutu ile arasında negatif yönlü ilişki bulunmuştur. Test sonuçlarına göre psikolojik iyi oluş düzeyi ile stresle başa biçimlerden problem odaklı başa çıkma alt boyutu ve sosyal destek alt boyutu ile pozitif yönlü ilişki tespit edilmiştir. Bu bulgular ışığında sigara bağımlılığı için riskli bir dönem olan beliren yetişkinlikteki bireylerin psikolojik iyi oluşlarını arttırıcı çalışmaların yapılması, sosyal destek alabilecekleri sosyal çevrelerinin verimli hale getirilmesi, problem odaklı başa çıkma becerilerini öğretici psikoeğitim çalışmalarına bu bireylerin katılması sigara bağımlılık düzeyinin azaltılabilmesi için önemlidir ve önerilmektedir.
Bireylerin çalışma modelleri ile algıladıkları stres düzeyleri, sosyal izolasyon ve yeme bağımlılığı eğilimlerinin kişilik özelliklerine göre incelenmesi
Bu çalışmanın amacı bireylerin çalışma modellerine göre (uzaktan, hibrit ya da iş yerinden) algıladıkları stres düzeyleri, sosyal izolasyon ve yeme bağımlılığı eğilimlerini kişilik özelliklerine göre araştırmaktır.
Üniversite öğrencilerinin aile aidiyeti ve algılanan helikopter anne tutumu ile internet bağımlılığı arasındaki ilişkinin incelenmesi
Çalışmanın amacı üniversite öğrencilerinin aile aidiyeti ve algılanan helikopter anne tutumu ile internet bağımlılığı arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Bu araştırmada Young İnternet Bağımlılığı-Kısa Form Ölçeği, Aile Aidiyeti Ölçeği ve Algılanan Helikopter Ebeveyn Tutumu Ölçeği kullanılmıştır. Bunun yanında araştırmacı tarafından hazırlanan Sosyodemografik Bilgi Formu kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemini Türkiye geneli üniversiteye giden 2022-2023 eğitim öğretim yılında eğitim gören öğrenciler oluşturmaktadır. Ölçme araçları çevrimiçi platformlarda (whatsapp, instagram, telegram, facebook) 18 yaş ve üzerindeki bireylere uygulanmıştır. Anket sorularını 208'i (%65.6) kadın ve 109'u (%34.4) erkek olmak üzere 317 kişi cevaplamıştır. Araştırma sürecinde ölçme araçlarından elde edilen veriler Jamovi programı 2.3.28 versiyonu kullanılarak analiz edilmiştir. Çalışmanın bulgularına göre internet bağımlılık eğiliminin cinsiyete ve kimlerle yaşadığına göre anlamlı şekilde farklılaşmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Üniversite öğrencilerinin internet bağımlılık düzeylerinin aile aidiyetiyle ters orantılı zayıf şiddette ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Üniversite öğrencilerinin internet bağımlılık düzeylerinin anne tutumuyla doğru orantılı zayıf şiddette ilişkili olduğu tespit edilmiştir. Aile aidiyet ve algılanan helikopter anne tutumu arasında anlamlı bir farklılık tespit edilmediği sonucuna ulaşılmıştır. İnternet bağımlılık düzeylerinin aile aidiyeti ve algılanan helikopter anne tutumu tarafından anlamlı bir şekilde yordandığı görülmüştür. Bu çalışmanın internet bağımlılığının olası risk faktörlerini gözler önüne sererek ailelerin tutum ve yetiştirme biçimi üzerine yoğunlaşarak, üniversite öğrencilerinin internet bağımlılığına yönelik önleyici rehberlik bağlamında alan yazınına ve uygulayıcılara katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
Üniversite öğrencilerinin aile aidiyeti ve algılanan helikopter anne tutumu ile internet bağımlılığı arasındaki ilişkinin incelenmesi
Çalışmanın amacı üniversite öğrencilerinin aile aidiyeti ve algılanan helikopter anne tutumu ile internet bağımlılığı arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Bu araştırmada Young İnternet Bağımlılığı-Kısa Form Ölçeği, Aile Aidiyeti Ölçeği ve Algılanan Helikopter Ebeveyn Tutumu Ölçeği kullanılmıştır. Bunun yanında araştırmacı tarafından hazırlanan Sosyodemografik Bilgi Formu kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemini Türkiye geneli üniversiteye giden 2022-2023 eğitim öğretim yılında eğitim gören öğrenciler oluşturmaktadır. Ölçme araçları çevrimiçi platformlarda (whatsapp, instagram, telegram, facebook) 18 yaş ve üzerindeki bireylere uygulanmıştır. Anket sorularını 208'i (%65.6) kadın ve 109'u (%34.4) erkek olmak üzere 317 kişi cevaplamıştır. Araştırma sürecinde ölçme araçlarından elde edilen veriler Jamovi programı 2.3.28 versiyonu kullanılarak analiz edilmiştir. Çalışmanın bulgularına göre internet bağımlılık eğiliminin cinsiyete ve kimlerle yaşadığına göre anlamlı şekilde farklılaşmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Üniversite öğrencilerinin internet bağımlılık düzeylerinin aile aidiyetiyle ters orantılı zayıf şiddette ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Üniversite öğrencilerinin internet bağımlılık düzeylerinin anne tutumuyla doğru orantılı zayıf şiddette ilişkili olduğu tespit edilmiştir. Aile aidiyet ve algılanan helikopter anne tutumu arasında anlamlı bir farklılık tespit edilmediği sonucuna ulaşılmıştır. İnternet bağımlılık düzeylerinin aile aidiyeti ve algılanan helikopter anne tutumu tarafından anlamlı bir şekilde yordandığı görülmüştür. Bu çalışmanın internet bağımlılığının olası risk faktörlerini gözler önüne sererek ailelerin tutum ve yetiştirme biçimi üzerine yoğunlaşarak, üniversite öğrencilerinin internet bağımlılığına yönelik önleyici rehberlik bağlamında alan yazınına ve uygulayıcılara katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
Beliren yetişkinlik dönemindeki bireylerin sigara bağımlılıkları ile psikolojik iyi oluşları ve stresle başa çıkma biçimleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı beliren yetişkinlik dönemindeki bireylerin sigara bağımlılık düzeyleri ile psikolojik iyi oluş düzeyleri ve stresle başa çıkma biçimleri arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Araştırma 18-29 yaş arasında bulunan beliren yetişkinlik dönemindeki bireyleri kapsamaktadır. Veriler çevrimiçi olarak toplanmıştır ve online anket uygulaması Google Formlar üzerinden gerçekleştirilmiştir. Araştırma kapsamında 317 kişiye ulaşılmıştır. Anket formu sosyo-demografik bilgileri belirlemek amacıyla 'Demografik Bilgi Formu', bireylerin sigara bağımlılık düzeylerini belirlemek amacıyla 'Fagerström Nikotin Bağımlılık Testi(FNBT)', bireylerin psikolojik iyi oluş düzeylerini belirlemek amacıyla 'Psikolojik İyi Oluş Ölçeği(PİOÖ)' ve bireylerin stresle başa çıkma biçimlerini belirlemek amacıyla 'Stresle Başa Çıkma Ölçeği(SBÖ)' ölçeğinden oluşmaktadır. Araştırmada ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın veri analizi JAMOVİ 2.4.11 programında yapılmıştır. Araştırmada sigara bağımlılık düzeyleri, psikolojik iyi oluş düzeyleri ile stresle başa çıkma biçimleri arasındaki ilişki tespit edilmeye çalışılmıştır. Araştırma sonucunda sigara bağımlılık düzeyi ile psikolojik iyi oluş düzeyi arasında negatif yönlü ilişki ve yine bir başka sonuca göre sigara bağımlılık düzeyi ile stresle başa çıkma biçimlerinden sosyal destek alt boyutu ile arasında negatif yönlü ilişki bulunmuştur. Test sonuçlarına göre psikolojik iyi oluş düzeyi ile stresle başa biçimlerden problem odaklı başa çıkma alt boyutu ve sosyal destek alt boyutu ile pozitif yönlü ilişki tespit edilmiştir. Bu bulgular ışığında sigara bağımlılığı için riskli bir dönem olan beliren yetişkinlikteki bireylerin psikolojik iyi oluşlarını arttırıcı çalışmaların yapılması, sosyal destek alabilecekleri sosyal çevrelerinin verimli hale getirilmesi, problem odaklı başa çıkma becerilerini öğretici psikoeğitim çalışmalarına bu bireylerin katılması sigara bağımlılık düzeyinin azaltılabilmesi için önemlidir ve önerilmektedir.
Çocuklukta yaşanan duygusal ihmalin akademik başarı üzerindeki etkisinde öz-yeterlik ve duygu düzenlemenin rolü
Bu araştırmanın amacı, üniversite öğrencilerinin çocukluk dönemlerinde yaşadıkları duygusal ihmalin, yetişkinlikteki akademik başarı düzeyleri ve akademik öz yeterlik algıları ile ilişkisini incelemektir. Ayrıca, bireyin duygu düzenleme becerilerinin bu ilişkiler üzerindeki düzenleyici (moderatör) etkisi olup olmadığı değerlendirilmiştir. Araştırma ilişkisel tarama modeli kapsamında yürütülmüş olup, veriler çevrim içi anket yoluyla Türkiye genelinde farklı üniversitelerden toplanmıştır. Örneklemi, 18 yaş ve üzeri üniversite öğrencileri oluşturmuştur. Veri toplama araçları olarak; Çocukluk Çağı Ruhsal Travma Ölçeği (CTQ-33) – duygusal ihmal alt boyutu, Akademik Başarı Envanteri, Akademik Öz Yeterlik Ölçeği ve Duygu Düzenleme Ölçeği (ERQ) kullanılmıştır. Elde edilen veriler SPSS programı aracılığıyla analiz edilmiş ve Hayes'in PROCESS Macro (Model 7) kullanılarak düzenleyici aracılık analizi uygulanmıştır. Araştırma bulguları, duygusal ihmal düzeyi arttıkça hem akademik başarı hem de akademik öz-yeterlik algısının anlamlı biçimde azaldığını göstermiştir. Ayrıca akademik öz-yeterlik, duygusal ihmal ile akademik başarı arasındaki ilişkide kısmi aracı bir rol üstlenmiştir. Model 7 analizine göre duygu düzenleme düzeyi arttıkça, duygusal ihmal ile akademik öz-yeterlik arasındaki anlamlı ve negatif ilişkinin daha da güçlendiği bulunmuştur. Genel olarak elde edilen bulgular, çocukluk dönemindeki duygusal ihmallerin üniversite öğrencilerinin akademik ve duygusal işlevselliklerini uzun vadede etkileyebildiğini göstermektedir. Bu doğrultuda araştırmanın, duygusal ihmal öyküsü bulunan öğrencilerin hem akademik başarılarını hem akademik öz-yeterliklerini desteklemeye yönelik psikoeğitsel müdahalelerin geliştirilmesine katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
Sigara kullanımı olan yetişkin bireylerde tükenmişlik düzeyi ve sigara içme arzusu arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmada, sigara kullanımı olan yetişkin bireylerde tükenmişlik düzeyi ve sigara içme arzusu ile bazı sosyodemografik değişkenler arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın etik kurul onayı alındıktan sonra Google Forms üzerinden hazırlanan sosyodemografik veri formu, Maslach Tükenmişlik Ölçeği ve Sigara İçme Arzusu Ölçeği, Whatsapp ve Gmail gibi sosyal medya araçları üzerinden katılımcılara uygulanmıştır. Verilerin istatiksel analizi SPSS 27 yazılımı kullanılarak yapılmıştır. Ölçekler arasındaki ilişkilerin analizi, bu ilişkilerin hem yönünü hem de büyüklüğünü ortaya koyan Pearson Korelasyon analizi ile gerçekleştirilmiştir. Yordayıcı analiz için Çoklu Doğrusal Regresyon kullanılırken, ölçeklerin ortalama puanlarının demografik faktörlere göre değişimini incelemek için Bağımsız Gruplar t-testi ve ANOVA kullanılmıştır. Bu araştırmaya %43.5'i kadın (n = 266) ve %56.5'i erkek (n = 346) olmak üzere 612 katılımcı dâhil edilmiştir. Katılımcıların büyük çoğunluğunu, 18-25 yaş grubu (%45), bekâr (%60) ve üniversite mezunu (%59) yetişkin bireyler oluşturmaktadır. Sonuçlara bakıldığında, kadınlarda duygusal tükenme ve sigara içme arzusu; 18-25 yaş grubunda bulunan katılımcılarda, bekârlarda ve çocuğu olmayanlarda tükenmişlik toplam ve alt boyut skorunun yüksek olduğu görülmüştür. Stresli çalışma hayatı, kötü iletişim becerisi, düşük gelir düzeyi, özel sektörde çalışma ve 1-5 yıl arası çalışma hayatında bulunma ile tükenmişlik düzeyi arasında anlamlı bir ilişki bulunmaktadır. 18 yaşından önce sigara kullanımına başlayanlarda, stresle baş etmede ve sosyalleşmede sigara kullanımına yönelik olumlu tutumları olan katılımcılarda hem tükenmişlik düzeyi hem de sigara içme arzusu yüksek bulunmuştur. Son olarak, tükenmişlik toplam ve alt boyutları ile sigara içme arzusu arasında istatiksel olarak anlamlı ve pozitif yönlü bir ilişkinin olduğu görülmüştür.
Ortaokul öğrencilerinde dijital oyun bağımlılığının, bağlanma stilleri ve psikolojik sağlamlık düzeyleri ile ilişkisinin incelenmesi
Bu araştırma ile ortaokul 7. ve 8. sınıf öğrencilerinin dijital oyun bağımlılığı ile bağlanma stilleri ve psikolojik sağlamlık düzeyleri arasındaki ilişkiyi incelenmesi amaçlanmaktadır. Araştırmada iki ya da daha fazla olan değişkenler arasındaki ilişkinin varlığı ve derecesini değişkenlere müdahale etmeden incelemek için nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın evreni, 2023-2024 eğitim-öğretim yılı itibariyle İstanbul ilinde yer alan Avcılar, Bahçelievler ve Esenyurt ilçelerindeki devlet okullarında öğrenim gören 7. ve 8. sınıf öğrencilerinden oluşmaktadır. Araştırmanın örneklemini ise 298 ergen birey oluşturmaktadır. Literatüre bakıldığında bu üç değişkenin birlikte ele alınmadığı ve aralarındaki ilişkinin belirlenmesine yönelik çalışmanın yapılmadığı görülmektedir. Araştırmada elde edilen bulgularda demografik değişkenlere göre öne çıkan sonuçlarda; erkeklerde dijital oyun bağımlılığının daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Erkeklerde dijital oyun bağımlılığının daha yüksek olmasının nedeni olarak toplumsal normlar ve cinsiyet rollerinin etkisi olduğu düşünülmektedir. Üç boyutlu bağlanma stilleri ölçeğinden, kaçınan bağlanma alt ölçeğinden, kaygılı-kararsız bağlanma alt ölçeğinden aldıkları puanlar cinsiyete göre incelendiğinde, kızların puanları erkeklere göre daha fazla olduğu görülmektedir. Bu durum kültürel olarak erkek çocuklarının yetiştirilmesinde daha izin verici tutumlar gösterildiği, bu nedenle de güvenli bağlanma puanlarının erkeklerde daha yüksek olabileceğini düşündürtmüştür. Bu sonuçlar, kültürel yapı ve çocuk yetiştirme tutumlarının etkileriyle açıklanabileceği değerlendirilmektedir. Sınıf düzeyinde değerlendirildiğinde 7. Sınıfta olanların aldığı puanlarda 8. sınıflara göre anlamlı seviyede yüksek puan aldığı tespit edilmiştir. Elde edilen verilere göre, ergenlerde dijital oyun bağımlılığı arttıkça, güvenli bağlanma stillerinin azaldığı, dijital oyun bağımlılığı arttıkça; psikolojik sağlamlık düzeylerinin azaldığı, bağlanma stillerinin dijital oyun bağımlılığını anlamlı düzeyde yordadığı, psikolojik sağlamlık düzeyinin dijital oyun bağımlılığını anlamlı düzeyde yordadığı tespit edilmiştir.
Çocuklarda dijital oyun bağımlılığı ve şiddet eğilimi ilişkisinde duygu düzenlemenin rolü
TUİK (2021) araştırma sonuçlarında 6-15 yaş aralığındaki çocukların tercih ettiği oyun türü savaş oyunlarıdır. Özellikle savaş oyunlarının içeriğine bağlı olarak Bandura'nın sosyal öğrenme kuramı çerçevesinde öğrenmenin gözlemler ve diğer insanlarla etkileşim yoluyla gerçekleşmesi göz önüne alındığında dijital oyun bağımlılığına sahip çocuklarda şiddet eğiliminin ortaya çıkması beklenen bir tutumdur. Bununla birlikte bir psikolojik sağlık sorunu olarak görülmeye başlayan dijital oyun bağımlılığının ölçütlerinden biri de olumsuz duygulardan kurtulmak için oynamaya devam etmektir. Buna bağlı Gross'un duygu düzenleme kuramı çerçevesinde olarak dijital oyun bağımlılığı olan çocukların duygu düzenleme güçlüğü yaşaması beklenmektedir. Bu noktadan hareketle hazırlanan araştırmada çocuklarda dijital oyun bağımlılığının şiddet eğilimine etkisinde duygu düzenlemenin aracı rolünün belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırmada İstanbul'da bir ortaokulda öğrenim gören 364 beşinci, altıncı ve yedinci sınıf öğrencisine anket uygulanmıştır. Uygulanan anket formu Demografik Bilgi Formu, Çocuklar İçin Dijital Oyun Bağımlılığı Ölçeği, Çocuklar İçin Duygu Düzenleme Ölçeği Çocuk Formu ve Şiddet Eğilimi Ölçeği olmak üzere dört bölüm bulunmaktadır. Araştırma verilerinin analizinde SPSS 26.00 ve Smart PLS 4 kullanılmıştır. Verilerin analizinde ölçüm modeli değerlendirmesi aşamasında güvenirlik ve geçerlik analizleri yapılmıştır. Yapısal modelin değerlendirilmesinde ise araştırma hipotezlerinin test edilmesi ve yol katsayılarının belirlenebilmesi için 5000 yeniden örnekleme prosedürü kullanılmıştır. Araştırma değişkenlerinin demografik özelliklere göre farklılaşmasına ilişkin analizler ise Bağımsız Örneklem t-test, ANOVA ve Post Hoc testlerinden Tukey Test kullanılarak yapılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre dijital oyun bağımlılığı çocuklarda şiddet eğilimini artırırken; öfke, heyecan, korku ve üzüntü duygularının düzenlenmesini azaltmaktadır. Bununla birlikte öfke, heyecan, korku ve üzüntü duygularının düzenlenme düzeyi çocuklarda şiddet eğilimini azaltmaktadır. Dolaylı etkilerin belirlenmesi için yapılan analiz sonuçlarına göre ise çocuklarda dijital oyun bağımlılığının şiddet eğilimine etkisinde öfke, korku ve üzüntü duygularının düzenlenmesinin ayrı ayrı aracı rolleri belirlenmiştir. Diğer taraftan demografik özellikler açısından yapılan değerlendirme sonuçları erkek çocuklarının dijital oyun bağımlılığı ve şiddet eğilim düzeylerinin daha yüksek olduğunu ortaya koymuştur. Ebeveynleri ayrı olan ya da ebeveyn kaybı yaşayan çocuklarda dijital oyun bağımlılığı ve şiddet eğilimi düzeyi yüksek, duygu düzenleme becerileri ise düşük bulunmuştur. Ebeveynleri tarafından demokratik tutum sergilenen çocuklarda ise duygu düzenleme becerileri yüksek, dijital oyun bağımlılığı ve şiddet eğilimi ise düşük olarak gözlemlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Dijital oyun bağımlılığı, duygu düzenleme, şiddet eğilimi.
Aile içi iletişimin duygusal öz farkındalık ve bilişsel esneklik ile ilişkisi
Bu araştırmada ana hedef, okul öncesi ve ilkokul çağında çocuğu olan ebeveynler bağlamında aile içi iletişim kalıpları, duygusal öz farkındalık ve bilişsel esneklik değişkenleri arasındaki ilişkilerin istatistiksel olarak tespit edilmesidir. Araştırma, nicel araştırmaya dayalı bir ilişkisel taramadır. Araştırma, ilişkisel tarama modeline dayalı olarak aile içi iletişim kalıpları, duygusal öz farkındalık ve bilişsel esneklik değişkenleri arasındaki ilişkilerin istatistiksel olarak analiz edilmesine yönelik olarak bir ilişkisel yapı oluşturulmuştur. Araştırmanın evrenini okul öncesi ve ilkokul çağında çocuğu olan ebeveynler oluşturmaktadır. Araştırma, nicel araştırma yöntemine dayalı olarak araştırmanın örnekleminden anket formları vasıtasıyla elde edilen veriler ile sınırlıdır. Araştırmada veri toplama tekniği, nicel araştırma yöntemine dayalı anket yöntemidir. Ankette, araştırmanın değişkenlerini ölçümlemeye hizmet eden 5'li Likert yapısına sahip psikometrik ölçekler yer almıştır. Araştırmanın "Aile İçi İletişim Kalıpları", "Duygusal Öz Farkındalık" ve "Bilişsel Esneklik" olmak üzere üç değişkeni için üç ölçeği bulunmaktadır. Aile içi iletişim kalıpları 2 boyut, 26 ifadeden; duygusal öz farkındalık tek boyut 10 ifadeden; bilişsel esneklik tek boyut, 12 ifadeden oluşmaktadır. Araştırmanın katılımcıları aile içi iletişimde yoğunluklu olarak diyalog yönelimi göstermiştir. Başka bir anlatımla, ailelerde diyalog yönelimine nazaran ebeveynlerin çocuklarından hiyerarşiye, otoriteye itaat beklediği daha gelenekselci bir yaklaşım olan uyum yönelimi daha düşük bir ortalama sergilemiştir. Öte yandan, araştırma örneklemini oluşturan katılımcı ebeveynlerin duygusal öz farkındalık ve bilişsel esneklik düzeyleri yüksek olmuştur. Anahtar Kelimeler: Aile, Aile İçi İletişim, Bilişsel Esneklik, Duygusal Farkındalık, Duygusal Öz Farkındalık
Yetişkin bireylerde bağlanma stilleri, bilişsel esneklik ve öz yeterlilik arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmada yetişkin bireylerde bağlanma stilleri, bilişsel esneklik ve öz yeterlilik arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmaktadır. Araştırma grubu İstanbul, Hatay, Adana, İzmir ve Konya illerinde yaşayan, yaş aralığı 18-65 arası olan 146'sı kadın 72'si erkek olmak üzere toplam 222 gönüllü katılımcı oluşturmaktadır. Veriler 'Sosyodemografik Bilgi Formu, 'Erişkin Bağlanma Biçimleri Ölçeği', 'Bilişsel Esneklik Ölçeği' ve 'Genel Öz Yeterlilik Ölçeği ' aracılığıyla değerlendirilmiştir. Çalışmada ilişkisel tarama modeli ve verilerin analizinde; Bağımsız Örneklem t- Testi, Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) testi kullanılmıştır. Değişkenler arasındaki ilişkiler Pearson Korelasyon Katsayısı ile incelenmiştir. Analiz değerlendirmelerinde p değer .05 olarak alınmıştır. Yapılan analizler sonucunda; bağlanma stilleri cinsiyete göre farklılık göstermemektedir. Bilişsel esnekliğin kendini kontrol etme alt ölçeği ve öz yeterlilik cinsiyete göre anlamlı farklılık göstermektedir. Erkek katılımcıların kendini kontrol etme ve öz yeterlilik düzeyleri kadınlara kıyasla daha yüksektir. Katılımcıların bağlanma stilleri, bilişsel esneklik ve öz yeterlilik düzeylerinin yaşa ve eğitim düzeyine göre anlamlı bir farklılık göstermemektedir. Araştırma kapsamında yer alan katılımcıların güvenli bağlanma düzeyleri medeni durumlarına göre farklılık göstermektedir. Evli olan katılımcıların güvenli bağlanma düzeyleri bekar olan katılımcılara kıyasla daha yüksektir. Korelasyon analizi sonucunda, katılımcıların kendini kontrol etme düzeyleri ile güvenli bağlanma ve alternatifler üretme düzeyleri arasında pozitif ilişki; kaçıngan bağlanma ve kaygılı bağlanma düzeyleri arasında negatif ilişki vardır. bilişsel esneklik düzeyleri ile alternatifler üretme ve kendini kontrol etme düzeyleri arasında pozitif ilişki vardır. Öz yeterlilik düzeyleri ile güvenli bağlanma, alternatifler üretme, kendini kontrol etme ve bilişsel esneklik düzeyleri arasında pozitif ilişki vardır. Anahtar Kelimeler: Bağlanma Stilleri, Bilişsel Esneklik, Öz Yeterlilik
Üniversite öğrencilerinde çevrimiçi oyun bağımlılığı ve akademik erteleme davranışı arasındaki ilişki
Bu çalışmanın amacı, üniversite öğrencilerinin oyun bağımlılıkları ile akademik erteleme davranışları arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Araştırma 413 (194 kadın, 219 erkek) üniversite öğrencisi ile birlikte gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın verileri çevrimiçi oyun bağımlılığı ölçeği ve akademik erteleme ölçeği kullanılarak elde edilmiştir. Araştırmanın normallik dağılımını sağlayıp sağlamadığı ise Skewness ve Kurtosis değerlerine bakılarak verilerin normal dağıldığı sonucuna ulaşılmıştır. Akademik erteleme davranışı ve çevrimiçi oyun bağımlılığı değişkenleri arasında anlamlı bir ilişkinin olup olmadığının anlaşılması amacıyla Pearson Korelasyon Analizi yapılmıştır. Akademik erteleme davranışı ve çevrimiçi oyun bağımlılığı değişkenleri ile demografik bilgi formu ile elden katılımcılara ait demografik bilgiler cinsiyet, sınıf düzeyi ve gelir olmak üzere incelenmiştir. Araştırmanın iki değişkeni arasındaki ilişki incelendiğinde ise akademik erteleme davranışı ile çevrimiçi oyun bağımlılığı arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Akademik erteleme davranışı ile çevrimiçi oyun bağımlılığı arasında negatif yönde zayıf bir ilişki vardır. Çevrimiçi oyun bağımlılığının, akademik erteleme davranışını yordama gücünü ortaya çıkarmak amacıyla yapılan basit regresyon analizi sonucunda çevrimiçi oyun bağımlılığının akademik erteleme davranışını yordama gücü istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Araştırmada kullanılan istatistiksel analizler ise Hiyerarşik Regresyon Analizi (Pearson, Parçalı veya Spearman), Parametrik testler (T testi, OneWayAnova) veya Nonparametrik Testler (Wilcoxon İşaretli Sıra Testi ve Mann Whitney U) olarak sıralanabilir. Sonuç olarak, akademik erteleme davranışı ile çevrimiçi oyun bağımlığı arasında negatif yönde zayıf bir ilişki bulunmuştur. Çevrimiçi oyun bağımlılığının, akademik erteleme davranışını yordama gücü istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Çevrimiçi oyun bağımlılığı, akademik erteleme davranışının toplam varyansının %5'ini açıklamaktadır.
Genç yetişkin bireylerde sosyal kaygı ile erken dönem uyumsuz şemalar arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmada genç yetişkinlerde görülen sosyal kaygı değerlendirilmiştir. Sosyal kaygının oluşumuna sebep olan unsurlardan biri de erken dönem uyumsuz şemalardır. Bireylerin yaşamlarının erken dönemlerinde karşılaştıkları olayların sosyal kaygıyı etkileyebildiği düşünülmektedir. Bu araştırmanın amacı genç yetişkin bireylerde erken dönem uyumsuz şemalar ile sosyal kaygı arasındaki ilişkiyi incelemektir. Aynı zamanda görülen bu erken dönem uyumsuz şemaların sosyal kaygı ile ilişkisinde cinsiyetler arasında nasıl bir farklılık olduğunu belirtmektir. Bu araştırmada Young Şema Ölçeği, Liebowitz Sosyal Kaygı Ölçeği kullanılmıştır. Bunun yanında araştırmacı tarafından hazırlanan Sosyo-demografik Bilgi Formu kullanılmıştır. Araştırma katılımcılarını 18-29 yaş aralığında bulunan genç yetişkinler oluşturmaktadır. Anket sorularının 172'sini (%52,3) kadın, 157'si (%47,7) erkek bireyler cevaplamışlardır. Çalışma içerisinde bulunan kişilerin tamamı 18-29 yaş aralığında bulunmaktadır. Çalışmada, ölçme araçlarından elde edilen veriler SPSS programı kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırmanın elde edilen sonuçlarına göre, genç yetişkin bireylerde görülen sosyal kaygı ile erken dönem uyumsuz şemalar arasında anlamlı bir ilişki görülmektedir. Erken dönem uyumsuz şema alanlarından kopukluk ve reddedilme, zedelenmiş özerklik ve performans, başkaları yönelimlilik, aşırı uyarılma ve baskılanma şema alanları ile sosyal kaygı arasında pozitif bir ilişki bulunmuştur. Zedelenmiş sınırlar şema alanı ile sosyal kaygı arasında negatif bir ilişki bulunmaktadır. Bunun yanında erken dönem uyumsuz şemalar ile sosyal kaygı arasındaki ilişki cinsiyet değişkeni açısından incelendiğinde anlamlı bir farklılık görülmüştür. Zedelenmiş özerklik ve performans şema alanı ile zedelenmiş sınırlar şema alanında cinsiyete göre anlamlı farklılıklar görülmüş ve iki şema alanında da erkeklerin puanları kadınlardan yüksek çıkmıştır. Anahtar Kelimeler: Erken Dönem Uyumsuz Şemalar, Sosyal Kaygı
18-30 Yaş arası bireylerde geçmişe dönük aile öngörülemezliği ile madde kullanma eğilimi arasındaki ilişki
Çalışmanın amacı, 18-30 yaş arası bireylerde geçmişe dönük aile öngörülemezliği düzeyi ile madde kullanma eğilimi arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Bireyin yetiştiği ortamda maruz kaldığı öngörülemezlik ile madde kullanma eğilimi arasında anlamlı bir ilişki olabileceği düşünülmektedir. Bu araştırmada Geçmişe Dönük Aile Öngörülemezliği Ölçeği (GDAÖÖ) ve Madde Kullanma Eğilimi Ölçeği (MKEÖ) kullanılmıştır. Ayrıca araştırmacı tarafından hazırlanan Sosyodemografik Bilgi Formu kullanılmıştır. Araştırma örneklemini 18-30 yaş arası bireyler oluşturmaktadır. Ölçme araçları çevrimiçi süreçlerle 18-30 yaş arası bireylere uygulanmıştır. Hazırlanan ölçek sorularını 300'ü (%57,7) kadın ve 220'si (%42,3) erkek olmak üzere 520 birey yanıtlamıştır. Yapılan araştırmada kullanılan ölçekler aracılığıyla elde edilen verilerin analizi SPSS programı kullanılarak yapılmıştır. Elde edilen bulgular dikkate alındığında geçmişe dönük aile öngörülemezliği ile madde kullanma eğilimi arasında anlamlı pozitif bir ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu iki değişkenin aralarındaki ilişkinin incelenmesinin sonucunda elde edilen bulguların gelecekte yapılacak çalışmalar için faydalı olacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Aile, Aile Öngörülemezliği, Madde Kullanma Eğilimi, Madde Bağımlılığı.
Otizm spektrum bozukluğu almış çocukların annelerinde depresyon, psikolojik yardım alma tutumları ve başa çıkma stratejilerinin incelenmesi
Bu çalışmada otizmli çocukların annelerinde depresyon, psikolojik yardım alma tutumları ve başa çıkma stratejilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Yaşı 25-57 yaş arasında olan 250 kişiye, İstanbul ilinde özel bir otizm merkezinde özel eğitim gören çocukların annelerinden kesitsel araştırma deseni kullanarak veri toplanmıştır. Veri toplama işlemi Beck depresyon ölçeği, Stresle başa çıkma ölçeği, Psikolojik yardım almaya ilişkin tutum ölçeği ve araştırmacının hazırlamış olduğu Demografik Bilgi Formu kullanılarak gerçekleşmiştir. Tüm katılımcılar gönüllülük esasında çalışma katılmış, her bireyden gönüllü onam formu alınmıştır. Ölçeklerden elde edilen veriler doğrultusunda depresyon toplam puanı, psikolojik yardım almaya ilişkin tutum toplam puanı ve stresle başa çıkma alt ölçeklerinin (kaçınma, problem odaklı başa çıkma, sosyal destek) arasındaki ilişkiyi test etmek için Pearson korelasyon analizi yapılmıştır. Buna göre, katılımcıların depresyon puanları arttıkça psikolojik yardım alma tutumları olumsuz yönde ilerlemektedir. Katılımcıların depresyon puanları arttıkça problem odaklı başa çıkma tarzı daha çok kullanılmaktadır, katılımcıların psikolojik yardım almaya ilişkin tutumları olumlu yönde ilerledikçe başa çıkma tarzları arasından kaçınmayı daha çok kullanmakta, problem odaklı başa çıkmayı ise daha az kullanılmaktadır.
Genç yetişkinlerde çocukluk çağı travması, benlik saygısı ve kimlik gelişiminin incelemesi
Araştırma genç yetişkinlerde çocukluk çağı travmalarının benlik saygısı ile kimlik gelişimi arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın evrenini İstanbul ilinde ikamet eden ve çalışmaya gönüllü olarak katılan 149 kadın ve 107 erkek olmak üzere toplam 256 genç yetişkinden oluşturmaktadır. Katılımcıların kişisel bilgilerini toplamak amacıyla Kişisel Bilgi Formu, Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği, RBSÖ, Kimlik Gelişiminin Boyutları Ölçeği kullanılmıştır. Ölçeklerden elde edilen puanların analizinde karşılaştırma testleri olarak ANOVA ve t-test uygulanmıştır. Değişkenler arasındaki ilişki ve yordayıcı etkiyi incelemek için Pearson Korelasyonu ve çoklu regresyon analizi uygulanmıştır. Araştırmada, katılımcıların benlik saygısı, kimlik gelişimi ve çocukluk çağı travmaları boyutları çeşitli sosyodemografik değişkenlerle karşılaştırılmıştır. Elde edilen bulgulara göre, cinsiyet, ebeveyn eğitim düzeyi ve gelir düzeyi değişkenleri bakımından kimlik gelişimi, benlik saygısı ve çocukluk çağı travmaları puanlarında anlamlı farklılık saptanmıştır. Çocukluk çağı travmaları, benlik saygısı ve kimlik gelişimi değişkenleri arasındaki ilişki incelendiğinde, çocukluk çağı travmaları ile benlik saygısı arasında negatif yönlü ve anlamlı ilişki bulunmuştur. Ayrıca, çocukluk çağı travmaları ile olumsuz kimlik gelişimi boyutları arasında pozitif yönlü; olumlu kimlik gelişimi boyutlarıyla negatif yönlü ve anlamlı ilişki bulunmuştur. Benlik saygısı ve kimlik gelişimi arasındaki ilişki incelendiğinde, olumsuz kimlik gelişimi boyutları ile benlik saygısı arasında negatif yönlü; olumlu kimlik gelişimi boyutlarıyla pozitif yönlü ve anlamlı ilişki saptanmıştır. Bireylerin benlik saygısı, çocukluk çağı travmalarından duygusal ihmal ve duygusal istismar tarafından olumsuz ve anlamlı düzeyde yordanmaktadır. Ayrıca, kimlik gelişiminin benlik saygısını anlamlı düzeyde yordadığı saptanmıştır. Araştırmada elde edilen bulgular, bireylerin benlik saygısına etki edebilecek erken dönem yaşantıları ve gelişimsel faktörlerin anlaşılması bakımından literatüre katkı sunmaktadır. Araştırma bulgularının gelecekteki araştırmalarla desteklenebileceği düşünülmektedir.
Genç yetişkinlerde ebeveyn tutumları anksiyete ve öz-şefkat ilişkisi
Bu ilişkisel tarama modeliyle gerçekleştirilen çalışmanın amacı; genç yetişkinlerde algılanan ebeveyn tutumları, anksiyete ve öz şefkat düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Araştırmanın örneklemini Türkiye' deki 18-25 yaş aralığındaki genç yetişkinler oluşturmaktadır. Çalışmaya 217'si kadın ve 95' i erkek olmak üzere 18-25 yaş aralığında toplamda 312 genç yetişkin katılmıştır. Anketler internet ortamında, Google Anketler aracılığıyla genç yetişkinlere ulaştırılmıştır. Tüm katılımcılara araştırmada veri toplama aracı olarak; Kişisel Bilgi Formu, Anne Baba Tutum Ölçeği, Beck Anksiyete Ölçeği ve Öz-Duyarlılık Ölçeği uygulanmıştır. Genç yetişkinlerde ebeveyn tutumları anksiyete ve öz-şefkat ilişkisinin belirlenmesi amacıyla 'ilişkisel tarama modeli' kullanılmıştır. Tüm istatistiksel analizler için IBM SPSS 24.0 programı kullanılmıştır. Çalışmanın sonuçlarına göre; anne baba tutumları alt boyutlarından otoriter tutum ile anksiyete arasında pozitif ilişki, demokratik tutum ile anksiyete arasında negatif ilişki, demokratik tutum ile öz-şefkat arasında pozitif ilişki, koruyucu-istekçi tutum ve otoriter tutum ile öz-şefkat arasında negatif ilişki ve öz-şefkat ile anksiyete arasında negatif yönde ilişki elde edilmiştir.
Üniversite öğrencilerinin bağımlılık yapıcı maddeleri kullanım riskleri, hayatın anlam ve amacıyla ve çocukluk çağı örseleme yaşantılarıyla ilişkisinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı üniversite öğrencilerinin bağımlılık yapıcı maddeleri kullanım riskleri, hayatın anlam ve amacı ve çocukluk çağı örseleme yaşantılarıyla ilişkisinin incelenmesidir. Araştırma üniversite öğrencilerini kapsamaktadır. Veriler çevrimiçi olarak toplanmıştır ve online anket uygulaması Google Formlar üzerinden gerçekleştirilmiştir. Araştırma kapsamında 385 kişiye ulaşılmıştır. Anket formu Sosyo-Demografik özelliklere yönelik soru formundan, BAPİRT Tarama Ölçeği, Çocukluk Çağı Örselenme Yaşantıları Ölçeği (ÇÖYÖ) ve Hayatın Anlam ve Amacı Ölçeği'nden oluşmaktadır. Araştırmada ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın veri analizi SPSS 21 paket programında yapılmıştır. Araştırmada Bağımlılık Yapıcı Maddeleri Kullanım Riski, Çocukluk Çağı Örselenme Yaşantıları ile Hayatın Anlam ve Amacı değişkenleri arasındaki ilişki tespit edilmeye çalışılmıştır. Araştırma sonucunda Bağımlılık Yapıcı Maddeleri Kullanım Riski (BAPİRT) algısı ile Çocukluk Çağı Örselenme Yaşantıları (ÇÖYÖ) arasında pozitif yönlü ilişki tespit edilmiş ve Hayatın Anlam ve Amacı ile negatif yönlü ilişki tespit edilmiştir. Test sonuçlarına göre Çocukluk Çağı Örselenme Yaşantıları algısı ile Hayatın Anlam ve Amacı arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki tespit edilmemiştir.
Romantik ilişkisi olan yetişkinlerin ebeveynleri ile olan bağlanma ve cinsel doyum ilişkisinin incelenmesi
Çalışmada, romantik ilişkisi olan yetişkin bireylerin ebeveynlerine bağlanmaları ile cinsel doyum arasındaki ilişkiyi incelemek için bireylerin geriye dönük ebeveynlerine bağlanma düzeyleri incelenmiştir. Bireylerin erken çocukluk döneminde ebeveynlerine olumlu bağlanma geliştirmelerinin, cinsel doyum düzeyleri ile olumlu yönde ilişkili olabileceği varsayılmaktadır. Bu araştırmada veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından hazırlanan Sosyodemografik Bilgi Formu, Yeni Cinsel Doyum Ölçeği, Ana-Baba Tutumları I-II Ölçeği kullanılmıştır. Araştırma örneklemini romantik ilişkisi olan yetişkin bireyler oluşturmaktadır. Anket sorularını 212 (%75,1) kadın ve 70 (%24,8) erkek olmak üzere 282 birey yanıtlamıştır. Araştırmaya katılan bireylerin çoğunluğu (%66.3) 18-24 yaş grubu olmuştur. Araştırma sürecinde ölçme araçlarından elde edilen veriler SPSS programı kullanılarak analiz edilmiştir. Çalışmanın bulgularına göre erkek-kız arkadaş tipinde kararlı bir ilişki içinde olarak tanımlanan bireyler, kendilerini geçici bir ilişki içinde olarak tanımlayan bireylere göre cinsel olarak daha fazla doyuma sahiptirler. Üç yıldan fazladır romantik ilişkiye sahip olan katılımcılar, üç aydan daha az zamandır romantik ilişkisi olan katılımcılara kıyasla cinsel olarak daha fazla doyuma sahiptirler. Bireylerin ebeveynlerine bağlanmalarında babaların kontrolü veya aşırı koruması, diğer bağlanma boyutlarına kıyasla artan cinsel tatmin için pozitif bir öngörücü faktördür. Ayrıca bağlanma ilişkisinde babaların kontrol veya aşırı koruması, cinsel ilişki doyumunun eş/partner merkezli cinsel aktivite merkezli boyutundan (partnerin cinsel davranışı/tepkileri ve cinsel aktivitelerin çeşitliliği ve/veya sıklığı) elde edilen cinsel tatminin pozitif ve önemli bir belirleyicisidir. Anahtar Kelimeler: Romantik İlişki, Bağlanma, Cinsel Doyum
Pandemi döneminde bireylerin yaşadığı COVID-19 fobisi, psikolojik iyi oluşları ve psikolojik sıkıntılarının incelenmesi
Çalışmanın amacı, pandemi döneminde bireylerin yaşadığı COVID-19 fobisi, psikolojik iyi oluşları ve psikolojik sıkıntılarının incelenmesidir. COVID-19 pandemisinde vaka sayılarının artışı ile birlikte bireylerin psikolojik iyi oluşlarında azalma, psikolojik sıkıntı düzeylerinde artış olduğu söylenebilir. Buna bağlı olarak da COVID-19 fobisi (koronafobi) gelişebileceği düşünülmektedir. Bu araştırmada Psikolojik İyi Oluş Ölçeği, Psikolojik Sıkıntı Ölçeği ve Koronavirüs-19 Fobisi Ölçeği kullanılmıştır. Ayrıca araştırmacı tarafından hazırlanan Sosyodemografik Bilgi Formu kullanılmıştır. Araştırma örneklemini yetişkin bireyler oluşturmaktadır. Ölçme araçları çevrimiçi süreçlerle 18 yaş ve üzerindeki bireylere uygulanmıştır. Anket sorularını 231'i (%63,9) kadın ve 131'i (%36,1) erkek olmak üzere 362 birey yanıtlamıştır. Araştırmaya katılan bireylerin çoğunluğu (%33,1) 1824 yaş grubu olmuştur. Araştırma sürecinde ölçme araçlarından elde edilen veriler SPSS programı kullanılarak analiz edilmiştir. Çalışmanın bulgularına göre psikolojik sıkıntı ile psikolojik iyi oluş arasında anlamlı negatif bir ilişki bulunmuştur. Öte yandan COVID-19 fobisinin hem psikolojik iyi oluş ile hem de psikolojik sıkıntı ile anlamlı ilişkisi bulunmamıştır. Yaş grubuna göre incelendiğinde psikolojik sıkıntı düzeyi en yüksek bulunan grup genç yetişkinler (18-24 yaş) olmuştur. Psikolojik iyi oluş düzeyi en az bulunan grup yine genç yetişkinler (18-24 yaş) olmuştur. Bireylerin COVID-19 fobisi düzeyinde ise anlamlı farklılık bulunmasa da göreceli olarak bireylerin yaşı ilerledikçe COVID-19 fobisinin yükseldiği görülmektedir. Literatüre yeni giren COVID-19 fobisi kavramının daha farklı örneklemlerle ve daha fazla araştırma ile desteklenerek incelenmesi gerektiği düşünülmektedir.