Theses supervised by Dr. Öğr. Üyesi Esef Ercüment Yerlikaya
10 theses · Çukurova University, Çağ University
Bilişsel esneklik, stresle başa çıkma tarzları ve algılanan stres arasındaki ilişkilerin incelenmesi
Bu araştırmada bilişsel esneklik, stresle başa çıkma tarzları ve algılanan stres arasındaki ilişkileri incelemek ve bilişsel esneklik ile algılanan stres arasındaki ilişkide stresle başa çıkma tarzlarının aracı etkisini inceleyen, anlamlı model oluşturmak amaçlanmıştır. Bu amaçla oluşturulan model test edilmiştir. Çalışma grubu, kazara/kolay ulaşılabilir örnekleme yöntemi ile seçilmiş ve çeşitli sosyal medya kanalları aracılığıyla ulaşılmış yaşları 18 ve 58 arasında değişen toplam 383 bireyden (kadın toplam n: 252; erkek toplam n: 131) oluşmaktadır. Araştırma verileri; Bilişsel Esneklik Envanteri (BEE), Algılanan Stres Ölçeği (ASÖ), Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği (SBÇTÖ) ve araştırmacı tarafından, katılımcıların kişisel bilgilerini öğrenmek amacıyla hazırlanmış Kişisel Bilgi Formu ile elde edilmiştir. Verilerin analizinde, değişkenler arasındaki ilişkileri incelmek için Pearson Momentler Çarpımı Korelasyon Analizi, değişkenlere ilişkin ölçümlerin, katılımcıların cinsiyetlerine göre farklılık gösterip göstermediğini incelemek için ise t-testi yapılmış ve tasarlanan modeli sınamak amacıyla da Yapısal Eşitlik Modellemesi (YEM) tekniği kullanılmıştır. Verilerin analizi SPSS 23 ve AMOS 22 programları aracılığıyla yapılmıştır. Araştırma sonucunda, bilişsel esneklik ile hem algılanan stres arasında hem de stresle başa çıkma tarzları arasında anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Bilişsel esneklik ile algılanan stres arasındaki ilişkide, başa çıkma tarzlarının tam aracı role sahip olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Araştırma bulguları, ilgili alan yazın ışığında yorumlanmış, mevcut bilgiler çerçevesinde tartışılarak ileride yapılacak çalışmalara önerilerde bulunulmuştur. Anahtar kelimeler: Bilişsel esneklik, stresle başa çıkma tarzları, algılanan stres, aracı rol
Üniversite öğrencilerinde akademik öz yeterlik, akademik erteleme ve öz düzenleme arasındaki ilişkilerin incelenmesi
Bu araştırmada üniversite öğrencilerinin akademik öz yeterlik inançları ile akademik erteleme eğilimleri arasındaki ilişkide öz düzenleme becerilerinin aracı rolünün incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma ilişkisel tarama olarak tasarlanmıştır. Araştırmanın çalışma gurubu 2020-2021 eğitim öğretim yılında öğrenim görmekte olan 402'si kadın 148'i erkek toplam 550 üniversite öğrencisinden oluşmaktadır. Araştırma verilerini toplamak amacıyla; araştırmacı tarafından hazırlanan Kişisel Bilgi Formu, Kandemir (2010) tarafından geliştirilen Akademik Özyeterlik Ölçeği, Brown, Miller ve Lawendowski (1999) tarafından geliştirlen Aydın, Özer Keskin ve Yel tarafından (2013) Türkçe'ye uyarlanan Öz Düzenleme Ölçeği, Aitken (1982) tarafından geliştirlen ve Balkıs (2006) tarafından Türkçe'ye uyarlanan Akademik Erteleme Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmanın verilerini analiz etmek için SPSS 26.0 ve AMOS 24.0 programları kullanılmıştır. Akademik özyeterlik, öz düzenleme ve akademik erteleme değişkenlerinin arasındaki ilişkileri analiz etmek için Pearson Momentler Çarpımı Korelasyonu yapılmıştır. Akademik özyeterlik ve akademik erteleme eğilimleri arasında öz düzenlemenin aracı rolü yapısal eşitlik modeli ile incelenmiştir. Son olarak aracı rolün anlamlılığı ve etki düzeyini değerlendirmek için bootstrap güvenirlik değer aralığı hesaplanmıştır. Mevcut araştırmanın sonuçlarına göre akademik özyeterlik ve akademik erteleme arasındaki ilişkide öz düzenlemenin tam aracılık işlevi bulunmaktadır. Akademik öz yeterliğin, akademik erteleme üzerindeki öz düzenleme aracılığıyla gerçekleşen dolaylı etkisinin anlamlı olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Akademik Öz Yeterlik, Öz Düzenleme, Akademik Erteleme, Yapısal Eşitlik Modeli.
Üniversite öğrencilerinde duygu düzenleme, affetme ve kişilerarası problem çözme arasındaki ilişkilerin incelenmesi
Bu araştırma kapsamında üniversite öğrencilerinde duygu düzenleme, affetme ve kişilerarası problem çözme arasındaki ilişkilerin ele alınması amaçlanmıştır. Çalışma grubunu Türkiye' de ve KKTC' de 2020-2021 yıllarında farklı üniversitelerde öğrenim gören 498 öğrenci oluşturmaktadır. Çalışmadaki veriler Duygu Düzenleme Anketi, Heartland Affetme Ölçeği ve Kişilerarası Problem Çözme Envanteri ile toplanmıştır. Araştırmadaki veriler SPSS 20 ve AMOS 22 programlarıyla analiz edilmiştir. Çalışmada bağımsız gruplar için t testi, Pearson Korelasyon Katsayısı ve Yapısal Eşitlik Modelinden Path Analizi yöntemleriyle bulgulara ulaşılmıştır. Araştırmada duygu düzenleme stratejileri, affetme ve kişiler arası problem çözme yaklaşımları arasındaki ilişkilere yönelik olarak kurgulanan bir model test edilmiştir. Kurgulanan modelin test edilmesi sonucunda, yeniden değerlendirme pozitif problem çözmeyi ve affetmeyi doğrudan anlamlı olarak yordamaktadır. Yeniden değerlendirme negatif problem çözmeyi doğrudan anlamlı olarak yordamamaktadır. Bastırma negatif problem çözme ve affetmeyi doğrudan anlamlı olarak yordamaktadır. Bastırma pozitif problem çözmeyi doğrudan anlamlı olarak yordamamaktadır. Affetme ise pozitif ve negatif problem çözmeyi doğrudan anlamlı olarak yordamaktadır. Yeniden değerlendirme affetme aracılığıyla pozitif ve negatif problem çözmeyi dolaylı olarak yordamaktadır. Bastırma affetme aracılığıyla pozitif ve negatif problem çözmeyi dolaylı olarak yordamaktadır. Araştırmada elde edilen bu bulgular alanyazın kapsamında tartışılmış ve yorumlanmıştır. İleride yapılacak çalışmalara yönelik araştırmacılara ve uygulamacılara önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Duygu düzenleme, yeniden değerlendirme, bastırma, affetme, pozitif ve negatif problem çözme
Üniversite öğrencilerinde algılanan ebeveyn kabulü/reddi ve kişilerarası bağımlılık arasındaki ilişkide kendini kabulün aracı rolü
Bu araştırmanın amacı üniversite öğrencilerinde algılanan ebeveyn reddi, kendini kabul (koşullu/koşulsuz) ve kişilerarası bağımlılık arasındaki doğrudan ve dolaylı ilişkilerin incelenmesi ve bu sayede, algılanan ebeveyn reddi ile kişilerarası bağımlılık arasındaki ilişkide kendini kabulün (koşullu/koşulsuz) aracı bir role sahip olup olmadığının belirlenmesidir. Araştırmanın çalışma grubunu, 2021-2022 eğitim-öğretim yılında Çukurova Üniversitesi'nin Eğitim ve Fen Edebiyat Fakültelerinde öğrenim görmekte olan, yaşları 17-32 arasında değişen 303'ü kadın, 172'si erkek toplam 475 üniversite öğrencisi oluşturmaktadır. Araştırmanın veri toplama sürecinde, katılımcıların demografik özelliklerini belirlemek amacıyla araştırmacı tarafından oluşturulan Kişisel Bilgi Formu, algılanan ebeveyn reddini ölçmek için Ebeveyn Kabul-Red Ölçeği-Yetişkin Kısa Formu, koşullu kendi kabul ve koşulsuz kendini kabulü ölçmek için Koşulsuz Kendini Kabul Ölçeği, kişilerarası bağımlılığı ölçmek için de Kişiler Arası Bağımlılık Ölçeği kullanılmıştır. Tüm analizler, R alt yapısını ve paketlerini kullanan Jamovi istatistik programında gerçekleştirilmiştir. Araştırma değişkenleri arasındaki ilişkileri test etmek için Pearson Momentler Çarpımı Korelasyon katsayıları hesaplanmıştır. Algılanan ebeveyn reddi ile kişilerarası bağımlılık arasındaki ilişkide koşulsuz kendini kabul ve koşullu kendini kabulün aracı rolüne ilişkin analizler yapısal eşitlik modellemesi ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre; ebeveynlerden algılanan red ile koşullu kendini kabul arasında pozitif yönlü bir ilişki; koşulsuz kendini kabul arasında ise negatif yönlü bir ilişki elde edilmiştir. Kişilerarası bağımlılık ile ebeveynlerden algılanan red arasında pozitif yönlü bir ilişki elde edilmiştir. Koşullu kendini kabul ile kişiler arası bağımlılık arasında orta düzeyde pozitif bir ilişki; koşulsuz kendini kabul ile kişilerarası bağımlılık arasında orta düzeyde negatif bir ilişki elde edilmiştir. Yapılan analizler sonucunda hem anneden hem de babadan algılanan reddin kişilerarası bağımlılık üzerinde kendini kabul (koşullu/koşulsuz) aracılığıyla olan spesifik dolaylı etkisinin pozitif ve anlamlı olduğu elde edilmiştir. Elde edilen bu bulgular literatür kapsamında tartışılmış ve yorumlanmıştır. Daha sonra yapılacak çalışmalara yönelik uygulayıcılara ve araştırmacılara önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Ebeveyn kabul/reddi, kendini kabul (koşulsuz/koşullu), kişilerarası bağımlılık
Majör depresif bozukluk tanısı alan hastalarda depresif belirti şiddeti, üstbilişler ve obsesif inanışlar arasındaki ilişkiler
Bu tezin amacı, majör depresif bozukluk (MDB) ile üstbilişler ve obsesif inanışlar arasındaki ilişkileri Türk örnekleminde incelemek ve üstbilişsel araştırmalara Türkiye'den elde edilen veriler ile katkı sağlamaktır. Bunlara ek olarak, depresyonda hangi üstbilişlerin ve obsesif inanışların yoğun olduğunu belirlemek de çalışmanın diğer amaçlarını oluşturmaktadır. Bu amaçlara ulaşmak için, bu çalışma MDB tanısı alan 50 kişi ve kontrol katılımcı olan 45 kişi ile yapılmıştır. Klinik ve kontrol grupları arasındaki farkları daha açık bir şekilde temsil etmesi amacıyla, klinik gruba depresyon puanları 17'den yüksek olan bireyler alınmıştır. Araştırmaya dahil olan tüm katılımcılara araştırmanın amacı hakkında genel bilgi verildikten sonra katılımcılar, ilgili ölçme araçlarını doldurmuştur. Çalışmada, depresif belirtilerin şiddetini ölçmek amacıyla Beck Depresyon Envanteri (BDE), obsesif inanışları belirlemek amacıyla Obsesif İnanışlar Ölçeği (OİÖ-44), üstbilişleri değerlendirmek amacıyla Üstbiliş Ölçeği (ÜBÖ) ve katılımcıların kişisel bilgilerini içeren Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Teze ilişkin bulgular, 3 ana başlık altında incelenmiştir. Birinci bölümde, kullanılan ölçme araçları ve alt ölçeklerinden alınan puanlar, kişisel bilgi formundan elde edilen bazı özelliklere göre incelenmiştir. Yapılan analizler sonucunda, klinik gruptaki katılımcıların depresyon süreleri ile ölçeklerden aldıkları puanlar arasında anlamlı ilişkilerin olmadığı saptanmıştır. Ayrıca, klinik ve kontrol katılımcıların, ilgili ölçme araçlarından aldıkları puanların cinsiyete göre farklılaşmadığı bulunmuştur. İkinci bölümde, kullanılan ölçme araçları ve alt ölçeklerinden elde edilen puanların klinik ve kontrol katılımcılar için farklılaşıp farklılaşmadığına ilişkin sonuçlar alt başlıklar halinde verilmiştir. Yapılan analizler sonucunda, klinik ve kontrol gruplardan elde edilen puanların tüm ölçekler ve bu ölçme araçlarının alt ölçekleri için farklılaştığı ve klinik grupta daha yüksek olduğu bulunmuştur. Üçüncü ve son bölümde ise, depresyon şiddeti, üstbilişsel faktörler ve obsesif inanışlar arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Elde edilen verilere göre, tüm obsesif inanışlar ve tüm üstbilişsel inanışların depresif belirti şiddeti ile ilişkili olduğu bulunmuştur. Üstbilişsel inanışlardan biri olan bilişsel güvensizlik ile obsesif inanış alanlarının hiçbiri arasında anlamlı ilişki bulunmamıştır. Diğer üstbilişsel inanış alanları ile tüm obsesif inanışların ilişkileri ise pozitif yönde anlamlı bulunmuştur. Ayrıca, üstbilişsel inanışlardan olumlu inanışlar ile obsesif inanış alanlarından düşüncelere verilen önem/düşüncelerin kontrolü arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Elde edilen bulgular, depresyonun üstbilişsel modeli ve klinik psikoloji alanında ilgili literatür bulgularıyla uyumluluk göstermektedir. Anahtar kelimeler: Majör depresif bozukluk, üstbiliş, obsesif İnanışlar
Panik bozukluğu hastalarında obsesif inanışlar ve üst bilişlerin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı üst bilişler ve obsesif inanışlar arasındaki ilişkileri incelemek ve panik bozukluğu olan ve olmayan kişilerin üst bilişlerini ve obsesif inanışlarını karşılaştırmaktır. Araştırma, özel bir psikiyatri kliniğinde panik bozukluğu tanısı koyulmuş 42 kişi ve herhangi bir psikiyatrik hastalığı olmayan 45 kişi ile gerçekleştirilmiştir. Panik bozukluğu tanısı almış olan gruba, panik bozukluğu şiddetlerini belirlemek amacıyla Panik Bozukluğu Şiddet Ölçeği (PBŞÖ) uygulanmıştır. Her iki gruba katılımcıların kişisel bilgilerini belirlemeyi amaçlayan, araştırmacı tarafından geliştirilen Kişisel Bilgi Formu, katılımcıların üst bilişlerini belirlemek amacıyla Üst Bilişler Ölçeği (ÜBÖ-30) ve katılımcıların obsesif inanışlarını belirlemek amacıyla Obsesif İnanışlar ölçeği (OİÖ-44) uygulanmıştır. Katılımcıların ölçeklerden aldıkları puanların cinsiyetlerine göre farklılaşıp farklılaşmadığı incelenirken, bağımsız gruplar t-testi yapılmıştır. Buna göre, panik bozukluğu hastalarının üst biliş ölçeğinden aldıkları puanların ve panik bozukluğu şiddetlerinin cinsiyete göre değişmediği bulunmuştur (p>.05). Hasta ve kontrol gruplarının ölçeklerden aldıkları puanları karşılaştırırken bağımsız gruplar t-testi kullanılmıştır. Buna göre, hasta grubunun, obsesif inanışlarının ve obsesif inanışların alt boyutu olan sorumluluk/tehlike beklentisi inanışlarının kontrol grubundan daha yüksek olduğu bulunmuştur (p<.05). Obsesif inanışların alt boyutu olan düşüncelere verilen önem/düşüncelerin kontrolü ve mükemmeliyetçilik/kesinlik inanışlarının hasta ve kontrol grupları arasında değişmediği bulunmuştur (p>.05). Hasta grubunun kontrol grubuna göre genel olarak üst bilişsel inanışlarının daha yüksek olduğu ve bilişsel farkındalık, düşünceleri kontrol ihtiyacı ve kontrol edilemezlik ve tehlike inanışlarının da kontrol grubuna göre daha yüksek olduğu bulunmuştur (p<.01). Olumlu inanış ve bilişsel güven inanışları ise iki grup arasında farklılaşmamıştır (p>.05). Panik bozukluğu hastalarının obsesif inanışları, üst bilişleri ve panik bozukluğu şiddetleri arasındaki ilişkiyi incelemek için Pearson korelasyon katsayıları hesaplanmıştır. Buna göre, panik bozukluğunun şiddeti ile obsesif inanışlar ve üst bilişler arasında anlamlı ilişki saptanmamıştır (p>.05). Panik bozukluğu hastalarının obsesif inanışları ve üst bilişleri arasındaki ilişkilere bakıldığında ise panik bozukluğu hastalarının obsesif inanışları ve üst bilişleri arasında güçlü bir ilişki bulunmuştur (p<.01). Alt boyutlar değerlendirildiğinde; üst bilişin alt boyutlarından bilişsel güven ve obsesif inanışın alt boyutlarından mükemmeliyetçilik/kesinlik inanışları arasında anlamlı ilişki bulunmamış (p>.05) fakat bunun dışında diğer alt boyutların birbiri ile ilişkili olduğu bulunmuştur (p<.01).
Üniversite öğrencilerinde erken dönem uyumsuz şemalar, mizah tarzları ve psikolojik uyum arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırma, erken dönem uyumsuz şemalar, mizah tarzları ve psikolojik uyum arasındaki ilişkileri incelemek ve mizah tarzlarının erken dönem uyumsuz şemaları ile psikolojik uyum arasındaki ilişkide aracı rolü olup olmadığını belirlemek amacıyla yapılmıştır. Bu çalışma korelasyonel (ilişkisel) nitelikte olan kesitsel bir araştırmadır. Araştırma örneklemi; 2021-2022 yılında Çukurova ve Çağ Üniversitelerinde öğrenimine devam eden, 18-45 yaş arası (ort. =21.36, S=2,51), 292'si kız 116'sı erkek olmak üzere toplam 408 üniversite öğrencisinden oluşmaktadır. Araştırmada veri toplamak amacıyla Young Şema Ölçeği (YŞÖ-KF3), Depresyon, Anksiyete ve Stres Ölçeği (DASÖ-21) ve Mizah Tarzları Ölçeği (MTÖ) ölçme araçları ve araştırmacı tarafından hazırlanan Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Toplanan veriler, Pearson Momentler Çarpımı Korelasyon Analizi ve Çoklu Aracılık Analizi yöntemleri kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda kendini geliştirici mizah tarzının, kopukluk ve zedenmiş otonomi şema alanları ile psikolojik uyum arasında aracı rolü olduğu bulunmuştur. Kendini yıkıcı mizah tarzının ise kopukluk ve zedelenmiş otonominin yanı sıra diğeri yönelimlilik şema alanı ile psikolojik uyum arasında aracı rolü olduğu saptanmıştır. Araştırma sonuçları ilgili literatür aracılığı ile tartışılmış, sonuçlara yönelik olası açıklamalar yapılmıştır. Araştırmanın sınırlılıkları ve gelecekte yapılacak olan çalışmalar için öneriler belirtilmiştir.
Türkiye'de otizm spektrum bozukluğu olan çocukların ebeveynlerinin tedavi seçimini etkileyen faktörler
Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB), nörogelişimsel bir bozukluk olarak tanımlanmaktadır ve son yıllarda görülme sıklığında hızlı artış gözlenmektedir. Bu artış, mevcut tedavi/müdahale yöntemi seçeneklerine yenilerinin eklenmesine yol açmıştır. Alanda bilimsel dayanağı olan yöntemlerin yanısıra bilimsel dayanaktan yoksun, etkisiz hatta zararlı yöntemler de kullanılmaktadır. Etkili tedavi/müdahale yöntemlerinin uygulanması otizmli bireyin başarılı bir gelişim göstermesini sağlasa da, etkili olmayan tedavi/müdahale yöntemlerinin tercihi, sürecin olumlu gelişimini geciktirebildiği gibi otizmli bireylere zarar da verebilmektedir. Ebeveynler/bakım verenler karşılaştıkları tedavi/müdahale yöntemleri arasından tercih yaparken, birçok faktör bu süreçte rol oynayabilmektedir. Bu araştırmada OSB'li çocuğu olan ebeveynlere/bakım verenlere (N=229), çocukları için seçtikleri tedavi/müdahale yöntemini/yöntemlerini ve bu seçimi yaparken etkilendikleri faktörleri saptamak amacı ile bir anket uygulanmıştır. Araştırmanın bulguları, ebeveynlerin/bakım verenlerin en sık tercih ettiği yöntemin egzersiz, yöntemi seçmelerindeki nedenin yöntemin etkili olduğunu düşünmeleri ve tercihlerini en çok etkileyen bilgi kaynağının da uzmanlardan aldıkları tavsiyeler olduğunu göstermektedir.
Üniversite öğrencilerinde nevrotik eğilimler, savunma mekanizmaları ve algılanan stres arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmanın temel amacı, bireylerin nevrotik eğilimleri, kullandıkları savunma mekanizmaları ve algıladıkları stres arasındaki ilişkileri incelemektir. Araştırma, nevrotik eğilimler, savunma mekanizmaları ve algılanan stres arasındaki ilişkileri anlamak ve nevrotik eğilimler ile savunma mekanizmalarının algılanan stres üzerindeki yordayıcılığını belirlemeyi amaçlamaktadır. Bu kapsamda, nevrotik eğilimler ve savunma mekanizmaları yordayıcı değişken olarak değerlendirilirken, algılanan stres ise yordanan değişken olarak ele alınmıştır. Çalışmaya, Türkiye'de eğitim gören toplamda 290 üniversite öğrencisi katılmıştır; bu öğrencilerin 215'i kadın ve 75'i erkektir. Veri toplama sürecinde nevrotik eğilimleri değerlendirmek için "Horney-Coolidge Üç Boyut Envanteri (HCTI)", kullanılan savunma mekanizmalarını değerlendirmek için "Savunma Biçimleri Testi (SBT-40)" ve algılanan stres düzeyini değerlendirmek için "Algılanan Stres Ölçeği (ASÖ)" kullanılmıştır. Verilerin analizinde "Bağımsız Gruplar T Testi", "Pearson Korelasyon Analizi" ve "Çoklu Doğrusal Regresyon Analizi" gibi istatistiksel yöntemler kullanılmıştır. Araştıma sonucunda olgun savunma mekanizmaları ile algılanan stres arasında negatif yönde; immatür savunma mekanizmaları ile algılanan stres arasında pozitif yönde; saldırganlık ve uysallık eğilimi ile algılanan stres arasında pozitif yönde; saldırganlık ve kopukluk eğilimi ile olgun ve immatür savunma mekanizmaları arasında pozitif yönde; uysallık eğilimi ile nevrotik savunma mekanizmaları arasında pozitif yönde anlamlı ilişkiler saptanmıştır. Araştırma sonucunda olgun ve immatür savunma mekanizmalarının ve saldırganlık ve uysallık eğilimlerinin algılanan stres üzerinde; saldırganlık eğiliminin olgun ve immatür savunma mekanizmaları üzerinde; uysallık eğiliminin immatür ve nevrotik savunma mekanizmaları üzerinde; kopukluk eğiliminin immatür savunma mekanizmaları üzerinde yordayıcı etkisinin olduğu sonuçlarına ulaşılmıştır.
Sosyal medya bağımlılığının yordayıcıları olarak kırılgan narsisizm, olumsuz değerlendirilme korkusu ve gelişmeleri kaçırma korkusu
Bu araştırmanın amacı, yaşları 18 ile 60 arasında değişen, farklı eğitim düzeylerine sahip olan, sosyal medya kullanan genç ve yetişkinlerden oluşan genel popülasyon üzerinde kırılgan narsisizm, olumsuz değerlendirilme korkusu ve gelişmeleri kaçırma korkusunun sosyal medya bağımlılığı üzerindeki yordayıcı etkisini değerlendirmektir. Araştırma kolay ulaşılabilir örnekleme (convenience sampling) yoluyla ulaşılan, 256'sı kadın ve 244'ü erkek olmak üzere toplam 500 kişi ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın amacına uygun olan verileri toplamak amacıyla Kişisel Bilgi Formu, Sosyal Ağ Bağımlılığı Ölçeği, Patolojik Narsisizm Envanteri, Olumsuz Değerlendirilme Korkusu Ölçeği ve Sosyal Ortamlarda Gelişmeleri Kaçırma Korkusu Ölçeği kullanılmış olup verilerin toplanması çevrimiçi platformlar üzerinden gerçekleştirilmiştir. Elde edilen puanlar Statistical Package for the Social Science (SPSS) v26 kullanılarak hesaplanmıştır. Katılımcıların puanlarının sosyodemografik verilere göre farklılaşıp farklılaşmadığını incelemek için bağımsız gruplar t-test'i ve değişkenler arası ilişkileri gözlemleyebilmek için pearson korelasyon katsayıları kullanılmıştır. Kırılgan narsisizm, gelişmeleri kaçırma korkusu ve olumsuz değerlendirilme korkusunun sosyal medya bağımlılığı üzerindeki yordayıcı etkilerini incelemek için çoklu doğrusal regresyon analizleri yürütülmüştür. Değişkenlerin cinsiyete göre farklılaşıp farklılaşmadığı incelendiğinde katılımcıların kırılgan narsisizm ve gelişmeleri kaçırma korkusu puan ortalamalarının cinsiyete göre anlamlı farklılık göstermediği saptanmıştır. Katılımcıların sosyal medya bağımlılığı ve olumsuz değerlendirilme korkusu toplam puanlarının cinsiyete göre farklılaşıp farklılaşmadığı incelendiğinde ise kadın katılımcıların toplam puanlarının ortalamasının erkek katılımcılara göre daha yüksek olduğu görülmüştür. Değişkenler arasındaki ilişkiler incelendğinde araştırmanın bağımlı değişkeni olan sosyal medya bağımlılığı ile bağımsız değişkenleri olan kırılgan narsisizm (r = .525), gelişmeleri kaçırma korkusu (r= .506) ve olumsuz değerlendirilme korkusu (r= .469) arasında da pozitif yönde, orta düzeyde anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır. Bağımsız değişkenlerin sosyal medya bağımlılığını ne düzeyde yordandığını incelemek üzere gerçekleştirilen çoklu doğrusal regresyon analizi sonucunda; yordayıcı değişkenlerden kırılgan narsisizm (β = .291, p < .001) ve gelişmeleri kaçırma korkusunun (β = .251, p < .001) sosyal medya bağımlılığı ile istatistiksel olarak anlamı düzeyde doğrusal ilişkiye sahip olduğu, sosyal medya bağımlılığı puanlarındaki varyansın % 32'sinin regresyon denklemi tarafından açıklanabildiği, olumsuz değerlendirilme korkusunun ise (β = .099, p > .05) sosyal medya bağımlılığını anlamlı düzeyde yordamadığı saptanmıştır. Araştırmanın bulguları, alanyazında bulunan ilgili araştırmalar çerçevesinde tartışılmıştır. Tartışma sonucunda bazı öneriler takdim edilmiştir.