Theses supervised by Dr. Öğr. Üyesi Nurten Elkin
10 theses · İstanbul Gelişim University
Ergenlerin teknoloji bağımlılık düzeyleri ile duygusal zeka özellikleri, uyku kalitesi ve stresle başa çıkma stratejileri arasındaki ilişkinin incelenmesi
İnsan yaşamının en önemli dönemlerinden biri olan ergenlikte fiziksel, psikolojik ve sosyal birçok değişim yaşanmaktadır. Ergenlik dönemi, teknoloji bağımlılığı için önemli bir risk grubu olarak görülmektedir. İnternetin aşırı kullanımı, bir takım fiziksel sağlık sorunlarına, stres, kaygı, yalnızlık gibi psikolojik sorunlara, ayrıca ekonomik, akademik, kişilerarası ilişki ve uyku sorunlarına yol açabilmektedir. Bu nedenle araştırmada ergenlerin, teknoloji bağımlılık düzeyleri ile duygusal zekâ özellikleri, uyku kalitesi ve stresle başa çıkma stratejilerinin belirlenmesi hedeflenmiştir. Araştırma, ilişkisel tarama modeline göre tasarlanmış betimsel bir çalışmadır. Bu araştırmada veri toplama aracı olarak "Sosyodemografik Form", '' Türk Çocuk ve Ergenler için Kültüre Duyarlı Stresle Başa Çıkma Ölçeği (ÇESBÖ)'', ''Duygusal Zekâ Özelliği Ölçeği – Adölesan Kısa Formu (TEIQue-ASF)'', ''Ergenler için İnternet Bağımlılığı Ölçeği'' ve "Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi (PUKİ)" kullanılmıştır. Verilerin analizinde, Statistical Package for the Social Sciences (SPSS) 27 yazılımı kullanılmış olup; Pearson Korelasyon yöntemi, Bağımsız Gruplar t-testi ve ANOVA istatistiksel testleri uygulanmıştır. Tüm bu istatistiksel analizler, %95 güven aralığında gerçekleştirilmiş ve anlamlılık düzeyi olarak p değeri 0.05 kabul edilmiştir. Araştırmaya katılım gösteren 656 lise öğrencinin %56.7'si kız, %43.3'ü erkektir; yaşları min:13; max: 18'dir. Ergenler İçin İnternet Bağımlılığı Ölçeği ile Duygusal Zekâ Özelliği Ölçeği (r=-.44, p<0.01), Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi ile Duygusal Zekâ Özelliği Ölçeği (r=-.36, p<0.01) değişkenleri arasında orta düzey negatif korelasyon saptanmıştır. Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi ile Ergenler İçin İnternet Bağımlılığı Ölçeği (r=.31, p<0.01) değişkenleri arasında orta düzey pozitif korelasyon saptanmıştır. Duygusal Zekâ Özelliği Ölçeği ile Problem Çözme, (r=.34, p<0.01), düşük ve orta düzey pozitif korelasyon; Ergenler İçin İnternet Bağımlılığı Ölçeği ile Problem Çözme (r=-.18, p<0.01), Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi ile Problem Çözme (r=-.12, p<0.01) değişkenleri arasında düşük düzey negatif korelasyon saptanmıştır. Araştırma sonucunda, ergenlerin, teknoloji bağımlılık düzeyleri ile duygusal zekâ özellikleri, uyku kalitesi ve stresle başa çıkma yöntemleri arasında anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır.
Ergenlerin teknoloji bağımlılık düzeyleri ile duygusal zeka özellikleri, uyku kalitesi ve stresle başa çıkma stratejileri arasındaki ilişkinin incelenmesi
İnsan yaşamının en önemli dönemlerinden biri olan ergenlikte fiziksel, psikolojik ve sosyal birçok değişim yaşanmaktadır. Ergenlik dönemi, teknoloji bağımlılığı için önemli bir risk grubu olarak görülmektedir. İnternetin aşırı kullanımı, bir takım fiziksel sağlık sorunlarına, stres, kaygı, yalnızlık gibi psikolojik sorunlara, ayrıca ekonomik, akademik, kişilerarası ilişki ve uyku sorunlarına yol açabilmektedir. Bu nedenle araştırmada ergenlerin, teknoloji bağımlılık düzeyleri ile duygusal zekâ özellikleri, uyku kalitesi ve stresle başa çıkma stratejilerinin belirlenmesi hedeflenmiştir. Araştırma, ilişkisel tarama modeline göre tasarlanmış betimsel bir çalışmadır. Bu araştırmada veri toplama aracı olarak "Sosyodemografik Form", '' Türk Çocuk ve Ergenler için Kültüre Duyarlı Stresle Başa Çıkma Ölçeği (ÇESBÖ)'', ''Duygusal Zekâ Özelliği Ölçeği – Adölesan Kısa Formu (TEIQue-ASF)'', ''Ergenler için İnternet Bağımlılığı Ölçeği'' ve "Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi (PUKİ)" kullanılmıştır. Verilerin analizinde, Statistical Package for the Social Sciences (SPSS) 27 yazılımı kullanılmış olup; Pearson Korelasyon yöntemi, Bağımsız Gruplar t-testi ve ANOVA istatistiksel testleri uygulanmıştır. Tüm bu istatistiksel analizler, %95 güven aralığında gerçekleştirilmiş ve anlamlılık düzeyi olarak p değeri 0.05 kabul edilmiştir. Araştırmaya katılım gösteren 656 lise öğrencinin %56.7'si kız, %43.3'ü erkektir; yaşları min:13; max: 18'dir. Ergenler İçin İnternet Bağımlılığı Ölçeği ile Duygusal Zekâ Özelliği Ölçeği (r=-.44, p<0.01), Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi ile Duygusal Zekâ Özelliği Ölçeği (r=-.36, p<0.01) değişkenleri arasında orta düzey negatif korelasyon saptanmıştır. Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi ile Ergenler İçin İnternet Bağımlılığı Ölçeği (r=.31, p<0.01) değişkenleri arasında orta düzey pozitif korelasyon saptanmıştır. Duygusal Zekâ Özelliği Ölçeği ile Problem Çözme, (r=.34, p<0.01), düşük ve orta düzey pozitif korelasyon; Ergenler İçin İnternet Bağımlılığı Ölçeği ile Problem Çözme (r=-.18, p<0.01), Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi ile Problem Çözme (r=-.12, p<0.01) değişkenleri arasında düşük düzey negatif korelasyon saptanmıştır. Araştırma sonucunda, ergenlerin, teknoloji bağımlılık düzeyleri ile duygusal zekâ özellikleri, uyku kalitesi ve stresle başa çıkma yöntemleri arasında anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır.
Ergenlerde dijital oyun bağımlılığı ile akran ilişkileri, analitik düşünme becerileri ve fiziksel aktivite yeterlilikleri arasındaki ilişkisinin incelenmesi
Bu araştırmada, lisede öğrenim görmekte olan ergen bireylerin dijital oyun bağımlılığı ile akran ilişkileri, analitik düşünme becerileri ve fiziksel aktivite yeterliliklerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemi, 2023-2024 eğitim-öğretim yılında İstanbul ili Beyoğlu ilçesinde bulunan Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı üç lisede öğrenim görmekte olan 385 öğrenciden oluşmaktadır. Veriler "Dijital Oyun Bağımlılığı Ölçeği", "Akran İlişkileri Ölçeği", "Lise Öğrencileri için Analitik Düşünme Becerileri Ölçeği", Fiziksel Aktivite Yeterliği Ölçeği" ve "Sosyodemografik Bilgi Formu" kullanılarak toplanmıştır. Araştırmada nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Toplanan veriler bağımsız örneklemler için t-testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), pearson korelasyon analizi ve bağımsız değişkenin bağımlı değişken üzerindeki etkisini incelemek için basit doğrusal regresyon analizi yapılmıştır. Araştırma sonucunda elde edilen veriler değerlendirildiğinde; Dijital Oyun Bağımlılığı Ölçeği, cinsiyet, yaş, sınıf düzeyi, anne-baba eğitim durumu değişkenleri açısından kıyaslandığında, ölçeklerden alınan puanlar arasında istatistiksel olarak anlamlılık tespit edilmiştir. Akran İlişkileri Ölçeği verileri ile; cinsiyet ve anne-baba eğitim durumu değişkenleri üzerinden kıyaslandığında ölçeklerden alınan puanlar arasında anlamlı düzeyde farklılık tespit edilmiş olup sınıf, yaş ve Beden Kitle İndeksi değişkenine göre anlamlılık bulunamamıştır. Lise Öğrencilerinin Analitik Düşünme Ölçeği verilerine bakıldığında; sınıf, yaş ve Beden Kitle İndeksi değişkenleri üzerinden kıyaslandığında ölçeklerden alınan puanlar arasında anlamlı düzeyde farklılık tespit edilmiştir. Fiziksel Aktivite Yeterliği Ölçeği verileri değerlendirildiğinde; cinsiyet ve Beden Kitle İndeksi değişkenleri üzerinden kıyaslandığında ölçeklerden alınan puanlar arasında anlamlı düzeyde farklılık tespit edilmiştir. Araştırma sonucuna göre; ergenlerde dijital oyun bağımlılığı arttıkça akran ilişkilerinin ve analitik düşünmenin azaldığı; ev içi fiziksel aktivitenin azaldığı durumda ise dijital oyun bağımlılığının arttığı gözlemlenmiştir.
Ergenlerde dijital oyun bağımlılığı ile akran ilişkileri, analitik düşünme becerileri ve fiziksel aktivite yeterlilikleri arasındaki ilişkisinin incelenmesi
Bu araştırmada, lisede öğrenim görmekte olan ergen bireylerin dijital oyun bağımlılığı ile akran ilişkileri, analitik düşünme becerileri ve fiziksel aktivite yeterliliklerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemi, 2023-2024 eğitim-öğretim yılında İstanbul ili Beyoğlu ilçesinde bulunan Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı üç lisede öğrenim görmekte olan 385 öğrenciden oluşmaktadır. Veriler "Dijital Oyun Bağımlılığı Ölçeği", "Akran İlişkileri Ölçeği", "Lise Öğrencileri için Analitik Düşünme Becerileri Ölçeği", Fiziksel Aktivite Yeterliği Ölçeği" ve "Sosyodemografik Bilgi Formu" kullanılarak toplanmıştır. Araştırmada nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Toplanan veriler bağımsız örneklemler için t-testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), pearson korelasyon analizi ve bağımsız değişkenin bağımlı değişken üzerindeki etkisini incelemek için basit doğrusal regresyon analizi yapılmıştır. Araştırma sonucunda elde edilen veriler değerlendirildiğinde; Dijital Oyun Bağımlılığı Ölçeği, cinsiyet, yaş, sınıf düzeyi, anne-baba eğitim durumu değişkenleri açısından kıyaslandığında, ölçeklerden alınan puanlar arasında istatistiksel olarak anlamlılık tespit edilmiştir. Akran İlişkileri Ölçeği verileri ile; cinsiyet ve anne-baba eğitim durumu değişkenleri üzerinden kıyaslandığında ölçeklerden alınan puanlar arasında anlamlı düzeyde farklılık tespit edilmiş olup sınıf, yaş ve Beden Kitle İndeksi değişkenine göre anlamlılık bulunamamıştır. Lise Öğrencilerinin Analitik Düşünme Ölçeği verilerine bakıldığında; sınıf, yaş ve Beden Kitle İndeksi değişkenleri üzerinden kıyaslandığında ölçeklerden alınan puanlar arasında anlamlı düzeyde farklılık tespit edilmiştir. Fiziksel Aktivite Yeterliği Ölçeği verileri değerlendirildiğinde; cinsiyet ve Beden Kitle İndeksi değişkenleri üzerinden kıyaslandığında ölçeklerden alınan puanlar arasında anlamlı düzeyde farklılık tespit edilmiştir. Araştırma sonucuna göre; ergenlerde dijital oyun bağımlılığı arttıkça akran ilişkilerinin ve analitik düşünmenin azaldığı; ev içi fiziksel aktivitenin azaldığı durumda ise dijital oyun bağımlılığının arttığı gözlemlenmiştir.
Ergenlerin prososyal davranışları, kişilerarası problem çözme becerileri ve iletişim becerileri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Araştırmada ergenlerin prososyal davranışları, kişilerarası problem çözme becerileri ve iletişim becerileri arasındaki ilişkiyi belirlemek amaçlanmıştır. Çalışmada iki ya da daha fazla olan değişkenler arasındaki ilişkinin varlığı ve derecesini değişkenlere müdahale etmeden incelemek için nicel araştırma türlerinden ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmaya İstanbul ilinde 2023-2024 eğitim-öğretim yılında liselerin her sınıf düzeyinde eğitim görmekte olan 385 öğrenci katılım sağlamıştır. Katılımcıları sınıf ayrımında belirlemek için "Tabakalı basit rastgele örnekleme yöntemi" kullanılmıştır. Araştırmada öğrencilerin demografik özelliklerine "Kişisel Bilgi Formu ile ulaşılmıştır. Prososyal davranış eğilimlerini belirlemek amacıyla "Ergen Prososyallik Ölçeği", kişilerarası problem çözme becerilerini ölçmek için "Kişilerarası Problem Çözme Envanteri" ve iletişim becerilerini tespit etmek amacıyla ise "İletişim Becerileri Değerlendirme Ölçeği" kullanılmıştır. Çalışmada elde edilen veriler SPSS 27 yazılımı kullanılarak analiz edilmiştir. Ölçekler arasındaki ilişki düzeyi ve yönü, Pearson Korelasyon yöntemiyle incelenmiştir. Ölçeklerin demografik değişkenlere göre farklılıklarını anlamak için Bağımsız Gruplar t-testi ve ANOVA testleri kullanılmıştır. Yordayıcılık analizi için ise Basit Doğrusal Regresyon tercih edilmiştir. Tüm bu istatistiksel analizler, %95 güven aralığında ve p değeri 0.05 anlam düzeyi esas alınarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmada elde edilen verilerin analizlerine göre ergenlerin prososyallik düzeyi arttıkça, iletişim becerileri ve yapıcı problem çözme, ısrarcı-sebatkar yaklaşımın arttığı, bunun aksine kendine güvensizlik ve sorumluluk almamanın azaldığı gözlemlenmiştir. Ayrıca ergen prososyallik ve iletişim becerileri düzeyleri cinsiyete göre karşılaştırıldığında kadınların erkeklere göre daha yüksek ortalamaya sahip olduğu tespit edilmiştir. Kişilerarası problem çözme becerileri cinsiyete göre incelendiğinde, kendine güvensizlik alt ölçeğinde erkeklerin kadınlara göre daha yüksek ortalamaya sahip olduğu, yaşa göre bakıldığında ise 13 yaşında olanların diğerlerine göre daha yüksek puan aldıkları gözlenmiştir. Ergenlerin prososyal davranışları, kişilerarası problem çözme ve iletişim becerileri arasındaki ilişkilerin anlaşılması, ergenlerin sosyal uyumlarına ve refahlarına yönelik müdahalelerin tasarlanması ve uygulanmasında önemli olacaktır. Ayrıca belirlenen ilişki yönü ve düzeylerinin alanyazına katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
Ergenlerin prososyal davranışları, kişilerarası problem çözme becerileri ve iletişim becerileri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Araştırmada ergenlerin prososyal davranışları, kişilerarası problem çözme becerileri ve iletişim becerileri arasındaki ilişkiyi belirlemek amaçlanmıştır. Çalışmada iki ya da daha fazla olan değişkenler arasındaki ilişkinin varlığı ve derecesini değişkenlere müdahale etmeden incelemek için nicel araştırma türlerinden ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmaya İstanbul ilinde 2023-2024 eğitim-öğretim yılında liselerin her sınıf düzeyinde eğitim görmekte olan 385 öğrenci katılım sağlamıştır. Katılımcıları sınıf ayrımında belirlemek için "Tabakalı basit rastgele örnekleme yöntemi" kullanılmıştır. Araştırmada öğrencilerin demografik özelliklerine "Kişisel Bilgi Formu ile ulaşılmıştır. Prososyal davranış eğilimlerini belirlemek amacıyla "Ergen Prososyallik Ölçeği", kişilerarası problem çözme becerilerini ölçmek için "Kişilerarası Problem Çözme Envanteri" ve iletişim becerilerini tespit etmek amacıyla ise "İletişim Becerileri Değerlendirme Ölçeği" kullanılmıştır. Çalışmada elde edilen veriler SPSS 27 yazılımı kullanılarak analiz edilmiştir. Ölçekler arasındaki ilişki düzeyi ve yönü, Pearson Korelasyon yöntemiyle incelenmiştir. Ölçeklerin demografik değişkenlere göre farklılıklarını anlamak için Bağımsız Gruplar t-testi ve ANOVA testleri kullanılmıştır. Yordayıcılık analizi için ise Basit Doğrusal Regresyon tercih edilmiştir. Tüm bu istatistiksel analizler, %95 güven aralığında ve p değeri 0.05 anlam düzeyi esas alınarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmada elde edilen verilerin analizlerine göre ergenlerin prososyallik düzeyi arttıkça, iletişim becerileri ve yapıcı problem çözme, ısrarcı-sebatkar yaklaşımın arttığı, bunun aksine kendine güvensizlik ve sorumluluk almamanın azaldığı gözlemlenmiştir. Ayrıca ergen prososyallik ve iletişim becerileri düzeyleri cinsiyete göre karşılaştırıldığında kadınların erkeklere göre daha yüksek ortalamaya sahip olduğu tespit edilmiştir. Kişilerarası problem çözme becerileri cinsiyete göre incelendiğinde, kendine güvensizlik alt ölçeğinde erkeklerin kadınlara göre daha yüksek ortalamaya sahip olduğu, yaşa göre bakıldığında ise 13 yaşında olanların diğerlerine göre daha yüksek puan aldıkları gözlenmiştir. Ergenlerin prososyal davranışları, kişilerarası problem çözme ve iletişim becerileri arasındaki ilişkilerin anlaşılması, ergenlerin sosyal uyumlarına ve refahlarına yönelik müdahalelerin tasarlanması ve uygulanmasında önemli olacaktır. Ayrıca belirlenen ilişki yönü ve düzeylerinin alanyazına katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
Otizm spektrum bozukluğu tanısı alan çocukların ebeveynlerinin bakım verme yükü, yaşam doyumu ve başa çıkma tutumlarının incelenmesi
Bu araştırmada otizm spektrum bozukluğu tanısı almış çocuğa sahip ebeveynlerin bakım verme yükü, yaşam doyumu ve başa çıkma tutumlarının incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma betimsel (tanımlayıcı) nitelikte bir çalışmadır. Araştırmada nicel verilere yer verilmiş olup, sayısal değerler aracılığıyla hipotezleri test etmeyi amaçlayan "Nicel Desenli" bir çalışmadır. Araştırmaya İstanbul ilinde 2023-2024 eğitim-öğretim yılında Millî Eğitim Bakanlığı'na bağlı Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezlerinde kayıtlı otizmli öğrencilerin ebeveynlerinden 159 kişilik bir örneklem seçilmiştir. Örneklem elde etmek için, 3-6 yaş, 7-13 yaş ve 14-18 yaş aralıklarında ''Tabakalı rastgele örnekleme yöntemi'' kullanılmıştır. Araştırmada, "Sosyodemografik Bilgi Formu", "Zarit Bakım Verme Yükü Ölçeği", "Yaşam Doyum Ölçeği" ve "COPE Başa Çıkma Tutumlarını Değerlendirme Ölçeği" kullanılmıştır. Çalışmada elde edilen veriler SPSS 27 yazılımı kullanılarak analiz edilmiştir. Ölçekler arasındaki ilişki düzeyi ve yönü, Pearson Korelasyon yöntemiyle incelenmiştir. Değişkenlerin demografik özelliklere göre farklılıklarını anlamak için Bağımsız Gruplar t-testi ve ANOVA testleri uygulanmıştır. Ayrıca, yordayıcılık analizi için Basit Doğrusal Regresyon tercih edilmiştir. Araştırmada elde edilen verilerin analizlerine göre; Bakım verme yükü ölçeği; eğitim durumu, değişkenleri üzerinden kıyaslandığında ölçeklerden alınan puanlar arasında anlamlı düzeyde farklılık tespit edilmiştir. Yaşam doyumu ölçeği verilerine bakıldığında; aile yapısı, otizmli çocuğun cinsiyeti, gelir durumu değişkenleri üzerinden kıyaslandığında ölçeklerden alınan puanlar arasında anlamlı düzeyde farklılık tespit edilmiştir. Başa Çıkma Tutumları Ölçeği verilerine bakıldığında; kişi değişkeni (anne-baba), aile yapısı, gelir durumu, değişkenleri üzerinden kıyaslandığında ölçeklerden alınan puanlar arasında anlamlı düzeyde farklılık tespit edilmiştir. Araştırmada elde edilen verilere göre; ebeveynlerin yaşam doyumu arttıkça, pozitif yeniden yorumlama ve gelişme, zihinsel boş verme, aktif başa çıkma, şakaya vurma, şakaya vurma, diğer meşguliyetleri bastırma ve plan yapmanın arttığı gözlemlenmiştir. Ebeveynlerin bakım verme yükü soruna odaklanma ve duyguları açığa vurma, duygusal destek kullanımının arttığı gözlemlenmiştir. Ebeveynlerde bakım verme yükü arttıkça, yaşam doyumunun azaldığı gözlemlenmiştir. Başa çıkma tutumları ve yaşam doyumu arasında, başa çıkma tutumları ve bakım verme yükü, bakım verme yükü ve yaşam doyumu arasında istatistiksel anlamlılık saptanmıştır.
Otizm spektrum bozukluğu tanısı alan çocukların ebeveynlerinin bakım verme yükü, yaşam doyumu ve başa çıkma tutumlarının incelenmesi
Bu araştırmada otizm spektrum bozukluğu tanısı almış çocuğa sahip ebeveynlerin bakım verme yükü, yaşam doyumu ve başa çıkma tutumlarının incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma betimsel (tanımlayıcı) nitelikte bir çalışmadır. Araştırmada nicel verilere yer verilmiş olup, sayısal değerler aracılığıyla hipotezleri test etmeyi amaçlayan "Nicel Desenli" bir çalışmadır. Araştırmaya İstanbul ilinde 2023-2024 eğitim-öğretim yılında Millî Eğitim Bakanlığı'na bağlı Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezlerinde kayıtlı otizmli öğrencilerin ebeveynlerinden 159 kişilik bir örneklem seçilmiştir. Örneklem elde etmek için, 3-6 yaş, 7-13 yaş ve 14-18 yaş aralıklarında ''Tabakalı rastgele örnekleme yöntemi'' kullanılmıştır. Araştırmada, "Sosyodemografik Bilgi Formu", "Zarit Bakım Verme Yükü Ölçeği", "Yaşam Doyum Ölçeği" ve "COPE Başa Çıkma Tutumlarını Değerlendirme Ölçeği" kullanılmıştır. Çalışmada elde edilen veriler SPSS 27 yazılımı kullanılarak analiz edilmiştir. Ölçekler arasındaki ilişki düzeyi ve yönü, Pearson Korelasyon yöntemiyle incelenmiştir. Değişkenlerin demografik özelliklere göre farklılıklarını anlamak için Bağımsız Gruplar t-testi ve ANOVA testleri uygulanmıştır. Ayrıca, yordayıcılık analizi için Basit Doğrusal Regresyon tercih edilmiştir. Araştırmada elde edilen verilerin analizlerine göre; Bakım verme yükü ölçeği; eğitim durumu, değişkenleri üzerinden kıyaslandığında ölçeklerden alınan puanlar arasında anlamlı düzeyde farklılık tespit edilmiştir. Yaşam doyumu ölçeği verilerine bakıldığında; aile yapısı, otizmli çocuğun cinsiyeti, gelir durumu değişkenleri üzerinden kıyaslandığında ölçeklerden alınan puanlar arasında anlamlı düzeyde farklılık tespit edilmiştir. Başa Çıkma Tutumları Ölçeği verilerine bakıldığında; kişi değişkeni (anne-baba), aile yapısı, gelir durumu, değişkenleri üzerinden kıyaslandığında ölçeklerden alınan puanlar arasında anlamlı düzeyde farklılık tespit edilmiştir. Araştırmada elde edilen verilere göre; ebeveynlerin yaşam doyumu arttıkça, pozitif yeniden yorumlama ve gelişme, zihinsel boş verme, aktif başa çıkma, şakaya vurma, şakaya vurma, diğer meşguliyetleri bastırma ve plan yapmanın arttığı gözlemlenmiştir. Ebeveynlerin bakım verme yükü soruna odaklanma ve duyguları açığa vurma, duygusal destek kullanımının arttığı gözlemlenmiştir. Ebeveynlerde bakım verme yükü arttıkça, yaşam doyumunun azaldığı gözlemlenmiştir. Başa çıkma tutumları ve yaşam doyumu arasında, başa çıkma tutumları ve bakım verme yükü, bakım verme yükü ve yaşam doyumu arasında istatistiksel anlamlılık saptanmıştır.
Özgül öğrenme güçlüğü tanılı ve tipik gelişim gösteren 11-14 yaş çocukların görsel uzamsal algı ve matematik tutumlarının incelenmesi
Görme, algılamada önemli bir yer tutar. Görme sadece iyi görme olarak değil, aynı zamanda bir beyin işlevi, zihinsel bir süreç olarak da görülür. Bunun nedeni, görsel uyaranların beyinde yorumlanması, analiz edilmesi ve işlenmesidir. Matematik becerilerinde görsel algının şekil-harita ve görsel-zamansal alanlarında karşılaşılan zorluklarla benzerlikler göstermektedir. Öğrenme güçlüğü tanısı alan kişiler ayrıca temel matematiksel ilişkiler ve hesaplamalar veya rakam sembolleri ile ilgili problemlere de sahiptirler. Bu araştırma İstanbul'un Avrupa yakasında yaşayan 11-14 yaş grubundaki 50 özgül öğrenme güçlüğü tanılı çocuklar ile 50 tipik gelişim gösteren çocuklar üzerinde gerçekleşmiştir. Bu araştırmanın verileri rehabilitasyon merkezinde ve ilk okullarda bulunan sınıf ortamında çocuklarla birebir çalışılarak elde edilmiş, verilerin toplanması için Kişisel Bilgi Formu, Sosyodemografik Form, Motor Beceriden Bağımsız Görsel Algı Testi-3 (Motor-Free Visual Perception Test 3- MVPT-3) ve Matematiğe Yönelik Tutum Ölçeği kullanılmıştır. Araştırma sonucunda matematik tutum ölçeği puanları, normal gelişim gösteren ve öğrenme güçlüğü yaşayan çocuklar arasında anlamlı bir farkın olduğu; öğrenme güçlüğü yaşayan çocuklarda görsel ayırt etme puanları, çocuklarda şekil zemin puanları, mekânda konum puanları ile ilgi, kaygı, gereklilik, matematik tutum ölçeği puanları arasında anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Özgül öğrenme güçlüğü yaşayan çocuklarda matematik tutum ölçeği puanlarının normal gelişim gösteren çocuklara göre daha düşük olduğu tespit edilmiştir.
Özgül öğrenme güçlüğü tanılı ve tipik gelişim gösteren 11-14 yaş çocukların görsel uzamsal algı ve matematik tutumlarının incelenmesi
Görme, algılamada önemli bir yer tutar. Görme sadece iyi görme olarak değil, aynı zamanda bir beyin işlevi, zihinsel bir süreç olarak da görülür. Bunun nedeni, görsel uyaranların beyinde yorumlanması, analiz edilmesi ve işlenmesidir. Matematik becerilerinde görsel algının şekil-harita ve görsel-zamansal alanlarında karşılaşılan zorluklarla benzerlikler göstermektedir. Öğrenme güçlüğü tanısı alan kişiler ayrıca temel matematiksel ilişkiler ve hesaplamalar veya rakam sembolleri ile ilgili problemlere de sahiptirler. Bu araştırma İstanbul'un Avrupa yakasında yaşayan 11-14 yaş grubundaki 50 özgül öğrenme güçlüğü tanılı çocuklar ile 50 tipik gelişim gösteren çocuklar üzerinde gerçekleşmiştir. Bu araştırmanın verileri rehabilitasyon merkezinde ve ilk okullarda bulunan sınıf ortamında çocuklarla birebir çalışılarak elde edilmiş, verilerin toplanması için Kişisel Bilgi Formu, Sosyodemografik Form, Motor Beceriden Bağımsız Görsel Algı Testi-3 (Motor-Free Visual Perception Test 3- MVPT-3) ve Matematiğe Yönelik Tutum Ölçeği kullanılmıştır. Araştırma sonucunda matematik tutum ölçeği puanları, normal gelişim gösteren ve öğrenme güçlüğü yaşayan çocuklar arasında anlamlı bir farkın olduğu; öğrenme güçlüğü yaşayan çocuklarda görsel ayırt etme puanları, çocuklarda şekil zemin puanları, mekânda konum puanları ile ilgi, kaygı, gereklilik, matematik tutum ölçeği puanları arasında anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Özgül öğrenme güçlüğü yaşayan çocuklarda matematik tutum ölçeği puanlarının normal gelişim gösteren çocuklara göre daha düşük olduğu tespit edilmiştir.